Giriş Tarihi: Aug 2006 |
Konum: yolda.. |
|
Mesaj: 9,525
|
|
Üye No: 23699
|
|
Cinsiyeti : Bay
|
İtibar Gücü: 106741
| Rep Puanı : 10672948
| |
|
| |
|
Konu uygun bölüme taşındı..
Bişeyler buldum işine yarar belki
Kod:
BÜYÜK DÜŞÜNCE AKIMLARI
Zihin, madde, akıl, insanlık ve birey kavramlarına dayalı beş akım birbirleriyle çarpışmakta veya birleşmektedir. Spiritüalist akım ( Platon, Aziz Augustinus, Bergson ), «zihnin» maddeden ayrı bir gerçeklik olduğunu ve duyu organlarıyla algılanan her şeyden daha üstün olduğunu ileri sürmektedir. Bedenden bağımsız ve bilgisinin edinilmesi ondan daha kolay olan ruh; . madde dışı, gözle görülmez bölünmez ve ölümsüzdür. Beden, der Platon, «bir mezardır». Dünyevî yaşamımız dolayısıyla burada bedenin hapsinde tutulan ruhumuzu bir başka dünyadaki kurtuluşuna hazırlamalıdır.
Materyalist akım, dönüşümleri zorunlu olarak tüm görüngüleri 1 (fenomenleri) ya mekanik olarak (Demokritos, Epikuros, Lucretius !, ile, Antikçağ mekanik maddeciliği) ya da diyalektik olarak (Marx ve Engels'e göre) belirlenen maddeden başka bir gerçekliği kesinlikle ' kabul etmemektedir. «Ruh» adı verilen şey, beden için, hissetmek ve davranmak yeteneğinden başka bir şey değildir. Ölüm, bu yeteneğin bütünüyle son bulması demek olduğu için, umulacak veya korkulacak herhangi bir gelecek yaşamımız yoktur.
Descartes 'ın haklı olarak başlatıcısı olarak kabul edildiği rasyo nalist akım Spinoza (etik) ve Hegel (mantık) ile tamamlanmaktadır. Bu filozoflara göre, insanda deneyimden bağımsız bir güç vardır. , akıl. Akıl, ilke olarak a priori, tartışmasız, apaçık ilkelere dayanır; ', bunlar her kesin bilginin dayandığı ilkelerdir. Duyulara gelince, ''; bunlar özel ve rastlantısal birtakım işaretler sağlayabilir. Böylece 1 deneysel bilgi hakikate ilişkin birtakım bulanık görüşler sağlayabilir. Her ne kadar Descartes Tanrı tarafından vahyedilmiş hakikatleri ta baştan bir tarafa bıraktıysa da, rasyonalist bir düşünür ' i için, hiçbir otorite akla veya «sağduyu»ya üstün değildir; Metot Üzerine Konuşma'da (Discours de la methode) sağduyu, «dünyada en iyi paylaşılmış şey»dir. Hümanist akım, Montaigne'den Kant'a ve Auguste Comte'a kadar uzanır. Bu filozoflara göre (bizim dışımızda, ama her şeyden önce de bizde) insanlık, bu ada layık biricik gerçekliktir, her değerin tek ölçüsü değilse bile tek kaynağıdır.
Oldukça yeni kökenli bir terimle ifade edilen varoluşçu (egzistansiyalist) akım; teologlara yakın ve çoğu kez felsefeyle açıktan savaş halindeki düşünürlerle temsil edilir. Bunlara göre düşüncenin odağında bireysel varoluşun trajiği yatmaktadır. «Tanrı olmayışında sefalet»(Pascal) , «Tanrı'nın bakışı altında» (Kierkegaard) insanın korkunç sorumluluğu veya Tanrı'nın bulunmadığı dünyanın «yapaylığı» (Sartre) . Bu bağlamda insan fikri belirlenmemiştir. İnanmak veya inanmamak (Pascal), lyi'nin ve Kötü'nün toplumsal normlarını kabul etmek veya reddetmek özgürlüğünü üstlenmek (Kierkegaard) veya «alçakların» ahlaksızlığına kendini bırakmak (Sartre) , herkesin kendine kalmış bir şeydir.
Sırasıyla bilgiyi, eylemi ve inancı ilgilendiren üç büyük temel soru; son tahlilde, tek bir sorgulamaya indirgenebilmektedir: «lnsan nedir?» Bu soru, Kant ile birlikte (Saf Aklın Eleştirisi, [Kritik der reinen Vernunft]) tüm diğerlerini özetleyen felsefî soru olarak değerlendirilmiştir.
Felsefe ve beşerî bilimler
İnsan felsefenin, ama aynı zamanda «beşerî» adı verilen bilimlerin de başlıca konusudur: etnoloji, sosyoloji, tarih, beşerî coğrafya, psikoloji, psikiyatri ve felsefeden adım adım kopmuş olan diğer disiplinler, insanı belli koşullar altında ve zaman ve mekânca belirlenmiş sınırlar içerisinde incelemektedir. Antropolojiye gelince, bu disiplin, insan konusunda global bir bilgi iddiasını bile taşımaktadır. Böylece, en azından basit projeler olarak, beşerî bilimler, antropoloji ve felsefe, tüm boyutlarıyla ve tüm özellikleriyle aynı inceleme konusuna, yani insana sahip olarak birbirleriyle karıştırılabilir.
Ancak, insan bu değişik bilimler bakımından gerçekten de özel bir inceleme konusu, yani nesnel olarak tüm araştırmalara ve tüm deneylere sunulmuş deneysel bir veri olmakla birlikte, felsefe bakımından yine de bir veri veya bir nesnenin karşıtıdır: felsefe insanı, hiçbir nesnel araştırmanın ve ne denli geniş ve kesin olursa olsun, hiçbir deneysel bilgi toplamanın, evrenselliğini temellendiremeyeceği bir fikir olarak kavrar. Tam tersine, insan konusunda hiçbir bilgi toplama ve sondalama, insanın ne olabileceğine iliş- kin bir ön fikir olmaksızın yapılamaz. Felsefî düşünceye yön veren insan fikri, her türlü özel yanından arındırılmıştır ve evrensel hedefli (olumlu, olumsuz veya belirsiz) bir değer yargısına dayanır. Bu anlamda bu fikir, genel olarak antropolojinin ve özel olarak beşerî bilimlerin araştırmalarından bağımsızdır. Özel olmaktan uzak bu fikir, hem düşüncenin evrenselliğine, hem de her varoluşun tekilliğinde paradoksal bir biçimde kendini belli eder. Kimi zaman saf soyutlama oldukları eleştirisi getirilen büyük felsefelerin gerçekten de ortak yanları, bunların insanı bölünmez insanlığı içinde ele almalarıdır; bu, in- sanı şu ya da bu etnik, dinsel, ekonomik veya kültürel gruba bağlayan tüm özelliklerinden soyutlamadır. Buna karşılık, büyük temel tercihler (spiritüalizm, materyalizm, rasyonalizm, varoluşçuluk, hümanizm), birbirlerini mutlak olarak dışlamak bir yana, felsefenin öğreti alanında birbirleriyle kesişmektedirler. Bunlar, birleşmeler veya ayrılmalar yoluyla, yeni adlar altında sıralanan (yeniplatonculuk, deneycilik, pozitivizm, vb.)çok sayıda özel felsefî akımlar üretmişlerdir ve üretmeye devam etmektedirler. Ancak bu bütünlerin her birinin içinde bile, yeniden güçlü bireysellikler ortaya çıkmaktadır. Öyle ki, sözün gerçek anlamıyla, aynı tarzda spiritüalist, materyalist veya rasyonalist olan iki filozof yoktur. Bu da kurucularının adıyla belirlenen, öğretilerin çok daha incelmiş bir adlandırmasını haklı çıkarmaktadır: Platonculuk, Descartesçılık, Spinozacılık, Kantçılık, Hegelcilik, Marksizm, vb.
Özneden evrensele Tekil bir düşünür olarak her filozof, yine de evrenseli hedefler. Felsefenin çelişkisi işte budur; muhaliflerinin nesnel hedefiyle (evrensel), öznel kaynağı (tekil birey) birbirinden ayıran muazzam mesafeyi vurgulayarak, projesine karşı çıkışlarındaki ana neden de budur. Yine de felsefenin bizzat özünü, özel olana en küçük bir ödünü dışlayan evrensele ulaşma doğrultusundaki bu hedef oluşturur.
Descartes'ın «Düşünüyorum, öyleyse varım»mın (Cogito ergo sum) her sorgulanışında, «düşünmek» ve «olmak» fillerinin öznesi «ben» ile ilgili bir kuşku vardır: eğer bu «ben» yalnızca Rene Descartes 'tan ibaret olsaydı, Descartes'a en azından düşündüğü sürece o olduğunu veya var olduğunu kanıtlayabilirdi, ama başka herhangi bir şeyi kanıtlayamazdı. Bu, ona, «ben»in gerçekleştirdiği tekil uygulama dışında ve ötesinde düşüncenin varlığım ileri sürme imkânını kesinlikle vermezdi. Yine de herkes, cogito'nun tekil deneyimini kendi hesabına yeniden yapabilir. Bu olmaksızın, başka gerçeklere doğrudan ulaşmayı sağlamak bir yana, «düşünüyorum» olgusunu beni kendi öznelliğimin içine hapsetme ve beni tekbenciliğe (solipsizm), yani öznel idealizmin düşünen (ve konuşan) bir öznenin kendisini biricik gerçeklik olarak ifade etmesinden ibaret olan o en aşın biçimine mahkûm etme tehlikesini taşırdı. Bu nedenledir ki, «düşünüyorum,>, «varım»ın anlamı, bireysel öznelliğin dışında bir yerde aranmalıdır. Nitekim Nietzsche, Descartes 'a «düşünüyorum» yerine «o bende düşünüyor» dese, daha yerinde olurdu eleştirisini getirdiğinde, Descartes 'ın düşünce deneyimini başka bir tarzda ifade etmekten başka bir şey yapmamaktadır. Buna karşılık Spinoz a haklı olarak şu noktaya işaret etmektedir: «Descartes düşünceyle başlamaktadır.» Descartes 'a göre gerçekten de, ruh her zaman düşünür ve onun özü- nün tümü düşünmekten ibarettir. Oysa düşünmek, bedenimizin bizleri içinde sınırladığı zaman ve mekân koşullarının özelliğinden kurtulup, fikirlerin evrenselliğine ulaşmaktır. Evrensellik, her nesneye ilişkin düşüncenin ayrılmaz bir yanıdır; tıpkı tekilliğin her insanda içkin olması gibi. Oysa bilimler bize yalnızca genel bilgiler sağlamaktadır. Bilgi bakımından zorluk, evrensellikten hareketle, hakkında bilgi edinilecek nesne ne olursa olsun ondaki tekil bireyselliği ortaya çıkartmaktır. Nitekim Aristoteles daha o zamanlar şöyle diyordu: «Bilim, ancak genel olur; varlık ancak tekil olur.» Öte yandan, Kant'ın belirteceği üzere, ahlaktaki zorluksa tam tersine, zorunlu olarak bireysel bir tutuma evrensel bir değer atfetmektir.
Tekil ve evrensel insanlığın bir bölümünün sosyolojik, ekonomik, dinî, etnik veya ırksal özelliği içinde, her felsefenin iki düşünce kutbunu oluşturur. Felsefe, sürekli olarak ya temel olarak veya taçlanışı olarak tekil bu özneyi evrensel düşünceye bağlayan ilişki içinde yer alır. Nitekim, ırkçı ideolojiye dayalı önemli bir tarihî belge olan Hiter'in Kavgam'ı (Mein Kampf), hiçbir bakımdan felsefî bir eser değildir. Dolayısıyla Emmanuel Levinas'ın 1934'te «Hitlerciliğin felsefesi» üzerine kimi düşüncelerden söz etmesi, «felsefe» kelimesinin son derece belirsiz bir anlamda kullanılmasıdır. Jean Cavailles ise, Kavgam'ı okuduktan sonra, aynı tarihte şunları yazıyordu: «Daha iktidara gelmeden önce (veya Napolyon gibi geri çekilirken) liderinin dolu dolu altı yüz sayfa yumurtlama ihtiyacını duyması, bu halk bakımından ayırt edici bir özelliktir; her şey bir sözde felsefeyle son buluyor.» Georges Canguilhem ise «karşı-felsefe»den söz etmeyi tercih ediyor, çünkü «kolektif koşullandırma amaçlarının esinlendirdiği bu sistemleştirmenin ilkesi, kinden ve evrenselin mutlak reddinden ibarettir». Gerçekten de rastlantısal- lığından, değişimlerinden ve bireyselliğinin sınırlarından kurtul- muş bir özne, fikirlerin anonimliği içindeki öznelliği aşılarak, ancak evrenselle ilişkisi içinde düşünülebilir.
Kod:
RÖNESANS HAREKETLERİ
TANIM=15.yy. sonlarında ve 16.yy. başlarında italya'da ortaya çıkan edebiyat,güzel sanatlar,mimari ve bilim alanındaki gelişmelere denir.
NEDENLERİ=
_coğrafi keşifler'le zenginleşen burjuva sınıfının "mesen" denilen koruyucu aileler oluşturması
_matbaanın gelişmesi ve kağıdın yaygınlaşması
_arka arkaya,dahi denilebilecek sanatçıların yetişmesi
_istanbul'un fethi ile bazı bilim adamlarının italya'ya gitmesi
_endülüs emevileri'nin etkisi
_antikide eserlerinin incelenmesi
_güzel sanatların olgunlaşması
RÖNESANSIN İTALYA'DA BAŞLAMASININ NEDENLERİ
_siyasi durumu=italya'da şehir devletlerinin olması düşünce hayatının daha özgür olmasını sağlamıştır
_ekonomik durum=akdeniz ticaretine hakim olmaları yönüyle italyan şehir devletlerinin daha zengin olması
_tarihi durumu=çok büyük medeniyetlere beşiklik yapmış olan italya'da bu medeniyetlerin izlerinin bulunması
_dini durum=katolik kilisesinin merkezi olması ve papanınburada bulunması
_coğrafi konum=islam dünyasına yakınlığı,ticaret sayesinde onlardan etkilenmesi
RÖNESANS'IN AVRUPA DIŞINA YAYILMASININ NEDENLERİ
_italya'nın dini ve kültürel merkez olması
_italya savaşları(1494-1559)
rönesans,italya'da edebiyat alanında başlamış,mikelanjeno,lonardo da vinci gibi büyük sanatçılar yetişmiştir.fransa'da rönesans italya savaşlarına katılan kral tarafından başlatılmış,mimari alanda gelişmiştir.ingiltere'de shakesper,ispanya'da servantes, almanya'da ise röklen,erasmus eserler vermiştir.
NOT=almanya'da rönesans hareketlerine paralel olarak reform başlamıştır.
NOT=bilim ve teknik alanında 17.yy.'da deney ve gözlem metodunun bacon tarafından ortaya konulmasından sonra önemligelişmeler olmuştur.avrupa'da bilim rönesansı 17.yy.'da başlamıştır.
RÖNESANS'IN SONUÇLARI
_skolastik düşünce büyük ölçüde yıkılmış,pozitivizm doğmuştur
_kiliseye ve din adamlarına duyulan güven iyice azalmıştır
_edebiyat,güzel sanatlar,mimari ve bilim teknik alanında önemli gelişmeler olmuştur
_ferdiyetçilik(bireycilik)ön plana çıkmıştır
_ilk kez sanat alanında din dışı eserler verilmiştir
_reform ve sanayi inkılabı'na zemin hazırlamıştır
bu döneme kadar bilim,sanat ve medeniyet alanlarında islam ülkeleri öncülük yaparken,rönesans hareketleriyle avrupa ülkeleri ön plana çıkmıştır
Kod:
Zihniyet devriminin temelinde yatan kavramlar ve düşünce akımları:
.fransız ihtilali sonrası çıkan milliyetçilik akımı
.modernleşme kavramı
.rönesans hareketi
.demokrasi kavramı
.pozitivizm akımı
.insan hakları
.eşitlik hareketleri
|