|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||||
|
Kültürel ve toplumsal gelişmenin "enerji merkezi" sanat ise, tiyatro da, bu enerji merkezinin en büyük ve en etkili santrallarındandır. Bu etkili santral, canlı mercek olarak güzeli, ama aynı zamanda bütün çarpık yüzleri bize gösterir.
Kürtlerde tiyatro temel zorunluluklardan hareketle biraz da yukarda bahsedilen bilinç üzerinden başlatılmıştır. Tiyatronun tarihsel süreci ve toplumlarla olan ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda özellikle kuzeyde Kürtlerin tiyatro sanatıyla buluşması çok yenidir. Genel olarak sahne, seyirci düzeyinde, ilk ciddi buluşma Kürdistan'ın Mahabat kentinde tiyatro salonuna dönüştürülen bir garajda gerçekleştirilmiştir. 1944 yılının yaz mevsiminde (bazı kaynaklarda bu tarih 1946 olarak verilmiştir) "Dayîka Niştiman/Ana Yurt" oyunu ilk kez seyirciyle buluşmuştur. İki ay boyunca sergilenen oyunu sekiz bin kişi izlemiştir. Oyun kimi zaman gündüz saat 11:00'da başlayıp gece yarılarına dek sahnelenmiştir. İki buçuk saat süren Dayîka Niştiman oyunu Kürt tiyatrosunun ilk oyunu olarak kabul edilmektedir. Türkiye'de ise ilk Kürt tiyatro çalışmaları 1991 yılında Mezopotamya Kültür Merkezi'nin (MKM) kurulmasıyla birlikte başlamıştır. Köylerde halk arasında yapılan gösterilerle başlamış olan tiyatro çalışmaları hâlâ sürmektedir. MKM'de; öğrenci, işçi ve işsizlerden oluşan bir grup gencin tiyatro alanında başlatmış olduğu bu çalışmalar, başlangıç itibariyle amatör düzeyde sürdürülmüştür. İzleyiciyle ilk buluşma ise "Mişko" adlı oyun ile gerçekleştirilmiştir. Bu amatör topluluk, 1992'de hemen okullaşmaya/kurumlaşmaya gitmiş ve ilk profesyonel çalışmalarının zeminini bu okullaşma ile yaratmıştır. İstanbul MKM'de sürdürdüğü bu çalışmalar, diğer bölgeleri de etkilemiş, Adana, İzmir, Mersin, Batman ve Diyarbakır'da tiyatro çalışmaları başlamıştır. Ancak, Türkiye'nin her tarafında yasaklanan Kürt tiyatrosu, Diyarbakır'daki çalışmalarını ancak bir yıl sürdürebilmiştir. Tiyatro alanında köklü bir geleneğin olmayışı, dolayısıyla Kürt tiyatrosunun sırtını dayayabileceği sağlam bir tiyatro birikiminin yokluğu, Kürt tiyatrosunun gelişimini olumsuz etkilemiş, kurumlaşmasını geciktiren/engelleyen sorunları beraberinde getirmiştir. Elbette Kürt tiyatrosunun beslenebileceği tarihsel bir tiyatro kaynağının olmayışı bir dezavantajdır. Bununla beraber yasaklı bir tiyatro olması gelişmenin önünde daha da büyük sorunlar yaratmıştır. Bu sorun ve dezavantajlara rağmen on yıllardır süregelen demokrasi ve özgürlük mücadelesine bağlı olarak, büyük avantajlara da sahiptir. Bu avantajların en büyüğü ise, halkın sürdürmekte olduğu mücadele ve bunun yarattığı kültürel değerlerdir. Süren mücadele bir altüst oluştur ve toplumun her alanında olduğu gibi sanat alanında da muazzam birikimler yaratmıştır. Diğer bir avantaj ise, doğu toplumlarına has gizemliliktir. Kürt tiyatrosu bir Doğu tiyatrosu olması nedeniyle de dikkat çekici bir renk olma potansiyeline sahiptir. Türkiye'de MKM bünyesinde on bir yıllık geçmişi olan Kürt tiyatrosu ne yazık ki gelinen aşamada sahip olduğu bu avantajları doğru kullanamamış, halkın ihtiyaçlarına istenilen düzeyde cevap olamamıştır. Sözünü ettiğimiz bu avantajları sanatın süzgecinden geçirerek, yeniden üreterek ve sahneye koyarak toplumsallaştıracak yeteneği gösterememiştir. Ancak şunu da kabul etmek gerekir ki, bunu yapmak için ne yeterli bilgi ne de yeterli birikim vardı. Bu sanatı yapanlar amatörce bu işe koyulmuşlardı ve çalışmalar amatörce sürdürülerek bugüne gelindi. Okullaşma/kurumlaşma gerçekleştirilemediğinden profesyonel bir düzey de yakalanamadı. Böyle olunca toplumun sanat ve kültürel gelişiminde ve yaygınlaştırılmasında üstlendiği misyonu yerine getirememiş oldu. Her bölgedeki tiyatro kendini bölgeye hapsederek içe kapattı. Gerekli açılımı sağlayamadığı için, dar çalışmalarla yetinildi. Bu darlıktan dolayı bırakalım kendi dışındaki tiyatrolar ile ilişki ve diyalog kurmayı, kendi içinde dahi gerekli olan bilgi ve deney aktarımını sağlayamadı. İç örgütlülüğün sağlanmasında yetersiz kalındı. Kurumlaşmanın, iç mekanizmanın sağlanamamasından dolayı sorunlar daha da derinleşti, gelişimin önünü tıkamış oldu. Tabii, bütün bu sorunların kaynağında yatan temel nedenlerden biri de genelde sanatla özelde ise tiyatro sanatıyla kurulan bağın zayıf olmasıdır. Doğru bir bağ kurulamadığından, gerekli bilgi birikimi sağlanamamış, gelişim zayıf kalmıştır. Sistemin halkın varlığını inkâr ederek ve yıllarca baskı altında tutarak onları şiddete itmesi, Kürt halkının sanatla kurması gereken ilişkiyi zayıflatmış, sanatla buluşmasını yıllarca engellemiştir. Başta Kürt halkı olmak üzere bu coğrafyadaki halklara uygulanan şiddet onları da şiddete itmiştir. Halbuki otuz altı yıl kadar önce sanat tarihçisi Herbert Read: "sanatın işlenmesi duyarlılığımızın eğitilmesidir ve bizler sanatsal bir hava içinde kendimizi yetiştirmediğimiz takdirde bomboş bir ruhsal yaşamın, karmakarışık bir sezgiselliğin, dolayısıyla anlamsız ve tatsız bir dünyanın şiddetine itilmiş oluruz. Yaratma isteği olmadığı yerde ölüm güdüsü oluşur ve sonsuz bir yıkıcılığa götürür bizleri" diye yazmıştır. Gelinen noktada elde edilen bilgi ve deneyimlerden hareketle yaşayan ve yaşatan bir tiyatro yaratmak için ilk adım olarak, var olan amatör, hantal, ilerlemeyen, geleceğe ve gelişime dair umudu zayıflamış olan gruplar arası iletişimi sağlamaktır. Giderek tüketici bir duruma gelen tiyatro gruplarının, çağdaş bir biçime kavuşturulması için hiç vakit kaybedilmeden bir çatı altında birleşmeleri ve merkezileşmeleri gerekli ve zorunludur. Bu merkez, ulusal tiyatronun merkezi olmalıdır. Kendine, kültürel gelişime öncülük edecek tiyatronun ulusal demokratik kökler üzerinde yükselerek evrensel dallara ulaşabilmesini sağlayacak bir strateji çizmelidir. Bu çalışma ve araştırmalarla ortaya çıkan tüm veriler, bir sonuca dönüştürülerek sanat ve tiyatro bilimi ışığında koordineli yapı oluşturulmalıdır. Bu kurumsal yapının yaratılması, temel bir ihtiyaç olan çağdaş/demokratik ulusal tiyatroyu güçlendirecektir. Kendi içinde oluşturacağı bir sistemle beslenen ve giderek kurumlaşma kültürünün yaratılması amaç olmalıdır. Varolan amatör tiyatro grupları bir çatı altında merkezileştirildikten sonra, hem bu grupların eğitimleri için, hem de tiyatronun temel sorunlarından biri olan kadro (yazar, oyuncu, rejisör, dramaturg, eleştirmen, dekorist, kostüm, ışık, makjöz, tasarımcılar vb...) eksiğini gidermek için varolan teatral çalışma yöntemlerinde vazgeçilmeli, bilimsel çalışma metotları ışığı altında dört yıllık eğitim veren, başlangıç için en azından bir tiyatro akademisi kurulmalıdır. Bu akademinin sağlıklı gelişen, kendini yenileyerek hep ileriye taşıyan tiyatronun temel taşlarını döşemesi -ki bu temel taş özgür tiyatro insanıdır- için, en uygun yer belirlenmelidir. Bu uygunluk için, önceden ciddi araştırmalar yapılmalıdır. Bu araştırmalar şu an halihazırda varolan tiyatro grupları için de yapılmalıdır. Ve akademiye alınacak öğrenciler için de esas alınmalıdır, böylece akademiye alınanlar için birtakım şartlar aranmalıdır. En uygun olanları seçilmeli, dört yıllık tiyatro eğitimi için hazır hale getirilmelidir. İlk iki yıl genel kültür eğitimi, son iki yılda ise, branşlaşmaya gidilmelidir. Yazarlık, oyunculuk, rejisörlük, dramaturg, dekor, ışık, ve diğer teknik alanlarda profesyonel kadroların yetiştirilmesi için bütün imkânlar zorlanmalıdır. Çok yönlü olarak kurulması temel bir ihtiyaç olan Tiyatro Akademisi'nin tiyatronun her alanında profesyonel kadrolar yetiştirmesi için, her biri kendi alanında yetkin ve profesyonel olan eğitim kadroları şimdiden oluşturulmalıdır. Oluşum içerden dışarıya doğru olmalı ve kadrolar dışardan güçlendirilerek beslenmelidir. İlk iki yıllık genel kültür-sanat eğitiminden sonra başarılı olanları ilgi alanlarına göre sınıflandırılmalıdır. Son iki yıl verilecek eğitimle branşlaşma hedeflenerek ağırlıklı olarak branş dersleri alınmalıdır. Dört yıllık sanat eğitimi için gruplar beşer kişilik alt gruplara ayrılmalı, değişik ülkelerde (Çin, Hindistan, Rusya İrlanda vb...) önde gelen tiyatro insanları ile bir aylık süreci kapsayacak şekilde, ortak uygulamalı çalışmalar yürütülmelidir. Bu ortak çalışmalar ile, kültürler yerinde incelenerek, bu ülkelerin ulusal tiyatroları araştırılmalıdır. Aynı zamanda kültürler arası ortak projeler geliştirilerek kültürlerin birbirilerini besleyerek gelişmesi sağlanmalıdır. Bu, ortak köprü insanlığı buluşturan ortak köprü olacaktır. Sistemin kanlı eline rağmen bu coğrafyadaki halklardan başlayarak bütün halklarla buluşmak bizim için mutlu bir hayat, tarifi imkânsız bir haz olmalıdır. Kemal Orgun* * MKM Tiyatro Oyuncusu __________________ ALINTIDIR |
|||||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Nilüfer Akbal: Ben Kürt Müziğinin Dünyaya Açılan Penceresiyim | Bendewelat | Müzik Sohbet | 20 | Dün 02:19 AM |
| Batı Literatüründe Kürt Kadını | PCkopat | Genel Kültür | 18 | 25-11-2009 05:50 PM |
| Dino: Kürt müziği en sancılı dönemini yaşıyor | Bedirxan | Müzik Sohbet | 3 | 05-07-2008 06:50 PM |
| Avrupa Kürtleri | MÊVAN | İlginç Konular | 5 | 06-03-2008 01:40 PM |
| Kürt Kimliğinin Dayanakları ve Kırılma Noktaları* | JİYAN ADAR | Genel Kültür | 8 | 21-01-2008 04:48 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.