|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
'Türkiye Barışını Arıyor' konferansının çağrısı etkileyiciydi. Her tür şiddet ve ayrımı reddediyordu. Ortak acıdan hareket edip çözümü içeride arıyordu
13-14 Ocak 2007 tarihlerinde Ankara'da yapılan 'Türkiye Barışını Arıyor Konferansı'na, dinleyici olarak katıldım. Sade bir vatandaş olarak, konferansı izleme ihtiyacını duymama rağmen, emekli olduğum MİT'in kimliğini taşımam sebebiyle, katılışımın farklı yorumlarla dikkati çektiğini müşahede ettim. Öncelikle konferansa katılışımın sebeplerini açıklamak istiyorum. Gazete ilanı ile haberdar olduğum çağrının içeriğinden etkilendiğimi belirtmeliyim. Çağrıda: Her türlü şiddeti ve ayrımcılığı reddeden, Çözümü Türkiye'nin iç dinamiklerinde arayan, Yaşananların, herkesin ortak acısı olduğu gerçeğinden hareket eden, Sosyal barışı, sosyal adaletten ayrı düşünmeyen, bir seslenişin herkese yapılışı ve birlikte çözüm arayışı iradesinin ortaya konuş şeklinin etkili olduğunu söylemeliyim. Çağrıcıların; saygın kimliklerinin, değişik düşünce yapılarının, farklı aidiyetlerinin karşılıksız bırakılması mümkün değildi. Milli İstihbarat Teşkilatı'nda (MİT) fiilen 41 seneyi aşan çalışma süreci içinde; 1960'lı, 1970'li, 1980'li, 1990'lı ve 2000'li yılların Türkiyesi'nin acı veren temel sorunları içerisinde, Kürt meselesinin de çözümlenemeyerek, 21. yy.'a devrini görmenin verdiği acıyı, 'çağrı'nın cümleleri arasında gördüğüm için bu konferansa katıldım. Keza; çağrıda sezinlediğin içtenliğin doğru olup olmadığının teyidini de, bizzat katılarak yapmak istedim. Konferans süresince eleştirilebilecek, eleştiri getirilmesi gereken hususların varlığına rağmen, büyük fotoğrafa bakıldığında; Türk'ü, Kürt'ü Laz'ı, Boşnak'ı, Çerkez'i, Arap'ı Çingene'si, Alevi'si, Sünni'si, Hıristiyan'ı ile tüm etnik, inanç-mezhep ve kültür farklılıklarının yarattığı çiçek bahçesinin gücü ve zenginliğini görebilmekten mutlu oldum ve konferansı sonuna kadar ara vermeden heyecanla takip ettim. Bu duygularımı İHD Başkanı avukat Yusuf Alataş ile de paylaştım. Kürt meselesinin çözümü; Türkiye'nin gelişme dinamiklerini tetikleyebilecek, öncelikli şartlardan biri olması bakımından önem kazanmaktadır. Çözümün siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve moral değerlerimize getireceği dinamizmin yaratabileceği sinerji, ülkemizin jeostratejik-jeopolitik imkân ve kabiliyetlerini de güçlendirecek ve zenginleştirecektir. Bu tespitimin güçlü göstergelerinin, konferansın atmosferine yansıdığını söylerken hayalci değil gerçekçiyim. Konferans süresince alabildiğim notlar içerisinde şu hususlar öncelikle dikkatleri çekmiştir: Siyasi vasatımızda sosyalist kimlikleriyle yer alan ÖDP, EMEP, Kürt kimliğine ağırlık veren ve PKK'nın ideolojik yapısının etkileyebildiği kesimlerde de ağırlığı bulunan DTP ile Kürt siyasetinde etkinliği bulunan birçok şahıs doğrudan ve temsilci olarak katılmışlardır. Bazı bölge milletvekillerinin ve parti üyelerinin katılımına rağmen AKP, CHP, DYP, ANAP, MHP gibi siyasi partilerimizin temsilci düzeyinde ve ağırlıkla yer almadıkları gözlenmiştir. DİSK, HAK-İŞ, TESK gibi işçi kuruluşlarımızın farklı görüşlerine rağmen konuya atfettikleri önem memnuniyet yaratmıştır. Çeşitli ideolojik ve düşünce farklılıklarına sahip tanınmış yazar, gazeteci, akademisyenlerin katkıları 'diyalog' ve 'birliktelik' taleplerine zenginlik ve bütünsellik katmıştır. Çok seviyeli, kalabalık bir katılımla yapılan çalışmalarda PKK'nın ve diğer organizasyonların simgeli, slogancı müdahalelerine rastlanılmaması, 'çözüm' çalışmalarının devamlılığı için ihtiyaç duyulan 'güven' unsurunu güçlendirmiştir. Devlet yöneticilerinin ve Meclis'te grubu bulunan siyasi partilerimziin temsil edilmemelerinin katılımcılarda burukluk yarattığını söyleyebiliriz. Yazar Mehmet Uzun eski DEP milletvekili Orhan Doğan'ın yapacakları konuşmalara, mahkemece önceden devlet görevlilerince izlenmeleri tedbirinin getirilmesi, hukuk devleti ilkeleriyle çelişmesi yönüyle, katılımcılarda geniş bir memnuniyetsizlik yaratmıştır. Konferansın başkent Ankara'da yapılabilmesi ve katılımcıların çeşitliliğinin, 'çözüm' için ortaya çıkan 'ortak irade'yi desteklemekte gösterdikleri heyecan ise herkese yarınlar için umut vermiştir. Konferansta yapılan konuşmalarda ön plana çıkan bazı tespitler, geliştirilebilecek çözüm çalışmalarının şekillendirilebilmesi yönüyle önemlidir. Bu konuda seslendirilen; Çözüm için bir toplumsal ve siyasi projeye ihtiyaç vardır. Barış projesine devamlılık kazandırılmalıdır. Sivil politikalarla silahların bırakılması mümkündür. Bir 'çözüm' için, genel bir siyasi iradenin var olduğunun söylenmesi 'barış' çalışmalarının devamlılığı için önemlidir. Hakkın öznesi olarak bireyi gören, çokkültürlülüğü benimseyen bir anayasal yurttaşlık modeli geliştirilmesi zorunludur. PKK silahı ilkesel bir duruş olarak bırakmalıdır. Silahı bırakırken legal hayata adaptasyonlarının sağlanması devletin görevidir. Muhtemel bir yeni çatışma süreci daha riskli ve kalıcı olacaktır. Genel af sorunun çözümünün temel unsurudur. Çözüm için toplumsal talep mevcuttur. PKK'nın silahlı mücadeleyi bıraktığını bütün dünyaya ilan etmesi gerekiyor. (Osman Baydemir) Çözüm için özel ve kalıcı bir kalkınma politikası uygulanmalıdır. Kürt sorunu, eskiden devletle Kürtler arasında bir çatışma iken günümüzde toplumlararası bir sorun haline gelmeye başlamıştır. Sorunun çözümünün temel unsurlarını dağda değil; şehirde, kentte, toplumda aramalıyız. Kürt kesiminin taleplerinin netleştirilmesi gerekir. Siyasal temsilin önünün açılması öncelikli sorunlardandır. Çözümlerde; insan onurunun değerinin ortaya konması ve empatinin geliştirilmesi öncelikle ele alınması gereken konulardandır. Şiddet kullanımı, sadece sosyal bir sonuçtur. 'Biz'i inşa etmemiz gerekiyor. Barış için inandırıcı bir işaret önemlidir. Önümüzdeki Nevroz'a birlikte barış çağrılarıyla çıkabilelim. Çatışmasızlık ortamına devamlılık kazandırılmalıdır. Sorunla yüzleşmede güvensizlik ortamı mevcuttur. Kendi iç sorununu çözen bir Türkiye, Ortadoğu'da güçlenecektir gibi önerilerin katılımcılarca paylaşılabilirliği dikkatleri çekmiştir. Yapılan konuşmalardan; Vedat Türkali'nin, "Ben Türk'üm... Ayrılık hiç kimseye bir şey kazandırmaz,. Kürtler her yerde, o noktada da Türkiye batar. Kardeşçe bir arada olmamız gerekir. Bir birbirimize muhtaç iki halkız... Tek yolumuz barış ve kardeşlik..." söylemiyle, Yaşar Kemal'in "Kürtler barış istiyor, Kürtler azınlık değil kardeştirler... Ya gerçek bir demokrasi, ya da hiç..." şeklindeki ifadelerinin, coşku ile tüm farklı görüş taraftarlarınca desteklenmesi, konferansın ortaya çıkarmaya çalıştığı 'ortak irade'nin oluşumu için umutları tazelemiştir. Konferansın şekillendirdiği büyük fotoğraftan ışıkların yanı sıra bazı konuşmalarda ve bazı sorularda kullanılabilen kelimeler, yapılan beyanların içerikleri, çözümlerde olması gereken olumlu vasatların yaratılabilmesindeki güçlükleri de göstermiştir. Nitekim; 'gerilla', 'bağımsızlık hakkı', 'federasyon, özerklik' gibi kelimelerin yarattığı 'bölünme' çağrışımı ile 'PKK'nın muhatap alınması', 'şiddetin sorumlusunun devlet olduğu' gibi bilinen yaklaşımları ön plana çıkaranların varlıklarının yaratabileceği hassas ortamlar, barış çalışmalarının önemli engelleri arasında bulunmaktadır. Konferansın ardından yayımlanan 'barış program taslağı'nda sunulan; siyasi, ekonomik, sosyo-kültürel ve medya/toplumsal iletişim başlıkları altındaki önerilerde de, yeni tartışmaları davet edecek hususlar mevcuttur. Özellikle: Kürt sorununun 'şiddet ve terörizm sorunu' olarak adlandırılmasından vazgeçilmesi hususunda PKK ayrımının yapılabilirliği, Silahlı çatışmaların karşılıklı olarak acilen durdurulması, Kürtlerin siyasal alanın aktif özneleri olabilmesinin önündeki tüm engellerin kaldırılması, Kürtlerin siyasal temsilciler ve partilerinin.. gerçek muhataplar olarak görmeleri, Kamuoyu vicdanını rahatsız etmeyecek bir siyasi af veya demokratik katılım programının yürürlüğe konması, Kamusal alanda Kürtçenin serbestçe kullanılabilmesi, gibi önerilerin tartışılmasındaki güçlükler dahi konunun karmaşıklığı ve hassasiyetini götermektedir. Sonuç olarak; öncelikle önemli görülen bazı tespitler üzerinde durulmasının yararlı olacağı değerlendirilmiştir: 1. Bir senedir, Türkiye'nin her bölgesinden ve çeşitli kesimlerin katılımları sonucu gerçekleştirilen 'Türkiye Barışını Arıyor Konferansı'nın yarattığı atmosfer, silahlı çatışmaların sürekli şekilde durdurulması, silahların bıraktırılması hususunda, geniş halk kitlelerinin 'ortak iradesi'nin oluştuğunu göstermektedir. 2. Söz konusu ortak iradenin güçlendirilmesi hususunda; örgütlü, sürekliliğe sahip çalışmaların yapılmasına uygun vasatlar, şartlar yaratılması zorunludur. 3. Geliştirilecek örgütlü çalışmaların; sivil toplum, sendikalar, meslek kuruluşları, yerel yönetimler gibi her kesimin katılımını sağlayıcı şekilde geliştirilmesi gerekmektedir. 4. Öncelikle siyasi iktidarın ve siyasi partilerimizin bir siyasal ve toplumsal projeyi ortaya çıkararak, verecekleri destek ve yapacakları yönlendirmeler, çalışmalardan sonuç alınabilmesinin temel unsurlarındandır. 5. Yapılan siyasi ve toplumsal proje çerçevesinde devlet kurumsal yapılarının birlikteliği ve uyumu öncelikli öneme sahiptir. 6. Çözüm için siyasi iradesini ortaya koyan devlet yapısının, uzun soluklu süreçte devamlılığı sağlayıcı, güven artırıcı önlemler konusunda atacağı adımlara ihtiyaç duyulmaktadır. 7. Çözümlemeler için olması gereken 'zihniyet' değişiminde, siyasi iradeye paralel olarak, meşru-hukuki Kürt kimlikli organizasyonlara öncelikli ve ivedi görevler düşmektedir. 8. Devlet siyasi iradesi ve iktidar adayı siyasi partilerimizin; evrensel demokrasi kriterlerini şekillendirdiği bir değişim ve yeniden yapılanma projesini açıklayarak benimsenmesi mümkün olmayan taleplere karşı net bir pozisyon gösterebilmelidirler. 9. Kürt kimlikli meşru ve hukuki siyasi organizasyonların, anayasal çerçeve içerisinde taleplerine şeffaflık kazandırmaları zorunluluğu ile karşı karşıyayız. Kimliklerini koruyarak Türkiye'nin partisi olabilen, eşit-adil-özgür toplumun bütününü kucaklayabilen siyasal yaklaşımlar, sosyal bütünlüğü ve ülke bütünlüğünü gerçekleştirebilir. 10. Örgütün silahlarını koşulsuz ve sürekli olarak bırakması sürecin işlerliğine hız kazandıracaktır. 11. Büyük fotoğrafı görmeden, kelimeler üzerinde takılarak, çözüm sürecinde engeller çıkarılması, insanlarımızın mutluluğunu ve refah içinde gelişimini engelleyici davranışlar olacaktır. 12. Yasal sistem dışına çıkarak silahlı mücadeleye giren örgütlerin, meşru devlet ile eşit koşullar yaratma arayışlarından netice alınamaz. 13. Çözüm sürecinde ortak dil birbirimizi anlayabilmenin öncelikli şartlarındandır. 14. Atatürk'ün soya dayanan milliyetçiliği reddeden 'Ne Mutlu Türküm' diyene şeklinde gerçekleştirdiği bütünleşmenin, evrensel ve toplumsal gelişmelerin yarattığı değişimleri de dikkate alarak, 'Ne Mutlu Türkiye Vatandaşıyım', 'Ne Mutlu Türkiye Yurtseveriyim' kavramlarıyla da, daha kapsayıcı ve içselleştirici bir yapıyı ortaya çıkarabilecek şartlar mevcuttur. Cevat Öneş: Emekli MİT müsteşar yardımcısı RADİKAL |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| BARIŞ-Şiirleri | Şevger | Şiirler | 33 | 16-03-2007 04:55 PM |
| 1 eylül dunya barış gunü | Ararat | Şiirler | 7 | 03-09-2006 01:15 PM |
| İŞte Hayatimizdakİ Nedenler? Neden | BlueJays | Komik Videolar | 3 | 08-07-2006 02:43 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.