29-07-2006, 03:37 PM
|
#1 (permalink)
|
Giriş Tarihi: May 2006 |
Konum: rêwî |
|
Mesaj: 9,972
|
|
Üye No: 3220
|
|
Cinsiyeti : Bay
|
İtibar Gücü: 25872
| Rep Puanı : 2586029
| |
|
| |
|
Kardeş Türküler İle Söyleşi ..!!!!!
Türkiye’deki çok kültürlü yapının yönetim kademesi tarafından hazmedilememesinden kaynaklı yaşanan sorunların diyalogla aşılabileceğine dikkat çeken Kardeş Türküler elemanları, popüler kültüre ise farklı bir tanımlama getiriyor.
Anadolu’nun kültürel çeşitliliğini müziklerinde dile getiren ve geniş bir dinleyici kitlesine sahip olan Kardeş Türküler, Türkiye’de tutarsız politikaların uygulandığına ve göstermelik yasalar çıkarıldığına dikkat çekti. Kürdoloji bölümünün gerekliliğinden, yarım saatlik yayının yetersizliğine birçok sorunun aşılması gerektiği üzerinde duran grup üyelerinden Feryal Öney ve Vedat Yıldırım, sorunların çözümü için diyaloğun önemli olduğunu vurguladılar.
Konser vermek üzere geldikleri Eskişehir’de, üniversite öğrencileriyle söyleşide buluşan Kardeş Türküler’den Feryal Öney ve Vedat Yıldırım, çalışmalarından popülariteye, dil ve kültür sorunundan Türkiye’nin gündemine ilişkin konuları DİHA’ya değerlendirdi.
Türkiye’de çok dilli, çok kültürlü, çok dinli bir yapı hakim. Kardeş Türküler, bu yapıdan nasıl besleniyor?
Feryal Öney: BGST’nin sanatsal politikası “kimliklerin kendilerini özgürce ifade edebildiği bir Türkiye”. Tiyatrodan müziğe ne yaparsak yapalım, bizim arka planda ya da alt metin dediğimiz şeylerde hep kafamızda olan şey budur. Bütün kimliklerin kendilerini özgürce ifade edebildiği, hiyerarşinin olmadığı Türkiye hayali, bütün ürünlerimizi etkiliyor. Sadece etnik grupları dert etmedik. Kadın sorununa bakmak zorundayız. Dinsel çeşitlilik var. Bu da gündemimizde oluyor. Zaten dil, insanın kimliği demek. İnsan dili varsa kimliğini oluşturuyor. Bunların hepsi bizim gündemimizde olmalı. Bizim bunların hepsine cevap bulmamız gerekiyor. Çünkü hayatın içindeyiz.
Konserlerinizde özellikle “Yaşasın Halkların Kardeşliği” sloganları atılıyor. Buna nasıl bir anlam veriyorsunuz?
Vedat Yıldırım: Bir demokratikleşme sorunu var. Bunlara geçici çözümler bulundu ama sorunu çözücü bir noktaya gelinemedi. Türkiye’de halkların talepleri karşılanmadığı takdirde, kördüğüm noktasına gelinecektir. Bu, elbette ki diyalogla aşılır. Bunun başka çıkış yolu yok. Kesimlerin birbirlerini anlaması ve taleplerin netleşmesi, birtakım önyargıların kırılması gerekli. Mesela Kürtler ne istiyor, Ermeniler, Aleviler ne istiyor? Bunun Türkiye’de masaya yatırılıp konuşulması gerekir. Sonuçta halklar, yaşanan tarihi bazı gerçekliklere rağmen birarada yaşamak istiyorlar. Türkiye’de kendini ifade edemeyen grupların, böyle bir inanca sahip olduğunu biliyoruz. Birlikte olunan ortamların homojenleştirilmemesi gerekiyor. Farklılıkların önce belirtilmesi gerekiyor. Bu tür konular üzerindeki potansiyel suç söylemi de bırakılmalıdır. F. Ö. : Türkiye’nin bugün bir özeleştiri yapabilmesi lazım. İnsanlar bunu bekliyor. Devlet bunu yaparsa birçok sorun aşılabilir. Bugün nasıl biraraya gelinebilir? Kürtler, Türkler, Ermeniler nasıl birarada yaşayabilir? Bunun yollarını bulmak gerekiyor. Artık bir aşama öteye geçilmeli. Hiyerarşik bir durum var. Önce yukarıdakilerin hoşgörülü ve özeleştirel bir tutum içine girmesi gerekiyor ki ortam biraz açılabilsin.
Kardeş Türküler ismi ile yola çıktınız. Türkiye’de yaşayan halkların sadece türküleri mi kardeş? Son dönemde özellikle Amed ve çevre illerde yaşanan olayları da göz önünde bulundurursak kardeşlik sadece türkülerde mi kaldı?
F.Ö. : Yükselen milliyetçilikten bahsetmek gerekiyor. Pınar Selek ‘Barışamadık’ diyor. Gerçekten o insanların derdini görebilmeli, yaşanan sıcak savaşı içinde hissedebilmelisin. Bazı kesimlerin, bu durum çok da umurlarında değil. Bir yabancılaştırma politikası izleniyor ve insanlar bunun farkında değiller. Bu yüzden çevremizde birlikte yaşadığımız insanlarla da mücadele etmemiz gerekiyor. Yoksa herşey devletin sorunu değil. İnsanlar birbirlerini anlamak için, o hoşgörü ortamının kurulması için ne kadar çabalıyorlar? Ya da yaşanan sıcak gelişmeleri ne kadar umursuyorlar? O anlamda bir çaba gerekiyor.
Yapılan yasal düzenlemelerle yerel televizyonlara, kısmi de olsa anadilde yayın yapma hakkı tanındı. Bu tür düzenlemelerin sizin gibi çok dilli müzikle uğraşan toplulukların çalışmaları üzerinde nasıl bir etkisi oluyor?
V. Y. : Bugün Türkiye’de tutarlı bir yapı yok ve yarın nasıl bir politika uygulanacağını bilemiyorsun. Dil sorunu bile televizyonda ‘sen alt kültürsün ve senin dilinde bu kadar saat yayın yapacak’ deniliyor. Biz anadilde yayının hakkının verilmiş olmasının da göstermelik olduğunu düşünüyoruz.
Geçmişte İsmail Cem sizin albümlerinizi diğer ülkelerin devlet adamlarına ‘Türkiye’nin vizyonu’ diyerek hediye etti. Ama öte yandan da sizin gibi müzik yapan diğer gruplar baskılarla karşılanıyor...
F. Ö. : Bu durum, bizden habersiz oldu ve bizim de tasvip etmediğimiz bir durum. Sanki biz danışıklı dövüş yapıyormuşuz gibi lanse edildi. O dönem yasaklı olan, konserleri engellenen topluluklar vardı ve durum böyle iken Türkiye’de ‘bak ne güzel herkes kendi dilinde şarkı söylemeye başladı’ gibi bir mesaj verilmeye çalışıldı.
Popülarite konusunda ne düşünüyorsunuz?
F. Ö. : Bizim için popülerlik, yayılmakla eş. Ne kadar çok insana yayılırsan o kadar iyi. Çünkü bir şey söylemeye ve bunu daha çok insana yaymaya çalışıyorsun. Bu nedenle popülerliğin karşısında değiliz. Konserlerle müzik endüstrisinin içine girerek yayılmaya başladık. Bu ülkede alternatif piyasada kendi başına mücadele etmek zor. Biz de bu piyasanın olanaklarından, kendi duruşumuzu kaybetmeden yararlanmak istedik, daha çok insanla paylaştık derdimizi. Ama biz kendimizden taviz vermediğimizi düşünüyoruz. Televizyon programlarına bu dillerde söylemezsek çıkmayız diyebiliyoruz. V. Y. : Popüler kültür denen terime, insanlar biraz mesafeyle bakıyorlar. Ama popüler kültürün kelime anlamı çok dinlenilen, çok insana ulaşandır. Popüler kültür, sanatsal anlamda düşük şeyler anlamına gelmemeli.
Müziğiniz çok dilli bir müzik. Peki bu dillerden hangilerine hakimsiniz? Diğer diller konusunda öğrenci yetiştiriyor musunuz?
F. Ö. : Grupta Kürtçe ve Türkçe’ye hakimiz. Öğrenciden önce bizim kendimizi yetiştirmemiz gerek. Mesela ben bir dönem Ermenice üzerine çalıştım. Ama çok başarılı olamadım. Çünkü günlük yaşamda kullanamıyorum. Gündelik hayatta o dili kullanmayınca yaptığınız çalışma akademik bir çaba olarak kalıyor. Dille organik bir ilişkinin olması gerekiyor. V. Y. : Dil öğrenmenin biraz da doğallaşması gerekiyor. İnsanların birbirlerinin dillerini öğrenmesi ve bu dillerin günlük hayatta kullanılması gerekiyor.
|
|
|