Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Kültür, Sanat, Edebiyat > Edebiyat Bölümü > Şiirler

Kayıt Ol SSS

 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 19-05-2007, 12:28 AM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: May 2006
Konum: nrw
Mesaj: 2,433
Üye No: 2482
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 384000
Rep Puanı : 19062291
Rep Derecesi
Bedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond repute
Thumbs up Hasan Hüseyin Korkmazgil'in efsaneleşmiş Kızılırmak Siiri


KIZILIRMAK

Silâh ve şarkı
ben bütün karanlıkları bunlarla yendim
doğacak çocuğumun kanında esen
emekçi karımın

dimdik bakışlarında
ve çetelerin sipsivri uykusuzluğu
silâh ve şark

benim bütün şarkılarım iri kuşlardır al ve şafakleyin
ışıklı nehirler büyütür silâh seslerim tankaranlığında
yekinir yürür orman
yekinir

yürür toprak
yekinir yürür kalabalıklar
ve der ki kitabın ortayerinde
bütün ırmakları dünyanın
kızılırmaktan geçer




vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım
geçin sıcak ırmakları kuşlarım
kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım


açtım kırkıncı kapıyı
gördüm ki atın önünde et
titrer biryerleri zamanın
kırdım

kırkıncı kapıyı
gördüm ki itin önünde ot
ürperip durur hiç olmalardan
şakıdı kuş
yarıldı nar
delirdi ateş
ve başladı uğul uğul uğuldamağa
bütün ırmakları dünyanın


kızılırmak
kızılırmak

güneşin ortasında insanlar kımıldaşır
ve der ki şakıyan kuş
yarılan nar
deliren ateş:
zaman akıyor
omuzlarında

kalabalık nalkırıklarıyla
anasonlu duyarlığında general nargilelerin
bir damla kankurusu çok eski savaşlardan
belki silâhların çürümedik biryerlerinde
belki pişman bir ağzın acıyarak anlattıkları
aşka benzer bir karışık kıtlık direnci


boyunları kafataslı saray kahramanları
yığınlara vatan diye kalan yoksunluk



ne de çok özlemişiz gökyüzüne kansız bakmayı!


yıkık bir ud tiryakiliği antika cumbalarda
kanaryalarında berberli bezginliği burjuvalığın


bir polis burnu belki - dağdaki çarıksızın çarıksızlığı
bir büyük vurgun düzeni - belki de bir lavrens
vurgunun soygunu nevyork'ta döllediği
bir kucak sakal sanmak belki de marks'ı
toprakları denizleri insanları ingilizlemek


silâhlarla beklemek sömürge sofralarını
vaşington ağalarının pilâtin dişlerine
taze bir kan gibisine gerinir güneşlerde
saklar genişliğini şarapçasına
altun tepsilerde çok büyük ölür yürek
çok büyük hıncı kalır mayonezli

kirenaların


yanyana
birsofrada
sanfransisko ve c.i.a.
yâni çuval ve mızrak
notrdam'ın kargalarının güldüğü


sakalları incili hümanizma satıcıları
halep pazarlarından gecikmiş bir ikindi
kışlalar öğlesonları asurbanipal
bir böcek ölüsünün geceyi kemirdiği
tektanrılı çokyataklı

ve çok çok acımaklı
ikindi parklarında köpek ve kıral
altun ve brovningin karanlık egemenliği


konuşun soytarılar
çalgılar susun
daha bitmedi açlar
salınır o eski sularda cüzzam yalnızlığı kirliliklerin
gözün gözü

sömürdüğü topraklarda ayıp ve kara
şimdi çoktaaan terekesi o serüven kahramanlığın
o bezirgan mutluluk balık tutar şimdi mor kuytularda


ne de çok özlemişiz gökyüzünü kirşiz sevmeyi

kırdım

kırkıncı kapıyı
kandım o pınarlardan
başladı ugul uğul uğuldamağa
bütün ırmakları dünyanın
kızılırmak
kızılırmak




Sen ne cömert topraklarsın ey ortadoğu
sen ne çok soyulansın ve hiç uyanmıyansın


akdeniz'de mor bir deniz burjuva gitarlarında
kuytuların kuytularda ölüme döllenmesi
sevişmenin soyutluğu ve çamurluğu


duaların çamurluğu ve soyutluğu
gökyüzüne insanca bakamamak
yâni hiçbir şey
yâni utanç ve lavanta
yâni mum
çoktespihli bir ebabil ki uzar çöllerde
uzatır baltazar bayramlarını petrol

petrol
uzatır köleliği âmin âmin
çeşmelerinden hâlâ şehname akan
şahlı seccadelerde acem ve anka
mezarlık toprak reformu - kölelerin eşelendiği
keskin bir ingiliz burnu - de ki abadan


ya da bir şah ve allah ve dolar üçlemesi
saat tam onikiye beş kala

akdeniz'de mor bir deniz burjuva gitarlarında
soyubitmiş balıkların akvaryum bezginliği
bir dilim ay
bir lokma arap
-

gölgesini güneşten bile esirgeyen -
ve şakkulkamer bedeviliği
yâni utanç ve lavanta
yâni kirli ve kaçak
yâni mum


kalçaları, kadın pazarlarının - yok başka
karanlık vatanseverliği kaçakçılığın - yok başka
general nargilelerin madalya törenleri
ve şeytan taşlaması petrol kırallarının - yok başka
ezik ve utangaç
bilgiç ve yoz
mum


yâni demek istiyorum ki
sadakalı sosyalizm soytarılığı


konuşun soytarılar
çalgılar susun
bekler güzel yarınlarını bu tutsak toprakların
çetelerin o sipsivri uykusuzluğu


akdeniz'de mor bir deniz

burjuva gitarlarında
neyin neye düşman olduğu belki de hiç bilinmeyen
hergece bir düşük, sam radyosunda
hersabah bir komik âdem
bir hacıyatmaz
ve komünistli bir kıralistan yunanistan'da



hacının develeri gevişirken ay altında ortadoğu'da
petrol ve çelik kırallarının gölgesinde bir istanbul akşamı
bizans ve kirli
türk ve yoksul
ve mâcun
allaha

ve devlete ve bilcümle gölgelere dualar eyliyerek
biryanı yangın yıkım
biryanı yoksul yetim
biryanı dökülür pul pul
deniz
altun
ve kristal karışımı halinde bir istanbul
uyanır köprüaltı

uykularında


elektıronik müzikli bir hicazkâr ud
ve kızıl çağrısı açlığın
o devletli tekliğinin kabuğunda bir hamal Ortadoğulu
sıla çalgını da
vatan yoksulu


allaha inanır arapça
yoksulluk çeker türkçe
ve denizi sever çocukça
oraları söyler durmadan
oralarda yaşar bıkmadan
oralarda ölür istanbullarda


kaktüs kemirenlerinden biri midir

brezilya'nın
yoksa nil'e tapan ve aç yatan bir fellah mıdır
kimbilir belki de rio'lu bir gecekondulu
insan nerde başlar belli değil ki
istanbulsuz gibi yaşıyarak istanbul'u
vatansızlığını vatan diye güzelim gün ortasında


elektıronik müzikli bir hicazkâr ud
develeşip develeşip dönüşmesi gökdelenlere
yanki go hom'lu bir miting alaturka
betonarme balkonlarında emperyalizmin
ve kasıklarında maydarling amerika


yâni bütün devrimcilerin konakladığı
en çok özlediklerine düşman yaşıyan
bir gecikmiş kıral ve özgür köle
sürüyerek zincirlerini kaldırımlarda
ana avrat söverek soluna sosyalistine


ve bir somun ekmek kaldırımlarda
ve bir garip hamal kaldırımlarda
ve bir vatanölüsü kaldırımlarda

Ne bulmak içkilerde intiharlarda
neye varmak birşeyleri durmadan çoğaltarak
çiçek resimleri

çizmek güneşli pencerelere
ölüleri akreplerle çiyanlarla karıştırarak
eski çamaşırları yenilemek dilencilerde
bir eski oyuncaktan koca bir gençlik bulup çıkarmak

kimbilir biz şimdi nelerin neresindeyiz
alı neden moru neden

kırmızıyı kimbilir neden severiz


bir kenti geri almak ve davul
bir kenti geri vermek ve davul
oynaşmak iskeletlerle altunlarla madalyalarla
dedeleri gümüşlere altunlara atlara oranlamak


bıkıp bıkıp yeniden başlamak sevişmelere
kimbilir biz şimdi nelerin neresindeyiz
alı neden moru neden kırmızıyı neden severiz
[kimbilir

dal uyur daldasında yorgun dalların


gece büyük büyük anlatır eskimişlerden
su değil toprak değil
de ki acımışlıklar
de ki altun sözcükleri tükenmişliğin
oturur direk direk
götürür pazar pazar
ne ki yaşamak?





umduğum gel
sevdiğim gel
beklediğim gel
gel benim
kuşak kuşak
yoluna kurban olduğum



Kırmızböceğini tanır mısınız?

güneşin kıyısında kırmızböcekleriyiz
bir, maviye çalar türkülerimiz
bir, kapkaraya
kağnı uzaklığını bilir misiniz
kırmızıbiber ve tuz
bilir misiniz
karlı karanlıkta yalnız


yapayalnız
ince ince ölmek
bilir misiniz
bugün bulgurun sonu
yarına dur bakalım
öbürgün allah kerim
bilir misiniz
toprağın

boynu bükük
eller umarsız
ağam sen bilirsin
bilir misiniz
hani derya içre olup da deryayı bilmeyen balıklar gibiyiz
ve işte atombombalarıyla korunur açlığımız


işlemeli mendil ve kurşun


harmanyeriyiz hey bre
karakol kapısıyız
imparatorluk kokar sefaletimiz
soyula soyula çıplak
güdüle güdüle sürü
bütün halklar gibiyiz - biraz kuşdili
biraz kahvefalı


ve biraz da düş
hapisâne avlusuyuz hey bre
cennet kuzularıyız
helallaşır gibi bakarız dostların gözlerine
severiz gülyağını
ve bir de aynaları
ve bir de aynalarda yiğitlik masallarını


sonra azıcık da sakızı
azıcık da uçkurhavalarını
bıyık burup gazel çekeriz de tenhalarda menhalarda
uzatırız boynumuzu elkapılarında
sülünler gibi

ve işte türkiyeliyiz
hani derya içre olup da

deryayı bilmeyen balıklar gibiyiz
hamsiyiz karadeniz'de
çukurova'da pamuk
uzunyayla'da buğdayız
ege'de tütün
sınırboylarında gözükara kaçakçılarız
istanbul'da kadillaklı

karaborsacı
ve doğu dağlarında koçero'larız
eşsiz bir güzellikle çarpılmış gibi
uyumuşuz yoksulluğun körmemelerinde
çalışkanız
filozofuz
dostuz
bütün sömürülenler gibi ezik
bütün uyananlar gibi kızgın ve

doluyuz
seslenir yüzyıllar ötesinden pir sultan abdal'ımız
'üstü kanköpüklü meşe seliyiz'
etekleriz de kodaman soyguncuları ekmek kapılarında
gözümüz gibi koruyup kolladığımız devletin silâhını


hey bre
yoksul - yetime doğrulturuz

ve işte türkiyeliyiz
ateşleriz de mandıraları fabrikaları
topal karıncayı melhemleyip salıveririz
bir yaprak düşer bir yanbakış götürür biryerlerimizi
kan sızar yeşillerden

ak mendillere
çıkarıp öcümüzü dağbaşlarına
ağıtlara ağıtlara dökeriz yüreğimizi


saksıda çiçek
kıraçta ceviz
örtülerimizde nakış nakış sabır ve gözyaşı vardır bizim


akıyorsak garip çaylar gibi incelerekten


dokutuyorsak eğer sonbahar gibi
çok ağır olduğumuz içindir mandalar gibi
ve balıklar gibi çok kalabalık
seviyorsak silâhı ve yoksulluğu
susuyorsak kar altında toprakçasına
bıçak kemiğe değmediği


güneş ufuktan doğmadığı
o tozkoparan fırtına
kapımızı
kırmadığı
içindir

vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım
geçin sıcak ırmakları kuşlarım
kızılırmak

kızılırmak akın kuşlarım


Anasının karnını tekmelediğinde temmuz
kocaman ve çoook akıllı bir balıktı uzayda
proton -1 uydusu sovyetler'in
ve çelik bir kelebekti mariner-4


ensekökünde merih'in
şeftali emzikteydi bursa'da
pamuk çiçekte
çukurova'da
ve yeşil bir buluttu buğday
konya'da
sivas'ta
siverek'te

ozan ozanca

söylüyordu dünyanın geleceğini
işçi grevce
adını bile bilmediğimiz birileri vardı dünyanın bir-
[yerlerinde
örneğin Singapur'da
tahran'da belki


belki de kordoba'da
karakas'da mı desem katanga'da mı
yoksa roma'da mı ankara'da mı
birileri biryerlerde durmadan yontuyordu
barışı mermer mermer
öfkeyi demir demir
sevgiyi tunç tunç


doyumsuz günler aşkına


ölmek birşey değil dostlar
hergün ölmek güç
açlık
o başka ölüm
açlık korkusu
beter
ne atom ne hidrojen ne yangın
dağları dümdüz etmeğe - dostlar


aç çocukların çığlığı yeter
proton-1
mariner-4
güzel
akıllı
büyük
yıldız kaymaları masallar getirirken gecelerime
yangından kaçar gibi bölük bölük
sırtı yorganlı emekçileri cömert ülkemin


göçüyorlardı vatan vatan
viyana üzerinden
adenover almanyasına
'allı turnam bizim ile gidersen
şeker söyle kaymak söyle bal söyle'
söyle ki iyi vursun hınzır vurguncu
tüyübitmediği

soysun tefeci
eskiden gemilere bindirip bindirip zencileri
allı turnam geçersen ırgat pazarlarından
zincirli topraklardan hacizli kapılardan
hastane önlerinden geçersen allı turnam


insan bazan ölümden de güçlü olabiliyor


birşeylerin gidişinden ve hiç dönmeyişinden

sabahları yorumlamak güç değil
yoksulluğu yorumlamak güç değil
nasılsa bir başka yorumlamak hep aynı sabahları
esmer ve uzak
inmeli antenlerin ardında

şaşkın
ve grevler döverken komprador marka demokrasinin
[duvarlarını
yedirip yüreklerini korkularına
bir köledüzenin uşağı efendisi
cebi dolarlısı da


sırtı bitlisi
tekmeler gibi güneşi çocukların gözbebeklerinde
'arefe gününde bayram ayında'
vurdular emekçilerin kongresini
kördüler
karaydılar
çiçeksizdiler
ve gelip bir

karanlıktan
gidiyorlardı bir karanlığa

Benim karamsarlığım belki de bir demet gül - sevdiğim
içimin büyük büyük aklığından geliyor belki de karam-
[sarlığım




kocaman ve çoook akıllı bir balıkken uzayda
proton -1 uydusu sovyetler'in
ve kondukonacakken luna'lar
tatlı bir öpücük gibi ay'a
dilenmek benim ülkemde
işsizlik benim ülkemde
ve

şeytan taşlamak yasak değildi benim ülkemde
baböf'ü okumak yasak
paspas yapıldı demirinden giyotinin
direktuvar bir ölü söz lârus'ta
oysa bizim buralarda
kelepçe yapılıyor hâlâ
pitekantıropüs babanın

günahsız baltasından


kopmuş toprağından kanayarak
kanayarak
saçılmış yollara türkü türkü
ışık ne
vatan nerde
ne ki kutsallık!


kentlerin varoşlarında sanki kurt sürüleri
tanrıya filan değil


allı morlu ışıklara dönük yüzleri
konuşur elleri ekmek ekmek
takırdar çeneleri
ölüm yakın
lokman uzak
anlamak yasak değildi benim ülkemde
anlatmak yasak
adına grev

diyorlardı
adına gecekondu
bir şey dolaşıyordu aramızda seslisoluklu
yaşıyorduk onu biz - dinine allahına kitabına dek
yaşıyorduk yağmurda yaprak gibi her zerremizde
ölmek yasak değildi yoluna onun


adını koymak yasak
tutmuş troya atları subaşlarını
madalyalı seyisleri emperyalizmin
ak taşın üzerinde iki damla kan
biri memet
öbürü memet
'arayerde bu kan nedir


dost dost dost'
görmek yasak değildi benim ülkemde
göstermek yasak

ben ki uçan kuşu kıskanırdım oyun çağımda
nehirleri yağmurları selleri kıskanırdım
buluttan gemilerimle aşardım duymadığım

denizleri
yıldızlardan yıldızlara kurulu hamağımda
mapusâne türküleri söylerdim geceleri
bir uzak sel sesiydi o kaygan günlerimde ekmek kavgası
dünyamda renkler ve böcek sesleriyle bir öyle cümbüş
en hırçın yıldızları en

uysal kavaklara işlemek yaprak
[yaprak
yaralı bir serçenin gözlerinde bir evren ölüp ağlamak
ve bütün haziranları bir tek gülle açmak hersabah


o tedirgin ellerin bakışları hâlâ

sofralarımda
hâlâ çizik çizik kanar kaygusu o ekmeksiz akşamlarımın
yok artık, dost yüzlü ağaçlarım, gurbet kanatlı gemilerim
[yok
gömüldü gitti kervanlarım o çıtır çıtır

ağustos gecelerinde


bir dilim güneş koyup bir dilim yoksul sevince
aşk büyütmek
gecelerce gecelerce özlemeklerden
bölündüm ayrılıklara parça parça
dağıldım yeryüzüne çığlık çığlık
şimdi patron yüzlü

sabahlardayım
şimdi direk direk direnmek

gel benim sevdiceğim
gel benim umducağım
beklediğim gel
gel de bitsin
kuşak kuşak
yoluna kurban olduğum

binip binip bulutlara ulaştım yıldızlara da


kıtalardan kıtalara el sallıyamadım
el sallıyamadım
turnalar bile geçip gitti türkülerimden
ben kaldım buralarda
ben işte kaldım buralarda ey dost
kırmızıkuşlar
kırmızıkuşlar


diye diye avuttum
hırçın çocuklarımı
em, em
diye diye ağladıkça
ağladıkça
masmavi çocuklarım
hep işte böyle

insan bazan

ölümden de güçlü olabiliyor
anaç bir ağaç gibi dinleniyor kaygularım şimdi güneşte
aldanmak ne kolay
ne temiz
ne ilkel
allahım!
kalabalıklarla sevmek güzel günleri


ne denli güç
ne denli güç
allahım!

uzay
o masallaranası yıldızlı karanlığım
karanlığım benim!
o şafak tarlalarının ekmeğe dönüşmesi
sarıçiçek vakti

ölmek ekinler arasında ve şafakleyin
bıldırcınlar ve yıldızlar ve tanyeli eşliğinde
birşeyleri bulmak ve varamamak
vakur bir ağaç gibi kucaklamak evreni ve şafakleyin
alfa
beta
gama


ve aynştayn
yâni biraz daha iflası korkularımızın
insan denilenin karanlık kurtuluşu
bir ceviz yaprağı denli basit ve ilkel
karışık mı karışık bir ceviz yaprağı gibi


nezaman kaldırsam başımı

geceleyin
ne denli çok anlamağa çalışsam
gökyüzü bir yapraktı unutulmuş
not defterinden aynştayn'ın

ne sanat sanat için şarlatanlığı
ne savaş için savaş
çoktan anlaşıldı hey bekleroğlu


taşın taş olmadığı
ateşin ateş
şimdi deprem çizgileri yığınların gözbebeklerinde
şimdi yumruk çiçekleri o sömürge ülkeler
aşamazken kel dağları kel dağları düşlerde bile
geçtim sesduvarlarını

sesduvarlarını düşlerde gibi
yedi başlı beyler besledim yüreğimden yedirerek
vurdum sonra başlarını beylerin efendilerin
yok benim tanrılarla kişilerle hiçbir alışverişim
ben artık, düzenlerle boğuşan bir gerçek devim
öyle bir

dünyayım ki ben-hep özlenmiş hiç yaşanmamış
insan ve emekten geçer ekvatorum benim
kendim çizerim sabahlarımı-yok benim sabahçıbaşım
yok benim lüpçübaşım yok benim hötçübaşım
yok


yok
yok!

Elbet bir bildiği var bu haçaturyan'ın
bir bildiği vardı elbet erzurumlu hançerbarı'nın
arjantin pampalarında uykusuz çetecilerin
benim kurtuluş anıtlarımda mermi yüklü ananın


lumumba'nın kanının
kanayan viyetnam'ın .
kurşunlu duvarlara doğan günlerin
kalabalık acıların
bıçakaçmaz ağızların
bir bildiği vardı elbet


bir bildiği var
bir bildiği olacak elbet

hiç yalan söylemedi kalın çizgilerle susuşu yoksulluğun
hiç yalan söylemedi gözlerde zulüm
ve çıplak uykularında zengin düşleri milyonların
hiç yalan

söylemedi

hiç yalan söylemedi bu ozan
elbet bir bildiği var bu kayguların
birikip birikip durmadan biryerlerde
acıların öfkelerin birikip biryerlerde
yekinmesi yatanların ve yürümesi
akması küçüklerin ve katılması
yıkması

birşeylerin
ve yıkılması
yıkılıp yapılması
hiç yalan söylemedi bu ozan
işte karton kaleleri kapitalizmin
işte gözün göze düşman olduğu
işte elin ele düşman
ve işte benim
yeryüzünde

güller gibi açılan devrimlerim


kamboçya'da kalkan kamçı
şaklar çukurova'da belimde benim
istanbul'da verilmeyen hak
durdurur dakota'nın volanlarını
ve der ki öpüp kaldırdığım ekmek
- beni

böyle yerdenyere çalan şey -
nevyork'ta bitmişse grev
ben burda bil ki grev gözcüsüyümdür

benim gözlediğim
gel benim yürekyağım
gel benim
kuşak kuşak
yoluna kurban olduğum


gel!


Of ooofff, koca gürültülü devrimsiler yutturmacalar
cilalar civeleklikler yalancılıklar
karagünlü saraylı soytarılıklar of!
soygunların gölgesinde sosyete adaleti
bre hitlerkırması kurtköpekleri
il duçe döküntüsü

yandançarklılar
bre arapsaçı sadakalı sosyalistler eh!


elif lâm mim vav he ye
direkler arası kubbe
a be ce de ve ye ze
kadillak marka bir hecindeve
saraylardan saraylara aktarılarak
eldenele ceptencebe

aktarılarak
- yürü bre kahpe devran! -
kanarmş savaşlarla kıtlıklarla yoksunluklarla
bir gözünde nevyork
bir gözünde moskova
gevişir tespih tespih
dökülür dua dua
ayışıklı sularında


ortadoğu'nun
of ooofff, koca gürültülü devrimsiler yutturmacalar
allamalar pullamalar törpülemeler
karagünlü saraylı soytarılıklar of!


Yorul ey gayrı
akma ey su!
ey benim yaratan tedirginliğim tutsak yanım

dinmeyen
[sızım ey!
çıkarıp çıkarıp yeniden çıkarmak bu dağı bu doruğa
yorul ey gayrı
akma ey su!



durup durup kaygulanmak gibi birşey bu bizim sularla


[akıp gitmelerimiz
sonsuz bir tren penceresinden savrulan güvercinleriz
çok buruk çok buruk bir şarap diyorum sıkın bağları
ben hiç ölmediğimi yaşamak istiyorum
orman seviyorsam kimbilir

dallara düşmanlığımı
bayat bir başdönmesi - susmamak diye birşey
kantutar beni yoksa - kantutmak diye birşey
bırakma beni bırakma beni - çıldırırım diye birşey
oysa düştüm develeri - düşlerimde uçaklar şimdi


düşlerde başlayınca devrim - ne anladınız?
devrim diye birşey - bir gecekondu tenceresinde
demek ki önce devrim - ne anladınız?
ve ölmek vazgeçilmez bir alışkanlıksa
yorul ey gayrı


akma ey su!

çiçekler bırakınca renklerini biçimlerini
resimler sakal salınca yaldızlı albümlerde
eski bir türkü gibi bakışlarından belli
bitkilerin sürüp giden yeşillerinden belli
kalırız gündengüne yaşlanan sözcüklerde


bir akşam saatinde günbatımında
gözgöze gelmelerde ve içkiye yenilmelerde
bülbüllerin öte öte bitiremedikleri
kana benzer kan değil kan gibi korkunç ve karanlık
kalırız birşeylerde ve kimbilir tanrımsılarda
belki de çocukların

hiç bitmeyen oyunlarında

ve ölmek vazgeçilmez bir alışkanlıksa

gülersin - menekşeler olur sesin - bırakıp gitmek
gözlerine bakınca balıklar cıvıldaşmak - bırakıp gitmek

bir avuç bulut içmek masmavi güvertelerde
ağlamak

tekil değil - ne anladınız?- bırakıp gitmek
kalırız birşeylerde ve kimbilir tanrımsılarda

böcekti karanfildi kemandı bonaparttı
anarşistti burjuvaydı polisti kenediydi
yoksuldu zengindi kıraldı soytarıydı


soğuktu sıcaktı ılımandı of
değil işte bu değil
topunun sülâlesini!

adamı tutup götürüyorlar
geceyi burnundan getiriyorlar
bütün kırbaçları bütün

kelepçeleri bütün alçaklıkları
adamı vurup öldürüyorlar

geceyi bir daha yaşamak kolay
adamı bir daha öldürmek zor
siz bu tutanaktan ne anladınız
öldürmek diye birşey - ne anladınız
suçsuzdu diyorum - ne anladınız


sefaleti yok etmek adamın düşü
güzel günler düşünmek işi
diyorlar bu kokan balığın başı
tevfik fikret diyor devenin başı
kime yüklemeli bu iğrenç suçu
kime yüklemeli bu iğrenç suçu
kime yüklemeli bu iğrenç suçu




Benim karamsarlığım belki de bir demet gül - sevdiğim
içimin büyük büyük aklığından geliyor belki de karam-
[sarlığım


biz ki
petrolü kavuçuğu kahvesi ve kakaosuyla


ve kastro'su zapata'sı amado'suyla
sıcak ve kıvrak bir şarkı gibi düşünürüz
atlantikaşırı bağımsızlığı
biz ki bir vaşington sineği kondurup bir zenci dağa
kanlı bir çocuk başı buluruz

viyetnam'dan
ve bazan
öyle bir sızıyla sarsılır ki antenlerimiz
sivaslı bir bağlamadan
afrikalı bir tamtamdan
daha ilkel ve yalınkat kalır
o ipek öfkesiyle leonid kogan

beni

ısırdı
- bilirim -
18'lerdemondros'larda
demokrat suratlıydı
bilirim
bezirgan dişli
hâlâ damlıyor kanım
viyetnam'da kırılan dişlerinden
ve hâlâ aç

dolaşıyor başkent caddelerinde
kurtuluş savaşı kahramanlarım
çoğunun çoktan söndü ödü ocağı
kalmadı çoğundan bir nişan bile
işte bundandır ki benim
birtürlü gülemiyor


gülemiyor
gülemiyor işte türkülerim




of ooofff
ne de çok seviyorum harita okumayı!
sakarya sivas erzurum
madrid seul havana
hepsini hepsini anlıyorum
alev alev

budistleriyle saygon
linkoln'ün mezartaşı vaşington
ve süzgün gözlü kompradorlarıma kurtuluş istanbulu


anlamak hem kolay
hem kolay değil

ne ölüm
ne aşk
ne

de işsizlik
ve ne de deniz deniz kabarması yüreğin
ne içki
ne çiçek
ne dostluk
ve ne de akşam saatleri dişi kentlerin
insan bir anda bütün bir evreni birden yaşıyor
kan sıçrayınca bağımsızlık

bayraklarına

Birgün çıkıp geldiler - anlamsız yüzlerini ve gülüşlerini -
tüketimartıklarım üretimorganlarını ve eski külotlarını -
çikletlerini çukulatalarmı getirip bıraktılar - tiklerini mi-
miklerini çiğliklerini - gençkızların düşlerini getirip

bırak-
tılar - hergün hergün yeniden getirip bıraktılar - iplerini
oltalarını konservekutularmı - süttozlarmı soyalarını sa-
lemlerini - kısırlıkhaplarmı madalyalarını tasmalarını -
bayraklarını bayrakyırtmalarını sövmelerini - anamıza


bacımıza çocuğumuza - en çok önem verdiğimiz şeyle-
rimize - üretimorganlarını ve tüketimartıklarım kullana-
rak - tanrının ve isa'nın ve bizimkilerin izniyle - atlarını
seyislerini çombelerini - tıraşlarını ve dişlerini getirip bı-
raktılar -

hergün hergün yeniden getirip bıraktılar - son-
ra güzel güzel anlaşmaları - sonra güzel güzel sözleş-
meleri - sonra güzel güzel paylaşmaları - asılmış-
ların ve asılacakların izniyle - vedurmadan durmadan
baltazar bayramlarını - sonra

güzel güzel savaş uçakla-
rını - radarları rampaları atombombalarmı - denizaltı de-
nizüstü birşeylerini - bilinçaltı bilinçüstü herşeylerini -
piekslerini bitekslerini bitpazarlarını - eroinlerini kokain-
lerini getirip bıraktılar - hergün hergün

yeniden getirip
bıraktılar-
ve sonra çekilip gitmediler gemilerine
ve sonra çekilip gitmediler gemilerine
ve sonra çekilip gitmediler gemilerine
ve artık okadar çok şey getirdiler ki


ve artık okadar çok şey getirdiler ki
ve artık okadar çok şey getirdiler ki
bağımsızlığa yer kalmadı ülkemde


acılar ey acılar
işsizlik acısı
özgürlük acısı
bağımsızlık acısı ey
ve ey

mızmız acılara direnmenin yoksul kahramanlığı
ey hergün ölüm
ey hergün ölüm
toplanın
birleşin
bir olun
acıların şâhı gibi gelin üstüme
gelin


ve bitsin şu iş



seninle gelecek - çâre yok
seninle bu tatlılık ey büyük acı
gök incir nasıl ballanırsa acılardan
acı koruk nasıl bulursa balların en sarhoşunu
o işte o!


gel benim darmadağın direncim
gücüm
emeğim
çilem gel
gel benim büyük acım
gel ve bitir şu işi!
kalaylardan mı

gelirsin bolivya'lardan
rio'nun favelalarmdan mı
ispanya'dan mı viyetnam'dan mı
zonguldak kömürlerinden mi gelirsin
çukurova'lardan mı
yellerle mi

gelirsin ateşlerle mi
uçarak mı koşarak mı yırtınarak mı
gel işte gel gayrı
gel
gel
gel de bitir şu işi

elbet

bir bildiği var bu çocukların
kolay değil öyle genç ölmek
yeşil bir yaprak gibi yüreği
koparıp ateşe atmak
pek öyle kolay değil
hem öyle bir ağaç ki şu yaşamak denilen şey
her bahar yeniden yeniden

tomurcuklanır da
yalnız bir bahar çiçeklenir
a benim gülüm!


elbet bir bildiği var şu benim bilenmiş bıçak gibi
[yüzümün

yaşamak
bir köpek

gibi tekmelenerek
yaşamak
öpülüp okşanıp kaldırılarak



ne donkarlosun domuz ahırı
ne senatör makdoların oda uşağı
ne de hacıfışfışın kurban etidir
demokrasi
demokrasi denilen o haspanın

- a benim gülüm
lordlar kamarasına açılmaz kapısı
beşikteki bebeler bile biliyor bunu artık
biliyor ve unutmuyorlar
insan kanıyla işlediğini
o teksas tipi demokrasinin

elbet bir bildiği var şu

benim bilenmiş bıçak gibi
[yüzümün
elbet kolay değil öyle genç ölmek


kore bir kan lekesidir
akşamlarımızda sızlayan
bir kopuk koldur hiroşima
uçaklar geçtikçe

çırpınan
orda
uzakdoğu'da
gencecik yürekler gibi seğrîşir her bahar
barış güvercinleri hiroşima çocuklarının
burda
benim ülkemde
titreşip durur yeni barış

güvercinleri

insan karıştırıyor bazan
ölmek mi yaşamak
yoksa yaşamak mı ölmek


bir karanfil takmak yakaya
belki de bir orkide
bir baloya gitmek
gitmemek
bir kumar

partisi belki de
onlarca hep birdir a benim gülüm
onlarca hep aynı değerde
afrika'da kaplan ve zenci avıyla
bir atom savaşı ve toptan ölüm


çocuklar büyümesin
büyümesin
tomurcuklar açmasın


açmasın
ve sularca akmasın o en güzel şey
yaşlılar yaşamasın

yaşamasın
ocaklar tütmesin
tütmesin
ve yuvalar, gülüm benim
gülmesin gülmesin


çapraz iki çizgi ak bulutlara
gâvur gözlü kargaları emperyalizmin
amerikan bitpazarlarında

dünya bir genişleyip alabildiğine
daralıyor birden eliçi kadar
ve dolar
madalyalı bir

yular gibi geçmiş boyunlarına
ne güvercinin göğsündeki gökkuşağını görür gözleri
ne karakarıncanın güneşe günaydınını
ne de sevişir gibi işlemenin güzelliği titretir yüreklerini
kongo bir açık bonodur
belçikalı banker

brodel'in kasasında
ve mister gülbenkyan'ın purosunda
enfes bir tütündür havana
duymazlar çeliğin mavi kahkahasını
tomurcukta çatlayan gücü görmezler gülüm
satarlar bir akşam içkisine
o cânım

ülkelerin
narçiçeği yarınlarını

satarlar gülüm
memedi memede vurdurup memedin tarla sınırında
memedin karahaberini satarlar memedin memedine
ve karagün
- hangi karagün? -
gelip çatınca davul

davul
yavruyu memeden koparır gibi
koparırlar işleyen elleri işlerinden
sokarlar ateşten ateşe gülüm
soygun düzeninde göbek atarlar
ne sevinç
ne kıvanç
ne güven
bize onlardan kalan


bir avuç yorgun umut
zincirde bir vatan
ve kanrevan türkülerdir

İncecik boyunlu kıraç karpuzu
dışı yeşil yeşil
içi kırmızı
yuvarlana yuvarlana geçer bulutlar
meler yanık yanık

bağlı bir kuzu
nah şuramda koskocaman dağ benim
nah şuramda ipincecik bir sızı
ceylanları ceylan gibi çizmem ben
çizersem hilâl boyunlu
çiçekleri çiçek gibi çizmem ben
çizersem nakış nakış


akarım ince ince de olurum nehir nehir
kavgaları kavga gibi çizmem ben
çizersem türkü türkü
yazmışlar benim için kocaman kitaplara
dışı yeşil yeşil de


içi kırmızı


neylerim ben kitapları kocaman kitapları
efendim okusun benim, canım efendim
o kuştüyü salonlarda, canım efendim
okusun da büyüsün benim efendim
okusun da biliversin aklımdan geçenleri
ben işte hep

böyle azgelişmişim
yâni ben çünkü evet azgelişmişim
evet çünkü hayır fakat ben işte azgelişmişim
çokçalışmış azgelişmiş ve işte yoksul düşmüş
cephelerde mapuslarda aslanım aman
kıtlıklarda kıyımlarda kurbanım aman


seçimlerde sayımlarda ben varım aman
kerpiçlerde küllüklerde hayranım aman
şenliklerde şölenlerde ben yokum aman

ben işte hernedense azgelişmişim
çokçalışmış azgelişmiş ve işte yoksul düşmüş
demiri de kömürü

de sökerim aman
buğdayı da pirinci de ekerim aman
çilem budur benim işte çekerim aman
evet çünkü hayhay fakat ben işte azgelişmişim
yâni ben çünkü evet hayır fakat azgelişmişim
ölüm kalım kıtlık kıyım ben varım aman


bayramlarda seyranlarda ben yokum aman
soygunlara vurgunlara hayranım aman
vatan millet allah patron kurbanım aman
kalabalık ve karanlık türküyüm aman

benim için demişler ki kocaman kitaplarda


dışı yeşil yeşil de
içi kırmızı
neylerim ben kitapları kocaman kitapları
efendim okusun benim, cânım efendim
okusun da biliversin aklımdan geçenleri
okusun da açıversin gözünün

şafağını
turnalar çizeyim gurbetlerime
ağıtlar düzeyim yiğitlerime
kelepçeler vurulsun bileklerime
okusun da büyüsün benim efendim
yumuşacık salonlarda cânım efendim

ve der ki şakıyan kuş
yarılan nar


deliren ateş
bu ne çapraz gidiş hey bekleroğlu
uşak matti seyretmez de breht'i
efendisi puntila'sı seyreder
bu ne çapraz gidiş hey bekleroğlu
volga mahkûmları'na mahkûmlar değil
aristokrat salonlarda


efendiler içlenir


damarı pir sultan damarı
damarı robson damarı
gelir uğul uğul yeraltı nehirlerinden
gelir ve bulur yüreğimizi
damarı kavga damarı
bu ne biçim düzen hey bekleroğlu
öfkesi

sesinden büyük
sesi ününden kocaman ruhi su'yu
şu benim her dalı bin dert açan çıra-çakmak ülkemde
şu benim yürekleri çıra-çakmak tutuşanlarım değil
istanbul


sosyetesi
alkışlar
'gelin canlar bir olalım
tevekkel tu taalâllah'


vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım
geçin sıcak ırmakları kuşlarım
kızılırmak kızılırmak akın

kuşlarım

Ay doğar bedir bedir
yel eser ılgıt ılgıt
sırıtır sıram sıram elkapıları
elkapıları da kölelik kapıları
kul olur yiğit

ay doğar hilâl hilâl
gün doğar devrim devrim
sırıtır sıram sıram

elkapıları
elkapıları da kölelik kapıları
kurtulur yiğit


yeşili çin'den gelir bu kahkahanın
kırmızısı afrika'lardan
ve dünya dünya olur diyorum hey bekleroğlu


yaşamak yaşamak
gün gelir biz de görürüz yedi rengini deryaların
gün gelir biz de ölürüz hey bekleroğlu
yaşamak gibi güzel
süzüp süzüp güneşi bereketlerden
çin'den hindistan'dan amerika'dan


taze bir kan gibi dolaşırız biz de bu yeryüzünü


vatan topraksa eğer
ormansa nehirse mâdense vatan
işçiyse köylüyse aydınsa vatan
yâni yapıp yaratmaksa herşeyi yenibaştan
sevmeyi yenibaştan


alkışı yenibaştan
bir hesabı vardır bunun sorulur
bu hesabı soracaklar bulunur
akgün karagünden öcünü alır birgün
ürker altunlu yiğitliğin senin ey bunak düzen
ürker bu yağma saltanatın
o

kanlı karanlıktan kopup gelen bebeğin
güneş renkli ilk çığlığından
lenin'ler olur bu çığlık hey bekleroğlu
marks'lar mao'lar mevlâna'lar
mustafa kemaller olur hey bekleroğlu
galile'ler gagarin'ler

adsız ustalar
ve sen olursun işte hey bekleroğlu
kıtlıklarda
kıranlarda
kurtuluşlarda

uyan ey köşem bucağım
kırıkkolum iğriboynum

sağırkapım dilsizim
vaktidir direnmenin
vaktidir şimdi
karalasın göbeğinde güzel gün
karalasın göbeğinde mutluluk
karataş çatladıçatlıyacak

proton -1
mariner - 4
anamın aksütü gibi biliyorum ki
aynı

kafadan doğma
aynı ellerden çıkmadır
ve aynı amaçlarla dönmeseler de uzayda
anamın aksütü gibi biliyorum ki
bir mariner işçisi de özlemektedir


[barışı
en az bir proton işçisinin sevdiği
[kadar
Silâh ve şarkı
ben bütün karanlıkları bunlarla yendim
sesimde benim
iki yumruk gibi yanyana

dövüşüyorlar
spartaküslerle viyetkonglar
yüreğimde benim
ette bıçak gibi yatıyor
yarım kalan şarkıları yiğitlerimin
öfkemde benim
çok dallı bir ağaçtır özlemek
doymadan

gidenlerimin gözbebeklerinden

yürüdüm üstüne üstüne bunca yıl
geçtim dikenlitellerini yasakların bir bir

tavında demir
tavında toprak
ve tavında yürek gibi kabarık
ve alıngan


dokundum ateşli kabuğuna güzelin
iyinin
gerçeğin
soyundum kötülüklerden çırçıplak


dünyanın tepesinde bir avuç hışır
karga kanat çırpsa uykuları karışır


yağmalanmış emeklerden gelir soylulukları
yağmalanmış özgürlüklerden
dinleri imanları vurgun kelepir
toprağın memeleri
altun ışıltılı kumları kıyıların
emeğin çiçekleri
hep onlar için


hep onlar için takvimlerin mutlu günleri
içimizin karanlığı
soframızın öksüzlüğü
hiç gülmemesi yüzlerimizin
hep onlar için
adları morgan da osman da filân da olsa
isacı da olsalar muhammetçi de
iki dallas

domuzu gibi benzerler birbirlerine
karagünler için kaldırırlar kadehlerini
adanalı bir toprak ağasıyla
detroit'li bir otomobil fabrikatörü

dünyanın tepesinde bir avuç hışır
dinleri imanları

vurgun kelepir
şarkılarda bile istemezler güzel günleri
ve bacakları çörçil zaferi çizerken havalarda musolini'nin
öter faşizm düdücükleri
yanki go hom çaçaca
maydarling amerika


maydarling amerika

Bir oğlum olacak adı temmuz
uykusuz
korkusuz
beter mi beter
ben beynimi satarak yaşıyorum
o benden proleter

bir oğlum olacak adı temmuz
karataşın göbeğinde aşk


karataşın göbeğinde barış
karataş çatladıçatlıyacak
bende bitmeyen kavga
onda yeniden başlıyacak


bir oğlum olacak adı temmuz
öfkede benden fırtına
sevgide deniz
ne samanyollarının ulu

kervanları susuzluğumun
ne kutupşafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin
temmuz gibi sıcak ve bereketli
temmuz gibi uçsuzbucaksız



bir oğlum olacak adı temmuz
dilinde en güzel sesi türkçemin


kulağı en yiğit şarkılarla delik
korkak bir merakla değil yıldızlı karanlığı
vivaldi'yi dinler gibi okuyup anlıyacak
ve belki de sütdişleri sürerken balaban bir bursa şef-
[talisine
ay'dan

kendi sesini dinliyecek
vahşi bir çiçek gibi açılmış gözleriyle

ben ki yalınayak bastım kızgın dişlerine açlığın
iri bir çizme gibi balkanlar'a basarken faşizm
dağlarda silâh atmayı sevdim
ben ki silâh

taşıdım gizli gizli
dünyanın bütün devrimlerine
boşuna dönmüyor bu rotatifler
boşuna bağırmıyor bu kara
boşuna dinlemiyor bu korku kapımızı
anamın aksütü gibi biliyorum ki
doyumsuz günlere doğacak temmuz


doyumsuz günler görecek
hani şu hep andıkça sızlatan yüreğimizi
hani şu hep dalıp dalıp gittiğimiz andıkça
beklediğimiz beklediğimiz beklediğimiz
ve tam görecekken göçüp gittiğimiz günler


[gibi günler
ama mutlaka


karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladıçatlıyacak
ben direndim yorulmadım
o yorulup yıkılmıyacak


vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım


geçin sıcak ırmakları kuşlarım
kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım

Bedirxan is offline  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Share on Facebook
Eski 19-05-2007, 12:33 AM   #2 (permalink)
 
Giriş Tarihi: May 2006
Konum: nrw
Mesaj: 2,433
Üye No: 2482
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 384000
Rep Puanı : 19062291
Rep Derecesi
Bedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond repute
Varsayılan


Siirin kisa hikayesi;


Hasan Hüseyin, bu şiiri temmuz 1965'te bitirdi. Karısı gebeydi. Proton'lar, Luna'lar, Mariner'ler cirit atıyorlardı uzayda. Kızılırmak akıyordu. Köprü çürüktü. Bir çift angut olurdu bırakılmış akşamlar. Anguda silâh sıkılmaz. Kızılırmak aka aka... Dalga taşı oya oya... Türküler çoğala çoğala... Öfkeler kızara kızara... Ve bir gelin alayıydı, çekip giderdi allı pullu. Göçtü köprü, kaptı sular gelini. Ve atlılar gitti gider.

Dediler: "Kızılırmak n'ettin allı gelini?" Demediler: "Çürük köprü n'ettin allı gelini?" Ve işte bezirganlar gördüler yıldızlarının düştüğünü. Çünkü öyle değil, böyle konulmuştu taş. Pencereler açıla açıla, kapılar kırıla kırıla, Kızılırmak aka aka...



6 Ağustos 1965. Bir oğlu oldu Hasan Hüseyin'in. Adını Temmuz koydu. Bebek indi raftan, 'Kızılırmak' çıktı rafa. İstanbul'dan bir yayınevi aldı onu raftan, götürdü İstanbul'a. Temmuz büyümekte, Kızılırmak uyumakta. Aradan geçti aylar. Birgün çıkageldi Kızılırmak İstanbullardan. Köprü çürüktü. Duvara pencere nasıl açılır? Kızılırmak aka aka, dalga taşı oya oya! İstanbullu yayınevi "I-ıh" dedi. Kızılırmak çıktı rafa. Denizin altı balık, üstü gemi. Ya balık çıkar üste, ya martı iner alta. Bugün değilse, yarın. Temmuz büyümekte, Kızılırmak uyumakta. Gider köprü, kalır alacakaranlıkta bir çift angut, oralarda.

Birgün dedi ki Ankara'da bir derginin sahibi: "Çoktandır şiir vermiyorsun dergiye.." Düşündü Hasan Hüseyin, "Vereyim" dedi. Kızılırmak'tan bir bölüm vermek istiyordu. Dergici, "Şunun tümünü ben bir okuyayım" dedi. Ertesi gün, "Hepsini yayımlayalım dergide" diye önerdi. Düşündü ozan: basımevleri.. dizgi.. baskı.. bir sürü yanlış... Oysa hemen okura ulaşması gerekiyordu yapıtın. "Olur" dedi. Ertesi gün, "Şu derginin sorumluluğunu da sen üzerine alsana.." dedi dergici. "Olur" dedi ozan. Ve Kızılırmak, o derginin Eylül 1966 sayısında çıktı. İlgi büyük oldu.

Birgün bir genç geldi, Hasan Hüseyin'in çalışmakta olduğu Akis dergisinin bürosuna: "Ağbi" dedi, "çok büyük bir şiir bu. Kitap halinde bastıralım, herkes okusun bunu." Düşündü Hasan Hüseyin, "Olur" dedi. Kızılırmak'ı o genç alıp gitti. Egemen sınıflar iktidarı, 'temel hakları korumak için kanun' tasarlamıştı. Buzlar çözüldükçe, dolu yağdıkça, yel estikçe, kızara köpüre' akıyordu Kızılırmak.

1966 yılı aralık ayının son cumartesisi. Kızılay'da bir kitabevinde 'imza günü' düzenlenmiş: Hasan Hüseyin orada, dostlarına Kızılırmak'ı imzalayacak. Kitap, öğleden sonra alınabildi basımevinden. İmza günü, dört saat sürdü. Saat 20'de ODTÜ'den bir araba geldi. Hasan Hüseyin'i ODTÜ'ye götürdü. Şiir-sanat gecesinde şiirler okudu Hasan Hüseyin, Kızılırmak'tan okudu. Coşkun bir gece oldu. Egemen sınıflar iktidarı, 'temel hakları koruma kanunu'na yer yapma çabasındaydı. Hava gergindi. Kızılırmak kızara köpüre akıyordu.

28 Ocak 1967. Cumartesi. Öğle sonu. Derginin bürosu. Kimsecikler yok. Hasan Hüseyin, telefonda. Birileriyle şakalaşıyor. İnce, orta boylu, pardösülü bir genç adam girdi odaya. Elinde, dürülü bir gazete. Çekingen. Kapıda durup bekledi. Telefon bitince konuştu: "Birinci Şubedenim. Basın Savcısı sizi görmek istiyor, Kızılırmak'tan ötürü". Hasan Hüseyin, "Olur, pazartesi uğrayayım" dedi. Kibarca ayrıldı memur. Az sonra, konuyu unuttu Hasan Hüseyin, işine daldı.

29 Ocak 1967. Pazar. Hasan Hüseyin, TİP'in düzenlediği gece için monolog, diyalog, güldürülü birşeyler hazırlamağa çalıştı. Yazdı, çizdi, beğenmedi. Şöyle, eğlenceli birşeyler olsun istiyordu. Temmuz beş aylık: ne bilsin neler hazırlamak gerektiğini? İki doğum birarada: biri Kızılırmak, biri Temmuz. Mutlu sayılabilir Hasan Hüseyin. Karısı Azime basmış istifayı, Temmuz'u büyütüyor. Mutfakta zeytin -ekmek, şişede süt, sobada kömür. Vızgelir gerisi! 'Nasılsa, baharın sonu yazdır.'

30 Ocak 1967. Pazartesi. Saat 14. Entertip çalışıyor, baskı makinesi çalışıyor. Dergide çalışma günü. Hasan Hüseyin, "Savcılığa kadar gidip geleyim" dedi muhabirlere ve çıktı. Kar atıştırıyordu. Çevrintili bir kardı. Açlık duydu Hasan Hüseyin, peynirli bir sandviç yedi çabucak. Ulus'taki heykelin oradan yukarıya doğru çıktı. Fırtına ve kar dağıtmıştı insanları, kalabalık değildi caddeler. Suratsız bir gün.

Basın Savcı Yardımcısı çekti masanın gözünü, çıkarttı bir dosya. Kızılırmak, sayfa sayfa, dize dize çizilmişti kırmızı kalemle. "Bilirkişi suç buldu kitapta" dedi Savcı. "Olamaz" dedi Hasan Hüseyin. Tutanak yazıldı, imzalandı. "Bi dakka.." dedi Savcı, danışmağa gitti. Döndü: "Bi dakka bekleyin dışarda". İyi ya... Beklemeğe durdu Hasan Hüseyin. "N'oluyor?" dediler salondakiler. "Bilmem" dedi. Sulh Ceza Yargıcının kararı: "Tutukluyorum". Soğuk. Buz. Karanlık. "Fakat.." Hapisanenin kırmızı arabası, Hasan Hüseyin'i alıp götürdü. Ankara Merkez Cezaevi'ne soktu.

Hasan Hüseyin, Kızılırmak adlı yapıtından ötürü, 'komünizm propagandası yapmak’ suçuyla, Türk Ceza Yasasının 142. maddesi uyarınca tutuklanmıştı: 30 Ocak 1967. Ertesi günki gazeteler başlık çektiler: "Kızılırmak dondu", "Deliği boyladı". Gerçekten de, Kızılırmak, onbeş yıldır ilk olarak donuyordu. Oysa çağıl çağıl akıyordu beriki Kızılırmak, kızara köpüre akıyordu. Ve alacakaranlıkta bir çift angut öylece duruyordu oralarda.

Ve 9 Mart 1967. Hasan Hüseyin, Merkez Cezaevi'nin 9. koğuşundan alındı, bileklerinde demir kelepçe. Adliye koridorlarını dolduran kalabalığın arasından güçlükle geçirilerek Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi salonuna getirildi. Savunma avukatları: Halit Çelenk, Niyazi Ağırnaslı, Minnetullah Haydaroğlu. Savunma uzun ve coşturucuydu. Mahkeme, Hasan Hüseyin'in 'tutuklu olmayarak' yargılanmasına, yapıtın, yeni bir bilirkişi kuruluna incelettirilmesine karar verdi. Gazeteler başlık çektiler: "Kızılırmak taştı." Gerçekten de Kızılırmak'ın buzları çözülmüştü. Bir hafta sonra, Avukat Niyazi Ağırnaslı'ya bir motosiklet çarptı, ölümün kıyısına bıraktı değerli hukukçuyu.

İkinci bilirkişi kurulunun üç profesörü, oybirliğiyle, Kızılırmak'ta, 142. maddeye göre suç bulunmadığını bildirdi. Savcı, üçüncü bir bilirkişi istedi. Üçüncü bilirkişi kurulunun üç profesöründen ikisi, Kızılırmak'ta, 142. maddede tanımlanan suçun bulunmadığını bildirdi. Savcı, yine de Hasan Hüseyin'in mahkûmiyetini istedi. Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi, Hasan Hüseyin Korkmazgil'i üç yıl ağır hapse, ayrıca sürgün ve 'medeni haklardan memnuiyet' cezasına mahkûm etti: 25 Kasım 1968. Bir üye, 'muhalif kaldı. Sağcı gazeteler başlık çektiler: "Üç yılı yedi".

10 Eylül 1969. Yargıtay Birinci Ceza Dairesi, mahkûmiyet kararını esastan bozdu. Hasan Hüseyin'i vekili Halit Çelenk savunmuştu. İki üye, muhalif kaldı. Yargıtay'ın kararı, Hasan Hüseyin'e, 26 Eylül günü, özel yoldan bildirildi. Ozan, o günlerde, TİP milletvekili adayı olarak, Çorum köylerini dolaşıyordu. 1 Ekim 1969 günlü gazeteler, "Kızılırmak şairi hakkındaki mahkûmiyet kararını Yargıtay esastan bozdu" diye yazdılar. Sağcı basın sustu. İşte, Yargıtay'ın ilâmı:

YARGITAY İLAMI

T.C.

YARGITAY Birinci Ceza Dairesi
Esas No: 1969/257
Karar No: 1969/2398
Tebliğname: 1 -B/17

Yayın yoliyle Komünizm propagandası yapmak ve Komünizmi övmekten sanık Hasan Hüseyin Korkmazgil'in TCK'nun 142/4-6, 173/3 ve 31 inci maddeleri uyarınca üç sene ağır hapsine ve cezası kadar kamu hizmetlerinden yasaklanmasına ve Kayseri'de ikametle bir sene müddetle genel güvenlik gözetimi altında bulundurulmasına dair (ANKARA) 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.11.1968 gün ve 1967/59 esas ve 1968/292 karar sayılı hükmün duruşmalı olarak Yargıtayca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş ve para yatırılmış olduğundan dava evrakı Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Yargıtay Birinci Ceza Dairesine gönderilmekle duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda aşağıdaki karar tesbit edildi:

Sanık Hasan Hüseyin Korkmazgil tarafından yazılıp yayınlanmış olan (Kızılırmak) adlı şiir kitabında; açlıktan, sefaletten, geri kalmışlıktan, vurgunculuktan, sömürülmeden ve emperyalizmden şikâyet edilerek bunlar üzerinde kurulmuş olan düzenin değiştirilmesi özleminin ifade edildiği görülmüştür.

Gerekçeli kararın 2 nci sahifesinde (kitabın 11 ve 12 nci sahifelerinde demokrasinin yerildiği) yazılı ise de; bu sahifelerde böyle yermeğe rastlanmamış ve ancak 12 inci sahifede (Nevyork'ta vurgunun, soygunun döllendiğinden ve Vaşington ağalarının platin dişlerinden) söz edilmesinin ise demokrasiyi yermekle bir ilgisi mevcut bulunmamıştır.

Kararın 3 üncü sahifesinde kabul edildiği gibi kitabın 25 inci sahifesinde (sanığın istediği rejimin gelmesine devlet silahının engel olduğu) ifade edilmiş olmayıp gözü gibi koruyup kolladığı devlet silahının yoksul yetimlere doğrultulduğu öne sürülmüştür.

Sanığın, gelmesini istediği ve beklediğini söylediği düzenden komünizmi kastettiğini kabule elverişli bir sebebe de rastlanmamıştır.

Türk Ceza Kanununun 141 inci maddesinin birinci fıkrasında sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeye, sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmaya veya memleket içinde müesses iktisadi veya sosyal nizamlardan herhangi birini devirmeye matuf, faaliyetler ve 142 nci maddenin birinci fıkrasında da yukarıda yazılı fiilleri işlemek için propaganda yapmak ve bu maddenin 4 sayılı bendinde ise bu fiilleri övmek suç sayılarak ceza müeyyidesine bağlanmış ve incelenen kitapta ise, kanunun suç saydığı bu fiillere rastlanmamış ve bir memlekette açlığın, yoksulluğun, sefaletin mevcudiyetinden bahsedilmesi ve mücerret emperyalist düzenin ve sömürücülüğün yerilmesinin ve sömürücülüğe, vurgunculuğa yol açan emperyalist düzenin değiştirilmesi gerektiğinin savunulması, yukarıda yazılı kanun hükümlerine göre suç teşkil etmemiş olduğu halde birtakım yorum ve istidlallerle yazılı şekilde hükümlülük kararı verilmesi;


YOLSUZ, sanığın ve duruşmalı inceleme sırasındaki müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla varit olduğundan, tebliğnamedeki onama isteğinin reddi ile hükmün CMUK'nun 307, 308 ve 321 inci maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), depo parasının geri verilmesine ve evrakın yerine gönderilmesine 10.9.1969 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

10.9.1969 gününde verilen işbu karar, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Burhaneddin Damar'ın huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık Hasan Hüseyin Korkmazgil müdafii Avukat Halit Çelenk'in yokluğunda 6.9.1969 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.


(Mühür)



16 Aralık 1969. Dosya yine Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesinde. Başkan, sanık vekili Avukat Halit Çelenk'e sordu: "Ne diyorsunuz?" Sanığa sordu: "Siz?" Ve Savcı kalktı yerinden, "Mahkûmiyetini istiyorum" dedi. Beş dakika ara. Karar: "Yargıtay'ın kararına uyulmuştur?" Bir üye yine 'muhalif. İşte, Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesinin 'uyma' kararı:

3. Ağır Ceza Mahkemesi
Esas No : 1969/279
Karar No: 1969/332
C.S. NO : 1967/11 Bs


KARAR


Başkan: A. Fahri Yücel 8675
Üye : Ali Bedirhanoğlu 9366
Üye : M. Suphi Balat 11393
Kâtip : İsmail Uyanık

C. Savcı Yardımcısı:

SelahattinYertut 11485


Davacı : K.H.
Sanık : Hasan Hüseyin, Korkmazgil
Suç : Komünizm propagandası yapmak
Suç Tarihi : Aralık 1966
Tevkif Tarihi : 30 Ocak 1967
Tahliyesi : 9 Mart 1967


Komünizm propagandası yapmaktan sanık yukarıda açık kimliği yazılı Hasan Hüseyin Korkmazgil hakkında Mahkememizden verilen 25.11.1968 tarihli mahkûmiyet hükmü sanığın temyizi üzerine Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin 26.9.1969 tarih ve 257/2398 sayılı ilâmı ile bozularak evrak Mahkememize iade edilmekle bozma kararına uyularak yeniden yapılan açık yargılama sonunda;

Gereği Görüşülüp Düşünüldü: Tafsilatı zabıtnamelerinde yazılı olduğu üzere sanığın komünizm propagandası yaptığından bahisle hakkında kamu davası açılmışsa da: uyulan 26.9.1969 tarihli Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin bozma kararında açıklandığı üzere sanık tarafından yazılan Kızılırmak adlı şiir kitabında açlıktan, sefaletten, geri kalmışlıktan, vurgunculuktan, sömürülmekten ve emperyalizmden şikâyet edilerek bunlar üzerinde kurulmuş olan düzenin değiştirilmesi özleminin ifade edilmek istendiği, kitapta kanunun suç saydığı fiillere rastlanılmamış bulunması, açlıktan, yoksulluktan ve sefaletten bahsedilmesinin suç teşkil etmemiş bulunması sebebiyle sanığın tekevvün etmemiş müsnet suçtan BERAATİNE, üyeden Ali Bedirhanoğlu'nun muhalefet oyuna karşı talebe aykırı olarak oyçokluğu ile ve temyizi kaabil olmak üzere verilen karar sanık ve vekilinin yüzlerine karşı ve C. Savcı Yardımcısı Selahattin Yertut huzuru ile açıktan okunup anlatıldı.



16.12.1969


Başkan Üye Üye


'Kızılırmak', işte böyle 'beraat' etti; ve üç yıl yayımlanamayan yapıtın ikinci basımı ancak, Ocak 1970'de yapılabildi.


Ankara, 15 Ocak 1970
ve 7 Kasım 1971


__________________
Bedirxan is offline  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Share on Facebook
Eski 19-05-2007, 12:42 AM   #3 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Nov 2006
Konum: ya Erdemli Bir Baris Yada Gorkemli Bir Savas!!
Mesaj: 4,759
Üye No: 30467
Cinsiyeti : Bayan
İtibar Gücü: 19730
Rep Puanı : 1972273
Rep Derecesi
leila has a reputation beyond reputeleila has a reputation beyond reputeleila has a reputation beyond reputeleila has a reputation beyond reputeleila has a reputation beyond reputeleila has a reputation beyond reputeleila has a reputation beyond reputeleila has a reputation beyond reputeleila has a reputation beyond reputeleila has a reputation beyond reputeleila has a reputation beyond repute
Varsayılan


mükemmel...zor spas heval

__________________
leila is offline  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Share on Facebook
Eski 21-05-2007, 11:55 PM   #4 (permalink)
 
Giriş Tarihi: May 2006
Konum: nrw
Mesaj: 2,433
Üye No: 2482
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 384000
Rep Puanı : 19062291
Rep Derecesi
Bedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond repute
Varsayılan


Alıntı:
leila tafarından gönderildi Mesajı Görüntüle
mükemmel...zor spas heval

Kimse okuma zahmetinde bulunmadi her hal!
spas xwes.

__________________
Bedirxan is offline  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Share on Facebook
Eski 22-05-2007, 12:52 AM   #5 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Mar 2007
Konum: ~~Asker'de~~
Mesaj: 1,058
Üye No: 89248
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 1022
Rep Puanı : 101791
Rep Derecesi
felat botan has a reputation beyond reputefelat botan has a reputation beyond reputefelat botan has a reputation beyond reputefelat botan has a reputation beyond reputefelat botan has a reputation beyond reputefelat botan has a reputation beyond reputefelat botan has a reputation beyond reputefelat botan has a reputation beyond reputefelat botan has a reputation beyond reputefelat botan has a reputation beyond reputefelat botan has a reputation beyond repute
Varsayılan


valla süperdi beee abı ellerıne ve yüreğine sağlık... teşekkürler...

__________________
felat botan is offline  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Share on Facebook
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Dersİm'den SÜrÜlen AŞİret Lİstesİ adem sivas Tarih 4 11-12-2007 09:25 PM
Hz. HASAN berxwedan İslami Sohbet 0 28-03-2007 01:40 PM
Hasan bin Sabbah stenka Biyografi 23 30-11-2006 09:31 PM
hırsız hasan... keskesor Şiirler 21 09-11-2006 11:26 PM
Hasan El Benna berxwedan Biyografi 0 05-11-2006 08:07 PM


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 07:32 AM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.