|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
KÜRT TİYATROSUNDA DELİLİĞİN ALTIN ÇAĞI
“Deli ağlamaz, akıllı gülmez” Delilik olgusu toplumlarda pek tartışılmayan, deliliği tartışanların da bir tür deli olabileceğini düşünen akıllı (deli) insanlar, akıl cimlastiği açısından suya sabuna dokunmayan akıl hastaları mıdır, acaba? Yoksa deli de milyonlarca insan tipi arasında yaşayan bir insan figürü müdür? Deli olduğunu kabul eden insanların aslında çok fazla zeki olduğu ve deliliğin kötü bir şey olmadığını, deliliğin sanattaki yaratıcılığın temel koşulu olduğunun öngörüsüdür. Biz bu yazımızda deliliğin ne kadar iyi bir durum olduğu ve akıllılığın ne kadar olumsuz olduğunu değil, deliliğin Kürt ve yaşadığımız toplumda niye bu kadar sevildiğini ve geçen tiyatro sezonunda Kürt tiyatrosunda niye bu kadar işlendiğine bir göz atmaktır. Göz atarken göz çıkarmak değil, kör göze parmak hiç değil, gözün görmediği deliliğin ayrıntılardaki gizliliğinde fark etmek olsa gerek. Geçtiğimiz tiyatro sezonunda Kürt Tiyatrosu “deliliğin altın çağı”nı yaşadı dememizde abartı olmasa gerek. Çünkü sahnelenen oyunlar ve içindeki karakterler deli olgusunu en iyi şekilde ele almışlardı. Tiyatronun tartışılmaz tipi “deli” tipidir. Bir oyunda oyunun en renkli ve en derin tipidir deli karakteri. Tabi, yazar ve ya yönetmen karakteri nasıl ele aldığıyla da ilgili bir durumdur. Deli bazen oyunu kurtaran adamdır, bazen seyirciyi geren ve deliliğe giden yolu gösteren kişidir. 2005-2006 tiyatro sezonunda Kürt tiyatrosu adına üç tane oyun sahnelendi. Bu üç oyunun baş kahramanları da “deli”lerdi. Bunlardan bir tanesi; M. Emin Yalçınkaya’nın kaleme aldığı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın sahnelediği “Mala Dînan” (Deliler Evi) oyunuydu. Bu oyun; Toplumda bir birey birçok şeyden rahatsız ise ve bunu değişik sebeplerden dolayı dillendiremiyorsa, bunun insani yanı sorguluyor. Bu koşullar da yaşayan insanların zavallılığı ortada. “Mala Dînan”da altı “deli” insan yaşamaktadır. Kendini akıllı sananlara göre altı Donkişot. Yaşadıkları onca kaosa rağmen isyan eden kahramanlarımız “Kral Çıplaktır” diyorlar. Bu durumda kimileri gülüp geçiyor. Kimileri ise candan alkışlıyor. Ama ilginç olanı kimileri de çok kızıyor. Bu durumu normal karşılamak lazım, çünkü deli dediğimiz akıllı insanlar bunu sansürsüzce dillendirenlerdir. Acaba gerçek anlamda “Kral Çıplaktır” diyen kişi bir tür deli miydi? Kesinlikle. Can alıcı soruyu sorduran Nikolay Gogol’un “deli”sini ise, Tiyatro Avesta Bir Delinin Güncesi eserinden “Rojnivîska Dînekî adıyla Kürtçe sahneledi. Bu oyun ise; Bir dairede kalem memurluğu yapan ve giderek delilik mertebesine ulaşacak olan kahramanımız, bu durumdan sıkılıp toplumun ona biçtiği “Memur” rolünü benimsemeyip kendisine İspanya Kralı sıfatı yakıştırıyor. Burada “Kimim ben, niye kalem memuruyum, belki de İspanya Kralıyım” deyip toplumun verdiği karakterden çıkıp kendi benimsediği karaktere giriyor. Tabii, bu arada İspanya dediği yer tımarhaneden başka bir yer değildir. Buradaki delinin çok okumaktan, sınıfsal dengeyi sorgulamaktan ve tabi ki meşhur soruyu sordurmaktan (Aşk delilik midir) delilik sıfatına layık görülüyor. Bazen kendi kendimize “acaba delilik sınırına ne kadar yakınım” sorusunu sormamızda bir yarar vardır. Çünkü delilik ve aynı manada kullanılan çılgınlığın bizi çoğu kez yeni bulgulara, yeni olgulara götürür ve hatta sorunların çözümünde etkin kılabilir. Örneğin Dario Fo’nun yazdığı ve Teatra Jiyana Nû’nun “Mirina Anarşîstekî” adıyla Kürtçe sahnelediği Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü; Söz de bir delinin (akıllı-deli) savcı kılığına girip karakolun beşinci katından atılan bir anarşistin ölümünün faillerini ortaya çıkarması gibi. Ardından savcı değil de deli olduğu anlaşılıp kaçtığı tımarhaneye geri gönderiliyor. Evet, “olmak ya da deli olmak” veya “olmamak”. Bütün meseleyi burada aramamak gerekir. Asıl mesele bu kadar tesadüfün yan yana gelmesidir. Kürt tiyatrosunda üç “deli” oyununun aynı sezonda oynanması “delilik” olabilir mi? Belki de, deli olmaktan başka çareleri olmayan Kürt tiyatrocuların delice bağrışmalarıdır. Ya da akıllı olup yönetici-seyircinin derdini çekeceklerine, deli olup yönetici-seyircinin dertlerini çekmesini istemişlerdir. Delilerimizi tımarhaneye değil de, tiyatro salonlarına kapatmamız kaçınılmazdır. Bu delilerin ortaya çıkardıklarına bir kerecik de olsa kulak vermek gerekir. Aksi taktir de tekrar akıllı olurlar ve bulgularından bihaber oluruz. Bu oyunları ancak deliler ortaya çıkarabilir, biraz deli, biraz kaçık olmayan tiyatro yapamaz. Don Kişot da bir deliydi… |
|||||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
Bu delilerin ortaya çıkardıklarına bir kerecik de olsa kulak vermek gerekir. Aksi taktir de tekrar akıllı olurlar ve bulgularından bihaber oluruz. Bu oyunları ancak deliler ortaya çıkarabilir, biraz deli, biraz kaçık olmayan tiyatro yapamaz. Don Kişot da bir deliydi…
spas heval...ilginç bir noktaya dikkat cekmişsin... keda te sax be ![]()
__________________ |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Kürd Talebe Hevî Cemiyeti Beyannamesi*** | rebuwarr | Tarih | 4 | 31-05-2006 05:26 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.