|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||
|
MÖ 5000 yıllarında Dersim yöresinde yaşadığı saptanan “müşki” adlı Aryalar’la başladığı Asur bölgelerinde Dersim halkının “MÜŞKİ” adı ARYALAR olduğu belirtilmektedir. Daha sonraki dönemlerde “KARDUK” adını alan bu kavim, Hitit krallığı’nın yıkılmasıyla batıdan gelen PALA ve diğer Hititliler’e karıştılar....Bu dönemde Şuhna, Ishüru, Alshi halkları Hititler’e komşu idiler. MÖ 4000’lerde Sümerler’in egemen olduğu Akad Kralı Sargan ve Naramsin’e ait kitabelerde anlaşılmaktadır, ancak MÖ 2370-2330 yıllarında Dersim, Akadlar Devleti’nin bir ili olarak gösterilmektedir.
MÖ 2200’de Dersim ve çevresi Mezopotamya-Anadolu arasındaki ticari ilişkilerde geçiş noktası; bu binyılın ikinci yarısından önce bağımsız Hurri Krallığı arkasında Hitit İmparatorlığu (XV. Yüzyılın ortaları XI. Yüzyılın sonu) yayılma siyasetinde öncelikli bir yer tutan bölge olmuştur.MÖ 2....’de “işu va” diye anılan bugünkü Tunceli-Elazığ bölgesinin halkı olan Hurriler’in uygarlık açısından Hititler’i etkilediği görülür. Daha sonra Saburrular, Hurri diye anılmaya başladılar.MÖ 2000 yılında Kuzey Doğu Anadolu, Hurriler’in egemenliğine girdi. MÖ 1500 yıllarında Hurriler Orta Doğu’nun en güçlü devleti idi. MÖ 16.-15. Ve 14. yüzyıllarda bölge Mitaniler’in egemenliğine girer. Mitaniler (Mitani halkı Hurrilerden oluşuyordu.) Dersim yöresinde Asurlar’dan da önceleri bir süre egemenlik kurmuşlardır. (MÖ 1252) Asur Kralı Tukulti (MÖ 1242-1206) Hurriler’e ait ALZİ, AMADUNU (Diyarbakır) Purulumzi bölgelerini almıştır. Hitit Kralı Suppuliluila Mas ve oğlu Marsilis (MÖ 1347-1320) yazıtlarında komşu ALZİ , SUHWA, ISHUVA ve ALSHİ halklarıyla savaşlardan söz eder. Bu halklar Ermeniler’den önce bölgeye gelmiş bölgenin ilk halklarıdır. MÖ 1335 yılında Dersim yöresi ile bütünleşen AZZİ –HAYAŞA ülkesini Hatti Kralı II. MÜRŞİLİ bir seferle kendisine bağladı. Dersim olarak adlandırılan İşuwa yöresinde “MÜŞKİLER” yaşıyordu. Erken demir çağında yöreye nereden geldikleri kesin olmayan Müşkiler’in Dersim yöresini iskan ettiği bir alan olarak görülmektedir. MÖ.IX. yüzyılda Müşkiler, Murat suyu ile batı fırat arasında “UŞUVA”yı da içine alan bölgeye gelip yerleşirler. Bu sırada yöre halkı Hurriler’den oluşuyordu. Asur Krallığının bölgeye ilki bu kez Asur-Muşki mücadelesine sahne olur. IX. Yüzyılın sonlarına kadar bölgeye Asur yağmar seferlerine maruz kalır. Dersim çervresi IX. Yüzyıldan iyibaren bu kez Dersim; Asur ve Urartular arasında çekişme konusu olur. Ancak Asurlar bu tarihlerde kendi iç karışıklıkları ile uğraştıklarından bölgenin hakimiyeti el değiştirmiştir.(Hakimiyetini kaybetmişlerdir.) Urartu Kralı MİNUA (810-785/780 yıllarında Alzi ülkesini VIII. Yüzyılın başlarında da (799’dan sonra) ele geçirerek kendi eyalet sistemi içine katmıştır.MÖ VIII. Yüzyılda Dersim yöresi Urartular’ın egemenliği altına girdi. Urartular(MÖ 900-612) Müşkiler’in saldırılarını püskürttüler.VIII.yüzyılda Dersim Urartu Devleti’nin sınırları içerisinde olup, Urartular-Dersim-Elazığı yöresine “Süpani” diyorlardı. Urartu halkı MÖ II.yüzyılarından kalma Hurrice’ye yakın bir dil konuşuyorlardı. Urartu Devleti, Hurri soylarının küçük prenslikleriyle bir birlik olusturmaları sonucu kurmuşlardır. İlk Kralı Sarduri I. (MÖ 840-825) Dersim yöresi VI-II. Yüzyılda Urartu sınırları içerisinde göstermektedir. İzoli’de, Bağın Mazgirt’e ve Palu’daki yazıtlarda bu gerçeği kanıtlamaktadır. Kral II. Rus’a (MÖ 678-645) Mazgirt’i bayındır bir haline getirerek, kaleye bir kitabe yazdırır. Dersim yöresindeki Müşkilerin saldırısını püskürtmüş ve bu dönemde etkisiz hale getirmiştir.Mazgirt kale köyündeki kale II. Rusa döneminde yapılmıştır. MÖ 715 yılında Med aşiretlerinin önderlerinden Dayarikko Keyeksa tüm Med aşiretlerini (Med, Guti, gui, Kusi, Lolo, Mamai, Kardus, haldi ve Kardu) bir araya getirerek bugünkü iran şehri Hamedan’da Medler’i bir devlet çatısı altında birleştirdi. MÖ 600 yıllarında Medler, Urartu Devletini ortadan kaldırdılar. Böylece Urartular’ın yerine bölgeye Medler egemen olurlar. Medler MÖ 7. yüzyılda İşuva’yı, 560 yıllarında ise Doğu Dersim yöresini ele geçirdiler.Böylece Dersim bölgesi Med Devletinin egemenliğine girdi. Medler’in Dersim yöresindeki egemenlikleri süresince dinsel alanda yüzyıllar boyunca silinmeyen izler bıraktıkları anlaşılmaktadır. Dersim’de şiiliğin bir kolu olan Ehl-i Hak Mezhebi büyük ölçüde Zerdüştlük’ten etkilenmiştir. MÖ VII. Yy.’da Dersim Med egemenliği altına girdi. Ancak yerleşik bir düzen oluşturamayan Med Devletine MÖ 550’de Persler Anadolu’ya sefer yapar.Dersim yöresini fetheder.Pers döneminde “Medya Sınır Saptanlığı” içinde yer alan Dersim’in yerel halkı, Haldiler, Khalibler, Massinekler ve Akilisenler’den oluşmaktaydı. 13. Satraplık olan Akilisenler, Dersim için bulunduğu Armenia satraplığının sınırları Ağrı Dağından, Fırat ırmağının kıyısına doğru uzana bölgeyi kapsıyordu. Heredot’un 13. satraplık olarak belirlediği Dersim’in içinde bulunduğu satraplığın o zaman ki valisi ORTATAŞ, Akilisene yöresini de kapsayan alanda valilik yapıyordu. ![]() MÖ 334 yılında Büyük İskender; Biga Çay’ı İSOS savaşı daha önce de Gawgamala (Kerbela yakınlarında) yaptığı savaşta Persler’i ağır yenilgilere uğratan Makedonyaluı İskender, tüm Anadolu’yu Makedonya topraklarına kattı. Pers soylularından Ariorates, MÖ 332’de Dersim’i kapsayan topraklarda Makedonya Krallığını kurdu. Makedonyalılar’ın Anadolu’ya egemenlik yılları isyanla geçer.İsyanların başını Akilisene (Dersim) ve Kapadokya halkı çeker. II. Ü. Ariorates, Makedonyalılar’a karşı başarılı bir direniş örgütleyerek, MÖ 301’de Kapadokya Krallığı’nı yeniden kurdu.Ancak Makedonyalı asker önderler isyan bölgesine gelerek , katliam yaparak isyan bastırdılar.(MÖ 322) İskender’in ölümünden sonra Perdikkas ayaklanma bölgesi olan Akilisene gelir, Dersim’deki ayaklanmayı bastırır. Dersim böylece Makedonya egemenliğine girer. Dersim bölgesi MÖ 230 yılında Kapadokya’ya dahil edildi. MÖ 180’lerde Kapadokya Krallığı, Anadolu’yu işgal politikası gütmekte olan Roma İmparatorluğu’nun uydusu durumuna geldi.Anadolu’da Roma ordusuna karşı da etkin olan Pontos Krallığı, Kapadokya topraklarını işgale yeltenince, Roma-Pontos savaşı başladı. Sulla komutasındaki Roma ordusunun Potos-Ararks işbirliğini çökertmesinden sonra, etkinliği azalan Pontos Devleti, son kralları Mitridates, Evpatur’un Roma komutanlarına yenilmesiyle ortadan kalkınca Dersim Roma egemenliğine girdi. Part Krallığı döneminde ise , Part Krallarından Mitridates MÖ 140 yılında Dersim bölgesini egemenliği altına alır.Araks (Part) Krallığı, Selekidler’e meydan okurlar. Pers Krallığı ülke topraklarını daha sonra Persler’le paylaşırlar.. Bu prensliklerden birini de ARTARSASD’in oğlu Tigran (Dirkan) yönetir.Tigran, Sophane (Dersim-Elazığ) Krallığını da alarak, böylece dersim bu dönemde TİGRAN’ın egemenliği altına girdi. MÖ 70’lerde ise Arasklar yönetimiyle, Arsaklar arasında el değiştirdi. MÖ 69-66 yıllarında Romalılar Lukullus komutasında ki bir orduyu Tigran’ın üzerine gönderirler.Lukullus Malatya (Melitene) Sophane (Dersim-Elazığ) yörelerini yağmalar.Tigran Van’a kaçar. MÖ 55’lerden başlayarak Doğu Anadoluya giren Partlar Dersim’de etkinlik sağladılarsa da , bu etkinliği kıran roma Askeri gücü, bölgeyi kapadokya eyaletine bağladı. Romalılar MÖ I. yüzyıldan itibaren partlar’ın üzerine sürekli seferler düzenlemişlerdir. Partlar’ın (Arsaklar) direnişi uzun yıllar sürer. Part Kralı MİDRDATES, Ermeni (ARASK) Kralı ve damadı Tigran Romalılar’a karşı savaşmışlardı. Bu dönem de Dersim bazen Arsaklar’ın bazen de Arasklar’ın egemenliği sınırları içinde kalmıştır. Sasaniler (212-642) Babek’in oğlu Erdeşir 226 yılında Sasani İmparatorluğu’nu kurmuştur.Grek ve Roma tarihçilerine göre, Sasaniler, Romalılarla ve Bizanslılarla savaşmışlardır.Daha sonra Sasanilerle Bizanslılar arasında kalıcı bir barış yapılır.Dersim-Elazığ yöresi Sasani İmparatorluğu içinde kalır. 395’ten sonra Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun egemenliği altına giren Dersim “Roma Mezopotamyası” denilen “Therma” içerisinde iken İran-Sasanlı ve Bizans orduları etkinlik savaşlarına sahne olur. Sasaniler’in Dersim’deki egemenlikleri 506 tarihinden sonra başlar.Sasani hükümdarlarından I. Kubart (Kavaz) Dersim yöresini İmparatorluğunun sınırları içine alındığı söylenirse de, bölgenin dağlık oluşu, nedeniyle egemenliği her zaman olduğu gibi şaibeli kalmıştır. 642 yılında Halife Ömer zamanında Nihavend Savaşı (642) sonucunda Arap İslam Orduları Sasani Şahı olan III. Yezdigirt’i yenilgiye uğratmasıyla, Araplar, Sasani Devletinin siyasi valığına son verirler. 661 yılında Araplar Habib b. Meslene tarafından Doğu Anadolu bölgesinde fetihlere girişilir. Bizans İmparatoru Konstantin durumu kendi lehine çevirmek için Dersim; Erzincan ve Erzurum yöresine sefer düzenler, olumlu sonuçla döner. 653 yılında Habib, Mesleme, Ermeni valiler’in desteğiyle Dersim’de denetimi sağlarsa da, Dersim bu dönemde Bizans; Arap güçleri arasında sürekli el değiştirmişti.(686) 700 yılında Arap İslam Ordusu Abdullah b. Abdülmelik komutasında bir sefer yapar ve Erzurum, Erzincan,Dersim bölgesi Arap egemenliğine girer. 772 yılında Abbasi yönetimine karşı Dersim yöresinde genel bir ayaklanma olur.(Ayaklanma içinde Ardzruni, Bağratlı ve Mmikon Ermeni kökenli boyları vardır.) Dersim merkezinde başlayan bu ayaklanma, genişleyerek isyan dalgası Erzurum’u kuşatma altına alır. Amir; b. İsmail El Harisi komutasındaki Arap ordusu, Ermeniler’i Erzurum; Erciş yakınlarında yenilgiye uğratır. Abbasi Halifelerinden Muhammed Mehd ve Halife Mutez döneminde de bölgede isyanlar çıkmıştır.Bu dönemde Bizanslılarla İslam Arap kuvvetleri bölge de etkinlik kurmaya çalışsalar da, Bizans İmparatoru Theoophilo 837 yılında Dersim yöresini yağma eder.Hozat yakınında ki CMU(CMNU) Palin ve Maskert (Mazgirt ile Akkilisene) yöresini işgal eder. Hozat’ı tahrip eder.Bizansın baskıcı yönetimine karşı halk ayaklanır. 837 yılında Dersim yöresi Bizanslı Jones Karkuas ile Müslüman Hamdaniler’den Seyfüdlarının kuvvetleri Harput yakınlarında savaşa tutuşurlar.Karkuas yenilgiye uğrar. Bu savaşta askerler’in çoğu Dersim ve Elazığ’ın yerel halkından oluşuyordu. Bizans Doğu Ordu Komutanlığına İonne Tsimiskes, Batı Ordu Komutanlığına ise kardeşi Leon Phokas getirilir.Böylece Bizans İmparatorluğu Bölgedeki yönetimi Dersimliler’in eline geçer.Çünkü Jonnes Tsimiskes Çemişkezek’liydi. Ancak 882 yılında Dersim bölgesi İslam Arap etkisi altına girerIX. yüzyılda Bizans İmparatorluğu, Mezopotamya içinde yer alan Dersim, bu dönemde Şeyh Hasan Beyliği’nin egemenliği altındaydı. Bu dönemde; Türkler’in yerli ittifakları olan Şadiller ve Mervan Kürtler’i, Bizansa karşı sert darbeler indiriyorlardı. Bu sırada Dersim’in Mazgirt yakınlarındaki Bağın’da Bizans’a karşı ayaklanmahaberi İmparator Manuel’e ulaşır.(1051-1052) Bunun üzerine Bağın yöresine Beros komutasında bir ordu gönderilir.Beros Bağında eşine az rastlanan yağmalar ve zulümler yapar.1055’TE Beros’un yeri,ne bu defa Melissene geçer. Bizans İmparatoru THEDORAS Bağın yöresinin yönetimini ve Ermeni Perslerinin savunma görevini Melissene’ye verir.Büyük Selçuklu döneminde ise Selçuklu hükümdar’ı Melikşah, Dersim aşiretlerin’den bazılarını(Baba, Mansur ve Kureyşan aşiretleri gibi)Kavurd’a karşı gösterdikleri başarıdan ötürü, Selçuklu Sultanı Melikşah bu aşiretleri Dersim yöresine iskan ettirmiştir. Dersim 118-1142 yıllarında Mengücekler; Mazgirt çevresine, beylikler döneminde ise Dersim yöresine egemen olmuşlardı. Ağustos 1226 yılında Anadolu Selçukluları Çemişgezek’i ele geçirdiler, 1228 yılında ise, Mengücekoğulları topraklarının tamamını fetheder. Böylece Dersim yöresi Anadolu Selçuklular’ın egemenliğine girer. (1231-1237) Anadolu Selçuklular’ın, Büyük Selçuklular’ın yenilmesinden sonra, uzun süre değişik beylikler arasındaki etkinlik savaşlarında durmadan el değiştiren Dersim, 1243’te kısmen Moğol egemenliği altına girdi. 13.yüzyıl sonlarından 14. yüzyıl ortalarına kadar Dersim, Elazığ-Malatya, Maraş, Erzincan gibi yerlerde Moğol egemenliği kurulmuştur. Merkezi Erzincan’da bulunan Eretna Beyliği (1335) bu dönemde Moğolların varsalı durumundaydı.Osmanlı topraklarına giren Timur Dersim yöresini kısmen de Sivas şehri’ni kuşatır. Kuzey Dersim’in hakimi durumunda olan Muttahharten ‘de Timr’a itaat eder.Bu dönemde Güney Dersim yöresi ise Şeyh Hasan Beyliğinin egemenliği altındaydı.Muttahharten, 1387’de Timur’un egemenliğini tanıyıp, Sivas’ın ele geçirilmesinde ona yardımcı oldu.Bu hareketi cezalandırmak için Dersim üzerine yürüyen Yıldırım Beyazıd Erzincan’ı aldıysa da kesin başarı sağlayamadı. Timur’un Doğu Anadolu egemenliği yıllarında Karakoyunlular, Erzurum, Sivas, Erzincan ve Dersim dolaylarına yerleşirler. Akkoyunlular XV.yüzyılın ilk yarısında Dersim yöresini kendi kendi yönetimine alırlar. Ankara savaşın’dan sonra uzun süren Dersim’deki etkinlik savaşlarında taraf olmayan Dersimliler, Osmanlılar 12 Ağustos 1453 Otlukbeli savaşıyla yöreyi ele geçirmeye çalışsalar da, Dersim yöresinde üslenen Şah ismail’in güçleri ve Dersim’in hakimi Hacı Rüstem güçleri Osmanlı egemenliğini sarstılarsa da , 1514 Çaldıran savaşıyla yöredeki Osmanlı etkinliğini kısmen sağlamıştı. Bütün bunlara rağmen Dersim’in tamamı Osmanlı egemenliğine girmedi. Dersim ile Osmanlı Merkez yönetimi arasında bağlar sağlanmıştır.XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda Dersim muhtariyet olarak kalmıştır. ![]() Tanzimat döneminde ise Dersim komutanlığı Şah Hüseyin adlı bir Dersimli’nin egemenliğindeydi. Osmanlı merkez yönetimi ile Dersimliler arasında kaynaşmalar devam ederse de XIX. yüyılda Dersim özerk olarak yönetilir.(Abdülhamit döneminde Dersim’in özerk olduğunu belirtir) 1847 yılında Dersim sancağının Erzurum eyaletine verilmesinden sonra , 1859 yılında da yapılan değişiklikle Harput eyaletine bağlandı. 1890 yılı Devlet sahnamesinin kayıtlarında şöyle anlatılır.Mamuret Ül Aziz vilayetine bağlı bir sancak olan Dersim’in merkezi Hozat olup, Ovacık, çemişgezek, Çarşancak, Mazgirt, Kuzucan (pülümür), Kızılkilise(Nazmiye) ve Pah kazalarından oluşmaktaydı. 1892 yılında Dersim, Erzurum vilayetinin Erzincan sancağına bağlıydı. 1916 ve 1918 yılında da herhangi bir yönetsel değişikliğe uğramadı. Cumhuriyet döneminde de değişmeler sürmüştür. Cumhuriyetten sonra il yapılan Dersim, 1923’te ilçe olarak Elazığ’a bağlandı. 1936 yılında tekrar il yapıldı. Ve 2884 sayılı özel kanunla Dersim adı Tunceli olarak değiştirildi. Dersim adının Anlamı Dersim, Gileki (Dimilik) “der” (kapı), “sim” (gümüş), Zazaca’da, Dersimce ise “deyr-sim” sözcüklerinden oluşan bir isim tamlamasıdır. Türkçe’ye “gümüş kapı” olarak çevirebiliriz. MÖ 4.yüzyıldan önce Yunan tarihçi ve coğrafyacılarının Dersim yöresine “DARANİS” adını verdikleri ve Anadolu’ya ilişkin en eski adların başında “Dariaini”ni geldiği belirtilmektedir. Tarihçi Ptolemy’nin Dersimi “Daranalis” olarak kaydedilmesi mö 519 yılında Pers Kralı Dara’nın (Darius) Kral olmasından itibaren başlamaktadır. Munzur Dağları’nı içine alan geniş bir alanı kapsayan “Daranalis” adının yüzyıllarca kullanıldığı bilinmektedır.Günümüzde Erzincan’a bağlı Tercan ilçesini kapsayan alana “Deryene” (Derksen) adınını verildiği Strabon’un “Coğrafya” adlarının verildiğine başka kaynaklarda da rastlanmaktadır. Dersim adının kökeni, Hazar denizi’nin güneyindeki Deylem bölgesinde yaşantılarını sürdüren Deylemlilere kadar uzanmaktadır.Deylemliler (Gilanikliler-Gilanlılar) Pers öncesi halklarından olup 4. yüzyılda Deylemista adıyla alınan yurtlarını, sürekli olarak Arap, Fars, Türk ordularına karşı korurlar. Deylemliler’in yurtlarını koruma çabası 1256 yılında Moğol işgaline kadar sürer. Moğollar’dan kaçarak batıya göç eden bir kısım Deylemlier’in bugünkü Dersim’e yerleştikleri sanılmaktadır. İşte yurtlarını terkedip, Anadolu’ya doğru göç eden Deylem aşiretlerinin bu bölgede yerleşmesiyle bölgeye kendi adlarını egemen kıldıkları sanılır. Yunan tarihçi ve coğrafyacılarının Dersim bölgesine “Daranis” adını verdikleri gibi Dara’nın “Bisütün Kitabelerin de bu havaliyi tanımlayan”Zuzu” tabirin de Dersim yöresinde konuşulan “Zaza” sözcüğünden geldiği muhtemeldir. Cumhuriyet döneminden önce 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu’nun resmi yazışmalarında yoğun olarak “Dersim” adı sıkça kullanılmıştır. 1847 yılında Dersim Sancağı’nın Erzurum eyaletine verilmesinden sonra 1859 yılında yapılan bir değişiklik de Harput eyaletine bağlanır. İşte bu tarihten itibaren Dersim ve çevresi haritalarda gösterilmeye başlanmıştır. ![]() TARIHI YERLER 1. PULUR HOYÜGÜ: Çemis Ilçesi'nde bulunan Höyük'te 1968 yilinda yapilan kazilarda Tunç çagina ait kalintilara rastlanmistir.Toplu evlerden meydana gelen Höyük'teki evler tas kerpiç'ten yapilmistir. Dibek ve tas kabartmalara rastlamistir. Islenmemis demir ve krom bulunmus olup I.Ö. 3000 yillarina ait kalintilar oldugu anlasilmistir. 2. YELMANIYE CAMII: Çemisgezek Ilçesindedir.Cami XIV yy'da Timur'a bagli bir Türkmen Beyi olan Taccettin Yalmak tarafindan yapilmistir. Kesme taştan yapilan eser sonradan onarilmistir. Giris kismi geometrik sekillerle islenmis taslardan yapilmistir. Çini ve tas sanatinin beraber kullanilmasiyla yapilan eser , Selçuklular'la Osmanli sanati arasinda bir geçis sanatini yansitir. Camide kemerli sutunlar mevcuttur. 3. YENIKÖY HÖYÜGÜ:Çemisgezek Ilçesindedir. Keban Baraj Gölü altinda kalan LalusagiKöyü yakininda bulunan ve "Gâvur höyük" adiyla bilinen Höyük'tür. Yapilan kazilarda Roma ve Bizans devrine ait kalintilara rastlanmistir. Tunç Çagina ait buluntular yaninda, islenmis bazi madenlere rastlanmistir. 4. IN DELIKLERI: (Dervis Hücreleri): Çemisgezek Ilçesinin batisinda bulunan In delikleri (Dervis Hücreleri) çok sayida, odalardan meydana gelmistir. Odalardan birbirine geçis yeri vardir. Halen tahta bir merdivenle çikilarak In Delikleri gezilmektedir. Oyma sanatina kullanil Tarak odalar yapilmistir. 5. UZUN HASAN TÜRBESI: Çemisgezek Ilçesi'nde merkezin içinde ki bir kayanin üzerindedir. 1572 yilinda iki katli kesme tastan yapilmistir. Kapi ve sütunlari sade bir görünüme sahiptir. Küçük pencereli olan yapi, pramit çati ile örtülüdür. 6. HAMAMI ATIK (Eski Hamam): Çemisgezek Ilçesinde çarsi içinde bulunan yapinin giris bölümünde Türkçe ve Arapça yazilar mevcuttur. XV.yilinda yapilmis olup XVIII.yy'da onarilmistir. Yöreyi elinde bulunduran Akkoyunlu'lar tarafindan yapilmistir. Kesme ve moloz taşla tugla karisimi yapilan hamamin küçük bir giris yeri olup içerde küçük kubbeler halinde bölümler yapilmistir. Üzerindeki Türkçe yazi1762 yilinda onarimi yapan Haci Ali Aga'ya aittir. 7.ÇEMİŞGEZEK KÖPRÜSÜ: İlçeden yaklaşık 3 km. uzakta olup tek kemerden oluşmuştur.1902 yılında onarılmıştır.Selçuklular dönemine aittir. 8.ULUKALE CAMİİ: Çemişgezek ilçesi'ne bağlı Ulukale Köyünde bulunan cami 1793 yılında Diyarbakır Valisi Yusuf Paşa tarafından yapılmıştır.Camiye sonradan cemaat yeri eklenmiştir.Osmanlı dönemine aittir. 9.MEYDAN ÇEŞMESİ: Çemişgezek Ulukale Köyünde'dir.166.yy'da yapılmış ve çevresine sivri kemerler yerleştirilmiştir.Çeşme,kesme taştan yapılmış ve önünde bir yalak mevcuttur. 10. FERRUH-ŞAD BEY TÜRBESİ: 1551 yılında yöreye hakim olan Ferruh Şad Bey için kesme taştan yapılmıştır.Köyün yakınında olup sekizgen şeklinde olan duvarında al taşlardan bir kuşak yer alır. 11. MAZGİRT KALESİ: Mazgirt İlçesi yakınında bulunan kalenin üst kısmında halen bazı yapılar mevcuttur.Kaleye bir mağaradan gidilir.Mağaranın Önünde taştan yapma merdivenler mevcuttur.Surlar la çevrili olan kalenin en üst kısmında köşk şeklinde bir yapı ve yeldeğirmeni yaplımıştır. Kale'nin İ.Ö 9 yy'da yöreye hakim olan Urartu'lar döneminde yaplıdığı, Urartu kralı II. Rusasa ait olan ve kalede bulunan yazıdan anlaşımşıtır. Mazgirt ilçesi sınırları içinde bulunan Mazgirt Kalesi, Kale Köyü Kalesi, Bağin Kalesi ve merkez ilçe sınırları içinde bulunan Anbar Köyü Kalesi yapı olarak benzerlikler arz etmektedir. Bu kalenin tümünde taşlar oyularak evler, sulama kanalları, havuzlar, tüneller ve yeldeğirmenleri yapılmıştır. Çeşitli kaynaklardan elde edilen bilgiler değerlendirildiğinde bu eserlerin tümünün Urartular'a ait olduğu sonucunu doğurmaktadır.Bağin Kalesi'ne ait olup halen Harput müzesinde bulunan Kitabede bunu doğrulamaktadır. Yöre halkınca bu Kalelerin o dönemde haberleşme ve barınma yeri olarak yapıldığı söylentisi günümüze kadar süregelmiştir. 12. ELTİ HATUN CAMİİ : Mazgirt İlçesi'ndedir. Caminin kuzeyindeki çeşmede bulunan yazıya göre 1250 yılında yapılmıştır. Güneyinde altıgen mihrap çıkıntısı olup caminin giriş kısmı sade bir görünümdedir. Cemaat yerinde iç içe bulunan taç kapı vardır. Yapıdaki pencereler küçük olup bunlar sonradan yapılan onarımda konulmuştur. Cami Selçuklu Sanatını yansıtır. 1957 yılında üzerine yeni bina inşa edilmiştir. 13.ELTİ HATUN TÜRBESİ : Mazgirt İlçe merkezinde bulunan türbe yaklaşık 20 m yükseklikte huni biçiminde yuvarlak bir binadan ibarettir. İçinde Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın annesi ve küçük kardeşinin türbesi bulunur. Yapı, kesme taşlardan yapılmış olup sağlam bir görünümü vardır. Akkoyunlular dönemine aittir. 14. ÇOBAN BABA TÜRBESİ : Mazgirt İlçe Merkezinin doğu kısmında mezarlık olarak bilinen yerdedir. dikdörtgen şeklinde kesme taşlardan yapılan binanın üzerine koni şeklinde iki çatı yerleştirilmiştir. yanında bir çeşmesi olan türbe yöre halkınca ziyaret olarak bilinir ve ziyarte edilerek kurbanlar kesilir. 15. KALE KÖYÜ KALESİ : Mazgirt'in kale köyünde bulunan kalenin giriş kapısında çivi yazıları bulunur. kalenin altındaki taşlar oyularak bir tünel yapılmıştır. içinde odalar bulunur ayrıca taşlar oyularak harman şeklinde bir meydan yapılmıştır. Kalenin İ.Ö yy. Urartular devrinde n kaldığı sanılmaktadır. 16. BAĞİN KALESİ : Mazgirt İlçesi Dedebağ (BAĞİN) köyü yakınındadır. Giriş kapısında yapılan merdivenle kalenin içine girilir. İçerde taşlar oyularak yapılan büyük bir oda mevcuttur. Kalenin çevresindeki surlar zamanla tahrip edilmiş , çok az bir kalıntı mevcuttur. İ.Ö 9 yy'da yöreye hakim olan Urartular'a aittir. kalede Urartu Kralı Menuas'a ait olan yazıt bulunmuş ve halen harput müzesindedir. 1200 yıllarından sonra Selçuklu Hükümdarı Alâaddin Keykubat döneminde kale Selçukluların hakimiyetine geçmiş olup kale ile ilgili bir de efsane vardır. 17. ANBAR KÖYÜ KALESİ : Merkez İlçeye bağlı Anbar Köyü'nde bulunan kalenin çevresinde iki minare bulunur. Giriş kapısı taşların oyulmasından yapılmış olup iç içe üç odası mevcuttur. kalenin çevresinde sulama kanallarının kalıntıları ve üst kısmında taştan oyulmalarla havuzlar yapılmıştır. kalenin güneybatısında ayrıca taştan oyma bir oda mevcuttur. Bu mesaj en son " 05-09-2007 " tarihinde saat 06:08 PM itibariyle tubiranes tarafından düzenlenmiştir.... Neden: Link Düzeltildi... |
|||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
18. PERTEK KALESİ : Pertek İlçesi yakınındadır. Keban Baraj Gölü yapılmadan önce Murat Nehrinin kıyısında sivri bir kayannın ucunda bulunan kale bugün etrafı sularla çevrili bir ada görünmündedir. kuzeyinde bulunan kapısından kalenin içine girilir. kalenin içinde bir sarnıç ve bina yıkıntıları mevcuttur. Kalenin çevresinde bulunan çinili odalardan 1071 yılından sonra yöreye hakim olan mengüçoğulları tarafından yapıldığı anlaşılmıştır. kale Osmanlılar Döneminde Halit Bin Velit tarafından onarılmış ve daha önce kalede bulunann karakuş heykeli kaldırılarak yerine arapça yazılmış bir kitabe konulmuştur.
19. KİLİSELER : pertek ilçesi Til köyünde bulunan Kiliselerden Süryani kilisesi kesme taştan yapılmış olup , Yunan Haçı planındadır. Kilise 21 yy'da yapılmıştır. Aynı yörede buluann Ermeni Kilisesi 18 yy'da yapılmıştır. Yapı kesme ve moloz taş karışımıdır. 20. AŞAĞI (ÇELEBİ ALİ) CAMİ : Pertek İlçesindedir. 1570 yılında yapılmıştır. Kesme ve moloz taştan yapılan caminin tek kubbeli ana mekanından başka üç kubbeli cemaat yeri bulunur. Batısında eyvanlı çeşme , yanında da minare vardır. Yapı iki renkte kesme taştan yapılmıştır. cami eski Pertek'ten yeni Pertek merkezine taşınmıştır. 21. YUKARI (BAY SUNGUR) CAMİİ: Pertek İlçesindedir. Aşağı caminin plaqnında olan cami 1572 yılında yapılmıştır. özenli bir taş işçiliği gözlenir. pencereler sivri kemerle çevrilmiştir. tek kubbeli anan giriş yeri ve üç kubbeli ana cemaat yeri mevcuttur. Son cemaat yeri ve minaresi iki renkli taştan yapılmıştır. 22. SAĞMAN CAMİİ : Pertek İlçesi'ne bağlı Sağman köyü'nde bulunan camii , Çemişgezek yöresine hakim olan Pir Hüseyin Bey'in torunu Salih Bey tarafından 1555 yılında yapılmıştır. Taç kapıdan dörtgen şeklindeki anan mekana girilir. Minareye caminin dışından çıkılır. renkli taşlardan yapılmıştır. 23. SAĞMAN KALESİ : Pertek İlçesi Sağman Köyü'nde sarp bir tepenin üzerinde yapılmıştır. Kule ve sur kalıntılarına günümüzde rastlanır. Kalenin kimler tarafından yapıldığı konusunda her hangi bir kaynağa rastlanmamıştır. . Ancak kaleye ait bir efsane vardır. 24. GELİN MAĞARALARI VE HATUN KÖPRÜSÜ : Pülümür İlçesi'ne varmadan yatılı İlköğretim Bölge Okul yakınlarındadır. oyma taş sanatı ile yapılan mağaralardan merdivenler de yapılmıştır. Aynı yörede Pülümür Çayı üzerinde Hatun Köprüsü olarak bilinen bir körüde mevcuttur. Bu Köprü, Pülümür Çayı'nın en taşkın zamanında bir sürü köprü yıkıldığı halde çok eski bir yapı olmasına rağmen yıkılmamış ve günümüze kadar özelliğini kaybetmemiştir. Bu mağaralar ve köprünün kimler tarafından yapıldığı konusunda kesin bir kaynağa rastlanmamakla beraber Selçuklular döneminden önce yapıldığı sanılmaktadır. 8 oda ve iki penceresi bulunan kaleye su taşımak için çıkış yeri yapılmıştır. Tunceli'de bulunan tarihi eserlerinn çoğu en eski yerleşim yerleri olan Çemişgezek , Pertek ve Mazgirt İlçelerindedir. Bu eserler genellikle yöreye hakim olan Urartular, Akkoyunlular ve Selçuklular'a aittir. Osmanlı İmparatorlığu döneminde de bazı eserler yapılmış bir kısmı da onarılmıştır. İlin sınırlarında bulunan bu eserler geçmiş dönemde korunmamış, bazen yöre halkı tarafından özellikle kale surları inşaat yapımı için yıktırılmıştır. Turistik değere sahip olan bu eserler korunmalı ve yöre halkına , dışardan gelen turistlere tanıtılarak önemi kavratılmalıdır DÜZGÜNBABA EFSANESİ Şah Haydar, Seyyit Mahmud-i Hayrani'nin oğludur. Zewe yakınlarında bulunan Zargovit tepesinde hayvanlarını otlatmak için bir ev yapar. Burada hayvanları ile meşgul olur. Kışın zemheride keçilerinin gayet güzel beslendiklerini gören Seyyit Mahmud-i Hayrani "Acaba Şah Haydar, bu kışın ortasında bu hayvanlara ne yediriyor ki, hayvanlar bu kadar güzel besleniyorlar." diye merak eder ve Şah Haydar ile hayvanların bulunduğu yere gider. Bir de bakar ki, Şah Haydar elindeki çubuğu hangi meşe ağacına değdiriyorsa, ağaç hemen yeşeriyor, taze süsleniyor, keçilerde bu filizlerden yiyerek besleniyor. Seyyit Mahmud-i Hayrani durumu görünce sesini çıkarmadan geri dönmek ister. Ancak o sırada bir keçi, bir kaç kez üstüste hapşırır. Şah Haydar da; "Ne oldu? Babam Dervis Mahmud'umu gördün ki bu kadar hapşırırsın, der ve arkasına baktığında babasının kendisine görünmeden gitmek istediğini görür. Babasına bizzat ismi ile hitap ettiği için utanır, mahçup olur.Mahçubiyetinden kaçıp, halen Düzgün Baba Dağı olarak bilinen tepeye çıkar ve burada mekan tutar.(Rivayet olunur ki, Şah Haydar babasına ismen hitap ettiği için, mahçubiyetinden ötürü kaçtığı zaman ayağında kışın karda giyilen, hedik veya lekan varmış.Bu hediklerle Zargovit'den, Düzgün Baba tepesine kadar (takriben 5km) üç adım atmış, bastığı her yerde hedikler taşa iz bırakmış ve bu izler hala durmaktadır.) Bir iki gün eve gelmeyince Şah Haydar'ın annesi endişelenir. Durumunu öğrenmesi için babasına rica eder. O da yanındaki müritlerine;" gidin bakın bakalım, bizim Şah Haydar ne alemde?" der. Müritlerinden birkaç kisi bu 2450 m. yüksekliğindeki dağın tepesine çıkıp, Şah Haydar ile görüşürler. Durumun iyi olduğunu öğrenirler ve tekrar Zewe'ye dönerler. Seyyit Mahmud-i Hayrani'ye durumu düzgündür, merak edilecek herhangi bir şey yoktur. Selam ve hürmet eder, ellerinizden öper, derler. (Bu işi düzgündür sözü, dilden dile dolaşır ve asıl adı Şah Haydar olan bu zata, artık bir süre sonra Düzgün Baba ismi atfedilir. O günden bu güne Düzgün Baba olarak söylenir.) Bugün dahi halk şifa bulmak için Düzgün Baba'ya gider, adaklar adar ve ziyaret eder. GELİN PINARI EFSANESİ Gelin Pınarı veya diğer adıyla Gençlik Şelalesi, Nazımiye ilçesinin kuzeyinde, Nazimiye ilçesine 13 km. uzaklıktaki Dereova bucağının yanında bulunmaktadır. 30-40 m. yükseklikteki kayalardan sarkıtlar ve dikitler yaparak ince ince akan sular, alışılmış bir şelale görünümünün dışında, buraya bir efsane havası vermektedir. Yazın bunaltıcı sıcağında şelalenin 50 m. yakınına varıldığında, bir anda sanki binlerce vantilatörün çalışarak meydana getirdiği bir serinlik insanın bedenini sarar. Kayalardan aşağıya iplik iplik akan suların gerek sesi, gerek serinliği ve gerekse manzarası görülmeye değer bir tabiat harikasıdır.Tunceli'de her tabiat güzelliğine bir efsane yakıştırılmıştır. Buranında kendisine özgü efsanesi şöyledir: Bu yörede yaşayan ailelerden birinin oğlu ile kızı evlendirilir. Yeni gelin, yöre adetlerine göre belli bir süre evde kaldıktan sonra, bir gün kaynanası kendisine: -Hadi gelinim. Su bakracı al. Sağım yerine getirilen hayvanları sağ ve sütü al getir, der. Gelin bakracı alır. Köyün diğer genç kızları, gelinleri gibi oda sağım yerine gelir ve kendine ait bütün sütlü hayvanları sağar, bakracını sütle doldurur. Ancak en son sağdığı kara keçi birden ayağını vurur. Süt dolu bakracı devirir, süt akar, gider. Gelin birden şaşırır, çok üzülür. Ağlamaya başlar. "Daha yeni gelinim. Bana elinden iş gelmez, beceriksiz gelin diyecekler. Benimle alay edecekler diye sızlanır ve bir yandan da kara keçiye beddualar yağdırır. O sırada gelinin geciktiğini gören kaynana, yüksekçe bir yere çıkarak, acele gelmesi için gelinine seslenir. Gelin mahçup ve üzgün bir şekilde, önündeki boş bakracı, boş götürmektense, yaradana sığınarak, yanındaki pınardan su ile doldurur ve ağzına da bir bez kapatıp, o şekilde getirip sepetin altına koyar. Bir müddet sonra sütü kaynatıp, mayalamak için,bulunduğu yerden almaya gelen kaynana, bezi kaldırdığında, bakracın içindeki su, süt olmuştur. Bir kenarda durarak olanları üzüntü ile seyreden gelin, kendisini mahçup etmediği için Tanrıya şükreder. O gün bugündür, bu pınardan akan sular koyunlar sagılmaya başlandığında, süt renginde akarlar. Koyunların sütü kesilince de, tekrar tabii rengine dönerler.
__________________ |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Çok Önemli Lütfen bakın | Şoreşger | Tarih | 112 | 31-01-2008 10:23 PM |
| DERSİM SOYKIRIMININ Kronolojisi | Şoreşger | Tarih | 7 | 06-09-2006 04:16 PM |
| Dersim Şiirleri-By Mixture | ByMixture | Genel Kültür | 8 | 04-09-2006 06:33 PM |
| bir dersim fıkrası | kayiplarda | Komik Yazılar, Fıkralar | 6 | 30-06-2006 04:26 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.