|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Şehram Nazirî xelata Fransî ya herî mezin Legion d’Honneur girt Îsal Hunermendekî Kurd, Şehram Nazirî, di warê muzîkê da Xelata Fransî ya herî mezîn, Legîon d’Honneur ya Şovalyetî girt. Xelat ji bo berhemên wî di warê Muzîkê da ye. Xelat di 29’ê Îlonê da li Parisê bi merasîmekê hate dan. Nazirî ji Kurdistana Rojhilat e, xelkê Kîrmanşayê ye û Kurdekî ji qismê ”Ehlî Heq” e. Him li Rojhilata navîn him jî li dinyayê gelek hatîye nasîn. Çend caran tevî konserên li Tirkîyê jî bûye ku ji bo bîranîna Mewlana çêbûne. Em ji bona vê yekê Nazirî pîroz dikin û berdewamîya berhemdarîya wî dixwazin. Türkiye’de ney yanlış icra ediliyor BEJAN MATUR Dünya müziğinin önemli ismi İranlı Şehram Nazeri, ‘Şeb-i Arus’ törenleri dolayısıyla Konya’daydı. Setar ve tamburuyla vuslata renk katan sanatçının gelişini pek kimse fark etmedi. Türkiye’de ney’in icrasına ilişkin eleştiriler getiren Nazeri, Mevlânâ’nın şiirinin müziğe büyük bir coşkuyla yansımadığından şikayetçi. Türkiye’de ney’in heyecansız ve coşkusuz yorumlandığını söyleyen sanatçının eleştirisine Türk neyzenlerin tepkisi merak konusu. Bir Şeb-i Arus daha sona erdi. Dünyanın tanıdığı ismiyle Rumi'nin çağrısına kulak verenler bu yıl da, onun makamında bir araya geldi. Herkes kendi kavlince Mevlânâ'nın izinden büyük kavuşmanın yollarını aradı. İtiraf etmeliyim, bu çağrı ve arayış benim için pek tanıdık değil. Her ne kadar şiirine, felsefesine ilgi duysam da, ne dinsel ne de hümanist anlamda Rumi'nin çağrısı benim için bir vuslat anlamı taşıdı. Ta ki Belh'ten Konya'ya, o zaman bilinen dünyanın yarısına yakınını kat eden Mevlânâ'nın, bir süre konakladığı Kermanşah'ta doğan Şehram Nazeri'nin müziğini tanıyana dek. Mevlânâ sevmek henüz moda değilken, büyük bir coşku ve ısrarla onun şiirini yorumlayan İranlı sanatçı Şehram Nazeri'nin müziği coşkulu bir vuslatın tüm heyecanını görünür kılmıştı benim için. İşte o Şehram Nazeri, bu yılki etkinliklere katılmak üzere Konya'ya geldi. Sahnede Mevlânâ'yı hiç aşina olmadığımız bir sese, ritme dönüştürdü ve sessiz sedasız ülkesine döndü. Nazeri'nin müziği, Mevlânâ için yapılan etkinliklerin yoğunluğu içinde, -ney üflemediği için olsa gerek- maalesef dikkat çekmedi. Tamam, konser verdiği salonda adım atacak yer kalmamıştı; ama -dinleyenlerin büyük bir kısmı İranlıydı- Mevlânâ adına yapılan her ‘fussion'a canı gönülden hayranlık duyan ‘moda sever' entelijansiyamız, setar ve tamburu coşkulu bir ‘ney' gibi icra eden bu İranlı sanatçının gelişini fark etmedi bile. Neyse ki Şehram Nazeri Konya dönüşünde İstanbul'a uğradı. Gece kalkacak Tahran uçağı için 12 saati vardı ve onun müziğini, ‘avazını' mistik bir ayinin parçasıymış gibi dinleyen birkaç arkadaşımla gün boyu ona eşlik etme fırsatı doğdu. İstanbul'a ikinci kez gelen Nazeri'yle, Tahran'daki Sadabad Sarayı'nı hatırlatan bir koruda yürüyüş yaptık, saatler boyu, Mesnevi’den, neyden, ateşten ve sükundan konuştuk. Sakin ve nazik bir dille ahvalini anlattı Nazeri. ‘İlham yurdum' dediği Kermanşah'ı, ozan olan babasını ve Mesnevi'yi ezberden okuyan annesini. İlhamını o doğduğu yerin viran halinden duyduğu kederden alıyordu. Ama Nazeri'nin söyledikleri arasında en dikkat çekici şey Türkiye'de mistik müziğin bugünkü durumu ve bu müziğin temel enstrümanı neye ilişkin eleştirileriydi. Dikkatli bir dil kullanmaya özen göstererek Mevlânâ'nın şiirinin müziğe büyük bir coşku ve ateşle yansıması gerektiğini, ama Türkiye'de böyle olmadığını söyledi Nazeri. Türkiye'de neyin, biraz fazla heyecansız, coşkusuz yorumlandığını ve Mevlânâ'nın ruhuna uygun olarak yeniden yorumlanması gerektiğini ileri sürdü. 2007 Mevlânâ Yılı etkinlikleri kapsamında dünyanın farklı yerlerinde konserler verecek olan Şehram Nazeri'yle müziğini ve Mevlânâ'nın yorumlanma biçimlerini konuştuk. Sizin müziğinizde derin bir hüzün ve -klasik İran müziğinden farklı olarak- buna eşlik eden belirgin bir coşku var. Bu farkın kaynağını nasıl açıklıyorsunuz? Klasik İran müziği son 150 yıldır ağırlıklı olarak Sadi'nin şiiri ve dünyasının müziğidir. Buna biraz da Hafız etkisi eklenebilir. Söylediğiniz gibi bu müzikte hakim olan duygu hüzündür. Ben ise Mevlânâ ve Firdevsi'nin dünyasının, şiirinin müziğini yapmaya çalışıyorum. Özellikle Mevlânâ çok coşkulu bir şair ve bu nedenle müziğimde de heyecan ve coşku var. Sadi'nin şiirinin klasik İran müziğinde bu kadar etkili olma nedeni ne? Öncelikle Sadi çok büyük bir şair, şiiri de özellikle Mevlânâ'nın şiirine göre daha kolay bir şiir. Sadi'nin şiiri döneminin toplumsal yapısının ve kültürünün izlerini taşıyor, bunlardan fazlasıyla etkilenmiş ve toplumun beğenilerini yüzyıllarca etkilemiş. Ama Mevlânâ öyle değil. Felsefesi de şiiri de duygusu da daha yüksek Mevlânâ'nın. Kolayca anlamak mümkün değil. Bu nedenle İran toplumunda etkisi daha sınırlı olmuş. Ayrıca dinsel ve siyasal nedenler de var. Ne gibi dinsel ve siyasal nedenlerden söz edilebilir? Öncelikle Sadi'nin şiirinde belirgin bir mezhep etkisi var. Bu çok da doğal. Klasik İran müziğinin hüzünlü doğası da bununla yakından ilgili. İran'da derin bir matem kültürü var. Bu dönemde Mevlânâ'nın etkisinin sınırlı olması anlaşılır bir şey. Daha sonraki Safevi dönemi İran'ında ise Mevlânâ tamamen unutuldu. Mesnevi nerdeyse ‘maşayla tutulan' bir eser halini aldı. Safevi döneminin siyasal ve kültürel yapısı bunu gerektiriyordu. Son yüzyılda durum değişti; ama yine de Mevlânâ'nın İran'daki etkisi sınırlı ve Mevlânâ'nın dünyasının müziğini yapan pek kimse çıkmadı. Sizin Mevlânâ'ya özel ilginiz nerden geliyor? Dinsel mi yoksa şiirsel, sanatsal bir ilgi mi? Benim babam bir ozandı ve Harabat tekkesine bağlıydı, Mesnevi’yi tanırdı. Annem de okur-yazar değildi; ama miras aldığı zengin bir sözlü kültürü vardı, devamlı olarak ezberden, Mesnevi beyitleri okurdu. Ben böyle bir aile ortamında tanıdım Mevlana'yı. Üstelik o dönemde İran genelinde pek kimse ilgi duymazdı Mevlânâ'ya, şimdi ise tüm dünyada adeta bir Mevlânâ modası var. Sizin farklı, özgün bir Mevlânâ yorumunuz var, şiirlerini ve müziğini Türkiye'deki Mevlevilerden farklı algılıyorsunuz. Mevlânâ'nın dünyası, bence sanılanın aksine hareket ve heyecanın yüksek olduğu bir aşk dünyası. Öyle durağan ve cansız bir dünya değil. Bu yönüyle dediğiniz gibi Türkiye'de yorumlanma biçiminden biraz farklı anlıyorum ben Mevlânâ'yı. Alınmazsanız eğer söyleyeyim, Türkiye'de Mevlânâ'nın fazla durağan, pasif ve coşkusuz yorumlandığını düşünüyorum. Bu nedenle de yorumlanış tarzına pek sempati duyamıyorum. Müzikal anlamda mı, düşünüş anlamında mı sempati duymuyorsunuz? Bunlar birbiriyle ilişkili tabii; ama öncelikle müzikal anlamda. Bana göre Türkiye'deki Mevlevi müziği durağan ve heyecansız bir niteliğe sahip. Oysa Mevlânâ'nın çok heyecanlı, hareketli bir dünyası var. Sözgelimi ney sesi sizin için ölümü çağrıştırıyor. Çünkü siz Mevlânâ'nın ölüm anlayışını öyle yorumluyorsunuz. Oysa Mevlânâ'nın ölüme yaklaşım tarzını ben farklı anlıyorum. Bildiğiniz gibi Mevlana ölümü kavuşma olarak görüyor, ona karşı çıkıyor, yeniden yorumluyor. Bu nedenle ben Mevlânâ'nın müziğinin coşkulu, hamasi, yani lirik olması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'de neyin Mevlânâ'nın ruhuna uygun olarak doğru yorumlanmadığını mı söylüyorsunuz? Doğru yorumlanmıyor demeyelim; ama bu yorum biçimine mesafeliyim. Bu yorumlanış tarzını, Mevlânâ'nın şiirine ve kendime yakın bulmuyorum. Ney başka biçimde de yorumlanabilir. Çünkü ney ateştir, heyecandır. Mevlânâ neyden söz ederken ateşten söz eder. Onun için ney bir ses değil alevdir. Evet, ben müziğimde ney kullanmıyorum, ama sadece enstrüman olarak kullanmıyorum. Benim müziğimde neyin yerini insan sesi alıyor. Ben sesimi ney gibi kullanıyorum. Klasik İran mistik müziğinde de ney kullanılmıyor. Evet, İran mistik müziğinde ney neredeyse yok, ama başka enstrümanlar var. Bunlar arasında setar ve tambur özellikle önemli. Ama bunlar sadece birer enstrüman. Önemli olan sizin onu nasıl yorumladığınız. Sizin için tamburun özel bir anlamı var. Hatta mistik İran müziğine tamburu siz kazandırdınız. Doğru, benim müziğim için tambur özellikle önemli. Çünkü tambur bana göre İran'da sahip olduğumuz en saf, en bozulmamış enstrüman. Ben tamburu İran'ın çoğunlukla Ehl-i Hak denen Kürtleri arasında zikir ayinlerinde kullanılan bir enstrüman olmaktan çıkardım. Diyebilirim ki tambur benimle tanındı ben de tamburla tanındım. ‘Klasik İran müziği benzer sesler, benzer ritimlerden oluşan bir müziktir’ derler. Sizin müziğinizi farklı kılan ne size göre? İran'da okunan şarkıların, yani avazların hepsi birbirine benzer, farklılık sadece yorumdadır. Benim müziğimi farklı kılan da yorumum. Ben avazları belirgin bir coşkuyla yorumluyorum. İkincisi benim müziğimde senfonik bir nitelik var. Son olarak; Şehram Nazeri başını kaldırıp Kermanşah Dağları’na baktığı zaman ne görüyor, kimdir gerçek Şehram Nazeri? Kendimi İran'ın en saf, en bozulmamış geleneklerinden birinin temsilcisi ve yorumcusu olarak görüyorum. Çünkü İran Kürtleri, efsanelerini, kültürlerini, geleneklerini iyi korumuş bir topluluk. Yapmaya çalıştığım şey de o kültürü İran müziği içinde tüm zenginliğiyle var etmek. Öncelikli olarak kendimi böyle tanımlarım. İkinci olarak da ben Firdevsi ve özellikle Mevlânâ şiirini İran müziğinde yeniden yorumlamaya çalışıyorum. Müziğimin temel karakterini devraldığım saf gelenekler ve Mevlânâ şiiri belirliyor. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.