|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Yağmurun ne getireceğini kim bilebilir ki; ne çıkarsa bahtınıza artık! Bereket getirir yağmur, hüzün getirir, camdan bakan küçük çocuklar getirir... Fakirlik getirir damlardan duvarlara süzülen, çamur getirir siyah lastik çarıklarda. Tazecik bir buğday başağından ekmek getirir yağmur dediğin; yanaklara yaş getirir bir uzun hava ile...Southgate’de bir villanın çatı katında, yağmur cama vuruyor... Gülay’ın yüzü, istediğine varmış bir gelin gibi güleç ve bakir... Sesi saklamıyor kendini; katık yapıp acılarını, muştularını taşıyor anlayana, anlamayana…Herkesin bir öyküsü olur buraya gelene kadar. Sizin öykünüz nerede ve nasıl başlamış? Malatya’dan Maraş’a, oradan Londra’ya uzanan bir hikâye... Nedir bu hikâyenin başlangıç noktası? Aslen Malatyalıyım. Dedemler Maraş’a göç etmişler çok eskilerde. Ben Maraş’ta doğdum. Küçük yaşta tutkuyla bağlandım müziğe.. Müziğe olan ilginiz nasıl başladı? Yani, sesim güzel, haydi müzik yapayım demediniz sanırım? Köyün gençleri tarlaya giderdi. Ben de onlarla gitmek isterdim ama “yasak” deyip götürmek istemezlerdi. Sekiz yaşındaydım henüz. Onları ikna etmeye çalışıp “Ben size su getiririm, getirirken de türkü söylerim” derdim. Uzaktan gelen ırgatların kucaklarında türkü söylerdim. O köyün sanatçısıydım yani bir nevi. 15 yaşında Londra’ya geldim. Aile düğünlerinde, eş dost arasında muhabbetle türküler söylerdim. 1991 yılında Avrupa’da düzenlenen bir ses yarışmasına girdim ve 1. oldum. Bu organizasyonla birlikte ses kraliçesi seçildim. Birincilik belki çok önemli değil gibi görünse de, aslında bana güven verdi; kendimin farkına vardım! Küçük bir köyde sesi güzel olarak bilinen Gülay Yüce değildim artık sadece, Londra’da, dünyanın en büyük kentlerinden birinde de bana sesimin güzel olduğu söyleniyordu. Albüm fikrini nasıl oluşturdunuz? Desteksiz kaldığım için müziğe ara verdim ve sonrasında da evlendim. Berfin ve Rojda adında 2 kızımız oldu. Kentli kadınların çelişkisidir belki ama evlilik, özellikle gurbetçi kadınların yeteneklerine, kendilerini ifade etmelerine engel oluyor. En çok onun eşimin desteğiyle sarıldım tekrar müziğe ve albüm yapmaya karar verdik. O esnada Özlem Özdil ile tanıştık. Sesimi çok beğendiğini ifade etti sağ olsun. Sonrası da zaten geldi. Demo yaptık ve sonra da ilk çalışmamız ortaya çıktı. Londra’da yaşıyorsunuz ama daha çok Türkiye’de dinlenen bir müzik tarzını yapıyorsunuz? Ben nerdeysem müzik orada olacaktı aslında. Kendinizle birlikte acılarınızı, mutluluklarınızı, özlemlerinizi her yere götürüyorsunuz. Burada olmak, türkülerden ayrı olmak anlamına gelmedi benim için hiç; aksine türkülere daha çok sarıldım. Dinlediğim ve söylediğim türküler Türkiye coğrafyasına ait olabilir, Anadolu kültüründen doğmuş da olabilir ama Türkiye artık her yerde. İnsan göç ederken, kültürünü de yanında taşıyor. Bir de biliyorsunuz dünyanın birçok yerinde yaşayan Anadolu insanı var. Burada da çok dinleniyor türküler. Dinleyeni az ve uzak bile olsaydı da ben yine türkü söylerdim “Ateşten Gömlek” albümünüz bir müzik okulu olarak da nitelenen Duygu Müzik’ten çıktı. Sinan Çelik ile birlikte bir albüm yapmanın getirdiği avantajlar çok olmalı… Kesinlikle çok avantaj sağladı. Duygu Müzik bu alanda iyi bir markadır. Albüm, nitelikli müzik ve kaliteli sanatçıların buluşma noktasıdır orası. Bu buluşma noktasında kendimi de görebilmek çok önemli. Sinan Çelik albümümü yönetti ve özellikle iyi isimlerle beni buluşturdu. Çalışmamın her aşamasında benimle birlikteydi. Onun desteği ve yardımları olmasaydı benim için çok zor olurdu diye düşünüyorum. Çetin Akdeniz, Güray Hafiftaş, Özlem Özdil gibi alanlarında kendini ispat etmiş ve müziğe katkı sunmuş bir çok müzisyenle çalıştım. Onun dışında Derdi yok Ali, Sıddık Doğan, Dertli Divani, Dursun Özdil, Nadir Köseoğlu ve Tayfur Köse’nin parçalarını seslendirdim. Sanatçı olmak ve bu işi devam ettirmek gerçekten de ateşten gömlek giymek gibi zor bir durum. Sizin karşılaştığınız zorluklar var mı sanatınızı icra ederken? Aslında sınırları kalkan bir dünya var artık. Her şey hem biraz zorlaştı, hem de kolaylaştı. Kolaylaşan nedir? İnsanın kendisini eğitmesi biraz daha zahmetsiz hale dönüştü. Çünkü imkânlarınız artıyor artık. Gelişen teknolojiler, size ulaşmak istediğiniz bilgiye daha kolay götürüyor. Zor olan nokta zaten eskiden de zor olandı; nitelikli çalışma her zaman sizden yoğun bir emek ve fedakârlık istiyor. Siz Türkiye’ye uzaksınız. Yani aslında kaynağa uzaksınız. Bunun yaratmış olduğu sıkıntılar da vardır sanırım… Bir nehir ne kadar çok kaynaktan beslenirse o kadar büyür ve debisi artar. Bu noktada, o kaynağa biraz uzaktayım evet ama internet ve arşiv çalışmalarıyla sayesinde kendimi hep Türkiye’ye yakın hissetmeye çalışıyorum. Benim en büyük avantajım şu: Kendime güveniyorum ve tutkuluyum. Albümler her açıdan çok emek istiyor. Özellikle manevi anlamda destekçileriniz önemli oluyor. Sizin en büyük destekçiniz kim? Kimden güç alıyorsunuz? Anadolu Kültüründe hakim kimlik genellikle erkektir. Erkek her daim ön planda olmak ister. Kadının bireysel gelişimi, istekleri, hayatla olan kişisel bağları, yetenekleri, erkekten sonra önem taşır ama benim eşim ile ilişkimde böyle bir durum yok. Hem kendi bireysel yaşantımda, hem de müzik çalışmalarım sırasında en büyük destekçim eşim, Hüseyin Bey olmuştur. Kendisi iyi bir dinleyicidir ama kasetimde onun emeği nerdeyse benim kadar fazladır diyebilirim. Beni her konuda cesaretlendiren, kendimi müzik ile ifade etmeme çaba gösteren odur. Biz onunla birlikte müzik yoluna da birlikte çıktık. Şairin dediği gibi; sen bana ışık ver yeter, bende filiz çok. O bana ışık veriyor, ben filizlerimi besliyorum onunla birlikte. Ateşten Gömlek adlı parçanıza çektiğiniz bir de klibiniz var. Nerede çektiniz ve neler yaşadınız klibi çekerken? Aslında çok özel ve önemli bir şey yaşamadık. İlk klip olduğu için İstanbul’da çekildi. Sabahtan gece yarısına kadar soğukta üşüdüğümü hatırlıyorum. Bir de o gün eşim, Hüseyin Bey’e tekrar teşekkürümü yineledim içimde; çünkü o beni düşlerime yakınlaştıran en önemli etkendir. Türk Halk Müziğinde özellikle dinlemekten keyif aldığınız ya da örnek aldığınız isimler kimler? Musa Eroğlu, Mahsuni Şerif, Güler Duman, Sabahat Akkiraz, Ali Kızıltuğ, Nesimi Çimen, Meluli, Mahmut Erdal gibi isimleri dinleyebildiğim için kendimi çok şanslı sayıyorum. Onlar hem bir deryadalar hem de kendileri deryalar. Yabancı müzik de dinliyorum ama bana kendi alanımla ilgili direk bir katkı sunmuyor o müzikler. Türk Halk Müziğinin gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Eline sazını alan sanatçıyım diyor. Oysa çoğu türküleri yanlış okuyorlar. “Copy Paste” mantığı ile sürekli olarak aynılık sergiliyorlar. Dinleyicinin nezdinde biraz zorluk oluşturuyor bu durum. İyiyi ve kötüyü ayırt etmeleri biraz zaman alıyor. Her şey karşıtıyla birlikte vardır ama değil mi? Kaliteli müzik için kalitesiz olanı da olacak ki, iyinin değeri artsın. Bundan sonra hedefleriniz neler ? Neler yapmak istiyorsunuz müzikle ilgili? Müzik adına bir artı değer oluşturabilmek istiyorum. Hedeflerimi aslında bu albümle birlikte daha çok netleştirmeye başladım. Yöresel ağızları ve türküleri özellikle çalışma alanımda tutuyorum artık, Anadolu’yu gezmek ve derleme yapmak istiyorum. Son yıllarda Türk Halk Müziğine olan ilginin fazlalaştığını hepimiz görüyoruz. Bunu neye bağlıyorsunuz? Türküleri dinleyen insanlar genelde geleneksel hayatı tercih edenler. Değerlerine bağlı, yozlaşmaya karşı biraz daha dik durabilen insanlar. Ve bu insanların sayısı da küçümsenmeyecek kadar çok. Dolayısı ile ekonomik anlamda da bir tüketici grubu var. Yenidünya sistemi, her şeyi bir “pazar” olarak görüyor ve talebi de yükseltiyor. Bir de onun dışında yeni yola çıkan bir çok tv kanalı var ve bunun da etkisi fazladır sanırım. Dünya hızla değişiyor. Bu değişim kültürel ve ekonomik olarak müziklere de yansıyor. Bu hızlı değişimin Türk Halk Müziğine olan katkısı ya da götürüsü sizce nasıl? Ekonomik yönden imkanlar fazlalaştıkça altyapısı daha güçlü çalışmalar yapılabiliyor. Teknoloji de müziğe çok fayda sağlıyor. İnsan dünyanın bir parçası ve sürekli bir değişim içinde. Bu değişim etkilenmeyi kaçınılmaz kılıyor. Günlük yaşantınızdaki alışkanlıklarınız, üretim ve tüketim alışkanlıklarınız değişiyor. Müzik dinleme ya da yapma alışkanlıklarınız da değişiyor buna göre. Önemli olan şu ki; özellikle halk müziğinin orijinalliğini bozmamak gerekiyor. İkinci bir klip düşüncem var ve özellikle klibim Avrupa’da çok ses getirecek diyormuşsunuz. Neden özellikle Avrupa’da ve neden bunca ses getirsin ki? Türk Halk Müziği duyarsız bir müzik tarzı değil; yaşayan bir müzik. Dünyadan kopuk değil. Her an bir şeyler oluyor düntyada. Ben de duyarsız olmadığımı paylaşmak istiyorum insanlarla. Bu sebeple de bir proje geldi elime. Çok hoşuma gitti ve teklifi hemen kabul ettim. Dünya barışına katkı sunmak düşüncesi beni şimdiden çok heyecanlandırıyor. Avrupa olmasının sebebi de, yapılmayan bir ilki gerçekleştireceğiz bu proje ile. Klip içinde kullanılacak mekânlar Avrupa coğrafyasına ait. İkinci albümün hazırlıklarına başlamayı düşünüyorum demiştiniz. Kimlerle çalışacaksınız bu albümde? Repertuarınız seçildi mi? Önce zihinsel hazırlık sürecini tamamladım aslına bakarsanız. Repertuar konusunda da kolektif hareket etmeye çalışıyorum. İkinci albümde de kalitesinden şüphe edilmeyen isimlerle birlikte olmaya devam edeceğim. Memleketten bu kadar uzaktayız… Keşke bir türkü gönderebilsem bu yazıyı her okuyana… Sesimce kucaklıyorum herkesi. Gülay Yüce iyi bir ev sahibesi. Akşam kaldığımız yerde bizi bulup hoş bir İngiliz Restorantına götürüyor. İki güzel kızı ve eşi de yanındalar. Eşi, Gülay’ın sesini çok seviyor ve televizyon ya da sahnede eşini izlerken ondan daha çok heyecanlanıyor. Küçük bir restorant ama şık ve güzel. On masa var. Müşteriler de genelde İngiliz ve İskoçlardan oluşuyor. Küçük kızı “anne türkü söyle” diye ısrar edince, restoran sahibi, müziği kapatıyor ve ellerini çırparak müşterilerine “Türk Müziğindeki ziyafete hazır olun” diyor. Gülay, bir uzun hava okuyor. Çok etkileniyorum ben. Memleketten bu kadar uzakta ne zaman türkü duysam hüzünleniyorum, gözlerim nemleniyor. Yan masada iki kadın dikkatimi çekiyor. Yanlış mı görüyorum diyorum ama gerçekten ağladıklarını görüyorum. Gülay’a gösterince gayet normal karşılıyor ve ekliyor: Ben alıştım artık, yabancılar beni dinlediklerinde hep ağlıyorlar. Kadınların neden ağladıklarını bilmek istiyorum ben. Yanlarına gidip sohbet ediyorum onlarla. Biri İngiliz, biri İskoç. Türkçe bilemedikleri halde neden ağladıklarını soruyorum: Türkçe bilmiyoruz ama acının ve duyguların dili sadece Türkçe olmaz, diyorlar. Ellerini sıkıp masama dönüyorum… Tüm dünyanın kucaklanacak kadar küçük olduğunu artık bilen biriyim. Londra’da yağmur yağıyor şimdi. Ne çamur var, ne fakirlik burada.“Yüreği söken” bir uzun hava okuyor “kadın”... Şimdi yağmur, iki yanaklarımda… DİLEK BOZBALAK (Birgün) |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Bile Bile Basma Üstüme .. | ßotan | Aşk ve Sevgi | 2 | 17-12-2007 02:11 PM |
| Ayrılmayı bile beceremedik... | NASA | Aşk ve Sevgi | 5 | 05-10-2007 10:15 PM |
| Kapitalist egemenlik sisteminin temel halkaları | PCkopat | Genel Kültür | 7 | 29-09-2007 12:13 AM |
| Haksız Yönetime Karşı | tubiranes | Kitap Özetleri | 2 | 06-04-2007 09:44 AM |
| Sema'daki Bir Meleğe Şiirler | NucLeaR_02 | Aşk ve Sevgi | 0 | 22-03-2007 03:47 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.