Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Şarkı Sözleri ve Sanatçı Tanıtımları > Son Çıkan Albümlerin Tanıtımı > Müzik Sohbet

Kayıt Ol SSS
Eski 13-07-2008, 09:02 PM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Oct 2007
Mesaj: 2
Üye No: 174533
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 0
Rep Puanı : 10
Rep Derecesi
FiRAT_PENABER is on a distinguished road


Varsayılan Mehmet Atli İle Wenda Adli AlbÜmÜ Hakkinda RopÖrtaj


MEHMET ATLI İLE WENDA ADLI ALBÜMÜ HAKKINDA ROPÖRTAJ
“Sıradanlık güzel. Sıradışı bir hikâyem yok”

Kadife tenli düşlerin kaderini ve kadere yolculuğu sesinin nehirlerinden akıtarak duygularımızı ifade ettiği kadar bilincimizi de şarkılarının dokusuna süzdüğü dizelerle etkiliyor, Mehmet ATLI’nın sesi.
Uzun bir suskuluk bozuldu ki aslında suskunluk sandığımız. Yıllanmış çabaların sonucu eserlerini yaratıyordu bunca zaman melodilerin kütüğünde. Mehmet ATLI’ yı tanımanın verdiği gurur ve şanstan dolayı eserleri öncesinden dinleme imkânım oldu. Tarzının damgasını taşıyan ve kendisine yakın şiirlere yakışkan sesini bulaştırdığı dopdolu bir albüm.
Birçok demecinde ve müzikle ilgili sohbetlerinde Kürt müziğinin sorunlarını ve gerekliliklerini dile getirdi sanatçı Mehmet ATLI. Yeni albümünün Kürt müziğine zengin bir güzellik katacağı düşüncesinin sevincini en çok yıllardır sanatçı Mehmet ATLI’dan albüm bekleyen farklı sınıflardan kesimler yaşayacaktır.
Son albüm üzerine Mehmet ATLI ile kısa bir söyleyişi gerçekleştirdik, merak ettiklerimizin yanında duygu düşüncelerini de…
*** *** ***
Sayın Mehmet ATLI, ilkin yeni albümünüzü kutluyoruz hak edeceği yeri bulacağına olan düşüncemizle. Yeni albümde Kürt şairlerinden uzun iki tane şiir var slow tarzda bestelenen. Aslında duygu yönü kadar dinleyicinin bilinç kulağına da seslendiğinizi düşündüm. Yanılıyor muyum? Bu iki eserinizle Kürt müzik dinleyicisine artık farklı seslenmek gerektiğine dair bir mesaj mı?

Mehmet ATLI: Teşekkür ederim. İyi-kötü herşey hakettiği karşılığı er ya da geç bulur. Evdila Péşew’den “Name” ve Arjen Ari’den “Ramusan min veşartin li geliyeki” benim henüz Jahr albümü çıkmadan önce de üzerinde çalıştığım şiirler. Biraz erken bir yaşta boyumdan büyük bir işe kalkışmıştım. Jahr’ın konsepti içinde bunlara bir yer düşünememiş, aradığım müzikal düzenlemeleri de henüz kendime bile yeterince anlatamamıştım. Uzun yıllar bu şarkılar aklımın bir köşesinde beklediler ya da demlendiler diyelim, zamanla yeni melodilerle zenginleştiler, bu arada ben biraz daha olgunlaştım, orta yaşlı bir insan oldum. Hatta “li geliyeki” parçasını bu albüme de almama gibi bir düşüncem vardı. Kayıtlar devam ederken bir gün Murat Öztürk’e şarkıyı çaldım. Murat, “Bu şarkının sanki -beni de alın bu albüme- der gibi bir hali var” dedi. Bu ifade çok hoşuma gitti. Murat’ın stüdyo olarak kullandığı evinde bir çırpıda çalıp söyledim, kaydettik, arkadaşlarımın da katkıları ile şarkı bir düzenlemeye kavuştu, beni de alın dedi.
Sorunuza dönersem, edebiyat, yalnız müzik için değil, her türlü düşünsel ve sanatsal faaliyet alanı için güçlü bir kaynak. Modern Kürt edebiyatının çabası büyük bir saygıyı hak ediyor. Öte yandan, yıllar önce Moskova’da Evdila Péşewle Name’de dile gelen yalnızlık, bugün milyonların gerçeği, benim de. O gün Péşew’in üzerine yağan yağmur bugün sanki beni de ıslatıyor. Şairin bu avangard sezgisini kutlamak ya da buna işaret etmek haddim değil. Yapmaya çalıştığım, pek çok meslektaşım gibi, Kürt edebiyatının birikimini müziğe taşırken şarkı sözlerinde yaşadığımız tıkanmayı biraz da bu yolla aşmayı denemek.
Ama yalnız bu da değil. Mektup diye bir şey vardı hayatımızda, hatırlıyorum. Ne oldu ona? O’nu beklerdiniz. Bir müjdeyle gelirdi, postacı müjdesini isterdi. Siz zarfı alır, içindekini okumakla kalmaz, ona dokunur, onu sever, çıkarır tekrar takrar okur, yastığınızın altına koyar, ne yapacağınızı bilemezdiniz. Okuma yazma bilmeyen yaşlılar için bile bir anlamı vardı o nesnenin. Péşew, cebindeki kırmızı zarftaki mektuptan “ikinci kalbim” diye söz ediyor. Mektup, ne zaman, nasıl hayatımızdan çıkıverdi, nostaljik bir nesneye dönüştü hatırlamıyorum. Bir baktım ki e-mail diye bir şey var dünyamızda. Ama siz hiç bir e-mail için “ikinci kalbim” diyen birini duydunuz mu? Şarkıya, albümün geneline sinen ruh, bu tip nesnelere yönelik bir yas duygusu aslında. Mektup, mekanik saatler, radyo, tren, topaç, gazoz kapakları, kız çocuklarının yere çizdiği çizgiler, misket, gibi nesneler benim için artık yası tutulacak nesneler. Ya da bu nesnelerle kurulan ilişkideki hassasiyet, asıl özlediğim. Ben bunlardım ve bunlar birer birer hayatımızdan gidiyor. Demek ki ölüyorum. Müzisyen arkadaşlarımla, en trajik seyreden şarkıda bile ufak tefek çocuksu sesler, ses dizileri duyurmak istememiz bundan. Çocukluğa yas tutmamızdan.
“Li geliyeki” savaş olgusuna bambaşka yerlerden yaklaşan, sinematografik bir anlatımı da olan, güçlü bir şiir. Bu gibi çalışmalarla dinleyiciye, sizin anlatımınızla”farklı seslenmek” bir sonuç. Ama asıl niyetim değil. Aslında yaptığım, farklı araçlar kullanarak kendi duyarlıklarımı anlamaya çalışmak. “Li geliyeki” aylar boyunca hiç enstrüman kullanmadan, Diyarbakır sokaklarında mırıltılarla yapılmış, ezberlenmiş bir beste. Zaten partisyonlarını çalacak kadar herhangi bir çalgıya hakim değilim. Hatta kayıtlarda da kimi partisyonları sadeleştirdik. Savaşın, kahramanlık destanlarından ibaret olmayıp yanan ağaçlar, yuvası dağılmış kuşlar, ertelenmiş aşklar, ertelenmiş çocukluk; yalnız kaybedilen hayatlar değil kalanlar için de ertelenmiş hayatlar, kirlenmiş arzular ve bir vadiye gizlenmiş öpücükler demek olduğunu Arjen Ari’nin dizeleri üzerinden kavramaya, kendime de anlatmaya çalıştım. Benim açımdan tecrübe, bu. Dinleyiciyi ise yönlendirmek gibi bir tavrım yok ama müziği tüketmek yerine üzerine beraberce düşünmeye çağırmak gibi bir çabam var. Şiirlere yapılan besteler şiiri bir tür okuma biçimidir sadece. Benim çabam da öyle.



İlk albüm üzerinden epey zaman geçti. İlk albümü uzaktan bir bakış menzilinden ele aldığınızda eleştirisellik süzgecinden geçirdiğinizde kısaca nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu değerlendirme ışığında yeni albüme girişirken eskinin eksikliklerine girmeden ne tür hazırlıklar içine girdiniz?

Mehmet ATLI: İlk albümle ilgili teknik sorunları saymıyorum bile..Bu daha çok olanaklarla ilgili ve zaten ikinci çalışmamın da bu açıdan sorunları var. İlk albümün düzenlemeler ve besteler açısından bazı kararsız, yer yer sadeleşmesi gereken yanları olduğunu; yeni çalışmanın bu konuda daha rafine sayılabileceğini söyleyebilirim. “Wenda” ismi mekânda kaybolma hissine bir gönderme. Yaşanan bir travmanın insanda yer ve yön duygusunu kaybetmeye yol açmasına bir gönderme tabii ki. İki albüm için de şarkı sözlerinde aşağı yukarı benzer duyarlıkların işlendiğini söyleyebilirim. Bu albümün, hem müzikler hem de sözler açısından Jahr’ın izlerini sürüp derinleştirmeye çalıştığını, bu yönüyle iki albüm arasında bir süreklilik olduğunu düşünme eğilimindeyim. Bunu başarıp başaramadığım ise müzik yazarlarının ve dinleyicilerin takdirine kalmış bir şey ama ben, müziğimin bir makasa, bir dönemece gelmesini istediğimi kapaktaki kompozisyonla da gösterdim. İkisi arasında bir fark, müzikal dil ya da kompozisyonların örgüsü açısından bir yenilik olsun istedim. Bu, çalgılarda sadeleşme ve davulun, baterinin değil sade perküsyonların ve özellikle gitar düzenlemelerinin üzerine şarkı söyleme edasında bir yenilik de getirmiş olabilir diye ummak istiyorum. İddiasını iddiasızlıktan alan çalışmalar benim idealim.
Olanaksızlıklar, teknik sorunlar vs. den bunaldıkça arkadaşlarıma da kendime de moral vermek adına hep aynı şeyi söyledim: Biz yüksek bir yere bir çıta koymaya çalışmıyoruz, güzel bir yere bir çıta koymaya çalışıyoruz. Hazırlıklar boyunca perspektifim bu oldu. Olanaklarla ilgili gerçekçi olmaya ama güzel ve mütevazi bir şey yapmak konusunda da hevesli kalmaya çalıştım hep.

Sevgili Mehmet, şarkıları kendisinden daha fazla tanınan bestekâr bir müzisyendiniz.? Şarkılarında çığlığını dinleyişe salıp yüzünü ısrarla gizlemenin politikası mıydı, yoksa bu durumun farklı nedenleri mi vardı? Ama artık şarkılarınız sizinle tanınıyor. Bunu sanatçı Mehmet ATLI’nın şarkılarından etkilenmenin dinleyicilerini getirdiği anlama kavşağının zaferi olarak değerlendirmek mümkün mü?

Mehmet ATLI: Aslında başlangıçtaki tavrımı sürdürüyorum. Zamanla daha çok tanınan bir müzisyen olmak kaçınılmaz bir şey. Katıldığınız programlar, konserler, söyleşiler ve toplantılar arttıkça bu doğal olarak oluyor. Bir de ben şanslı bir müzisyen sayılırım. Dinleyicileri tarafından korunup kollanan, kulaktan kulağa bir promosyonla müziği dinleyicileri tarafından sahiplenilip dağıtılan. Kürt kültür kurumlarının desteğini yanında hisseden, çabası ve iyi niyeti kabul görmüş bir müzisyenim ne mutlu ki. Pek çok meslektaşımın bu konularda sorunlar yaşadığı gerçeğini de yeri gelmişken hatırlatmak isterim. Ancak ben hala ve sanırım her zaman, müziğin nihayetinde seslerle yapılan bir şey olduğuna ve öyle kalmasında da yarar olduğuna inanacağım. Bu politik bir tavır olmaktan ziyade, görselliğin çok baskın olduğu, belirleyici olduğu bir çağda müziği ve belki biraz da kendi varlığımı koruma çabası. Görsellikle insanların üstüne üstüne gidilmesinde bende mahcubiyet uyandıran bir yan var. Algıların yüzde 90’dan fazlasının göz vasıtasıyla olduğunu söylüyor uzmanlar. İnsanların hayatına bu kadar girmeye hakkımız yok bence. İşini iyi yapmaya çalışmak neden yetmesin? Benim fiziki görüntümden çok şarkılarımın ve sesimin dinleyicinin dünyasında nasıl görüntüler oluşturduğunu önemsiyorum tabii ki.
Şunu da eklemek isterim, görünürlüğün türlü biçimleri vardır. Ekranlarda ya da konserlerde çok görünmesem de yaptıklarım ve önerdiğim tartışma güzergâhları ile Kürt Müziğinde bir görünürlüğüm olduğu söylenebilir mi acaba?

İnsan albümdeki eserleri dinlerken kendi kendine çok güzel sıralanmış fikrine kapılıyor. Gerçektende eserleri anlamlı ve keyifli dinleyişe ait kılmanın düzenli sıralamakla ilintili olduğunun fikri, önemini gösteriyor. Bunun için fazla zorlandınız mı bunu gerçekleştirirken neye dikkat ettiniz?

Mehmet ATLI: Bu albüm, sıralamanın ekstra önem kazandığı bir albüm oldu, haklısınız. Çok sayıda arkadaşımın görüşlerini aldım ve ortak bir akla ulaşmaya çalıştım. Ağır seyreden bir albüm. Sıkıcı olma ihtimali de yüksek. Şarkılar geniş bir yelpazeye yayılmıyor. Dar bir yelpazede küçük ama bence zengin farklılıkları olan şarkılar. Bu yüzden sıralama önemli, peş peşe dinlendiğinde nüansların ortaya çıkması için. İstedim ki şarkıların havasına yavaş yavaş girilsin. Dinlendirici bir çalışma olsun. İstedim ki kederi de neşesi de fazla abartılı olmasın. Benim olmak istediğim gibi...

Hani klasik bir soru vardır şairlere yâda daha değişik alanda yaratım sahiplerine sorulur. Bu klasik tavra atıfta bulunarak; yeni albümünüzde sizin iyi tanıdığınız ve sizi iyi tanıyan dinleyicilerinizin yüreğine en çok koşacak favori eserim budur diyebileceğiniz bir tane belirtir misiniz?

Mehmet ATLI: Bu herkes için olduğu gibi benim için de zor bir soru. Anneler ya da babaların çocukları arasında mutlaka daha farklı yere sahip bir tanesi vardır. Ama sorduğunuzda genelde gülerek, kesin ama hafiften de mahçup bir eda ile reddederler bunu. Kesin red, böyle olduğunu kendilerine dahi itiraf edememekten, diğer çocuklarını incitmek istememelerinden, mahcubiyet ise söylediğimde doğruluk payı olmasından : Çocuklardan biri her zaman daha çok sevilir. Şimdi bu ebeveynler gibi hissettim kendimi. Ama her bir şarkının kendine ait özgül bağlamı, tadı, derdi ya da neşesi olduğunu, albüm bütünü içinde her birinin özel bir yeri olduğunu düşünmek istiyorum demekle yetineyim ben de. Mahcup ama hınzır bir edayla söyleyeyim bunu ama.

Doğrusu Mehmet ATLI’ nın üzerine birçok şey yazıldı söylendi. Mehmet ATLI sıradan biri olarak nasıldır nasıl yaşar ve bu sıradanlığın içine sanatçı kişiliğiyle halkın sevilen insanına dönüşürken yaratım koşullarınız nelerdir? Yaşadığınız bu kalabalık şehrin zaman hırsızlığına ilhamınızla nasıl savaşarak şarkılarla baş başa kalabiliyorsunuz?

Mehmet ATLI: Sıradanlık güzel. Sıradışı bir hikâyem yok, buna gerek de yok. Trajedi de neşe de günümüz insanının bu sıradanlığında, rutininde gizli. Dayatılan şartlara, asimilasyona pek çok Kürt müzisyen kendi seçtikleri Kürtçe adlarla dinleyici karşısına çıkarak direnmiştir. Bu çok onurlu bir tavır. Benimse adım Mehmet, Türkçeleşmiş Arapça, soyadım Atlı, Türkçe. Kurmanci ve Zazaki şarkılar yazıp söylüyorum. Ve sırf ismimle bile bu sıradışı durum sırıtsın, rahatsız etsin istiyorum. Mahlas, takma ya da artistik ad kullanmıyorum. Bunda da tersten bir direniş görülebilir. Bugün Kürtçe ile ilgili takınılabilecek en radikal ve politik tavır Kürtçeyi günlük hayata taşımak, gündelik ilişkilerin içine çekmek, en sıradan olanı Kürtçe dillendirmek olmalıdır. Kurmanciyi, Zazakiyi semavi ya da zamandışı olmaktan çıkarıp günümüze, aramıza almaktır. Kimliğimizi korumanın ya da güncel dünya koşulları içinde bu kimliği yaşamanın yolu, ters gelebilir ama, aşiret dövmelerine, dengbejlik kültürüne, puşiya, halaya vurgu yapmaktan, TV dizilerinin çizdiği imaja teslim olmaktan değil; tam aksine modern dünyada Kürt kimliği ve dili ile varolmayı talep etmekten geçiyor. Aksanını, şivesini gizleyen bir Kürt beni ne kadar rahatsız ediyorsa, şivesinin altını çizen İbrahim Tatlıses, Mahmut Tuncer de o kadar rahatsız ediyor. Sıradan halimizdeki trajediyi görmeli ve bununla yüzleşmeliyiz.
Bana dönersem, çift kişiklikli bir hayat sürmek zorunda kaldım. Her Kürt gibi Kürtlüğümü bir yük olarak taşımak zorunda kaldığım anlar oldu. Ömrüm boyunca bana yetecek bir utançtı. “Kürt sorunu” dedikleri budur. Birçok insan benden çok daha büyük acılarla, bedellerle karşılaştılar ama benim de Kürtçe şarkılar yazıp söyleyen bir müzisyen olduğumu saklamak zorunda kaldığım anlar oldu. İşimi kaybettiğim, sırf bakışlarla bile tacize uğradığımı hissettiğim anlar oldu, kızıma adının anlamı ne diye sempatik bir şekilde sorulup, cevap verdiğimizde suratların asıldığı oldu. Cezaevi ve işkence artık ülke sathına yayılmış durumda yani. Beyinlere, dile, bakışlara... Yaratım koşullarımız bu işte. Ama yine de işte, bizi bir arada tutan arkadaşlıklar var, ne mutlu ki. Benim ve Metin Kahraman’ın beraber çalıştığı Serdar Keskin, bir Türk, benzer şekilde nice sanatçı arkadaş da öyle, Murat Öztürk Kürtçe bilmiyor. Tesellim ve ümidim bu arkadaşlık dili.
Geçimimi başka bir işten sağlıyorum. Şarkılarla bu koşullarda ne kadar baş başa kalınabilirse, kendiyle ve başkaları ile barışık, gönül rahatlığı ile ne kadar müzik yapılabilirse o kadar yapabiliyorum işte. Üstesinden gelmek, yönetmek zorunda olduğumuz bu psikolojik çelişkiler çok önemli, Kürt sorununun siyasi boyutlarından, siyasal sınırlardan, statülerden daha önemli insan hikâyeleri gizli, günlük hayatta, gündelik dilde... Sanatçılar, yazarlar, sinemacılar dikkatlerini buralara yoğunlaştırmalı bence. Dünyaya derdimizi en temel insani meseleler üzerinden anlatmalıyız.
Dinleyicilerimle yüz yüze ilişkileri önemsiyorum, mesafeleri aşmaya çalışıyorum, sahnenin sağladığı iktidarı kullanmamaya, şımarmamaya çalışıyorum. Bu benim kendimle savaşım, sınavım. Sıradanlık benim özgürlüğüm aynı zamanda, bunu kıskançlıkla korumam gerek. Egomun şişirilerek hasta edilmeme izin vermemeliyim. Tevazu bir meziyet olmamalı, bir görev olmalı herkes için.

Göze çarpan bir modern müzik yaratıyorsunuz ama diğer modern müzik yapan sanatçılarla karşılaştırıldığında fazla çalgı aleti kullanmadan bir tarzın peşinden koşmayı merak edenler var…

Mehmet ATLI: Daha önce bir yerlerde yazdım, “müzisyen sözü azaltan sesi çoğaltan bir sanatçıdır; hatta sesi de azaltması gereken...” diye. Böyle olabilmiş değilim, çabam bu yönde. Erken Modern dönemin önemli sloganlarından biri “Less is more (az, çoktur) ”. Bu sloganı çok severim. Sanatta da hayatta da. Daha az sesle, daha az fırça darbesi, daha az çizgi ya da kelimeyle anlatabiliyorsak çok konuşmaya gerek olmamalı. Bir de tarz yaratmak gibi bir iddiadan ziyade zaten bilinen, yaygın tarzlarda ben nasıl kendime özgü bir renk olabilirim gibi daha haddini bilen bir çabam olduğunu eklemek isterim. Çünkü ben bir müzik dâhisi değilim ve elimizdeki müzikal ve kavramsal araçlar belli: Batı armonisi, içine doğup büyüdüğümüz coğrafyanın folklörü, geleneği, günlük hayatımız, hayallerimiz, kırıklıklarımız... Faaliyet alanımız çok sofistike değil, pop müzik. Yine de bu koşullarda ne söyleyebilir, yeni ne tip sorular sorabiliriz gibi dertlerim var.
Albüm çıkmadan önce en yakın arkadaşlarımdan biri beni korumak için, yıllardır yaşadığım sıkıntıları artık yaşamayayım, biraz daha satış yapabilecek bir albüm yapayım diye tatlı-sert azarladı beni. “Bir albümün illa teorik bir derdi olmalı mıdır?” diye. Haklıydı. Bir albümün derdi de haddi de bu olmamalı tabii. Ama benim böyle bir derdim var, yaptığım işlerde de bundan kaçınamıyorum ne yazık ki. Ya da iyi ki. Kendi sınırlarımın dışına çıkamıyorum işte. Neyseniz, yaptığınız iş de ona benziyor.

Mehmet atlının sevenleri Mehmet ATLI’dan neler beklemekte ve Mehmet atlı sevenlerinden neler istemekte?

Mehmet ATLI: İlk soruyu cevaplamak bana düşmez doğal olarak, biraz da bunu öğrenmek için internet üzerinden ya da konserlerde yüz yüze ilişkilerde konuşulanlara kulak kabartıyorum, ben de sorup öğrenmeye çalışıyorum, itiraf edeyim ki. Ama ikinci sorunuzu cevaplayabilirim. Beni sevsin sevmesin, “dinleyici” denen anonim bir kişiliğe, prototipe seslenmek istemem şimdi. Benim için farklı farklı insanlar vardır ve herkes, her ilişki biriciktir. Albümleri çoğaltıp dağıtarak dünyasına girmeye çalıştığım insanlara karşı bir sorumluluk hissediyorum elbette. Dinleyicinin şarkıyla kurduğu ilişkide benim telif hakkımı aşan bir yan vardır. Şarkı ona annesini hatırlatıyordur, onu bir mekâna götürüyordur, sevdiği insanı hatırlatıyordur, memleketini, kaybettiği bir yakınını, geçmişini vs. Burada artık ben yokum. Kısaca sanat alıcıda tamamlanır, başka şeylere dönüşür, yeniden yeniden üretilir. Sanatçının kendi varlığını duyurmak ister gibi bir hali vardır, ruhundaki ya da hayatındaki boşlukları doldurmak gibi de bir derdi vardır.. Yine itiraf edeyim; yenemediğimiz bir şöhret sevdamız var, biz müzisyenlerin. Durup dururken ses çıkarmak, çalgılara vurmak da neyin nesi sanki? Dinleyicime, kulak verdiğiniz, beni dünyanıza katıp şarkılarıma yeni sesler kattığınız için teşekkürler demek istiyorum. “Postacı” filminde unutulmaz bir sahne vardır, üzerine çok konuşuldu yazıldı. “Şiir yazana değil ihtiyacı olana aittir” diyordu postacı ve şairle bir kavgaya girişiyordu. Bu, şarkılar için de geçerli. Genç bir dinleyicim telefonda “Abi senin o Dengé dilé min şarkın var ya, sen onu benim kadar sevemezsin” diyordu. Gel de samimiyetine inanma, “sevemem kardeşim” dedim.. Belli ki şarkı onun hayatında bir iş görmüş, bendekinden başka bir şeye dönüşmüş ve onun olmuş. Bu benim için gurur verici bir şey. Bunun üzerine bir şey isteme hakkım varsa hala, kulaklarına iyi baksınlar derim. Dünyalarına öyle her sesi sokmasınlar. Çok gürültü var, ben de gürültü yapıyor olabilirim. Hayatımız ve kulaklarımız değersiz değil, hepimiz seçici ve hakkaniyetli olmalıyız demek isterim. Hakettiğini düşündüğümüzü alkışlamalı ve destek vermeli, haketmediğini düşündüğümüzün de teypten sesini kısmayı bilmeli, demek isterim.
Yine de beklentilerle birbirimizi baskı altına almamak, birbirimizin arayışlarına saygı göstermek ve arayışı sevmek en güzeli, demek isterim sonuç olarak.

Kısaca son müzik konferansına hazırlıkları ve gelişim süreci ile sonrası hakkında neler söyleyebilesiniz. Hangi sonuçlar elde edildi elde edilmemişse nedenleri nelerdir?

Mehmet ATLI: Konferans sonrasında hepimizin hayatını etkileyen yeni ve sıcak bir politik gündem, önemli bölgesel gelişmeler oldu ve bu süreç devam ediyor. Bu sıcak gündem tabii gene kültür ve sanatla ilgili sorunları alt sıralara düşürdü. Bu doğal bir sonuç. Doğal olmayan sanatçıların kendi özgül alanlarına ilgisizliği, politik gelişmelerden biraz bağımsızlaşmış bir kültür sanat alanının neden gelişemediğini tartışmamamız. Dünyaya söyleyecek sözümüz var mı yok mu? Varsa, nedir? İşimizle kurduğumuz ilişki nedir? Kürt sanatçısının, aydınının durumu nedir? Nasıl kişilikleriz biz, neyi hangi araçlarla ve nasıl tartışıyoruz? Politik aktörleri ve güncel politik gelişmeleri tartışmaktan daha zor sorular bunlar. Bu ve benzeri nice sorun üzerinde derinlikli ve özsamimiyete sadık kalarak düşünmeden tartışmadan bir değil bin konferans da yapsak yol alamayız gibi geliyor bana.

Önceki sorularımıza bağlantılı olarak bir sanatçı halkın hangi yönlerini göz ardı etmeden albüm muhtevasına yaklaşım içinde olmalı... Var olan yaklaşımları nasıl değerlendiriyorsunuz. Son albüm doğru yaklaşıma ne kadar yakın...

Mehmet ATLI: Öncelikle, albüm yapmanın yegâne müzik yapma biçimi olmadığını her zaman akılda tutmak gerekiyor. Kendime de kızıyorum bu konuda, çok “albüm endeksli” düşündüğüm için. Bazen, sokak çalgıcılarını görünce gıpta ediyorum: İşte, çok daha direkt, çok daha samimi bir ilişki biçimi diyorum. “Ben sana müzik yapıyorum, sen de bana biraz para ver ihtiyaçlarımı karşılayayım” Kayıt teknolojileri ve müziğin kapitalist dolaşım ağı içinde bir metaya dönüşmesi olgusu insanlık için yeni bir gelişme. Müzik ise çok eski. Bunu unutmamalıyız. Müzik yapmak istemek ve bunun gerekleri başka bir şey, müziğini yaymak istemek başka bir problem ve bilgi alanı. Bir müzisyen bu ikisini karıştırırsa olanaklara, piyasaya koşullarına hapsolmaya başlar, kendini baskı altına almaya başlar. Mesleğiyle ve kendisi ile ilişkisi zedelenir her şeyden önce.
Albüm dediğimiz bütünlük aşılıyor, aşınıyor. Yeni kayıt ve çoğaltım teknikleri “parçayı” bir birim haline getiriyor. Parça bazlı düşünülüyor artık. Bu açıdan kendimi ve arkadaşlarımı biraz muhafazakâr bulduğumu söylemeliyim. Ama ne yapalım, biz böyle yetiştik. Taşrada, bizim oralarda kasetçiye gidip sevdiğin sanatçının kasetini almak, başa sarıp sarıp dinlemek, kapağını evire çevire okumak, eskitmek, fotoğraflara bakıp dalıp dalıp gitmek, zamanla albümün bütünlüğüne ilişkin, muhteviyatına ilişkin kafa yormak, o sanatçılara özenmek, kasetleri raflara dizmek, kitapları sever gibi onları çıkarıp arada bir sevmek, tozunu almak... Güzel bir ritüeldi. Bunu biliyor ve bunu yapmak istiyoruz. Serdar Keskin albüm bittikten sonra “ya arkadaşlar çok uzun olmuş bu” dedi, gülerek. Ben de “abi beş yılda bir albüm yapıyoruz, bırak biraz konuşalım” dedim, uzun süre güldük bu halimize.
Lafı uzattım, şunu söylemek istiyorum: Anlatacak bir şeyiniz yoksa albüm yapmanın bir anlamı yok. Şöhret olmanın, para kazanmanın daha garantili yolları da var. Anlatacak bir şeyiniz varsa “bunu nasıl anlatacağım” sorusu devreye girer. Sanat yapmaya, fikir üretmeye böyle başlarsınız. Burada halkın beklentileri gibi bir sorun yoktur. Halk kendinizsiniz ve sizin mensubu olduğunuz halkla, tarihle, coğrafyayla ilişkiniz nedir yani kendinizle ilişkiniz nedir gibi bir sorununuz vardır. Kendinizle ilgili beklentiniz nedir diye bir sorununuz vardır. İnanın bu çok daha zor ve önemli bir sorudur. Bunlardan ilki ticaretin, ikincisi felsefenin ve sanatın ilgi alnıdır da ondan. Ticaret önemsizdir demiyorum, ben sanat yapmak istiyorum diyorum.
Bu albüm buna ne kadar yakın? Kolaycı bir bakış bu şarkıları sıradan aşk şarkıları olarak görebilir ve öyle dinleyebilir. Bunda bir sakınca da yok bence. Kaldı ki aşk şarkıları da sıradan şeyler değildir. İnsanın temel bir meselesini dert ederler. Sıradan aşk şarkıları yazmakla itham edildim, edilebilirim de. Ama şöyle de bakılabilir: Her şarkı bir kültürel evren içinde oluşur. Şarkıyı üreten de her insan gibi tarihin ve coğrafyanın çocuğudur. Bu şarkılarda nasıl bir insan konuşuyor, nasıl bir aşktan söz ediyor? Hangi kelimeleri, hangi ses dizilerini, hangi akorları seçiyor? Hangi lafı hangi edayla söylüyor? Nasıl bir ekip bu işi yapıyor? Burada halk şarkıları ile nasıl bir ilişki kuruluyor? Burada bahsi geçen aşk nasıl bir toplumsal atmosferin ürünü, hangi tarihsel ve sosyal koşullanmalarla sınırlanmış? “Wenda dibim li duye cixare” derken belki de toplumca üstümüze çöken sisten, dumandan söz ediyorum sigaradan çok; “ti çuyi ne çuyi” derken belki de giden sadece bir kadın değil başka bir sürü şey. Kısaca benim anlattığımdan çok dinleyicinin aktif bir katılımla müziğin içine girmesi gerekiyor. Şarkı dinleyicinin dünyasında, zihninde tamamlanan bir şeydir çünkü. Böyle bakılınca bu albümle, kendime, dolayısıyla içinde bulunduğum kültürel evrene biraz daha yaklaştığımı gönül rahatlığı ile iddia edebilirim. Kürtçenin ve edbiyatımızın olanaklarını biraz daha kurcaladığımı, müziğimi sadeleştirme, olgunlaştırma ve derinleştirme yolunda biraz olsun mesafe aldığımı, gereksiz tevazuya girmeden, söyleyebilirim.

ilk albüm üzerinden epey zaman geçtikten sonra ikinci albüm çıkıyor bunun sende yarattığı duyguyu merak ediyoruz ve beklentilerin...

Mehmet ATLI: Tatlı bir yorgunluk hissediyorum. İlk albümden sonraki söyleşilerde, biz Kürtlerin müzik üretip tükettikleri zemini, mekanizmaları tartışmanın; gelenekle kurduğumuz ilişkinin niteliğini sorgulamanın yeni albümler yapmaktan daha önemli bir sorun olduğunu vurgulamaya çalıştım hep. Bu noktada ısrar etmekten yanayım şimdi de. Bu albüm de zorlu koşullarda, gecikerek, Kom Müzik ve Mir Müziğin çabalarına, arkadaşlarımın ve ailemin fedakârlığına rağmen istediğimiz çalışma koşullarından yoksun bir ortamda gerçekleşti. Bu bana özgü bir sorun değil, hatta ben şanslı sayılırım dediğim gibi. Ama bu zorlu politik ve ekonomik koşullarda neyi, nasıl daha iyi yapabiliriz diye herkes kafa yormalı. Kendimize karşı eleştirel tutumu derinleştirip genişletmeliyiz. Kolaycılık en korktuğum şeylerden biri sanatta ve maalesef bundan muzdaribiz.
Beklentim bana ve müziğime karşı da hem eleştirel hem de anlamaya çalışan toleranslı bir tavır. Ben de karşılaştığım her Kürt sanat yapıtına bu gözle bakmaya çalışıyorum çünkü. Acımasız olmayacak kadar eleştirel, rehavete kapılmayacak ve kayırmayacak kadar toleranslı.


Ne tür projelerin hazırlığındasınız ve bu projelerin pratikleşmesinin zamanı yakın mı?

Mehmet ATLI: Bu albümün hazırlıkları sürerken zaten bazı genç sinemacı arkadaşların çalışmalarına da ufak tefek müzikal fikirlerle katılaya çalışmıştım, bu tip çalışmalar devam ediyor. Albümün konseptine uygun bir sahne oluşturmaya çalışıyoruz bir yandan. Düzenlemeleri Murat Öztürk ve Serdar Keskinle yaptık. Bu arkadaşlarımla diğer yandan enstrümantal arayışlarımız da sürüyor.

Söyleyişi yapmamıza imkân tanıyıp zaman ayırdığınız için çok teşekkürler.

Mehmet ATLI: Ben teşekkür ediyorum, kendimi ve albümü anlatma fırsatı verdiğiniz için.
HAZIRLAYAN: Müslüm ASLAN

FiRAT_PENABER is offline  
Eski 13-07-2008, 10:30 PM   #2 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jan 2006
Konum: shivanistanın başkenti
Mesaj: 7,847
Üye No: 23
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 384000
Rep Puanı : 13538785
Rep Derecesi
Mirza has a reputation beyond reputeMirza has a reputation beyond reputeMirza has a reputation beyond reputeMirza has a reputation beyond reputeMirza has a reputation beyond reputeMirza has a reputation beyond reputeMirza has a reputation beyond reputeMirza has a reputation beyond reputeMirza has a reputation beyond reputeMirza has a reputation beyond reputeMirza has a reputation beyond repute
Varsayılan


mehmet atlı son zamanlarda kendini müziğimizde farklılıgıyla kabul ettirmiş sanatçılarımızdan biridir...

kesinlikle tarzına sesine denilecek söz yok yaratıcılıgını konuşturmuştur eminim...

ancak beklentim şu olacaktı ; son zamanlarda eski şarkılar tekrardan yoğrulup harmanlanıyor sadece ...oysa ondan tamamen yeni ve mihemed şêxo'nun ''ay lê gulê'' si gibi hafızalara kazıtacağı şarkılar beklerdim..tamamen özgün ve yepyeni...

dengê dilê min gibi olmalıydı yada ...

üretkenliğin düşüşü elbette finansada dayalıdır ancak türk müziğine paralel gidiyoruz neredeyse..

__________________
Mirza is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)
Eset Smart Security 3.0.642
Ad-Aware 2008

Sizin İçin Seçtiklerimiz-2:

Şeftali Yetiştiriciliği
Ekolojik Tarım ve Hayvancılık
Süt Verimini Etkileyen Faktörler
Dört barajda su bitmek üzere
Karbondioksit salımı yüzde 50’den çok artacak
VAN (Wan) Tarihi
Amed (Diyarbakır) Tarihi
İç Anadolu Hakkında Genel Bilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettiş yardımcılığı
2008 yılı icra müdür ve yardımcılığı sınav ilanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz-3:

Siz Hangi Yemeksiniz ?
Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?
Doğum Tarihinize Göre Renginiz!
Bebeklerde Gaz Çıkarma
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Şiddetin genlerle ilişkisi olabilir
Karpuz Viagra Etkisi Yapıyor
Panasonic Sony'yi tahtından etti!
Mehmet Atlı - Wenda 2008
grup seyran - 2008


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Zindandaki Kardeşini Seç FeRManDaR Sınırsız Muhabbet Burada 13 02-06-2009 08:17 PM
Dev Ansiklopedi dojehist Diğer Dersler 274 18-06-2008 05:24 PM
Basketbolcuların Biyografileri MÊVAN Biyografi 38 14-02-2008 11:37 PM
İşte koltukların yeni sahipleri newalaqesaba Sınırsız Muhabbet Burada 18 31-08-2007 04:43 PM
İl il yeni milletvekilleri nymph Sınırsız Muhabbet Burada 5 26-07-2007 01:30 PM


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 06:49 AM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.