|
|
#6 (permalink) | |||||||||||||
|
İstanbul’u Dinliyorum
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Uzaklarda, çok uzaklarda Sucuların hiç durmayan çıngırakları; İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı. İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor derken Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık; Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı, Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular, Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı Başımda eski alemlerin sarhoşluğu, Loş kayıkhaneleriyle bir yalı Dinmiş lodosların uğultusu içinde. İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı. İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geçiyor kaldırımdan. Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Bir şey düşüyor elinden yere; Bir gül olmalı. İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir kuş çırpınıyor eteklerinde. Alnın sıcak mı, değil mi biliyorum; Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum; Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum; İstanbul’u dinliyorum. Orhan Veli KANIK ------------------------------------------ I AM LISTENING TO ISTANBUL I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed; At first there blows a gentle breeze And the leaves on the trees Softly flutter or sway; Out there, far away, The bells of water carriers incessantly ring; I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed. I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed; Then suddenly birds fly by, Flocks of birds, high up, in a hue and cry While nets are drawn in the fishing grounds And a woman's feet begin to dabble in the water. I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed. I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed. The Grand Bazaar is serene and cool, A hubbub at the hub of the market, Mosque yards are brimful of pigeons, At the docks while hammers bang and clang Spring winds bear the smell of sweat; I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed. I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed; Still giddy since bygone bacchanals, A seaside mansion with dingy boathouses is fast asleep, Amid the din and drone of southern winds, reposed, I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed. I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed. Now a dainty girl walks by on the sidewalk: Cusswords, tunes and songs, malapert remarks; Something falls on the ground out of her hand, It's a rose I guess. I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed. I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed; A bird flutters round your skirt; I know your brow is moist with sweat And your lips are wet. A silver moon rises beyond the pine trees: I can sense it all in your heart's throbbing. I am listening to Istanbul, intent, my eyes |
|||||||||||||
|
|
|
|
#7 (permalink) | |||||||||||
|
Anlatamıyorum
Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda; Dokunabilir misiniz, Gözyaşlarıma, ellerinizle? Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, Kelimelerinse kifayetsiz olduðunu Bu derde düşmeden önce. Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Analatamıyorum... Orhan Veli Kanık ------------------------------------------ I Can't Tell If I cry, can you hear my voice, In my lines; Can you touch, My tears, with your hands? I didn't know that songs were this beautiful, Whereas words were this insufficient Before I had this trouble. There is a place, I know; It is possible to say everything; I am pretty close, I can feel; I can't tell.
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#8 (permalink) | |||||||||||
|
YAŞAMAYA DAIR
1 Yasamak sakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yasayacaksin bir sincap gibi mesela, yani, yasamanin disinda ve ötesinde hiçbir sey beklemeden, yani bütün isin gücün yasamak olacak. Yasamayi ciddiye alacaksin, yani o derecede, öylesine ki, mesela, kollarin bagli arkadan, sirtin duvarda, yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleginle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmedigin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamisken, hem de en güzel en gerçek seyin yasamak oldugunu bildigin halde. Yani, öylesine ciddiye alacaksin ki yasamayi, yetmisinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalir diye degil, ölmekten korktugun halde ölüme inanmadigin için, yasamak yani agir bastigindan. 1947 2 Diyelim ki, agir ameliyatlik hastayiz, yani, beyaz masadan, bir daha kalkmamak ihtimali de var. Duymamak mümkün degilse de biraz erken gitmenin kederini biz yine de gülecegiz anlatilan Bektasi fikrasina, hava yagmurlu mu, diye bakacagiz pencereden, yahut da sabirsizlikla bekleyecegiz en son ajans haberlerini. Diyelim ki, dövüsülmeye deger bir seyler için, diyelim ki, cephedeyiz. Daha orda ilk hücumda, daha o gün yüzükoyun kapaklanip ölmek de mümkün. Tuhaf bir hinçla bilecegiz bunu, fakat yine de çildirasiya merak edecegiz belki yillarca sürecek olan savasin sonunu. Diyelim ki hapisteyiz, yasimiz da elliye yakin, daha da on sekiz sene olsun açilmasina demir kapinin. Yine de disariyla birlikte yasayacagiz, insanlari, hayvanlari, kavgasi ve rüzgariyla yani, duvarin ardindaki disariyla. Yani, nasil ve nerede olursak olalim hiç ölünmeyecekmis gibi yasanacak... 1948 3 Bu dünya soguyacak, yildizlarin arasinda bir yildiz, hem de en ufaciklarindan, mavi kadifede bir yaldiz zerresi yani, yani bu koskocaman dünyamiz. Bu dünya soguyacak günün birinde, hatta bir buz yigini yahut ölü bir bulut gibi de degil, bos bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlikta uçsuz bucaksiz. Simdiden çekilecek acisi bunun, duyulacak mahzunlugu simdiden. Böylesine sevilecek bu dünya "Yasadim" diyebilmen için... Nazim Hikmet Subat 1948
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#9 (permalink) | |||||||||||
|
ABOUT LIVING
I Living is no laughing matter: you must live with great seriousness like a squirrel, for example- I mean without looking for something beyond and above living, I mean living must be your whole occupation. Living is no laughing matter: you must take it seriously, so much so and to such a degree that, for example, your hands tied behind your back, your back to the wall, or else in a laboratory in your white coat and safety glasses, you can die for people- even for people whose faces you've never seen, even though you know living is the most real, the most beautiful thing. I mean, you must take living so seriously that even at seventy, for example, you'll plant olive trees- and not for your children, either, but because although you fear death you don't believe it, because living, I mean, weighs heavier. II Let's say you're seriously ill, need surgery - which is to say we might not get from the white table. Even though it's impossible not to feel sad about going a little too soon, we'll still laugh at the jokes being told, we'll look out the window to see it's raining, or still wait anxiously for the latest newscast ... Let's say we're at the front- for something worth fighting for, say. There, in the first offensive, on that very day, we might fall on our face, dead. We'll know this with a curious anger, but we'll still worry ourselves to death about the outcome of the war, which could last years. Let's say we're in prison and close to fifty, and we have eighteen more years, say, before the iron doors will open. We'll still live with the outside, with its people and animals, struggle and wind- I mean with the outside beyond the walls. I mean, however and wherever we are, we must live as if we will never die. III This earth will grow cold, a star among stars and one of the smallest, a gilded mote on blue velvet- I mean this, our great earth. This earth will grow cold one day, not like a block of ice or a dead cloud even but like an empty walnut it will roll along in pitch-black space ... You must grieve for this right now -you have to feel this sorrow now- for the world must be loved this much if you're going to say ``I lived'' ... Nazim Hikmet February, 1948
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#10 (permalink) | |||||||||||||
|
DAVET
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdenize bir kisrak basi gibi uzanan Bu memleket bizim! Bilekler kan içinde, disler kenetli ayaklar çiplak Ve ipek bir haliya benzeyen toprak Bu cehennem, bu cennet bizim! Kapansin el kapilari bir daha açilmasin Yok edin insanin insana kullugunu Bu davet bizim! Yasamak bir agaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardesçesine Bu hasret bizim! Nazim Hikmet ----------------------------------------------------------------- PLEA This country shaped like the head of a mare Coming full gallop from far off Asia To stretch into the Mediterranean THIS COUNTRY IS OURS. Bloody wrists, clenched teeth bare feet, Land like a precious silk carpet THIS HELL, THIS PARADISE IS OURS. Let the doors be shut that belong to others Let them never open again Do away with the enslaving of man by man THIS PLEA IS OURS. To live! Like a tree alone and free Like a forest in brotherhood THIS YEARNING IS OURS. Nazim Hikmet (1902-1963)
__________________ |
|||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Türkçe yama arşivi | ercan_511 | Program Download | 7 | 11-11-2008 12:21 AM |
| yeni programlar | HEWALZAZA | Program Download | 9 | 31-03-2008 09:16 PM |
| Microsoft® Windows® XP® için SP'2'den Sonra Çıkan Güncellemeler. | stranki_be | Bilgisayar Yazılım ve İşletim Sistemleri | 2 | 06-01-2008 04:58 PM |
| FuLL Türkçe yama Arşivi-Ne Ararsan Var Yox Yox | ByMixture | Program Download | 23 | 23-12-2007 10:27 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.