|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
ESKİ DİYARBAKIR KÜÇELERİ VE MEFTUNE ÜSTÜNE...
" Anama soracak olursanız,meftune pişirmek çok kolaydı,işten bile sayılmazdı.Hem Diyarbekirli olacaksın,hem de meftunenin nasıl pişirildiğini bilmeyeceksin... Hiç olur mu! Olursa,o zaman da yerin dibine girsin böyle Diyarbekirli!, Hadi öyleyse,herkesin kolayca pişirebileceği bu yemeği,meftuneyi pişirmek için,anam gibi üç beş patlıcanı kuyudan çektiğiniz suyla yıkayın.Saplarını kesip bir kenara koyun.Beş altı frenk patlıcanını ve dometesi,iki üç tane de yeşil dolmalık biberi yıkayıp bütün bunları tencereye kuşbaşı doğrayın. Eyvah ! Eyvah ki eyvah!Kuşbaşı deyince, tencerenin içine önceden et koymanız gerektiğini söylemeliydim.... Et almak için yapılacak ilk şey,ananızın elinize tutuşturduğu sepeti kolunuza takmaktır... (Ve Böylece Evin bulunduğu Gavur mahallesinden kasaba doğru Diyarbakır küçeleri turu başlar Mıgırdıç Margosyan'ın.Ergün) Takın(Sepeti) ve sokağa çıkın!Önce komşunuz kuyumcu Haçoların,....sobacı Vanes,.....Paketçi Şeyhmus,....Süryani Sait'lerin ve Keldani Abit'lerin evlerinin önünden geçerek soldaki dar yola girin.Girer girmezde can havliyle hemen gerisin geri kaçın......dörtnala gelen körüklü paytonun.....kornasının lastik topunu öttürerek,kırk düğme yelekli,gabardin şalvarlı,kaytan bıyıklı,babayiğit Kürt müşterisini,Hançapek üzerinden kerhaneye yetiştirmek için acele ettiğini bilmediğinizden......kendinizi hemen yolun genişleyen Askeriye Fırınının önüne atmaya bakın......Surp Giragos Klisesini sağınızda,......Şeyh matar camii ile..... yanı başındaki demir kapılı eski postahaneyi de solunuzda bırakıp geçtiğinize göre,Balıkçılarbaşı'na geldiniz demektir. Diclede ağla,torla yakaladıkları balıkları köşe başında sepetler içinde satmaya çalışırlarken,bir taraftan da "masi,masiii" diyerek zaman zaman Kürtçe,bazende "teze balııığ,teze balıııığ"avazlarıyla bağıran balıkçıları ardınızda bırakıp sağa dönün ve şehri tam ortasından ikiye bölen Gazi caddesine sapın.Cadde boyunca uzanan züccaciye dükkanlarını,"her gelin kızın rüyası Zetina dikiş makinası" vitrinini,aktarları,kunduracıları,nalburları,hırda vatçıların en büyüğü Zenit Mağazasını,sonra Yemeniciler çarşısını ve Yoğurt Pazarını arkanızda bırakarak,meşhur Meyhaneci Ohannesin,diğer adıyla İbrahimin,daha yaygın adıyla Meyğhanaçı Bıro'nun daracık dükkanının önünde şöööyle bir nefes alın.... Sonra yol boyunca, kaldırım köşelerinde ellerindeki bakır tasları zincirlerinden aşağı sarkıtıp şakırdata şakırdata sallayan,arada bir de "cemidiye,cemidiye","buze,buze" diye bağırarak,sırtlarında taşıdıkları ğüğümlerinden bardağı delikli yüz paraya meyan kökü şerbeti satan şerbetçilerin tümünü geride bırakarak,Kuyumcular Çarşısının hemen bitişiğindeki üstü kapalı kapalı Kasaplar Çarşısına öğlen olmadan varmaya çalışın. Çünkü,buzdolabının varlığından habersiz bu kasap dükkanlarında öğleden sonraya et bulamazsınız,ya da,kalan etlerde sıcaktan kokuşuverir. Ben etin ne olduğunu bilmediğim gibi,özellikle meftuneye hangi tür et konulduğunu da zaten bilemezdim.Ancak Kasaplar Çarşısına varınca anamın bana söylediği sözleri anımsadım: "Al bu iki lirayı,ceben koy.Düşırmiyesen ha!Gözın dört aç,cepkesenler çalmıya!Doooğri,Mehmut Abe'nin dükenine get."Anamın,bibinin selamı var,meftune pişirecağığ"de,çığhar parayı ver" ........Mahmut abi,.....çengele bacağından asılı olan........koyunun sağından ve solundan bir iki parça et kesti.....tarttı,sonra tezgahın üzerindeki gazete kağıdına koydu.Bıçağını tekrar alıp çengele yöneldi.Koyunun kocaman yağlı kuyruğundan bir parça kesti,tartmadan,doğruca etin üzerine ilave etti...... "Bibime ,dayıma selam söyle.'Mehmut Abe nin selamı var,ellerinizden öpi'söle.Meftuneyi efiyetle yeyin!Kuyruğ yağı da benden taraf hediyedir" Mahmut abi sözlerini bitirince kanlı elleriyle yanaklarımı okşayıp beni yola koydu....Kasaplar çarşısının arka kapısından çıktım,Kuyumcular çarşısını,çarşıyı süsleyen vitrinleri, özelliklede Süryani kuyumcularının el emeği,göz nuruyla yaptıkları incecik telkari şekerlikleri,altın ve gümüş hasır bilezikleri,bilmece yüzükleri,.........geride bırakarak Yoğurt Pazarına daldım. "Mast,mast,maaast" kendi dillerinde ,Kürtçe "yoğurt,yoğurt,yoğuuurt" diyerek seslenen bu insanların üstleri başları perişandı.Çoğunun şalvarının kuşağı kopmuş,kuşak yerine bellerine ip dolamışlardı.......Ötede ,pazarın köşesinde, eşeklerine, atlarına, katırlarına yükleyip getirdikleri kavun ve karpuzlarını yine Kürtçe "peteğğğ","zebeşşş" diyerek bağırarak satmaya çalışan köylüler vardı. Pazarın yanı başındaki Demirci Meran,......sobacı Nişonun dükkanlarından çarşıya dökülen çekiç ve balyoz seslerini ardımda bırakarak,Ermenilerin Çors Odkov Mınara,Kürtlerin Minara Çarnik dediği Dört Ayaklı Minareye ulaştım. ....soluk almadan yoluma devam ederek sırasıyla Keldanilerin kilisesini,Ermenilerin eskiden,bir zamanlar okul olarak kullandıkları küçük kiliseyi geçtim.Yorulmuş bunalmıştım; hemen yakındaki kastaldan avuçlarımı havuz yaparak kana kana su içtim,Satıköylü Emin'in,Nalbant Sabro'nun evlerinin evlerinin ve Fatihpaşa Karakolunun önünden geçerken bir de türkü tuttururdum: "Karakolda ayna var,ayna var Kız kolunda damga var,damga var ........." Türküyü tamamlar tamamlamazda Hançepek kahvelerine vardım.Kahvede iskambil,nezere,tavla,domino oynayan,çay, kahve içen, nargile fokurdatan insanların gürültülerini gramofondan sokağa dökülen yanık sesiyle bastırmaya çalışan "Şarkın bülbülü" Celal Güzelses'i dinleye dinleye yürüdüm: "Hanki bağın bağbanısan,gülisen Aldın aklım,ettin ben, deli sen aman. ............" Bizim eve zaten kala kala........ev kalmıştı.Onlarıda bir solukta geçtim ve bizim postacının Direkçi sokak No:14 olarak ezbere bildiği........,"küçe çıkmaz"daki,çıkmaz sokaktaki evimize ulaştım. Mutfakta habeşin,maltızın başında beni sabırsızlıkla bekleyen anamın yüzü,kızgın ateşin kor rengini almıştı........: "Uyy!Uy! Allah belan vere! İki seğettir nerde kaldın heyvan!Gün akşam oldi! Allah bili ne pohlar yedin yolda. Zati ne zaman bi yere göndersem gelmağ bilmisen ki.Sen çocığ degil,Allahın ataşısan, ğezebsen ğezeb.Keşke seni doğuracağıma taş doğuraydım" .............iyide ben ne yapmıştım ki?Yol boyunca sağımda solumda gördüklerimi anlatmamalı mıydım?Meftune yiyenler Diyarbakır sokaklarını,küçelerini tanımadan,bilmeden bu yemeğin lezzetine varabilirmiydi? ...........Anam Geç kalmıştı.İşe koyulmalıydı.Anam eti kör bir bıçakla alalacele doğrayıp tencereye koydu.Kuyruk yağını ise özenle kuşbaşı doğrayarak tenceredeki malzemelere kattı.İki tas suyuda boca ettikten sonra,tencereyi habeşin üstüne kaynamaya bıraktı. Ne ki,anam,ben et almak için yola çıkmadan,her zamanki gibi gecikeceğimi kesinlikle bildiğinden ,önlemini almış,bir tas dolusu suya çitlenbiği andıran iri taneli sumaktan bir tutam yatırmış,biraz da tuz ilave ederek dönmemi beklemişti.Bu arada sumak iyice ekşi,mayhoş tadını ve mor rengini suya verdiğine ve tencere de fokurdaya fokurdaya nerdeyse dibini tutacak olduğuna göre, o halde tencereyi usul uslu habeşin ölmek üzere olan ateşinden uzaklaştırmak,yere indirmek gerekir. Eğer meftunenin yanına son anda yetiştirip bir de pilav yetiştirebilirsen ve nerdeyse sokak kapısını çalacak olan kocan Sıke'nin önüne ikisini de koyabilirsen,bil ki o güne kadar kocana karşı işlemiş olduğun tüm günahlar affedilir,üstelik övgü bile alırsın: "Efferim kız Hıno!Meftune tam istediğim kimi olmuşPilavla beraber ele güzel aşağı gidi ki...elleren sağlığ" Ana malzemesi et,domates,biber,patlıcan olan meftuneye lezzetli olabilmesi için,tahta havanda dövülmüş üç diş sarımsağı katmadan yerseniz,hani dalgınlıkla unutursanız,pişirdiğiniz şeyin meftune olduğunu sakın kimseye söylemeyin;yoksa walla rezil rüsva olursunuz!Meftuneyi yerken sarmısak katmamak,meftuneyi sarmısaksız yemek,.....görmekten daha kötüdür. ....Evet,bu işin lamı cimi yoktu.Uyumalıydım, çünkü o(Anam),ben uyuduktan sonra hebeşteki korları ziyan etmeyecek,hemen ütüye doldurup babamın pantolonunu ütüleyecekti. .....Evet!Evet!Evet! ben artık gerçekten uyumalıydım...... Habeşin üzerinde fokurdayan meftune ise bu itiş kakıştan habersiz,anamın dudaklarında ninniye dönüşüyordu: "Mir Meftunen bılğurov (Bizim Meftunemiz yanında bulgur) O yar dile,yar dile, Meçn el suğh bığdınusov (İçinde soğan ve de maydanoz) O yar dile,yar dile...." .................................................. .. Evete sevgili Dostlar bu güzel öyküyü Diyarbakırlı yazar Mıgırdiç Margosyan'ın Aras yayınlarından çıkan "Biletimiz İstanbula Kesidi" isimli kitabındaki bir öykü "Anamın Karpuzu" isimli öyküden yapılan alıntılardır.Yazarın bu kitabında çok daha güzel öyküler var alıp okumanızı tavsiye ederim.Zihniniz de meftune tadında bir Diyarbakır izi bırakıyor yazarımız. sevgiyle kalın |
|||||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
yaww mıgırdiyaç margosyanı full okdm..özlkle gavur amh. üçlemesini şiddetle tavsye edermm..çok içtn ve insancılll....
spas keke
__________________ |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.