|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Muhakkak ki devletler toplumlarının temel ve zaruri ihtiyaçlarını karşılamak için gelirlere ihtiyaç duyar ve elde ettikleri bu gelirlerden halklarının refahı ve mutluluğu için tasarruf da bulunurlar. Gelir elde etmenin temel mantığı da giderleri karşılamak olduğundan, devletler de kamu maslahatlarını güderken ortaya çıkan harcamalar için gelir kalemlerine ihtiyaç duyar. Türkiye gibi Kapitalist ideolojinin uygulandığı ülkelerde de devletin gelir kaynaklarının büyük çoğunluğu vergilerden oluşur. Vergi; kamu hizmetlerine harcanmak için hükümetin ve yerel yönetimlerin yasalara göre doğrudan doğruya ya da kimi madde fiyatlarının üstüne koyarak doğrudan ve dolaylı yoldan herkesten topladığı paraya denir. Temel mantık olarak halkın maslahatları için toplanan bu vergiler nedense vahşi Kapitalizm yüzünden bırakın halkın maslahatlarına yaramayı, onlara bir zulüm olarak dayatılmaktadır. Çünkü o kadar çok vergi çeşidi vardır ki, artık bıçak halkın kemiğine çoktan dayanmıştır. Ödenen vergilerin bizlere elektrik, yol, su ve köprü olarak geri döneceği yalanına da artık kimse inanmamaktadır. Mart ayı gelir vergisi, Nisan ayı da kurumlar vergisinin ödendiği aylar olduğundan bu günlerde zaten sıkıntılı olan esnaf ve müteşebbisler için bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim. Umuyorum ki; vahşi Kapitalizm ile İslâm arasındaki fark bu açıdan da anlaşılsın!
Öncelikli olarak Türkiye’de uygulanan bu vergi zulmünün içeriği ve adaletsizliğini dile getireceğim. Evet, vergiler özellikle Türkiye gibi Kapitalist sistemlerin en önemli gelir kaynaklarıdır demiştik. Hatta nerede ise Kapitalistler insanların aldığı nefesten bile vergi alacaklar. Peki, ne kadar çok vergi var? Bu vergiler ne kadar adaletli bir şekilde toplanıyor veya toplanabiliyor mu? Bu vergiler yetmiyormuş gibi birde her şeyden alınan harçlar nedir? Sorularına yanıt bulmaya çalışalım İnşaAllah. Türkiye de vergi mevzuatları ve ilgili yasalara göre, 57 adet vergi 430 adet harç kalemi bulunmaktadır. İnsanlar satın aldığı her türlü ürün veya hizmetin vergisini daha onu alırken peşinen ödemektedir. Esnaf ise üzerine salınan bu vergileri ödemek uğruna çırpınmakta fakat çırpındıkça da faize ve kredilere bulaşmakta ve en sonunda kepenkleri kapatmaktadır. Bir esnaf için vergi yükü ne kadar çok bunu bir örnekle açıklamaya çalışalım. Esnaf aldığı mala %18 KDV’yi peşin olarak daha alırken ödüyor ve o malı satmaya çalışıyor. Sattığı maldan elde ettiği kârın %15’ini bu sefer gelir vergisi olarak ödüyor. Eğer işletme tüzel kişilik ise kurum kazancının %30’u kurumlar vergisi olarak karşısına çıkıyor. Bu arada bu işlemleri yapabilmek için kiraladığı dükkâna çevre temizlik vergisi, ilan, reklam vergisi (tabela için) ve dükkân kirasının %20’sini de tekrar stopaj adı altında devlete ödüyor. Yanında çalıştırdığı işçiler için de ücretin %20’ye yakın bir oranda SSK işveren payı ödüyor. Birde bunlara ek olarak her işlem için damga vergisi ödüyor. Bu örneğe daha çok ilaveler yapabiliriz ama mesele zaten herkes tarafından net bir biçimde bilindiğinden üzerinde fazla durmayacağım. Bu vergi mevzuatının adil oluşundan söz etmek gerçekten çok zor… Çünkü vergiyi her zaman küçük işletmeler ödüyor. Memleket de para sahipleri zaten paralarını işletmek yerine devlete borç olarak faiz karşılığında veriyor. Türkiye’de en büyük sanayi firmalarının gelirlerinin büyük çoğunluğunu bu faiz gelirleri ile devlet tahvil ve bono gelirleri oluşturuyor. Fakat ne kadar ilginçtir ki; vergi mevzuatına göre devlet tahvili ve hazine bonosu faizlerinden elde edilen gelirlerde vergi oranı %0’dır. Yani bunlardan vergi alınmıyor. Birde hükümetler istedikleri gibi düzenlemeler yaparak mevzuatı istedikleri gibi değiştiriyorlar. Mesela ek vergiler koyabiliyorlar ki aslında bunlar anayasaya aykırıdır.(Ek Motorlu Taşıtlar ve Ek Emlak Vergileri gibi) Zaten karışık olan vergi mevzuatı bu müdahaleler ile daha da karışık bir hale dönüşüyor ve yapılan revizyonlara rağmen düzelmiyor. Çünkü temeli bozuk olan bir sistem ne kadar da düzeltilmeye çalışılsa sonuç değişmeyecektir. İşte AKP hükümetinin de anlayamadığı gerçek budur. Mesela vergi mevzuatı 1980 yılından bu yana tam 193 kez değişti ve içinden çıkılmaz bir hâl aldı. Son 5 yılda vergi mevzuatında değişiklik yapan ya da yeni bir düzenleme getiren 46 yasa 157 Bakanlar Kurulu Kararı ve Maliye Bakanlığı tarafından 253 adet tebliğ yayınlanması da bu tezimizi doğrulamaktadır. Bu rakamlara göre ortalama olarak yılda 9 yasa 314 Bakanlar Kurulu kararı ve 506 tebliğ çıkartılıyor. Bütün bunlarda aslında Maliye Bakanlığı’nın da mevzuatı bilmediğini ve anlayamadığını gösteriyor. Mevzuatın karma karışık olması ve gerçekten vatandaşın üzerinde ki bu ağır vergi yükü de onları –Kapitalizm’in icadı kayıt içi, zira vergi almak için kayıt altına almak gerekiyor- şeklindeki zulmün anti tezi olarak kayıt dışı ekonomiye yöneltmektedir. Türkiye’deki kayıt dışı ekonomi 1/3 oranındadır. Bu da aslında devlet politikasının ne kadar başarısız olduğunun göstergesidir. İnsanlar vergi kaçırmak için her türlü yolu mubah görmektedirler. Çünkü bilinçaltlarına vergilerin birkaç kodaman tarafından yenileceği ve tabiiyeti itibariyle adaletsiz olduğu kanısı yerleşmiştir. Tüm bunlar yetmezmiş gibi birde bu vergilere ilave olarak fonlar ve de harçlar eklenmiştir. Kapitalist laik devlet harç adı altında yapmış olduğu her resmi işe mukabil para almaktadır. O kadar çok harç ödeniyor ki, Türkiye’de var olan harçların sayısını kimse net olarak bilmiyor. Vatandaş adım başı harç ödüyor. Yürürlükteki Harçlar Kanunu’na göre, harçlar 9 ana başlık altında toplanıyor. Bunlar; Yargı Harçları, Noter Harçları, Vergi Yargısı Harçları, Tapu ve Kadastro İşlemlerinden Alınacak Harçlar, Konsolosluk Harçları, Pasaport, Vize, İkamet Tezkeresi ve Dışişleri Bakanlığı Tasdik Harçları, Gemi ve Liman Harçları, İmtiyazname, Ruhsatname ve Diploma Harçları, Trafik Harçları olarak toplam 342 kalemden oluşuyor. “Diğer Harçlar” ve “belediyelerin aldığı harçlar” dâhil edildiğinde ise bu harçların sayısı 430’u buluyor. Bu tablo laik Kapitalist Türkiye Cumhuriyeti’nin halkına zulüm ettiğinin tablosudur. Bu tabloyu gören yabancı sermaye sahipleri ise, Türkiye’de yatırım yapmak istediklerini fakat bu yasalara güvenmediklerini dile getirmişler. Eğer Türkiye ile bir sorun yaşarlarsa bunu TC’nin kanunlarına göre değil de devletlerarası kanunlara göre çözümlemek istediklerini belirtmişler ve bu amaçla çıkartılan Tahkim yasası ile de istediklerine kavuşmuşlardır. Yabancı sermaye sorunu bu şekilde istediği gibi çözmüştür. Peki, yerli sermaye ne yapmıştır? Onlarda bu vergi yükünden kaçmak için yurt dışında şirketler açmakta ve merkezlerini oralarda göstermekte veya Bulgaristan, Romanya vb. gibi ülkelere üretimlerini taşımaktadırlar. Yani Türkiye’den kaçmaktadırlar. Peki, her şeyin kendisinde bir nizama kavuştuğu İslâm, acaba bu vergi konusunda ne demektedir? Bu konuda Müslümanlar nasıl hareket etmelidir? Maalesef bugün Müslümanlara bu konuda yardımcı olacak ve onların ekonomik işlerini düzene koyacak kitaplar piyasada mevcut değildir. İslâm’ı da aynı Hıristiyanlık gibi mistik bir havaya sokan anlayış, İslâm’ın bir nizam olduğunu ve onun hayatın tüm problemlerine çözümler sunduğunu unutmuştur. Bu konuda Takiyyuddin En Nebhani’nin “İslâm’da Ekonomik Sistem” kitabı ve Abdulkadim Zellum’un “Hilafet Devletinde Maliye” isimli kitabı gerçekten eşsiz birer eserdir. Muhakkak ki İslâmî Ekonomik Sistem’de kalıcı vergilerin yeri yoktur. Zira vergi, İslâm Ekonomik Sistemi’nin devlet için öngördüğü gelirlerden biri değildir. Vergi toplamak sadece istisnai, acil durumlarda uygulamaya konur. Vergi Beyt’ul Mal’da yani devlet hazinesinde Müslümanların üzerine düşen bir harcama için yeterince para bulunmadığı durumlar ile sınırlıdır. Harcamaların ertelenemeyeceği durumlar ise şunlardır; Cihad harcamaları, depremler, sel baskınları gibi felâket durumları ve benzeri temel ihtiyaçlar için olan harcamalardır. Bu durumda devlet bu masraflar için toplumun tüm kesimlerinden değil yalnızca ödemeye gücü yeten zengin Müslümanlardan geçici vergi alabilir ve miktarı Müslümanların Halifesinin görüşüne göre sınırlandırılır. Alınan vergi ise gerekli miktarda yani Beyt’ul Mal’ın ihtiyacını karşılayacak miktarda olabilir. Gerektiği kadarından fazlasına ve hiçbir durumda bunun ötesine geçilmesine İslâm izin vermemektedir. Verginin sadece zenginlerden alınacağı konusunda kısıtlama getirilince zengin kimdir diye bir soru sorulabilir? İslâm Ekonomik Sistemine göre zengin; bulunduğu yani yaşadığı bölgenin şartlarına göre lüks ihtiyaçlarını karşılayabilen ve fazla parası kalan kişidir. Yani vergi matrahını bu lüks ihtiyaçlar karşılandıktan sonra arta kalan para oluşturur. Lüks ihtiyaçlar ise o bölgenin örfüne göre belirlenir. Alınan vergiler Kapitalist sistemlerde olduğu gibi kalıcı değil geçicidir. Alınma gerekçesi sona erdiği an uygulaması durdurulur. İşte İslâm ile Kapitalizm’in vergi konusundaki kıyaslanması budur. Anlaşılacağı üzere Kapitalizm insanları sömürmekte, hiçbir istisna kabul etmemekte ve kişinin durumuna aldırmamaktadır. İslâm ise sadece ihtiyaç duyduğu zaman zenginlerden ve de sürekli olmamak kaydıyla ihtiyaç ortadan kalkana kadar vergi almaktadır. Bu kıyaslama aynen şunun gibidir; Kapitalizm’in iktisat teorisyenleri Keynes’mi, Adam Smith’mi, Frank Ricardo’mu vergi konusunda daha adildir, yoksa -sümme hâşâ- Allah Azze ve Celle mi? İşte Kapitalist Türkiye Cumhuriyeti halkına ancak bu kâfir teorisyenler kadar adil olabilir. O yüzden vatandaşın, esnafın ve bütün müteşebbislerin Kapitalist ekonomiye karşı İslâmi Ekonomik Sistemi benimsemesi ve aralarında buna göre muamele yapmaları gerekir ki bu sayede İslâmi hayatın yeniden başlaması için bir adım atılmış olsun. Muhakkak ki İslâm, ma’rufu emredip münkerden nehyetmeyi ve tüm bu zulümler için hakkımızı aramayı bize emreder. Bu Kapitalist sistem münker ve onun halka dayatılan bu zulüm vergileri ise haramdır. “Siz, insanların iyiliği için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız.” (Ali İmran 110) “Nefsimi elinde tutan (Allah’a) yemin olsun ki ya ma’rufu emreder ve münkerden sakındırırsınız ya da Allah, üzerinize katından bir cezâ gönderir. Sonra O’na duâ edersiniz ama (artık) icâbet edilmez.”(et-Tirmizî rivâyet etti.) Bu vergilerin şer’an caiz olmamalarının delillerini ise şöyle sıralayabiliriz; 1. Muslim ile Ahmed’in rivayetinde Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim bizim işimizden (Şeriatımızdan) olmayan bir şeyi yaparsa reddedilir.” (Muslim, Ahmed b. Hanbel) 2. Hadisler, ülkede cari bulunan alım-satım üzerinden Müslümanlardan alınan -Gümrük vergisi ve diğer vergiler gibi-vergilerin haramlığını açıkça belirtmektedir. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır: Meks sahibi (Gümrük vergisi alan) Cennete giremez.”(Darimi, Ahmed b. Hanbel ve Ebu Ubeyd, Ukbe b. Amr’dan) Ve şöyle buyurdu: “Muhakkak ki meks sahibi (Cehennem) ateş(in)dedir.” (Ahmed rivâyet etti) Gümrük vergisi ve diğer vergiler Müslümanlardan haksızlıkla ya da şer’î hükme dayanmaksızın alınan mallardır. 3. Fiyat artışına yol açacak şekilde vergi toplamak da Me’kâl İbn-u Yesâr’dan rivayet edilen hadis gereğince İslâm’da yasaklanmıştır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Her kim Müslümanların fiyatlarından bir şeyde onlara pahalılaştırmak için müdahalede bulunursa, Kıyamet Günü’nde ateşten bir kemik üzerine oturtması Allah Tebârake ve Te’alâ üzerine bir haktır.” (Ahmed rivâyet etti) 4. Vergi, şer’î bir yönü olmaksızın sahibinden alınan maldır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kendi rızası olmadıkça Müslüman bir adamın malının alınması helâl olmaz.” Ve şöyle buyurdu: Müslümanın malı da ırzı da kanı da her Müslümana haramdır.”(Ebu Dâvud ve İbn-u Mâce rivâyet etti.) Şüphesiz Allah Azze ve Celle’nin göndermiş olduğu bu hak dinde hayatın geneline dair her türlü hüküm mevcuttur. Bu din bir eve girerken kapı vurma adabından tutun, devlet yönetiminden ekonomiye kadar her türlü problemi çözmüştür. İnsanın refaha, huzura ve adalete kavuşması içinde bu dinin hayata hâkim kılınması gerekmektedir. Bizler artık refaha, huzura ve adalete kavuşmak için gün sayıyoruz İnşaAllah. konu Haki Eren kardesime aittir |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Fatura Düzenlenirken Sorumluluklar Nelerdir? | zilan_80 | Diğer Dersler | 3 | 15-03-2008 11:09 PM |
| Vergi Hukuku’nda Tahakkuk (Tarh) Zamanaşımı Ve Tahsil Zamanaşımı | zilan_80 | Diğer Dersler | 0 | 05-02-2008 11:55 AM |
| Beyanname TÜrlerİ | dojehist | Genel Kültür | 1 | 22-01-2008 11:19 PM |
| Osmanlı Devleti Hakkında Herşey | MUMİ | Tarih | 77 | 06-01-2008 01:27 PM |
| Kapitalist Sistemin Devamlılığı Bozukluğu ve esnekliğini yitirmesi | PCkopat | Genel Kültür | 1 | 29-12-2007 01:33 AM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.