|
|
#6 (permalink) | |||||||||||||||
|
Kürt tiyatroculardan hem özeleştiri, hem eleştiri
Yaklaşık 15 yıldır tiyatro çalışmalarını yürüten Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) , İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali’ne katılamadı. MKM’nin İstanbul’da düzenlenen Uluslararası tiyatro festivallerine katılamaması, kurum sanatçıları tarafından da eleştirilerle karşılanıyor. MKM tiyatro çalışmalarının sorumlularından Murat Batgi, Kemal Ulusoy ve Kemal Orgun, festivallere katılamamanın çok farklı nedenleri olduğunu belirtiyorlar. Siyasi koşulların da önemli bir faktör oluşturduğuna dikkat çeken sanatçılar, kendilerinin de bu sorunda payı bulunduğunu vurguluyor. İKSV tarafından düzenlenen ve 6 Haziran’a kadar devam edecek olan 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali farklı etkinliklerle devam ederken, MKM bu etkinliklere katılamadı. Ancak MKM, sadece bu festivale değil, dünyanın büyük, belli başlı tiyatro festivallerine de katılım sağlayamadı. Yaşanan bu sorunun kaynağında, Kürtçe tiyatro yapılıyor olmasının da payı bulunduğu belirtiliyor. Ancak bugüne kadar Kürt tiyatrosunun önemli aşamalar katetmesine rağmen festivaller konusundaki yetersizlik, tiyatro çalışmalarına yeniden yüklenmek gerektiği görüşünü de açığa çıkartıyor. MKM tiyatro grubunun sanatçılarından Murat Batgi, Kemal Ulusoy ve Kemal Orgun, bu konudaki sorularımızı yanıtladılar. - Özelde MKM tiyatrosu, genelde Kürt tiyatrosu niye uluslararası tiyatro festivallerine katılıp oyunlarını sergilemiyor? Özellikle İstanbul Tiyatro Festivali’ne neden katılamadınız? - Murat Batgi: Sekiz yıldır Ankara Uluslararası Tiyatro Festivaline katılıyoruz. Maalesef İstanbul’da olmamıza rağmen buradaki Festival koordinasyonuyla güçlü bir ilişki kuramadık. Burada hem biz eksik kaldık, hem de bu festivalleri düzenleyenlerin devlet ile ilişkileri bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Onların ilişkileri sponsorlarla ve bir şekilde devlette olduğu için, Kürt tiyatrosunu kendileri için tehlike barındıran unsur olarak gördüler. Ankara festivalini düzenleyenler böyle değildi. Onlar bizi özellikle festivale davet ediyorlar ve Kürt tiyatrosunu Türkiye’nin bir rengi olarak görüyorlar. Zaten onlar ‘Eğer Kürt tiyatrosu festivalde olmazsa, biz temel bir renkten eksik kalacağız’ görüşündeler. Bu doğru bir yaklaşımdı. Ama İstanbul’da bu böyle değil. - Kemal Orgun: MKM festivallere katılıyor, fakat hala İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivaline katılamadık. Biz, birkaç yıl öncesine kadar MKM olarak kabul görmüyorduk. Geçen sene Mekan Festivali vardı, oyunların çoğunluğu Kafkasya'dan gelmişti. Başvurduk, net bir cevap vermediler, ama göründüğü kadarıyla Kürt tiyatrosunun katılımı için hazır değillerdi. Tiyatro festivallerine katılamamamızın bir nedeni de biziz. İyi takip edemiyoruz. Festivaller nerede düzenleniyor, nasıl bir katılım sağlanıyor, bu konularda yeterince etkili bir takip yürütemiyoruz. Biz çok çaba sarf etmiyoruz. - Kemal Ulusoy: Festivalde olamayışımızın tek bir nedeni yok elbette. Şimdiye kadar, biz başvursak da onlar bizi kabul etmiyorlardı. Bundan dolayı başvurma durumumuz da olmuyordu. Siyasi durum biraz daha yumuşadığında, bu sefer hangi oyunla başvuralım tartışmasını yaşadık. Çünkü İstanbul Tiyatro Festivali uluslararası bir niteliğe sahip ve bizim dil, oyunculuk, dekor, müzik gibi unsurlarıyla, her yönüyle iyi bir oyunumuzla başvurmamız gerekiyordu. Bu nedenle, yaklaşık 4 yıl kadar önce Kürt Tiyatro Festivali’nde 6 ödül alan 'TA' oyunumuzla başvurduk, biraz temkinli bir yaklaşım gösterdiler. Bizden de kaynaklanan bazı eksiklikler oldu ve sonuçta katılamadık. Sonraki yıllarda da başvurma durumumuz olmadı. Burada yine de bizim eksikliğimizden söz etmek gerekiyor. - Siz İstanbul Tiyatro Festivaline katılmak için başvurdunuz mu? - Murat Batgi: Biz bir kere başvurduk, maalesef cevap vermediler. Gözleri önünde bir tiyatro var, ama görmek istemiyorlar. - Kemal Orgun: Daha önce başvurumuz olmuştu, fakat bu festivalde başvurmadık. Nedeni bizim eksikliğimiz. Biz MKM olarak onlarla ilişki kuramadık. Her şeyden önce başvuru yapmamız gerekiyordu. - Kemal Ulusoy: Bir kere başvurduk, ama sonra pek üzerinde durmadık. - Kürt tiyatrosu, festivallere katılması için nitelik ve nicelik açısından yeterli mi? - Murat Batgi: Kürt tiyatrosunun sorunları üzerine saatlerce, günlerce konuşabiliriz. Ama sorunlarıyla birlikte 15 yıldır tiyatro yapılıyor. Türkiye’de bir halk gibi görünmeyen bir halkın tiyatrosu yaratıldı. Ama şunu söyleyebiliriz ki hayal ettiğimiz kadar büyümedi. Her şeye rağmen Kürt tiyatrosu rahatlıkla Kürt kültürünü temsil edebilecek durumdadır. Nitelik açısından bence bir sorunu yok, ondan dolayı Ankara festivaline oyunlarıyla katılabiliyordu ve beğeniliyordu. Örneğin, Prometeusê Zincîrkirî, Komara Dînan, Mem û Zîn oyunu, Kürt Tiyatrosunun önemli eserlerindendir. - Kemal Ulusoy: Bence, uluslararası festivallere katılması için Kürt Tiyatrosu yeterince gelişemedi. Bu bir gerçekliktir. Çünkü gruplarımız yok. Yılda sadece bir festivale katılmak için gruplarımız var ama birçok yerde uluslararası festivallere katılsın dersen, bence nitelik açısından yeterince gelişmiş değiliz. - Kemal Orgun: Yapılan festivallerin bir amacı da tiyatro kalitesinin yükselmesidir. Avrupa'da da festivaller düzenleniyor ve bizi çağırıyorlar. Önceki yıl Amstardam'da festival düzenlediler, bizi de çağırdılar ama vize alamadığımız için gidemedik. Aslında çok değil ama Kürt tiyatrosunun oyunları var. - Peki Kürt tiyatrosunun uluslararası festivallere katılması ve niteliğini geliştirmesi için neler yapılması gerekiyor? - Murat Batgi: Bizim sorunlarımız var, ama sadece tiyatro sorunları değil bunlar. Kürtçe yayımlanan tüm eserler için bu sorunlar var. Biz kendimize bir pazar oluşturamıyoruz ve zaten var olan pazarı ve onun sistemini reddediyoruz. Bir şekilde eserlerden haberdar olmamız lazım. Biz pazar konusunda bir yol, yöntem ve çare bulmalıyız. Bir de elbette festivallerin merkezleriyle güçlü bir ilişki kurmamız gerekiyor. Bence, onlar katılmamızı istemese de, biz dayatarak katılabiliriz. Bir söz var, “Biz oyunlarımızı onların gözüne sokalım” der. Ya da biz güçlü bir protesto göstermeliyiz. - Kemal Ulusoy: Biz her yıl başvurabilirdik ama başvuramadık. İnsan kendine güvenmeli. Başvuran oyunlar arasında oyunumuz zayıf olmamalı. Hem içerik, hem oyunculuk hem de teknik açısından ilgi çekmeli oyun... Sadece dilinden dolayı ilgi çekmemeli. Ancak böyle bir oyunla başvuru olmalı. Böyle bir başvuruda olumlu cevap alırız diye düşünüyorum. - Kemal Orgun: Her şeyden önce iyi takip etmeliyiz, nerde ne var, ne zaman başvurulmalı, nasıl başvurulmalı gibi… Geçen sene Devlet Tiyatroları’na ayrılan bütçeden pay almak için bizde Kürt Tiyatrosu olarak başvurduk ama olumsuz cevap aldık. Bundan sonra hem buraya, hem de diğer festivallere iyi takip edip başvurularımızı yapmalıyız diye düşünüyorum. Cemil Oğuz |
|||||||||||||||
|
|
|
|
#7 (permalink) | |||||||||||
|
Bir Gogol klasiği ve Kürtçe sorgulanan benlik
Kimim ben? Belki de tarih boyunca sürekli sorulması gereken ama en az sorulan sorudur. Daha doğrusu sorulmasından sürekli korkulmuş, ilginç ama bir o kadar da derin, gerçek ve incitici bir söz. Kimilerine göre varoluş serüveninin en zor ve anlamlı sorusu, kimilerine göre ise başlangıçtan itibaren hazır bulunan ve sorulmasına bile gerek duyulmayan öylesine bir soru cümlesi. Eğer ikinci düşünceyi benimsemişseniz korkmanıza gerek yok. “Normal” bir insansınız demektir. Yani “öylesine” yaşamanıza devam edip ölene kadar mutlu ve huzurlu kalabilirsiniz. Ama ben her şeyi sorgularım ve bu soruyu da kendime sorarım diyorsanız, o zaman işiniz zor. Çünkü “deliliğe” ilk adımı atmışsınız demektir. Artık toplumdaki her “normal” insan gibi düşünemeyecek ve konuşamayacaksınızdır. Yaptığınız değerlendirmeler başlangıçta sizi, sonrasında etrafınızdakileri “rahatsız” etmeye başlayacaktır. İşte bu noktada sizin bu soruya yüklediğiniz anlamlar sizi ya “normal” insanların düş dünyasına hükmeden “anormal” bir filozof ya da kendi iç dünyasına bile hükmedemeyen “normal” bir deli yapacaktır. İşte asıl korkulan durum; ya “normal” bir deli ile “anormal” bir filozof aynı şeylerse... işte Gogol’un delisi... Uzun sayılabilecek bir çalşımanın ürünü olan “Rojnivîska Dînekî” yani Türkçesi’yle “Bir Delinin Güncesi” Tiyatro Avesta’nın ilk uzun soluklu ve profesyonel Kürtçe oyun denemesi. Ayrıca Avesta kadrosu tarihsel bir misyonun da taşıyıcısı konumunda. Çünkü her yönüyle klasik bir metnin yani dünya klasiği olan Gogol’un ilk Kürtçe oyunudur. Bu durumun Kürt halkı için tartşımasız bir kazanım olduğu aşikar, ki son birkaç yıldır Kürt tiyatrosu adına yapılan ve tiyatro olduğu iddia edilen stand-up türü veya skeçvari ürünlerin Kürt kültüründen ne kadar çok şeyi aldığını görüyoruz. Bu durum Türk tiyatrosunda da böyle, hatta bunun TV’lere yansıması da bu gerçekliği kanıtlar durumda. Nitekim toplumun siyasal, ekonomik, düşünsel ve kültürel gelişmişlik düzeyini sorgulamadan onun sahip olduğu kültürel değerleri tüketmek üzerinden bir şeyler yapmak, topluma dayatılmak istenen global tüketim çılgınlığına kendini kaptırmış olmak anlamına gelecektir. Bu da sadece Kürtler için değil, tüm insanlar için karşılaşılabilecek kültürel sorunlardan olacaktır. Neyseki bu ülkede Türk olsun, Kürt olsun hala değerler üretmeye çalışan sanatçılar mevcut. Oyun; bürokrasinin en alt tabakasında bulunan bir memurun (Alexi İvanoviç) neden bu hiyerarşik yapının en altında yer aldığını sorgulamasıyla başlayan ve yavaş yavaş deliliğe kadar giden sürecini anlatıyor. Alexi İvanoviç kendisine sürekli sorular soruyor. Bu soruları sordukça kendi içinde devleşen sisteme ve etrafındakilere meydan okuyan İvanoviç, bunu yaşamsallaştıracak cesareti ve özgüveni bulamayıp çözümsüz kaldıkça giderek içine kapanan ve pasifleşen biri konumuna geliyor. Bu onu hayal dünyasında yaşamaya, ki sonunda kendisini İspanya Kralı ilan ediyor ve deli olmaya götürüyor. Bu arada genel müdürün kızına sırılsıklam aşık olmasına rağmen toplumsal kalıpların ve kişisel özgüvensizliğin getirdiği cesaretsizlikle bunu bir türlü aşamayan memur, ilginçtir ki oyunun sonunda biraz dramatikte olsa (çünkü tımarhanededir) kurtuluşunu yine bir kadın olan annesinde arayacaktır. Oyunun teknik analizine gelince; oyunda farklı oyunculuk tekniklerinin yanı sıra ışık ve müzikte de farklı şeyler denenmeye çalışılmış. Açıkçası müziklerde yer alan Anadolu motifleri hoş ve farklı bir duygu katmış memurun yalnızlığına. Fakat farklı oyunculuk türleri denenmeye çalışılırken birkaç yerde ana karakterden kopma gözüme çarptı. Yani tek bir oyunculuk türü üzerinden gidilseydi bana göre daha başarılı bir oyun olabilirdi. Kürt Dili konusunda akademik olarak yetkin biri olmamama rağmen oyunun hemen hemen hepsini anladım. Bu benim için muhteşem bir tecrübeydi. Burada Aydın Orak’ın çevirisinin kalitesi üzerine bir değerlendirme yapamayacağım ama anlaşılır bir dilin olması iyi olarak değerlendirilebilir. Bazı bölümlerde çok hızlı konuşması ki rejinin tercihi midir bilmiyorum, bazı duyguların kaybolmasına neden oldu diyebilirim. Bütün bu ayrıntılara rağmen oyunculuk performansı ve seyirci atmosferi açısından ilginç ve başarılı bir oyun olduğu kanısındayım. Bu arada ilginç bir noktayı vurgulamadan geçemeyeceğim. Oyunun çıkmasında emeği geçen Yapı Sanat Evi ile organizasyonu üstlenen Gençlik Kültür Merkezi... Evet sanırım sanat kurumları açısından güzel bir örnek, düşünsenize bağımsız bir tiyatro grubuna kapılarınızı açacaksınız, onlar diledikleri özgünlükte oyunlarını oynayacaklar ve siz onların kültürel mücadelesine destek vereceksiniz. Tabi burada Avesta’nın da sanatsal duruşunu yadsımıyorum elbette. Keşke bütün demokratik-devrimci kültür sanat kurumlarımız bu tür oluşumlara onların önemli işler üstlendiğini görüp o ölçüde katkı sunabilse. Nice Kürtçe oyunlara Avesta... OYUNUN KÜNYE Oyun: Rojnivîska Dînekî (Bir Delinin Güncesi) Yazar: Nikolay Gogol Çeviri: Aydın Orak Yönetmen: Cihan Şan Yön. Yar.: Remzi Pamukçu Işık: Ahmet Çay Müzik: Özgün Yarar Kostüm: Senem Sinem Oyuncu: Aydın Orak ÖMER ŞAHİN
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#8 (permalink) | |||||||||||
|
‘Bavê Teyar bizim kimliğimizdir’
Suriyenin Qamişlo kentinde, çalışmalarını yürüten ve halk arasından neredeyse espiri ve neşenin temsilcisi olarak tanınan Bavê Teyar ve grubunun oyuncularından Beve Teyar (Cuma Xelo) grubun çalışmalarını anlattı. Amaçlarının toplumsal konulara dikkat çekmek olduğunu belirten Bavê Teyar,“Amacımız halkımız arasında yaşanan sorunları espirisel bir dille anlatmaktır“diyor. Sanat, kültür, edibiyat kenti olan Qamîşlo’da yıllardır kültür çalışmalarını yürüten Ebdulbasit Navyan ile Bavê Teyar’ın (Cuma Xelo) kurduğu Bavê Teyar Grubu, gittikleri her yerde, insanları güldürmekten kırıp geçiriyor. Şimdiye kadar 6 tane kısa metrajlı film çeken ve yüzlerce gösteriye çıkan Bavê Teyar ve grubu, bu sıralar Avrupa türnesinde...Bavê Teyar (Cuma Xelo) Bavê Teyar ve Grubu’nun amaç ve çalışmalarını ANF'ye anlattı. Bavê Teyar ve grubunun, müzik, tiyatro,stand-up ve rep olmak üzere çeşitli tarzları var. Açıkçası İnsan, isim koymakta zorlanıyor. En iyisi sizden dinleyelim, Bavê Teyar ve grubunun kimliği nedir? - Bavê Teyar grubunun kimliği, aslında bizce bellidir. Bavê Teyar ve onun grubunun ortaya koyduğu sanattır. Anlaşılmayabilinir. Ama böyle bir şey var. Bavê Teyar grubunun kendine has bir tarzı ve sanatı var. Yalnız tiyatro değil, müzik, film ve rep olmak üzere birçok tarzı var. Ve insanlara kendini böyle kanıtlamıştır. İnsanlar içinde bu tarz Bavê Teyar kimliği olarak, tanımılıyor... Açıkçası kimliğimiz Bavê Teyar kimliğidir. ‘AVRUPA'DAKİ SEYİRCI SOĞUK’ -İlk defa Avrupa türnesine çıkıyorsunuz? Buradaki seyirciyle ülkedeki seyirci arasında ne gibir farklılıklar gördünüz? - Benim inancıma göre ülkedeki sıcaklık buradan çok çok daha yakıcıdır. Burada, insanlar soğuktur. Ben böyle gördüm. Arkadaşlarım ne diyeceklerini bilmiyorum. Ülkede programın sonuna kadar insanlar ayakta alkışlıyor. Alkış, zılgıt ve sloganlar salonu inletiyor. Burda ise çok sakin ve soğuk bir hava var. - Genel olarak, ne tür temaları işliyorsunuz? - Bu değişiyor tabii. Örneğin bir Newroz veya Kürt ulusal bayramıysa işlediğimiz konular da, tabiki bu içeriktedir. Kürtlerin tarihi değerlerlerini işliyoruz. Halkımızın baskı altındaki yaşamını özgürlüğe olan tutkunu. Oyunları sergiliyoruz. Ama normal bir eğlence programlarında ve yaptığımız filmlerde ise durum değişiyor. Toplum içindeki sorunları espirisel yollarla dile getiriyoruz. Amacımız burada hem insanları eğlendirmek, hem de onları bazı konularda düşünmeye sefk etmektir. Buarda, zengin bir Kürtçe dilini de kullanmaya çalışıyoruz. Bir yandan da İnsanlarımıza Kürtçeyi öğretiyoruz. - Kürt toplumun içindeki sorunları espirisel bir ifadeyle dile getirdiğinizimi söylüyorsunuz? - Tabiki. Bizim böyle bir sorumluluğumuzda var. Ve biz bunun bilincindeyiz. Programlarımızın bütün temalarından toplumsal sorunlara dikkat çeken noktalar var. Yalnız bu sorunlara dikkat çekmiyoruz. Aynı zamanda, çözüm yollarını da gösteriyoruz. - Bavê Teyar ve grubu denildiğinde, insanların aklına ilk gelen şaka, espiri ve komiklik. Toplum, bu kadar acı ve yoksulluk içinde yaşamı sürdürürken, neden başka bir şey işlenmiyor... - Bu bilinçli bir tercihtir. Çünkü Kürtler bin yıllardır hep acı ve baskılar içinde yaşamış. Biz kalkıp bugünde tekrar acıları işmeleye kalkışırsak, bu halka katliamları ve baskıları hatırlamaktan başka bir işe yaramaz. Tamam halkımız kendi tarihini, ülkesini değerlerini bilmeli, atalarının çektiği acıları unutmamalı ama dünyadaki diğer toplumlar gibi gülmesini de bilmeli. Biz bunu yapmaya çalışıoruz. ‘Türkiyeye Gitmek İstiyoruz - İşlenen temalarda, toplumsal yaşama yoğun bir eleştiri var. Özelikle kadın, erkek ve aile ilişlere erdeleniyor. Buradaki amacınız nedir? Açıkça şunu söyleyelim; Bavê Teyar’ın, Eyşo, Fato, Zeliha olmak üzere neden 5 tane eşi var... - Amacımız toplumumuzdaki bu gerilikleri eleştirmektir. Biliyorsunuz toplumumuzda kadına çok az değer veriliyor. Ülkemizde birçok insan iki evlidir. Burada kadının iradesi yok sayılıyor. Bizde, grup olarak bu konuyu sanat yoluyla ele alarak, irtelemeye çalıştık. Aslında bu yaşama bir eleştiridir. Amacımız kadının ne kadar değerli olduğunu insanlara kavratmak. Ve erkek ile kadın arasındaki eşitliği sağlamaktır. - Sahnedeki Bavê Teyar ile evdeki Bavê Teyar arasında ne gibi varklılıklar var? - Çok tabii. Birincisi çok eşli değilim. Gerçek ismim de, Bavê Teyar değil. İsmim Muhma Xelo’dur.(53) Qamişlo kendinden dunyaya geldim. Halen bu kentte yaşamımı sürdürüyorum evli ve 8 çocuk babasıyım. Kendi halimde mütevazi bir hayat sürdürüyorum. 1989 yılından bu yana da, kültür ve sanatla uğraşıyorum. - Şuanda, Qamîşlo kentinde çalışmalarınızı yürütüyorsunuz. Önünüzde ne gibi engeller çıkıyor? - Bizim önümüzde öyle çok ciddi engeller yok. Tek bir sorunumuz var; teknik sorunlarımız var. Bu sorunlar bizim çalışmalarımızı geriletiyor. O sorunlarımızsa daha güzel ve büyük projelere imza atarız. - Önümüzediki dönemde ne gibi projeleriniz var? - Biz şimdiye kadar yüzlerce programa çıktık. Ve 6 tane kısa metrajlı film çektik. Bu çalışmalarımızı devam ediyoruz. Şu ana kadar birçok kentte gösteriler yaptık. En büyük amacımız ise Türkiyeye gidip orada, gösteriler yapmaktır. 7 YILDIR GÜLDÜRÜYORLAR Bavê Teyar grubu bundan 7 yıl yıl önce Qamişlo kentinden kurulur. Bavê Teyar grubu, 16 yıldır birlikte kültür sanat faaliyetlerini yürüten Bavê Teyar (Cuma Xelo) ile halen grubun yazar ve yönetmenliğini yapan Ebdulbasit Navyan tarafından kurulur. 6 resmi olmak üzere toplam 10 elamanı olan grup şimdiye kadar, 6 tane kısa metrajlı film ile yüzlerce tiyatro gösterisi yapmış. Grupta Eyşo rolünde oynayan Kifah Col ile birlikte 3 de kadın oyuncu var.
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#9 (permalink) | |||||||||||
|
SEYR-Î MESEL TİYATROSU
“Kürt kültürünü gün yüzüne çıkarmaya çalışıyoruz! ” GÜNEY: Tiyatronuz ne zamandır faaliyette? SEYR–Î MESEL: 2002 yılının Kasım ayında 24 kişiden oluşan bir grup tiyatrocu tüm kalıplardan, başlardan uzak kendi sanatını üretebilmek için bir araya geldi. Seyr-î Mesel’in “Seyr-î” seyretmekten gelir, “Mesel” ise mesele, söylence, hikâye anlamında kullanılır. Bir meselenin, masalın ya da hikâyenin izlencesi denilebilir. Birçok dilde de ortak anlama sahiptir. Farsça, Kürtçe, Türkçede böyledir. Mesel aynı zamanda Brecht’in tiyatro anlayışında kullanılan bir yöntemdir. Bir oyunun sahneye koyma sürecinin ilk aşamasıdır. Bu aşamada tüm ekip oyuncu, yönetmen, ışıkçı, yazar, dekorcu vb. karşılıklı fikir alış verişinde bulunur. Metinler çözümlenir, olayların birbirileriyle olan ilişkileri çözümlenir. Yani bir oyunun toplumsal anlamını keşfetme çalışmasıdır. GÜNEY: Seyr- î Mesel’in kurulması nasıl oluştu? Bildiğimiz kadarıyla tiyatronuz kendine has bir özellik de taşıyor. Bu özelliği nasıl tanımlarsınız? SEYR–Î MESEL: Şu an çalışmalarımızı sürdürdüğümüz ve daha öncesinde harabe bir halde olan bu mekânı kiraladık ve burayı bir tiyatro atölyesine dönüştürebilmek için aylarca çalıştık. Her şeyi kendi çabamızla yaptık, atölyenin boyacısı, sıvacısı, ustası olduk. Bir taraftan inşaat çalışmaları sürerken, diğer taraftan da sanatsal çalışmalarımız yavaş yavaş başladı. Böylelikle kendimizi ve sanatımızı özgürce ifade edebileceğimiz bir mekâna sahip olduk. Her şeyden önce hayatlarımızı bu tiyatroya sığdırmaya çalışıyoruz. Amacımız bir oyunun sadece çıkma aşamasında bir araya gelmek değil. Burada rollerimiz sadece sahneyle sınırlı değil. Bununla birlikte bu yapının kendini idame ettirebilmesi için gerekli olan finans, organize, kurumsal ilişkiler vs. gibi ihtiyaçlarda da rol alıyoruz. Kürt tiyatrosu Türkiye’de başlı başına bir farklılıktır. Gündeme geldiği an itibariyle de farklı özelliklerde, farklı kanallarda kendine yer edinmek mecburiyetindedir. Seyirci faktörünü, ele alması gereken konuları, teknik dizaynları en ince detayına kadar düşünüp ondan sonra harekete geçmesi gereken bir yapıya sahip olmalı. Dünyada var olan rönesans, reform hareketleri, modern tiyatronun kuramları üzerine inşa edilmiş diğer halkların köklü sanat gelenekleriyle aynı kefede tartışılamaz. Bunun içindir ki başlı başına bir farklılık olmasının yanında kendi özgünlüğünü seyircisiyle, oyuncularıyla, yazarlarıyla, yönetmenleriyle pekiştirecek özgür ve bağımsız topluluklara mal etme ihtiyacı duyar. Kürt kültürü henüz işlenirliğini tamamlamamıştır. Yeni ve işlenmemiş bir olguyu ele alıp işlemeye başladığınızda bu zaten kendiliğinden bir özgünlük kazandıracaktır size. Seyr-î Mesel, Kürt Tiyatrosunun kurumlaşması adına bir çabadır. Kürt sözlü edebiyatı ve kültürü çeşitli şekillerde yıllarca varlığını sürdürüp günümüze kadar gelebilmiştir. Ancak şöyle bir benzetmeyi de yapabiliriz: Yıllar öncesinden üretilmiş ancak toprak altında kalmış bir sanat eserini düşünün, onu gün yüzüne çıkarabilmek için toprağı kazmak, bu esere zarar vermeden, onun yapısını bozmadan üzerindeki tozu silerek gün yüzüne çıkarmak gerek. Yani bu halkın yarattığı, ürettiği, biriktirdiği bir kültür var. Biz bunu gün yüzüne çıkarmaya çalışıyoruz. Önce kendi köklerimizden beslenmek... Masallar, seyirlik oyunlar, sözlü edebiyatın her türlüsü bizim için birer kaynak, malzemedir. Böylesi bir çaba sonucunda masallardan ortaya çıkarılan “Sayê Moru (Şahmeran) ”, “Sêva Perîyan” (Perilerin Elması) , seyirlik oyunlardan oluşturulan “Qal û Qir” (Şamata) , mitolojik söylencelerden ortaya çıkarılan “Kemero Bask” (Geyiklerin Ahı) oyunlarını örnek verebiliriz. GÜNEY: Sergilediğiniz oyunlarda konu seçimi, oyun tarzı, dil, müzik gibi öne çıkardığınız bir tarz var mı? SEYR–Î MESEL: Yukarda da söylediğimiz gibi Kürt kültür ve sanatı adına yapılacak tüm yaratımlar size bir özgünlük kazandıracaktır. Kürtlerin yazılı bir tarihi olmadığından, yararlanabileceğimiz ve tiyatromuza konu edineceğimiz sosyal, toplumsal, kültürel her türlü malzemeyi sözlü tarihten alırız. Bu da gösteriyor ki şu an Kürt tiyatrosunun en büyük eksikliği tiyatro yazarlarının olmayışıdır. Bu da bizi bir şekilde doğaç yöntemiyle oyunlarımızı var etmeye ve aynı zamanda bunu artık bir tercihe dönüştürmeye zorunlu kılıyor. GÜNEY: Kendinizi, tanımladığınız biçimiyle bir tiyatro akımına dahil ediyor musunuz, evetse hangisi? SEYR–Î MESEL: Şimdiye kadar gelmiş geçmiş tüm tiyatro dilleri, kuramları, akımları bir şekilde oyunlarımızda görülebilir. Var olan birikimlerden yararlanırız, fakat aynı zamanda hepsini ret ederiz. Dolayısıyla şu tarz bir tiyatro yapıyoruz deme gerçekliğimiz yok. Daha çok deneysel diyebiliriz. Arayışçı; kendi dilini, tarzını arayan, bulduğunu yeniden sorgulayan, hep yeniyi arayan bir tiyatrodur. Var olanı yıkan, altüst eden ve yeniden kuran. Kurduğunu reddeden dolayısıyla kendini reddeden bir tiyatrodur. Dolayısıyla bir şeyleri ret etmek, alt-üst etmek, yeniden üretmek, oyunlarımızda bunu yapmak bizi yani Kürt tiyatrosunu bir yapılanmaya zorluyor. Ürettiğimiz her oyun sahneleme biçimi olarak, tarz olarak, oyunculuk biçimi olarak, felsefe olarak, görsellik olarak bir arayıştır ve hepsi kendi çapında bir örnektir. Bunun yanında oyunculuk bizim tiyatromuzda önemli bir unsurdur. Yani oyunların üretim sürecinde oyunculuk belirleyicidir. Genellikle yazılı metinlerden yola çıkarak oyun kurmuyoruz. Her şey sahne üzerinde olur ve bunun sonucunda bir metin çıkar. GÜNEY: Bir kültür dalı olarak tiyatronun halka/insanlara sunacağı bir işlevi var mı sizce? SEYR–Î MESEL: Eh tabiî ki bu yadsınamaz bir durum. Tiyatro her sanat dalı gibi seyircisiyle buluşur ve bir etkiyi mutlak bir şekilde sağlar. Bu halkın diline, fikirlerine, yaşamına, kültürüne etki eder şüphesiz. Fakat şöyle bir kafa karışıklığına yol açmamalıyız: Bunu kimin için yapıyoruz? Bu aynen “yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan çıkar’ sorusuna benzer. Ucu açık bir tartışmadır sadece bu. GÜNEY: Tiyatronuzu nasıl tanımlarsınız? SEYR–Î MESEL: Seyr-î Mesel Tiyatrosu profesyonel çalışan fakat amatör bir ruha sahip bir yapılanmadır, diyebiliriz. GÜNEY: İzleyicinizin profilini tanımlayacak olursanız, izleyenlerin yaş, cinsiyet, mesleki ve etnik kökeni açısından durum nedir? SEYR–Î MESEL: Her yaştan, her cinsten, her sınıftan çok renkli bir seyirci profiline sahibiz. Genellikle Kürtçe oyunlar oynadığımız için izleyicilerimiz de daha çok Kürtlerden oluşuyor. Ancak tiyatronun olanakları bizim farklı bir izleyici profili ile buluşmamızı sağlıyor. GÜNEY: Yaşadığınız belli başlı sorunlar nelerdir? SEYR–Î MESEL: Ekonomi ve seyirci sıkıntısı başta olmak üzere tiyatronun genel sorunlarını biz de yaşıyoruz. GÜNEY: Bundan sonraki oyunlarınız nelerdir, bu yılki planınızda neler var? SEYR–Î MESEL: 26 Mart’ta prömiyerini yapacağımız “Mesela ne kadar ozağ” oyunuyla gösterimlere devam edeceğiz. Bu oyun Türkçe ağırlıklı bir oyundur. Bunun dışında yeni projeler araştırmaya devam ediyoruz. Elimizde var olan oyunları şehir içi ve şehir dışında, ayrıca tiyatronun ulaşamadığı yerlerde de sergilemek istiyoruz. Buna dair turne planlarımız var. Davet edileceğimiz festivalleri de değerlendireceğiz. SEYR-î MESEL Sanat Atölyesi İstiklal Caddesi, İmam Adnan Sokak, Nane Sokağı No: 5, Kat: 4 - Beyoğlu - İstanbul Tel: 0212 – 244 80 46 · Faks: 0212 – 244 97 89
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#10 (permalink) | |||||||||||
|
val kajin zor spss...valla ii konu bence...bende muhabet blmnde KÜRT SİNEMASINI AÇTIM ama battı...olmadı..bence uzerinde duurlması lazım iki konu...hemde şiddetle....
__________________ |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Kürt Kronolojisi | achar | Tarih | 5 | 29-05-2007 12:03 PM |
| KÜrt Dİasporasi-1 //gİrİŞ... | PCkopat | Tarih | 27 | 02-05-2007 02:33 PM |
| Kürt Tiyatrosu | achar | Şano (Tiyatro) | 7 | 17-03-2007 09:43 PM |
| Tarihte Kürt Basini | Şoreşger | Tarih | 12 | 09-03-2007 11:43 AM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.