|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
2003 yılında Cihan Şan, Aydın Orak ve Ömer Şahin tarafından kurulan ve biri “Bir Delinin Güncesi”nin Kürtçesi olmak üzere iki oyun sahneyen Tiyatro Avesta, bu defa mizah yazarı Aziz Nesin’in yazdığı “Tu Ne Gara yî” (Sen Gara Değilsin) adlı eserini Kürtçeye çevirip sıkı prova sürecine girdi. Mehmet Dicle’nin Kürtçe’ye çevirdiği oyunun yönetmenliğini İstanbul Devlet Tiyatroları sanatçısı Turgay Tanülkü yapıyor. Aydın Orak, Remzi Pamukçu ve Ömer Şahin’in rol aldığı oyunun konusu; Günümüzde alışılagelen kahramanlık olgusunu en iyi ve hicivli şekilde ele alan yazar Aziz Nesin, kahramanların bilmediğimiz yönlerini, baştacı yaptığımız, anıtını diktiğimiz, hatta taptığımız önder ve tarihe mal olmuş kahramanların olasılık içi boş ve sahte kahramanlar olabileceğini mizahi bir dille sahneye aktarıyor. HER DİLDEN TİYATRO YAPILMASI GEREKİR Oyunun yönetmeni Turgay Tanülkü ilk defa Kürtçe oyun yönetmesini, oyunu sahneleme biçimini ve yaşadıkları zorlukları şöyle anlattı; “Seçilen oyun zaten evrensel bir oyun. Dolayısıyla herkesin anlayabileceği bir düzeyde olması gerekir. Nasıl bir ingilizce oyun herkes tarafından kabul görüp izleniyorsa, Kürtçe ve ya Lazca da oynanıp izlenilebilinir. Her dilde tiyatro yapılması gerekir ve bu da haktır zaten. Bu gibi eserler ortak eserlerdir zaten, dolayısıyla ortak yazılan tüm eserlerin her dilde oynanmasından yanayız ve onun için de bu uğraşı veriyoruz. Genç bir kadroyla çalışıyorum. Deneyimli ve ya deneyimsiz, herkese yöreğimiz açık bizim. Seyirciden de bu duyarlılığı bekliyoruz. Çünkü bütün kültürler bizim diye bas bas bağırıyorsak, buna da yol vermemiz gerekir. Bütün tiyatroların kapıları kültür adına açılması gerekir”. Aziz Nesin’in bütün eserleri çeşitli dillere çevrildiğini, ayrıca Aziz Nesin’in Türkiye’yi dolaşarak eserlerini yazdığını ve toplumu tanıyıp yazdığını söyleyen Tanülkü;”Dolayısıyla bu oyun her dilde ve her yörede oynanması gerekir” diyor. “Eğer bir yöre halkı sadece Kürtçe biliyorsa kalkıpta ona Türkçe oyun dayatamazsınız” diyen Tanülkü şöyle devam etti; “Çünkü ben İngilizce’yi çok iyi bilen bir insan değilim, ama izlerim, oyunun mizansenine bakarım, oyuncuların duygularına bakarım, oradan oyunu çözümlerim, bu da aynı şey”. ORTAK KÜRTÇE’Yİ KULLANMAMIZ GEREK Oyunun yönetmen Turgay Tanülkü şöyle devam etti; “Eğer kültür hizmeti yapıyorsanız, siz köylere gidecekseniz, o köylünün anladığı dilde oyunları götürmelisiniz. Her şeyden önce her köy ve ya bölgenin Kürtçe’sini bilip ona göre ortak bir anlatım tarzını, yani dildeki beraberliği yakalamamız gerekiyor. Herkesin anlayacağı ortak Kürtçe’yi oyunumuzda kullanmaya çabalamamız gerekiyor”. Oyunu reji açısından ele aldığında, ister Kürtçe bilsin ister bilmesin, herkesin bu oyundan anlamasının sağlanması gerektiğini söyleyen Tanülkü “Kürtçe bilmiyorum, fakat bu konuda dili çok iyi bilen arkadaşlar, dil proplemini hallediyorlar. Bu oyun gerek yurtiçi, gerek yurtdışında sahnelenecek ve insanlar kendi öz kültürlerine ait olan dillerinde oyunu seyredecekler. Herhalde Aziz Nesin sağ olsaydı, haydi bu oyunu birlikte Kürtçe’ye çevirelim derdi” diye konuştu. ![]() İLKOKUL MÜDÜRÜ TAKLİDİNDEN İDDİALI TİYATROCULUĞA AYDIN ORAK İLE SÖYLEŞİ AYDIN ORAK - BİYOGRAFİ Aydın Orak, 1982'de Nusaybin'de dünyaya geldi. Kimliksiz başladığı Nusaybin Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'ndan 1996'da kimlik ve ortaokul diplomasıyla mezun oldu. İlk ve ortaokulda, yerli mallarında ve sınıf eğlencelerinde yaptığı skeçler onun gelecekteki 'Tiyatrocu' kimliğini oluşturacaktı. 1996'da İstanbul'a çalışmaya giden Orak, enjeksiyon, triko, tekstil gibi işlerde çalıştı. Çalıştığı dönemlerde liseyi açık öğretimden okuyarak tamamladı. 1997'de HADEP Gençlik Kolları'nda tiyatroyla tanışır ve ilk oyununu orda oynar. 2000'e kadar tekstil sektöründe çalıştı ve tiyatro çalışmalarına bu arada devam etti. Bunun sonrasında Mezopotamya Kültür Merkezi 'nin düzenlediği tiyatro eğitimi kursu elemelerini başarıyla geçerek katılmayı hak kazanır. MKM Tiyatrolarının başarılı bir öğrencisi olarak çalışmalarını sürdüren Orak, Teatra Jiyana Nû'ya geçerek çalışmalarını sürdürür. Grubun ve kendisinin ilk tragedya oyunu olan Prometheusê Zincîrkirî (Zincira Vurulmuş Prometheus) oyununda Hermes ve Kratos karakterlerini oynadı. Bu oyunla Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali, Diyarbakır Kültür Sanat Festivali, Doğu Beyazıt Kültür ve Turizm Festivali 'ne katıldı. Ahmet Cemal'in eğitmenliğindeki Bakırköy Belediyesi Genç Sanatlar Atölyesi ve çeşitli tiyatro atölyelerine katıldı. 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Türkiye'ye gelen dünyanın efsanevi tiyatro adamı Peter Brook'un atölyesine katıldı. Aydın Orak tiyatro çalışmalarını sürdürdüğü 2002 yılında ilk kamera deneyimini, Sala Nû Hinek Zû (Yeni Yıl Biraz Çabuk) adlı parodilerin çekimiyle başladı. "Çemberimde Gül Oya", "Ağa Kızı" gibi ondan fazla televizyon dizisinde bölüm oyunculuğu yaptı. Oynamaya başladığı bu rollerle kamera tecrübesini kazanan Orak, daha sonra karakter oyuncusu olarak Ahmet Soner'in çektiği Pervane adlı kısa film, Aykut Düz'ün Çalsın Davullar ve Erbay Gül'ün Vicdansızlar adlı televizyon filmlerinde rol aldı. Aynı yıl içinde Kar û Bêkar (İş ve İşsiz) ve Girav (Ada) isminde iki kişilik oyunda da rol alır. Tiyatro ve sinema oyunculuğu yanı sıra birçok konser ve 2005 Newroz sunuculuğunu yaptı. Birçok şiir dinletisi de gerçekleştiren Orak, müziğini Rojhan Beken'in yaptığı "Hestên Veşartî" (Saklı Duygular) adlı şiir klibi başta MMC müzik kanalı olmak üzere diğer televizyon kanallarında da yayınlandı. Aydın Orak, 2003'te birkaç arkadaşıyla Tiyatro Avesta'yı kurdu. "Bir İshaksın Bir Cemil" adlı oyunu sahneledi. 2005'te Hestên Veşartî (Saklı Duygular) adlı ilk Kürtçe şiir kitabını Berçem Yayınları'ndan yayınladı. Bu arada İstanbul Üniversitesi ÖKBK Tiyatro kolu öğrencilerine koçluk yapan Orak, yazdığı 'Birşey Yapmalı' adlı oyunu okul tatile girdiği için sahneleyemedi. 2006'da Özgür Gündem Gazetesi'nin Kültür-Sanat servisinde tiyatro ve sanat yazıları yazdı. Yazıları Azadiya Welat, Özgür Politika, Londra Olay Gazetesi, Özgür Gündem Gazetesi, Amigra, Önsöz ve Esmer dergilerinde yayınlandı. 2006'da Bakırköy Halk Eğitim Merkezi Tiyatro Oyunculuk sertifikasını aldı. En son kendi kurduğu Tiyatro Avesta'nın çıkardığı ve kendisinin Kürtçeye çevirip oynadığı Nikolay Gogol'un Rojnivîska Dînekî (Bir Delinin Güncesi) oyunuyla Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali ve birçok il ve ilçede sahneledi. Hala bu oyunun sahnelenmesine devam eden Orak, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler- Açık öğretim Fakültesi'nde okumaktadır. 2006'da Yaşar Kemal'in "Teneke" adlı tiyatro oyunu Kürtçeye çevirip Berçem Yayınlarından yayınladı. Aynı zamanda yönetmenlik yaptığı Teatra Arzela'yla "Deq" adında bir oyun sahneledi. - Sevgili Aydın... Daha önce kaleme alınmış özgeçmişini burada vermek sanırsam tanınman açısından çok iyi olacaktır, site aile bireylerinin seni tanıması açısından. Okulda yerli mallarında oynadığın kısa skeçlerden bugüne epey zaman geçti. O günün Aydın Orak'ı skeçten tiyatro oyuncusu olacağını kestirmiş miydi kendisinde. Mesela benim kafamda yazmak diye bir şey yoktu ilkin herkesin klasik ütopyasındaydım ve idealim bir futbolcu yâda sesimin güzel olmamasına rağmen ses sanatçısı olmak gibi. Yani nede olsa ulusal bilinç olmadan önce birazda iletişim araçlarının manipüle ettiği ve şekillendirdiği kimliksiz kişilerdik. Sende bu serüven nasıl olgunlaştı birazda anılardan hareketle bunu değerlendirir misin? İlk başta organizeli bir şekilde olmayan bu skeçlerden hangi muhtevaya daha yatkındın, komedi, trajedi vs. İlkokuldaki yerli mallarında okul müdürünün taklidini yaparak yaptığım skeçler beni şimdiki tiyatrocu kimliğine getireceğini hiç düşünmemiştim ve tiyatrocu olmak gibi de bir idealim yoktu. İlginç ama o dönemde kendime hedef olarak seçtiğim bir idealim yoktu. Yani idealleri peşinde koşan bir çocuk değildim. Sanırım idealler benim peşimden koşuyordu. Bu ideallerden bir tanesi de tiyatroymuş. Yatılı okulda okuduğum için, içine kapanık ve pek konuşmayı sevmeyen bir öğrenciydim. Çünkü gerek aile, gerek sistem, gerekse de okulun baskısı toplum olarak beni ve benim gibi çoğu insanı içine kapanık, utangaç ve kendini ifade etmede zorlanan insan tiplemelerini ortaya çıkarmış ve hala çıkarıyor maalesef. Sanırım sizinde dediğiniz gibi bizler o dönemin kimliksiz kişileriydik. Skeçlerle yola çıktım, 2000 yılında ciddi anlamda tiyatroyla tanışınca; tiyatronun skeç ve taklitten ibaret olmadığını anladım. Ve toplumda bilindiği gibi iki laf cambazlığıyla olabilecek işler olmadığını, tiyatronun dramatik ve sahneleme biçimiyle bir tür bilim olduğunu anlamam uzun sürmedi. Komedi veya trajedi oyunculuk ve oyun tarzlarına eşit mesafede olduğumu söyleyebilirim. Çünkü bilindiği üzere tiyatro yapmak ve tiyatrocu kimliği kazanmak, tiyatronun bütün boyutlarını yaparak ve bunun üstesinden gelerek, gerek komedi, gerek dram, gerekse de diğer tiyatro tarzlarını yaparak başarılı ve gerçek anlamda bir oyuncu olabilirsiniz. Aksi taktirde tek tip oyuncu olmaktan kurtulamazsınız. --Hangi düşüncelerden dolayı Tiyatro Avesta’yı kurdun ve böyle bir oluşumun gerekliliğini anlatır mısın? Bunun açıklığa açımlanarak kavuşturulması gerekir. Sanırsam birçok kişi MKM'de yetişip yâda ilk başta orada emek vererek, bağımsız ve kendi ayakları üzerine dikilerek çalışmalarını sürdüren arkadaşlarımızın bu tutumunun nedenlerini anlamak isteyecektir. Tiyatro Avesta bir gereklilikti kendi teatral duruşumuzu ifade etmek açısından. Çünkü tiyatro sanatı öyle bir sanat dalı ki, en küçük estetik görüş ayrılığını, tiyatroya bakış açısını ve kişisel çatışmayı kabul etmez ve kişi(oyuncu) arayışını ve seçimini bağımsız olmaktan yana koyar. Tiyatro Avesta'yı kurarken ilk ve tek amacımız Kürt Tiyatrosu'nda özgün, kendimizce deneysel ve örülen Kürt Tiyatro duvarına bir tuğla daha koymaktı. Tiyatronun olmazsa olması inandığın şeyi yapman ve inandığın şeyi sahnelemendir. Bence MKM'ler artıları ve eksileriyle Kürt sanatında birer konservatuar görevi görüyor ve görmesi gerekiyor. Konservatuar da bir sanatçı adayının mezun olma ve olgunlaşma süreci 4–5 yıldır. Ondan sonra sanatçı kendi olgunluğuyla diplomasını alır veya gider ödenekli tiyatroda oynar yâda gider özel bir tiyatroda oynar. Ya da kendi tiyatrosunu kurar, kendi yağında kavrulur ve kendince o tiyatroda deneysel çabalarıyla yenilikçi bir çizgi tutturup kendi rüştüsünü ispatlar. Bu durum MKM'ler için de geçerli. Çünkü sanatın gelişebilmesi için olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Bu olmadığı müddetçe kısır döngüden kurtulamaz ve hep kendisini tekrar eder. Ben beş yılımı doldurdum ve MKM'den mezun olduğumu her defasında ve her ortamda söylüyorum. Bana ne mezunusun dediklerinde ise Mezopotamya Kültür Merkezi'nden mezunum diyorum. Bir oyuncu olarak MKM'den almam gerekeni aldığımı ve bundan sonra da aldıklarımın üstüne yeni şeyler eklemem gerektiğini düşünüyorum. Şunu da söyleyebilirim; Hiç kimsenin umurunda değil Kürt Tiyatrosu, herkes sembolik olarak günü kurtarmak için tiyatronun ne kadar önemli olduğunu dillendirmekten başka bir şey yapmıyor. Bence günümüzde Kürt tiyatrocuların yaptığı "Don Kişot"luktan başka bir şey değildir. Dünyanın hiçbir yerinde ödenek almadan tiyatro yapılmamıştır. Bu yıl Türkiye'de özel tiyatrolara devletin her yıl verdiği ödenek çıkmayınca tiyatro camiasında kıyametler koptu. Ve birçok tiyatro perdelerini açamadı. Peki, Kürt tiyatrocular ödeneklerini nerden alacaklar ve kime isyan edecekler? Ve de perdelerini nasıl açacaklar? --Tiyatro alanındaki gelişmeler de yazımsallığın çıkış noktasıyla ilintilidir. Yasal olarak kurumların kurulmasının dönemine denk gelmektedir. O günden sonra değişik isimli tiyatro gruplarının etkinliklerine, turnelerine tanık olduk. Oluşumlar, etkinlikler ne kadar mesafe katetti. Kendilerini aşabildiler mi? Dönemsel sorunların afişe edilmesinde, diğer yandan didaktik bir anlayış mevcut mu? Evet, Türkiyeli Kürtler açısından değerlendirdiğimizde yasal olarak Kürt sanatı 1990'larda yapıldığını söyleyebiliriz. Fakat o günden bugüne ne gelişti ve ne değişti sorusuna vereceğimiz cevap; Nicelik-çok, nitelik-az diyebiliriz. Çünkü sanatsal ve estetik anlayışımızı geliştiremedik. "Kürtçe olsunda gerisi önemli değil" yargısı bizi işin sanatsal duyarlılığından uzaklaştırdı ve bizi birbirine benzeyen ürünler çıkarmaya götürdü. Şu gerçekliği de göz ardı edemeyiz; Kürtler tarih boyunca yapamadıklarını bu 15 yıllık dönemde yaptılar. Teatral anlamda birçok Kürtçe oyun sahnelendi. Kürt tiyatrosu açısından ilk dönemler ajit-prop oyunlarla yapılmaya başlanan Kürtçe oyunlar, zamanla kendisini yenileyen grup ve kişileri yenilik çizgileriyle olgunlaştırdı. Kendilerini kendi küçük dünyalarıyla besleyen kişileri ise teatral açısından yerinde saymasını beraberinde getirdi. Bu durumda ise işin asıl önemsenen yerin tamamen sahne görselliği, estetik kaygı ve teatral duruş olması gerekliliği olmalı. --Tarihe bakıldığında birçok ressamın heykeltıraşlık da yaptığını heykelin yetmediği noktada resim, resmin daraltığı yerde önceki görevi devralıyor. Hakketen de sanatçılar çok yönlü ve birbirine yakın sosyaliteye maneven renk katan, siyasallığa etkide bulunan alanlarda güçlüdürler. Seninde hem yazarlık hemde tiyatro da etkinliğin var. Bunların birbirlerini tamamlama zincirini anlatırımsın biraz? Şimdi bilindiği üzere tiyatronun branşlarından yazarlık, tiyatro eleştirmenliği, dramaturgi vs. gibi alanların, hatta yönetmenlik ve oyunculuk yazıyla birebir ilişki içindedir. Ben oyunculukla beraber ve oyunculuğu besleyen unsurun yazı olduğunu düşünüyorum. Çünkü ister istemez oyuncu bir oyun tekstini veya oyunculukla ilgili bir araştırmayı yazının sonucu olarak okuması gerekiyor ve anlaması gerekiyor. Bence yazıyı nasıl okuman gerektiğini ancak yazarak gerçek anlamda anlayabilirsiniz. Biz Kürt tiyatrocuları biraz kompleci olmamız gerekiyor. Çünkü başka şansımız yok. Oyunculukla beraber oyun tekstlerini, oyun eleştiri yazılarını biz oyunculardan başka kimse yazmıyor ve yazmayacak gibi görünüyor. Bu bir süreçtir. Bu süreç böyle geçeceğe benziyor. Bu süreci işletmemiz gerekiyor. Oyunculuktan artan zamanlarımı yazarak değerlendiriyorum. Yani bütün enerji ve dinamiklerimle Kürt tiyatrosuna olabildiğince yararlı olmak istiyorum. --Bir kaç yıldır müzikte, yazımsallık alanında durgunluk ve bir tekrarın olduğunu görüyorum. Tiyatroyu da bunun arasına katarak. Bunun nedenleri nelerdir? Şimdi işin içinde olduğunuzdan dolayı eminim herkesten daha çok somut sorunları tespit etmekle birlikte çözüm formülleri de sunabilmeniz mümkündür. Bu konudaki düşüncelerin nelerdir? Şimdi Kürt tiyatrosu açısından yazıdan bahsetmek pek mümkün değil. Çünkü Kürtçe oyun teksti yazan yazarın olmadığını biliyoruz. Varsa da çok nadiren ve dramatik teatral tekstlerin çok alt düzeyde bir çizgide gidiyor olması işi daha da çok zorlaştırıyor. Evet, son dönemlerde Kürtçe yazılımda baya bir gelişme var. Fakat tiyatro tekstleri yazan yazara bugüne kadar pek rastladığımı söyleyemem. Biz yine şu kanıya varıyoruz; Yukarıda da dediğim gibi bu dönemde Kürt tiyatrocuları kompleci olmak zorundalar. Yani oyunculuğun yanında dekor, kostüm, yönetmenlik ve yazarlık da yapma mecburiyetindeyiz. Bunun başka çözüm formülü olduğunu bilen varsa söylesin yapalım. Kürt tiyatrosu hep diğer dillerden oyun çevirip oynamayacak. Kendisini birazda kendi küllerinden yaratmalı ve kendi tiyatrosunun varlığını diğer dillerin tiyatrosunun seviyesine çekebilmelidir. Bu Kürt tiyatrosunun çıtasını yükseltmek için diğer dillerden eserleri Kürtçeye çevirip sahnelemeyeceğiz anlamına gelmiyor. --Müzik ve yazınsallık göz önüne alındığında, ikisinden daha azdır tiyatroya ilgi, bunun sebepleri nedir? Bizler yani dünya yörüngesine göre doğulular, biraz daha yerele indirgersek Kürtler, tarihleri boyunca kültürlerini sözlü olarak çok zengin bir şekilde bugüne getirdiler. Fakat sadece sözlü olduğu için "söz uçar yazı kalır" rivayetinden yola çıkacak olursak günümüze pek bir şey kaldığını söyleyemeyiz. Birkaç yazılı eserin dışında günümüze eski zamanlardan bir şey kaldığını söyleyemeyiz. Hele tiyatro açısından hiç bir ideamız olamaz. Çünkü yarın adamlar bizden belgelerini isteyecekler. Doğu ile Batı arasındaki fark şu bence; Batılılar tarihlerinde oynadıkları teatral gösterileri yazdılar. Belge haline getirdiler. Doğulular ise daha eski olmalarına rağmen teatral anlamda oynadıklarını yazmadılar. Ve bu durumda tarihten günümüze kalan Batı tiyatrosu oldu. Çünkü kendileri akıllıca davranıp kendi tiyatrolarını hem tarihe hem de dünyaya mal ettiler. Çünkü ellerinde belgeleri var. Sofokles, Aiskhylos v.b'lerinin eserleri var. -- Çıktığınız turnelere gereken ilgi var mı? Yâda bu ilginin katlanması için bütün iş siz tiyatrocularda mı bitiyor? Maalesef bu böyle. Çünkü Kürt tiyatrocular kendi oynadıkları oyunlarını kendileri organize etmek zorunda. Kürtçe tiyatro ne ekonomik yardım, ne manevi destek, ne de gereken ilgiyi görüyor. Kürt oyuncular tiyatrolarının tüm yönleriyle ilgilenmek zorundalar. Aksi taktirde o tiyatroyu yapamayacak durumdalar. Turnelerimizde ilgi yoğunluğu var. Fakat olması gereken yerde değil. --Yaşar Kemal'in "Teneke" adlı eserini çevirdiniz? Bir yerde çeviri esnasında Yaşar Kemal mantığının Kürtçeye daha yatkın olduğunu belirtmişsiniz. Bu düşünceye nasıl vardınız? Yaşar Kemal'le ilk görüştüğümde benimle sohbetin başından sonuna kadar Kürtçe-Türkçe anılarından bahsetti. Ve bana bir dengbêji çağrıştırdı. Türkçenin arasına serpiştirdiği Kürtçe kelimeleri o kadar uyuyordu ki, bana bu iki dilin kardeşliğini; tıpkı iki kültürün birbirlerine kız alıp verme gibi birbirinden beslendiğini anımsattı. Yaşar Kemal Türkçe yazan bir Kürt yazardır. --Kitaplar ne aşamada sevgili Aydın, umduğun bir sahiplenmeyi görebildin mi? Ve diğer yandan hem yazımsal olarak hemde tiyatro bazında Aydın Orak'ın Yeni projelerinden bahsetmek mümkün mü? Kürtçe yayıncılığın kaderi ortada. Yani toplum olarak zaten az okuyan bir toplumuz. Bu Kürtçe olunca katlanıyor. En iyi Kürtçe kitap bile gereken ilgiyi göremiyor. Bu durumda benim kitaplarda aynı kaderi paylaşıyor. Yeni şiir kitabımı belli bir olgunluğa eriştikten sonra çıkarmak istiyorum. Kafamda tasarladığım bazı tiyatro eserlerini Kürtçeye çevirmek istiyorum. Ve bunu ilk defa size söylüyorum; Aziz Nesin'in "Sen Gara Değilsin"(Tu Ne Gara Yi) adlı oyununu ilk defa Kürtçe sahneleyeceğiz. Bu oyunun provalarına başladık. Yakın bir zaman zarfında sahnelemeyi planlıyoruz. Aydın Orak'tan Ez diçim şiir klibi için [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Bu mesaj en son " 13-06-2007 " tarihinde saat 11:02 PM itibariyle Ciwan Sedo tarafından düzenlenmiştir.... |
|||||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
Dİ BİN KLEŞAN DE ŞANO
Di rojek e zivistanê ku dinya sar û seqem de, bi turneya lîstika “Girav” em derketin rêwîtiyeke bêsînor û bi tev dekorê xwe û sê hevalên xwe me li Amedê lîstika xwe lidarxist. Pişt re Bismîl û du re Farqîn. Ciyê welatparêz û şoreşgeran, Farqîn. Em hatin navçê, me dekorên xwe birin salona ku em ê lê lîstika xwe bilîzin. Du re em çûn sûka navçeyê. Li sûkê afîşên lîstikê bi her deverî ve daleqayî bûn. Piştî gera me ya navçeyê ji bo amedekariya lîstikê em çûn salona şanoyê ya îtfaiyeyê. Me amedekariyê xwe bi dawî kirin û em li benda temaşevanan man. Piştî nîv saetê me nêrî ku kesên bi keleş derdora salonê digirin. Kesên bi bedilê reş, drêj û şayik. Di bin çakêtê xwe de keleşê mezin vedişartin. Temaşevanan hêdî hêdî ciyê xwe digirtin. Temaşevan bi kesk û sor û zeran bi rik zêde dibûn. Her çiqas wext ber bi saeta lîstikê ve di hat salon tijîtir dibû. Êdî wextê lîstinê hatibû. Di navbera me û komiserê polêsan de munaqaşe destpêkir. Komiser dixwest li pêşiya temaşevanan, di ber pozê lîstikvanan de qemera bikişînî. Piştî munaqaşeyê qemera paş de kişandin. Li her derê salonê û derdora salonê kesên bi keleş û em li dijî wan dileyistin. Wan jî û me jî dizanîbûn ku “huner perçeyekî tekoşînê ye”. Di şanogeriya kurdî de her tim ev pirgirêk û astengî çêbûne û wisa dixwiyê ku wê demekê wiha berdewam bike. Dema ku li Fargînê di nava gel de ev replikên lîstikê di hatin gotin, bawer dikim temaşevanan serhildana Antîgoneyê ya li hemberî Kreon dûrî xwe nedidîtin. Her weha Antîgone weke tekoşereke kurd didîtin; KREON: Tu ji bo xwe çi difikirî? Tu sûcdarî yan bêsûcî? ANTİGONE : Sûcdar im. KREON : Antîgone, yanê tu sûcê xwe qebûl dikî, ne wisa? Ji bo parastina te tiştên ku tu dixwazî bibêjî he ne? Ev şansê te yê dawiyê ye. Biaxive. ANTİGONE : Ev qanûnê ku binaxkirina birayê min qedexe dike, kê çê kir? KREON : Dewletê. ANTİGONE : Dewlet kî ye? KREON : Yê ku Qiral e û dewletê temsîl dike ez im. ANTİGONE : Wê çaxê yê ku qanûnan çêdike tu yî. KREON : Belê, ji bo dewletê. ANTİGONE : Ma tu Xwedê yî? KREON : Tiştê ku tu dibêjî guhên te dibihîze? ANTİGONE: Ma te negot, şansê te yê parastinê he ye? Kesên ku qanûn ji bo xwe danîne, dibe ku bi kêrî kesên din newin. Kreon sîmgeya dewleta îroyîn e, Antîgone jî serhildêrek, têkoşerek û şoreşgereke li dijî xêrnexwazan serîhildidê ye. Ev lîstika şanoyê ne tenê lîstikek mîtolojîk e, her weha jiyan û kesayetiyekê tekoşîna dema me ye jî. Ji ber vê yekê ye ku şano di jiyana kesan de ciyekî pir grîng û roleke pir mezin digire. Ew kesên ku qanûnan ji bo xwe weke şan û şerefê dibînin, ew kes in ku ji tirsa nava xwe dixwazin serî ji pêşiya wan kesên raman-nûjen bigirin. aydın orak
__________________ |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Tiyatro Sözlüğü Terim ve Anlamları | rebuwarr | Tiyatro | 3 | 06-03-2008 09:07 PM |
| Tiyatro Terimleri | Roj73 | Tiyatro | 8 | 03-01-2008 09:51 AM |
| Aydın Orak ile söyleşi | Mirza | Tiyatro | 1 | 07-08-2007 10:12 AM |
| arkadaşlar yardımcı olun? | DERİNSU | Ödev İstekleriniz | 16 | 04-05-2007 12:02 AM |
| Kısaca Tiyatro | Kajîn Jîr | Tiyatro | 2 | 27-01-2007 12:18 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.