|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||||
|
![]() geçtiğimiz dönemde meydana gelen bu olay hakkında grup yorumun kendi sitesinden aldığım açıklaması aşağıda yer alıyor....takibinde de Metin -Kemal'in Açıklaması var.....Grup Yorum 'cuların tamamen örgüt psikolojisiyle yaptığı bu davranışı nasıl yorumluyorsunuz?? * Metin Kahraman hakkında...Kapitalizm ve Çürüme 'Kapitalizm çürütür!' Bu tespit, defalarca yineletir kendini. Sadece aç bırakması, kıtlıktan kırıp dökmesi, bombalarla katliamlar yapması değil sorun. Bunlarla birlikte, bağlılık, sadakat, sevgi, saygı, dostluk, onur, erdem, saf ve temiz olmak gibi insana dair tüm değerleri de yok edip geçmesi, silindir gibi ezmesi gibi büyük sorunlar çıkarır ortaya. İnsan, kapitalizmin dişlileri arasına girmeye görsün, onun gibi düşünüp, onun gibi hissedip, onun gibi yaşamaya başlar, tümden satılığa çıkartır insanlığını. Kapitalizmin kurallarıyla yaşamayı seçen biri, bundan sonra aynı kuralları tüm yaşamına uygular ve kapitalizm gibi adileşir. Kapitalizm tüm insanları mı böyle yapar, elbette değil. Böyle olsaydı, bütün bu adaletsizlikleri görüp başkaldıranlar, devrimcileşerek yaşamını ortaya koyanlar olmazdı. Kapitalizmin bu yok etmeye dönük bütün basıncına karşılık, değerlerine, geleneklerine, yüzlerce yıllık ahlaki değerlerine sarılarak kendini koruyanlar elbette olmuştur, olacaktır. Bir de kendini kapitalizmin dümen suyuna kaptıranlar, nereye sürüklese oraya savrulan, benliği, bilinci, aklı, fikri bu akıntıda kaybolanlar... Bunlar o denli kişiliksizleşirler ki, kendi insanlıklarına ait her şeyi satılığa çıkartırlar. Metin Kahraman... 12 Eylül karanlığı binlerce devrimciyi, vatanseveri, aydını hapishanelere doldururken, birçoğunu da gemisini kurtarmaya itip kendi bireysel hesaplarıyla baş başa bırakarak, kapitalizmin dişlileri arasında öğüttü. Metin, böyle bir dönemde onur ve erdemi seçmiş, bedeli ne olursa olsun faşizmin baskılarına boyun eğen, kapitalizmin öğüttüğü bir yaşamı reddetmiştir. Böyle düşünen sadece o değildir, onun gibi düşünen başkaları da vardır. Bir araya gelerek gelecek güzel günlerin müjdesini verecek müzikler yapmaya karar verirler. Ve Yorum ortaya çıkar. Eylül karanlığında Yorum'un gelişmesini sağlayan güç, sesi boğulmaya çalışılsa da 12 Eylül faşizmine direnen, bu konuda büyük bedeller ödeyen devrimci tutsaklardır. Grubun gelişmesinin motor gücü, dört bir yanı faşizmin duvarları ve zulmü ile çevrilmesine rağmen direnen ve her şart altında direnilebileceğini, sosyalizm inancının yaşatılabileceğini gösteren devrimci tutsaklardır. Bunları bilmeyen yoktur. Tarafımızdan onlarca kez dile getirilmiş, kitaplarımızda yer almıştır. Grup içinde kolektivizmin nasıl hayata geçirileceğinden tutalım, hangi konuların nasıl işlenmesi gerektiğine kadar her konu tartışılmıştır, yöntem bugün de aynıdır. Zaman zaman bu tartışmaları hapishanelerdeki tutsaklarla da yaptığımız olmuştur. Bu tartışmaların birçoğuna Metin bizzat tanıktır. Hapishaneler üretimlerini sunar Yorum'culara. Hem de hiçbir karşılık gözetmeksizin. Yorumcular da fanusta yaşamamaktadır. Metin de. Yaşadıkları, hissettikleri, görüp algıladıkları şeyleri bestelemekte, üretime dönüştürmektedirler. Ürettikçe, tartıştıkça birikim artar. Bireysel bir dünya anlatılmadığından, şarkıların mülkiyeti de bireysel değildir. Artık Yorum'u ve şarkılarını var eden mücadeledir, örgütlülüktür, -dünyaya bireycilik penceresinden bakanların hiçbir zaman anlayamayacağı üzere- bu şarkıların sahibi de doğal olarak mücadele ederek bu bedelleri ödeyenlerdir. Yorum kısa bir süre sonra (1989) albümlerde bestelerin altına kişilerin imzasını atma yerine grubun imzasını atmayı seçer ki bu kararı alanların arasında Metin de vardır. Cemo (1989) ve Gel ki Şafaklar Tutuşsun (1990) albümleri, içinde Metin'in de bulunduğu ve şarkıların altına kişilerin değil grubun imzasının atıldığı albümlerdir. Metin, "Biz ayrıldıktan sonra bestelerimizin altındaki imzaları kaldırdılar bize sormadan."(1) derken yalan söylemeye devam ediyor. Güneş balçıkla sıvanmaz. Artık bu şarkıları her ne pahasına olursa olsun koruma, kollama ve sahip çıkma görevi kişilerde değil Yorum'dadır. Herkes bilir ki Yorum'u Yorum yapan en büyük özelliklerden biridir bu. Metin, 1991 yılında, yani tam on dört yıl önce Yorum'dan ayrılarak, edindiği birikimleri bireysel kariyerini güçlendirmek için kullanmayı seçmiştir. Doğal olarak duyarlılığı ve üretim anlayışını da... Metin; devrimci sanatçılığı, kültür cephesinin isimsiz emekçisi olmayı kaldıramamış, bu yaşamın getirdiği zora ve zahmete katlanamamış, birey olmayı ve bohem yaşamı tercih ederek aramızdan ayrılmıştır. Ciddi dönüşümler yaşadığı ortaya çıkan ürünlerden bellidir. Devrimci müzikten hızla uzaklaşmış, etnik müzik alanında çalışmalara yönelmiştir. Örgütlülükten uzaklaşmak, bir devrimcinin hayatında ciddi nitel dönüşümlerin yaşanmasını beraberinde getirir. Zamanla eski Metin'in yerini, kişiliksizleşen, düşkünleşen, ahlaksızlaşan, yozlaşan Metin almaya başlamıştır. Metin, kısa süre içerisinde, önceden karşı olduğu kapitalizmin kurallarına göre yaşamayı seçmiştir. Yorum'dan ayrılan diğer birçok kişiyle sürdürdüğümüz ilişkinin temelinde değer vardır. Daha üzerinden bir ay geçmiş 20. Yıl konserinde Metin'e sahneye bizimle birlikte çıkmasını teklif ettiğimizi de çok kişi bilmez. Her koşulda elinden tuttuğumuz, daha fazla düşmemesi için kendisine değer verdiğimiz ortadadır. Bu bilgilere sahip olmadan sağda solda değer ve değersizlik üzerine ahmakça konuşmak hangi ahlaki kavramla açıklanabilir? Tehdit ettiğimiz adamları bizimle birlikte sahneye mi çıkartıyoruz? Hırsızlık, kapitalizmle büyüyen bir düşkünlüktür. Metin de bir süre sonra belgeli ve tescilli bir hırsıza dönüşmüştür. Hem de bunu milyonlarca kişinin gözleri önünde, zerrece bir mahcubiyet taşımadan pişkince yapmaya kalkmıştır. Metin'in çalmaya kalktığı bir iki şarkı değildir bizce -zaten ısrarla görülmek istenmeyen bu noktadır- onun çalmaya çalıştığı ortak değerlerimiz, bizi biz yapan, uğruna can bedeli mücadele edilen, insanların hayatlarından vazgeçecek kadar çok sevdiği değerlerdir ki bu değerler yüzlerce kişinin şu veya bu oranda katılımıyla ortaya çıkmıştır. Uğruna işkenceler görülen, sansürün, yasağın en koyu haliyle uygulanması pahasına savunulan ve bugünlere getirilen, üzerinde yüzlerce insanın kanı olan değerlerdir çalmaya kalktığı. Konuşmak kolaydır, yaşamayan bilmez. Bu kadar aleni, bu kadar pişkincedir Metin'in yaptığı. Metin ne için yapmıştır bu hırsızlığı? Ar damarını bu kadar çatlatan, bu kadar alçalmayı, kişiliksizleşmeyi göze aldıran şey nedir? 'Emeğine saygı gösterilmesini istediği' yalanıyla gizlemeye çalıştığı şey, aslında kendi açıklamasının ilk satırlarında mevcuttur. "Bestelediğimiz ve sözünü yazdığımız eserlerin yurtiçi ve yurtdışında korunması, takibi konusunda yaklaşık 5 yıldır Eser Sahibi Meslek Birliği üyesiyim. Bir yıl önce bize ait eserlerin telif haklarının daha iyi korunması ve eserlerimizin etkin bir şekilde projelere pazarlanması için bir edisyon şirketi ile anlaşma yaptık. Bu çerçevede haklı olarak Grup Yorum albümlerinde yer alan bestelerimizi de Meslek Birliğimize kaydettirdik..." (2) Herkesin tartışmaktan kaçtığı yer burasıdır. Metin'le konuşmalarımızın özü de burasıdır ki Metin bunları kimseye anlatmamakta, gizlemektedir. İşte, kapitalizmin en iğrenç, en aşağılık kurallarını işletiyor bu adam. Eserlerimizi projelere pazarlamak istiyor. Yüzlerce insanın kanını, binlercesinin gördüğü işkenceleri, yüz binlerce insanın umudunu yeşerten değerleri, birkaç kuruş uğruna satmak istiyor. Düşkünleşen insanın her şeyi satılıktır. 'Pazarlama' kapitalizmin en temel kurallarındandır ve ürünün alıcı bulması için yapılan etkinliği ifade eder. Koca bir mücadelenin yarattığı emeği kim bilir hangi ite kopuğa satmaya kalkıp, sonra da 'emeğe saygıdan' bahsetmektedir. "Para istemedim" diyor ve kendi açıklamasında da görüldüğü gibi yalan söylüyor. Oysa konuya vakıf olanlar bilecektir. Bir kez imza atıldıktan sonra şarkıların telifi için ödenen para otomatik olarak imza sahibinin hesabına aktarılmaktadır. Metin'in "para istemiyorum ama şarkıların telif hakları bende olsun" ifadesi açık bir aldatmacadır. Değerlerinden uzaklaşan biri çürür. İnsanların duyguları, beklentileri, neler hissettirdiği yoktur onun dünyasında. Varsa yoksa kendi bencil çıkarları, kişisel ihtirasları. Her şeyi bunun uğrunda kurban edebilir.
__________________
| Üye İmzalarını Görmek İçin Buraya Tıklayarak Kayıt Olabilirsiniz. | Bu mesaj en son " 01-07-2006 " tarihinde saat 02:05 AM itibariyle paradox tarafından düzenlenmiştir.... |
|||||||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
Kızıl Ordu korosunun o ünlü şarkılarını, marşlarını koro içerisinden kimsenin alıp satamayacağı gibi net bir değerlendirmedir bizimkisi. Kimsenin gocunmasına gerek yok, Metin bunları bilerek bu grupta yer almıştır ve bu kararın altında kendi imzası da vardır. Metin 'hakkının iade edilmesini' tam 16 yıl bekledikten sonra istemektedir. Neden bu kadar beklediğinin, neden bugünü seçtiğinin cevabı yoktur açıklamalarında. Kapitalizmin 'pazarlama' yöntemi dışında bir neden bulamıyoruz. Kendini tartıştırıp öne çıkma uğruna, bunca yıllık değerlere zarar verip vermeme diye bir kaygısı yoktur. O ve onun gibiler kendi reklâmı için her şeyi feda edebilir. Yorum'cu Metin, nasıl yalancı ve hırsız Metin'e dönüşmüştür, ısrarla kaçılan ama sorulması gereken soru budur.
Metin'in geldiği noktayı sadece hırsızlık olarak adlandırmak da eksik olacaktır. Çünkü kendisi 'yavuz hırsız' rolüne soyunmuş, kendini haklı ve 'mazlum' göstermek için her entrikayı denemiştir. Aynı zamanda devrime, örgütlülüğe olan kinini kusmaktadır. Şarkıların Yorum'a değil kendisine ait olduğunu söylerken yine kapitalizmin en has özelliklerinden olan bireyi ve bireyselliği kutsamakta, örgütlülüğe ve kolektivizme düşmanca saldırmaktadır. Örgütlü olarak yaratılabilecek bir değer yoktur ona göre. Her şeyi bireyler yaratır ki bu, açıktan örgüt ve sosyalizm düşmanlığıdır. Örgütlülüğe olan düşmanlığı Yorum'a ilişkin çarpıtılmış ve karalamaya dönük ifadelerinde açıkça görülmektedir. "Beni tehdit ettiler"(3) şeklinde alçakça bir iftira atabilmiştir. Hırsız ve üstelik yalancı... Kendisi ile konu hakkında üç görüşme yapıldığını, bunlardan ilk ikisinin oldukça sıcak geçtiğini gizlemiştir. O görüşmelerde "yanlış yaptığını ve düzelteceğini" dile getirmesine rağmen sonra her nedense bu fikrinden vazgeçtiğini de gizlemiştir. Peki, bu önce söz verip sonra sözünden dönme, Metin'in savunucuları tarafından nasıl açıklanacak? En önemlisi bir tehdit yaşanmamıştır, bunu en iyi kendisi bilmektedir. Bu iddiası alçakça bir yalandır. Bu şekilde Yorum'u, örgütlülüğü, devrimci adaleti karalama çabasındadır. Hedef göstermektedir. Yalancılığı öyle bir noktaya vardırmıştır ki, kendisine yapılanlar ile Kalan Müzik arasında da bağ kurmaya çalışmaktadır. Bu yazıyı yazmadan önce uzun bir süre bekledik. Bu süre içerisinde kimsenin bize bir şey sormayışına üzülerek şahit olduk. Tez elden Metin'in söylediklerine inanıldığını ve bu iftiralar eşliğinde grubumuzu ve siyasi düşüncemizi karalama yönünde haberler yapıldığını, kampanyalar başlatıldığını gördük. Bu kampanyalara imza atan sanatçılara sorulması gereken tek şey var, bize ulaşmanız mümkünken bunu neden yapmadınız? Bu nasıl bir demokratlıktır, tek taraflı bilgilendirmeyle karar vermek, açıklama yapmak hangi "aydın" tavrının örneğidir? Ferhat Tunç ve Edip Akbayram'ın da içinde bulunduğu bir grup sanatçının Metin'i destekleyen açıklamalar yaptığını üzülerek gördük. Hangi bilgiyle? Yorum'a yıllardır yapılan onca saldırının ardından bir araya gelip bir açıklama yapmakta zorlanan bu tip oluşumların samimiyetinden artık şüphe duyuyoruz. Albümlerimiz toplatılırken, konserlerimiz yasaklanırken, biz işkence görürken neredeydiler? Neden şimdi yaptıkları gibi bir platform oluşturup açıklama yapmadılar? Ne yazık ki yayınlanan bildiriler eksik bilgi, çarpıtma ve yalanlarla doludur. Peki, Metin'e kananlar şimdi bunları tekrar gözden geçirecekler mi? Bir hırsız ve yalancıya sahip çıkılıyorsa bu kişilere diyeceğimiz başka bir şey kalmamıştır. Biz hala bu kişilerin tek yönlü bilgilendirme sonucu Yorum'un karşısına çıktığını düşünüyoruz. Yoksa hırsızı korumak hangi adalette vardır? Hırsızlığa teşvik etmek, yalancılığa prim vermek hangi 'aydın tavrında' yer alabilir? Görünen ortada ki çürüme kapsamını genişletiyor. En ileri, en muhalif olduğunu ifade edenler, kapitalizmin bireycilik temelinde kolektivizm düşmanlığı, yalancılık, sahtekârlık, hırsızlık gibi temel özelliklerine de sahip çıkmakta ve savunmaktadır. Bu noktalara sürüklenmiş bir aydın, aydın olamaz. Çünkü onlar, çürüten zehiri vücuda enjekte eden ama panzehir enjekte ettiğini iddia eden sahte doktorlardır. Metin'e uygulanan şiddeti "kınamak zorunda olduğumuzu" hatırlatıyorlar bize, tehdit ediyorlar. Teşekkür ediyoruz bu "insancıl" tavırları için ve "insan hakları beyannamesi" ile süsledikleri bildirileri için. Oysa kapitalizm ne hoş değil mi ve bireycilik? Zaten şiddeti kim uygularsa karşı çıkmak gerekir, "adalet" binlerce kez tecavüz edilmiş ve sokaklarda satılan bir fahişe olsa bile. Bir de pusuda bekleyen sinsiler var, fırsatçı, yüzsüz, ruhsuz, karşımıza çıkıp iki laf edemeyecek korkaklar. Çeşitli platformlarda devrimcilere küfreden bu eski solcular, Metin'le birlikte yine maskelerinin ardından saldırmaktadırlar. Öyle ki Metin'i bile kendi ahlaksızlıklarına alet etmektedirler, gözden kaçan bir yan da budur. Böyle yılgınların karşımıza çıkması ilk değildir. Metin, Yorum'daki tarihine sahip çıktığını söylerken de ahlaksızca kafaları karıştırmaktadır, oysa herkes bilir ki Yorum'da bencilliklere, kariyerizme yer yoktur. Görüldüğü gibi yalnızca işine geldiğinde sol bir söyleme sarılıyor. Reklâmlar bitti ne yazık ki. Metin, Yorum'dan ayrıldıktan sonraki herhangi bir dönemde şimdi yasaklanan, yargılanan bu şarkıların hangisine sahip çıkmıştır? Hangi toplatma kararının ardından, "bu şarkılar benimdir, bu şarkılarla onur duyuyorum" demiştir? Görünen köy kılavuz istemez. Kimse yalancılığı ve hırsızlığı meşrulaştırmaya ve "şiddet demagojisi"nin arkasına sığınarak, lafebeliği yapmaya kalkmasın. Yorum, yeni şarkılarıyla ve dinleyenleriyle bu geçmişine küfreden düşkünlerin karşısında olmaya devam edecek. Türküler Susmaz Halaylar Sürer... Grup Yorum (1) Express Dergisi, Eylül 2005 (2) Metin Kahraman'ın çeşitli yayın organlarında yayınlanan 14.09.2005 tarihli açıklamasından. (3) Metin Kahraman'ın aynı açıklamasından. ----- Güncel gelişmelere ilişkin 25 Eylül 2005 tarihinde yaptığımız basın açıklamasının tam metni aşağıdadır: BASINA VE KAMUOYUNA Yalan ve Çarpıtmalarla Gizlenen Gerçekler Günlerdir adeta kampanya başlatılmış gibi, grubumuza yönelik bir linç hareketi gerçekleştiriliyor. Başını Metin Kahraman'ın çektiği, kendisine "aydınım", "sanatçıyım" diyen kimi kişilerin de dâhil olduğu bu linç hareketi ile değerlerimize, politik kimliğimize, bizi biz yapan her şeye karşı hakaretlere ve karalamalara varan açıklamalar yapılıyor. Metin tarafından verilen tek yanlı ve çarpıtılmış bilgiler yeterli görülüyor. Bugüne kadar sustuk. Gıyabımızda yürütülen tüm tartışmaları ve açıklamaları izledik. Gelinen bu aşamada, biz de bu konudaki düşüncelerimizi açıklamak istiyoruz. Metin Kahraman, kendisinin de Yorum'a dâhil olduğu zamanda üretilmiş olan bazı şarkıların sadece ve sadece kendisine ait olduğu iddiasıyla, -bize hiçbir bilgi vermeden- MESAM'a başvurmuş, bu şarkıları çalmaya kalkışmıştır. Bu şarkıların kendisine değil, Yorum'a ait olduğunu en iyi kendisi bilmektedir. Zaten bunu bildiğinden dolayıdır ki, meseleyi bizden gizlemeye çalışmıştır. Yorum'da bir şarkı nasıl üretilir, buna kim ne kadar katılır, kolektivizm bizim için ne ifade eder, şarkılarımızı üretirken yön veren anlayış nedir, herkesin malumudur. Bu konuda daha önce yazdığımız yazılar ve yayınlanmış kitaplardan da açıkça görüleceği gibi, bestenin oluşmasından düzenlenmesine her aşamasında bütün elemanlarının emeği geçer. Biz halkın örgütlülüğünü savunan bir grubuz ve doğal olarak örgütlü bir müzik grubuyuz. Hangi konunun nasıl işleneceğine ilişkin politik bir perspektifimiz vardır ve tüm duygu ve düşüncelerimize bu perspektif yön verir. Yaratılan besteler, her aşaması ve her notasıyla bu bilinçle üretilir. Bu nedenle şarkılarımız hiçbir 'kişinin' mülkiyetine geçirilemeyecek kadar çok şey ifade ederler. Sadece bizim açımızdan değil, dinleyicilerimiz açısından da böyledir. Birçok dinleyicimizin sırf şarkılarımızı dinlediği, sahiplendiği için işinden okulundan atıldığı, hatta hakkında soruşturmalar açılarak tutuklandığı bilinir. Tüm türkülerimizin bedeli ödenmiştir, ödenmektedir. Metin'in telif takıntısının çok üzerindeki bedellerden söz ediyoruz. Bu şarkılarımızı yıllardır canımız pahasına, hapislikler pahasına, yasaklamalar pahasına koruyoruz. Bizim, emeğimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi kattığımız bu şarkıları yıllar sonra birinin çıkıp çalmaya kalkmasına karşı da elbette koruyacağız. Metin, yaptığı hırsızlığı gizlemek için çeşitli hilelere başvurarak durumunu masumlaştırmaya, tartışmanın yönünü değiştirmeye çalışmıştır. Açıklamasında 'sadece emeğine saygı gösterilmesini, isminin albüm kapaklarına yansımasını istediğini' belirterek, masumca bir talebi olduğuna ikna etmeye çalışmıştır. Niyeti bu olsaydı, konuyu bizimle tartışmayı seçerdi. 14 Eylül'de yaptığı açıklamasında belirttiği gibi asıl niyeti 'eserlerinin etkin bir şekilde projelere pazarlanması için' yapılan bir girişimi içermektedir. İnsanların hayatları pahasına korumayı görev bildiği bu şarkılar, Metin nezdinde projelere pazarlanacak birer mal durumundadır. Üç kuruşluk telif geliri için bütün insanlığını kaybetmiştir. İşin bu yanını bulanıklaştırmaya çalışmakta, tartışılmasını engellemektedir. 'Emeğe saygıdan' bahseden Metin, kendisini yetiştiren Grup Yorum'a karşı sergilediği tutumla emeğe karşı en büyük saygısızlığı yapmaktadır. Aynı açıklamasında yalanlarına devam ederek 'Yorumcular tarafından tehdit edildiğini' iddia etmiştir. Yalandır. Kamuoyu karşısında yalan söylemiş, kendisini mazlum göstermeye çalışmıştır. Mazlum edebiyatı yapabilmek için Yorum'u karalamayı seçmiştir. Kendisi ile üç kez görüştük. Üç görüşme de, bizim talebimiz üzerine gerçekleşmiştir. Sorunu çözmek için hep biz çaba sarf ettik. Kışkırtmalarına prim vermedik. Görüşmelerdeki provokatif tavırlarına karşı soğukkanlılığımızı koruduk. Çözmeye çalıştık. Metin, bizimle hiç ama hiçbir ilgisi olmayan bir dövülme olayını karşımıza dikerek, bizimle ilişkilendirmeye çalışarak, yaptığı hırsızlığı gizlemek istemiştir. Kendisini kurnaz sanmaktadır. Bu konuda çok net konuşuyoruz, bu olayın bizimle hiçbir alakası yoktur. Bu olayın tartışılması, bunun gündemde tutulması, Metin'in işine gelmekte, ekmeğine yağ sürmektedir. Meseleyi 'Kınama, kınamama' tartışmasına hapsetmek, Metin'in Yorum'un prestiji üzerinden reklâm yapmaya çalışmasına ortak olmaktır. Daha önce gazetelerde bu konuda söylediklerimiz çarpıtılmıştır. Bu konuyu çok net olarak tekrar söylüyoruz, biz "kınama-kınamama" tartışmasına girmiyoruz. Bu tartışmaya girmek, Metin'in oynadığı oyuna gelmektir, bu tartışmanın dışında olacağız. Israrla bunun tartışılmasının, bizimle hiçbir ilgisi olmayan bir konunun ısıtılıp ısıtılıp asıl yaşadığımız sorun olan Metin'in hırsızlığı olayının karşısına dikilmesi art niyetlidir. Biz, bu tartışmaya girmeyeceğiz, Metin'in 'mazlum reklâmcı' şovuna ortak olmayacağız. Biz, Metin'in bu oyununa gelmedik ama gelenler vardır. İçlerinde kamuoyunun yakından tanıdığı birkaç aydının da olduğu 165 kişiden imza toplanmış, bu imzalar adına ortak bir açıklama yapılmıştır. Kimileri işi daha da ileri götürerek, onun tutumunu sahiplenen, aklamaya çalışan bir çaba içine girmiştir. Aydın olmak hırsızı koruyup kollamak mıdır? Bencilliği, bireyciliği öven, kapitalizmin en kirli yasalarını savunanları kollamak mıdır? 'Şiddet karşıtlığı' tek başına yeterli değildir, yaşanan bunca şiddet olayı varken bu aydınlar ortada yoktur. 'Aydın' olduklarını Metin, Gazi Mahallesi'nde birkaç kişi tarafından dayak yediğinde hatırlamışlardır. Ancak, yukarıda da dediğimiz gibi onun çarpıtmalarla dolu açıklamalarını yeterli görmüş, altına imzalarını atmışlardır. Buraya imza atanlar, (bir kişi dışında) bizi arayıp meselenin aslını öğrenmeye çalışmamıştır. Aydın olmak öncelikle meseleye önyargısız ve tarafsız yaklaşabilmektir. Ama onlar önce taraf dolmuşlardır, Metin'in anlattığı masalları, söylediği yalanları sanki yaşanan gerçeklermiş gibi göstermeye çalışmışlardır. Aydın tehdit eder mi? Kendileri açıkça tehdit etmiştir bizi. 20 Eylül tarihli Hürriyet Gazetesi'ne de yansıdığı gibi 'kınanmadığı ya da özür dilenmediği takdirde Yorum'u boykot edeceklerini' açıklamışlardır. Bizi tehdit etme cüretini nereden almışlardır? Kimse bize hangi konu hakkında kınama yapacağımızı dayatamaz. Dayatmaya kalkan dayattığı ile kalır. Dayatmacılık ve tehdit, aydın tavrı olamaz. Hele buna sübjektif değerlendirmeler, sorup soruşturmadan yapılan yargılamalar da eklenince bu tavrın açıklanacak bir tarafı kalmaz. Anlaşılmaktadır ki bu imzacıların büyük çoğunluğu kafa kol ilişkileri üzerinden, feodal ilişkiler üzerinden geliştirmiştir tavrını. İçlerinde bize karşı eskiden beri biriktirdikleri kinlerini kusanlar da vardır. Belli ki fırsat kollamışlar, aradıkları fırsatı Metin'in sağladığı ortamla bulmuşlardır. Meseleyi tam anlamadan imza atanlar, eksik bilgilenme sonucu katılanlar elbette olmuştur, bu konudaki samimiyeti atacakları adımlar gösterecektir. Şiddeti kınayanlar, aynı tavrı hırsızlığa karşı, emeği çalmaya karşı, her türlü baskıya rağmen mücadele eden devrimci bir müzik grubunun karalanmaya çalışılmasına karşı da göstermelidir. Sosyalizmin emekten yana, kolektivizmi esas alan ve örgütlülüğü savunan değerlerinin karşısında, kapitalizmin bireyci, mülkiyetçi ve örgüt düşmanlığı gibi değersizliklerini yaymaya çalışanları kınamalıdır. Asıl kınanması gereken budur, aynı hassasiyeti bu konuda da bekliyoruz. Aydın sorumluluklarını yerine getirmelerini bekliyoruz. Aydınlar cesur olmalı, ahlaksızlığa karşı tavır almalı ve asıl olarak hırsızlığı kınamalıdırlar. Metin, kişisel ihtirasları uğruna bedellerini ödeyerek yarattığımız değerlerimizin ayaklar altına alınmasını ve rezalet derecesine düşürülerek tartışılmasını sağlamıştır. Hırsızlık girişimi, çarpıtmaları ve yalanları olayın bu şekilde gelişmesinin sebepleridir. Bu yanıyla tüm yaptıklarından ötürü Grup Yorum'dan ve Grup Yorum dinleyicilerinden özür dilemeli, hırsızlıktan vazgeçmelidir. Sorunun çözümü kendi tavrına bağlıdır. Çözümsüzlüğü dayattığı noktada ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçlardan Grup Yorum olarak bizim hiçbir sorumluluğumuz olmayacağını buradan bir kez daha duyuruyoruz. Türkülerimizin Bedeli Ödenmiştir, Telif Hakkı Halkındır. Türkülerimiz Kazanacak! Grup Yorum2005.09.25
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||||
|
metin-kemal kimdir???,
* * 1963 yılında Tunceli’nin Pülümür ilçesinde doğan Metin Kahraman ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra lise eğitimi için İstanbul’a geldi. Beyoğlu Atatürk Lisesini tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi Basın-Yayın Yüksek Okuluna girdi. Fakülteye devam ederken iki arkadaşıyla beraber (Orhan Emek ve Ali Dağlar) Grup Yorum’u kurdu. Önce tiyatro oyunlarına müzik yaparak başlayan grubun ilk albümü “Sıyrılıp Gelen” 1987 yılını Ekim ayında yayınlandı. 1990’da yayınlanan “Gel ki Şafaklar Tutuşsun”un ardından gruptan ayrılan Kahraman daha sonra kardeşi Kemal’le beraber müzik yapmaya başlar. İki kardeş çalışmalarına başlamadan önce Kemal ODTÜ’de felsefe öğrencisidir. O da müzikle ilgilenmekte, bir takım öğrenci gruplarında çalmaktadır. Grup Yorum’un üyesi olmamakla beraber dışardan destek vermiş ve grubun önemli şarkılarından “Berivan”ı bestelemiştir. İkili ilk albümleri “Deniz Koydum Adını” yayınlanmadan önce yine Grup Yorum’dan arkadaşları olan Gülbahar’ın “Seher Yeli/Desmal” adlı albümünün müzik yönetmenliği yapmış, albüme ayrıca şarkılarıyla destek olmuşlardır. 1994 yılında yayınlanan “Deniz Koydum Adını” da Grup Yorum’un eski elemanlarından Taci Uslu klavyesiyle, Ejder Akdeniz gitarıyla, Ayşegül Yordam ise vokaliyle arkadaşlarını yalnız bırakmadı. Yine Grup Yorum’un eski elemanlarından Serdar Keskin akustik gitar ve vokalde yer aldı ve Kahraman kardeşlerden hiç ayrılmadı. Ayrıca Türkiye’nin önemli müzisyenlerinden Okay Temiz ve İsmail Soyberk de albüme katkı sağladılar. Kahraman kardeşler, ilk albümlerinin ardından, iki yıl sonra ikinci albümleri “Renklerde Yaşamak” ile bir kez daha dinleyici karşısına çıktılar. İlk albümün müzikal çizgisinin daha rafineleşerek yeni bir müzikal duruşa dönüştüğü albümde batı müziği formlarına büyük ölçüde bağlı kalınmıştır. 1997 yılına gelindiğinde Kahraman kardeşler uzun süredir hazırlıklarını yaptıkları “Yaşlılar Dersim Türküleri Söylüyor” albümünü yayınlar. Belgesel nitelikli çalışmada Metin ve Kemal ‘hazırlayıcı’ konumundadır. Örneğine nadir rastlanan çalışma, Dersim kültürünün, müziğinin özüne sadık kalınarak hazırlanmıştır. Metin-Kemal Kahraman adıyla yayınlanan üçüncü albüm “Ferfecir” oldu (1999). Tamamen grubun kendi imkanlarıyla hazırlanan albüm yoğun bir dramatik kurguyu sadece müzikle göğüslüyordu. Etnik ve yerel kaynakların yine başat olduğu Ferfecir’deki dokuz parçadan beşi enstrümantaldi. Bir yıl sonra ise geleneksel Zaza ve Kurmanci müziklerine daha da yakınlaştıkları “Sürela”yı çıkarırlar. Repertuarın içinde, tamamen yöresel, otantik öze sadık şarkılar var. Albümün önemli özelliklerinden biri de bir kadın vokalin, Aynur Doğan’ın grupla beraber çalışması. Kahraman kardeşler son albümleri “Meyman”ı 2002’nin sonlarında yayınladılar. İkili oluşturdukları müzikal eksenlerinden hiç vazgeçmeden gitgide ‘world music’e daha da yakınlaştılar. Bu albümde Ortadoğu’nun makamsal soundunu, Akdeniz’in lirik melodilerini ve ezilen siyahların müziği Rap’i birarada bulmak mümkün. Metin-Kemal Kahraman uzun süredir üzerinde çalıştıkları “Dersim Duaları, Beyitleri, Semahları” adlı albümlerini yakında piyasa sürmeye hazırlanıyor. Derlemeci kimliklerinin yine ön planda olacağı albümde Kahraman Kardeşler bu kez sadece düzenlemeci olarak kalmıyor, beyitlerden esinlenerek yazıp besteledikleri bir parçayı da albüme katıyorlar.
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#4 (permalink) | |||||||||||
|
Kemal Kahraman'ın son yazılanlara ilişkin açıklaması
gönderen: .... Tuesday, Oct. 04, 2005 at 1:49 AM metin ve kemal kahramanın basın açılaması tarih: 2 ekim 2005Dinleyicilerimize ve Kamuoyuna (2 Ekim 2005) "çalışmanın tapınağına gir ve arın" M. Cevdet Anday Son haftalarda tartışıldığı şekliyle kamuoyunda bilinen ve en doğru sıfatını ancak herkesin kendi vicdanında bulacak saldırının tartışma zeminine bakıldığında bize yöneltilen bir soru olarak haklı gibi görünen bir tek nokta vardır: Neden bugün? Bizler, özellikle görsel medya kuruluşlarında eserlerimizin hak etmediği şekilde malzeme yapılmasına karşı etkin olabilmek için bir yıl önce bir "edisyon şirketiyle" anlaşma yaptık; tıpkı Yorum ya da başka her hangi bir müzik grubunun yıllardır zaten sahip oldukları anlaşmalar gibi... Bu anlaşma bugüne kadar adımıza yayınlanmış bütün eserleri bildirmemizi de gerektiriyordu. Biz de bu çerçevede daha önce zaten adımıza kayıt edildiğini bildiğimiz Grup Yorum dönemindeki eserlerimizi de bildirdik. Çünkü adımızın, albüm kapaklarından çıkarılsa da "Mesam" adlı müzisyenler birliğindeki kayıtlardan da silindiğini bilmiyorduk. Dahası bunların önce, o zamanki albüm kapaklarında olduğu gibi gerçek künyeleriyle kayıt edildiği halde sonra Yorum tarafından degiştirildiğini/bu şekilde şarkılarla ilgili iki ayrı işlem olduğunu ilk kez son bir yıl içinde öğrendik. Ve bize ait şarkıların en azından resmi kayıtlarda, başlangıçta da olduğu gibi gerçek künyeleriyle yazılmasını talep ettik. Mesele budur. Bu çerçevede birkaç kez Yorumcular´la görüştük. Başlangıçta eser hakkıyla ilgili teliflerin zaten ihmal edilebilir bir şey olduğu, meseleyi bu şekilde algılamanın doğru olmadığı Yorum´dan gelenlere anlatılmaya çalışılmıştır. Ancak olayın bu sekilde algılandığı görüldüğünde bunu engellemek için, bizzat Yorum´dan gelen arkadaşlara olduğu gibi bizi temsil eden Pozitif edisyon şirketi aracılığıyla Kalan Müzik temsilcisine de "sanatçıların hiçbir maddi talebi olmadığı, şarkıların nasıl kullanılacağına dönük her hangi bir hak taleblerinin de olmadığı, ayrıca bu konuda gerekli her türlü hukuki ve özel belgenin de sanatçıları temsil eden taraflar olarak iki firma arasında düzenlenebileceği" açıklıkla iletilmiştir. Bu konuda başta neler söylediğimizin tanıkları ise 14 Eylül tarihinde, Evrensel ve Özgür Gündem gazetelerinde de yayınlanan basın bildirimizdir. Dolayısıyla bu meselede, kamuoyuna daha önce de yansıdığı şekliyle Metin´in hiçbir maddi talebi olmamıştır; adının albüm kapaklarına yansıması gibi bir ısrarı da olmamıştır. Halk kendi sanatçılarını adıyla, sanıyla sahiplenmiştir, hiçbir zaman isimlerini silerek değil. Bu Anadolu´da bir halk kültürü geleneğidir. Ancak bunu, bu şekliyle anlaşılır kılmak da mümkün olmamıştır. Bir müzisyen olarak, herşeyden önce kendi tarihinin arkasında duran bir yaklaşımla 25 yıllık meslek hayatı boyunca verdiği emeklerin ürünlerine sahip çıkmak istemek en hafif deyimle lüks bulunmuş, senin değil bizim tarihimizdir gibi bir zeminde, ısrarla "maddiyatçılık", "bireycilik" ve ağıza dahi alınamayacak küfür ve sıfatlarla tartışılmıştır. Grup Yorum 84´de kurulmuştur ve 87-88´lere kadar da farklı fikirlerden insanlardan kuruludur; hatta denilebilir ki yaratıcılığını ve dinamikliğini de bu özelliğinden alır. Birden bire değil bir süreç sonunda bugün tarif edilen kimliğine gelmiştir. Grup Yorum´la ayrılma ve sonrası süreçte neler yaşandığını ise en iyi Kalan Müzik yetkilisi bilir; kendilerine sadece 93 yılında ilk önce birlikte çalışmaya başladığımız ancak daha sonra yayınlanma aşamasında vaz geçtiği Deniz Koydum Adını albüm sürecini hatırlatmak isteriz; soranlara da doğru anlatmasını rica ederiz. Bizler Metin-Kemal Kahraman olarak, değil Grup Yorum döneminde yayınlanmış eserlerin telif hakları on yılı aşkın zamandır kendi adımıza yayınladığımız albümlerin "pazarlamasıyla" dahi uğraşmayı kendine külfet bilen bir yaklaşıma sahibiz. 25 yıllık meslek geçmişimize rağmen 1 yıllık bir ???editörlük anlaşması“ ve 3-5 yıllık meslek birliği üyeliğimiz de bunun en açık göstergesidir. Özellikle son beş yıl içinde görsel medya kuruluşlarının albümlerimizi talan eden yaklaşımındaki acıtıcılık karşısında dahi çaresiz kaldık. Çünkü bizim bu işlere ayıracak ne zamanımız ne de hevesimiz olmuştur, bu konuda bireysel olarak bazı başvurularımız ve şikayetlerimiz ise en azından hala talanı dahi engelleyecek bir sonuç yaratamamıştır. Bizi "üç kuruşun" ardında tanımlamaya kimsenin hakkı yoktur; çünkü böyle bir pratiğimiz olmamıştır. Geçmişte de bugün de yaptığımız hiçbir iş para ya da reklam amacıyla yapılmamıştır. Bunun da en yakın şahidi bugüne kadar yaptığımız bütün işler ve çıktığımız etkinlikler dolayısıyla muhatap olduğumuz onlarca, belki yüzlerce farklı kişi veya sosyalist, devrimci-demokrat kitle örgütü temsilcisidir. Bu konuda, sırf karalamak için, bizi hiç alakamız olmayan isimlerle anmayı dahi mübah sayanlara yine bugüne kadar birlikte çalıştığımız, hep yan yana göründüğümüz müzisyen, sanatçı dostlarımızı ve kurumlarımızı gösteriyoruz. Anadolu-Mezopotamya kültür coğrafyasını, zamanın derinliklerine uzanan kökleriyle bir ulu ağaç ve varlığına işaret ettiğimiz dili ve kültürü de bu ağacın dallarından biri olarak gördüğümüz için, bir bir dalları kesilerek zaman içinde bir kütük haline getirilmiş bu ağacın kadim dillerinden, hasbelkader bildiğimiz Kırmancki-Zazaca´nın hala yeşil olduğuna herkesi şahit edebilmek için, bu yolda özellikle piyasa yapımcılarının dayatmalarına boyun eğmeden kendi bildiğimiz işlerle hizmet edebilmek için ve tabii ki renklerde yaşamak için, Lızgé Müzik Atölyesi olarak birçok sanatçı dostumuzla birlikte yaptığımız işleri, yayınladığımız ürünleri hatırlatıyoruz. Bu niyetle Dersim otantik müziğinin yaşayan büyük ismi 75 yaşındaki Zeynel Kahraman´ın (çokca sanıldığının aksine hiçbir akrabalığımız yoktur) Zazaca, Kürtçe ve Türkçe üç dilde geleneksel örnekler içeren albümünü ve müzisyen ailesinden torunları Ercan Kahraman ve Deniz Yıldırım´ın Klarinet-Davul albümlerini yaptık. Yine Kürtçe güzel şarkılarıyla emek veren genç müzisyen Mehmet Atlı´nın albümünü birlikte çalıştık ve yayınladık... Yıllardır birlikte çalıştığımız müzisyen dostumuz Serdar Keskin´in kendi şarkılarından oluşan albümünü yaptık. En son birçok dilde kadın şarkıları söyleyen ve çalışmalarını Berlin ve İstanbul´da yürüten Lilith kadın müzik grubunun altı dilden şarkılar içeren albümünü yayınladık. Yine aynı yaklaşımla, son iki yıldır Lızgé Müzik Atölyesi olarak Anadolu´nun birçok farklı dilini örnekleme içeriğiyle Seyr-i Mesel Tiyatro sanat emekçileriyle çalışıyoruz; bizim kendimizi yanlarına yakıştırdığımız isimler bunlardır. İki yıl önce, Evrensel Kültür Merkezi öncülüğünde, "herkesin kendi diliyle, kültürüyle, fikriyle yan yana yaşayabileceği bir demokratik Türkiye için 1000 aydın" imzasıyla başlatılan etkinlikler kapsamında birçok farklı kültürden araştırmacı, sanatçı arkadaşımızla beraber sekiz hafta boyunca, sekiz ayrı dilde "Masalların Düğünü" projesini gerçekleştirdik. Belki son yılların en güzel ve etkili projelerinden biri olarak, tamamen tek tek kişilerin özverili çabalarıyla yönlendirdiği ve bütün Dersimliler´in desteklediği Dersim´e engelliler için rehabilitasyon merkezi projesine Almanya´da ve Türkiye´deki birçok etkinliğe katılarak destek verdik. Bizler onlarca arkadaşımızla beraber siyanürsüz, barajsız, savaşsız bir Dersim, bir Türkiye, bir Dünya için "Munzur Aydınlar Platformunda" yer aldık Kimin ne olduğunu bilmekten ve söylemekten utanmadığı, herkesin kendi dili ve inancıyla yan yana yaşayabildiği bir Anadolu- Mezopotamya düşüyle emek veriyoruz. Ve bunun referanslarını da doğu´dan ya da batı´dan ithal edilmiş ezbere hurafeler ya da "bilimsel dogmalar"dan önce kendimizde ve herkesin çok iyi bildiği şekliyle, kadim diller, kültürler, inançlar beşiği yaşadığımız topraklarda aramanın/bulmanın zorunluluğuna inanıyoruz; tek dil, tek kültür söylemleriyle bugün batık kültürler mezarlığına çevrilmiş bu coğrafyanın üstü toprakla, betonla, çamurla örtülü de olsa birlikte yaşama adabının en derin kültürel izleri ve deneyimleriyle dopdolu olduğunu da biliyoruz; böyle düşünüyoruz. Bu niyetle yaptıklarımız ve yapacaklarımız da kamuoyu tarafından bilinmektedir. Barış istemek suç olamaz; barışın yolu da kapitalizm/faşisizm ezberlerinden önce yaşanan tarih ve bellek kirlenmesi karşısında herkesin, hepimizin arınmasından geçer. Er Kırandi´nin hayatı için uğraşmak mı kirlenmektir; linçlerin sonuç alıcı siyasi eylem ya da adalet adına meşrulaştırıldığı bir dönemde, bir insan´ın sağ-salim ailesine, hayatına dönmesi için uğraş vermek mi bohemlik´tir. Devrimciler bir tek kişi de olsa insanla ve hayatla meşguldürler. Bize göre son yıllarda yaşanan en güzel, en pozitif sonuçlar yaratan olaylardan biri bu olaydır. Er Kırandi´nin ailesi ve kasabasındaki insanlara bakılabilir. Bunun dışında cezaevlerinde yaşanan vahşetler vb. olaylara duyarsız kaldığımız da doğru değildir. Daha 7-8 ay önce Kocaeli´nde yapılan "tutsaklarla dayanışma gecesi"nde, başka sanatçılarla birlikte yer aldığımız bilinmektedir; yine Yorum´un her önemli konserinde ya da kendilerine yönelik baskıları protosto etkinliklerinde de yanında yer aldığımız, şarkılarına eşlik ettiğimiz bilinmektedir. Yine 5-6 ay önce Yorum´la dayanışma gecesi için Muammer Karaca Tiyatrosunda olduğumuz gibi... Ancak bugüne kadarki etkinliklerde bizler hep görüntüyle orda olmamız dışında bir değer yaratmak ya da paylaşmak için çağrılmadık. Bir müzik grubunun birkaç şarkı için bile olsa birlikte sahneye çıkmak istediği bir eski üyesiyle yapabileceği sahici işler için hiç çağrılmadık. Bu konudaki iyi niyetli eleştirilerimiz dahi bize karşı kullanılmak istenmiştir. Yaptığımız, söylediğimiz herşeyin kendince bir temeli, bir anlamı ve nasıl anlaşılırsa anlaşılsın bir kültür emekçisi sorumluluğuyla temellenen amaçları vardır. Buna rağmen bunların, temelde belki de dayandığı dil ve beslendigi kültür cografyası´nın özgünlüğü sebebiyle de kimseye yaramadığının, hatta bilinen siyasal-tarihsel gerekçelerle kendi dilinde söylemenin en devrimci eylem olduğu koşullarda bile özellikle "devrimci çevrelerde", "rant için yapılmış etnik müzik" dışında bir derinliğe layık görülmediğinin de farkındayız. Etnik müzik modasına dahil olup çeşitli sonuçlar almak isteyenleri Türkiye´nin bu konudaki popüler uzmanlarına sormak gerekir. Ancak bizim yaptığımız iş kökleri ve dallarıyla canlı damarları olan bir dil, bir kültür kaynağına şahitlik yapmaktır, hiçbir modayla ilişkisi yoktur. Ve temelde de bir mana arayışının sorumluluğuna ve uzun yıllara dayanan araştırma, belgeleme emeğine dayanır. Bu yüzden kendi haklılığını yaratan işlerimiz sayesinde bir takım çıkarlar elde etmek şöyle dursun bugüne kadar "ayrı" bile değil "gayrı" muamelesine reva görülüp, dokuz köyden kovulanlardanız. Zaten devrimcilik ezbere nutuklar atmak dışında, bilmeyi, öğrenmeyi lüks sayan bir kördöğüşü olarak meşrulaştırıldığından beridir biz kendimize devrimci diyemiyorduk. Ancak kendinden başka devrimci tanımayanların, zaten değer vermediği bir akla, izana, bilgiye ve yüreğe dayanarak da KENDİ KENDİMİZİ en iyi devrimcilerden sayıyoruz. Bunun dışında, Dersim Festivali kapsamında, Sanat Sokağı açılışı dinletisinde yapılan bir uyarı ileri sürülerek de Yürüyüş Dergisi´nde (7 Eylül-sy 12) hakkımda bazı ithamlarda bulunulmuş bu şekilde olay farklı bir mecraya da çekilmek istenmiştir. Yaşanan olayın şahitleri herşeyden önce festivalin organizesinden de sorumlu Dersim Belediyesi yetkilileri ve demokratik kitle örgütleri temsilcileridir. Söylenenler ise kimsenin kimseyi dinlemediği bir slogan kaosu ortamında birçok farklı devrimci-demokrat gece ya da ortamda, zaman zaman yaptığımız uyarılardan başka birşey değildir; "Arkadaşlar Dersim´deyiz, burada herkes sosyalisttir, demokrattır, bir birimize propaganda yapmayalım." Bu söylenenlerin, genel olarak ortama değil de sadece kendilerine yönelik bir tepki olarak algılanması ve lanse edilmesi de şaşırtıcıdır. Ancak muhataplarımızca gerek daha baştan meselenin tehdit ve aleni şiddet yöntemleriyle çözülmeye çalışılması gerekse de son yaptıkları açıklamalarla hala bize yönelik şiddet tehditlerini meşrulaştırıcı ifadeler kullanılması meseleyi bugün herkesin gördüğü şekliyle farklı çevrelerin provokatif kullanımına açık zeminlere taşımıştır. Böylesi basit bir meseleyi dahi bu türden yöntemlerle halletmeye çalışmak kime-neye yaradığı belli olmayan sorumsuzca hareketlerdir. Bu bilinçle yaklaşıyoruz. Sonuç olarak açıkladıkları bildirilerle, başından beri ???tek çözüm“ dışında hiçbir yol bırakmadıklarını ilan ettikleri halde bizi sorunun çözümsüzlüğüne sebep gösterenleri iddiaları ve fikirleriyle baş başa bırakıyoruz; mesele meşru tartışma zemini ve muhataplarını kaybetmiştir. Nasıl lanse edilirse edilsin yukarıda anlatmaya çalıştığımız şekilde şarkıların adımıza kaydedilmesi dışında, başka hiçbir içeriği olmayan talebimizden vaz geçiyoruz. Bu konuda gerekli kurumlar da haberdar edilmiştir. Bizler kendi halinde, kendi imkanlarıyla, bildiği, anladığı şekli ile işini en iyi şekilde yapmak isteyen ve söylediği her şeyin sorumluluğunu taşıyabilecek bir emekle idealleri için uğraşan insanlarız. Kürt halkı başta olmak üzere toplumun bütün muhalif kesimlerinin en temel demokratik taleplerinin dahi provokatif linç girişimleriyle bastırıldığı, üstelik bu yöntemin adalet adına toplum nezdinde meşrulaştırıldığı bir dönemde halkların kardeşliğine ve farklılıklarıyla birlikte yaşayabileceği düşüne değer veren tüm devrimci-demokrat güçlerin ortak hareket etmesi gerektiğine inanıyoruz. İnsanlık ölçülerinin en büyük adalet merciî herşeyden önce herkesin kendi vicdanıdır. Biz kendi vicdanımızda meseleyi çözdük, herkesi kendi vicdanıyla baş başa bırakıyoruz. Bu vesileyle, bu zeminde son sözümüzü söylerken yıllardır bütün devrimci-demokrat, sosyalist muhalefet kesimlerinin etkinliklerinde ve mücadelelerinde yer almış sanatçılar olarak sol muhalif duruşun sanat anlayışı ve politik tecrübeleri hakkında söyleyecek sözümüzün olabileceği de kabul edilmelidir. Bu çerçevede meseleyi bir kişi ya da bir çevre´ye ait sorunlar ekseninden çıkarıp genelde sol muhalif güçlerin tecrübeleri ve uygulamaları ekseninde bir anlayış tartışmasına vesile yapmak belki de tek hayırlı sonuç olacaktır. Bizim de, küfür literatürüne katkı olacak söylemler yerine aklın rehberliğindeki tartışmaları Grup Yorum da dahil herkesle yapmaya açık olduğumuz bilinmelidir. Saygılarımızla… Metin ve Kemal Kahraman
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#5 (permalink) | |||||||||||
|
yorumun duruşu belli hangi fikir sistemine göre hareket ettikleri yani...
metin kahraman haksız gibi bence... yorumcuların örgüt psikolojiyle harketmede haklılar doğru çünkü onlar birlikte ürettiler onca şarkıyı.. biraz pazardan pay kapma durumu var gibi geliyor bana yorumum çok kısa ve kesin gibi oldu kusura bakmayın...
__________________ |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
5651 Sayılı Yasaya Göre, Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yine 5651 Sayılı Yasaya göre Sitemiz mesajları kontrolle yükümlü değildir.
Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com adresine bildiriniz.
Bildiriminiz incelendikten sonra gereken müdahale yapılacaktır.