|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
(ALINTI:Şaman ve Oyunculuk-Erhan Tuna-Okyanus Yayıncılık-Önsöz)
Bir inanç sistemi olarak şamanizm çok geniş bir coğrafyada etkili olmuş, çok uzun bir tarihsel geçmişi olan, diğer dinlerden ve inanç sistemlerinden etkilenmiş, dinlere çeşitli öğeleriyle nüfus etmiş ve günümüzde bile varlığını sürdüren bir inançtır. Sibirya, Orta a-Asya, Kuzey Amerika ve Okyanusya üzerindeki net etkisinin ve varoluşunun yanı sıra çeşitli etkileşimlerle Yakın Doğu ve Avrupa üzerinde dahi etkisi vardır.Fakat Şamanizm�in kökeni Sibirya ve Orta Asya�dır. Özellikle Avcı-Göçebe halkların inanç biçimi olarak görülen Şamanizm, bu özellikleriyle Sibirya ve Orta Asya�da geniş bir yayılım alanı gösterebilmiştir. |
|||||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
��ŞAMAN�� SÖZCÜĞÜNÜN KÖKENİ
Sihirbaz-hekim-büyücü manalarına gelen şaman sözcüğü, Rusça üzerinden Tunguzca ��Şaman�� olarak kullanılmıştır.Fakat, bu sözcük Sibirya ve Orta Asya halklarında değişik olarak anılır.Şaman sözcüğü Yakutlar�da ��Oyun��, Moğollar�da ��Bü,Büge ve Udugan�� , Yakutlar�da kadın şaman anlamında ��Udugan��, Tatar Türklerinde ��Kam��, Altaylı�larda ��Kam, Gam��, Moğollar�da ��Kami�� olarak kullanılışı tartışmaları oluşturduğu gibi aynı zamanda Şamanlık üzerine Güney etkisi ya da Budizm, Lamaizm etkileri tartışmasını da beraberinde getirir. Bu sözcüğün kökeninin Pali dilinde Samana (Sankritçe s�ramana), Çince Sha-men (Pali sözcüğünün bir uyarlaması) olduğu 19.yy oriantalistlerinin başlıcaları tarafından kabul edilmiştir. (1842�de W.Schoot ve 1816�da Dordji Banzarov) tarafından sorgulanmasına rağmen (1914�te) J.Nemeth ve 1917�de B.Laufer tarafından bu görüş reddedilmiştir.Bu araştırmacıların inandıkları ve ispat ettikleri, bu Tunguzca kelimenin Türk-Moğol dillerine çeşitli fonetik şekillerde uyum gösterdiğidir.Arkaik Türkçe�deki K harfi Tatar�larda K olarak, Çuvaşlar� da J, Yakutlar� da Almanca�daki ach karşılığı bir sessiz harf, Moğollarda ts,c,Mançu-Tunguz�larda s, s�, ya da s ya da Tunguzca Saman, Türk-Moğolların kesinlikle şamanı açıklayan Kam (gam) sözcüğünün karşılığıdır.(Mircae Eliade, Shamanizm Archaic Techniques of Ecstasy, s:495) Fakat Saadettin Buluç İslam Ansiklopedisi�nde Şaman maddesinde J.Nemeth�e ��Türk şivelerinde geçen KAM kelimesi ile birleştirip Türkçe olarak göstermek istemiş ise de , bu arada şaman kelimesinin ikinci hecesini izahsız bırakmıştır�� diyerek itiraz etmektedir. (Saadettin Buluç, Şaman Maddesi, İslam Ansiklopedisi CXI, s:311) Banzarov�a göre ise şaman kelimesi Mançuca Şaman�dan gelmektedir. Mançuca Samarambi ��sıçramak, dövünmek�� demektir. Nioredze de bu görüşe taraftar olarak ��bütün bu kelimelerin bir coşkunluk halini hareketli, heyecanlı bir vaziyeti ifade ettiğini �� belirttikten sonra ��şaman veya şaman�ın coşmuş, durmadan oynayan, bir oraya bir buraya sıçrayan kişi �� manasına geldiğini öne sürer.(Saadettin Buluç, Adı geçen eser, s:310) Kelimenin kökeni üzerine olan görüşlerin de ifade ettiği gibi ��şaman�� oynamakla, sıçramakla, coşmak, dans etmekle ilintilidir.Şaman bu özellikleriyle diğer sihirbazlara büyücü- hekimlere benzese dahi, bir özelliğiyle onlardan ayrılmaktadır.Şaman ruhlarla olan ilişkileri tekniğini oluşturduğu bir vecd (ekstaz) hali içinde kuran ve bunu izleyenlere aktaran kişidir.Şaman içinde bulunduğu topluluğun dini törenlerini, yöneten bir rahip, ya da ruhlar tarafından ele geçirilmiş bir büyücü değildir.Şaman ruhlarla ilişkiye geçmek için yer altına inen ve yer üstüne çıkan ve tüm bunları sahip olduğu vecd hali ile yapan bir kişidir.
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||||
|
AVCI VE GÖÇEBE İNANCI OLARAK ŞAMANİZM
Şamanizm çıkış itibarıyla Sibirya ve Orta Asya kökenlidir.Fakat coğrafya ve üretim şekli itibarıyla dünyanın pek çok yerinde şamanlığa ilişkin uygulamalar bulunur ya da Kuzey Amerika'da olduğu gibi doğrudan şamanist uygulamalar bulunur. Bu uygulamaların en temel özelliği avcı ya da göçebe toplumların karakteristiği olmasıdır.Bu toplulukların dini hayatı, tarım topluluklarına nazaran daha çok bireysel uygulamalarla oluşur.Şamanın eylemi bunun kanıtıdır.Bu toplulukların ölüm karşısındaki tavırları, doğayı ve doğayı yöneten güçleri ele alışları tarım topluluklarından farklıdır. Tarım yapan kişi ölümü tohumun tekrar toprağa atılması gibi ele alır, buğday başağı koparılarak (öldürülerek) hem insanlara yiyecek sağlamakta, hem de gelecek yıl yeniden doğmak için bekletilmekte ve baharın gelişi ile yeniden dirilmektedir. Oysa avcı dünyasında: ''Öldürülüp kesilen hayvan insana özünü sağlayacak olan etini verir, dişleri onun süslü, postu elbisesi ve çadır, sinirleri ipi, kemikleri aleti olur.Hayvan yaşamı bütünüyle insan yaşamına aktarılmıştır.Ölüm ve kesme yoluyla pişirme, tabaklama ve dikiş sanatları ortaya çıkar.Öyle ki, eğer doğruysa, Geza Roheim '' öldürülen her şey baba olur '' demiştir.Büyük av mitolojilerinde hayvanların ruhsal babalar olarak saygı görmesinde şaşılacak bir yan yoktur.''(Joseph Campbell, İlkel Mitoloji, Çev: Kudret Emiroğlu, İmge Kitapevi, s:143-144) Yine tarımla uğraşan toplumlarda kollektif üretim çok gerekli ve yoğun olduğu için dini ritüeller, toplu katılımla, rahipler ya da ruhban sınıfıyla gerçekleştirilirken, avcı göçebe toplumlarda kollektif eylem tarımcıya oranla daha düşük düzeyde olduğu için, dini eylem daha bireysel düzeyde gerçekleşir.Bunun en önemli örneği şamandır.Şaman toplumdaki kutsallığa bütünüyle hakim bir rahip değildir.Bazı kutsal törenleri, cenaze törenleri o olmadan da var olabilir.O tarımcı toplumda ritüelin döngüsel doğası sonucu belirlenmiş ayini yerine getiren rahipten, din adamından, farklı olarak toplumu nereden geleceği belli olmayan tehlikelere, kıtlığa, hastalığa karşı koruyan biridir. ''İki dünya arasındaki zıtlık rahip ve şamanın karşılaştırılmasıyla daha da açık görülebilir.Rahip, kabul edilmiş dinsel bir örgütün toplumsal biçimde törenle üyeliğine alındığı, belirli mevkiler kazanan ve kendisinden öncekiler tarafından da kullanılan bir büronun kiracısıymış gibi davranan biriyken, şaman kişisel psikolojik bir bunalım sonucu kendi başına güçler kazanan biridir.Düşünde ona görünen ruhsal ziyaretçiler daha önce kimse tarafından görülmemiştir, onlar onun ruhları ve koruyucusudurlar.''(Joseph Campbell-İlkel Mitoloji- s:249) Dolayısıyla tarım toplumu ile avcı ve göçebe halklar arasındaki farklılıklar, yaşam biçimlerinden, üretim biçimlerinden, birbirleri ile ilişkilerini belirleyen toplumsal yapılanmalarına kadar farklılıklar gösterir.Bu farklılıklar onların yaşam anlayışlarında ortaya çıktığı gibi ölüm anlayışlarında da varolur.Accı ve göçebe toplum için ölüm, belirgin bir şiddet ile ortaya çıkan korkulan bir durumdur.Ölülerden, onların ruhlarının geri dönmesinden korkulur.Pek çok avcı ve göçebe toplulukta ölü çadırdan çadırın kapısının dışında bir delik açılarak çıkarılır.Böylece ölünün yaşadığı yere dönüş yolunu bulamayacağı düşünülür.Oysa tarımcı halklar ölümü, yaşamın doğal bir şaması olarak görürler ve yeniden doğmak üzere tohumun toprağa düştüğü anla benzeşirler. Tarım toplumları ile avcı göçebe tolumlar arasındaki bir temel farklılıkta kozmogonilerinde yatar.Tarım yapanlar dünyayı her yıl yenilenen ritüellerle yeniden yaratırken, avcı göçebe toplumların dünyanın yaratılışı üzerine olan düşünceleri bir kereye özgüdür ve hemen köken mitolojileriyle ilişkilendirilerek sürer.
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#4 (permalink) | |||||||||||
|
ŞAMANİZM (...devamı)
Şamanizm�in avcı-göçebe toplumların karakteristiği oluşuna ilişkin olarak zaman hiyerarşisi içinde söylenebilecek bir önemli nokta da paleolitik avcıların bölgesinde bulunan şamanist unsurlardır.Baykal gölünde, Malta�da, İskutsk�un ellibeş mil kuzey batısında, Byeleya ırmağı kenarında bulunan örende, ��Boyları iki santimden onbeş santime kadar değişen, biri mağara aslanı derisi giymiş, ötekiler çıplak yirmi kadın heykeliyle karşılaşıyoruz�..�� (Joseph Camphell-İlkel Mitoloji- s:353) Bu bölge, bu günkü Şamanizm merkezlerinden biridir. ��Malta�da on dört hayvan bulunmuştur! Altısı kutup tilkisi, altısı geyiktir, hepsinin de butları ve boynuzları yoktur (hayvanların gömülmeden önce yüzüldüğünü ve belki de şaman kıyafeti yapımında kullanıldığını düşündürtüyor); bir kuşun baş ve boynu bir mamutun ayağı mamut dişinden altı uçucu, bir yüzücü kuş da bulunmuştur, hepsi kaz veya ördekleri temsil etmektedir.İki yanında spiral labirent deseni çizilmiş dişten yapılma balık, şaman aracı olduğunu düşündürten dişten bir çubuk ve son olarak, çok dikkat çekici raşitikmiş gibi görünen, bol mamut dişi süslemeleri olan dört yaşında bir çocuk iskeleti.�� (Joseph Camphell-İlkel Mitoloji- s:353) Birçok araştırmacı, paleolitik dönem avcılarının inanç sistemlerindeki şamani unsurları ortaya koymuş bulunmaktadır.Horst Kirschner, Lascaux�taki ünlü mağara resminin şamanca bir vecd hali olduğunu açıklamıştır.Aynı yazar tarih öncesi yerleşimde bulunan gizemli objelerin davul tokmağı olduğunu düşünmektedir. (Mircae liade, Shamanism Archaic Technique of Ectasy- s:503) Lascaux mağarasında bulunan paleolitik döneme ilişkin duvar resimlerinin basitçe av sahnelerini canlandırmadığı, bu resimlerin büyü amacıyla yapıldığı çeşitli bilimadamları tarafından öne sürülüyor.Bu düşünceyi destekleyen en önemli öge , mağaraların, özellikle resimlerin bulunduğu bölümlerin ulaşılması çok zor yerde olmasıdır.Bunlar barınmaktan daha çok bir ibadet yeri gibi işlev görmüşlerdir.Ve bu ibadetlerin yöneticisinin de şaman olması muhtemeldir. ��Avcı büyüsünün Taş Çağ katedralindeki gizemi hissettiren bir başka resim daha var, doğal bir çıkıntı veya gizemli bir kilise bodrumu gibi, mağaraların ana taban düzleminden aşağıda, uzanılması zor ve ters bir yerde.Kocaman bir bizon, anüsünden girip cinsel organından çıkarak bağırsaklarını dışarı dökmüş bir mızrakla zayıf bir erkeğin karşısında duruyor.Erkek (mağaradaki tek kaba desen ve tek insan ) şaman transı durumunda. Kuş maskesi takmış, dik fallusu boğaya dönük.Yerde ayaklarının dibinde bir mızrak-sopa var, yanında da tepesinde kuş imgesi bulunan bir büyücü değneği veya asası duruyor.Bu cılız şamanın arkasında, yürüyüp giderken dışkıladığı anlaşılan büyük bir gergedan görülüyor.�� (Joseph Camphell-İlkel Mitoloji- s:353) Buradaki insan figürünün kuş maskesi takmış olması ve yanında bulunan mızrak- sopa�nın üzerinde kuş figürü bulunması Sibirya�dan Kuzey Amerika� ya kadar uzanan Şamanlık edebiyatında kuşun özel bir yeri olması dolayısıyla, bu figürün bir şamanı tasvir ettiğini düşündürüyor. Pirene�lerdeki ��Trois Freres�� mağarasında bulunan ve ��Trois Freres Büyücüsü�� adı verilen bir başka resim de yine paleolitik dönem içinde yer alır.Bu resim zorlu dehlizlerle varılabilen bir iç mağara odasında bulunmuştur.Hayvanın göğsüne doğru inen bir sakalı var ve ayakları insan ayağı şeklinde, gözleri baykuş gibi yuvarlak, kurt veya atınkine benzer bir kuyruğu ve hayvanınkini andıran bir fallusu var. Bu resimde bize ayin yaparken hayvanı taklid eden şamanı anımsatıyor. Bu tür paleolitik mağaralarda bulunan önemli şeylerden biri de ayı ritüeline ait sunaklar, ayı kemikleri ve kafa taslarıdır. Bunların özellikle ve özenle yerleştirilmeleri bunlara ait bir kültün varlığını kanıtlar. ��Almanya�da Velden yakınındaki Peterhöhle mağarası 1916-1922 yılları arasında Konrad Hörmann tarafından kazılmıştır. Mağarada dolap gibi nişler vardır ve içlerinde gene bacak kemikleriyle birlikte, beş ayı kafası bulunmaktadır. (Joseph Camphell-İlkel Mitoloji- s:364) Asya Şamanlığında da ayı bir tabu olarak yer alır,Şamanistler bilhassa ormanlarda ayının adını söylemekten korkarlar. Bu tabuların kökenlerinin paleolitik avcıların ayı kültüne kadar uzanması ihtimali vardır. Bu gün hala Anadolu�da ayıya ilişkin efsaneler anlatılır. Görüldüğü gibi Şamanizm kökleri insanlığın ilk devirlerine kadar uzanabilen, ilkel inançların, sihir kültlerinin bir devamıdır.Şamanizmin görüldüğü yerlerde bu ilkel inançlara, sihir kültlerine, belki zaman içinde yer yer farklılaşmış bile olsa, en azından izlerine rastlanabilmektedir. �� Eski avcılarla bu günküler arasında bin yıllar, belki yüz bin yıllar geçmiş olmasına karşın, bu bölgelerde ekonomik koşullar değişmiş değil ve belki de aynı, insan öz olarak değişmeden kalmış. Bu gün de aynı kurbanlar sunuluyor.�� (Joseph Camphell-İlkel Mitoloji- s:367) Şartların binlerce yıldır hiçbir şekilde değişmemesi doğaldır ki mümkün olamaz.Fakat avcılık, hayvancılıkla geçinen dolayısıyla göçebe bir kültüre sahip olan topluluklarda yaşamın temel ilkeleri aynı kaldığından, en ilkel avcılık döneminin sihir kültlerine, inanç biçimine rastlanılabilmektedir.Bu gün Asya�da hala Şamanizm inancına bağlı topluluklar yaşamaktadır.Anadolu�da tahtacılarda, Türkmen�lerde şamanist inancın izleri vardır. Alevi kültürü bunların İslam�la kaynaştırarak, içinde şamanist izler taşıyan geleneklerin bu gün bile sürdürücüsü olabilmektedir. Bütün bu izlerin günümüzde dahi varolmasını sağlayan ise şamanist inançların köklerini avcılık, hayvan yetiştiriciliği ve göçebe kültürden almasıdır.
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#5 (permalink) | |||||||||||
|
ALINTI:Türk Kültürü, sayı: 100, Şubat-1971
DİVANÜ LÛGAT-İT-TÜRK'TE ŞAMANİZME AİT KELİMELER Prof. Dr. Abdülkadir İNAN Mahmud Kâşgarî bu çok kıymetli eserini Türklerin bir devlet olarak İslâm dinini kabul ettiklerinden bir buçuk asır sonra Irak'ta, ihtimal Bağdat'ta oturduğu zaman yazmıştır. İslâm dünyasının kültür merkezi olan Irak'a ne zaman geldiğini bilmiyoruz. 1069-74 yıllarında en fasih ve beliğ Arapça ile büyük bir eser telif edebilen Kâşgarî'nin her halde uzun müddet İslâm kültürü merkezlerinde bulunmuş olduğuna şüphe yoktur. Onun, 1041 yılında Müslüman Türklerle müşrik Yabaku ve Basmıl Türkleri arasında cereyan eden büyük savaşa iştirak eden Türk gazilerini görmüş ve onlarla konuşmuş olması (III, 227) eserini yazdığı tarihten aşağı yukarı otuz yıl önce Türkistan'da, Kâşgar'da ve çevresinde bulunmuş olması gerektir. Kâşgarî koyu bir Müslümandır. Müşrik Türklerle savaşan, Budistlerin tapınaklarını yıkıp putlara en ağır hakaret eden gazilerin destanlarından parçalar nakletmektedir (I, 343, 483). Bir Müslüman Türk bir Budist Uygur'u öldürdüğünü öğünerek anlatıyor: "Bana bir müşrik Uygur geldi, dedim: şimdi sen yat, kuşlara et ol, seni kerkes ve kurd istiyor" (I, 36). Bu gibi şiirler naklederken Kâşgarî mutaassıp bir Müslüman heyecanıyla izah ediyor. Fakat Müslüman Türklerin eski Şamanizm kalıntılarından olan kelimeleri ve terimleri izah ederken tam bir Şamanist Türk gibi konuşuyor. Bazan, Şamanist kalıntısı olan inanışları ifade eden kelimeleri ve terimleri anlatırken "Türkler böyle inanırlar", "bu inanış çok yaygındır" demekle yetinir. Kâşgarî'nin "umay" üzerine verdiği bilgiler dikkate değer. O, bu dişi tanrıyı unutturma çabasını, bilerek göstermiştir. 1. abaçı umacı, bununla çocuklar korkutulur, ağır basma, kâbus. I, 136. 1a. abakı göz değmesin diye bostanlara, bahçelere dikilen korkuluk. I, 136. 2. arva afsunlamak, "kam arvaş arvadı = şaman afsunladı (büyü yaptı)." I, 283. arvaş birlikte afsun söylemek. "Kamlar kamug arvaştı = kamlar anlaşılmayan sözler söylediler." Cin çarpmasına karşı yapılan üfürükler de böyledir. I,236. 3. arvış afsun, "arvış arvadı" büyü afsun yapıldı demektir. I, 249. NOT:Büyüleme anlamına gelen sihrî bir terimdir. Kıpçak grubu Türk boylarında "arbav", Orta Asya Türk lehçelerinde "arbağ" denir. Ali Şir Nevaî bir şiirinde "yılan arbağı" deyimini kullanmıştır: Zülgî sevdasında bilmezler Nevaî nüktesin çün cünün guftaridir yahut yılan arbağı Yılan afsunu Türk uluslarında çok yaygın bir folklor maddesi teşkil ediyor. Ali Şir Nevaî'nin şiirindeki "arbağ" kelimesini "Abuşka" sözlüğü yazan şöyle açıklıyor: "yılanı ininden çıkarmak yahut zehrini gidermek için okunan afsundur". (Vilyaminov-Zernov neşri, s. 16; yine bk. A. İnan "Ali Şir Nevaî ve Folklor" Türk Folklor Araştırmaları 1966 no.198 s. 3510). 4. çıvı cinlerden bir bölük. Türkler şuna inanırdı ki: iki bölük birbiriyle çarpıştığı zaman bu iki bölüğün vilâyetlerinde oturan cinler dahi kendi vilâyetlerinin halkını kollamak için çarpışırlar. Cinlerden hangi taraf yenerse onlardan yana çıktığı vilâyet halkı da yener. Geceleyin bu cinlerden hangisi kaçarsa onların bulunduğu vilâyetin hakanı da kaçar. Türk askerleri geceleyin cinlerin attıkları oktan korunmak için çadırlarında saklanırlar. Bu, Türkler arasında yaygındır, görenektir. III, 225. 5. ıduk ıdık kutlu ve mübarek olan her nesne. Bırakılan her hayvana bu ad verilir. Bu hayvana yük vurulmaz, sütü sağılmaz, yünü kırkılmaz, sahibinin yaptığı bir adak için saklanır. I, 65. NOT: Çağdaş Türk lehçelerinde ızık, ıyık, iyik, ıtık. Şamanist Türklerde bir koruyucu ruha, binit olmak üzere salıverilen, binilmiyen, boş bırakılan at. Salıvermek, göndermek manasındaki "id-" kökünden partisiptir, "mübarek, mukaddes" anlamlarını, galiba çok erken, belki Hunlar devrinde almış olsa gerek. 6. ırk falcılık, kâhinlik ve bir kimsenin gönlündekini bilmek. I, 42. ırkla kehânet etmek. "Kam ırkladı = şaman kâhinlik etti, ırka baktı." III, 443. NOT: Eski Uygurlarda Orhun harfleri ile, IX.asırda yazılmış olduğu tahmin edilen "Irk Bitig" adlı fal kitabı V. Thomsen tarafından okunmuş ve neşredilmiştir. Bu eser H. N. Orkun tarafından "Eski Türk Yazıtları" adlı eserinin II. kitabında (s. 71-91) yayınlanmıştır. 7. ısrık çocukları perilere ve göz dokunmasına karşı afsunlamak için ilâç yapıldığı zaman söylenir; çocuğun yüzüne tütsü verilerek "ısrık ısrık!" denir ki "ey peri ısırılmış olasın!" demektir. I, 99. 8. kam kâhin, şaman. III, 157. 9. kaş beyaz veya siyah temiz taş. Bunun beyazını yüzük kaşına korlar. Bununla şimşekten, susuzluktan ve yıldırım düşmesinden korunurlar. Kaş taşı bulunanlara yıldırım isabet etmez. Türklerin inancına göre böyledir. III, 22, 152. 10. kovuç cin çarpması eseri. Böyle olan adamın yüzüne soğuk su serperler, sonra "kovuç, kovuç!" denir. Üzerlik ve öd ağacı ile tütsülenir. Bu "kaç, kaç!" demek olsa gerektir. I, 163. 11. kovuz Oğuzlar "kovuç" kullanırlar, "yel kovuz bitiği" denir ki cin çarpmasına karşı afsun üfürük, demektir. III, 163. 12. kösgük göz değmesinden sakınmak için üzüm bağlarına ve bostanlara dikilen nazarlık (korkuluk) II, 289. 13. monçuk atın boynuna takılan değerli taş; arslan tırnağı, muska gibi şeyler. I, 475 NOT: muncuk. Bu kelime-terim XVI-XVII. asırlarda Ukrayna ve Lehistanlılara askeri terim olarak "buncuk" geçmiştir. Onlara Osmanlı Türklerinden geçtiği kabul edilmektedir. "Tuğ" teriminin kendisi geçmediği halde Tug'un sözlerinden ve şehrî mahiyeti olan "boncuk"un adı geçmesi izah edilemiyor. Osmanlılarda da tuğ eski anlamıyla değil, "sorguç"a tuğ denilmiştir. Ş. Sami'nin tuğ kelimesini izahına göre böyledir ("Kamus-ı Türki" 452). Eski tuğlardaki "munçuk"lar, herhalde, nazarlık olarak kullanılmış olsa gerek. Kaşgâri'nin izahından da bu anlaşılmaktadır. 14. temür (demir). Kırgız, Yabaku, Kıpçak ve daha başka boyların halkı and içtiklerinde, yahut sözleştiklerinde, demiri ululamak için kılıcı çıkararak yanlamasına öne korlar. "Bu gök girsin kızıl çıksın" derler ki "sözünde durmasan kılı kanına bulansın, demir senden öcünü alsın" demektir. Çünkü onlar demiri büyük sayarlar. I, 362. 15. tiki geceleri işitilen ses. Türkler öyle sanırlar ki ruhlar sağ iken yaşadıkları şehirlerde her sene bir kerre toplanırlar ve halkı ziyaret ederler. Geceleyin bu sesi kim işitirse ölür. Bu Türkler arasında yaygındır. III, 230. 16. uçguk uçuk, ingi. I, 98. NOT: uçguk. Bu kelime çağdaş Türk lehçelerindeki "uçuk" kelimesinin eski şeklidir. En çok dudaklarda peyda olan içi sulu kabarcıklara denir. Hararetli hastalarda görülür. Bir çok Türk boylarının inanışlarına göre bu uçuk denilen kötü bir ruhun marifetidir. Bu hastalık özel bir törenle tedavi edilerek afsunlanır. Bu hastalığı "uçuklanma", tedavi eden kocakarılara "uçukçu" denir. 17. umay son, kadın doğurduktan sonra karnından çıkan hokka gibi nesne. Buna çocuğun ana karnında eşi denir. Şu atalar sözünde de gelmiştir: "Umaya tapınsa oğul olur." Kadınlar onu uğur sayarlar. I, 123. NOT: Umay. Bilindiği gibi Umay eski Türklerin dişi tanrılarından biridir. Mahmud Kaşgarî'nin bu ruh hakkında verdiği bilgi pek fazla İslâmlaştırılmıştır. Bununla beraber "umayka tabınsa oğul olur", "kadınlar bunu uğur sayarlar" diyerek eski inanışa da işaret etmiştir (bk. A. İnan "Umay ilahesi hakkında" Türkiyat II, 1926; Makaleler ve İncelemeler 1968 s.397-399). 18. us Kerkes kuşu. Bu kuş bir adamın yüzüne karşı ıslık çalarsa uğur sayılmaz; bu ölüm işaretidir. I, 228. 19. üngüjin çölde insan öldüren umacı, gulyabani. I, 146. 20. ürüng afsuncuya, arbagcıya verilen para. I, 134. NOT: ürüng Asıl anlamı beyaz, ak demektir. Göçebe Türk boylan süte ve sütten elde edilen gıda maddelerine yogurt, yağ, kurat, ayran, kımız gibi (K.Yudahin Kırgız Sözlüğü s. 37) Yakutlarda süt ve sütten yapılan gıda maddelerine "ürüng as" derler (E.Pekarski Yakut Sözlüğü "as" kelimesi izahında s.163). Anadolu'da bu kelime eski anlamı olan "sütten yapılmış gıda maddeleri (Söz Derleme Dergisi III, 1936) anlamını muhafaza etmiştir. Şaman ve üfürükçiye verilmesi gereken ücrete Başkurt ve Kırgızlarda tıpkı Kâşgari'da olduğu gibi "elig ürüngi ber = üfürükçiye akını ver" derler. 21. yârın kürek kemiği. Türklerin şöyle bir atalar sözü vardır: "kürek kemiği karışırsa memleket karışır. III, 21. NOT: Kürek kemiği falı için bk. A. İnan Tarihte ve bugün Şamanizm s.151-159. 22. yat taşlarla yağmur ve rüzgâr getirmek için yapılan bir büyücülük. I, 159. yatla "yatçı yatladı" - yada yaşı kullanan yadacı yada taşı ile afsun yaptı. III, 307 NOT: Havaya tesir etmek için okunan (söylenen) afsun ile kullanın taşa yada, cada, yat denilmiştir. Türk kavimlerinde çok eski devirlerden beri pek yaygın olan inanca göre Türk Tanrısı Türklerin büyük dedelerine yada denilen sihirli bir taş armağan etmiştir. Bu taşla istenildiği gibi yağmur, kar, dolu yağdırılabildiğine inanmışlardır. Ali Şir Nevaî Favaıdül kibar'ında yada taşını zikreder: yada taşıga kan teygeç yağın yagkandek eş sakı yağar yağmurdık eskiş çün bolur serab alud 23. yel cin "er yelpindi" denilir, "adama yel (cin) çarptı" demektir. III, 108. 24. yelpin cin çarpmış, "oğlan yilpindi" denir ki "oğlan yele, cine çarpıldı" demektir. III, 108. 25. yelvi büyü, sihir, büyücüye "yelviçin" denir. III, 33. NOT: yel ~ yil genel olarak çağdaş pek çok Türk boylarında şerir ruh anlamına "yel ~ yil" kelimesi kullanılır. 25a. yelbüke ejderha, şu savda dahi gelmiştir "yeti başlığ yil büke = yedi başlı ejderha." III, 227. NOT: "yilbüke" kelimesinin değişmiş şekli olan "yelbigen" Altay ve Televat Türklerinde tesbit edilmiştir ki müdhiş garibe ve insan yiyen bir yaratıkmış (Radlov W. III, 357). Aynı yaratığın adı Hakaslarda "çibigen" şeklinde söylenir (N.Baskakov. Hakas Sözlüğü, s. 316). Yine bir çok böyle Şamanizm kalıntısı kelimeler vardır. Bunların hepsini bir kitap halinde toplamak için çalışmaktayım. Kaşgarî'nin bu eseri Türklerin eski kültürünü araştırma ve inceleme için bir hazinedir. 26. yog ölü gömüldükten sonra üç yahut yedi güne kadar verilen yemek. III,143 yogla ölü için yemek vermek. Türklerin göreneği böyledir. III, 309. Kâşgari'nin Alp Er Tonga'nın yog törenindeki ağıttan aldığı şu beyitte bu yog töreni şöyle tavsif ediliyor: Herkes kurt gibi uluşuyor Yakasını yırtarak bağırıyor Ünü çıkasıya haykırıyor Gözü örtülesiye kadar ağlıyor. I, 189. Özgün metin: Ulşıp eren börleyü Yırtın yaka urlayu Sıkrıp üni yırlayu Sıgtap közi örtülür 27. yog basan ölümden sonra yedi gün verilen yemek. III, 399.
__________________ |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| İŞte Şamanİzm | rojda87 | Zerduştluk, Şamanizm, Budizm vb. | 0 | 28-07-2008 08:14 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.