|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||
|
20. yüzyılın ilk soykırım planı: Ermeniler katlediliyor Ziya Gökalp, Bahaeddin Şakir, Mahmut Kamil, Halil, Enver, Talat Paşa gibi İttihatçıların bayrak edindiği 'ırkçılık', Ege, Akdeniz ve Marmara'nın mavi sularıyla kucaklanan Anadolu'ya, Mezopotamya'ya kan denizi akıttı. Bu zihniyetin şekillenmesinin bir sonucuydu. Önce sindirmeyle gelişti, zamanla yoketmeye vardı. Bağnazlığa bir örnek vermekte yarar var. Tutuculaşan, bilimsel gelişmelere yüz çeviren Osmanlı padişahları, Müslüman dışındakilere karşı o kadar önyargılıdır ki otopsiye dahi ancak 1841'de bir fermanla izin verilir. Bunu da nasıl verir! 'Kötü birşey' olduğunu söyleyerek yalnız Hıristiyan ölülere tatbik edilmek üzere otopsi izni verilir. Sadece bu örnek bile bu coğrafyanın nelere, nasıl bir zihniyete katlanmak zorunda bırakıldığının da özeti aslında. Bu ortamda Balkanlarda azınlıklara karşı görev verilerek yetiştirilen ve oluk oluk kan yağdıran aktörlerden Enver Paşa'nın 1908 öncesi Almanya'da olması, I. Dünya Savaşı'na da Almanya'yla birlikte karar vermesini sağlayan dönem 20. yüzyılın ilk soykırımını doğuruyor. Şifreli telgraflar ve emirlerle Ermenilere yönelik kıyımdan akan kanın sürüklediği süreç, 21. yüzyıldan 7 yıl almışken dahi cesaret edilerek sorgulanmayan bir tabu haline dönüştürüldü. Ermenilerin bu coğrafyada kadim halklardan olduğu gerçeğinin kabulü ret durumunu, Atatürk'ün Çankaya Köşkü'nün yapıldığı Kasapyan Bağevi'ni önce yazlık olarak kiralaması ve bu bağevinin Ermeni bir tüccara ait olması gibi durumlar da değiştiremiyor. Coğrafyanın bir zenginliği olan Ermenilerin birçok yerde de cemaatleri bulunuyordu. İstanbul Ermeni Patriği'ne 'Ortadoğu'dan Avrupa'ya Kuzey Afrika'dan ABD'ye çok geniş cemaat topluluğu bağlı bulunduğu' kaydediliyor Ermeni kaynaklarında (İstanbul Armanians) 2. Abdülhamit'le başlayan soykırım Osmanlı İmparatorluğu döneminde Müslüman olmayan azınlıklara yönelim her zaman insanlık adına utanç verici boyutlara ulaşmıştır. Dini, ırkçı ve yerli burjuva sınıfı üzerinden sermaye temerküzü yaratma güdüleriyle önce Anadolu coğrafyasından Hamidiye Alayları'nı oluşturan II. Abdülhamit ve 1915 dönemiyle Ermenileri ortadan kaldırma kararları verildi. Ardından 1915-19 arasında Asuri-Süryaniler, Seyfo diye adlandırılan süreçte yok edilmeye çalışıldı. Sonra mübadele yetmedi 1942'de Varlık Vergisi'yle Ermenilerin yanı sıra Yahudi, Rumların mülklerine çeşitli şekillerde el konup fırsatçılara dağıtıldı. Irkçı gazaba uğrayan mülk sahipleri Aşkale'ye amele olarak sürüldü. 6-7 Eylül 1955 olaylarıyla bu kez Rumlar yok edildi ya da göç ettirildi. Bu bellek arşivine inildiğinde en trajik olanı 1915'te yaşananlardı. Birkaç ırkçı zihniyetin tetiklemesiyle, uygulama sadece tehcirle sınırlı kalmayarak Nazilerin gaz odalarına örnek teşkil ettiği kaydedilen zehirleme vakalarıyla tarih sayfalarına insanlık suçu olarak kaydedildi. Farklılıklara tahammülsüzlük Trabzon'da Rahip Andrea Santoro 5 Şubat 2006'da, Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'e suikaste, yani 2007'ye kadar vardı. Burda da durmadı 18 Nisan 2007'de Malatya'da Hristiyanlık kitapları yayınlayan Zirve Yayınevi'ne düzenlenen baskında 3 kişi sandalyelere bağlanıp boğazı kisilerek katledildi. Ya bundan sonrası... Bundan sonrası benzer şeylerin yaşanmaması için önce tarihi iyi okumak, sonra insana, doğaya, özgürlüklere sahip çıkmak gerektiğini söylemeye gerek var mı? Bugüne kadar iktidar odakları halklar arasındaki buzu kırmak için çaba sarfetmek yerine ayrılığı körüklemeyi tercih edip, bugün yine Türkiye gündemi, bir yandan sınır ötesi operasyon tartışmalarıyla cumhurbaşkanlığı seçimlerine kilitlenirken, diğer yandan ABD Kongresi'nde görüşülmesi düşünülen Ermeni Soykırımı Tasarısı'nın tedirginliğine saplanmış durumda. Her yıl ABD başkanlarına verilen tavizler sonucu, soykırım tasarısı ve 24 Nisan konuşmalarının içinde jenosit kavramının yer alması engellenirken; bu yıl Ankara, tasarının çıkması sözü de vererek seçilen Demokrat Parti'li isimlerin Kongre çoğunluğunu alması nedeniyle oldukça endişeli. AKP hükümeti önce Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e Şubat 2007'de 6 günlük Washington turu yaptırdı. Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'den randevu alamadan döndü. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun'un üst araması kriziyle noktalanan ziyaretinin ardından Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın 6 günlük ziyareti geldi. Bu ziyaretin yanı sıra AKP-CHP organizeli farklı zamanlarda 3 heyet, Kürtleri kilit altında tutma arayışlarının yanında Ermeni soykırımı tasarısının Kongre'den çıkmaması için lobi çalışması yaptı. Son olarak AKP'den Yaşar Yakış, Mehmet Dülger ve Zekeriya Akçam, CHP'den Onur Öymen ve Şükrü Elekdağ'dan oluşan bir milletvekili heyeti hâla Washington'da pazarlıklar yapıyor. Gül'ün tasarının çıkmasının ilişkileri zehirleyeceğini kaydetmesi, Büyükanıt'ın da 'Biz böyle bir şey olursa bundan inciniriz, bundan rahatsızlık duyarız' açıklamaları benzer tasarının çıkmasını engeller mi? Soykırım Yasası'ndan sonra Fransa'yla askeri ilişkileri keserek silah ihaleleri ve Nebucco adı verilen Hazar enerji kaynaklarının taşınacağı hatta Fransa firmalarını dışarıda tutmaya çabalayan Ankara; İncirlik Üssü, uçak ihaleleri gibi kozlarla durumu ne kadar idare edebilir? Yakma, zehirleme, kurşunlama, kesme, boğma gibi yöntemlerle anılan kanlı dönemin belgelerinin açılması için de tartışmalar yürütülürken 9 Mart'ta Galip Enyüce (Mereto) adlı JİTEM ajanı olduğu kaydedilen bir kişinin Diyarbakır'ın Kulp ilçesi Eskar Köyü yakınlarında bir mağarada 7 HPG'liyi zehirlemesi olayı dikkat çekti. Tarih tekerrür mü ediyor dedirtecek bu gelişme ister istemez Ermeni Soykırımı çerçevesinde Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit ve İttihat ve Terakki döneminin trajedilerini anımsatıyor. Ne olmuştu bu dönemde. Ermeni soykırımı sırasında sadece birkaç kentte yaşananları tartmak genel röntgeni düşünme penceresi açması açısından önemli. Medz Yeghern'den 2007'ye Osmanlı'nın son dönemlerinde meydana gelen kıyımların doruk noktası 1915'i Türkiye'deki sosyalist hareketin duayenlerinden, 1916'da doğan ve Osmanlı'nın son dönem öykülerini dinleyerek okuyan Mihri Belli şöyle özetliyor: '1915 iktidardaki İttihat ve Terakki tarafından Alman efendilerinin onayıyla sonunda 1,5 milyon insanın telef olduğu bir soykırıma dönüşen Ermeni tehcirini tezgahladığı şoven duygularının alabildiğine körüklendiği yıldır.' Britanya'nın ele geçirdiği İttihatçıların gizli oturumda belirledikleri '10 Emir'deki yöntemlerle hızlandırılan 20. yüzyılın ilk soykırımıyla insanlığa karşı suç işleyenler Osmanlı'nın son dönemlerinde 1919'da yargılandı. Kimi suçlu bulunarak idam edilirken, olayları organize eden İttihat ve Terakki'nin troykası ve kilit rol arkadaşları yurt dışına kaçarak verilen idam kararının uygulanmasından kurtuldu. O dönem Jenosit kavramı siyasal literatüre henüz girmediği için Ermenilerin söz dağarcığında 'Medz Yeghern-Büyük Facia' olarak yer eden, (Alman kaynaklarında 1.2 ila 1.5 milyon kişi arasında gösteriliyor) bu tarihin zehirleme kesitini bu dizide ele alacağız. Öncelikle Ermeni sorunuyla yüzleşmekten kaçan Ankara'nın çıkmasını istemediği ABD Kongresi'ndeki tasarıyla perdeyi açmakta yarar var. Tasarının bam teli Tasarı Ermeni Soykırımı Tasarısı (Armanian Genocide Draft Law) ABD'de Ocak 2007'de bir grup Demokrat ve Cumhuriyetçi vekil ortaklığıyla hazırladı. Tasarıda 'Ermeni Soykırımı 1915-1923 arasında Osmanlı İmparatorluğu tarafından tasarlanıp uygulandı ve yaklaşık 2 milyon Ermeni'nin sınır dışı edilmesiyle bunların 1.5 milyon kadın, erkek ve çocuğun öldürülmesiyle ve 2500 yıllık Ermeni varlığının anavatandan tasfiye edilmesiyle sonuçlandı' deniyor. 'Savaş Bakanı Enver, İçişleri Bakanı Talat, Donanma Bakanı Cemal'in idam cezası aldığı ancak uygulanmadığı' kaydediliyor tasarıda. Tasarıda, dönemin ABD İstanbul Büyükelçisi Henry Morghentau'nun çalışmalarına atıfta bulunuyor. 16 Temmuz 1915'te ABD Dışişleri Bakanı Robert Lansing'in 'Ermeni zulmünü durdurmaya yönelik prosedürü onayladığı kaydediliyor. Tasarıda, 13 Nisan 1920'de Ermenistan'da görevli ABD ordusu generallerinden James Harbord'un Senato'ya sunduğu rapora dikkat çekilerek, 'işkence ve ölümle tanışmayanların çok az' olduğuna işaret ediliyor. Ermenistan ile sınırı açma cesareti dahi gösteremeyen Ankara ise, hâla trajedilerin yaşanmaması, nüfusu ne kadar olursa olsun bütün halklara aynı nazarla özgürlükçü temelde yaklaşılması noktasından uzak durmayı sürdürüyor. 21. yüzyıla kadar taşınan 'yok sayma' politikası ile yürünemeyeceği görülmeli. Artık yaşananların örtbas edilerek, halkları inciterek bir barış ufku yakalanamayacağının bilincine varmalı 'derin Osmanlı İmparatorluk tarihi'ne sahip çıkanlar. Soykırım belgeleri yakıldı Soykırımı örtbas etmek için Talat Paşa gibi İttihatçılarca verilen emirleri içeren telgraflar ve diğer belgelerin yakılması gerçekleri karanlık sulara gömemedi. Çetelerin üstlerinde çıkan altınların kanlı olmasının izahından kaçılıyor. Muvakkat (Geçici) Dahiliye Nazırı Ahmet İzzet 1919'da bu yok etmeye dikkat çekerken 'İttihatçıların cürmünü ispat edecek vesikalar yok edilmiştir' diyordu. 'Yakın' talimatını içeren belgelerin bazı ülke arşivlerine kaldırılmış olmasının yanında, yüzbinlerce insanın ailesinden kopanların tarihin yüreğini dağlayıcı boyutu toprak altı edilemiyor. Genelkurmay ve Türk Tarih Kurumu dönemin arşivlerini açmaya yanaşmazken, birçok ülkenin arşiv raflarına giren belgeler jenosit döneminin basmaklarını gösteriyor. İttihatçılar yönetim organlarındaki varlıklarıyla yetinmezler ve 10 Ocak 1913'te tüm rakipleri tasfiye ederek yönetimde 'tam diktatörlük' çarkı kuran İttihatçılar Sadrazam Mahmut Şevket Paşa'yı da Haziran 1913 suikasti sonucu ortadan kaldırır. İpler tamamen Enver, Talat ve Cemal Paşa Troykasında ve kollarında toplanır. Selanik'teki fırka merkezi de İstanbul'a taşınır. Eylül 1913 kongresini yaparlar. Merkez Komite üyeleri 7'den 12'ye çıkarılır. Artık Abdülhamit'in tam gerçekleştiremediği şeyleri hayata geçirebilirlerdi. Arşiv araştırması yapan yazarlar tehcir öncesi Ağustos 1914 tarihli seferberlik emriyle eli silah tutan Ermeniler askere çağrılmasına dikkat çekiyor. Önce 20-45 yaşında olanlar toplanır ardından bu çerçeve 45-60 yaş arasına yayılır. Askere alınanlar amele taburlarında silahsızlandırılıp öldürülür, Alman subayların notlarında göre. Boğazları kesilmiş halde bulunur çoğu. Askere çağrılanları öldürenlerden biri de Enver'in amcası Halil Kut Paşa'dır. Alman arşivlerinde, Osmanlı döneminde Konsolos Muavini olarak çalışan Scheubner Richter'in 4 Aralık 1915 raporu dikkat çekiyor: 'Halil'in (Kut) Irak'a düzenlediği sefer, Ermeni ve Suriye katarlarının katledilmesine sebep oldu. İki gece içinde 15,000 Ermeni Musul'da öldürüldü. Yaşına cinsiyetine bakılmaksızın gruplar halinde nehrin kıyısına götürüldü ve soğuk, kör aletlerle doğrandı. Böylece barut ve kurşun tasarrufu da sağlandı.' Veliahtın sözleri Alman bir Askeri Tabibi yaşananları I. Dünya Savaşı'nın Moral Tarihi adlı çalışmasına aktarır: '1.2 milyon sivil kurbanla dünya harbinin hiç şüphesiz en büyük cürümünü teşkil eden tehcir şeması dahilinde ifa edildi. Keza tehcir, talan, cinsi cinayetler, hırsızlık, tecavüz, kadın simsarlığı ve beyaz insan köleliği yönünden dünya tarihinde tektir.' Fransız arşivinde, Enver Paşa'nın Fransız Diplomat Aristide Briand'a söylediği kaydedilen 'Osmanlı İmparatorluğu Ermenilerden ve Lübnanlılardan temizlenmelidir. Ermenileri kılıçla ortadan kaldırdık, öbürlerini ise açlıkla yok edeceğiz' sözü dehşet verici. Osmanlı Veliaht Prensi Abdülmecit The Morning Post gazetesine 7 Aralık 1918'deki demeci çarpıcı: 'Bunlar tamamıyla Talat ve Enver'in işi. Cedlerimizi rezil eden lekelerdir. Hadiseler başlamadan önce Enver'e Abdülhamit idaresinde bizi utandıran ve rezil eden katliamlara tekrar müracaat niyetlerinin olup olmadığını sordum. Alabildiğim tek cevap 'Karar verildi. Program bu' oldu.' Avam Kamarası'ndaki 'eza' Osmanlıda görev yapan ve Teşkilat-ı Mahsusa (dönemin gizli servisi) çetelerinden III. Ordu 8. Alay'a komutalık eden Alman Miralay Stange'nin Yaveri Teğmen Fadıl Harun da, Ermenilerin zehirlendiğini ve Karadeniz'de birçoğunun boğularak öldürüldüğünü belirtir. Miralay Stange de Osmanlı Ordusu'nda görev verilen Liman von Sanders'e gönderdiği raporda, kimi Ermenilerin denizde boğulduğunu kimilerinin de dağa götürülüp kılıçtan geçirildiğini ifade eder. Sağlık Teşkilatı Müfettişi Dr. Ziya Fuad da, Saib'in zehirleyerek ölümlere neden olduğunu belirtir. Ermeniler başka bölgelere nakil adı altında açıklara götürülüp denize atılır. I. Dünya savaşında Almanya ile birlikte Osmanlı'nın yanında yer alan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Trabzon Konsolosu Ernst von Kwiatkoski'nin Viyana'ya gönderdiği raporda, boğdurulan Ermenilerden örnekler verir. Trabzon merkeze uzak düşen Hamzaköy'de de 132 Ermeni Amele Taburu neferinin öldürüldüğünü aktarır. Almanya'nın Trabzon Konsolosu Heinrich Berfeld de raporunda, 'Bütün meslektaşlarımız ve benim kanaatimiz odur ki, kadın ve çocuklara gösterilen muamele bir kitle katlidir' diyor. Britanya'da milletvekili J. Spear'in 10 Kasım 1918'de Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada, 'Harp sırasında trajediler yaşandı ve eza çektirildi. Lakin hiçbirşey halkımı Türkiye'nin binlerce Ermeni'yi denizde boğmasından ziyade tahrik etmedi' sözleri unutulamaz. |
|||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
Ermeniler topluca zehirlendi Ermeni soykırımıyla ilgili en çarpıcı değerlendirme kuşkusuz 'toplu zehirleme' olayıdır. Soykırımla ilgili ABD'de ortaya çıkan belgelere göre, Trabzon'daki Ermenilere ' biklorit süblime' içirilerek toplu kıyımlar yapılır. Bu toplu zehirleme tekniğinin, Nazi Almanyası'nda Yahudilerin topluca ortadan kaldırılmasına 'örnek' teşkil ettiği belirtilmektedir Zihinleri kararanların yarattığı trajedinin 'Kızıl Sultan'lı bir basamağına mercek tutmakta yarar var. Yazar İsmet Kür, babasının yaşadıklarını anlattığı kitabında, II. Abdülhamit'le İttihat ve Terakki döneminin zulmünden örnekler veriyor. Babası Avnullah el Kazımi, çıkardığı Mürüvvet Gazetesi'nden dolayı takip ediliyor, davalık oluyor. 'Son Müdafaa & Divan-ı Örfi ve Avnullah el-Kazımi' kitabını kaleme alan Yazar, aynı zamanda gizli Fedakâran Millet Cemiyeti kurucusudur. Başkan seçildikten sonra tutuklanır ve 101 yıla mahkum edilerek Sinop Zındanı'na gönderilir Abdülhamit tarafından. Sık sık evlerine baskın yaptırılarak nefes aldırılmaz muhaliflere. Evlerini bastıklarında İsmet Kür'ün annesi hamiledir ve bebeğini kaybeder. Kan kaybından ölmek üzeredir. Hiçbir doktor evlerine gitmeye 'cesaret edemez.' Avnullah el Kazımi'nin eşi 'öldü ölecektir.' İsmet Kür, 'Evimize gelmeye cesaret edecek tek hekim bulunmaz. Neyse ki bir Ermeni hekim gösterir bu cesareti, genç kadın kurtulur' diyor trajediyi özetlerken. Babası el ve ayakları zincirli olarak 7 yıl kalır zındanda. Bir ara Kaymakam olarak Kerkük'e atanır. Yoldayken Abdülhamit düşürülür tahttan. Antakya ve Halep'te sıkıştırılır. Çünkü İttihatçılar Türkler arasında Avnullah el Kazımi'nin Ermeni fedaileri kolladığı, barındırdığı söylentisi yaymışlardır. Kaldıkları yerlerde 'Ermeni Komitesi reisi' diye aranır. Ermeniler arasında da 'Türklerin başında hoca kıyafetiyle Ermenilere karşı savaştığı' söylentileri yayılır. Yeter ki bir taraf ortadan kaldırsın muhalefet etmeyi sürdüren bu politikacı-yazarı. Tanıyanların çabasıyla Kerkük'e ulaştırılır. Toplumun dini azınlıklara karşı nasıl kışkırtıldığının bir örneğidir bu anekdot. Osmanlının son dönemlerindeki uygulamalara tanık olan birçok ülkenin asker ve sivil bürokrasisinin tespit ve ele geçirdiği belgelerle Ermeni kıyımını içeren dizinin ikinci bölümüne devam ediyoruz. Etnisite, dil, din, mezhep farkı nedeniyle kendinden olmayana karşı katı tutumu aşma umutları AKP hükümeti döneminde de sönük kaldı. AKP bürokrasisinin Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru hattı ve Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu hattında Ermenistan'ı by-pass etmesi, halklara yaklaşımda birçok şeyin değişmediğinin göstergelerinden biri oldu. Karanlık derinliklerden raporlara, araştırma ve kitap belleklerine sirayet ederek arşivlere giren olayları açmaya dönersek, elinde asker, polis ya da gardiyana karşı herhangi karşı koyma aracı olmayan insana dünyanın neresinde olursa olsun kötü muamele edilmemesi insanlığın ve saygın devlet olmanın gereğidir. Ancak insan hak ve özgürlüklerini korumakla mükellef devletlerin kolluk güçleri ve zaman zaman paramiliter unsurları evrensel insani değerleri hiçe sayarak kıyım ve talan yüklü zulme devam ediyordu. Özgürlükleri ellerinden alınarak, toplama kampları, toplama okulları ya da karakollara götürülenlerin bedensel bütünlüğüne ve kişiliklerine yönelik herhangi bir saldırı savaş suçu olmasının yanında insanlık suçuydu. Kültürel zenginliğin çoraklaştırılmasıyla, Ermeni kaynakları ancak 'Bu topraklarda geçmişi 2700 yılı aşan Türkiye Ermenileri bugün 70 bini aşkın üyesiyle TC'nin en büyük azınlık nüfusunu oluşturmaktadır. 30 kiliseye, ilk, orta ve lise derecesinde 20 eğitim kurumuna sahip' diyebiliyor. İnkâr tezlerindeki açmaz Anadolu'dan Suriye topraklarına uzanan hatta yüzbinlerce Ermeni öldürülürken, Talat Paşa'nın telgrafları ortaya çıkarıldı. Soykırım inkârının tutarsızlıklar üzerine temellendirilmesi gülünç tezler ortaya çıkarıyor. Örneğin Ermenilerin güvenli yerlere sevk edilmeleri için tehcire karar verildiği kaydedilir. Sorulmaz mı düşüne düşüne bir tek Ermenileri mi düşündünüz? Diğer insanların güvenliğini neden hiçe saydınız ve onları yerinde bıraktınız? Diğer tez, Ermenilerin devlete karşı geldiği, Ruslarla işbirliği yaptığı şeklinde. Buradan da sorulmaz mı, Ağustos 1914'te Ermeni fırkası Taşnaksiyun'un Osmanlı yönetiminin I. Dünya Savaşı için çağrı yapması durumunda, savaşta Osmanlı ile birlikte cephede bulunacakları teminatı verirken, Ermeni Patriği'nin Osmanlı idaresine bağlı olarak tüm Ermenilerin 'görevlerini sadakatle yerine getirmeleri' çağrısında bulunması ne ifade ediyor? Bir kesimin tezi de, Ermeniler savaş bölgesinde bulundukları için tehcir edildi. Düşünülemiyor mu ki savaş alanı olacak yerlerden çok çok uzaktaki Eskişehir, Konya, Ankara, Bursa gibi kentlerdeki Ermeniler neden cinayetlere kurban gitti? Ermenilerin Rus cephesinde savaştıkları kaydedilirken, o dönem Rus devleti sınırları içinde bulunan Ermeniler olduğu görmezden geliniyor. Osmanlı sınırları içindeki bir kesimin de Rus birliklere gönüllü olarak katılması bütün Ermenilere nasıl maledilebilir? Çanakkale Savaşı'nda Anzaklar tabi oldukları Britanya'nın saflarında yer aldılar diye bütün Avustralya nasıl mahkum edilebilir? Ya da Batı Trakya Türkleri tabi oldukları Yunanistan ordusuna katılıyorlar diye nasıl mahkum edilebilir? Tersinden Osmanlı'ya bağlı Rumların Osmanlı birlikleri içinde askerlik yapmasını normal karşılayacaksın, diğer ülkelerdeki farklı kesimlerin bağlı oldukları ülke ordusunda görev almalarını mahkum edeceksin. Tezleri çürüten bir belge de, Osmanlı Askeri Mahkeme duruşmaları tartışılırken gündeme gelir. Savaş bölgesine çok uzak Ankara örneklenir. Bolu Kaymakamı Müfit, Dahiliye Nezareti'ne durumu aktaran bir yazı gönderir. Ankara'da 63 bin 605 Ermeni yaşadığı tahmin edilirken, bunların 61 bini, yani neredeyse tamamı tehcire tabi tutulmuştur. Fırkanın Ankara temsilcilerinden Necati'nin rolünün önemli olduğu kaydedilir. Trabzon Vilayeti milletvekili Hafız Mehmet, bir konuşmasında, 'Ermeniler tarafından tahrik edilmiş olsa da, kıyımların İttihat ve Terakki merkezinden emirle yapıldığını' itiraf eder. Teşkilat-ı Mahsusa'nın da katliamlarda kilit organ olduğunu kaydeder. Kayser'in madalyaları Dönemin ABD İstanbul Büyükelçisi Henry Morgenthau, İttihatçıların bu pervasızlığını Alman İmparatoru II. Wilhelm'in politikalarına da bağlar. 1898'de Alman İmparatoru Kayser II. Wilhelm'in Osmanlı Başkenti İstanbul'u ziyaretini manidar bularak, şunları aktarıyor: 'Abdülhamit'i ziyaret etmiş, o eli kanlı zorbanın göğsünü madalyalarla süslemiş ve yanaklarından öpmüştü. Aynı Kayser 1915'te hâlâ tahtta oturuyordu ve şimdi Osmanlı devletinin müttefikiydi.' Morgenthau, İttihatçıların dini nasıl kullandıklarını da, 'Ermenileri Allah'a hizmet ettiklerini düşünerek kılıçtan geçirenlerin muharik gücü de hiç kuşkusuz dini fanatizmdir, fakat tasarlayan adamlar için böyle birşey sözkonusu değildir.' diye veriyor Bahaeddin Şakir'in oyunu Dr. Bahaeddin Şakir bu tezleri şimdi dinleseydi acaba ne düşünürdü? Soykırım öncesi 3. Ordu Komutanlığı'na getirilen Vehip Paşa'yı katliamın önemli aktörlerinden, Trabzon toplantısının mimarı Dr. Bahaeddin Şakir geri çevirir. Dediklerini uygulayacak bir isim, Kamil Paşa yerine getirilir. Vehip Paşa ancak soykırım sonrası 3. Ordu Kumandanlığı'na atanır. Vehip Paşa 1919 duruşmalarında mahkemeye şu ifadeyi verir: 'Ermeni katliamı ve imhası ve mallarının talan edilmesi İttihat ve Terakki'nin kararının bir neticesidir. Bahaeddin Şakir III. Ordu bölgesinde insan kasaplarını dolduran, onları sevk ve idare eden biriydi.' Anlatırken, 'ipten kazıktan kurtulmuş adamlar', 'eli kanlı ve kana susamış jandarmalar' kullandığını aktarır. İtalya'dan Almanya'ya, İsviçre'den Hollanda'ya Avrupa'nın popüler üniversiteleriyle ABD üniversitelerinde ders veren Prof. Dr. Vahakn N. Dadrian, 'Ermeni Soykırımında Kurumsal Roller' adlı çalışmasında önemli noktalara işaret ediyor. Ermeni olayları konusunda bir rapor da hazırlayan Arnold Toynbe, katliamın pusulası 'Mavi Kroki'yi hazırlayan, bilinen 5 İttihatçı üzerinde duruyor. Yaşananların boyutunu anlamak için Yazar Falih Rıfkı Atay, katliamcılardan Dr. Nazım'la bir görüşmesini naklederken, 'Tasavvur edilen bu katiller ordusu hakkında ne diyeceğimi şaşırdım' demesi unutulmamalı. Osmanlı Ordusu'nda görev yapan Alman Kumandanlardan Schuber Richter, Ağustos 1915 tarihli bir raporunda, Erzincan'dan Harput'a gönderilen Ermeni sürgünlerin Kemah'ta katledildiğini anlatıyor. Yine Alman subaylardan Miralay Stange de, bir raporunda, Erzurum'dan gönderilen kafilenin Erzincan-Tercan'da 'askeri eskort yardımıyla' katledildiğini işliyor. İlaç ve zehir vakalarına geçmeden önce Diyarbakır Valisinin uygulamalarından da bir örnek görelim. 1915'te Diyarbakır Valisi yapılan Dr. Mehmet Reşit'in (Şahingiray) 120 bin Ermeni'yi tehcir ettiği raporlara girer. Mehmet Reşit, 'Cellat Vali' olarak adlandırılıyor. Kullandığı işkence yöntemleri; at nalı çakmak, göğüs dağlamak, kafa ezmek, çarmıha germek. 'Türklüğüm tıp mesleğine galebe çaldı. Ermeni hainler zararlı mikroplardı. Bu mikropları imha etmek bir tabibin vazifesi değil midir' diyen bir vali tipiyle karşılaşıyoruz. Taşod'da yakılan insanlık Kanlı dönemde kırıma karşı çıkan valiler görevden alınır, bazı kaymakamlar cinayete kurban gider. Kimi basın organları bu konuda hazırlanır. Sürecin taşları böylece döşenirken, Muş Ovası'nda da 70 bin kadar Ermeni'nin mezalimin kurbanı olduğu kaydediliyor. Çoğunun samanlık ve ahırlarda yakıldığı öne sürülüyor. Dadrian, 'Türk Kaynaklarında Ermeni Soykırımı' çalışmasında, Bitlis ve Halep Valiliği yapan Mustafa Abdülhalik'in icraatına işaret ediyor, Trabzon Ermeni Katolik Piskoposluğu'na intikal eden yakma olayını aktarıyor: '1000 küçük çocuğu bir araya toplatan Vali Mustafa Abdülhalik onları Taşod namlı bir yere götürdü, ahalinin huzurunda onları ateşe verdi; o sırada avaz avaz bağırıyordu, 'Türkiye'nin emniyeti için bu vilayetlerden Ermeni ismini silmek lazımdır.' Sonra çocuklar veya geriye ne kaldıysa evvelden hazırlanmış hendeklere atılıyordu; feryat figanları günlerce dinmedi.' Bu dış basına da yansır. Yine Muş-Norşen'de Muş Katolik Piskoposu'nun canlı canlı yakıldığı kaydedilir. Nasıl kıyılır bir kente? Trabzon adeta zehirleme, tecavüz, boğdurma, yağmalama olayları için pilot bölgedir. Bu vakaların elebaşları Vali Cemal Azmi, Polis Şefi Nuri, Teşkilat-ı Mahsusa Reisi Dr. Bahaeddin Şakir ve Acente Mustafa, İttihat Temsilcisi Yenibahçeli Nail ile Dr. Saib'dir. Trabzon'da ABD belgelerinde geçen bir olay var. Ermenilere 'biklorit süblime' içirilir ve ölürler. Bölgedeki yönetici Dr. Saib, belgelerde anlatılır vahşetiyle. Saib'in Trabzon Kızılay Hastanesi ve okullarda gözaltında tutuğu Ermenilere muamelesi var. Ermenilere düzenli olarak zehir verildiği kaydedilir. Almayı reddedenlerin boğdurulması emrini verdiği belirtilir. Saib, Trabzon duruşmalarında yargılanır. 'Zaman zaman zehiri kurbanın boğazından boşaltır.' Sağ kalanlardan birisi, Dr Saib'in yanındaki hastane çalışanlarının zehirli ilaç vermeyi reddettiğini, bunun üzerine Saib'in personel olmayan birine zehri kurbanın ağzına boşalttırdığını kaydeder. Bazı toplama kamplarında Dr Saib'in yöntemi kullanılır. Öldürücü zehir enjekte edilir. Sağ kalanlar Suriye-Halep'in doğusunda Hamam kasabasında öldürülür. Buraya ulaşabilenlerin de 'zehirli iğne' ile öldürüldüğü kaydediliyor. Bazı bölgelerde cesetler kentlerin yakınında kalıp kokmasın diye, uzak alanlarda Ermenilerin öldürüldüğü belirtiliyor. Trabzon'daki Alman Konsolosu Dr. Heinrich Bergfeld, enjeksiyonlar sonucu 65 kişinin öldüğünü rapor eder. İki kez Bahriye Nazırlığı (Deniz Bakanı) yapan Çürüksulu Mahmut Paşa, 2 Aralık 1918'de Meclis-i Mebusan'da yaptığı konuşmada, Vali Cemal Azmi'nin Ermenileri mavnalarla Karadeniz'e atıp boğduğunu kaydeder. 11 Aralık 1918'de Trabzon Mebusu Hafız Mehmet, Meclis-i Mebusan'da utancını ve bir tanıklığını dile getirirken, 'Allah bizim belamızı verecektir. Mesele çok açıkta olduğundan inkâr edilemez. Ordu şehrindeki Ermeni vakasına şahidim. Samsun'a nakil bahanesiyle sancak mutasarrıfı (Faik) Ermenileri mavnalara doldurdu ve onları bahra ilka attırdı. Bunu bütün vilayette tatbik ettiğini işitmiştim. İstanbul'a döner dönmez onlar aleyhinde davaya muvaffak olamadım' der. Tıbbın insanlığa karşı kullanımı Bu vilayete bağlı kentlerde tıp korkunç bir suça alet ediliyor. Azınlıklara karşı işlenen suç, gözaltına alınanlara veya tutuklulara işkence, ilaç denemelerinde kullanılma, gaz odalarına kapatılma veya kurşuna dizilme şeklinde gerçekleşiyordu. İttihat ve Terakki yönetimi suikastlarla perçinlediği iktidarlarına karşı muhalefeti sindirirken, 'halkların kardeşliği'ni geliştirmek yerine Ermeni halkına karşı ilaç denemesi ve zehirleme olaylarına imza atma pervasızlığına başvurdu. Zehirlemenin merkezinde Trabzon-Erzincan hattının olması dikkat çekiyor. Ermeni Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink suikastı öncesi azınlık karşıtı kampanyalardaki kışkırtmalarda olduğu gibi, yüzyılın başında da Trabzon gibi vilayetlerde bazı otoriteler halkı Ermenilere karşı kışkırtmışlar ve zehirleme olaylarıyla da yüklü kıyımı doğurmuşlardı. Tarih yazarlarının sayfalarına giren tespitlere göre, 'Tıbbın' insan sağlığını korumak yerine bir halkı zehirlemek için kullanılmasıyla Trabzon Vilayeti'nde tehcirle birlikte ortaya çıkan onbinlerce ölüm olmuştu. 'Millet, grup ya da bir kişiyi bir yöne sevk etmek için faaliyet düzenlemeyi' içeren 'Deseption' denen yanıtlama yöntemini keskince kullanan İttihatçılarla birlikte bazı basın organlarının Teşkilat-ı Mahsusa'nın müşterisi (consumer) gibi hareket etmesi gelişmeleri kolaylaştırıyordu. Ermeniler suçlanır, İttihat'ın gazeteleri anti propaganda yaparak, Ermenilerin halkı öldüreceği söylentileriyle katliama zemin hazırlar. Askeri Eczacı Mehmet Hasan 2 bin kişilik Ermeni amele taburunun Erzincan Sansa Vadisi'nde katledilmesine liderlik eder. Trabizoid ya da Trabzon Katliamlar sırasında seçilen önemli yerlerden biri Trabzon Vilayeti'dir. Trabzon, Rumca'da 'dar ve uzun bölge' anlamına geliyor. Trabizoid'den gelmiş bir kullanım, Trapezus bir süre kullanılır, sonra Trabzon halini alır. Bağlı sancaklar ve kazalar: Rize, Gümüşhane, Giresun, Ordu'dur. Vilayette çoğunlukla Türk, Laz, Rum, Ermeni yaşar. Eyalete III. Ordu Komutanı Mahmut Kamil Paşa bakıyor. Valisi Cemal Azmi, eyaletin İttihat Terakki temsilcisi o dönem Yenibahçeli Nail'dir. Trabzon Vilayeti'nde 1 milyondan fazla Müslüman, 250 bin kadar Rum, 60 bin kadar Ermeni yaşadığı tahmin ediliyor o dönem. 1903 Trabzon Vilayet Salnamesi'nde, Trabzon Vilayeti'ndeki kadın erkek ve etnik, dinsel nüfus dağılımı şöyle veriliyor: Müslüman 972.981 (489.890 erkek, 483.091 kadın), Rum Ortodoks 185.784 (93.871 erkek, 91.913 kadın), Ermeni Gregoryen 50.233 (25.444 erkek, 24.789 kadın), Ermeni Katolik 1.506 (755 erkek, 751 kadın), Ermeni Protestan 1.140 (575 erkek, 565 kadın), Trabzon merkez nüfusu; Türk, Ermeni ve Rum olmak üzere 33.000'dir. Şehirde ev sayısı; 3.000'i Türklere, 1.000'i Rumlara, 588'i Ermenilere, 140'ı Katolik ve 9'u Protestan Ermenilere, bir kısmı da yabancılara ait olmak üzere, 5.000 kadardır.
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||||
|
Ermenilere karşı 'Fenni Suikast'
Ermenilere karşı işlenen en büyük insanlık suçlarından birisi de 'Fenni Suikast'tır. Ermeniler üzerinde yapılan tıbbi deneylere şahit olan Dr. Haydar Cemal, mahkemeye gönderdiği mektubunda, sadece hayvanlar üzerinde tatbik edilen tıbbi çalışmaların Ermeniler üzerinde gerçekleştirildiğini anlatıyor. Dr. Cemal, 'Ermenilere karşı ilmi metodla tatbik edilen vahşettir' diyerek tanık olduğu olayları detaylarıyla aktarıyor. Trabzon'da Sıhhiye Müfettişi olan Dr. Ziya Fırat ve Dr. Adnan da (soyadı belirtilmiyor kayıtlarda) yeminli ifadelerinde çocukların zehirlendiğini ve boğulduğunu kaydediyor. Manning Yerazyan adlı bir Ermeni kadının anlattığı ve adına 'dezenfeksiyon odaları' denilen boğdurulma sistemi ise, Nazilerin Yahudi soykırımında uyguladıkları 'gaz odaları'nın prototipini teşkil edecek kadar vahşetin kirli yüzünü gözler önüne seriyor. Ayrıca Ermeniler soykırım sürecinde taciz, tecavüz, işkence gibi insanlıkdışı uygulamalara da maruz kaldı. Ermenilere karşı işlenen en büyük insanlık suçlarından birisi de 'Fenni suikast'tır. Manning Yerazyan adlı bir Ermeni kadınının anlattığı ve adına 'dezenfeksiyon odaları' denilen boğdurulma sistemi, Nazilerin Yahudi soykırımında uyguladıkları 'gaz odaları'nın prototipini andırmaktadır 'Dezenfeksiyon odaları'nda katliam Dizinin bu bölümünde Karadeniz'in hırçın dalgalarının dövdüğü kıyılarda yıllarca birlikte 'aynı göğün ezgileri'nde buluşan halkların nasıl kıyıldığını işleyeceğiz. Zehirlemelerle paralel denize atma vakasıyla da yüzyüze bırakıldı bu coğrafya. Denize atma yöntemi 70'li yıllarda Latin Amerika'da Arjantin'de kullanılıyordu. Kayıp olarak ailelerin aradıkları ya işkencelerde can veriyor ya da hava araçlarıyla denize atılıyordu. Plazo de Mayo Anneleri yaptıkları eylemlerle bu vahşeti dünya kamuoyu gündemine taşımıştı. Yaygın olan tifüse karşı panzehir geliştirmek için Ermeniler kullanılır. Tifüs salgını 1914-15'te Osmanlı Ordusu'nun iliklerini neredeyse kurutacaktır. III. Ordu Sıhhiye hizmeti reisi Tevfik Selim (Sağlam) aşı için deneyler yapılmasını emreder. Deneyler Karadeniz'in önemli vilayetlerinden Trabzon'un hemen güneyindeki Erzincan Merkez Hastanesi'nde yürütülür. Deneyler sırasında ölenler Zemberek Köprüsü yakınlarında bir maden kuyusuna doldurulur. Burada öne çıkan bir isim dikkat çekiyor. Çünkü bu isim Halil (Kut) Paşa, Seyfi (Düzgören) gibi cumhuriyet döneminde önemli görevler üstlenecektir. Bu isim Prof. Hamdi Suat'tır. Hamdi Suat (Aknar) İstanbul Tıbbiye'yi 1899'da bitirir. Erzurum'a atanır. Ardından Dr. B. Şakir gibi İttihatçılarca Erzincan'a gönderilir. Prof. Hamdi Suat, yaptığı deneylerinin temel amacının 'amele taburlarında vazife yapan Ermeni neferlerden faydalandığı üzere, serumun kalp, beyin, ciğer gibi azalar üzerindeki farklı tesirlerini incelemek' olarak belirtir. Hamdi Suat, Münih'te Patoloji ve anatomi dersleri aldıktan sonra Haydarpaşa'da kurulan Darülfünun Tıp Fakültesi'nde 1907'de Prof. olarak Patolojik Anatomi dersleri verir 1933'e kadar. 1933'te kadro dışı kalır. Vakıf Gureba Hastanesi'ne Patoloji Laboratuarı'na şef olarak getirilir, 3 yıl görev yapar. TÜBİTAK tarafından 1974'te hizmet ödülüyle ödüllendirilir. Alman Patoloji Cemiyeti'nin ilk Türk üyesi olurken, adına konferanslar düzenleniyor. Prof. Aknar tifüse karşı 'antikor' için Ermenilere tifo mikrobu bulaşmış kan enjekte eder. 'Bunun için bir solisyum hafif kısımlarını ağır kısımlarından Santrifüjle ayrıştırma ve ardından defibrilasyon yöntemini kullandı.' Kalp, beyin, karaciğer gibi organlara etkisini test eder. Hamdi Suat, deneylerini Ceride-i Tıbbiye-i Askeriye ve Almanca bir yayında yayınlatır. Diğer kilit isim. Şubat 1915'te ordu Başkomutanı-Harbiye Nazırı Enver Paşa, Vehip Paşa'yı III. Ordu Komutanı olarak atar. Ancak Abdülhamit döneminden beri Ermeni katliamlarında elebaşı rol oynayan Dr. Nazım ve Bahaeddin Şakir karşı çıkarak kararı geri aldırtırlar. Yerine sel gibi kan akıtan Mahmut Kamil Paşa getirilir. Trabzon duruşmaları sırasında Mahmut Kamil Paşa diğer isimlerle birlikte katliamı organize edenler arasında anılır. 'Fenni bir suikast' Dr Haydar, Dahiliye Nezaretine (İçişleri Bakanlığı) Trabzon duruşmaları sırasında bir mektup gönderir. Çünkü aşılandıkları söylenerek mikrop enjekte edilir Ermenilere. 'Tifolu hastaların kanları inactive (hareketsiz) kılmaksızın, masum Ermenilere zerkedildi. İnsanlar tifüse karşı aşılandıklarına inandırıldı. Tecrübeler tıp ilminin tatbikine sadece teşrih (anatomi) için seçilen hayvanlara müsade ettiği nevidendi. Yakınen şahit olduğum bu tecrübelerin neticesini neşrederken muhterem profesör onların yegane suçları Ermeni halkına mensubiyet olduklarını söylemeden ölüme mahkum olduklarını ifade etti. Ermenilere yapılan zulüm yalnız idari değil fenni bir suikast, dolayısıyla tıp mesleği için bir leke olacaktır.' Erzincan'da askeri doktor Mülazım (Teğmen) Hamit, serum deneyleri yapar. Ermeni öğrenciler, doktorlar, ezcacılar da deneylerde kullanılır. Erzincan Kızılay Hastanesi Baştabibi Dr. Selahaddin tanık olarak verdiği ifadede de teyit eder. Sorumluların tutuklanmasını ister. 'Ekseri Ermeni bu insaniyet harici tecrübelere dayanamadı. Onlar zorla başkalarının sağlığına katkıda bulundular. Deneyler sonucu bir aşının Erzurum Valisi Tahsin için kullanıldığını da ekler. Prof. Dr. Mehmet Esat (Işık) da imha sürecine katılan doktorlar arasında anılır. Dehşeti fotoğraflamak için Cerrah Dr. Haydar Cemal, Dahiliye Nazırlığı'na şunları yazar: 'Ermenilere karşı ilmi metodla tatbik edilen vahşettir. Erzincan'da tehcirle cezalandırılan masum Ermeniler inactive (hareketsiz) hale getirilmeden tifo hastalarının kanıyla aşılandılar. Sadece hayvanlara tatbik edilmesi lüzumlu bu tecrübe enjeksiyonun deva gayesine haiz olduğuna inandırılan fazla sayıda talihsiz Ermeninin ölümüyle neticelendi. Neticeler Askeri Tıbbiye jurnalinde neşredildiğinde muhterem Profesör (Hamdi Suat) Ermeni oldukları hakkında bir şey söylemeksizin, kobayların idama mahkum olduklarını ifade etti. Erzincan Merkez Hastanesi Baştabibi Kumandan Refet, Kızılay Hastanesi Şefi Dr. Selahaddin bunlara vakıftır. Bu tıbbiye mesleği için bir lekedir.' Dr. Selahaddin de, 'Ermeniler belli ilmi hususlar namına kurban edildiler' ifadesini kullanıyor. Vali onlarca Ermeni kızına tecavüz etti Olaylar sırasında yaşanan tecavüzler de raporlara girer. Cemal Azmi, 1917'ye kadar Trabzon'da valilik yapar. Beraber yargılandığı diğer isimler: Jandarma Komutanı Yarbay Talat, Topçu Bibnaşı ve Teşkilat-ı Mahsusa Trabzon Amiri Yusuf Rıza, Nakliyatçı Niyazi, Trabzon Jandarma Alay Kumandanı Tevfik (Yomra katliamıyla suçlandı, Azmi'nin suç ortağı olarak görülüyordu) Polis Amiri Nuri, Kızılay Hastanesi'nden Mehmet Ali. Trabzon davalarının 10. duruşmasında Vali Azmi'nin 15 Ermeni kız çocuğunu alıkoyup seks partisi için kullandığı belirtiliyor. Teğmen Hasan Manuf, 'Trebizond'daki hükümet memurları en iyi ailelerden bazı zarif Ermeni kadınları topladı. Tecavüz ettikten sonra onları katlettiler.' Cemal Azmi ve Nebil gıyaplarında idam cezası aldır. Mahkeme kararında başka yere 'nakil bahanesiyle zükur ve inas çocukları gruplar halinde mavna ve kayıklara dolduruldu ve gözden nihan olduktan sonra bahra ilka etmekle boğdurup mahvedildikleri' kaydedilir. Vali Cemal Azmi'nin kaçtığı Berlin'de bir toplantıda kahkahalarla şu sözleri sarfettiği iddia edilir: 'Bu yıl boğmalardan dolayı hamsi çoğalacak.' Örneğin Osmanlı Mebusan Meclisi'nde bakanlık da yapan General Çürüksulu Mahmut'un yaptığı bir konuşma dikkat çekici. Trabzon Valisi Cemal Azmi için şunları söylüyor: 'Ermeni kadın ve çocukları kayıklara ve mavnalara (yük gemisi) doldurarak diri diri boğdurdu.' Kilisedeki dram Bitlis Askeri Hastanesi'ndeki 2 ABD'li hemşire olaylara tanık olur: 'Bütün Ermeni hemşireler, eczacılar ve hademeler de alındı.' Osmanlı ordusunda bir Mülazım (teğmen) da bir dönem İstanbul'da Mevki Kumandanı olarak görev yapan Nabil Bey gibi isimlerin Bitlis'te yaptıklarını anlatıyor: 'Bütün Ermeniler bölgeden tahliye edilmişlerdi. Ve Bitlis'te üç yüz genç kız kalmıştı. Hepsi Ermeni Kilisesi'nde ordunun kullanımı için tutuluyordu. Cepheye giderken kasabadan geçen her müfreze izlerini bırakıyordu. Bu talihsiz kızlar hasta oldular. Kumandan (Nabil Bey) emretti. Bazıları zehirlendi, öbürleri idam edildi.' Konsolosluk penceresine vuran cesetler ABD Trabzon Konsolosu Oscar S. Heizer, suçlu mu değil mi bakılmaksızın katliam yapıldığını yazar. 'Şayet biri Ermeniyse, mücrim ve muhacir olarak muamele görmesi için kafi sebepti. Konsolosluk penceresinden denizde cesetler görünüyordu.' Yine tecavüzleri anlatır. 'Evvela zabitler kadınlara tecavüz ediyor, sonra lazım geleni yapmaları için jandarmaya bırakıyorlardı' diyor konsolos. Yağmalara da polisin öncülük ettiğini belirtir. ABD Samsun Konsolosu W. Reles, raporunda 'katliamlar, hırsızlıklar, mevzubahis olduğunda iyi planlanmış ve çok hesaplı bir fiildi. Amaç Ermenileri toptan bitirmek' diyor. Trabzon duruşmaları 26 Mart 1919-17 Mayıs 1919 arasında yapılır. Askeri mahkeme kararları 22 Mayıs 1919'da açıklanır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Trabzon Konsolosu Ernst Kwiatkowski, kıyım yılında yaz geldiğinde, kadın, çocuk ve yaşlıların mavnalara doldurulup 'bahre döküldüğünü' dile getirir. 'Utanç, korku ve rezalet...' İtalya'nın Trabzon Konsolosu G. Gorrini, 25 Ağustos 1915'te Roma'ya gittiğinde II Messapero'ya demeç verir: 'Şayet bildiğim her şeyi, gözlerimle görmek mecburiyetinde kaldığım her şeyi bilselerdi, insaniyet isyan eder ve merhametsiz hükümetine ve kudurmuş İttihat ve Terakki Fırkası'nı lanetlerdi. Ve bu melun suçu hoşgören hatta kuvvetli ordularıyla himaye eden Osmanlı müttefiklerine (Almanya ve Avusturya-Macaristan İmp.) mesuliyet yüklerdi. Utanç, korku ve rezalet.' Trabzon'daki Rum Metropolit Khristianos, hatıralarında tehcir başlamadan 1 ay önce görev yeri Erzurum'dan Trabzon'a gelen Teşkilat-ı Mahsusa şeflerinden Dr. Bahaeddin Şakir'in toplantılarına dikkat çeker. Şakir'in valiler, kaymakamlar ve diğer yöneticilerle toplantılar yaptığını kaydeder. Şakir'in bu toplantılarda tehcir için gizli talimat verdiğini belirtir. Etüv ve duruşmalar Vahşetten dolayı İttihatçıların yargılandığı duruşmalara gelince.... Mezalimden dolayı açılan davalar sonucu bazı isimler idam edilir. Duruşmalar yapılırken sık sık hükümet değişir, katliamla suçlanan bazı isimler bu kargaşada kurtulur. Duruşmalarda tanık olarak Lazistan Kuvvetleri Erkan Reisi Miralay Muhtar, Giresun Kumandanı Yarbay Arif gibi isimlerdir. Trabzon'da Sıhhiye Müfettişi olan Dr. Ziya Fırat ve Dr. Adnan da çocukların zehirlendiğini ve boğulduğunu kaydeder yeminli ifadelerinde... Trabzon'da toplama yeri olarak okullar kullanılır, hastanelerin yanı sıra. Dr. Ali Saib önemli bir rol üstlenir bu dönemde. Okul ve Kızılay Hastanesi'nde çocuk, kadın, yetişkin demeden 'Zehirlemekten ve onları denizde boğmaktan' yargılanır. Çünkü Saib, Trabzon Halk Sağlığı Hizmeti Müdürü'ydü. Sıvı ilaç halinden zehir zerkinden ve ilaç almasını reddeden hastaların denizde boğulmasını emretmekle' suçlanır. İki Türk doktor da tanık olarak dinlenir ve zehirlemeyle boğmaları onaylar. Tehcir sonrası açılan Trabzon davalarının 3. duruşmada Dr. Adnan (Halk Sağlığı Teşkilat Müdürlüğü görevine atandı) raporunda zehirle öldürmelerin gerçekleştiğini teyit eder. Sepete insanların doldurulup denize atıldıklarını da ekler. Tüccar Hüseyin de kadın ve çocukların boğulduğunu anlatır. Trabzon'daki Miralay Vasfi, çetelerin B. Şakir'in T. Mahsusa'sına kayıtlı olduklarını vurgular 3 Nisan 1919 Trabzon davalarının 4. duruşmasında. Trabzon davalarının 7. Duruşması'nda Rahip Laurent, tanık olduğu ürpertici sahneyi nakleder. Hastanede derin sepetler içine sıkıştırılmış ve denize atılacak zehirlenmiş çocukların cesetlerini gördüğünü söyler. Trabzon Defterdarı Lütfü de, 8 Nisan'daki 7. duruşmada, vahşetin B. Şakir'in Trabzon ziyaretiyle başladığını kaydederek, 'Her şeyi tetikledi ve başlattı' der. Duruşmalarda Talat ve Şakir arasındaki şifreli yazışmalar da gündeme geldi. Mahkeme Başkanı Mustafa Nazım Paşa, Trabzon Mebusu Naci'yi geldiği 12. duruşmada azarlar. Yaşananlara neden engel olmadığını sorar. 26 Nisan 1919 Trabzon davalarının 14. duruşmalarında Manning Yerazyan adlı kadın, 'dezenfeksiyon' denilen odalarda buharla boğmaları aktarıyor. Buhar nefes almalarını engelleyerek boğulmalarını sağlar. 'Etüv' denen sistem sonrası boğulan çocuklar büyük sepetlere doldurulup atılır. Ordulu Tüccar Hüseyin de, Ordu Cezaevi Müdürü Süleyman'ın da suçlular arasından bir çete oluşturduğunu kaydeder 5 Mayıs 1919'daki 16. duruşmada. Adli Müfettiş Kenan ise, 17. duruşmada ifade verirken Ermenilerin nasıl boğdurulduğunu anlatır. Boğma olaylarının bir kısmının Değirmendere Irmağı yakınında olduğu belirtiliyor. Tüccar Hüseyin duruşmalarda, 'Kaymakam Faik'in bir öğleden sonra Samsun'a götürme bahanesiyle kadın ve çocukları iki mavnaya doldurduğunu gördüm. Ama seyahat için iki güne ihtiyaç duyan mavnalar iki saatte döndü. Kurbanların cesetleri sahilde görülmeye başlandı' ifadelerini kullanıyor. İstanbul'a yansıyanlar Bazı Ermenilerin gözlerinde ilaçla, operasyonlarla müdahaleler yapılır. ABD'li hekim Mabel Evelyn Elliot, İstanbul'da görev yaparken karşılaştığı trajediyi nakleder. Üsküdar Ermeni Kızlar Barınma Evi'nde yaşananları nakleder. 'Kızların maruz kalmış oldukları ve naklettikleri inanılmazdı. Oturdum ve dinledim... Hikayesi inanılmaz tuhaflıkta bir kız geldi, vücudu bir mısra vezni gibiydi. Ama gözlerini açtığında ona bakmaktan acı hissetim. Gözün ince adalesinde mikroskopik yara izleri vardı. Mükemmel tahsil görmüş vasıflı bir Türk cerrahı tahsilini ameliyat masasında bu kız için kullanmıştı.' Yazar Dadrian, 'Faillerin tutumu açısından Ermeni soykırımı ile Yahudi soykırımı arasında çarpıcı benzerlikler vardır' diyor. Trabzon'daki olayları Nazilerin gaz odaları için 'Prototip gibidir' diyor Dadrian. Dağları, canileri aştıktan sonra... Topraklarından koparılıp 'Soykırım Vadisi' denen Suriye çöllerini de aşıp hayatta kalmayı başaran az sayıda Ermeni, Der Zor'a ulaşır. Talat Paşa burdaki katliam için Abdulahat Nuri'yi seçer. Nuri, Halep Bürosu'nun Şifre Katibi Naim Sefa'ya şunları söyler 'Talat bana şüphesiz ne yapacağınızı bilirsiniz. Artık bu melun milleti görmek istemiyorum' der. Der Zor Kaymakamı Salih Zeki de Nuri ile yaptıkları katliamla övünür. Ve Divanı Harbi Örfi'nin kararı: Askeri Mahkeme kararlarında 'Ermenilerin katl ve imhası... İttihat ve Terakki Merkezi Umumisi'nin sonucu olup, Merkezi Umumice karar verilmiş bir mesele' diye özetlenir. Mahkeme kararlarına soykırım sırasındaki uygulamalar da geçer. Bunlar, 'Karadeniz'de kitlesel boğmalar, Karadeniz sahillerinde Ermenilerin kayıklarla gark edilmesi... cinayet, yağma, tehcire tabi tutulan kafilelerin katli, taktil ve ihtikar (vurgunculuk), ırz, işkence... Katliamlarda kullanılan araçlar da, zehir, baltalar, bıçaklar, bahçe belleri, kılıç, çapalar, silah vb. olarak sıralanır. BİTTİ Ölüm telgrafları Olaylar sırasında evine de telgraf sistemi kurduğu kaydedilen, İçişleri Bakanlığı ve Başbakanlık yapan Talat Paşa'nın ele geçirilen 'Ölüm Telgrafları'ndan biri şu şekildedir: 'Aleppo (Halep'teki dönemin büyük antik kenti) Yönetimine: İmparatorluğun şimdi tehlikeli bir durumla karşıkarşıya olması, koşulların bize bu gizli amaçları dışarı taşımaya izin vermediğini, daha erken ortaya koymamıza karar vermemize neden oldu. Şimdi engel ortadan kalktı ve zaman atalarımızın toprağını bu tehlikeli unsurlardan kurtarmayı dayatıyor. Size, onların perişan hallerinden, kötü durumlarından dolayı merhamete kapılmamanızı; fakat, sonlarının gelmesi için tüm gücünüzle Türkiye'de isimleri 'Ermeni' olan herkesi yok etmenizi, iz bırakmamanızı tavsiye ediyoruz. Yurtsever, dini bütün amaçlarımızı kime emanet ettiğinizi iyi anlayın. Talat' M. Ali Çelebi Kaynak: Prof. Dr. Vahakn V. Dadrian: Ermeni soykırımında kurumsal roller Prof. Dr. Vahakn V. Dadrian: Türk Kaynaklarında Ermeni Soykırımı Henry Morgenthau: Büyükelçi Morgenthau'nun anıları Mihri Belli: Anı: İnsanlar Tanıdım I İsmet Kür: Yarısı Roman İstanbul Armenians: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]
__________________ |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| hrant dinki yakan yazılar | TIŞTONEK | Makaleler | 0 | 07-06-2008 08:09 PM |
| Erzurum/Կարին-Էրզրում Kazasi Ermenileri. | Avedis | Genel Kültür | 1 | 01-01-2008 01:39 PM |
| Elazig Harput Kazasi Ermeni Koyleri | Avedis | Genel Kültür | 2 | 31-12-2007 10:08 AM |
| Anadolu Ermeni Müziginde Bölgesel Etkilesimler | MÊVAN | Müzik Sohbet | 0 | 09-12-2007 10:51 PM |
| Kürtler ve Ermeniler (Tarihsel Ve Sosyolojik İnceleme) | JİYAN ADAR | Genel Kültür | 0 | 29-11-2007 11:57 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.