Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Şarkı Sözleri ve Sanatçı Tanıtımları > Son Çıkan Albümlerin Tanıtımı > Müzik Sohbet

Kayıt Ol SSS



 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 22-09-2006, 10:09 AM   #11 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Konum: Dead Poets Society
Yaş: 29
Mesaj: 3,389
Üye No: 6272
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 1373
Rep Puanı : 136762
Rep Derecesi
Kajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond repute
Varsayılan

Klasik Müzik Dünyasının Hanımefendi Piyanisti: Gülsin Onay
Hani yüreklerinin aydınlık gülüşleri yüzlerine vuran insanlar vardır ya. İşte, Gülsin Onay’da öyle. Yüreği ile gülümsüyor insana. Dünya müzik tarihine geçmiş Ahmet Adnan Saygun gibi büyük bir müzik dehasının öğrencisi olmuş, müzik dünyasının efsane ismi Nadia Boulanger ile beste çalışmaları yapmış, hatta sevgili hocası Boulanger’in ‘kadın besteci ’ olması konusundaki yoğun ısrarlarına karşın kendi yolunu seçmiş azimli, kararlı, olağanüstü bir yeteneğin bu kadar mütevazı ve sade bir kişi oluşuna inanmak çok güç. Zarafeti, mütevazılığı ve olağanüstü yeteneği ile müzik dünyasındaki birçok sanatçıya model oluşturacak bir isim Gülsin Onay. Sanatçıyla, müzikal yaşamını belirleyen Ahmet Adnan Saygun’dan başla****** günümüze kadar uzanan süreçte, unutulmayan konserlerinden, ‘gizli hobisinden’, Boulanger ile yaptığı çalışmalardan ve gelecek planlarından bahsettik.

SDK- Ahmet Adnan Saygun sizin hocanız olmaktan öte sizin için çok önemli insanlardan biriydi değil mi?

Gülsin Onay - Çok küçük yaşta müzik çalışmalarına başladığımda, Ahmet Adnan Saygun ve Mithat Fenmen tarafından yetiştirildim. 10 yaşlarında Ahmet Adnan Saygun ile karşılaştığımda onun etkisine girdim. Onda öylesine zengin bir dünya gördüm ki bütün müzik temelimi ona borçluyum diyebilirim. Beni mükemmel bir biçimde yetiştirdi. Öyle ki Paris Konservatuarına gittiğim zaman armoni bakımından sana öğretebileceğimiz bir şey kalmamış dediler. Ahmet Adnan Saygun müzik konusunda çok titiz bir insandı. Çok zor beğenirdi ve çok seçici davranırdı. Müzik anlayışından asla taviz vermezdi. Günün 18 saatini çalışarak geçirirdi. Ben öğrencisi olduğum dönemlerde daha çocuk sayılırdım ve dışarıya çıkıp oynadığımda hafif bir suçluluk duygusu hissederdim. Acaba hocam benim bu zamanımı piyano çalışmak yerine oyun oynayarak geçirdiğimi görse ne der diye düşünürdüm. Bir gün merak ettim acaba hocam eğlenmek için ne yapıyor diye? Sonra keşfettim. Bethoveen’ın sonatlarında, bestecinin yaptığı müzikal şakaları keşfederek eğleniyordu. Mesela, iki ölçü arasındaki geçişte yer alan beklenmedik kıvrak bir melodiyi yakalamak onu çok mutlu ediyordu. Bu tarz keşifler yaptığı zaman bana ‘Bak Gülsin, görüyor musun? Besteci burada ne kadar zekice bir geçiş yapmış değil mi? Bak, buraya aksak ölçü koymuş. Buradaki, müzikal şakayı görebiliyor musun? ’ diye sorar sonra da kahkahayı patlatır ve çok mutlu olurdu. Hayatı, hayalleri, düşleri hep müziğin içinde geçmiş olan bir insandı. Tüm hayatını eşi Nülifer Hanıma, öğrencilerine ve müziğine adamıştı.

SDK- İkinci Piyano Konçertosunu size ithaf etmişti değil mi?

Gülsin Onay - Aldığım müzik eğitimi bir yana, ben hocamın bestecilik yönünü daha sonra keşfettim. Beste yaptığını öğrendiğimde, ilk defa bir eserini çalmak için rica etmiştim. O hiçbir zaman bana ‘şunu da çal’ dememiştir. Hep ben sorar, ısrar ederdim. ‘Ne olur hocam, başka besteleriniz var mı’ diye üsteler neredeyse her şeyi ağzından birer birer zorla alırdım. Eserlerini çaldığım zaman en güzel benim seslendirdiğimi söylerdi. Ben o eserleri çaldıkça büyük zenginlikler keşfettim. Gerçekten de Ahmet Adnan Saygun çağımızın en büyük bestecilerinden biri. İkinci piyano konçertosuna gelince. Bu biraz da benim isteğimle oldu galiba. ‘Hocam artık neden hiç beste yapmıyorsunuz? Keşke bir konçertonuz daha olsaydı ne kadar güzel olurdu.’ demiştim. Benim bu sözüm üzerine oturmuş çalışmaya başlamış. Sonra bana, ‘Gülsin 2. Konçertoyu yazmaya başladım ve sana ithaf ediyorum’ dediği zaman dünyalar benim olmuştu. O an ne kadar mutlu olduğumu size anlatamam.

SDK - Siz dünyanın hemen her yerinde Ahmet Adnan Saygun’un eserlerini seslendirdiniz ve seslendirmeye devam ediyorsunuz. Saygun’un eserlerini dinleyen dünya seyircisinin tepkisi nasıl oluyor?

Gülsin Onay - Ahmet Adnan Saygun’un konçertolarını İngiltere’de, Almanya’da, Malaga’da ve dünyanın birçok ülkesinde seslendirdim. O kadar beğeniliyor ki. Mesela, geçen yaz Almanya’da seslendirdiğimde kıyamet koptu. Eser bittikten sonra konser salonda muazzam bir alkış oldu. O salonda daha önce böyle bir olay hiç görülmemiş. Daima müthiş bir beğeni ile karşılanıyor. Ben de büyük bir heyecanla, çok severek çalıyorum. Belki o da etkiliyor. Hem seyirciler açısından hem de konserleri izleyen eleştirmenler açısından çok iyi karşılanıyor.

SDK - Bir dönem Nadia Boulanger ile çalışma imkanınız oldu değil mi?

Gülsin Onay - Ben Nadia Boulanger’nin son dönemine rast geldim. Onunla çalışmaya başladığımda, Nadia Bolounge 90 yaşını geçmişti ve artık gözleri görmüyordu. Ondan daha ziyade beste konusunda yararlandım. Benim bir ‘kadın besteci’ olarak yetişmem konusunda çok ısrar etmişti ve bu konuda kariyer yapmamı istemişti. Onu kırmamak için bazı bestelerim oldu hala zaman zaman beste yapıyorum ama bunları profesyonel anlamda değil kendimi mutlu etmek adına yapıyorum. Boulanger, piyano çalarken çıkan seslerin renkleri ile çok ilgilenirdi. O renk paletinde yer alan incelikler ve aralardaki küçük farkları ele alır, bunlar üzerine konuşur, üzerinde tartışır ve onların birlikte analizini yapardık. Bethoveen sonatlarını birlikte dinler, analizini yapar, püf noktalarını tespit eder arkadan o renklere uyacak melodileri birlikte araştırırdık.

SDK - Beste çalışmalarınız nasıl gidiyor?

Gülsin Onay - Beste yapma konusu hiçbir iddiam yok, bu besteleri kayda değer bir çalışma olarak görmüyorum. Beste yapmak benim için bir eğlence, bir hobi niteliği taşıyor. Benim bestelerim kelime oyunu gibi. İnsan beste yapınca, çaldığı zaman piyanoya da müziği de farklı yaklaşıyor. Dediğim gibi, zaman zaman hala besteler yapıyorum ama bunlar tamamıyla kendimi mutlu etmek adına yaptığım hobi niteliği taşıyan çalışmalar.

SDK - Hangi sanatçının bestecinin müzik dili, rengini daha çok seviyorsunuz?

Gülsin Onay - Bach, Mozart, Chopin, Ravel, Rachmaninoff, Schubert gibi bestecileri kendimi çok yakın hissediyorum. Birkaç tane çok yakın hissetmediğim besteci var ama hemen bir besteciden diğerine rahatlıkla geçebiliyorum. Bu durumda, bir müzik paleti kullanmak lazım. O paleti değiştirmekte insana bir tazelik getiriyor. Mesela, dün Chopin’i bitirdim bugün Mozart çalacağım. Birden Mozart çok hoşuma gitti. Gene bambaşka bir dünya, yeni bir tazelik. Yarın Rachmaninoff seslendireceğim. O da ayrı bir diyar. Sanki uzayda gezegenlerden bir diğerine seyahat eder gibi hissediyorum kendimi. Sanki, kozmosta büyük bir yerde gezegenler arasında dolaşan bir seyyah gibiyim.

SDK - Peki kendine başınıza kaldığınızda neler dinliyorsunuz?

Gülsin Onay - Güney Amerika ezgileri çok hoşuma gidiyor. Ağıt gibi melodik olmayan sanki konuşur gibi seslendirdikleri müzikler bana çok ilginç geliyor.

SDK - Sizin için özel olan konserler var mı anımsıyor musunuz?

Gülsin Onay- Benim için bütün konserler çok özel. Adeta ölüm kalım meselesi. Konser vereceğim seyirci, 20 kişi de olsa 5.000 kişi de olsa bu böyle. Mesela geçen yaz Bodrum’da kumsalda 250 kişiye özel bir konser verdim. O kadar önem verdim o kadar özendim ki. Çok heyecanlandım. Piyanoyu kumsala indirdik ve deniz kenarında çaldım. Ortam, izleyiciler ve müzik hepsi bir arada olağanüstüydü. Ayrıca, bu yıl Eylül ayında, (KETAV) Kemer Tanıtım Vakfı’nın organize ettiği ‘Phaselis Sanat Günlerinin’ açılışını Bosphorus Senfoni Orkestrası eşliğinde Phaselis Antik Tiyatrosunda verdiğimiz bir konserle gerçekleştirdik. Orkestrayı şef Rengim Gökmen yönetiyordu. Konserin özelliği, 2700 yıl boyunca kullanılmayan bir antik tiyatroda ilk sanat etkinliğinin gerçekleştiriliyor oluşuydu. Programda, Wolfgang Amedeus Mozart’ın 9 Numaralı Piyano Konçertosu ve 40. Sol Minör Senfonisi yer aldı. Phaselis Antik Tiyatrosu 2700 yıllık antik bir tiyatro ve binlerce yıl sonra, orada konser veren ilk sanatçı olmak müthiş bir duygu.

SDK- Binlerce konser verdiniz, konserlerle ilgili olarak mutlaka sizi gülümseten anılarınız olmuştur değil mi?

Gülsin Onay - Müzisyen konuklarımın olduğunu bildiğim özel konserlerde, eğer uygun atmosfer de varsa onlara sürpriz yaparak bis parçalarını çalmaları için sahneye çağırırım. Bunların iki tanesi çok şeker oldu. Bir tanesi, Japonya’da Türk Büyük Elçiliğinde verilen konserde gerçekleşti. Japon Prensi Misaka’da oradaydı ve bis parçasını Misaka çalmıştı. Bir diğeri de, Ortadoğu Üniversitesi’nde oldu. Beş, altı yaşlarında ufak bir çocuğa bis yaptırdık. Tabureye oturduğunda ayakları yere değmiyordu. Piyanoya yetişebilmesi için tabureye bir sürü minderler koyduk. Çok tatlıydı. Küba’da verdiğim konser de çok ilginçti. Tam çalarken piyanonun teller koptu. Piyanonun akordunu yapan akortçu gitmiş. Konser sırasında salonda yoktu. Tesadüfen konseri dinlemek için gelen başka bir akortçu oradaydı. Sahneye çıktı. Telleri düzeltti. Akoru yaptı ve konser devam etti. Yine unutamadığım bir anı. Yıllar önce yine Japonya’ya konser vermek üzere Tokyo’ya gittiğimde, Türk Büyük Elçiliğinin rezidansında misafir olarak kalmıştım. Konser, hafta sonu verilecekti ve ben son gün birkaç saat dinlenmek üzere elçilikte kaldım. Bir ara, bir şeyler almak üzere dışarı çıkmaya karar verdim ve elçilikte kaldığım bölümün dışına çıkarak başka bir kapıdan geçtim. Ve camlı bir koridora çıktım. Meğer güvenlik nedeniyle kapılar geçtikten sonra kendiliğinden kilitleniyormuş. Tabii, ben bunu bilmiyorum. Kapıdan geçtim ve kapı kendiliğinden kilitlendi ve ben cam koridorda sıkışıp kaldım. Ne ileri gidebiliyorum ne geri dönebiliyorum. Bir iki saat sonra konser vermem gerekiyor ve hafta sonu olduğu için elçilikte hiç kimse yok. Bu arada, konser saati yaklaşmış ve herkes beni arıyor. Tam bu sırada, tesadüfen elçiliğe bir şey almak için geri dönen bir görevli beni gördü. Onun sayesinde kurtuldum ve nefes nefese son dakikada konser salonuna yetişebildim.

SDK- Biraz da yakın gelecek planlarınızdan bahsedebilir miyiz?

Gülsin Onay - Aslında çok yoğun bir dünya programım var. Haziran ayına kadar Türkiye’de ve dünyanın çeşitli kentlerinde konserler vereceğim. Bunlardan ilk göze çarpanlar, 1-10 Mayıs tarihleri arasında, Çin, Tayland ve Moğolistan’da resitallerim olacak. Sonra 22 Mayıs’ta Ankara’da Bilkent Senfoni Orkestrası ile birlikte Ravel’în Piyano Konçertosunu ve De Falla’nın ‘Nights in the Gardens of Spain’ eserlerini seslendireceğiz. En son Malaga konserim var. 18-19 Haziran’da Malaga’da Ahmet Adnan Saygun’un 1 Numaralı Piyano Konçertosunu çalacağım. CD çalışmalarına gelince, en son St. Petersburg Filarmoni Orkestrası eşliğinde Erol Erdinç ile birlikte bir canlı konser kaydı gerçekleştirmiştik. Bu konser kaydından yapılan bir CD çalışmasında Rachmaninoff’un 3 Numaralı Piyano Konçertosu, Bach/ Busoni Chorale Prelude, Chopin’in Op.9 2Numaralı Nocturne, Saygun’un Op. 45 12 Numaralı Prelude ve Rachmaninoff’un 2 Numaralı Senfonisi yer alıyor. Geçen yıl, 28 Ekim’de, Bilkent Senfoni Orkestrası eşliğinde Emil Tabakov’un Piyano Konçertosunu seslendirmiştik. Orkestrayı Emil Tabakov yönetti. Bu canlı konserin de canlı kaydı yapıldı. Müzik severler, bu kayıttan gerçekleştirilecek CD’yi yakın bir gelecekte dinleyebilecekler. Ayrıca yine, geçen yıl 18-19 Eylül’de Ankara’da verdiğim Chopin’in eserlerinden oluşan solo konserin canlı kayıtları var. Bu arada, Erol Erdinç ile ve Bilkent Senfoni Orkestrası ile birlikte bir çok çalışmamız olacak.

Seval Deniz Karahaliloğlu
Kajîn Jîr is offline  
Eski 22-09-2006, 10:10 AM   #12 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Konum: Dead Poets Society
Yaş: 29
Mesaj: 3,389
Üye No: 6272
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 1373
Rep Puanı : 136762
Rep Derecesi
Kajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond repute
Varsayılan

Piyanoya Uzanan Küçük Parmaklardan Senfonilere Uzanan Öykülere
Herkes onu ilk önce başarılı bir piyanist olarak tanıdı, sonra Bach A’Loriental projesi ile bir doğu masalı yarattı. Klasik müzikten ‘Bin Bir Gece Masallarına’ uzanan süreçte Anjelika Akbar’ın bilinmeyen yönlerine tanık olduk. Şimdi de farklı bir kimlikle karşımıza çıkıyor. Besteci kimliğiyle. 13 -14 Mayıs tarihlerinde, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde, Şef Erol Erdinç yönetimindeki Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası tarafından senfonik eseri seslendirilecek olan sanatçı, şimdiden çok heyecanlı. Çünkü, ilk kez eserini diğer izleyicilerle birlikte koltuklarda oturarak dinleyecek. Sanatçının bestecilik serüveni, efsane film Madam Souzatska’nın konusunu aratmayan şiirsel bir öykü ile başlıyor. ‘O zamanlar Madam Veronika 75, ben ise sadece 5 yaşındaydım’ diyor Anjelika. İlk piyano Hocası Lepovetsky’i anarken. Anjelika Akbar ile birlikte sisli çocukluk anılarından, piyanoya uzanan küçük parmaklara, ilk hocasına ve oradan konservatuar yıllarına kadar beraber uzandık. Ve Türkiye’ye geldiği ilk gece aşık olduğu adama. Ve o adamın mavi gözlerine adanan bestenin öyküsünü dinlerken kimi zaman gülerek, kimi zaman da buğulu gözlerle anlattığı anılarda dolaşırken farklı bir Anjelika ile karşılaştık. Samimi, insanın yüreğine dokunan ve söylemek istediklerini notalarla ifade eden duyarlı bir insanla. Mayıs ayında İstanbul’da dünya prömiyeri yapılacak ‘Senfonisini’ bestelemek için gerçekten çok uzun bir yol kat etmesi gerekmişti.

SDK- Senfoninin ana temasından, yazılış öyküsünden biraz bahsedebilir misiniz?

Anjelika Akbar - Bu esere, senfonik şiir de diyebiliriz. Çünkü programda, felsefe temalı şiirler de yer alıyor. Bu eseri ben Rus asıllı filozof, şair, ressam, antropolog, dil bilimcisi ve araştırmacı Nicholas Roerich’e adadım. Dünyanın dört bir yanında adına müzeler açılan 7000’den fazla tablosu olan bir bilim adamı ve sanatçı. İlk defa Himalaya bölgesinde 1920’li yıllarda kültürel ve sosyolojik araştırmalar yapan kişi. Roerich, çok çeşitli konularda eğitim aldı ve ihtilal olmadan önce eşiyle birlikte 1912 yılında Amerika’ya yerleşti ve Amerikan vatandaşı oldu. Roerich ailesi bir dönem Amerikan Başkanlarından Theodore Roosvelt’in danışmanlığını da yaptı. Senfoni benim için çok özel. Çünkü bu eseri, 1989’da Taşkent’te konservatuarda öğrenci iken besteledim. Hazırlık dönemi birkaç ay sürdü ama ondan sonra bir anda dört günde tüm senfoni çıktı. Nasıl oldu bilmiyorum ama notalar bir anda kağıda döküldü. Tıpkı birden bire boşanan sağanak yağmur gibi. O sıralar, ben kompozisyon hocam Felix Yanof Yanofsky ile birlikte beste ve kompozisyon üzerine çalışıyordum. Onun oğlu da Moskova’da Alfred Schnitke’nin öğrencisiydi. Bestemi gösterdiğimde, hocam Yanofsky çok ilginç bir tespit yaptı. ‘Oğlum daha Moskova’dan Schnitke’nin yanından yeni geldi. Alleogrik gibi bir çok yeni modern yazılım teknikleri öğrenmiş. Ben, burada senin bestende bunları görüyorum.’ dedi. Bu, benim için çok büyük bir iltifattı çünkü Schnitke’nin öğrencisi değildim dolayısıyla bu teknikleri bilmem imkansızdı. Ben, sadece o an bana nasıl aktıysa öyle yazmıştım. Bu eserin en büyük özelliklerinden biri de, Tamla, Tampura, Sitar ve ve Santura’dan gibi dört tane Hint kökenli enstrümanı içeriyor olması. Bunları çalmak için Hindistan’dan dört sanatçı gelecek. Şiir haricinde ayrıca bir de vokal sesi var. Bu sesin ne erkek ne de kadın sesi olması lazım. Ara bir ses olmalı çünkü ‘bütün dünyanın sesini’ temsil ediyor. Başrolde ise ‘metronom’ var. Metronom, senfoni başlamadan önce başlıyor. Eserde boşluk olduğu yerlerde metronomun sesi güçleniyor. Müzik çok yoğun olduğu zaman metronom arka planda kalıyor. Bazen evrende yaşadığımızın bilincine varıyoruz yada gündelik hayatta bu gerçeği unutuyoruz. İşte metronomda bize bunu hatırlatıyor. Senfoni bittikten sonra da metronom bir süre daha çalışmaya devam ediyor. Üç bölümlü bir senfoni bu. Güzellik, sevgi ve devinim bölümlerinden oluşuyor. Bu üçlü kavram formülü, Roerich’in hayatta ilerleme için önerdiği formüldür. Güzellik ve güzelliğin idrak edilmesi, sevgi ve sevginin idrak edilmesi ve devinim. Üçü bir araya geldiğinde, insan çok şey başarabilir ve büyük harfle yazılan insan olabilir. Dostoyevsky ‘güzellik dünyayı kurtaracak’ demişti, Roecrih bu düşünceyi daha ileri götürdü ve ‘güzelliğin idrak edilmesi dünyayı kurtaracak’ dedi

SDK - Sizin televizyonda görüp aşık olduğunuz ve mavi gözleri uğruna beste yaptığınız bir adam var değil mi?

Anjelika Akbar - Bu, ‘Güneşin Doğduğu Ufuk’ adında senfonik bir beste. Piyano ve orkestra için bir rapsodi. Bu eser, İzmir Kültür ve Sanat Vakfı Eczacıbaşı 2003 Beste yarışmasında üçüncü geldi ve bu yarışmada dereceye giren besteler yakın bir zamanda İKSEV tarafından CD olarak piyasaya çıkacak. Bu eserin yazılım öyküsü çok ilginç. Türkiye’ye geldiğim ilk gün, gece T.R.T.’de kapanışta İstiklal Marşı çalınırken Atatürk’ün portresini gördüm. Onun o mavi gözlerini görünce ve aynı anda ‘İstiklal Marşını’ duyunca tek kelime ‘mahvoldum’. O dönemde, Türkçe’yi çok az konuşabiliyordum fakat çok hassas bir yapım olduğu için fotoğraflara bakarak kişilik analizi yapabiliyordum. Ve Atatürk ile ilgili elime ne geçerse biriktirmeye başladım. İşte, Atatürk harp meydanında, Atatürk ormanda, çocuklarla, salıncakta sallanırken, dans ederken gibi çok sayıda fotoğraf biriktirdim ve bu fotoğraflar bende bir ‘Atatürk Dünyası’ oluşturdu. Bunlardan yola çıkarak Atatürk’ün iç dünyasını ve hayatını inceledim. Ve ortaya, piyano ve orkestra için bestelenen ‘Güneşin Doğduğu Ufuk’ adlı rapsodi çıktı. Bu senfonik eseri, Cemal Reşit Rey’de, 2004 Aralık ayında Piyano Festivali’nde Atatürk fotoğrafları eşliğinde seslendirmeyi düşünüyoruz.

SDK - Yavuz Gökmen için de özel bir senfoni bestelemiştiniz değil mi?

Anjelika Akbar - Ankara’da yaşadığım dönemlerde Yavuz Gökmen ve eşi bana resmen anne ve babalık yaptılar, çok destek oldular. Yani, Yavuz Gökmen benim babam gibiydi ve benim için çok önemli bir insandı. O vefat ettiği gece oturdum gözyaşları içersinde ona adadığım bir senfoni besteledim ve bu eser tek bir gecede yazıldı. Sadece orkestra için yazılmış bir senfoni ve iki bölümden oluşuyor. Piyanonun olmadığı bu eserde, birinci bölüm Pasacgalia ve ikinci bölüm ise ağıt yer alıyor. Pasacgalia çok ağır törenlerde yürüyüş için verilen ağıtsal temadır. Üç yıl önce bu eser bestelendi ve Rengim Gökmen yönetimindeki bir orkestra tarafından Ankara’da seslendirilecekti fakat maalesef bu proje gerçekleşmedi ve eser henüz hiç seslendirilmedi.

SDK - Piyano ile çok erken yaşlarda tanıştığınızı sezinliyorum.

Anjelika Akbar - Çok doğru. Altı aylıkken annem ve babam müziğe karşı verdiğim aşırı reaksiyonu fark etmiş ve piyanoyu yatağımın kenarına yaklaştırmışlar. Piyano, anne ve babamdan sonra tanıdığım ilk figür oldu. Çok erken dönemlerde ince ve kalın sesleri ayırt edebiliyordum. İki yaşında, parmaklarım güçlenmeye başlayınca, tuşlara basmaya başladım ve annem bana notaları öğretmeye başladı. 2.5 yaşında bütün notaları biliyordum. Dört yaşından itibaren kendi kendime doğaçlama olarak beste yapmaya başladım. Ben piyano çalarken annem ve babam bunları notaya alırdı. Hatta bu bestelerle ilgili çok ilginç bir anekdot yaşandı. Benim bu doğaçlama çaldığım bestelerden birini notaya döken babam, bu besteyi alarak bana ait olduğunu söylemeden Moskova’da önemli bir besteciye göstermiş. Adamcağız besteye bakıp, piyanoda çaldıktan sonra babama dönüp ‘Beyefendi, mutlaka kompozisyon eğitimine devam etmelisiniz çok başarılısınız’ deyince, babam da bunun üzerine ‘Bu beste benim değil, kızımın demiş’.

SDK - Ailenizde müzikle ilgilenen başka müzisyenler de var mı?

Anjelika Akbar - Evet, üvey babamın 60 kişiden oluşan bir ‘Kemancılar Unisonu’ adı verilen bir orkestrası vardı. Unison aynı zamanda çalınan aynı ses anlamına geliyor mesela bütün kemancılar Do çalıyor fakat burada kast edilen şey bu değil. Burada, ‘unison’ sadece kemancılardan oluşan orkestra anlamında kullanılıyor. O dönemde, babamın kurduğu ‘Kemancılar Unisonu’ çok ünlüydü. Babam orkestradaki bütün kemanları farklı seslere böldü. Ben ilk defa piyano dışında kemanları bu orkestra ile tanımaya başladım. Daha önce, sadece piyano için besteler yapıyordum. O sıralarda, Prof. Boris Zeydman’ın öğrencisi olarak konservatuarın 4. sınıfına gidiyordum. ‘Kemancılar Unison’u için ‘Elegia’ adını verdiğim piyano, keman ve orkestra için kaleme aldığım ilk ciddi bestemi yaptım. Elegia, notaya döktüğüm ve kompozisyon tekniklerini kullandığım ilk ciddi çalışma oldu.

SDK- Bu kadar genç yaşta, birçok senfoni ve beste yaptınız. Bestecilik serüveninizde etkilendiğiniz isimler oldu mu?

Anjelika Akbar - İlk hocam Veronika Lepovetsky’di. O sıralar, Lepovetsky 75 ben ise 5 yaşındaydım. Veronika Lepovetsky çok özel bir insandı. Moskova konservatuarının değerli hocalarından biriydi. Dünyanın yarısını gezdikten sonra Çin’de bir konservatuar kurdu daha sonra doğduğum kente, Kazakistan’da Karaganda kentine taşındı ve bu benim için gerçekten bu büyük bir şans oldu. Karaganda, kömür yataklarının olduğu bir kentti fakat konser salonları ile kültür bakımından başkentten daha fazla başkentti. Lepovetsky, bana hayal etmesini öğretti. Mesela, derslerde Çin’den getirdiği bir objeyi önüme koyuyor, ‘Hadi bakalım, ona konsantre ol ve hayal ederek çal’ diyordu. Bilinçli olarak bana doğaçlamayı öğretti. Çok doğal ve çok tatlı bir insandı. Müze gibi evinde, sadece müzik yoktu, tarihte vardı görsel sanatlar da. Dünyanın dört bir yanından gelen sanat eserleri donanmış o evde, küçük yaşıma rağmen çok şey öğrendim.

SDK- Konservatuarda kimlerle çalıştınız?

Anjelika Akbar - Bestecilik serüveninde kuşkusuz hocalarımın payı çok büyük. Mesela, Leningrad Konservatuarından gelen kompozisyon hocam Prof. Boris Zeydman ile 9 yaşında çalışmaya başladım. Okulumuz Moskova Konservatuarına bağlı 11 yıllık eğitimin verildiği ve sadece ‘üstün yetenekli çocukların’ kabul edildiği Taşkent Uspeusky Devlet Müzik Okuluydu. Okulu bitirdiğinizde konservatuarı bitirmiş kadar yoğun bir eğitim almış oluyordunuz. Zeydman okulun en seçkin hocalarındandı ve ben onun sınıfına girebildiğim için çok mutluydum. Babamın Keman Unisonu için yazdığım Elegia ismindeki beste, Zeydman ile birlikte yaptığımız ilk ciddi kompozisyon çalışması oldu. Sonra piyanist ve besteci Prof. Alexander Berlin ile çalışma fırsatı buldum. Onlarla yaşamak bir şölendi. Her hafta 3 gün 3 saat o derslere koşa koşa gidiyordum. Alexander Berlin bana hem piyanist hem de besteci olarak çok yardımcı oldu. Taşkent Konservatuarına devam ederken Moskova konservatuarından gelen Valentina Fadeva benim piyano hocam oldu. Ünlü film yapımcısı Nikita Mihalhov’un da ilk aşkıydı. Bana ‘sessizliğin içinden çalmak’ terimini öğreten kişi odur. Hala bugün piyano çalarken eserde çok yavaş, yumuşak ve sessiz olarak seslendirilecek bir kompozisyonla karşılaştığımda hep onun bu ‘sessizliğin içinden çalmak’ deyimini anımsarım. İnanılmaz duygusal bir insandı. Çalarken esere çok yoğun bir biçimde konsantre olur ve kendini tümüyle eserin büyüsüne kaptırırdı. Bir defasında konser sırasında öylesine duygulandı ki sahnede piyano çalarken taburesinden düştü. Hiçbir şey olmamış gibi kalktı ve eseri çalmaya devam etti. Aynı dönemde, Felix Yanof Yanofsky ile kompozisyon üzerine çalıştım. Ondan modern kompozisyon tekniklerini nasıl kullanacağımı öğrendim.

SDK - Son olarak, şu anda üzerinde çalıştığınız bir eser var mı?

Anjelika Akbar - Şu anda üzerinde çalışmaya başlayacağım eser bir konçerto olacak ve besteleyeceğim ilk konçertom olacak. Bu parçayı, 2004 Aralık ayında Cemal Reşit Rey’de yapılacak olan Piyano Festivaline yetiştirmeye çalışacağım.

not: eski tarihli bir röportajdır!
__________________
Kajîn Jîr is offline  
Eski 22-09-2006, 10:11 AM   #13 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Konum: Dead Poets Society
Yaş: 29
Mesaj: 3,389
Üye No: 6272
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 1373
Rep Puanı : 136762
Rep Derecesi
Kajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond repute
Varsayılan

Fazıl Say

Ankara’da 1970 yılında doğdu. Anne ve babası müzisyen değildi, müzik eğitimini Ankara Devlet Konservatuvarı’nda aldı. Devlet bursuyla Düsseldorf’a gittiğinde 17 yaşındaydı. Beş yıl süreyle Robert Schumann Enstitüsü’nde David Levine ile çalıştı. 1995 yılına kadar Berlin Müzik Akademisi’nde eğitmenlik yapan Say, 25 yaşında New York Uluslararası Genç Konser Sanatçıları Yarışması’nda birincilik ödülü aldı. Bu başarı ile müzik dünyasının önemli kapıları açılmış oldu ve 27 yaşında, kuşağının en özgün piyanistlerinden biri oldu.
Kazandığı çeşitli ödüllerden sonra birçok ülkede konser ve resital vermeye başlayan Say, bir oda müziği sanatçısı olarak çalışmayı da sürdürdü. Yuri Bashmet ve Sholmo Mintz gibi birçok ünlü sanatçı ile aynı sahneyi paylaştı. Beste çalışmaları da bulunan sanatçının Berlin’in 750. Yıldönümü kutlamaları için 16 yaşında bestelediği Kara İlahiler, Berlin Senfoni Orkesteası tarafından ısmarlanan keman ve piyano için konçerto, 2. Piyano Konçertosu, İpek Yolu gibi eserleri ve ayrıca piyano için bestelediği Türk Dansları, Paganini’nin Çeşitlemeleri ve Mozart’ın Rondo Alaturka’sı konserlerde sıkça tekrarlanır.
Yakın zaman önemli piyanistleri arasında yer alan sanatçı, geçen yıl New York, Paris, Londra, Amsterdam, Budapeşte,ve İstanbul’da resitaller verdi ve önemli uluslararası festivallere katıldı. Sanatçının Mozart’ın K330, 331 ve 333 sonatları ile K265 “Ah vous dirai-je maman” (Daha Dün Annemizin) çeşitlemelerini içeren ilk kaydı, 1998 yılında yayınlanarak olumlu ve coşkulu tepkiler aldı. Daha sonra gerçekleştirdiği Bach ve Gerswin CD kayıtları da bir o kadar ilgi gördü. Sanatçının ayrıca “Uçak notları” adlı bir de kitabı bulunuyor.
__________________
Kajîn Jîr is offline  
Eski 22-09-2006, 10:11 AM   #14 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Konum: Dead Poets Society
Yaş: 29
Mesaj: 3,389
Üye No: 6272
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 1373
Rep Puanı : 136762
Rep Derecesi
Kajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond repute
Varsayılan

Orkestra şefinin önemi

KOLEKSİYONCULUĞUN CAZİBESİ
Klasik müziğe ilgisi günden güne artan ya da iyi bir müziksever olarak farklı yorumlarla dolu CD’lerle tanışan müzikseverler için bir süre sonra en keyifli uğraş, koleksiyonlarına yeni CD’ler katmak olacaktır. Koleksiyona katılacak her yeni CD’nin seçiminde etkili olan parametrelerden belki de en önemlisi, sevdiğimiz sanatçıların o kayıttaki varlığı ve konçerto dışı kayıtlarda da orkestra şefinin kimliğidir.

6-7 dakikalık bir eseri bile, her şef orkestraya aynı şekilde çaldırmaz. Şeflerin çoğu, eserin bir bölümüne kendi imzasını atmak ister. Tempo, şefin yorumuna göre değişir. Nüanslar önem taşır. Eğer eserde bir solist varsa, o da kendi tarzını ve yorum gücünü esere yansıtmak ister. O nedenle her kayıt veya konser, birbirinden farklı özellikler gösterir ve işte bu farklılık, bir müziksever için koleksiyonculuğun en cazip yanıdır.

“Tema aynı, tempo aynı, çalan müzik aynı, sonuçta bir yorumun ötekinden farkı yok, eh bu durumda yeni bir CD yapmaya da gerek yok” diye düşünülebilir… Ama hayır, “Farklı bir şeyler, küçük de olsa olmalı” diye düşünür şef. O farklılığın ortaya çıkmasıyla birlikte eserin yorumuna değişik bir boyut katılmış olur.

ÇELLOLAR ORTADA OLURSA...

Bir orkestra konserine gittiğinizde, bazı şeflerin çello gurubunu klasik yerinde bıraktığını yani çelloların şefin sağ tarafında yer aldığını görürsünüz. Ama bazı şeflerin, pek çok senfonide, çello grubunu viyola gurubunun yerine aldığı görülür. Orta bölümden gelen çello sesi, orkestranın daha farklı tınlamasını sağlar. Genellikle Brahms senfonilerinde, Çaykovski eserlerinde ya da çellonun o gür ve erkeksi sesinin esere daha fazla hakim olması istenilen hemen her senfonide, şefler son zamanlarda bu yer değişikliğini yapıyor. Bruno Walter’in 1950’li yılların sonunda Columbia Senfoni Orkestrası’yla kaydettiği Brahms senfonilerinin kayıtlarında da bu farklı boyut, eserlere bambaşka bir tad kazandırmıştır.

KABUS GİBİ KONSERLER

Birçok solist sanatçı başarılı konser ve CD kayıtlarında, kendi artistik yeteneklerini destekleyecek, tempo ve uyum sorunu yaşamayacağı bir şefle birlikte çalışmayı ister. Ünlü solistler için sırf bu yüzden kâbusa dönüşen konser sayısı geçmişte ve günümüzde hiç de az değil... Örnek mi? Geçen yüzyılın büyük piyanistlerinden Vladimir Horowitz, konserlerinden birinde beklemediği bir durumla karşılaşır… Orkestra şefi, provalarda yaptığını konserde uygulamaz, eseri gayet yavaş tempolarla yönetmeye başlar. Stili gereği hızlı ve renkli çalmak, teknik hünerlerini göstermek için uygun pasajları kaçırmamak isteyen Horowitz için şefin bu tavrı tam bir kâbustur… İlk iki bölüm sıkıntılı geçer ve Horowitz üçüncü bölüme ani bir kararla kendi hızlı temposuyla girer. Şef şaşırmıştır ama yapacak bir şey de yoktur, bu tempoya mecburen ayak uyduracaktır. Final muhteşem olur. Salon alkıştan çınlamaktadır. Horowitz istediğini elde etmiştir.

BİLKENT'İN MÜKEMMEL SALONU

İstanbul’daki AKM gibi akustik özellikleri olmayan bir salonda, başta St. Petersburg Filarmoni ve Kraliyet Concertgebouw Orkestraları olmak üzere birçok yabancı topluluğun, salonun her tarafını dolduran güçlü volümleriyle o salonda daha önce hiç duymadığımız nüansları güçlü bir tonaliteyle bizlere ulaştırdıkları o Festival konserlerini unutmaya imkân yok… Hiç şüphe yok ki akustik koşulların mükemmelliği şefe, orkestradan alabileceklerinin en fazlasını alma imkânı tanıyacaktır.

Emil Tabakov gibi neredeyse tüm eserleri ezberden çaldıran bir şefin, Bilkent Senfoni Orkestrası’yla böylesine güzel konserler sunabilmesinin belki de en önemli nedenlerinden biri, İhsan Doğramacı’nın yaptırdığı mükemmel akustik koşullara sahip Bilkent Senfoni salonudur diye düşünürüm hep. Finlandiyalı bir akustik mühendisinin tasarladığı 900 kişilik bu salon dünya çapındadır. O salonda müzik dinlemek insana ayrı bir keyif verir…

Biz yine şeflere dönelim… Gürer Aykal, yaklaşık yirmi yıl önce Evin İlyasoğlu’yla yaptığı bir röportajda, “Nelere önem ve öncelik verirsiniz? ” sorusuna bakın nasıl cevap vermiş:

“Elime aldığım bir yapıt, tanıdığım bir bestecinin hiç çaldırmadığım bir yapıtı dahi olsa yabancı değildir. Beethoven, Brahms ya da Mozart’ın herhangi bir yapıtı, daha önce üzerinde çalıştıklarımdan çok büyük farklılıklar taşımaz.

“Brahms’ın bir eseri başka, öteki eseri başka değildir. Öncelikle ben Brahms’ta bir bütüne ulaşmış olmalıyım. Yapacağım icra Brahms olmalı. Bundan sonra partisyonu elime alıp, en ince ayrıntısına kadar çalışırım. Öyle ki, bazı ara partileri ezberlemiş bile olurum. Çok plak dinlerim. Şunu unutmayın, yalnızca yöneteceği eserin plağını dinlemek, insanı çok büyük yanlışlara götürebilir.”

BRAHMS'IN DEMİR LEBLEBİLERİ

Söz Brahms’a geldi de… Bu bestecinin senfonileri gerçek birer mihenk taşıdır. Her şef için çetin leblebi hükmünde olan bu dört senfoni, şef ve orkestranın kalitesini gösterirler. En küçük bir hatayı kabul etmezler. Besteci, ilk senfonisini kırklı yaşlarının ortasında yazmaya başlamış. Peki neden bu kadar geç?

“Senfoni yazmak için birikim çok önemli. Önce daha küçük eserler, sonatlar, üçlüler, dörtlüler yazdım. Senfonilerim, olgunluk çağımın ürünleridir” demiştir çünkü Brahms.

Önümüzdeki sayıda, bugüne dek konserlerini Türkiye’de ve yurtdışında izleme şansı bulduğum, önemli CD ve plak kayıtlarını arşivime kattığım şefleri sizlere farklı özellikleriyle sunmaya çalışacağım. Yorumlarım elbette belli oranda sübjektivite içerecek. Ama hayatın keyfi de galiba sübjektif yorumların her zaman tartışmaya açık farklı boyutlar içermesidir…

Kenan Onuk
__________________
Kajîn Jîr is offline  
Eski 22-09-2006, 10:15 AM   #15 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Konum: Dead Poets Society
Yaş: 29
Mesaj: 3,389
Üye No: 6272
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 1373
Rep Puanı : 136762
Rep Derecesi
Kajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond reputeKajîn Jîr has a reputation beyond repute
Varsayılan Davet

[Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]
__________________
Kajîn Jîr is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)
Eset Smart Security 3.0.642
Ad-Aware 2008

Sizin İçin Seçtiklerimiz-2:

Şeftali Yetiştiriciliği
Ekolojik Tarım ve Hayvancılık
Süt Verimini Etkileyen Faktörler
Dört barajda su bitmek üzere
Karbondioksit salımı yüzde 50’den çok artacak
VAN (Wan) Tarihi
Amed (Diyarbakır) Tarihi
İç Anadolu Hakkında Genel Bilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettiş yardımcılığı
2008 yılı icra müdür ve yardımcılığı sınav ilanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz-3:

Siz Hangi Yemeksiniz ?
Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?
Doğum Tarihinize Göre Renginiz!
Bebeklerde Gaz Çıkarma
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Şiddetin genlerle ilişkisi olabilir
Karpuz Viagra Etkisi Yapıyor
Panasonic Sony'yi tahtından etti!
Mehmet Atlı - Wenda 2008
grup seyran - 2008


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
vinamp a rakip yeni bir müzik oynatıcı-tamamen türk işi hasanalak Ses ve Görüntü 12 29-08-2008 04:15 PM
Müziklerdeki sesleri çıkarın müzik kalsin d_drogba Program Download 33 27-10-2007 02:39 PM
MSN Spaces'a Müzik veya Görüntü Eklemek Bedirxan Msn, Icq, Yahoo, Gmail 9 18-10-2007 01:34 PM
müzik veya film izlemek ayrı bi keyfe dönüşüyor mükemmel...!! xwendevan47 Program Download 31 23-08-2006 10:39 PM


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 05:22 AM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.