|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||||
|
Kürt tiyatrosu
Giyasettin ŞEHİR![]() İnsanlığın ilk yerleşik hayata geçtiği, ilk uygarlaşmasını yaşadığı ve ilk kültürleşmenin yeşerdiği Mezopotamya, tiyatronun da ilk nüvelerinin ortaya çıktığı bir coğrafyadır. Mezopotamya'nın en kadim halklarından biri olan Kürt halkının kültüründe, folkloründe, gelenek görenek ve törelerinde de tiyatrosal özellikler her zaman kendisini hissettirmiştir. Ama en belirgin olarak dinsel tören ve taziye gibi ritüellerde gerçek anlamını bulmuştur. Ayrıca Kürt milli kültürü içinde oldukça özel bir yere sahip olan dengbejlikte de belirgin olarak tiyatro özellikleri görülür. Hatta kimi kültür sanat araştırmacılarına göre tiyatro esas kaynağını dengbejlikten almaktadır. Bilindiği gibi dengbejlik, "köken itibariyle Sümerler'e, Gutiler'e, Kassit ile Mitaniler'e, ardından Medler'e kadar uzanır." Mezopotamya uygarlığı da bunların yanı sıra Asur, Babil ve Akatlar'ın oluşturduğu zengin mozaiğin toplam ürünüdür. Mezopotamya uygarlığı, köklü, zengin ve güçlü yapısıyla Anadolu, Mısır, Hint gibi uygarlıkların oluşumuna öncülük ettiği gibi, Yunan uygarlığının da yoğun olarak etkilendiği bir medeniyettir. Yunan uygarlığının oluşumuna doğru gidilirken, Mezopotamya uygarlığı derinliğine izlenmiş, incelenmiş, etkilenilmiş ve yararlanılmıştır. Antik Yunan tiyatrosunun da bu sürecin bir sonucu olarak ortaya çıktığı söylenir. İlk tiyatro biçimi olan Tragedya'nın mimarı ve ilk oyuncusu Thespis'in de Kürt dengbejliğinden etkilenip Dhthnambos korosunun karşısına geçtiği söyleniyor ve aslında yaptığının da bir çeşit dengbejlik olduğu öne sürülüyor. Yapılan tarihsel-bilimsel araştırmaların ulaştığı bulgulara dayanan bu görüş, genel kabul gören mantıklı bir görüştür. Antik Çağ Yunan tiyatrosu ile dengbejliğin özellikleri, benzerlikleri karşılaştırıldığında da bu sonuca varmak mümkündür. Tema, biçim ve tarz olarak oldukça benzer yönler taşımaktalar. Dengbejlik, konularını Kürt mitoloji, destan ve tarihsel olaylarından alır. Bu olayların neden olduğu acıları, trajedileri, sevinç ve hüzünleri verir. Biçimi tek kişinin monologu şeklindedir. Tragedya ise ana kaynağını Homeros'un destanlarından alır. Her ne kadar sahnede koro olsa da, Thespis'in yaptığı monologdur. Yine Antik Yunan tiyatrosu, hitabetin yanı sıra sözlü ve çalgılı müzik ile çeşitli dans, figür ve mimiklerin iç içe yedirilmesi tarzında icra edilir. Bu nedenle tiyatrocular, hem oyuncu, hem senarist, hem şair ve hem de bestekar olmak zorundaydılar. Aynı durum dengbejlikte de görülmektedir. Dikkat edilirse dengbejler sadece türkü söylemezler. Dile getirdikleri aşk, savaş, yiğitlik vb. destanları, sözlü, çalgılı müziği, hitabeti, şiiri, mimik ve jestlerle yoğurur, olayı yaşar gibi, yaşatır gibi anlatırlar. Tabi Kürt tiyatrosunun tarihsel gelişimi ve çeşitliliği dengbejlikle sınırlandırılamayacak kadar geniştir. Taziyeler, köy seyirlik oyunları ve yazılı olmayan, belli kurallara bağlanmayan, doğaçlamaya dayanan oyunlar da Ğki bunlar özel durumlarda, günlerde oynanırĞ Kürt tiyatrosunda önemli bir yer teşkil etmişlerdir. Metni, dekoru, özel oyuncusu, belli bir sahnesi olmayan; halkın ürettiği, halkın oynadığı, kostümünün bildiğimiz Kürt milli giysilerinden oluştuğu ve sokak olur, köy meydanı olur, tarla olur, oynandığı her yerin sahne olduğu doğal oyunlardır bunlar. Kimi mevsimlerin gelişini müjdeler, kimi ürünün bolluğunun coşkusunu yansıtır, kimi gündelik insan ilişkilerini konu alır. Hem güldüren, hem düşündüren, hem üzen, hem sevindiren bu oyunlar her yönüyle otantik Kürt oyunlarıdır. "Buka Barane", "Kose Gelî", "Beran Berdane," Xıdır Nebî" bunlardan sadece birkaçı. ![]() Sahne, dekor, müzik, tema ve tiplemeleriyle Kürt milli kültürünü yansıtan ilk yazılı sahne oyunu, 1919'da, A. Rahim Rahmi'nin kaleme aldığı "Meme Alan" oyunudur. Bu oyun aynı zamanda toplumsal sorunlara eğilen ilk Kürt oyunudur. Oyun, Kürt illerine düşman saldırılarının duyulması üzerine annesi tarafından savaşa gönderilen Memo ve yeni evlendiği karısı Xezal'ın yaşadığı trajik olayları anlatan iki perdelik bir oyundur. "Meme Alan" oyunundan sonra Kürt tiyatrosu uzun bir sessizlik sürecine girdi. Çok nadir oyunlar yazıldı, yazılan oyunlar ise sahnelenemedi. 1959'da Musa Anter, "Birîna Reş"le, 1967'de Taharey Bro "Ayşe? Memo?" oyunuyla bu sessizliği bozmak, tiyatromuza yeni bir kan vererek canlandırmak istediler. Ancak içerik, kostüm, müzik ve dekor olarak ilk modern Kürt oyunları olmalarına rağmen, değişik nedenlerden dolayı bunlar da sahnelenemedi. Ayrıca fazla etkili olmasa da, belli zamanlarda Güney'de ve Doğu'da çeşitli amatör tiyatro gruplarının çabaları da var. Malesef bu gruplar da maddi ve manevi olanaksızlıklardan dolayı ne tiyatromuzun gelişmesini sağlayabildiler, ne de kendilerini yaşatabildiler. Mahabad Kürt Cumhuriyeti döneminde, Doğu'da çeşitli Kürt tiyatroları oluşturuldu; tiyatro salonları yapıldı ve bir de tiyatro okulu açıldı. Ama bu çabalar da Mahabad Cumhuriyeti'nin yıkılmasıyla son buldu. Bu durum tarihsel olarak tiyatromuzun hep can çekişir durumda kalmasına neden oldu. Kürt ulusal demokratik mücadelesine kadar Kürt tiyatrosunun soluksuz kaldığını belirtmek mümkündür. Çağdaş anlamda ve daha yaygın olarak Kürtler; ilk defa özgürlük mücadelesinin bir ürünü olarak tiyatroyla karşılaştı ve bu doğal bir gelişmeydi. Her ulusal, sınıfsal mücadele bir yandan toplumsal siyasal değişimleri ortaya çıkarırken, diğer yandan kendine özgü kültür, sanat ve edebiyatını da yaratır. Bu yaratım, Kürt ulusal demokratik mücadelesinde daha çarpıcı bir biçimde kendisini dışa vurdu. Ulusal kurtuluşçu sosyalist mücadele, 15 yıllık savaş süreci içinde, Kürt halkında yarattığı sosyal, siyasal, kültürel değişimlerle köklü ve güçlü bir Kürt aydınlanması ve rönesansını yarattı. Yaratılan rönesans, etkisini ilk elden kültür, sanat ve edebiyatta yansıttı. Sanat ve edebiyatta düşünsel, felsefik ve ahlaki anlamda hazine değerinde manevi bir kaynak ortaya çıkarıp sunduğu kadar, bunların estetiksel olarak pratikleştirilip, geliştirilerek yaygınlaştırılması için gerekli maddi olanakları da oluşturmaktan geri durmadı. Bugüne kadar mücadele halindeki hiçbir halka nasip olmadığı kadar geniş kurum, kuruluş ve örgütlenmeleri yaratarak Kürt sanatının hizmetine sundu. Her sanat dalında olduğu gibi, Kürt tiyatrosu da doğal ve beklenen bir gelişme olarak bundan etkilendi. Nitekim '90'dan sonra Kürt tiyatrosunun canlanmaya başladığını görüyoruz. MKM ve Enstitüya Kurdi bünyesinde oluşturulan tiyatro grupları, sosyo-politik içerikte elliye yakın oyun sahneledi. Halen de yazılan, sahneye konulan oyunlar var. Her ne kadar bir gelişmeyi işaret ediyorsa da, bu yönlü çaba ve çalışmaların daha da geliştirilmesi, derinleştirilmesi, nitelik kazandırılması ve yaygınlaştırılması gerekir. Mevcut durumda Kürt tiyatrosu; halkın, mücadelenin beklentilerine, ihtiyaçlarına cevap olmadığı gibi, ortaya çıkarılan değerleri karşılamaktan da uzaktır. Halbuki tiyatromuz hem kaynak hem de potansiyel olarak etkin ve hızlı gelişebilme olanaklarına fazlasıyla sahiptir. Kürt halk değerleri, Ulusal kurtuluş mücadelesi ile açığa çıkartılan çağdaş ve insani değerler ve evrensel değerler, tiyatromuzun başlıca üç ana kaynağıdır. |
|||||||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
Kürt mitolojisi, başvurulması gereken önemli bir kaynaktır
![]() Bilindiği gibi tiyatronun bir anlam ifade edebilmesi, sergilendiği coğrafyaya ve içinden çıktığı halka bağlı kalmasıyla orantılıdır. Halkın renklerini taşımayan, açığa çıkmış değerlerini ele alıp sanatsal yaratıcılıkla yeniden üretmeyen, işlenmemiş olanları açığa çıkarıp sanatsal ifadeye kavuşturmayan ve zenginleştirmeyen bir tiyatrodan bahsedilemez. Tiyatroyu tiyatro yapan temel kriter, amaçlarına bağlı kalma oranıdır. Tiyatroda amaç, "insana kendi gerçekliğini, çevresini, tarihteki olayları, bunların nedenlerini, içinde yaşadığı toplumu ve ilişkilerini canlı olarak" tanıtmaktır. Bütün bunlar kendini yeni yeni bulmaya çalışan genç Kürt tiyatrosu için çok daha büyük bir öneme sahiptir. Zira, Kürt halk kültürü, değerleri, yaşam biçimi, anlayış ve yargıları; tarihsel açıdan bir bütün olarak Kürt toplumu, Kürt kişiliği, Kürt felsefesi, Kürt yaşamı, tiyatromuza oldukça zengin bir hazine sunmaktadır. Yine Kürt kültürel yaşamında özel bir yere sahip olan dengbejlik başlı başına bir kaynaktır. Aynı şekilde gizliden gizliye kulaklara fısıldanarak kuşaktan kuşağa aktarılan ve bugüne kadar gelebilen aşk, direniş, savaş ve yiğitlik destanları bağlanmamız gereken önemli değerlerimizdir. Mem Zîn, Bînevşa Narin Cebraile Mire Hekeri, Derveş î Evdê bunlardan sadece birkaçı. Bunun yanı sıra henüz yazılı hale getirilemeyen ve Kürt analarının anlatmakla gecelere sığdıramadığı çîroklar, söylenceler, hikaye ve masallar var. Her biri bir hazine değerindedir. Yine Kürt mitolojisi, başvurulması gereken diğer bir kaynaktır. Ayrıca Kürt milli giysilerinden, gündelik kullanılan yerel alet ve araçlara, folkloründen müziğine, taziyelerden düğünlerine, bütün Kürt gelenek ve görenekleri birer tiyatro malzemesidir. Kürt kördüğümünde ifadesini bulan ihanet, yabancılaşma, zıddına dönüşme, köleleşme, kendini yiyip bitirme, bir bütün olarak Kürdün düşüş hikayesi, bir tiyatro için aranan her türlü özelliği taşımaktadır. Maniler, atasözleri de bu kaynağın bir parçası olarak ele alınabilir. Aslında listeyi daha da uzatmak mümkündür. Örneğin, Mezopotamya mozaiğini oluşturan birçok ayrı dil, din, mezhep ve halk var. Bunların da kültürleri, gelenek görenekleri, yaşantıları; birbirleriyle, Kürtlerle olan ilişkileri; tiyatromuzun başvuracağı, yararlanacağı zenginliklerdir. Bu kadar zengin kaynaklara sahipken, tiyatroyu, tiyatro malzemesini başka yerlerde aramak veya gereğince yararlanamamak, yansıtamamak ya da görememek yabancılaşmaktan, körleşmekten, kendini yitirmekten başka bir şey değildir. Bu, Kürt tiyatrosuna yapılabilecek en büyük kötülüktür. Ve zaten bunlardan soyut olan tiyatro, Kürt tiyatrosu olmaktan çıkmış, başka bir şeye dönüşmüş olur. Bu nedenle kendimizi evrensel akım ve tiyatro değerlerinden koparmadan, araştırıp inceleyerek, sorarak dinleyerek, hatta adım adım Kürdistan'ı arşınlayıp bizzat görerek, yaşayarak kendi değerlerimize ulaşmalı ve tiyatromuzun merkezine koyarak yansıtmalıyız. Kürt tiyatrosunun ikinci kaynağı da Ulusal demokratik mücadelemiz ile yaratılan çağdaş ve devrimci değerlerdir. 15 yıllık savaş bir bütün olarak Kürt coğrafyasını büyük ve açık bir sahneye, her Kürdün yaşamını, hatta bu yaşamın içindeki her anı bir oyuna dönüştürdü. Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesiyle köle, özgür insana; kör, keskin gören göze; zayıf, güçlüye; çirkin, güzelliğe; düşkün, yüceliğe; iradesiz, iradeye kavuştu. Bu dönüşüm, bu kavuşma, bu değişim bile başlı başına bir tiyatro, bir roman konusu. Kürdistan kadınının özgürleşme serüveni; sırtında sopa, karnında çocuk eksilmeyen zavallı Xece'den yaşam tanrıçası Zilan'a uzanan çizgi, ya da Botan kızının aydına dönüşümü; gören, anlayan için bir deryadır. Kanıyla toprağı sulayan her güzellik, kaçırılan, katledilen her Kürt insanı, evi barkı, bağı bahçesi yakılıp yıkılan her Kürt köylüsü ve onların yaşam hikayeleri on bin tane tiyatro yapmaya yetecek kadar büyük bir kaynaktır. Ayrıca savaş süresince, aynı zamanda, iç içe ve birbirleriyle dişe diş bir mücadele içinde yaşayan acı, yıkım, hasret, ihanet, coşku, gurur, kavuşma, direniş gerçekliği var. Yine, Ulusal kurtuluş mücadelesiyle gerçek anlamına kavuşan; sevgi-nefret, yiğitlik-korkaklık, güzellik-çirkinlik, yücelik-cücelik, gerçeklik-sahtelik, özgürlük-kölelik halleri var. Yaratılan yeni duygu, düşünce ve özlemler var. Yeni insan, yeni yaşamın yaratılış hikayesi söz konusu. Bunları yaratan çaba, çalışma, fedakarlık, adanmışlık ve kahramanlıklar, tiyatromuzun ana direklerini oluştururlar. Ve tabii ki, en önemlisi de bütün bu değerleri yoktan var eden Büyük İNSAN... O'nun adım adım yaşamı... Bu yaşamdaki her anın anlamı... Değiştirme-dönüştürme destanı... Yaşanan trajedi, trajedinin nedenleri... Ve de kutsal topraklara ekilmek istenen barış... O'nun destansı mücadelesi... Kısacası Ulusal kurtuluş mücadelesi içinde ifadesini bulan her şey, tiyatromuzun üzerinde yükseleceği temel değerler, dayanması gereken ana kaynaklardır. Üçüncüsü; genel olarak insansal yaşamın şafağından günümüze uzanan, insanın insanlaşma, toplumsallaşma mücadelesinde ortaya çıkan ideolojik, siyasal, sosyal, kültürel, felsefik bütün evrensel değerler; özel olarak da tarihsel açıdan tiyatro sanatının geliştirilmesi doğrultusunda yaratılan bütün maddi-manevi değerler tiyatromuzun yararlanacağı kaynaklardır. Antik Yunan'dan bugüne; tragedyadan komedyaya, dramadan epik diyalektik tiyatroya, Thespis'ten Shaekespeare'e, Moliere'den Brecht'e; "Antigone"den "Hamlet"e, "Adem Oyunu"ndan "Dokumacıların İsyanı"na; her tiyatro döneminin, her tiyatro türünün, her tiyatro akımının, her tiyatro sanatçısının, yazar ve oyuncusunun, her tiyatro eseri ve tekniğinin tiyatromuza katacağı zenginlikler var. Hepsinden en doğru tarzda yararlanmasını bilmeliyiz.
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||||
|
Kürt tiyatrosunun dayanacağı kaynaklar kadar, yerine getirmesi gereken görev ve sorumluluklar da önemlidir.
Hareket edeceği zemini belirleyemeyen bir tiyatro, soyut ve ayakları havada kalan tiyatrodur. Tiyatronun hareket edeceği zemini belirleyen de; oluştuğu ortam ve koşullar, bağlı olduğu toplum, halk, ideoloji ve siyasettir. Kürt tiyatrosu savaş ve mücadele içinde oluşan bir tiyatrodur. Bu nedenle yanlı olduğu kadar mücadeleci, mücadeleci olduğu kadar da alternatiftir. Devrimci, sosyalist ve demokrattır. Politik zeminde, politik içerikte, politik bir misyonla rolünü oynayacaktır. Bunun dışında hareket etmesi, özüne, varlık nedenlerine ters düşmesi, dolayısıyla anlamsızlaşması olacaktır. Çünkü tiyatro, insanla ve yaşamla iç içedir. Bu iç içelik kaçınılmaz olarak tiyatroya siyasal yaşamda da önemli roller yükler. Bu bağlamda tiyatromuzun önüne koyması gereken en önemli görev; her geçen gün artan, boyut kazanan toplumsal sorunların çözümüne, özellikle de güncelliğini koruyan barış sürecinin gelişmesine katkı sunmaktır. Bu açıdan eğitici, öğretici, aydınlatıcı bir rol oynamalıdır. Bu genel amaçtan uzaklaşıp, sadece zevk vermeye, hoş vakit geçirtmeye yönelmesi demek, daha işin başında kendisini bitirmesi demektir. Zira tiyatro bir okuldur; insanları eğitir, yaşamı iyiye, güzele ve doğruya yöneltir. Tiyatro ya bu özellikleriyle vardır, ya da yoktur. Dolayısıyla tiyatromuz da bu özellikleri en yaratıcı bir biçimde işletmeli; halkı eğitmeli, aydınlatmalı, demokratik gelişmesinde ivme kazandırıcı bir rol oynamalıdır. Bilinç ve kültürel düzeyinin yükseltilmesi kadar, yeni devrimci değerlerle bütünleşmesinde bir köprü olmalıdır. Yapacağımız tiyatro, sordurmalı, sorgulatmalıdır. Yaşamı, acıları, tutkuları, aşkları, sevinçleri yeniden yeniden sordurtmalıdır. Ne nedir, nasıl yaşanılıyor? Ne nasıl yaşanır? Kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum? Neydim, ne oldum? Olmam gereken ne? İnsanlara sordurta sordurta, sorgulata sorgulata doğru yolu göstermeli, onları ülkeye, halka, mücadeleye ve temel değerlere bağlamalıdır. Tabii bunu başarmak da, duyguya, beyne hitap edecek etkileyici bir dil gerektirir. Bu sanat dilidir. Sanat dilini tiyatronun etkileyiciliğiyle birleştirmek gerekiyor. Zaten tiyatronun kendisi bir dildir. Yaratıcıdır, estetiktir, kapsayıcı ve kavrayıcıdır. Başkan Apo'nun da belirttiği gibi; bunlar, "Sokak ağzı"yla yapılabilecek şeyler değildir. Bu nedenle Başkan, 'Molliere', 'Shaekespear' ve 'Goethe' okumamızı salık veriyor. Dolayısıyla tiyatro dilini yakalamak, doğru ve etkin kullanmak, tiyatromuzun etkileyiciliği açısından belirleyici bir zorunluluktur. Kürt tiyatrosunun en çok sakınması gereken hususlardan biri de çağımız sanat hastalıklarından uzak durmak, bulaşmamaktır; "Sanat için sanat", "Ben yaptım oldu" gibi popülist, post-modernist, bireyci, bencil anlayış ve tutumlardan alabildiğine sakınmaktır. Bunun yanı sıra, sanat dünyasında yaygın olan kavramsal tartışmaların sığlık ve sıkışmışlığından şu an için uzak durmak da önemli. Elbette zaman içinde Kürt tiyatrosunu sanatın neresine koyacağımızı netleştirmemiz gerekiyor. Ancak bu bugün yapılabilecek bir olay değildir. Bugün, Kürt tiyatrosunu daha güncel, daha acil, daha öncelikli görevler beklemektedir. Öncelikle yapılması gereken, bu görevlerin layıkıyla yerine getirilmesidir. Aksi takdirde böyle bir önem sıralaması yapmadan erkenden bu karmaşaya kapılmak, bizi kendi zeminimizden başka yönlere çekeceği gibi, tiyatromuzun gelişmesine de hiçbir katkı sunmayacak, tersine köstekleyecektir. Tabii bununla birlikte, en az bunun kadar dikkat edilmesi gereken diğer önemli bir konu da, kavramsal karmaşadan uzak durmak adına kalıplara hapsolmamak, kaba dogmatik yaklaşımlara girmemektir. Kürt tiyatrosu mutlaka kaynağına, özüne bağlı kalmalı, asla otantikliğini yitirmemelidir. Ancak bu, dil, içerik, yöntem, oyunculuk, yazarlık, yönetmenlik anlamında yeni arayışların içinde olunmayacağı anlamına gelmez. Öze bağlı kalmak kadar, yeni görsel ve estetik arayışlar da olacaktır. Bu noktada her iki uç savrulmaya düşmemeye dikkat etmeliyiz. Tiyatromuzun bir diğer sorunu da dil sorunudur. Kuşkusuz Kürt tiyatrosu Kürtçe gelişecektir. Bu milli-demokratik açıdan bir görevdir. Ancak burada bağnaz bir tutuma da kayılmamalıdır. Türkçe ve diğer diller de kullanılabilir. Fakat Kürt tiyatrosunun özünün Kürtçe geliştirilmesi gerektiği de asla unutulmamalıdır. Diğer önemli bir konu da; Türk tiyatrosunun bugünkü en büyük handikabına dönüşen, düzen etkilerine bulaşmamak, tiyatromuzun düzen etkileriyle yozlaşmasını önlemektir. Unutmayalım ki, bugün düzen iki seçenek koyuyor önümüze; ya biçtiği role soyunmak, belirlediği çizgi ve çerçeve içinde kalmak, ya da marjinalleşmek. İkisi de bize ters düştüğüne göre, o zaman kendi özgür seçeneğimizi ortaya çıkarmak, kendi çizgi ve çerçevemiz içinde sanat yapmak zorundayız. Bu da özgür irademizle, halkla bütünleşerek çoğalmamızla bağlantılı bir şeydir. Halkla bütünleşip çoğaldıkça, düzenin bize biçtiği kefeni yırtmamız mümkün olacaktır. Yani yapılması gereken; özgürleşmek, kurumlaşmak, yaygınlaşmak ve tiyatroyu bir kültürel mücadele alanı ve aracı olarak ele almaktır. Demek ki, olabildiğince çok insana ulaşmamız gerekiyor. Devlet bunu engellemek için her yola başvuruyor. Yasaklıyor, yöneliyor, daraltmak istiyor. Ama tiyatro, devletin bu antidemokratik dayatmalarına boyun eğmeyecek kadar onurlu ve direngendir. Tarihsel serüveni içinde tiyatro, baskılara, engellere, yasaklamalara karşı direnerek varlığını koruyup bugüne kadar gelebildi. Hele bu, savaş ortamının zorlu koşullarında ortaya çıkmış, devrimci bir tiyatro ise eğer, yılmak bir yana, devrimci yaratıcılığın gücüne dayanarak, kendini üretmenin ve kitlelere ulaştırmanın yolunu mutlaka bulur. Yapmamız gereken de budur. Kitlelerin gelmesini beklemeyecek, salonlardan çıkıp, sokaklara, fabrikalara, tarlalara, köylere kadar uzanarak kitleyi biz kucaklayacağız. Ancak kitlelerle kucaklaşmak da tek başına bir anlam ifade etmez. Bu çabamız bile mutlaka bir amaca yönelik olmalıdır. Tiyatromuz emperyalist-kapitalist sistemin insanı insana yabancılaştırma politikasına karşı, insanları bir araya getirmeyi, ortak duygu ve düşüncelere sevk ederek toplumsal ilerlemeye hizmet etmeyi hedeflemelidir. Diğer yandan ulaştığı kitlelerin duygularına tercüman olmalı, onları dillendirmeli, bir araya gelen yığınların ortak çığlığı, ortak kahkahası, ortak duygu ve düşüncesi olmalıdır. Kendini yaygınlaştırmanın yollarını daha da çoğaltmak mümkündür. Örneğin, Avrupa'da yapıldığı gibi Türkiye ve Kürdistan'da çeşitli tiyatro festivalleri düzenleyerek gelenek haline getirmek, tiyatromuz açısından önemli gelişmelere yol açacaktır. Buna Türkiye'de, dünyada devrimci-demokrat çizgide sanatlarını icra eden amatör-profesyonel tiyatro grupları da dahil edilebilir. Böylece hem tiyatromuzu çekici kılmak, hem kitlelere ulaşmak, hem tiyatro çabalarını arttırmak, hem de daha zengin bir tiyatro yelpazesinden yararlanma olanağını bularak, amatörlüğü aşmada önemli bir mesafe kaydedebiliriz. Amatörlük, Kürt tiyatrosunun yaşadığı ama mutlak anlamda aşmak zorunda olduğu sorunların başında gelir. Çok çabuk amatörlükten kurtulup profesyonelleşmeliyiz; yazarlıktan yönetmenliğe, oyunculuktan teknik adamlığa kadar nitelikli elemanlar yaratmalıyız. Bunun da en etkili yolu, yetkin tiyatro eğitimini verecek tiyatro okulları, atölyeleri, dernekleri vs. açmak, yaymak ve işlevsel kılmaktır. Bu, oturmuş, nitelikli, kalıcı topluluk geleneğini yaratır ve kurumsallaşmaya ön ayak olur. Potansiyelimizi doğru temellerde işletmemizi de beraberinde getirir. Bugün kahveleri dolduran binlerce, yüz binlerce işsiz güçsüz gencimiz var. Bu gençlerin ilgilerini tiyatro gibi sanatsal etkinliklere yöneltmek ve işletmek hem bir görev, hem de olanaktır. Kuşkusuz tiyatronun kalıcı kılınmasının daha birçok yolu ve yöntemi var. Bunlardan biri de, ortaya çıkan tiyatro eserlerini bir araya getirip kitaplaştırarak ölümsüzleştirmektir. En önemlisi de, ulusal ve evrensel değeri olan ve Apocu sanatı yansıtan şaheserleri Kürt tiyatrosuna kazandırmaktır. Şunu akıldan çıkarmamak gerekir: Bir tiyatronun sürekliliğini sağlayan ve niteliğini belirleyen ölçü, onun ne kadar çok oyun oynadığı değil, halka, topluma, insanlığa mal olabilen kaç oyun çıkardığıdır. Yüzlerce oyun oynanır, ama belleklerde hiçbir kalıcı iz bırakmaz. Ama bir büyük oyun Shaekespeare'in Hamlet'te söylediği gibi "çağının aynası ve kısaltılmış tarihi" olur, silinmemecesine insanların belleğine yerleşebilir. Ve uzun bir tarihi kesit boyunca büyük bir ilham kaynağı olarak başvurulan şaheser haline gelebilir. Bu özellikler değil midir ki; Aishilos'un Eumenides'ini, Aristoteles'in Poetikası'nı, Shaekespeare'in Hamlet'ini, Victor Hugo'nun Kronwel Dramı'nı günümüze taşıyan? Peki neden Kürt tiyatrosu aynı nitelikte eserler ortaya çıkarmasın? Doğrudur; tiyatromuzun düzeyini düşüren, geri çeken, aşmakla yüz yüze olduğumuz sorun ve engel çok. Devletin antidemokratik uygulama, baskı ve yasaklamalarını aşmak kadar, yaşanan ciddi ekonomik, finansal olanaksızlıkları, mekan bulmakta çekilen zorlukları ve gerek yazarlık, gerekse de oyunculuk anlamındaki mevcut gerilikleri de gidermekle karşı karşıyayız. Ancak mücadeleye, halka, tiyatronun gücüne ve devrimci iradeye, yaratıcılığa sırtımızı dayadıkça, her türlü zorluğu aşıp, hızla gelişerek, bugün büyük bir kriz içinde bulunan Türkiye ve dünya tiyatrosunun besleneceği bir kaynak haline gelmeye de adayız. Yeter ki, üzerinde yükseldiğimiz değerlere bağlı kalalım. Beslendiğimiz zengin kaynakları, sahip olduğumuz büyük potansiyeli doğru değerlendirmesini bilelim. Apocu sanatın gücü ve yaratıcılığıyla donanalım ve kendimize güvenerek yüklenelim. Onun sonrasında yapamayacağımız hiçbir şey yoktur. Gerisi kendiliğinden gelir. Alıntıdır....
__________________ Bu mesaj en son " 27-06-2006 " tarihinde saat 11:50 AM itibariyle achar tarafından düzenlenmiştir.... |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Kürt Kronolojisi | achar | Tarih | 7 | 22-12-2008 04:26 PM |
| 5000 yıllık kürt tarihi... | achar | Dirok | 86 | 19-08-2008 12:18 PM |
| Tiyatro Sözlüğü Terim ve Anlamları | rebuwarr | Tiyatro | 3 | 06-03-2008 08:07 PM |
| Kürt Sanat Ve Mimarisi | achar | Tarih | 7 | 11-03-2007 09:02 AM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.