|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Film Tanıtımı: Gandhi, Underground, Vincente Aranda,
O da aynı dertten mustarip Gandhi Yönetmen: Richard Attenborough Oyuncular: Ben Kingsley, Edward Fox, Candice Bergen Süre: 183 dk. Ülke: ingiltere Bir tren yolculuğuyla başlayıp, nefretle sıkılan birkaç kurşunla biten bir yolu izliyoruz üç saatlik Gandhi belgeselinde. Her bitiş, bir başlangıçtır dercesine film bittiği yerde başlıyor ve başladığı yerde bitiyor. Derisinin renginden dolayı trenden atılmasına içerleyen genç avukat, yılmadan, bıkmadan ırkçı yasaların kaldırılması için direniyor İngiltere'nin sömürgelerinden birisi olan Güney Afrika'da. Yıllar süren sabrı ve inatçılığı kazanmasını sağlıyor. 'Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk'un bir başka sömürgesi Hindistan'a, yurduna bir kahraman olarak dönüyor. Güney Afrika'da yaşadıklarının verdiği olgunluk sonucunda halkını tanımadığını anlıyor ve düşüyor yollara, Hindistan'ın köylerini gezmeye başlıyor. HALKA BÜYÜK CEZA: YOKSULLUK Yoksullukla tanışıyor Gandhi, yalnızca bağımsızlığı kazanmanın yetmeyeceğini, halkın yoksulluktan kurtulması gerektiğini de anlıyor ve belki de ülkesini bekleyen en büyük felaketin henüz gelmemiş olduğunu daha o zamanlar tahmin ediyor. Yoksulluğun öncelikli nedeni olan sömürgecilerden kurtulmak için mücadelesini başlatıyor. Şiddete başvurmadan, sevgi yoluyla da kazanılabileceğini gösteriyor. "Zalimler bir süre için dünyayı yönetiyor olsalar da, kazanacak olan sevgi yoludur" diyor. Yıllar süren mücadelesinde halkı hep onun arkasında, Hindu, Müslüman, Yahudi, Hıristiyan. 'Pasif olmayan' pasif direnişle ilk amaçlarına ulaşıyorlar ve İngilizler gidiyor ülkeden. Gidiyor ama birlikte mücadele eden insanların arasına nefret tohumunu atarak: Hindularla Müslümanları birbirlerine düşürerek. Ve Gandhi bir kez daha açlık grevine başlıyor kardeşleri olan Müslümanları ve Hinduları korumak için. "Ruhani ya da milliyetçi değilim, insanların birlikte yaşayamayacakları fikrine karşıyım." Müslümanları öldürmek isteyen bir Hinduya "Ben Müslümanım, ben Yahudi-yim, ben Hristiyanım, ben Hinduyum" diye karşılık veriyor Gandhi. Tüm renklerin, tüm dinlerin birlikte olması yalnızca görsel çeşitlilik, "renklilik" değil aynı zamanda bir zorunluluk. Ayrılık düşmanlığı, düşmanlık savaşı getirir. "Ayrı"ların savaşından, öfkesinden birileri kazanç sağlar mutlaka ama her zaman kaybeden, hangi renkten, hangi dinden olursa olsun halk olur. Tüm dünyada esen ve ülkemizde de şiddetini artırmaya başlayan "ırkçılık" rüzgarının durdurulmadığı takdirde nelere yol açabileceğini görebilmek için yeniden yaşamaya gerek yok. Bu filmi izleyen her aklı başında insan "Ben Gandhi'yim" diyecek ve kendisine 'düşman' olarak tanıtılan kardeşine sevgiyle sarılacaktır eminim. Vaktiyle bir ülke vardı Vincente Aranda Yönetmen: Vicente Aranda Oyuncular: Ana Belen, Miguel Bose, Ariadna Gil Süre: 121 dk. Ülke: ispanya Yıl 1936. İspanya'da iç savaş devam ediyor. Devrimciler büyük şehirleri teker teker ele geçiriyorlar. Ya kadınlar? Kadınlar bu savaşın neresindeler? Vincente Aranda, tam Türkçe karşılığı 'Özgürlükçü Kadınlar' olarak çevrilebilen Libertarias'ta, hayat kadını da olsa, rahibe de olsa, anarşist de, kadınların kendi dünyalarını kurmak için kendilerinin savaşmaları gerektiğini gösteriyor. "Hizmetçi gibi yaşamaktansa, adam gibi ölmeyi" tercih eden kadınların hikâyesi. 'Tarihin son idealist savaşı'nı gözler önüne sererken bir sinema şöleni sunuyor bize Aranda. Barcelona sokaklarında yürüyen anarşist berberler, halk ezgileri, marşlarla yürüyen ve kahkahalar atan, bir 'devrim festivali' sunan Barcelona halkını izliyoruz. GİYSİYLE YENİ İNSAN ELDE ETMEK İç savaşı yalnızca anarşistlerin gözüyle anlatıyor bize Aranda, diğer devrimci-komünist-troçkist gruplara pek değinmemiş. Ama bu eksikliğe rağmen Anarşist kadınların gözünden tarihe tanıklık etmemizi sağlamış. Hayatından o zamana kadar memnun olan ve başka türlü de olabileceğini sor-gulamamış kadınların değişerek devrimci mücadeleye katılış sürecini izliyoruz filmde. Yalnızca hükümet ordusuna, faşistlere karşı değil, aynı zamanda kendilerini cepheden çekerek 'kadın' rolü vermek isteyen liderlere karşı da. Geçmişteki yaşamları ne olursa olsun tüm kadınların amacı aynı artık: Özgür olmak. Amaçlarına ulaşmak için savaşırken de özgürlüklerini yaşayan kadınların mücadelesi. Filmin sonu da oldukça çarpıcı. Birden bire ve hiç beklenmedik anda gelen son, iç savaşın sonucu kadar dehşete düşürüp sonra da hüzünlendiriyor bizi. Yeni bir dünya kalbimizdeki Underground Yönetmen: Emir Kusturica Oyuncular: Miki Manojloviç, Lazar Ristovski Süre: 164 dk. Ülke: ispanya Her sahnesi, müziğinin her notası rahatsız edici bir film. Savaş(lar)ı anlatan bir film de böyle olmalı herhalde. Savaşın yarattığı kaosu, acıyı, kargaşayı izlemiyor yaşıyorsunuz. Film daha açılış sahnesi ile, ilk dakikadan itibaren savaşı iliklerimizde hissetmemizi sağlar. Belgrad bombalanmaktadır. Kanlar içinde yatan maymunlar, kaplanlar, diğer taraftan şehrin sokaklarında dolaşan filler, aslanlar... İkinci Dünya Savaşı sürerken Nazilerden kaçan bir grubu evinin mahzeninde saklar Komünist Marco... Mahzende saklananlar, direnişçiler için silah üretmektedirler. Ancak, savaş bittikten sonra Marco bu insanlara doğruyu söylemektense onları kullanıp silah ticaretinden bol para kazanmayı sürdürür. Mahzendekilerden birkaçı 20 yıl sonra tesadüfen dışarı çıkar, ancak dışarısı yer altı kadar huzurlu değildir. KAFAMIZA VURARAK BAŞLIYOR Yugoslavya üzerinde oynanan oyunlar metaforlarla ulaştırılır bize. Blacky'nin bastığı film seti, aslında hiçbir şeyin değişmediğini söylemektedir. Yeraltı tünellerinin duvarlarından akan kan, önceki savaşlarda akan kandan daha fazladır. Ivan, "Artık Yugoslavya yok" yanıtını duyduğunda şaşırmıştır ama daha şaşırtıcı olanı eskiden Nazilere karşı savaşan Sırp, Hırvat, Arnavut Yugoslavyalılar artık birbirlerini öldürmektedirler. Kafamıza vurarak başlayan film, biterken de kafamıza vurmaya devam eder. Değişik şekillerde ölen insanların yeniden bir araya geldiği 'sanal ada'da kardeşlik, müzik, eğlence, kıskançlık sürüp gitmektedir, ada ana karadan kopup 'parçalansa' da. |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| İstanbul Film Festivali | urgan | Sinema | 2 | 31-08-2008 01:19 AM |
| TÜrkİye'nİn SansÜrlÜ Sİnema Tarİhİ | pılıngo | İlginç Konular | 33 | 10-09-2007 04:29 PM |
| Kemal Sunal Deneme sınavı:)) | bethesna | Komik Yazılar, Fıkralar | 16 | 04-07-2007 12:17 AM |
| toraks radyolojisi | PCkopat | Genel Sağlık | 2 | 23-02-2007 09:32 PM |
| En Romantik 20 Film | NisêbînaRengîn | Sinema | 3 | 18-02-2007 12:31 AM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.