|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||
|
KÜRT TARİHİNDEN BİR KESİT
AZADİ ÖRGÜTÜ VE CİBRANLI HALİT BEY - Mehmet Emin Sever Cumhuriyet döneminin en önemli Kürt ulusal haraketlerinden biri 1925 direnişidir. Bu direniş, Kürdistan’ın ulusal bağımsızlığını amaçlayan örgutlü ber harekettir. Haraketin düzenleyicisi ve öncüsü AZADİ ÖRGÜTÜ’ dür. Örgütün lideri de Cıbranlı Halit Bey’dir. Azadi örgütlenmesi, Kürtlerin uzun süredir devam eden ve giderek artan rahatsızlıklarının sonucunda, kendinisini red ve inkar edenlere karşı başkaldırılar zincirinin önemli bir halkasıdır. Azadi, kendisinden önceki olaylardan beslendiği gibi, kendisinden sonraki başkaldırılara da günümüze dek ivme kazandıran, zemin hazırlayan bir siyasal organizasyondur. Bu nedenle Kürt ulusal mücadele tarihine kısa bir göz atmakta fayda vardır. Kuzey Kürdistan’ daki 1840-1940 yılları arasında ortaya çıkan ulusal hareketleri birbirinden ayırmak, tek tek incelemek olayın bütününü kavramaya yetmez. Olaylar silsilesi bir zincirin halkalarıdır. Birini koparmak tarihsel sürekliliği bozacağından yanlış olur. Kürt halkı, Yukarı Mezopotamya’da Kürdistan coğrafyasının yerleşik, kadim bir halkıdır. Tarihi süreç içinde, bazen bölgenin en güçlü devletlerini kurmuş, kültürünü yaşamıştır. Sonraları güç dengelerinin değişmesiyle, başka devletlerin egemenlik alanları içinde; ancak özerk beylikler, mirlikler şeklinde yaşamışlar. Osmanlı imparatorluğu döneminde 1638 de Osmanlı- İran arasındaki Kasr-ı Şirin antlaşmasıyla Kürdistan önce ikiye bölündü, daha sonra 1.Dünya Savaşı bitiminde de dörde bölünecektir. Osmanlı imparatorluğu döneminde, Kürdistan’a üç önemli müdahale olmuştur. Birincisi 1514 Çaldıran Savaşın’da, sunni Kürt beyliklerinin, Şah İsmail’e karşı Yavuz Selim’in tarafında yer alması ve İdris-i Bitlisi’nin de oluşumuna yardımcı olduğu Osmanlı- Kürt yakınlaşmasıdır. Şii Şah İsmail’e yardım eden Alevi Kürtler’e yaptığı mezalim dışında, Yavuz, Kürt beyliklerine daha geniş yetkiler, berat ve hediyeler vererek onlarla daha fazla yakınlaşmış; ancak savaş zamanlarında Kürtlerin Osmanlılar’ın yanında savaşa katılması ve belli bir alanda vergi vermesi suretiyle, onları merkezi otoriteye bağlamış, böylece yarı bağımlı bir konuma getirmiştir. Kürdistan’a ikinci müdahale, II. Mahmut olmuştur.Bu dönemde Kürt beyliklerinin merkezi otoriteye bağlaması onlarda Osmanlı’ya karşı rahatsızlık ve güvensizlik oluşmuş, sonuçta Kürtler, özerklik ve bağımsızlık mücadelesini vermişlerdir. Örneğin II.Mahmud’a karşı Botan Emiri Bedirhan Bey İsyanı ile Kürt birliğini oluşturma çabası (1840), daha sonra da İranda “Bağımsız Kürdistan”ı hedef alan Şeyh Ubeydullah isyanı görülür (1880). Üçüncü müdahale ise II. Abdulhamit dönemindeki Panislamist politikasıyla, ellerinde Müslüman halk olarak kalan Kürtleri kendilerine bağlama girişimidir. Görüldüğü gibi II.Mahmut, Kürt beyliklerini ortadan kaldırma politikasını temsil ediyor, takipçileri de bunu devam ettiriyorlar. Abdulhamit, bu politikaları değiştirmiyor, Kürtlerle savaşmak yerine onlarla dost olarak kalmak, Ruslar’a ve Ermeniler’e karşı dini yücelterek onları kullanmak istiyor. Daha sonraları, İttihat ve Terakki, Türkiye’de eksik olan özgürlükleri kullanarak, Kürtler’in dikkatini çeker ve Kürt aydınlarınınkendisiyle birlikte hareket etmesini sağlar. Cumhuriyet döneminde ise Mustafa Kemal’ın Kürt politikası çok daha acımasız olacaktır. Bu dönemde Mahmut ve Hamit’in politikasının toplamı, yani Kürtleri hem kullanma, hem de Kürtlüğü ortadan kaldırma yöntemleri uygulanacaktır. Islahat Fermanı, I. ve özellikle II. Meşrutiyet (1908) sonrası aydınlama ve batılılaşmanın getirdiği haklardan, daha önemlisi mazlum milletleri özgürlüğe ve bağımsızlığa kavuşturacak, Amerikan Başkanı “Wilson Prensipleri”nden Kürtler’in de yararlanma arzusu, Kürt aydınlarında ve egemenlerinde ulusalcığın güçlenmesine sebep olur. Bu ulusalcı gayelerle çok sayıda Kürt cemiyetleri, dernekleri kurulur. Kürtçe ve Kürtlükle ilgili gazete ve dergiler çıkartılır. Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki ilk yasal Kürt örgütü, 1908’de Diyarbakır’da kurulan “Osmanlı-Kürt İttihak ve Teraki Cemiyeti”’dir. Aynı yıl İstanbul’da “Kürt Teavun ve Terakki Cemiyeti, “ 1918’de de “Kürt Teali Cemiyeti” (KTC) kurulur. Cemiyetin yayın organları Jin dergisi, Serbesti gazetesi, Kürdistan dergisi, Roja Kurd, Bang-ı Hak ile Bağdat’da çıkarılan Kürdistan dergileridir.1919’da “Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti” ve “Kürt Hevi Cemiyeti”, “Kürt Kadınları Teali Cemiyeti”, “Kürt Milli Fırkası” kurulur. 1920’ lilerin ortasında Seyit Abdulkadir ve yandaşlarını otonomiden yana uzlaşmacı bulan ve bu nedenle “Kürt Teali Cemiyeti”’nden ayrılan, başını Bedirhanilerin çektiği “Bağımsız Kürdistan” yanlısı aydınlar “Teşkilat-ı İçtimaiye Cemiyeti” ni (TİC) kuraralar. Söz konusu bu cemiyetlerde, gazete ve dergilerde, kurucu, üye ve çalışan çok sayıda Kürt aydını ve yurtseveri olmuştur. Bunlardan bazıları Seyit Abdulkadir, Dr.Şükri Sekban, Babanzade Naim, Mehmet Ali Bedirhan, Ferit Fuat Paşa, Babanzade Şükrü, Müküslü Hamza, Mevlamzade Rıfat, Mehmet Şefik, Mehmet Mihri , Emin Ali Bedirhan , Mithat Bey, Bediiüzzaman Said-i Nursi, Dr.Abdullah Cevdet, Şerif Paşa, Cemilzade Ömer ve Kadri, Fuat Temo, Cerrahzade Memduh Selim, Kerküklü Necmettin Hüseyin, Abdulaziz Baban, Mutkili Halil Hayali, Prof. Babanzade İsmail Hakkı, Yusuf Ziya, Kemal Fevzi, Cemil Paşazade Kadri (Zinar Silopi) ve Ekrem, Koçgirili Alişan, Dersimli Alişer, Dr.Nuri Dersimi vs. Bu örgütlerin, çok sayıda şubeleri ve binlerce üyeleri olur. Bu heyecan dalgasıyla Kürt Teali Cemiyeti (KTC) döneminde bir “geçici hükümet” kurulur. Koçgiri’ de bu hükümet adına bir bildiri yayımlanır. Hükümetin Şeyh-ül İslamı da Müküslü Hazma Bey’ dir (Aydınlık Gazetesi,1993, Cumhurbaşkanı Arşivinden). Batılı başkentlerde, batılılarındesteğiyle, Kürtlerin çoğunlukta olduğu, Erzurum, Van, Diyarbakır gibi vilayetleri kapsayan bir “Ermeni Devleti”nin kurulacağına dair plan ve pazarlıkların haberlerini alan Kürtler, kendi davalarının etrafında birleşmiş; kendilerini Ermeni tehdidi altında hisseden Kürt aydınları, varlıklarını korumak çarelerini aramışlardır. Kısaca, batılı devletler eliyle “ Bağımsız Ermenistan”ın kendi topraklarında kurulacağı endişesi ve “Wilson Prensipleri” nin teşvikiyle Kürt aydınları, kurumları (dernek, örgüt, gazete, gergi vs.) Kürdistan’a taşınmışlardır. Kürtlerin içinde bulundukları geri koşullar, feodal bölünmüşlük, gelişmemiş toplumsal doku, aşiretler arası düşmanlıklar gibi nedenlerle, Kürtler kendi özgün yollarını yeterince çizemediler, güçlü bir toplumsal hareketi yaratamadılar. Ayrıca, bölgede etkili olan İngilizler, Fransızlar ve Ruslar, bırakın Kürtleri desteklemeyi, Kürtler’e karşı tavır almışlar veya özlemlerine kayıtsız kalmışlardır. Araplar için söz konusu olan devletlerini kurma desteği Kürtler’den esirgenmiştir. Kürtler’in kendi konumlarındaki bu konjonktürel yetersizlik ve dış destekten yoksunluk, Mondros Mütarekesi sonunda İstanbul Hükümeti’nin zayıflaması, işgal sonrası oluşan kaos ve siyasi boşluk nedeniyle Kürtler kısmen örgütlendiler ve güçlendiler; ancak Kemalist hareketin güç kazanması, abartılmış “Ermeni tehdidi”, Kürtler’e ulusal haklarını tanıyacakları yolundaki vaatleri usta manevralar sonucunda unuturmuş; Kürtler, güçlü, merkezi birleşik bir ulusal hareket ortaya çıkaramamışlardır. Osmanlılar’ ın Rus cephesi çükünce Rus orduları, Kürdistan’ı Kuzeydoğu’dan işgale başlamışlardı. Bunu fırsat bilen Ermeni direnişçiler, tedhiş olaylarını, yakıp yıkma eylemlerini yapmış; sivil Kürtler’e saldırmış ve o zamana kadar iç içe yaşamış, hiçbir problemi ve düşmanlığı olmamış olan Kürtler’ le Ermeniler arasındaki güvensizliği artırmıştır. Bu gibi olumsuzluklar da Kemalist Hareketin manevra alanını genişletmiştir. 1915 yılında çıkarılan Tehcir Yasası (Padişah Fermanı) sırasında ve “Milli Mücadele” yıllarında, Kemalist paşalar, Kürtler’i yanlarına alabilmek bilmek için Kürt-Ermeni çelişkilerini yoğun biçimde kullanmışlardır. Bu şekilde de hem Ermeniler’ i yok etmek hem de Kürtler’i merkezi yönetime bağlama arzusu ve hesabındaydılar. Ermeni Tehcirini ve mezalimini yapanlar, İttihat ve Terakkiciler, Teşkilatı Mahsusa elemanları, ceza evlerinden çıkarılan ve suç işlemeye yatkın kriminal ekipler ve onların etkiledikleri, Ermeni malına tamah eden az sayıda cahil ve yoksul bir halktan insanlardır. Türk solu ve Kemalist yazarlardan etkilenen, “bazı aydın ve yazarların” da iddialarının aksine, Hamidiye Alayları (ki bunlar 1908’ den sonra Aşiret Alayları adını alırlar) sadece Ermeni çetelerinin saldırılarına ve nizami Rus ordusuna karşı savaşmışlardır. Hatta bu alaylara soğuk davranan Dersim Kürtleri de Aşiret Alayları ile birlikte bölgeyi savunmuşlardır. İleride Beytüşşebap ve Ağrı Başkaldırısının lideri ve Azadi Örgünün Siirt şube başkanı Yüzbaşı İhsan Nuri’de katılmıştı bu savaşlara. Ermeni tehciri projesi gereği zaten Ermeni gençleri ve orta yaşlıları daha önceden orduya alınmış, taş ocaklarında ve yol yapımında görevlendirilmişlerdir. Evlerinde kalan yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşan bu zavallı Ermenilere karşı halktan her hangi bir saldırı yapılmamıştı. Kürt aşiret reisleri, şeyh ve melaları, beyleri ve aydınları gibi aşiret alayları da (bazıları hariç) böyle bir eyleme katılmadıkları gibi bu tür eylemlerin, haksız ve büyük günah olduğunu etraflarındaki insanlara söylemişler, saklaya bildiklerini saklamışlardır. Bizim yaşımızdakilerin çoğunun anne ve babasından duydukları budur. Bu bağlamda Mele Selim Taş’ın hac dönüşü Halep’te görüştüğü Ermeni Arif’in babama hediye ve selamlarını da göndererek anlattığı, Varto’nun Kulan-Baskan’ın Çıpanik platosunda, 80 kadar Ermeni, elleri arkalarında bağlı olarak öldürülmelerini beklerken, haberdar olan Melekanlı Şeyh Abdullah Efendi’nin, Ermenileri öldürmenin büyük günah ve suç olduğunu, İslamiyet’te yerinin olmadığını söyleyerek müdahale ettiği, hiç olmazsa bir kaçının kurtulmasına sebep olduğu, kurtulan bu şanslı insanlardan birinin de kendisi olduğunu söylemiştir. Bir başka örnek Rus ordusuna karşı Palandöken ve Çeme Zoro’daki çarpışmalara subay olarak katılan, daha sonraları Beytüşşebap İsyanı’ nı örgütleyen, Azadi Örgütü’ nün lideri Cıbranlı Halit Bey, bu gerçeği daha o günlerde fark etmiş; Ermeni direnişçilerine ve Ruslar ‘a karşı kazanılan bir zafer nedeniyle, subayların şenlik yaptığı sırada, yakın arkadaşlarına üzüntülü bir halde “bu gün, bir gün bizim de boğazımızı kesecek kılıçları biledik” dediğidir (Bruinessen sayfa 314, Gündoğan, sayfa 38-39, Şeyh Sait Efendi nin kardeşi Şeyh Mehdi’ den naklen, ben de aynı zamanda Cıbranlı Halit Bey’in kardeşi olan babam Ahmet Bey’den duymuştum). Kürt aydınlarından Abdurrahman Bedirhan ve arkadaşları Ermeni Taşnak dergisinde yazılar yazmışlardır. 1914’te Bitlis’te İttihat ve Terakki’ye karşı gelişen Kürt İsyanının lideri olan Mele Selim, Ermeniler’le yakınlaşma çabası içindedir. Ayrıca Koçgirili Binbaşı Mustafa ve Alişer Beyler’in tavırları da bu yöndedir. Kürtler’in ulusal varlığını ve haklarını tanıma vaatleri, Kemalistler’in bu süreçte baş vurdukları ikinci manevraydı. Mondros Mütarekesi sonucunda iktidarsızlaşan imparatorluk yetkilileri, ellerinde tek Müslüman güç olarak kalan Kürtler’e sarıldılar ve zamanı geldiğinde geri alınmak üzere bir çok vaatlerde bulundular. Hürriyet ve İhtilaf’ın ileri gelenleri de bu anlayışla İstanbul’daki Kürtler’ den Seyit Abdulkadir, Mehmet Ali Bedirhan ve Mele Said-i Kürdi ile “Kürdistan’a Özerklik Anlaşması”nı imzaladılar ve bu yöreye atanacak olan valinin onayı Seyit Abdulkadir ‘den geçecekti. Mustafa Kemal, 20-30 Ekim 1919’da, Türk ve Kürt delegelerle toplanan “Amasya Protokolü”nde, kayda geçen I. maddeside “Osmanlı Devleti’ nin düşünülen ve kabul edilen sınırı, Türkler’in ve Kürtler’in oturdukları araziyi kaplar, Kürtler’in ırksal ve kültürel haklarını destekler”der. Bu belge “Anadolu ve Rumeli Kuvayi Milliye”nin anayasası, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin ortak istemidir, ilerde de Türkiye Cumhuriyeti’nin çatısını oluşturacak TBMM bu karar üstünde inşa edilecektir. TBMM Başkanı Mustafa Kemal’in Sovyet Dışişleri Komiseri Çiçerin’in mektubuna, Meclis adına verdi cevapta “… Kürdistan’da dahil, diğer bölgeler içinde, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı var” demiştir (Yerasimus, 78.S 325). Mustafa Kemal, 27 Haziran 1920’de, kendi imzasıyla El Cezire Kumandanlığı’na gönderdiği talimatta kısaca “Kürtler’i İngiliz ve Fransızlar’ın propagandalarından korumak için, Kürt vilayetlerini, El Cezire Komutanlığı altında birleştiren ve diret TBMM Başkanlığına karşı sorumlu “Otonom Kürdistan şeklinde kurulsun” demiştir. 1 Mayıs 1920’de M. Kemal ‘’Meclisi Alimizi teşkil eden zevat ne yalnız Kürt, Türk, Çerkez... değil, hepsi anasırı islamiyedir’’ demişti. Yine 1921 Anayasasında ‘’Yerel yönetimler’’ ve ‘’İllere özerklik’’ tanınmıştı. Yine 1921’de “Koçgiri Ayaklanması”’ nın ciddi bir boyut alması üzerine, Kürtler’i yatıştırmak gayesiyle, Ağrı mebusu Şefik Bey başkanlığında bir ikna Heyeti gönderir. Şefik Bey kendilerine: “Ben de Kürdüm, Kürdistan’ın istiklalini ben de istiyorum, zaten meclis bu hakları tanıyacaktır, isyana gerek yok”der, bunun üzerine Kürtler uzlaşırken, isyan vahşi bir katliamla bastırılır (Dersimi,sayfa 129; Cumhurbaşkanlığı-93). Mustafa Kemal, Koçgiri ve Mardin’deki Milli Aşiretinin ayaklanmasını önlemek gayesiyle, kendisine bağlı ve dini etkinliği olan Şeyh Ahmet Şenusi başkanlığında bir heyeti görevlendirir. Eylül 1921’de Bitlis ve Van yörelerine gönderir,buralarda eski Hamidiye Komutanlarından Pirzade Bekir’le görüşür. Sonuçta bu şahsın TBMM ‘ne sunulan önerisi şöyledir: Otonom bir Kürt devleti tanınacak, hükümet yanlısı jandarma ve memurlar geri çağrılacak, toplanan vergiler bölgeye tahsis edilecek, tutuklu olan Kürtler salıverilecek, 5 yılık görev süreli ve referandumla yenilecek olan Kürdistan valisi, Meclis’teki Kürtler’ce önerilecektir. Otonom hükümetin merkezi, Kürt şehirlerinden biri olacak ve 12 üyelik Kürt Konseyi olacak (Hasan Yıldız, Fransız Dışişleri Arşivi, Kürdistan Dosyası, cilt: 13, sayfa: 12-14) . TBMM’ de 10 Şubat 1922’ de yapılan gizli celsede “Kürdistan’ın Özerkliğine Dair Yasa Tasarısı” tartışılmış, 64 muhalife karşı 373 oyla kabul edilmiştir Ek.3(R. Olson,92 sayfa: 69-70 TBMM Gizli Zabıtları). Olsun’a göre 64 red oyu Kürtler’indir, Kürtler kendilerine verilen özerklik düzeyini yeterli görmediklerinden, red oyu kullanmışlardır. Şimdiye kadar anlatılan bu tesbitler, ilerde de görüleceği gibi, Kemalist hareketin gerçekten hiçbir zaman Kürtler’in kendi kaderlerini tayin etme düşüncesini taşımadığını ortaya çıkarmıştır; ancak Kürt ulusal varlığını ve haklarını kabul eder gibi görünmesinin bir taktikten öteye anlam taşımadığı da bir gerçektir.Bu taktiği, Kürt isyanlarını ve siyasi hoşnutsuzluklarını bastırmada kullanmıştır. Nasıl olsa ilerde Kürtlerin sadık kalacakları veya buna mecbur bırakılacağı inancıyla, şimdilik ikna manevralarıdır. Bazen uluslar arası diplomatik görüşmelerde durumu lehine çevirmek, bazen güçsüz oldukları durumlarda Kürtler’in desteğini sağlamak amacıyla yapmışlardır. Tüm bunlardan amaç Kürt ulusal muhalefetini torpillemek, Kürtler’i, Kemalist hareketin destekçisi durumuna getirmek. Ayrıca Kemalistler, “Milli Mücedele” diye adlandırdıkları dönemlerinde, Kürtler’i arkalarına alabilmek için “Hilafeti koruma ve din birliği” propagandasını yapmışlardır. Mustafa Kemal, halifeliği sahiplenerek “gavurun elinde tutsak olan halifeliğin kurtarılması” temasını çok yoğun kullanmış, Halifelik makamını, Kürtler’le Türkler’i birleştiren ortak ve önemli bir simge olarak göstermiştir. Kürt aydınları, Kemalistler’in Kürt ulusal varlığı ve haklarıyla ilgili vaatlerine, başından beri kuşkuyla bakıyorlardı. Çünkü destek vereceklerini söyledikleri Kürdistan’ın değişik yerlerindeki hak arama girişimleri çok kanlı ve acımasızca bastırılıyordu. 1919 baharında, Cizre-Nusaybin yöresinde Ali Batte, 1920 yılı yazında Garzan bölgesinde Cemil’i Çetto ile Viranşehir yöresinde Milli aşiretinin isyanları kanlı bir şekilde bastırılmıştı. En korkuncu ise Koçgiri’de yaşandı. Bu tarz bastırmalar Kürtler’i rahatsız ediyor ve Kemalistler’in inandırıcılığını ortadan kaldırıyordu. Bu duygular Meclisteki Kürt mebuslara da yansıyordu. Örneğin Erzincan Mebusu Emin Bey TBMM de bu konuda “Orada öyle bir mezalim oldu ki tüyler ürperticidir” demiştir. Kürt mebuslarının memnuniyetsizlikleri, Türkiye- Fransa arasında yapılan Ankara Antlaşmasıyla, Suriye’nin Fransızlar’a, daha sonra Musul’un İngilizler’e bırakılmasını, önceleri Kürdistan’ın bölünmesi şeklinde değil de “Kürt aşiretlerinin ve topraklarının bölünmesi, ziraat ve ticari ilişkilerine zarar vereceği” nedeniyle karşı çıktılar; ancak iki yıl sonra Lozan görüşmeleri için TBMM ‘de bilgilendirme toplantısında , Bitlis mebusu Yusuf Ziya Bey, Lozan heyetini şiddetle eleştirmiş, yanlışın Ankara Anlaşmasıyla başladığını ve bölgenin bölündüğünü söylemiştir. KOÇGİRİ AYAKLANMASI Koçgiri, Sivas’ın İmralı ilçesinde bir Kürt alevi bölgesidir. Sivas-Erzincan arasında, Koçhisar, Zara, İmralı, Suşehri, Refahiye ve Kangal çevresinde yaşayan 40 bin nüfusu ve 6 büyük kabilesi vardır Koçgiri’nin. Koçgirili Mustafa Paşa’nın, Alişan ve Haydar Bey (Ümraniye Bucak Müdürü) adlarında iki oğlu vardı. KTC, Alişan Bey ve Baytar Nuri’ye Koçgiri ve Dersim bölgelerinde örgüt şubelerini kurma ve siyasi çalışma yapma görevleri verir. Bu çalışmalardan haberdar olan Mustafa Kemal, Sivas valisi Reşit Paşa vasıtasıyla, bunlarla görüşmek ister. Nuri Bey gitmez, Alişan Bey’le görüşen Mustafa Kemal kendisine, İngilizler’in desteklediği Bedirhaniler ve Cemilpaşazade Ekrem ve Elazığ valisi Ali Galib’in, Sivas Kongresi’ni basma planlarını ve Seyit Abdulkadir’in Kürdistan’ı kurma planlarını söyler, Erzurum Kongresi kararıyla Kürtler’in haklarının verileceğini, Sivas’tan da Alişan’la Nuri Bey’in mebus olmasını teklif eder. Alişan bu teklifi başlangıçta kabul etse de Nuri Bey’le görüştükten sonra ikisi de bunu red eder. 1921 yılı başlarında, Kangal’da Hüseyin Abdal Tekkesi’nde, başta Cambegan ve Karmeşan olmak üzere bölgede Kürt aşiretlerinin katılımı ile bir toplantı düzenlenir. Toplantıda Sevr’ in uygulanması, Diyarbakır, Van, Elazığ, Dersim ve Koçgiri’yi içine alan “bağımsız bir Kürt Devleti” kurulması kararlaştırılır. Temmuz 1921’de, Mısto komutasında Zara’ın Çulfa Ali Karakolu’na, arkasından Şadan Aşiret Reisi Paşo tarafından Refahiye’ye saldırılar olur. Mustafa Kemal, bir taktik ile, Alişan Bey’i Refahiye Kaymakamlığına, kardeşi Haydar Bey’i de Ümraniye Bucak Müdürlüğüne tayin eder. Daha sonra Sivas yöresinde Zalim Çavuş lakaplı, Şadan Aşiretinden Hüseyin Ağa, Zara’ya saldırır. Ayaklanmayı bastırmaya gelen 6. Suvari Alay Komutanı Halis Bey esir alınır ve kurşuna dizilir. Subay ve erler tutuklanır.Alişan ve Haydar Bey’ler direnişçilere yardımcı olurlar. Kürtler’in de Ermeniler gibi sürülecekleri söylentileri halk arasında yayılınca ayaklanma büyür. Kemah’ta da halk kaymakamı tutuklayıp, yönetime el koyar. Ayaklanan aşiretler, Koçhisar Celali Bucağından, TBMM’ ye bir telgraf çekerek, Koçgiri’nin özerk bir vilayet yapılmasını isteyip şu dilekte bulunurlar: “İstanbul Hükümeti gibi Ankara Hükümeti’nin de Kürdistan’ın özerkliğini tanıması, Mustafa Kemal’in bu konuda acilen yanıt vermesi, Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan ceza evlerindeki tutukluların hemen salıverilmesi, bölgeden askeri birliklerin ve hükümet memurlarının geri çekilmesi”. Bu muhtıra, Baytar Nuri’nin babası İbrahim Efendi tarafından kaleme alınır. Bunu takiben Batı Dersim Aşiret Reisleri adına TBMM’ ye 25 Kasım 1921’de şu başvuruda bulunulur: “ Sevr anlaşması gereğince, Diyarbakır, Elazığ, Van ve Bitlis’te bağımsız bir Kürdistan kurulması, aksi takdirde bu hakkı, silah zoruyla alacağımızı belirtiriz.” (Mumcu, sayfa:34-35). Alişan Bey Ovacık, Hozat, Çemişgezek’te aşiret reisleri ile toplantılar yapar. 45 bin milis kuvveti toplanır, bağımsız Kürdistan için yemin edildir. Bu yemine Seyit Rıza katılmamıştır. Nuri Dersimi, eylemi şöyle anlatıyor: “ Önce Dersim yöresinde Kürt istiklali ilan edilecek, Hozat’ta Kürdistan bayrağı çekilecek, Kürt silahlı güçleri (milis kuvvetleri) Erzincan, Elazığ, Malatya üzerinden Sivas’a gidecek ve Ankara Hükümeti’nden Kürdistan’ın istiklalinin tanınması istenecektir.” Ayaklanmanın büyümesi üzerine, Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa (Sakallı) Genel Kurmaya bir plan sunar.Topal Osman’ın Giresun Alayını da emrine alır. 11 Nisan 1921’ de emrindeki tüm kuvvetleriyle ayaklananların üzerine yürür. Büyük ve kanlı çarpışmalar olur. 17 Haziran’da isyan bastırılır. Alişan ve Haydar Bey’ler teslim olurlar. Bazı aşiretler hükümetten yana tavır alırlar. Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Osman bir bildiri yayımlayarak 272 eşkıyanın ölü,56 eşkıyanın sağ teslim alındığını, 113 köyün yakılıp yıkıldığını bildirirler (Mumcu, sayfa :27). Ermeni lideri Boğos Paşa, Paris Barış Konferansı’na 12 Şubat 1919’da, Ermeniler’in tüm Kürdistan illerini kapsayan bölgeyi istedikleri önerisini götürür (Erzurum-Adana’nın doğusu). Eski Osmanlı Hariciye Nazırı, Kürt Sait Paşa’nın oğlu, Stokholm eski büyük elçisi Şerif Paşa ise bu illerin Kürtler’e ait olduğunu ve kendilerine verilmesini talep ediyordu. İstanbul Hükümeti gelişen bu durumdan tedirgindi. 10 Temmuz 1919’ da, Sadarette hükümet yetkilileriyle Seyit Abdulkadir başkanlığındaki Mehmet Emin Bedirhan, Mevlamzade Rıfat, Yüzbaşı Emin ve Binbaşı Avni Bey’lerden oluşan heyet arasında görüşmeler yapılır. Tartışmalardan sonra da “Özerk Kürd Devleti” üzerinde anlaşmaya varılır.Bu anlaşmaya göre Kürdistan bölgesine atanacak vali, Seyit Abdulkadir’in onayından geçecektir. 20 Aralık 1920’ de Boğos Paşa ve Şerif Paşa anlaşarak ortak bir muhtıra sunarlar. Bu muhtıra özetle şöyledir: “ Ermeni ve Kürd uluslarının anlaşarak, ulusların kaderlerini tayin hakkı ilkesi icabı, büyük devletlerden birinin koruması altında, Ermenistan ve Kürdistan devletlerinin kurulmasını, bizlere aydınlanma ve gelişmede yardımcı olunmasını, iki devlet arasında toprakların adil bir şekilde paylaşılmasını talep ediyoruz”. < Bu sıralarda, Seyit Abdulkadir Van ve Erbil bölgesinde, yeğeni Seyit Taha ve Sımko İran bölgesinde, Şeyh Mahmut Berzenci Süleymaniye’ de, Türkiye’deki örgütler Türkiye Kürdistan’ında özerk Kürdistan çalışmaları içerisindeler. Ermeniler’in de aynı bölgelerde hak iddiaları vardır. Dolayısıyla Ermeniler ile Kürtler ve Kürt liderler arasında nasıl bir anlaşma olacaktır? Çelişkiler nasıl giderilecektir? 23 Temmuz 1919’ da Erzurum Kongresi toplanmıştır. Kongre’de Mustafa Kemal şöyle söyler: “ Elazığ valisi Ali Galip, İngiliz binbaşısı Noel, Bedirhanilerden Kamuran, Celadet ve onbeş kadar Kürt atlısı, Malatya Mutasarrıfı Bedirhanilerden Halit Rahmi Bey tarafından karşılanmış. Bunların gayesi Rışvan Aşiretinden silah alarak bir Kürdistan kurmaktı.” Daha sonra askeri hazırlıklar başlayınca Ali Galip, Halil Rahmi, Hacı Kadir Ağa Halep’e kaçarlar. Binbaşı Noel de Rışvan Aşiretine sığınır. 1922 yılının ikinci yarısında Kemalistler artık Anadolu’daki zaferlerini garantilemiş, Kürtler’e ihtiyaçları kalmamıştır. Musul’u İngilizler’den almayı gözleri kesmediğinden, biraz daha petrol geliri sağlama ile meşguldiler. Aksine bir hareket, Süleymaniye bölgesinde 1918’ lerden beri egemenliğini sürdüren Şeyh Mahmudi Berzanci’nin güçlü ulusal hareketinin, Türkiye içine taşıması ihtimalini yaratırdı. Bitlis mebusu Yusuf Ziya Bey 6 Mart 1923’ te, TBMM nin gizli oturumunda “Musul’un Kürt tarihinde önemli bir yeri vardır. Bir insanı ikiye bölmek nasıl mümkün değilse, Musul’u da Türkiye’den ayırmak mümkün değildir.” demişti. Ergani Mebusu Emin Bey de “Musul’u satıyorlar” demektedir. Koçgiri İsyanı’nın bastırılmasından sonra Kürt ulusal hareketi 1924 yılına kadar suskunluğa girer. Bu arada Güney Kürdistan’da Şeyh Mahmudi Berzenci, Doğu Kürdistan’da Simko İsyanları devam ediyordu. “Milli Mücadele” diye adlandırılan yıllarda, Kürtler’in bir kısmının Kemalist hareketin arkasında toplanmasına neden olan belli başlı üç etken süreç içinde ortadan kalkmış ve Kemalistlerden uzaklaşmasına neden olmuştur. Kürt aydınlarının, Kemalistler’in Kürt ulusal varlığı ve ulusal haklarını tanıma konusunda verdikleri sözlere ilişkin ümitleri ve güvenleri kalmamıştır.Örgütlü Kürt güçlerinin başından beri Kemalistler’e güvenleri yoktur.Kemalistler manevralarla Kürtler’i yanına çekmeye çalışırken, diğer yandan Kürt örgütlülüğünü ortadan kaldırmaya çalışıyorlardı. Karar verme noktasına gelinmiştir artık: Ya Kemalistlerin anti- Kürt tasarrufları karşısında sessiz kalınacak, boyun eğilecek ya da bunun karşısında direneceklerdir; Kürt ulusal varlığı ve hakları savunulacaktır. Kürt yurtseverlerinin çoğu gelinen noktada, bağımsızlık düşüncesini benimsemiş ve AZADİ örgütü, Bağımsızlık düşüncesinde olanlar tarafından kurulmuştur. AZADİ ÖRGÜTÜ 1925 Ayaklanmasının, Şeyh Sait Hareketi olarak anılması, ayaklanmanın örgütlü bir faaliyeti olduğu realitesini göz ardı etmek olur. Aksi halde kapsamlı ve doğru bir tahlil yapılamaz. Ayaklanmanın arkasındaki Azadi Örgütü (Kürdistan İstiklal Cemiyeti) hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Bunun birkaç sebebi var: Resmi belge ve kayıtlar gizlidir. Yakın tarihte Kürt sorunu yasak çemberine alınmış, yeterince aydınlatılması önlenmiştir (Mumcu önsöz). Mahkeme tutanakları magazinleştirilmiş, bir kısmına TBMM arşivinde ulaşılsa da veya açıklansa da esasen Azadi kadrolarının yargılandıkları ve idama mahkum edildikleri Bitlis Harp Divanı’nın mahkeme tutanakları alınan bir kararla Genel Kurmay Özel Arşivine kapatılarak, ulaşılması engellenmiştir. Mahkemelerde Azadi Örgütü adına ciddi bir siyasi savunma yapıldığı, amaç ve ideolojisinin tanımlandığı konusunda güçlü bulgular ve anlatımlar vardır. Türkiye Cumhuriyetinin, böyle bir geçmişin Kürtler’e bundan sonra kan ve deneyim taşımasını istemediği kesindir. Devletin,Bitlis mahkeme tutanaklarını gözlerden uzak tutması bu açıdan şaşılacak bir durum değildir. “Neden resmi görüş, Koçgiri Hareketine “Alişan Bey Hareketi”, Dersim Hareketine “Seyit Rıza Hareketi” demez de 1925 Kürt Ulusal Direnme Hareketine “Şeyh Sait Hareketi” der (Mehmet Bayrak). Bu hareketin ismi ve niteliği Genel Kurmay Başkanı’nın teklifi (30 Haziran 1925 tarihli yazısı) ve Bakanlar Kurulu Kararı (3 Mayıs 1925) ile isyanın iç ve dış basında bir milli hareket olarak yer almasının milli çıkarlarımıza uygun olmadığı, bu nedenle hareketin irtica-i (gerici), yerel bir hareket olduğu şeklinde adlandırılması kararı alınıyor, hareketin ismi ve niteliği bu yöntemle askeri emirlerle belirleniyor. Hareketin adı “Şeyh Sait İsyanı” ve niteliği ise “irtica hareketi” oluyor. Azadi Örgütü’yle ilgili bilgi noksanlığının bir diğer önemli sebebi de Azadi Örgütünün zaten illegal ve gizli olması nedeniyledir. Örgüt şeması ve üyelerinin kimliği, örgütün tüzüğü gizlidir. Örgüt beşer kişilik localardan oluşuyor. Her locadan ancak bir kişinin, diğer locadakileri tanıya bildiği, üyelerinin isim ve rütbelerinin gizli olduğu, örgüte yeminle girildiği, bu yeminin çok ağır, dönülmesinin çok zor olduğu bilinir. Adı Kürdistan İstiklal ve İstihlas cemiyeti olup, Kürdistan’nın bağımsızlığını hedefler (Diyarbakır İstiklal Mahkemesi ifadelerinden). Bütün bu gizliliklere rağmen, Sovyet belgeleri, Fransız ve İngiliz arşivleri, TBMM’ de yapılan gizli oturum zabıtları, mahkeme zabıtları, Azadi Örgütü mensuplarının hatıraları ve anlatımları ile 1925 isyanlarına katılanların veya yakınlarının yani hadisenin canlı şahitlerinin anlattıklarından Azadi Örgütüyle ilgili çok şey bilinmektedir. Örgütün tüzüğünü bilmesek bile, pratik teşkilatlanma bilgilerine sahibiz. Örneğin Zınar Silopi anılarında şöyle yazar: “Erzurum’da bulunan örgüt merkezinden aldığı talimat üzerine, Kürdistan’ın çeşitli yerlerinde yaygınlaştırma görevi üstlenen Mulazım İsmail Hakkı Şawes, Diyarbakır’a uğramıştı. Burada ben Cemil Paşazade Ekrem ve Kasım, Dr.Fuat, Dava vekili Mehmet Efendi (HacıAhtı- Bave tujo) ve diğer arkadaşlarla örgütün şubesini açtık. Erzurum’la ilişkilerimizi şifre ile nakleden Dara Hene(Genç) Şube başkanı Tayyip Ali (aynı zamanda parti sekreteri) aracılığıyla yapıyorduk” alıntıdır....... |
|||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Türkler, Kürtler ve Osmanlılar... | *rojda* | Genel Kültür | 4 | 18-05-2008 01:10 AM |
| OSMANLI’LARDAN CUMHURiYET DÖNEMiNE KÜRTLER | Albatros | Tarih | 7 | 02-04-2008 08:02 PM |
| Kürt dili | Albatros | Genel Kültür | 10 | 12-01-2008 06:34 PM |
| Aram Dîkran - kürt müziğinin duayeni hakkındaki yorumlar | Mirza | Müzik Sohbet | 15 | 09-10-2007 09:24 AM |
| Kürt mallarına Türk etiket.... | PCkopat | İlginç Konular | 22 | 01-09-2007 02:05 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.