|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Amed´in kara talihi ak olmadı henüz. Ranza dibinde voltada Kürt yiğitleri. Bu sefer Ahmet Arif kokuyor şiirler, karanfil çaya atılır, tütün de karanfil kokar. Hevsel bahçesinde vurdular beni. Ben koçerdim, uzaklardan gelmiştim, Diyarbekir küçelerine. Dar bir sokakta vuruldu Hafız Akdemir. Güneş ağustos güneşiydi tepemizde / asfalt ayak yakar. Yalınayak Kürt çocuklarına sor, taş sıcaklığını. Bizi biz eden sevda uğruna. Bazen gecelerinde tanıdık bir dost evi bulamam. Bu şehri bana sor kendi diliyle, sarısı sarı moru mor.Kore mahallesi, Xançepek, tarih anan dünkü çocuk sayılır. Nuha beşik vermişim ben. Özgürlüğümü burçlara yazdım. Vedat Aydın geliyor, şehit cenazelerinden. Sevdamı sokaklara sor, kan çanağı gözlerim. Leylim, leylim aşkımızın yarısı da olsa.
Diyarbakır Zindanı´nda canlar çıkıyor, up uzun ölüler. Her birisi bir dağ çiçeği. Her birisi özgürlük gülü, ılgıt ılgıt kanım akar çimene, iyi tanısın bizi kahpe fakları, tuzak kurşunu. Kara Amid başını yaslamış bulutlara, Dicle´de. Buz yok, nöbetçi kulübesinde, ölüm sayıyor, yüreği, hey beni anlıyor musun? Direniş kalesi ülkemin, Kara Amid´in, taşları kara, şimdi kan kırmızısı bir şafaktır. Yerin altında ölüler, üstünde insanlar susuyor. Bir Botan kızıdır sevgilim, gözleri ceylan. Ölüm kusura bakmasın, sevdalarımız ölüm sedyelerinde gidiyor. Hey koca tarih, beni duyuyor musun? Ulucamide sabah ezanları, uluslarımızı ipe çekenler, sevgili yurdum, güzel Diyarbekir... Sen hep zindanınla mı anılacaksın? Gün gelir harman olur. Yel eser biz de harmanımızı savurururuz. Karnı doyar bebelerin, tıpkı Halepçe gibi göz bebeklerim. Bir Cuma sabahı idi, sabahın beşi, Urfa kapısında şıngır, şıngır, şıngırak Remo´yu vurmuştu, tam yedi kişi pusu kurarak, kaderine lanet ettiğim. Kara Amid´e yağmur yağıyor, üzülme gülüm. Kanımdır, özgürlüğümün bedeli. Bu gözleri gerilla dedim, gözlerin çarpsınki gözlerimi yalan söylemedim. Şiir yazdım aşka, şiir yazdım yiğitliğe, şiir yazdım ölüme, zindana. Nereden ince ise kırılsın istedim. Saçlarının bir tek teline ciltler yazılır. Ben yine insafına sığındım, insanların fener gibi eline aldım gözlerini, ülkeme götürdüm. Diyarbekir, delilo, dedim. Bağışla beni, ben de insanım. Hep zindan, hep ölüm olmaz ya, biraz da hayırdır işimiz. Ulucami kahvesinde iplik kürsüler, nargile yanar üstünde tombeki, çanlar demliyor çınar altında, biraz ölüm biraz sevgi. Remo´ya kız istemeye gitmişti baban, Fatma gilin evinde yanık bir türkü. Evet, ben koçerem, uzağlardan gelmişem bilem bu küçeleri. Bir gözleri gerilla dedim, inanmadı, bir kod adı Leyla dedim, inanmadı. Bu sefer bir gözleri Diyarbekir´dir. Şad akar, irin akar, kan akar. Sevda gülleri. Hep sabaha karşı mı kurşuna dizilir mahkumlar? Bir mermere döner mi anne sütünden yapılmış heykel? Bari bu trampetler çalmasa, insan gürültüye gitmese diyordu şair. Plaklarda türküler yarım kalır bazen. Ve ben hep seni düşünmüşüm. Elleri üşümüş tüfek kabzasında, gülleri solmuş, dedim ya gözleri destan, bir gözleri gerilla. Okyanus, deniz kokuyor ilk defa, delirdiğimi sanma, elbette okyanus deniz kokar. Şimdi kalkıp hırsımdan Avrupa kıtasını yürüyeceğim. Elim varsa, Diyarbekir zindanına, el aleme nam olsun, kan kırmızısı atlaslara sardım bedeninizi. Görüşürüz vuslat yakındır. Büyük evimizde bir gün buluşuruz diyordu koca çınarımız Musa Anter. Zemheri bir kış da olsa elbet buluşuruz, bir atımlık barutu kaldı alçaklığın. Öfkemi biledim, ranza demirleri, gökyüzünde yıldızlar uçuşuyor. Biz ki en güzelini yattık mapusların. Beni bağışla bütün ağrılardan süzülmüş gece nöbetimdir. Okyanus deniz kokuyor ilk defa. Karanlığa doğru kaçıyorum. Sabah olursa elbet, yeniden doğarsa güneş, ıslak kirpiklerimde sevda, sana mürekkep balıklarının gözyaşını getireceğim. İstersen, batmış bir gemi kabul et beni. Şimdi Santa İzabella adasından binlerce kilometre uzakta da olsam, Diyarbekir zindanındayım. Mürekkep balıklarının gözyaşlarını getireceğim size. Dedim ya uzakta da olsam. Ilk defa okyanus deniz kokuyor. Gece atlıyorum denizleri, bir ayağım Ege, bir ayağım Elen ülkesi. Eğer gece atlamasan denizleri, bu hasta yüreği taşımasan nasıl severim seni, nasıl uçar şafak gülleri. Kalbimin yarısı Hint´te de olsa yarısı Çin´de, yarısı da sarı nehre akan ordunun içinde de olsa, Diyarbekir zindanında olur hepsi. Kan kırmızısı yediveren gülleri, bir ayağı Dicle tabutunun birisi Munzur, abartma, bir hasret mendili gönder gözyaşlarıma. Ranzalar yas tutar mı boşluklarına. İlk defa okyanus deniz kokuyor. Bütün geceleri hiçe sayıyorum. Senin kod adın Leyla, senin bir gözlerin gerilla. Bu sefer gözlerin Diyarbekir´dir, bunu anla. |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Ahmet Kaya Hayatı | De La Serna | Biyografi | 14 | 15-05-2007 07:38 PM |
| Ahmet Kaya | amedli | Genel Kültür | 17 | 17-02-2007 11:57 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.