|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Nilüfer Akbal Kimdir?
![]() Muş/Varto doğumlu olan Akbal, 1987 yılında İstanbula geldi. Aynı yıl Arif Sağ Müzik Merkezi'ne devam ederek bağlama, solfej ve şan dersleri almaya başladı. 1988 de ilk Türkçe Albümü ''Arzuhal Eyledim '' adı ile müzikseverlerle buluştu. Ancak bu kasetini beğenmeyen Akbal, yeniden Timur Selçuktan dersler almaya karar verir. Daha sonraları ise müzik eğitimini İstanbul Devlet Opera ve Balesi Sanatçısı ve Öğretm üyesi Begüm ERDEM' in yanında sürdürür. O sıralarda ikinci kaseti olan ''Ben Bir Kadınım'' ı piyasaya sürer. !991 yılında Kürt müzisyen ve yorumcu Hasret GÜLTEKİN (Sıvasta yakılarak öldürüldü)'nin "Newroz 1 " ve "Newroz 2 " çalışmasında Kürtçe şarkıları seslendirir. Aynı yıl Almanya / Köln'e giderek bu kez de ses pedegogu Paulo Grenau'dan ses ve opera dersleri almaya bsaşlar. İki yılık bu eğitimden sonra "Rheinische Musikschule" sınavına girerek bu sınavı da başarı ile verir. Daha sonra aynı okulda iki yıl öğretim görür.İlk Kürtçe solo albümünü 1995 te "MİRO " adı ile yayımlar. Yurtiçi ve yurt dışında çok sayıda konser düzenler. Bir çok film müziklerini seslendirmiş olan sanatçı, çok sayıda radyo ve televizyon programının da konuğu olarak müziğini tanıtma fırsatı bulmuştur. "RÊWİNGÎ" adlı kaseti ile mesleğinin doruğuna ulaşan Akbal, daha sonraları ise "ŞEWA" adlı çalışması ile Avrupanın en çok dinlenen sanatçıları arasında yerini almıştır.. Bu aralar sıkça avrupada konserlere katılan Sanatçı, bir yandan da Sanatçı İnsiyatifine öncülük etmektedir. Bir süre önce Güney Kürdistanda da kimi programlara davet edilen Akbal, yeni bir anlayışla piyasaya girecek olan kaseti için repertuvar çalışması yapmaktadır. Daha çok yüzü Avrupa'ya dönük müzik yapan sanatçının orkestrasının hemen tümünü yabancı müzisyenler oluşturmaktadır. Özellikle Kürtçenin Zaza-Dımıli lehçesi ile seslendirdiği eserleri tartışmasız olarak en iyi kabul edilmktedir. Ayrıca müzik eserleri konusunda da önemli araştırmaları olan Akbal, okuduğu tüm eserlerin öykülerine de ulaşarak özenle repertuvarını seçmektedir. Kendisi de bir Kürt alevisi olan sanatçı, Kürt-Alevi deyişlerini ve şarkılarını yörelerinden derleyerek kasetlerine okumaktadır. Yakın dönemin en ünlü ve en başarılı Kürt sanatçılarından olan Nilüfer Akbal'ı daha çok Avrupalı Kürt müzikseverler kucaklamıştır. Müzik çalışmalarının hemen tümünü Avrupa'da sürdürmüş olan sanatçının yaşamının büyük bölümü de orada geçmektedir. L. Epözdemir: Sayın Akbal, yaptığınız müziği siz değerlendirecek olsaydınız nasıl bir yorum yapardınız. Kürtler sizin yaptığınız müzik ile buluşabiliyorlar mı.? N. Akbal : Ben bir Kürt sanatçısıyım ve hiç kuşkusuz benim dışımda da çok sayıda yetenekli ve kaliteli Kürt sanatçısı var. Bu sanatçıların her biri toplumun değişik kesimlerine hitap ediyor. Benim de bir alanım var. İyi bir dinleyici kitlem var. Ancak daha önemlisi ben Kürt Müziğinin dünyaya açılan penceresiyim. Yaptığım müzik Kürtçe Müzik ama yüzü tamamen Avrupa'ya dönük bir müziktir. Bu yüzden, itiraf etmeliyim, ne yazık ki, Kürtlerden çok Avrupalılar müziğimi takdir ediyor. Bu durum beni demoralize etmiyor. Bundan hoşnutum.Çünkü binlerce Kürt genci var ki Avrupa'da yaşıyor ve kendi halkları adına WORLD MUSİC konseptinde Kürt müziğini gördüğünde onurlanıp gururlanıyor. Avrupa'daki Kürt gençleri, dünya standartlarına uygun Kürtçe müzik yapan sanatçıları sahipleniyor, onlarla övünüyor. Ben eski geleneksel şarkıları farklı versiyonlarla piyasaya sürmek istemiyorum. Yaptığım şey tam anlamı ile yeniyi temsil ediyor. Yüzlerce kişi beni kutluyor, sevgi gösterisinde bulunuyor. Bende bu yüzden doğru yolda olduğumu anlıyorum. L. Epözdemir: Müzikle küçük yaştan beri tanışıyorsunuz. Bu alanda herkesten çok eğitim aldınız. İyi ve eğitimli bir sesiniz var. Kaliteli müzik yaptığınız tartışma götürmez. Ama ne siz nede öteki Kürt sanatçılar, yeterince tanınmıyorsunuz. Bunun nedenini nasıl açıklarsınız.? Bir Kürt Sanatçısı olarak, bu duruşumla Türkiye'de şöhret olabileceğime inanmıyorum N. Akbal: Müzik benim esas işim ve bende işimi çok severek yapıyorum. Bu kendime olan saygımı da arttırıyor. Bu gün aramızda olmayan ancak Türkiye'de çok büyük şan ve şöhrete ulaşmış olan kimi sanatçılar bana defalarca telkinde bulundular. Kürtçe müzik yapma dediler. Bu müzikle bir yere gelemezsin dediler. Türkçe müzik yaparsan tüm kapılar ardına kadar asana açılır dediler. Ben onların dediklerini yapsaydım kendimi inkarın sınırlarına dek sürüklerdim. Yapamazdım, yapmama doğru da olmazdı. Çünkü ben bir Kürt sanatçısıyım ve Kürtçe müzik yapmaktan caymaya niyetim de yok. Bu yolun zahmetli bir yol olduğunu da biliyorum.Bu bir tercih sorunudur benim için. Ben kendi halkımın yasaklı dilini haykırmazsam nasıl rahat ederim ki. Bir Kürt sanatçısı olarak, bu duruşumla Türkiye'de şöhret olabileceğime asla inanmıyorum. Bu yüzdendir ki on yedi yıldır yaşamaya, ayakta kalıp geçinmeye çalıştım ve bu konularda kaygılar içinde yaşadım. Öyle görünüyor ki bu yöndeki kaygılarım bundan böyle de devam edecek. Varto Zaza Lehçesinin Anayurdudur L. Epözdemir: Sizi Kürt müziği yapmaya iten nedenler nelerdi. Bu konuda kimler sizi etkiledi. Bu gün gelinen nokta da, bunca sorunlar yaşıyorken tercihlerinizden ötürü pişmanlık duyduğunuz anlar oldu mu.? N. Akbal: Her zaman saygı ile anacağım büyük müzisyen Hasret Gültekin'den çok etkilendim. Beni Kürt müziğine entgre edn Hasrettir. O bir Kürttü ve aynı zamanda da aleviydi. Sivasta Madımak Otelde canice yakılanlardandır. Ondan etkilenmiş olmam gerekir ki, bende Kürt-Alevi olgusuna merak sardım. Benim birde Zaza yönüm var. Vartoluyum. Bana göre Varto Zaza Lehçesinin anayurdudur. Kimi Aleviler kendilerini Kürt kabul etmiyor. Ama bizim coğrafyadaki Alevilerin büyük bölümü, hatta tümü diyebilirim ki Zaza Kürttür. Ben böyle bir sonuca vardım. Ben de, bu işi müzik dili ile ıspat etmeye çalışıyorum. Koçgiri Halk hareketi ile ilgili araştırmalar yaptım. Alişêr Bey'in MİRO adlı eserine rasladım. DILO YEMAN'a rastladım. Bu eserlerin Kürtçe olduğunu gördüm. Ama alevi inancını irdeliyorlard. Çok etkilendim ve de kasete okumaya karar verdim. Okudum. Kaset çıkar çıkmaz büyük sükse yaptı. Maddi ve manevi çok büyük sıkıntılar çektim, çekiyorum da. Elbette Kürt müziğinde karar kıldığım için. Ama asla pişman değilim. Bu gün gene bir seçenek yapmam gerekirse hiç kuşkusuz Kürt müziğini seçerim, çünkü bu bana inanılmaz bir haz veriyor, tüm sıkıntılarımı unutturuyor. Bu gün Kürt Sanatçıların yüz yüze bulunduğu çok çiddi sorunlar var. Bizler ise yıllardır belki düzelir diye umutlarımızı koruduk ve de sabrettik. Ama ilgililer hiç oralı olmadı ve sorunlar dağ gibi üst üste yığıldı. İleride bu konuya tekrar değineceğim için şimdilik sadece işaret ederek geçiyorum. Ama her şeye karşın direnmeye ve dayanmaya devam diyorum. Kürt sanatçıları için Türkiye'de tanıtım ve promosyon yapma şansı yok L. Epözdemir: Kaset ve Cd ler için yeterince tanıtım yapma olanağınız var mı. Kliplerinizi Televizyonlar neden yayınlamıyor. Oysa ki Kürtçeye serbesti getirildiği söyleniyor .Dahası Devlet televizyonu Kürtçe yayın yapıyor.Orada da kilipleriniz şarkılarınız yayımlanmıyor mu. ? N. Akbal: Bir TV kanalında kısa bir söyleşi programına katılmıştım. Benim son kasetim ŞEWA yeni çıkmıştı. O sıralarda yine bir bayrak sendromu yaşanmıştı. Kaset satışı bıçak gibi kesilmiş, Kürtten, Kürt müziği ya da müzisyenlerinden söz etmek cesaret işiydi. Bunu üzerine ben katıldığım o programda şunları söylemiştim: Türkler hep bizi tehdit edip korkutmuşlardır. ''Sakın ha sesinizi çıkarmayın bizi sinirlendirmeyin. Yoksa pişman ederiz sizi" diye gizliden gizliye tehditler savurmaktalar. Gene böyle bir dönemdi benim kasetimin çıktığı dönem ve asla tanıtım yapılamadı. Zaten bu gün bir Kürt sanatçı için ne yazık ki Türkiyede promosyon ve tanıtım yapılamıyor. Çekimler yapsanız da TV kanalları parayla dahi yayınlamıyor. Bu nedenle en yetenekli Kürt sanatçı bile yeterince kendini tanıtamıyor. Kürt sanatçılar sahipsiz ve arkalıksız olarak sanat icra ediyorlar. Türk medyası tüm kapılarını Kürtlere kapalı tutuyor. Kürtler egemen bir halk değiller, devletleri, devlet kurum ve kuruluşları yok. Ve bizde Kürdüz, yani yetimiz, çünkü devleti olmayanlar anasız babasız gibidirler, yetimdirler. Ellerinden tutanları olmaz. Bu nedenledir ki Kürt sanatçılarının politik bir duruşu da olmak zorunda. Yani gerek ve yeter koşullardan biri de kuşkusuz ulusal kurumların oluşturulması için çaba göstermektir. Bu duruş bize olmak yada olmamak gibi bir tercih bırakıyor. Bu yüzden ben bir kürdüm ve tarafım da aynı zamanda. Dahası bir politik duruşum da var ve zaten olmaz ise yadırgamak gerekiyor. Bize yıllarca 'Siz Türksünüz" dediler. Böyle öykülerle büyütüldük. Oysaki Kürttük ama buna kimseyi inandıramadık, ya da inanmak işlerine gelmedi. Hep ikinci sınıf insan gibi görüldük. Sonra bir dönem geldi, peki hadi Türküz dedik. Bu kez de, yok dediler. "Siz Türklere benzemiyorsunuz" dediler ve gene dıştaladılar. Peki biz kimiz ya da neyiz şimdi.? Acaba bize bir ad bulabildiler mi bilemiyorum. Kısacası haleti ruhiyemiz iğdiş edildi. Aslında Kürtler, kendi değerlerine yeterince sahip çıkma erdemliliğini henüz gösteremediler ne yazık ki. Eğer halkınız size sahip çıkmaz, sizi korumaz ve de sahiplenmez ise eğer, başkası hiç sahiplenmez. Dedim ya devleti olmayan sanatçılar sanat yaşamı asla dünya standartlarına ulaşamaz. Devletin müzisyenleri himaye etmesi hastaya sunulan oksijen gibidir. Biz Kürt sanatçıların hastanesi yok ki oksijen verenleri de olsun L. Epözdemir: Medyanın sizlere ilişkin oluşmuş olan olumsuz tutumunu neye yorumluyorsunuz.? Bunun karşısında ne gibi tepkiler geliştirdiniz ya da neler yapmak istiyorsunuz. Kürt sanatçı birliği gibi bir girişiminiz olacak mı. ? Türk Medyası, bizi yaptığımız işe ve halkımıza küstürmek istiyor; bizi geriye dönmeye mecbur kılmaya çalışıyor N. Akbal: Türk medyası kapılarını bilinçli olarak bize kapatmış. Hala potansiyel tehlike ya da potansiyel suçlu gibi görüyor. Suç işlemeye ehil bir kesim olarak kabul ediyor. Medya önünü açmak istemiyor, fırsat vermiyor gelişmene. Bunu bilinçli olarak yapıyor. Amaç seni küçültmek, eritmek ve yok etmek. Seni yaptığın işe ve halkına küstürmek istiyor. Dahası bizi geriye dömeye mecbur kılmak istiyor. Sövüp saymamızı, ekonomik olarak tükenmemizi, pişman olmamızı istiyorlar. Hem sistem hemde onların sözcüsü durumundaki medyaları. Bu bilinçli bir politikadır. Ya öyle ya da seni kendine benzetmek istiyor. İki durumu da anlamak ve kabul etmek mümkün değildir. Bu yüzden diyorum ki Kürt sanatçılar sadece kendilerine benzemek durumundalar. Bu en doğal hakkımızdır. Ben Kürdüm, Aleviyim ve kendimi inkara asla niyetim yok. Müzik yaşamımı da, kendi renklerimde ve de halkımın köklerinden uzaklaşmadan sürdüreceğim. Bunda kararlıyım. Çünkü halkımın bana ihtiyacı var. Ben onlar adına dünyaya bir pencere açmak istiyorum. Ne yapmalı sorusuna gelince. Bunca engel, bunca haksızlık ve adaletsizlik varken ne yapılmalı.? Kuşkusuz ordularımız, tankımız topumuz ve tayaremiz yok ki. Dahası olsa bile, şiddetle hiçbir yere varılamayacağını en çok biz sanatçılar biliriz. Şiddetle hiçbir sorun çözülemez. Bunu bilirim, bunu söylerim. Kimden geliyorsa gelsin şiddet sorunları çözmez ama belki yeni sorunlar doğurur. Bu yüzden diyorum ki şiddetle bir yere varılmaz. Sorunlarımızın çözümü için biz de her kes gibi önce bu sorunları kamuoyunda tartışmaya açmayı uygun gördük.. Bunun için tüm Kürt sanatçılarının görüş ve düşüncelerine baş vurduk. Gerek yurt içinde gerekse de yurt dışında yaşayan Kürt sanatçılar arasında bir görüş birliği yakaladık. Bir araya gelerek tartıştık. Bir basın toplantısı yaparak sorunlarımızı ve aldığımız kararları, dahası çözüm yönündeki önerilerimizi basına ve kamuoyuna duyurduk. Ancak medya gene seşiz kaldı ve olayı teğet geçti, sanki hiçbir şey yokmuş gbi olaya değinme gereği bile duymadı. Bundan sonra da birlikteliğimiz sürecek. Çeşitli eylemler geliştirmeyi düşünüyoruz. Zamanı gelince bu eylemlerimizi duyuracağız. Anlatmak istediğim diğer bir önemli nokta da şudur: Biz Kürt sanatçılar dünya düzleminde Türkiyede rekabet şansı bulamıyoruz. Bu yüzden birbirimize yöneliyor, birbirimizi kemiriyoruz. Öfkelenip birbirimizi yiyiyoruz. Bu hazin bir durumdur. Aslında çaresizlik ve sıkıntılar bir çok arkadaşımızı savuruyor. Oysaki rekabet şansımız olsa eserlerimizle yarışır, dostluklarımızı da korurduk. L. Epözdemir: Sayın Akbal TV kanallarındaki Kürt motifli dizi ve filmler için neler söylemek istersiniz. Kürt müziği bir çok dizinin vazgeçilmezi oldu. Bunu nasıl açıklamak gerekir. Kürt sanatçılarının itibarları iade edilmeli, zarar ve ziyanları tazmin edilmelidir N. Akbal: Evet. Şimdilerde böyle bir furya var. Kürt müziği ve müzisyenleri TV lerde, TV sinemalarında adeta dolgu malzemesi imiş gibi bolca kullanılmaktadır. Bu bir yozlaştırma ve tüketme sanatıdır. Türk medyası ve sinema sektörü dünyaya mesaj vermek istiyor. "Bakın işte Kürtçe çalınıp söyleniyor, Kürtlerin bir sorunu yok" denmeye çalışılıyor. Bu kirli bir oyundur. Kürt sanatçılar bu oyunu görmeli ve alet olmamalıdır. Bilerek ya da bilmeyerek bu işe alet olan sanatçılar bu işi daha fazla sürdürmemelidirler. Bu oyuna gelmemek gerek. Bu bir tuzak ve düşülmemelidir. Başkasına dolgu malzemesi olmamalıyız diyorum. Eğer medya ve TV ler bu konuda samimi iseler, Kürtçe diziler yapıp gösterime sunsunlar. Ya da Kürt müzisyenlerin sorunlarını irdelesinler, sorunlara eğilip çözüm için yardımcı olsunlar. Dahası her şeyden önce Kürt sanatçılarının itibarı iade edilmelidir. En önemlisi de kuşkusuz zarar ve ziyanlar tazmin olmalıdır. Biz Kürt Sanatçılar bundan böyle, kendi doğrularımız ve realitelerimizle yaşamak istiyoruz. Lakin Türk medyası ve sanat dünyasının bizimle ilgilenmeye niyetleri yok. Halkımızı yani Kürt halkını bize sahip çıkmaya davet ediyoruz. Yaptığımız işi sürdürüp kültürümüzü geliştirmek, kültürel ve sanatsal varlıklarımızı koruyup zenginleştirmek istiyoruz. Sanatçılar halkların oksijen kaynaklarıdır. Hiç bir halk kendi oksijen kaynağının tükenmesine rıza gösteremez. Kürtler bu gün varlıklarını, sanata, folklora ve dengbêjlere borçludur. Bu gelenekler sanatçılar tarafından kuşaktan kuşağa devşirildi. Kürt halkı kendi sanatçısını, yani oksijen kaynağını korumalı ve sahiplenmelidir. Sanatçı arkadaşlarımızın da kendi aralarında zaman zaman sorunları oluyor. Ben diyorumki birbirimizi sevmeyebiliriz. Ama ortada tümümüzü haznesine toplayıp eritmek isteyen bir değirmen var. O değirmende un olup yok olmamalıyız. L. Epözdemir: Kürt Kültürü ve Sanatının Türkiyedeki handikapları nelerdir. Sanat ve kültürün halklararası diyalogta ne gibi önemi var.? Ben Kürtlerin Sezen Aksu'su değil, Nilüfer Akbal'ı olmak istiyorum N. Akbal: Türkiyede toplumun ezici çoğunluğu herkesin eşit olduğunu savlar. Oysaki bu böyle değil. Örneğin biz Kürt sanatçılar eğer Türk sanatçılarla eşit isek, neden tüm kanallarda onları şarkıları ve klipleri özgürce çalınıyor da bizimkilere yer verilmiyor. Eğer biz de bu ülkenin sözüm ona eşit vatandaşları isek ulusal kanallardan da eşitçe yararlanmamız gerekir. Ama açıktır ki durum böyle değil. Bu yüzden biz de medyamızı ve ulusal kurumlarımızı kurmak zorundayız.Ben Kürtlerin Sezen Aksu'su değil, Nilüfer Akbalı olmak istiyorum. Bu adaletsizliğin giderilmesi gerekiyor. Tüm bu durumlar olmadan, Kültürler arası diyalog sağlanmadan, eşitlik uygulanmadan kültürlerin, dolayısıyla da halkların kaynaşmasını sağlamak olanaklı değildir. Ahmet Kaya'ya ve Yılmaz Güney'e bu ülkede yaşama hakkı tanınmadı. Nedeni Kürt olmalarıdır. Şıvan Perwer ve Nizamettin Ariç, yurt dışında ömür tüketiyorlar. Onlarca Kürt sanatçısına vatan haini gözü ile bakılıyor. Bir okadarına terörist muamelesi yapıldı. Bu durumlar karşısında ne yazıktır ki Türk meslektaşlarımızdan da dayanışma göremedik. Oysaki Kürt sanatçılar da bu ülkeyi seviyor ve iyiliğini istiyor. Artık her kes buna inamak zorundadır. Kürtler, Türkiyenin sanatsal, folklorik ve manevi yaşamını renklendiriyor. Bu alana ciddi kaynaklar sunuyor. Yüzlerce Kürtçe eser Türkçeleştirildi. Kürt müziği talan edildi. Asimilasyon hala sürüyor. Dur diyen yok. Tüm bu olumsuz koşullar ortadan kaldırılmadan verimli olunamayacağı ortadadır.Bu yüzden talan ve yağma bir an önce yok olmalıdır diyorum. Türkiye çok sesli ve çok renkli bir ülkedir. Bu durum pek az ülkeye nasib olabilir. Bu renklilik ve seslilik büyük bir zenginliktir. Ancak tekçi ve Türkçü mantık bu zenginlikten istifade etmeyi engelliyor. Bu kaynaklar heder ediliyor. Kendi zenginlik kaynaklarını böyle hoyrat kullanan bir ülkede, ulusal kimliğinizle ayakta kalmanız ve kendi halkınız adına başarılar kazanmanız çok güç. Türkiye Kürtlere vatandaşım diyorsa onları tüm vatandaşlık hak ve ayrıcalıklarından yararlandırmalıdır. Her şarkı kendi kökleri üzerinde çalinmalıdır. Çünkü şarkı kendi akarında güzeldir L. Epözdemir: Birazda müziğe ve sizin yaptığınız müziğe dönelim.Kürt müziğini yozlaştırma ve özünden uzaklaştırma süreçlerine değinelim isterseniz.Müziğinizin dünü ve bugünü hakkında görüş ve düşüncelerinizi alalım. N. Akbal: Elbette. Esas olarak bu konuyu tartışmak gerekiyordu. Ancak o kadar çok bunaltıcı sorun var ki, esas konumuza dönmek gecikti. Bu arada söyleşimizde bir hayli uzadı bunun farkındayım, ancak kimi şeyleri sizlerle paylaşmak istedim. Bir çok konudaki sanatçı duyarlılığını yansıtmak istedim. Amacım politika yapmak değil kuşkusuz. Çünkü politikacı değilim. Ama genel olarak halkımın ve özelde de sanatçılarının bu denli ciddi sorunları varken politik bir duruş sergilememek mümkün müdür .? Ben, müziğin evrensel dünyasında kendime bir özgürlük alanı yaratmak, ve Kürt müziğini bir kadın sanatçı olarak, dünya ile buluşturmak istiyorum. Kürt müziğinin dokusu ve engi, buna çok uygun. Kürtler Avrupai bir soydan geliyorlar. Soyağaçları Avrupaya uzanıyor. Bu nedenle Kürtleri akrabaları yani Avrupalılarla yeniden tanıştırmak için bende Müzik kanalını denemek istiyorum. Buradan da dünyaya bir kapı açmak istiyorum. Bende dahil olmak üzere, geçmişte, zaman zaman bir çok Kürt müzisyen önemli yanlışlar yaptı. Özellikle de 90 lı yıllarda, savaşın yoğun olduğu dönemlerde, hem müzisyenler hemde yapımcılar ciddi yanlışlıklar yaptılar. Çoğumuz savrulduk, hatalar işledik, bir çok kişi ise, kendini riske etmek istemediği için, Kürtçe Müzik defterini kapatıp o günlerde rafa kaldrdı. Aynı kişiler bu günün serbestilerinden istifade ile bu aralar Kürtçe müziğe hevselenmiş görünüyorlar.. Dünyanın yeniden keşfini kendileri gerçekleştirdi sanıyorlar. Yaptıkları işi bir devrimmiş gibi göstermeye çalışıp böbürleniyorlar Kürtler karşısında. Ama Burası Türkiye ve hepimiz birbirimizi çok iyi tanıyoruz kaygılarımızı, endişelerimizi, samimiyetimizi çok iyi biliyoruz. Bu yüzden diyorum ki kimsenin Kürt müziğini kendi emelleri uğruna kullanmasına biz Kürt sanatçılar izin vermeyeceğiz. Telif hakları konusunda Avukatlarımız daha şimdiden ciddi hazırlıklar yapıyor ve yakında bir çok sözüm ona "Ünlü" mahkemelik olabilir, haklarında çeşitli suçlardan davalar açılabilir. Bu tüm Türk medyası ve sanat dünyasını sarsacak olan gelişmeler, Kürt kültür ve sanat değerlerini korumak, ayaklar altından kurtarmak içindir ve Kürt halkı için doğrusu değer bir iştir. Ben ve birkaç sanatçı arkadaşım, Türkiye'nin o zorlu yıllarında, az da olsak sayıca , Kürt müziği yapmayı tüm olumsuz koşullara karşın sürdürdük. Doğal olarak, eksik yanlış, aksak okuduğumuz oldu ve telafuz hatalarını sıkça yaptık. Belki bu çok önemli bir hataydı. Ama günlerde bundan daha önemli şey Kürtçe sözlü müzik yapmaktı. Bu siyasal bir tavır olarak da görülebilir. Dahası eksik yada yanlış okuduk diye Kürt aydın çevrelerinden çokta eleştiri almadık. Tersine desteklendik, dayanışma gördük ve de alkışlandık. Kürtçe söylemek dinleyenlerin göğsünü kabartıyor ve onları gururlandırıyordu. Alkışlanmamız Kürtçe Müzik yaptığımız içindi, yanlış ya da eksik okuduğumuz için değildi kuşkusuz. Kuşkusuz bu gün hiç birimiz dün olduğumuz noktada değiliz, aradan yıllar geçti ve yetkinleşip olgunlaştık. Bu gün artık dünün yanlışlarına düşmemek için daha bir özenliyiz ve en doğruyu yapma konusundaki istek ve tutumumuz ufkumuzu daha da genişletiyor. Şarkılara tat ve haz veren şey, onların dokuları ve ulusal karakterleridir Öte yandan, Kürt müzisyenlerin mesleki ve özlük sorunları var. Akademik kariyer sahibi bir Kürt müzik camiası yok. Bu nedenle herkes Allah vergisi ile hareket ediyor. Kürt aranjör, bestekar, sanat danışmanı ve sanat yönetmeni yok. Kürt müzik okulları ve konservaturları yok. Bazı arkadaşlarımız akademik kariyer adına konservatuarlara iştırak etse de bu durum yaptıkları işe yeter anlamda yarar sağlamıyor. Yani Kürtçe Müzik yapan bir sanatçı Türk müziği esaslarına göre eğitim ve öğretim yapmaya konuşlandırılmış bir müzik kurumundan ne kadar yararlanabilir ki.? Hal böyle iken ister istemez Kürt sanatçılar arayış içine giriyor, en uygun kişi ya da kurumla çalışmak durumunda kalıyor. Çoğu kez çalışılan sütüdyo sahipleri, aranjörler, prodöktörler bırak Kürtçe bilmeyi, Kürtleri ve Kürt müziğini bile tanımadıkları halde kaset yönetmektedirler. Bunu biliyoruz ama alternatif olmayınca iş istenilen düzeyde gerçekleşmiyor. Böyle de olunca, çoğu kez yaptığımız müzik Kürt müziği olmaktan çıkıyor, Kürtçe sözlü müzik haline geliyor. Olay kendi akarından, kendi mecrasından uzaklaşıyor. Müzik kendi köklerine sırtını çevirmiş oluyor. Bu durum bizim istediğimiz bir durum değil, ama teknik alandaki yoklar ve yoksunluklar böylesi bir manzaranın doğmasını neden oluyor. Oysa ki, her şarkı, kendi kökleri üzerinden çalınıp söylenmelidir, her kendi akarında güzeldir. Müziğe ve şarkılara tat ve haz veren şey, onların ulusal karekterleri ve dokularıdır. L. Epözdemir: Sayın Akbal, siz bir süre önce Güneye, diğer adı ile Kuzey Irak'a gitmiştiniz. Orada Kürtler artık özgür yaşıyorlar ve federasyona karar kılmış bulunuyorlar. Kürt Federe Bölgesindeki izlenimleriniz nasıl.? Sanat ve müzik alanındaki gelişmeler ne durumda.? Şimdi artık Kürtlerin yaşamına bir ışık doğmuş bulunuyor. Irak'ta hiç bir şey eskisi gibi olmayacak, Kürdistan Ortadoğu'nun en demokratik ve güvenilir bölgesidir N. Akbal: Evet. Aldığım bir davet üzerine, bölgeye gittim. Bir çok sanatçı ve müzisyenle tanıştım. Bir çok kurum ve kuruluş var. Kültür ve sanat alanında olabildiğince kurum var. Bu kurumlar Kültür Bakanlığı tarafından destekleniyor, teşvik ediliyor. Yerel yönetim sanata çok önem veriyor, sanatçıları koruyor onlara sahip çıkıyor. Henüz özgürleşeli kısa bir zaman olmasına karşın çok önemli atılımlara imza atılmış. Yerel çok sayıda sanatçı var, ancak batılı anlamda müzik yapan az sayıda kişi bulunuyor. Şimdi Kürtlerin yaşamına yeni bir ışık doğmuş bulunuyor. Ülkenin güneyinde özgür ve demokratik bir yapı var. Sanata, bilime, sanatsal ve bilimsel çalışmalara önem veren, güç veren, teşvik eden, destekleyen bir yapı bu. Çağdaş normlarla bezenmiş yeni bir yapılanma var. Bu tüm Kürtler için, özellikle de aydın ve sanatçılar için son derece öenemli bir kazanımdır. Bu yapının tüm Kürtlerce desteklenmesi gerekir. Radyo ve televizyonlar tüm parçalardan Kürtlere ait kültür ve sanat ürünlerini önemsiyorlar, yayınlarında yer veriyorlar. Gönül isterdi ki, Türkiye'de de Kürt kültürü özgürce gelişip serpilme olanağına sahip olsun, buradan oraya bu anlamda bir göç yaşanmasın. Oradaki demokratik ve özgür koşullar, orayı çekim merkezi haline getirmiş durumdadır. Buradaki güllerin solmasını kimse istemez. Renklilik özgürlükle birleşsin ve yaşam bu minval üzerinde gelişsin isteriz. Kürt sanatçılar orada saygınlık görüyor ve onurlandırılıyorlar. Eğer Türkiye Kürt aydın ve sanatçılarına gereken desteği ve önemi vermez ise kaçınılmaz olarak renklerini solduracak AB yolunda ısrar eden devlet tercihini bu yönde kullanmış ise, Kürtlere de gerekli hakları tanımak zorundadır. Eğer Türkiye Kürt aydın ve sanatçılarına gereken desteği ve önemi vermez ise kaçınılmaz olarak renklerini solduracak. Türkiye'de renklerin solması aydınlığın gidip karanlığın gelmesi demektir. Renkliliğimiz zenginliğimizin ifadesidir ve bu renkler topluma ışık saçıyor yaşama gücü ve morali veriyor. Bunu korumalıyız ancak eşit, özgür ve adil bir yaşam kurarak. Karar Türkiyenin... Artık bilinen bir şey var ki, Kürtlerin yolu açık ve aydınlık. Bu yola girdiler ve yürüyorlar. Kürdistan'da ki gelişmeler gurur verici gelişmelerdir. Tüm Kürtlerin rahatlıkla övünebileceği gelişmeler yaşanıyor bölgede. Orası tüm Kürtlerin ortak kazanımı olarak görülüyor ve kapıları tüm Kürtlere açık tutulmuş. Her Kürt oradaki kazanımları önemsemeli ve korumalıdır. Bölgede müzik çalışmaları Avrupa pencerelerini aralamak zorundadır. SONY ve UNIVERSAL gibi şirketlere davetler çıkarılmalı ve buradaki müthiş potansiyele dikkatleri çekilmelidir. Mutlaka özel bir müzik kanalı oluşturulması gerekiyor. Kısacası Kürt müziğinin bir resmi çizilmeli ve dünyanın her hangi bir yerinde Kürt müziği denince o resim akla gelmelidir. Bu işi yaratıp yapmak bölgedeki müzisyenlerin işidir. Devlet gerekli olanakları zaten sunuyor. Bana bu olanağı verdiğiniz için teşekür ederim. |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Türkiyeli aydının Kürtlere ve Kürt kültürüne bakışı | MÊVAN | Genel Kültür | 26 | 04-05-2008 08:38 PM |
| Avrupa Kürtleri | MÊVAN | İlginç Konular | 5 | 06-03-2008 01:40 PM |
| Batı Literatüründe Kürt Kadını | PCkopat | Genel Kültür | 17 | 20-11-2007 01:12 PM |
| Aram Dîkran - kürt müziğinin duayeni hakkındaki yorumlar | Mirza | Müzik Sohbet | 15 | 09-10-2007 10:24 AM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.