Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Komedi, Eğlence, Korku, Her Telden Muhabbet > Sınırsız Muhabbet Burada

Kayıt Ol SSS



 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 04-02-2008, 08:05 AM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesaj: 344
Üye No: 5359
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 3216
Rep Puanı : 321319
Rep Derecesi
edebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond repute
Varsayılan Son Zamanlarin En Bİlİmsel Yazisi "pkk'yi Bİtİrmek."


AŞAĞIDAKİ YAZI, FETHULLAH GÜLEN'E YAKINLIĞI İLE BİLİNEN HABER10'DAN ALINMIŞTIR.SİYASİ DEĞİL BİLİMSEL BİR YAZIDIR. YAZAR CÜNEYT KAFKAS TÜRKTÜR VE BİR BİLİM ADAMIDIR. LÜTFEN ARKANIZA YASLANIN VE HER ŞEYİ BIRAKIP BU NESNEL YAZIYI OKUYUN.

Türkiye yeniden Kürt sorunu ve PKK üzerine kilitlendi. Bütün Türkiye bu sorunla yatıyor, bu sorunla kalkıyor. Aylardır ne konuşuluyor? Hükümet, muhalefet, Genelkurmay, Televizyonlar, Gazeteler, kahveler, sokaklar ne konuşuyor?... Kürt ve PKK demeden ağzını açan var mı? Türkiye’nin iç politik tartışmalarının tüm başlıklarında PKK var. Rakip siyasal klikler birbirleriyle kan davasını Kürtler üzerinden yürütüyor. Türkiye’nin dış politikasının bütün meseleleri Kürt sorununa ipotek edilmiş. Yıllardır yükselerek devam eden bu durum bile sorunun boyutlarının ne derecede önemli olduğunu göstermeye yeter. Ama Türkiye’yi yönetenler bütün bunları görmezden gelerek yeni bir söyleme başladılar. Son ABD görüşmesinden bu yana medya öncülüğünde “PKK bitti!” kampanyası yürütülüyor. Öyle bir kampanya yürütülüyor ki PKK bitmekten de öteye, “toz duman” oldu! Saat ve tarih koyuyorlar: “Bugün itibariyle PKK bitmiştir!” ya da “Yakında yöneticileri paketlenip teslim edilecek!” vb… İnsanın ‘Madem bu kadar kolaydı, neden 25 yıldır yapmadınız!?...’ diye sorası geliyor.
16 Aralıktan bugüne televizyonlarda haberler nasıl başlıyor? Önce uçaklar napalm bombaları yağdırıyor. Yıkıntılar gösteriliyor, nokta atışları seyrettiriliyor, top atışlarını komandoların otomatik silah takırtıları izliyor. Bu gösteri kime yapılıyor? Türkiye’nin Kürt vatandaşları bunları nasıl anlıyor? Üzerine ateş yağdırılanların yakınları bu ülkenin vatandaşları değil mi? Bu kadarcık bir soruyu soran bir Allah’ın kulu çıkmıyor Bu bayağılık ve kofluk; ‘ucuz propaganda’ olarak değerlendirilse bile, asıl olarak Türkiye’de karar mevkiinde olanların sorunu hiç anlamadıklarını gösteriyor. Oysa herhangi bir sorunu çözmek için önce sorunu doğru kavramak zorunludur. Doğru kavranamayan hiçbir sorun çözülemez. Kavramak, çözümden önce gelir, çözümün ön şartıdır.
Baştan başlayalım: PKK yoktu; Kürtler vardı, “Kürt sorunu” vardı. Kendisini onlarca ayaklanmayla ortaya koymuştu. Bunun için; bir kere herşeyden önce PKK “Kürt sorunu”nun yaratıcısı değil, sonucudur! Daha doğru bir ifade ile söylersek; PKK’yi yaratan “Kürt sorunu” dur.
“Kürt sorunu” PKK’den önce de vardı. Bir dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ağzından dillendirildiği gibi; “**** Kürtlerin 29. isyanıdır!” yani, ‘Kürt sorunu’nun son ortaya çıkış biçimidir: Kürtler 28 defa ayaklanmışlar ve isyanları bastırılmış, Türkiye yöneticileri bu ‘28 başarısız isyan’a rağmen ‘sorun’u çözememişler; ‘29. isyan’ patlak vermiş ve 25 yıldır da ağırlaşarak sürüyor… Üstelik “Kürt sorunu” yalnızca Türkiye sorunu değil, başından beri, doğası gereği tüm bölgenin bir sorunu! Geçmişte yalnızca Türkiye’de değil; İran ve Irak’ta da ‘Kürt ayaklanmaları’ olarak kendisini ortaya koymuş. Bu 3 ülkede Kürtler niye ayaklanıyor? Bu ayaklanmalar doğrudur, yanlıştır, ‘bölücülük’tür; isteyen istediği gibi cevaplandırabilir, ama gerçek olan Kürtlerin uzun dönemdir ayaklanıyor olmalarıdır… Bu gerçeklik aynı zamanda Kürtler açısından olduğu kadar, Kürtlerin yaşadığı ülkeler açısından da bir rahatsızlık, bir ‘sorun’dur. Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de yaşayan insanların bir kesimi kendilerini Kürt olarak tanımlıyor ve bu kimliğini Türk, Arap, Fars çoğunluğa kabul ettirmek istiyor. Siyasal olarak bu isteğe karşı çıkılabilir, bu isteği ‘tehlikeli’ görebilirsiniz ama sonuç değişmez: Kürtler vardır, ve sorunlarını ayaklanmalarla ortaya koymaktadırlar. Bu tarihsel ve sosyolojik bir gerçekliktir. Tarihsel ve toplumsal gerçeklikler inatçıdırlar. Bu gerçeklikleri ‘çözmek’ için siyasal yaklaşım gereklidir. İşte Türkiye’de olmayan da bu ‘siyasal yaklaşım’dır.
Kürtler bu coğrafyanın en eski halklarından biridir. Türkler ve Kürtlerin birliktelikleri de bu coğrafyadaki uzun tarihsel geçmişlerine dayanıyor. Türk, Kürt, Arap ve Farslar birlikte yaşamanın yanı sıra çok önemli bir ortak paydaya sahipler: Bütün bu halklar, ortak bir dine inanıyorlar. Kürtler, İslamiyeti Türklerden önce benimsemiş ve Kürt kimliğinin yanında, İslam kimliği ile bölgede çok önemli roller oynamışlar, derin izler bırakmışlardır. Bin yıl önce bölgede Haçlılara karşı en büyük mücadeleyi yürüten Selahâddin Eyyubî bir Kürt-İslam mücahididir. Haçlılara karşı Türk, Kürt, Arap topluluklarını birleştirme becerisini göstermiştir. Bu tarihi başarısının temelinde de, kökü yüz yıllardır birlikte yaşıyor olmaya dayanan ‘birlik siyaseti’ yatmaktadır.
Türk, Kürt, Arap ve Farsların böylesine ortak gelenekleri olduğu gibi aralarında çatışmalar, savaşlar da olmuştur. Ama yüzyıllardır, herşeye rağmen birlikte yaşama, daha da öteye toplumsal kaynaşma içinde olmuşlardır.
Türklerle Kürtler arasında yakın tarihe kadar çok az sorun yaşanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu Arap yarımadasını ve bir kısım İran topraklarını savaşlarla fethetmiştir. Ama Kürtlerin yaşadığı topraklar fethedilmedi, Kürtler kendi rızalarıyla Osmanlı İmparatorluğu’na katıldı.. Osmanlı’da Türkmen ayaklanmaları, Kızılbaş ve Celalî isyanları olmuştur ama Kürtlerle aynı boyutlarda sorun yaşanmamıştır. Burada aynı mezhepten olmanın yanısıra, Kürtlerin ‘mir-î toprak düzeni’nin dışında olmasının payı önemlidir.
Kürtlerle ‘sorun’lar Osmanlı İmparatorluğu’nun Batılılaşma süreciyle birlikte, Tanzimat sonrasında başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu’ndan 15 devlet ayrılmıştır. Aynı dönemde, koşulların çok uygun olmasına rağmen Kürtler, Türklerle birlikte yaşamaktan yana tavır koymuşlardır. Kürtler; Türklerin en zayıf zamanında, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküp ordusunun dağıtıldığı bir dönemde, İngiltere’nin açık teşvik ve desteğine rağmen iradelerini birlik doğrultusunda kullanmışlardır. Çok açıktır ki daha sonra gelişen Şıh Said ve Ağrı isyanları bu dönemde olsaydı, eğer Kürtler bu dönemde ayaklansalardı; ordusu lağvedilmiş Türklerin bu isyanları bastırmaları imkânsızdı. Osmanlı’dan ayrılmış 15 devletin yanında, 16. olarak, ‘Kürdistan devleti’ de kurulmuş olurdu. En büyük Kürt isyanları Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonradır. Burası çok anlamlıdır zira Kürtler, Türklerin en zayıf zamanında değil, Dünya ve Türkiye’de koşulların tümüyle kendi aleyhlerine olduğu bir anda isyan etmiş ya da isyan etmeye zorlanmışlardır.
PKK ayrı, Kürtler ayrı mı?...
PKK nedir, ne değildir?... Birilerinin değerlendirmesinin ötesinde, PKK gerçeği nedir?... Türkiye’de, en yumuşak olarak “terör örgütü” ön takısından, en galiz küfürlere kadar sayısız sıfat yakıştırılmadan PKK adı anılmıyor… PKK’yı doğru kavramak önemlidir. PKK’yı doğru kavramak, onu kendi varlığı için ‘düşman’ ve ‘tehdit’ olarak görenler açısından daha da önemlidir. Düşmanla mücadele etmenin birinci şartı onu tanımak ama doğru, olduğu gibi tanımaktır. İster “cani”, “hain”, “terör örgütü” densin, ister “siyasal, ulusal hareket” olarak görülsün; isteyen istediği tanımı kullanabilir, bütün bunların dışında PKK gerçekte nedir?!...
PKK’yı doğuran ‘Kürt sorunu’dur dedik. Ancak, tersinden bakıldığında PKK; en son 1938 Dersim isyanından bu yana uykuda olan ‘Kürt sorunu’nu da yeniden diriltmiştir. **** olmayan bir sorunu zorlayarak yaratmamıştır. Toplumsal sorunlar yoktan var edilemez. Toplumsal sorunları örgütler yaratamaz, tersine örgütler bu sorunların sonucu olarak ortaya çıkarlar. Hiçbir güç, hiçbir kudret sorunu olmayan bir toplumu allak bullak edemez. Büyük güçler, metazori kuvvet kullanarak ülkeleri işgal edebilirler, ama kendi içinde sorunları olmayan toplumları öyle kolayca iç çatışmalara sürükleyemez. Toplumda ‘sorun’ varsa, bu ‘sorun’; PKK olmazsa başka bir biçimde ve başka bir isimde ama mutlaka kendini gösterecektir. Ortaya çıkan hareketin boyutları, gücü ve etkisi, toplumda var olan sorunun boyutları ile doğru orantılıdır. ‘Sorun’u çözmek isteyenlerin önce bu gerçeklerin bilincinde olmaları zorunludur.
Bu söylenenler doğruysa PKK; yapay, yaratılan, kışkırtılmış bir olay değildir. Daha iyi kavramak için; ‘haklıdır-haksızdır’ ya da ‘dosttur-düşmandır’ yargılarından öteye, bu toprakların ve bu toplumun ürünüdür. Dışarıdan değil, Türkiye’den doğmuştur. Gücü de güçsüzlüğü de buradaki konumunda yatmaktadır. Burada ajitatif ve propagandif küfürler söyleyeni rahatlatabilir, geçici avantajlar sağlayabilir ama sorunu çözmez, bilakis daha da azdırır. Dış güçlerin etkisi, desteği, kışkırtması; benzeri her gelişmede ve her zaman olmuştur ama hep tali planda kalmıştır. Hiçbir güç, sorunsuz bir toplumu böylesi büyük olayların içine çekemez. Danimarka’da, Hollanda’da, Yunanistan’da ya da benzeri hiçbir ülkede, durup dururken, birileri gidip devletle 25 yıl savaşacak bir örgüt yaratamaz.
PKK hem kendisinden önceki Kürt isyanlarının bir devamıdır, hem de o isyanlardan bir kopuştur. PKK’nın bu yanıyla kavranması önemlidir. PKK’dan önceki Kürt isyanları ya bir aşirete ya da bir mezhebe dayanarak ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı hiçbirisi bütün Kürtleri kapsayamamıştır. Hepsi bölgesel, sınırlı, zayıf kalmışlardır ve kısa sürede bastırılmışlardır. PKK siyasal, ideolojik ve toplumsal olarak tüm bu isyanlardan farklıdır. En başta soy Kürt milliyetçisi değil, Kürt milliyetçiliğine bayrak açarak çıkmıştır. 1984 yılına kadar da tüm çatışmalarını milliyetçi Kürt örgütleri, Kürt ağa ve aşiretleri ile yapmıştır. PKK’nın hiçbir metninde, bildirisinde, sözlü-yazılı belgelerinde Türk düşmanlığını çağrıştıracak tek bir örnek bulunmaz, bütün siyasi tarihi boyunca buna titizlikle uymuştur. “Kürtleri Türklerden kurtarmak!” “Düşman Türk” yada “Türk zulmü” vb. propagandası yoktur. Tersine Türk ve Kürt emekçi halklarının birliği ve ortak mücadelesiyle iktidara gelmek, hedefi olmuştur. Türkiye’de Kürtleri aşağılamak için kullanılan “ağa”, “şeyh”, “aşiret toplumu” denilen kesimler başından beri PKK’nın hedefi olmuştur. Bu kesimler Türkiye’nin müttefikidirler. Nitekim, sayıları 100 bine varan korucular, bu ‘ağa-aşiret’ ilişkilerinden derlenmiştir.
İster hoşumuza gitsin, ister gitmesin PKK; Kürt tarihindeki ilk modern siyasal harekettir. Bugün Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de var olan bütün siyasal Kürt partileri, bir biçimde Kürt feodal ilişkileri üzerinde inşa edilmiştir. Bundan dolayı da en etkilisinin gücü, bir bölgeyle ya da bir aşiretle sınırlıdır. PKK bunların tersine; bütün Kürtler içinde, hatta bu partileri var eden aşiretlerin tabanlarında bile şu veya bu oranda etkilidir. Alevi Kürtler arasında olduğu gibi Sünni Kürtler ve diğer azınlık dinlere mensup Kürtler arasında da yaygın olarak örgütlüdür. Türkiye’de doğmuş, ama bütün Kürtleri etkilemiştir. Irak, İran ve Suriye’de, Türkiye’dekinden daha az etkili değildir. PKK’nın diğer tüm Kürt örgüt ve partilerinden en önemli farkı; Kürt üst sınıflarına değil, Kürt yoksullarına dayanıyor olmasıdır. PKK’nın en güçlü ve kalıcı yanı da burasıdır. Bundan dolayı, diğer Kürt bölgelerinde de köklü ilişkiler kurabilmişlerdir. Daha da ötesi; Kanada’dan Japonya’ya Kürtlerin olduğu her yerde PKK vardır. Kürtlerin yoğun olduğu Avrupa ülkelerinde ise tüm engellemelere rağmen çok güçlü örgütlenmelere sahiptir.
Bütün bunlara rağmen PKK ‘Kürt sorunu’nun yaratıcısı değildir. ‘Kürt sorunu’, PKK’dan ayrı olarak ve daha geniş boyutlarda vardır. Ancak 1984 yılından bu yana ‘Kürt sorunu’nun sahibi PKK’dır ve bütün yaşananlara rağmen bu durum devam etmektedir. Yakın zamana kadar “Kürt sorunu yok!” diyenler, artık “PKK ayrı, Kürt sorunu ayrıdır” tezine sarılıyorlar. Bu bir yanıyla doğrudur ancak şimdiki aşamada, sorunun muhatabı başka bir güç yoktur. Yakın zamana kadar “Kürtler”, daha da öteye “Kürt yok!”tu; var oldu. “Kürt sorunu” diye bir şey yoktu, bugün sözde kabul ediliyor gibi görünüyor ama zinhar, Anayasal ve hukuki anlamda resmi olarak hiçbir yerde geçmiyor. Metazori olarak ilk önce Demirel-İnönü koalisyonu “Kürt sorunu”ndan bahsetti; sonra Mesut Yılmaz, sonra da Tansu Çiller, en son olarak da geçtiğimiz yıl Tayyib Erdoğan aynı sorunu dillendirdi. Hepsi de dillendirdiklerine pişman olarak sus pus halde yerlerine oturdular. Son olarak ‘Paşa’lar peşpeşe benzeri şeyler söyledi ve “…yanlış yapıldığını” eklediler; çözüm için paket var ama “PKK’nın tasfiyesi” sonrasında uygulanacak. Ancak şimdi ağzını açan, “PKK bitti!” diyor, başka bir şey demiyor…
“Kürt sorunu”, doğası gereği bölgesel bir özellik taşımasına rağmen ilk başladığı dönemlerde, daha çok Türkiye içi bir sorundu. Zamanla bölgesel bir sorun haline geldi: Türkiye’deki PKK; İran, Irak ve Suriye’ye yayıldı. Türkiye’nin “Kuzey Irak’tan gelip bizi vuruyorlar!” demesine karşılık bir Kuzey Irak’lı Kürt yetkili; “PKK’yı siz yarattınız, sizden doğup önce bizi vurdular” diye cevap vermiştir. Bu doğru bir tespittir: Artık “Kürt sorunu” Kürtlerin ve Türklerin sorunu olmaktan çıkmış; bölgenin, Ortadoğu’nun Dünya siyasetindeki önemi ve ağırlığı oranında bambaşka bir düzleme sıçrayarak, Uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Artık Ortadoğu sorununun içinde olan tüm güçler, “Kürt sorunu”nun da içindedirler. Dolayısıyla sorunun çözümü de bir anlamda zorlaşmış; dünya ve bölge devletlerinin tümünün el atmasıyla, içinden istense de kolay kolay çıkılamaz hale gelerek tam anlamıyla Uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Bugün kolay kolay çözülemez halde olmasının yanında, Türkiye yöneticileri sorunu ‘çözdürtmeyecek’ güçleri de soruna ortak etmiştir. Bu anlamda “Kürt sorunu”nu Uluslararası hale getiren Türk Devleti olmuştur. Bugün Washington’da çözüm(!) peşinde koşanlar, zaten aynı tavrı 25 yıldır sürdürmekteydiler…
Sürekli PKK’nın “dış güçlerin piyonu” olduğunu dillerine dolayanlar, “PKK’yı ABD ve İsrail’in desteklediği”ni iç piyasaya kusturuncaya kadar propaganda edenler ve buna inananlar bugün ne düşünüyorlar? Washington’a gidildi, ardından Barzani ve Talabani ile anlaşıldı. ABD-İsrail, Kürt yöneticiler ve Türkiye oligarşisi, güya PKK’yı kuşattılar. Bu gerçekte tam bir emperyalist kuşatmadır: Washington ziyareti öncesi durup dururken İngiltere ile “stratejik ortaklık” antlaşması imzalandı. Ardından İngiltere’de İsrail başbakanı Ehud Olmert ile görüşüldü. Aynı günlerde Mısır ile “stratejik anlaşma” yapıldığı basına yansıdı. Suudi Kralı Türkiye’yi ziyaret etti. Bunları İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ve Filistin Devlet Başkanı işbirlikçi Mahmut Abbas görüşmeleri takip etti. AB temsilcisi, sözcüsü, yetkilisi vb. sıfatlarını taşıyanlarla zaten sürekli olarak görüşmeler sürüyor. Bütün bunlar bir tek şeye işaret ediyor: ABD, AB, İsrail, Gerici Arap Ülkeleri, Talabani, Barzani ve Türkiye; emperyalist Büyük Ortadoğu Projesi doğrultusunda yeni bir adım attılar.
Kuşatılan, PKK’dan da öteye tüm Ortadoğu halklarıdır!…
Başından beri ABD ve İsrail’le kucak kucağa olanlar hala PKK’yi ABD ve İsrail’in ‘aleti’ olmakla suçlamaya devam ediyorlar. Bu nasıl bir iki yüzlülüktür? ‘Aşiret’ dediğiniz Kürtler Amerikancılıkta hangi sınıra varırsa varsın 50 yıldır Türkiye’nin yaptığı Amerikancılığın tozuna yetişemezler. Kürt sorununun göbeğine ABD’yi kim soktu? Bugünde PKK’yi ABD’ye itmek için kimler elinden geleni ardına koymuyor? 1990’lardan beri, güvenlik alanlarında işbirliği için, İsrail’i Kürt bölgesine kim davet etti? İsrail’li uzmanlar(!) şimdi Kuzey Irak’ta cirit atıyorlar; ilk ilişkileri kim kurdurdu ve kime yardım için geldiler? Kuzey Irak Kürtleriyle ABD ve İsrail, ilk görüşmeleri nerede başlattılar? ABD Irak’a yerleşmeden önce Türkiye, uzun süre Talabani-Barzani ile ABD ve İsrail’in arabuluculuğunu yaptı. Talabani, Barzani hangi kırmızı pasaportlarla dünyayı dolaştı. Bütün bu ilişkiler Ankara’da kurulmadı mı?...
Son Washington ziyareti sonrasındaki gelişmeler, Özal döneminde akim kalan çabaların tamamlanmasıdır. ‘Tezkere kazası’ndan sonra, daha 2006’da; ABD Dışişleri Bakanı C. Rice, İsrail’in yıktığı Lübnan’ın harabelerine bakarak “Yeni Ortadoğu”dan söz etmişti: “Burada gördüğümüz, bir anlamda, ‘Yeni Ortadoğu’nun gelişme, sancılarıdır. ‘Yeni Ortadoğu’ için, ‘eski Ortadoğu’ya dönmeyeceğimizden emin olmamız gerekmektedir.” Rice, herşeyi çok açık ve net olarak söylüyor: eski Ortadoğu artık yok!...
Hemen hemen aynı günlerde birçok NATO kurumunun duvarlarına “Yeni Ortadoğu haritaları” asılmaya başlandı; hani şu Türkiye dahil birçok ülkenin sınırlarının değiştirildiği malum harita! Hatta Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, bu ‘harita olayı’nı ABD’li meslekdaşına telefonla şikayet bile etti…
Yine; daha önceden ön hazırlıkları yapılan Mısır, Suudi Arabistan, Lübnan, Ürdün, Suriye, Irak’tan müteşekkil; Basra Körfezi’nden Afganistan’a kadar tüm bölgeyi kuşatacak ‘Sünni eksen’ oluşturma çabaları hızlandırıldı. Bunun için gereken diplomatik trafikle birlikte askeri planlar, somut silah satışlarına kadar zaten 2006 dan beri devam ediyor. Irak’ın kuzeyi bu plana dahildi ve bu plan doğrultusunda PKK’nın tasfiyesi gerekiyordu.
İşte son günlerdeki PKK’ya yönelik kuşatma; asıl olarak Türkiye’den önce, ABD-İngiltere-İsrail ve yukarda söylediğim geniş emperyalist koalisyonun planıdır. Bush, “PKK; ABD, Irak ve Türkiye’nin ortak düşmanıdır” derken bunu anlatmak istiyordu. Peki, Türkiye bu hain plana niçin ortak olmak istiyor?
Söylendiği kadar kolay olmadığını kendileri de biliyorlar ama diyelim ki başardılar, PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiye ettiler: Bu, diğer ülkeler için anlaşılabilir ama Türkiye için; PKK’nın yerini kim dolduracak!?... Bölgede Barzani ve Talabani ikilisinin gücünü, otoritesini pekiştirmek Türkiye’nin işine geliyor mu?... Ya da, kendi Kürdünü ezerek, diğer Kürtlerin hamiliğine soyunmak kime, ne zamana kadar inandırıcı gelir?
Başka sorular da var: Türkiye’yi yönetenler değil mi ki, sabahtan akşama kadar “ABD, AB ve İsrail bizi bölmek istiyor!” diye yırtınan? Peki şimdi yapılan nedir? Bunun adına “kediye ciğer emanet etmek” deniyor… Türkiye, kendisini ‘bölmek isteyenler’e, bunun haritasını yapıp her yere asanlara “PKK ve Kürt sorunu”nun çözümü(!)nü emanet ediyor.
ABD’nin Türkiye’yi bölme planını PKK üzerinden yapmayacağı; Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesiyle zaten ortaya çıkmıştı: **** ABD’nin de düşmanıydı ve zaten tasfiye edilmesi zorunluydu. Adı Türkiye sınırlarını aştığından beri PKK ABD için “Dünyadaki son Stalinist terör örgütüdür” Tekrar varsayalım ki PKK tasfiye edildi; şu meşhur “Türkiye’nin bölünmesi” planı ortadan kalkıyor mu? Adı geçen haritada yalnızca Türkiye bölünmüyor, hemen hemen bütün ülkeler bölünüp “Yeni Ortadoğu” kuruluyor. Cümle alem biliyor ki “Yeni Ortadoğu” denilen şeyin adı, “Büyük Ortadoğu Projesi”dir!...
PKK mı ‘bitiyor’ Amerikancılık mı yükseliyor?...
Türk medyasına bir bakın: Washington ziyareti ve sonrasındaki gelişmelerden dolayı tanıdık tanımadık bütün azılı Amerikancılar büyük bir küstahlıkla konuşuyor ve yazıyorlar. Manşetlerdeki “PKK bitti!” çığlıkları da aynı kalemlere ait. Ancak PKK mı ‘bitiyor’ yoksa Amerikancılık mı yükseliyor?... Kuzey Irak’daki Kürt yöneticilerle anlaşmak, PKK’yı nasıl bitiriyor? PKK’yı Talabani ile Barzani mi kurdu ki, onlar bitirsin!?... ABD desteğinde Türkiye ile beraber bunu defalarca denediler: Beraber kaç defa “çifte kıskaç”, “sandviç operasyonları” yapıldı. Hatırlayın; İlk büyük operasyon 1992’de yapılmıştı: ABD öncülüğünde Türkiye ve Barzani, Talabani bir araya getirilerek ön görüşmeler yapılmış; bu görüşmeler sonucunda da Kürt Federe Devleti ilan edilmişti, tarih 2 Ekim 1992... Türkiye, kırmızı çizgisine rağmen bu ilana sessiz kaldı. İki gün sonra, 4 Ekim 1992’de Türkiye ve bu Federe Devlete bağlı güçler PKK’ye karşı büyük operasyona girişti. Türkiye kuzeyden, Barzani ve Talabani’nin peşmergeleri güneyden; PKK güçlerini kuşattılar. Aylar süren şiddetli çatışmalar oldu, ama hiçbir sonuç elde edilemedi. Bütün bunlar ne çabuk unutuluyor. Yapılan onlarca operasyona rağmen bitmeyen **** şimdi ne olacak da bitecek? **** eski halinden daha mı güçsüz? Bilakis, Türk basınının yazdığına göre, PKK’ya Türkiye dışındaki Kürtlerin katılımı daha da artmış…
Şurası kesindir; başından beri Barzani ve Talabani, PKK’nın bitmesini Türkiye’den daha çok istiyor. Şimdi de PKK’yı bitirmek için ellerinden geleni yapmaktan geri durmazlar. PKK’nın varlığı onlar için aşiret diktatörlüklerinin sonu demektir. Zaman zaman ilişki içinde olmaları, hatta PKK’yı desteklemeleri, ‘bükemedikleri eli öpmek’ten başka bir şey değildir. Washington ziyareti sonrası gösterdikleri titrek haller; PKK’ye bir tehdit-bir dostluk ağızları, gerçekte tüm Kürt toplumu içindeki PKK sempatisinden dolayıdır. Barzani kimden yana olduğunu, Türkiye’deki son seçimlerde açık bir şekilde göstermiştir: Barzani etkisindeki tüm Kürt ağa ve burjuvalar; son seçimlerde DTP’yi değil, AKP’yi desteklediler. Bunu da Türk medyası çarşaf çarşaf yazdı.
PKK hakkında Türk halkının geniş bir kesimine de benimsetilen; “terör örgütü” ile başlayıp “dış güçlerin ajanı” “katiller topluluğu” “caniler güruhu” diye devam eden ‘resmi görüş’e bir bakın! En rağbet gören manşetlerden biri: “Kürt değil, Ermeni dölü Apo!” yürütülen propogandanın düzeyine bakın!... Ama yukardaki tanımlarla anılanlar, isyan ediyor ve kendilerinin bile tahminlerini aşan bir hızla büyüyorlar. Peki, kim bu “Kürt olmayan”, “Ermeni dölü; katil, cani ve teröristler?...” Ve Kürtler niye bunların peşine takılıyor? Başka bir biçimde soralım? “Kürtlerin Türkiye’de hiç bir sorunu yok, Türkiye’de ayrımcılık yok, Kürtler bütün haklara sahipler.” Bunlar da resmi görüş! Nasıl oluyor da hiçbir sorunu olmayan Kürtler bu “caniler”in arkasından gidiyor? Asıl can alıcı soru bu… Gerçekten Türkiye’de Kürtlerin hiçbir sorunu yoksa, resmi açıklamalara göre 20 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, niçin dağlara çıkıp can verdi? “Kürt olmayan” bu “canilerin” arkasına takılan bu insanlar, kimler peki? Normal aklî melekeleri yerinde her yurttaş; bu soruları önce kendine, sonra yüksek sesle herkese sormak durumundadır.
Yine varsayalım ki; Kuzey Irak’tan PKK tasfiye edildi. Ya Türkiye içindeki PKK nasıl bitirilecek? İşlerine geldi mi “bir avuç eşkiya!”; işlerine geldi mi “bölgenin her tarafında destekçileri var!” deniliyor. “PKK’nın kökünü kazıyacağız!” diyenler, gerçekten ne söylediklerinin farkındalar mı? 25 yıldır yaşananlardan hiç mi bir şey öğrenilmedi?... Sürekli olarak “Kürtlerin büyük çoğunluğu PKK’yı desteklemiyor!” deniliyor. 33 bin kayıp var deniliyor, ki bu rakam daha da artmıştır; bunun 20 binden fazlası dağa çıkanlar arasından. PKK’nın böylesi büyük bir kayıp vermesine rağmen yeni militanlar bulabilmesine ne cevap veriyorlar?... Ayrıca DTP’nin ve kapatılan diğer partilerin de aslında PKK’nın birer ‘uzantısı’ oldukları devletin iddiası. Bu partiler girdikleri seçimlerde 2 milyon oy alıyorlar. Kürt ailelerin kalabalık aile yapısını hesaba katarak, her oyu 3 ile çarptığımızda 6 milyon eder. Bu en azından 6 milyonluk kitleyi ne yapacaksınız?
Yine; Türkiye içinde dağda 2 bin, dışarıda 3 bin, toplam 5 bin PKK militanı olduğu resmi açıklama. Varsayalım ki Irak’ta ve Türkiye’de yapılacak yoğun operasyonlar sonucu bin, 2 bin, 3 bin -isteyen istediği rakamı söylesin- PKK’lı öldürüldü. PKK biter mi, büyür mü!?... Hem buradan ne sonuç çıkar? 1984 yılında doğanlar, bugün 25 yaşındalar ve hemen hemen tümü işsiz. Bütün yaşamları boyunca Türk televizyonlarından hakaret ve aşağılama dışında hiçbir şey duymamışlar. Bu koşullar altında, öldürülen PKK’lılardan kat kat fazla sayıda militan adayının çıkmayacağını kim garanti ediyor?
16 Aralıktan beri devam eden bombardımanların ne kadar etkili olduğunu kimse bilmiyor. Ama Türkiye toplumunun maruz kaldığı bombardıman çok etkilidir ve Türklerle Kürtleri, hızla bir arada yaşayamaz bir noktaya sürüklediği kesindir.
Var olan Kürt sorunun daha tehlikeli boyutlara tırmandırılmak istendiği açık: ABD’nin “sıcak istihbaratları”, sağladığı “teknolojik destek”, verdiği “diplomatik destek”… İsrail’in hem Heron uçakları, hem de bunları kullanacak askeri personel desteği… Eğer sık sık tekrar edildiği gibi Kürtler bu ülkenin vatandaşıysa; kendi vatandaşlarına karşı ABD’nin ve İsrail’in ‘desteği’ni alarak savaşmak ve bunu haftalarca televizyon kanallarından büyüklük, ezme, yok etme gösterilerine dönüştürmek ne anlama gelmektedir?... Bu tehlikeli ittifak, kimseye garip gelmiyor mu? Milliyetçilere soralım!... Her konuda mangalda kül bırakmayan Ulusalcılara soralım!... Muhafazakar İslamcılara soralım!... Hepsine “Kürtler kardeşlerimizdir” dediklerini hatırlatarak soruyorum; bu garip ittifak nasıl “içinize siniyor”… Milliyetçiler, ulusalcılar, müslümanlar ne zamandan beri kendi sorunlarını başkalarına havale ediyor? PKK’yi bastırmak için ABD ve İsrail desteğinden yararlananlar, yarın ‘irtica’ya karşı aynı desteğe başvururlarsa ne olacak? Hudson toplantısı’nda söylenenleri gazeteler çarşaf çarşaf yazdı. Genel Kurmay’ın bizatihi kendi temsilcileri ABD’lilere “PKK yöneticileri şimdi teslim edilirse bu hükümetin işine yarar” diye itiraz ettiler.
Son bir varsayım daha: Diyelim ki bütün PKK yöneticilerini size teslim ettiler. Direnen PKK’lıları öldürdünüz, kalanları da diz çöktürüp teslim aldınız; Türkiye ne kazanır? Ya da kazanmış olur mu?... Kürtlerine diz çöktürmüş bir Türkiye neye yarar ve bu ne kadar sürer? PKK’yı bitirdiğinizde kalan Kürtlerin sizin olacağının garantisini kim veriyor? PKK’nın ardından daha zaptedilmez PKK’ların doğmayacağından emin misiniz?
AB ile birleşmek için her türlü mahremiyetinden vazgeçmeye hazır olanlar yüz yıllardır birlikte yaşadıkları Kürtlere diz çöktürmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Niçin? PKK 1993 yılında, ilk ateşkes ilanıyla “siyasal çözüm” yoluna girdiğini ilan etti. Sonuncusu seçimler döneminde olmak üzere sayısız tek taraflı ateşkes yaptı. A.Öcalan ABD tarafından yakalanıp Türkiye’ye teslim edildikten sonra, silahlı güçlerini Kuzey Irak’a çekti. -PKK silah bırakıp Türkiye dışına çekilirken bile üzerine gidilerek yüzlercesi öldürülmüştü- Daha sonra toplanan 7. kongresinde, kuruluşunda ilan ettiği “Bağımsız Birleşik Kürdistan” hedefinden vazgeçtiğini ilan etti. Aynı zamanda, kendince teorik izahatlar yaparak “silahlı mücadeleler döneminin kapandığını” ve kendisinin “silahlı mücadeleye son verdiğini” ilan etti. Yeni hedefini, Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve üniter devlet yapısı içerisinde “Demokratik Cumhuriyet için mücadele” olarak açıkladı. Daha sonra da bilinen gelişmeler yaşandı: Kuzey Irak’a çekilen güçler geri döndü, çatışmalar daha da şiddetlendi.
Türkiye egemenlerinin bir çözüm istemediği çok açık, onlar tasfiye peşindeler…
Becerirlerse, bir tasfiye olacak ama neyin tasfiyesi?!...
Türk ve Kürt egemenleri her zaman anlaştılar, hatta kaynaşmış halde iç içeler; Kuzey Irak yöneticileriyle de bir biçimde ama mutlaka anlaşırlar. Kendileri beceremezse ABD onları anlaştırır; tek engel PKK’dır ve tasfiye edilmelidir. PKK’nin tasfiye edilmesi; Öcalan’ın Kürtler üzerindeki otoritesinin kırılarak, yerine Barzani’nin otoritesinin kurulması nedir? Barzani’yi “Birleşik Kürdistan’ın” tek lideri haline getirmek kimin yararınadır? Söylenenler açık, ellerinden gelirse PKK’yi yoksul Kürtlerin elinden alacaklar ve kendi hizmetlerine koşacaklar. ABD Başkanı Bush’un dediği doğrudur: Yoksul Kürtlerin PKK’si “ABD’nin, Irak’ın, Türkiye’nin düşmanıdır.” PKK’nin yoksul Kürtlerin elinden alınması aynı zamanda, yoksul Türklerin de emperyalizme ve egemenlere karşı silahsızlandırılmasıdır.
Kim ne derse desin “Kürt sorunu” bugün sırat köprüsü misali “kıldan ince, kılıçtan keskin” bir hal almıştır. Bu konuda düzgün ve adil bir tavır alamayan cehenneme yuvarlanmaktan kurtulamaz. Bu konuda adaletli ve sorumlu bir konumda duramayan hiçbir konuda dürüst ve adil olamaz.
Hızla sürüklendiğimiz yer üzerinde düşünmek zorundayız. Bu topraklarda kendisinde yurttaşlık sorumluluğu taşıyan hiç kimse bundan kaçınamaz. Çözümsüz bir “Kürt sorunu”nun bir adım sonrası cehennemdir, bu toprakların cehenneme dönmesidir... Lübnan’dan, Yugoslavya’dan, bugün Irak’ta yaşananlardan ders almak zorundayız. Üstelik Türk-Kürt çatışması, bunlardan hiçbirisine benzemez; bir başlarsa nerede duracağını, Türkiye’yi neye benzeteceğini kimse kestiremez. Ayrıca Anadolu coğrafyasıyla sınırlı kalmaz, tüm Ortadoğu’yu yakar, kavurur. Kim “kökünü kazımak!” “son ferdine kadar ezmek”ten bahsediyorsa, bu cehennemin fitilini ateşliyor demektir... 1984 yılından beri yaşananlar ortada. Şimdi hangi noktadayız? 1984 yılında ilk eylemler başladığında “Başlarını ezeceğiz!”, “Köklerini kazıyacağız!” denildi ve bıktırıncaya kadar tekrar edildi. Aradan 25 yıl geçmiş hala aynı terane! Bitmedi, bitmiyor... “Bitti!” diyenlere, kurbağa beyinliler dışında kim inanır? Toplumsal her sorunun bitmesi için onu yaratan koşulların ortadan kalkması şarttır. Bırakalım bu sorunları ortadan kaldırmayı, daha da azdırmak için elden gelen yapılıyor. Daha öteye, sorun üzerine özgürce tartışmak dahi mümkün olmuyor. Daha da vahimi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti 25 yıldır, sorunun adını dahi koymaktan aciz: Terör Sorunu”, “Güneydoğu Sorunu”, “Kürt Sorunu”… Bilen var mı, tartıştığımız konuda devletin resmi görüşü nedir? Kim çıkıp, “devletin bu konudaki görüşü şu!” diyebilir? 25 yıldır daha adını koyamayanlar bu sorunu nasıl çözebilir?!...
Kürt sorununu çözemeyenler, hangi sorunu çözdüler ki? Sorun çözmek bir yana; olmayan bir sorunu sorun haline getirip, sonra çözülmez hale getiriyorlar. Kürt sorununun askeri olarak çözüleceğini söyleyen kaldı mı? İsteyen tüm arşivleri tarayabilir. Son dönemde Türkiye’de askeri, siyasi, bürokrat herkes ağız birliği etmişçesine, “askeri olarak sorun çözülmez!” diyor. Peki kimin, hangi çözüm planı veya siyasi projesi var ve bütün bunlardan, ne sonuç çıkar? Hemen söylüyorum; Türkiye’de karar mevkilerinde bulunanlar; bu konu dahil, hiçbir sorunun çözümünü istemiyor!...
Türkiye’nin meselelerini, Türklerin ve Kürtlerin meselelerini Waşington’la, Tel-Aviv’le çözmeye çalışanlar kesinlikle hiçbir sorunun çözümünü istemiyor!... Kürt sorunu barışla, kanla veya neyle çözülecekse; burada çözülecek! Ve bu çözüm, Kürtlerin ve Türklerin ortak çözümü olacak! ABD’yi, İsrail’i ve başkalarını uzak tuttuğumuz oranda çözüme yaklaşırız...
Çözümün bir şartı da, Türk halkının egemenlerden bağımsız bir irade olarak ortaya çıkmasıdır. Bu yalnız Kürt sorununun değil, Türkiye’nin tüm meselelerinin çözümünün de ‘olmazsa olmaz’ şartıdır. Sadakaya muhtaç ve buna boyun eğen bir hale sokulmuş bir toplumla; Emperyalistler de, içerdeki işbirlikçileri de istediği gibi oynar ve oynuyor. Bu günkü Türkiye’nin temel gerçeği de, temel sorunu da buradadır. Kürt sorunundan da öte ve daha kapsamlı sorun “Türkiye sorunu”dur: Asıl Türkiye’nin geleceği ne olacak? Bu aynı zamanda büyük bir devrim, muazzam bir zihinsel devrim sorunudur. En başta da Türkiye’yi buraya getiren 80 yıllık siyasal baronların tümünü dışlayacak; Türk-Kürt, Alevi-Sünnî bu topraklarda yaşayan tüm emekçileri birleştirecek yeni ve devrimci bir siyasal halk hareketinin yaratılması sorunudur.
“Kürt sorunu” halkların kardeşliği temelinde Türkiye’de çözülecek, başka çözüm yok!...
Doğada ve toplumda çözümsüz sorun yok. “Sorun” olarak ortaya çıkan her olgu çözümü içinde taşır. “Kürt Sorunu” da şu veya bu biçimde çözülecek. Türkiye sınırları dışına taşan boyutları da Türkiye’de çözülecek. “Kürt sorunu”nda; emperyalistlerin tüm çabalarına ve Türkiye egemenlerinin desteğine rağmen, Türkiye Kürtlerinin iradesinin dışlandığı bir çözüm yoktur. İsteyen istediği çabayı göstersin, doğası gereği Talabani, Barzani veya bu ‘ikili’nin yerine hazırlanan başka birisinin bütün Kürtler tarafından benimsenmesi olanaksızdır. Dönemsel olarak bölgedeki gelişmelerle ve emperyalistlerin müdahalesiyle öne çıkabilirler ama bunlardan çözüm olmaz. Daha doğrusu Kürt halkının benimseyeceği bir çözüm çıkmaz. Hoşumuza gider veya gitmez, iyidir veya kötüdür ama kesin olarak Türkiye’deki Kürt hareketi dışında Kürt halk kitlelerinin yığınsal olarak katıldığı başka bir hareket yok! Samimidir, değildir; ama devrimci ve halkların yararına çözümü dillendiren tek Kürt hareketi Türkiye’dedir. Ve “Kürt sorunu”; halkların kardeşliği temelinde Türkiye’de çözülecek, başka çözüm yok!...



Cüneyt Kafkas... Bu makale 2297 defa okunmuştur.

edebisanat56 is offline  
Eski 04-02-2008, 07:58 PM   #2 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesaj: 1,760
Üye No: 29609
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 4675
Rep Puanı : 467136
Rep Derecesi
KaRaCoCuK has a reputation beyond reputeKaRaCoCuK has a reputation beyond reputeKaRaCoCuK has a reputation beyond reputeKaRaCoCuK has a reputation beyond reputeKaRaCoCuK has a reputation beyond reputeKaRaCoCuK has a reputation beyond reputeKaRaCoCuK has a reputation beyond reputeKaRaCoCuK has a reputation beyond reputeKaRaCoCuK has a reputation beyond reputeKaRaCoCuK has a reputation beyond reputeKaRaCoCuK has a reputation beyond repute
Varsayılan


çok değerli bir makaleydi dostum.... büyük keyif aldım okumaktan ve takdir ettim yazanı..... kimse tarafından okunmamasıda bir kayıp şimdilik.... ve yazının bir bölümünü kopyalamak istiyorum özelikle bu noktaya çok güzel değinilmiş...

PKK hem kendisinden önceki Kürt isyanlarının bir devamıdır, hem de o isyanlardan bir kopuştur. PKK’nın bu yanıyla kavranması önemlidir. PKK’dan önceki Kürt isyanları ya bir aşirete ya da bir mezhebe dayanarak ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı hiçbirisi bütün Kürtleri kapsayamamıştır. Hepsi bölgesel, sınırlı, zayıf kalmışlardır ve kısa sürede bastırılmışlardır. PKK siyasal, ideolojik ve toplumsal olarak tüm bu isyanlardan farklıdır. En başta soy Kürt milliyetçisi değil, Kürt milliyetçiliğine bayrak açarak çıkmıştır. 1984 yılına kadar da tüm çatışmalarını milliyetçi Kürt örgütleri, Kürt ağa ve aşiretleri ile yapmıştır. PKK’nın hiçbir metninde, bildirisinde, sözlü-yazılı belgelerinde Türk düşmanlığını çağrıştıracak tek bir örnek bulunmaz, bütün siyasi tarihi boyunca buna titizlikle uymuştur. “Kürtleri Türklerden kurtarmak!” “Düşman Türk” yada “Türk zulmü” vb. propagandası yoktur. Tersine Türk ve Kürt emekçi halklarının birliği ve ortak mücadelesiyle iktidara gelmek, hedefi olmuştur. Türkiye’de Kürtleri aşağılamak için kullanılan “ağa”, “şeyh”, “aşiret toplumu” denilen kesimler başından beri PKK’nın hedefi olmuştur. Bu kesimler Türkiye’nin müttefikidirler. Nitekim, sayıları 100 bine varan korucular, bu ‘ağa-aşiret’ ilişkilerinden derlenmiştir.

__________________
KaRaCoCuK is offline  
Eski 04-02-2008, 10:02 PM   #3 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesaj: 344
Üye No: 5359
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 3216
Rep Puanı : 321319
Rep Derecesi
edebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond reputeedebisanat56 has a reputation beyond repute
Varsayılan


[quote=KaRaCoCuK;1901212]çok değerli bir makaleydi dostum.... büyük keyif aldım okumaktan ve takdir ettim yazanı..... kimse tarafından okunmamasıda bir kayıp şimdilik.... ve yazının bir bölümünü kopyalamak istiyorum özelikle bu noktaya çok güzel değinilmiş.../quote]

zahmet edip okumuşsun tşkler. Yazıyı okuyan çokşey kazanacktır gerçekten. Türkiye halklarının huzura kavuşması dilerklerimle...

__________________
edebisanat56 is offline  
Eski 04-02-2008, 10:38 PM   #4 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Sep 2007
Konum: Û tu, hê gavek berî niha, sed sal jî derbaz be gavek berî niha...
Mesaj: 973
Üye No: 151013
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 27037
Rep Puanı : 2703586
Rep Derecesi
feqiyê_teyra has a reputation beyond reputefeqiyê_teyra has a reputation beyond reputefeqiyê_teyra has a reputation beyond reputefeqiyê_teyra has a reputation beyond reputefeqiyê_teyra has a reputation beyond reputefeqiyê_teyra has a reputation beyond reputefeqiyê_teyra has a reputation beyond reputefeqiyê_teyra has a reputation beyond reputefeqiyê_teyra has a reputation beyond reputefeqiyê_teyra has a reputation beyond reputefeqiyê_teyra has a reputation beyond repute
Varsayılan


gerçekten güzeldi adam bişiler anlatmaya çalışmış ama dinleyen ve uygulayan olmadıktan sonra neye yarar...teşekkürler heval...

__________________
feqiyê_teyra is offline  
Eski 04-02-2008, 11:56 PM   #5 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Aug 2007
Mesaj: 98
Üye No: 133468
Cinsiyeti : Bayan
İtibar Gücü: 2849
Rep Puanı : 284736
Rep Derecesi
MeRYeM XaN has a reputation beyond reputeMeRYeM XaN has a reputation beyond reputeMeRYeM XaN has a reputation beyond reputeMeRYeM XaN has a reputation beyond reputeMeRYeM XaN has a reputation beyond reputeMeRYeM XaN has a reputation beyond reputeMeRYeM XaN has a reputation beyond reputeMeRYeM XaN has a reputation beyond reputeMeRYeM XaN has a reputation beyond reputeMeRYeM XaN has a reputation beyond reputeMeRYeM XaN has a reputation beyond repute
Varsayılan


Tek kelimeyle harika bir yazı,muhteşem ötesi...bu yazıyı tüm türklere okutmak lazım belki bir nebze olsun o karanlık dünyaları aydınlanır...son zamanlarda okuduğum en akıllıca ve objektif bir yazı,hele bunu bir türkün yazması,dile getirmesi çok daha sevindirici...paylaşımın çok nitelikli,ellerine sağlık...gelek spas...

MeRYeM XaN is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)
Eset Smart Security 3.0.642
Ad-Aware 2008

Sizin İçin Seçtiklerimiz-2:

Şeftali Yetiştiriciliği
Ekolojik Tarım ve Hayvancılık
Süt Verimini Etkileyen Faktörler
Dört barajda su bitmek üzere
Karbondioksit salımı yüzde 50’den çok artacak
VAN (Wan) Tarihi
Amed (Diyarbakır) Tarihi
İç Anadolu Hakkında Genel Bilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettiş yardımcılığı
2008 yılı icra müdür ve yardımcılığı sınav ilanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz-3:

Siz Hangi Yemeksiniz ?
Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?
Doğum Tarihinize Göre Renginiz!
Bebeklerde Gaz Çıkarma
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Şiddetin genlerle ilişkisi olabilir
Karpuz Viagra Etkisi Yapıyor
Panasonic Sony'yi tahtından etti!
Mehmet Atlı - Wenda 2008
grup seyran - 2008



Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 08:53 AM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.