|
|
#21 (permalink) | |||||||||||||||
|
Minimal Sanat özellikle üç boyutlu bir sanat anlayışını belirtir. Terim ilk kez 1965�te Richard Woliheimin �Art Magazine� de yayımladığı �Minimal Sanat� adlı makalesinde kullanılmıştır. Minimal Sanat kavramı, Tatlin, Rodchenko, Malevitsch gibi Rus konstrüktüvistlerinin ve Mondrian gibi De Stiji grubu ressamlarının çalışmalarında, Pop Sanat�ta, �hard edge�in ve Frank Stella �nın önerilerinde düşünce olarak vardır. Stella 1959-1960 arasında gerçekleştirdiği �Siyah Resimler� serisi ile Minimal Sanat�ın en önemli öncülerinden biri olarak kabul edilmektedir. Ona göre, 1962-1963�te yapılan ilk minimalist yapıtlar; resimde her türlü göz yanıltıcı görüntüyü ve öznelliği (subjetiviteyi) yadsıyan, heykelde ise fabrikada üretilmiş malzemeleri seçen ve endüstrinin uyguladığı seri üretim yöntemlerine öncelik tanıyan örneklerdi. Donald Judd , Carl André, Dan Fiavin, Robert Smithson, Mel Bochner, Robert Morris, Joel Shapiro, Walter De Maria, Robert Mongold, Brice Marden, Robert Ryman, Richard Serra ve Sol LeWitt akımın başlıca temsilcileridir. Yalın strüktürler, postcubiste plastik anlayış ve sistematik uygulamalar �Cool Art�, �ABC Art�, �Serial Art�, �Primary Structures�, �Art in Process�, �Systemic Painting� gibi terimlerin Minimal Sanat kapsamında sık sık kullanılmasına yol açmış, ancak bunlardan hiç biri �minimal� sözcüğü kadar açıklayıcı olmadığından onun yerine geçememiştir. 1966 yılında New York, Jewish Museum�da bir minimalist heykel sergisi düzenlenmiş, üç yıl sonra La Haye�de gerçekleştirilen Minimal Sanat sergisi tüm Avrupa�da dolaşmıştır. Minimalistlerce ortaya konulan bir görüşe göre, sanatçının oynamaya başladığı �eleştirici� rolü, çağdaş yaratışa özgü bir özelliktir. Birçok güncel yapıt, sanatçısının araştırdığı,açıkladığı, sunduğu bir hedefi sergilemektedir. Minimalistlerin çoğu kendi sanatları hakkında ya da genel olarak sanat konusunda yazmışlardır. Donald Judd, Carl Andre, Dan Fiavin, Robert Smithson, Mel Bochner, Robert Morris ve Sol LeWitt�in sanatsal önerileri gerçekleştirdikleri işlerin aktif bir öğesini oluşturmaktadır. Minimal Sanat�ta heykelin resimden çok daha büyük gelişmeler kaydettiği görülmektedir. Robert Mongold, Brice Marden ve Robert Ryman�ın çalışmalarında üçüncü boyuta geçme, gerçek mekânı kullanma isteği hissedilmektedir. Minimalist heykelde malzeme değişime uğramaz ve kendi niteliğini olduğu gibi ortaya koyar. Hacim ve biçimler yalın ve geometriktir. Üç boyutlu çalışmalara yönelen çok sayıda ressamın geleneksel heykel sanatının sorunlarıyla uğraşmadan minimalist yapıtlar ürettikleri görülmektedir. Bu sanatçılar heykel alanını zaten iyi tanımadıklarından, biçimin ifadesi, iç yapının dışa yansıması ve yapıt üzerinde sanatçının kişiliğini yansıtan izlerin varlığı gibi özelliklerle ilgilenmemişlerdir. Buna karşın kendilerini normal ya da dev boyutlarda gerçekleştirdikleri küre, silindir, küp gibi temel biçimler ve yalın figürlerle sınırlamışlardır. Biçimin son derece kişiliksizleştirilmesi ve plastik sözlüğün kısıtlanması Frank Stella�nın çok duyarlı olduğu bir nokta olmuştur. Donald Judd (1928-) onun �biçimlendirilmiş tuval�lerindeki üç boyutluluk içeriğini anlayan ilk minimalistlerdendir. Stella, bir diğer minimalistin, Carl André�nin de sanatsal gelişimine katkıda bulunmuştur. 1935�de doğmuş olan André, bir süre Stella ile çalışmış ve bu beraberlikleri sırasında Stella onu, heykellerinin dokunulmamış, çalışılmamış kısımlarının, üzerinde çalıştığı bölümlere oranla daha �heykel� olduğu yolunda uyarmıştır. Aynı dönemde André para kazanmak amacıyla başka bir işte çalışmak zorunda kalmış ve demir yollarına girmiştir. Bu deney ona dış dünyayı iyice tanıma ve mekan gerçeğini kavrama olanağını vermiştir. O dönemden sonra heykel artık onun için, herhangi bir şeyi temsil eden, durağan bir nesne olmaktan çıkıp kendi kendisiyle, çevreyle ve insanla yeni ilişkiler kurabildiği sürece varolan bir nesne olmuştur. New York, Tibor de Nagy Galerisi�nde sergilenen �Crib, Coin, Compound� adlı yapıtları bunu ortaya koymaktadır. Anıtsal boyutta demir kirişlerden oluşan bu üç dev konstrüksiyon, çevre mekânı küçültüp sıkıştırarak seyirciyle doğrudan bir biçim ilişkisi kurar. Andre zamanla çalışmalarının yüksekliğini azaltarak bir �yer heykeli� geliştirmiştir. Bu yapıtında bir dizi düz plak yere basitçe sıralanır, burada heykel artık mekânı sıkıştırmaz ama bölmeden mekanda bir değişim yaratır. Carl Andre yapıtları genelde sergi süresince yaşar ve ardından sökülerek yalnızca kavram dünyasında kalırlar. Yapıtların her biri aynı malzemenin ve boyutların tekrarından ibarettir. Kullanılan malzeme sanayi sektöründen olduğu gibi alınmıştır. Bu işler için geçerli olan, biçimsel yalınlaşma, hazır malzeme kullanımı ve sanatçının malzemeyi kullanımıyla ilgili kişisel izlerine yer verilmemiş olması minimalist anlayışın en tipik göstergesidir. Bu özellikler, Dan Flavin, Robert Smithson Mel Bochner, Robert Morris, Robert Grosvenor, Ronald Bladen, Brice Marden, Michael Steiner, Robert Ryman, Tony Smith ve Sol LeWitt gibi sanatçıların yapıtlarına da uygulanabilir. Biçimle yeni mekansal ilişkiler yaratmanın bir diğer yolu da biçimi anıtsallaştırmaktır. D. Smith, R. Biaden, R. Morris, M. Steiner bu tür çalışan sanatçılardır. Yapıtın ilkel bir strüktüre indirgenmesi etkisini güçlendirmekte ve yalınlığıyla �heykel� ilk bakışta okunabilmektedir. Ayrıca yoruma yol açacak herhangi bir öyküsel ayrıntının bulunmayışı doğrudan biçimi algılamayı sağlamaktadır. Görülen, bir şeyin betimlenişi değil, ne ise odur. Minimal Sanat ve Kavramsal Sanat arasındaki ilişkiler Sol LeWitt�in (1928-) yapıtında ve özellikle yaptığı açıklamalarda dile getirilmiştir. Sanatçının üç boyutlu çalışmaları bilimsel bir gelişmeyi ve hemen hemen matematiksel bir kuramı görselleştirir. Küpleri, küp armatürleri ve onların düzenlenişi seyircide estetik bir düşünceden çok zihinsel bir olaya katılım duygusu yaratır. Burada vurgulanmak istenen bir yandan, yalnızca kendi sistemine bağlı olan yapıtın özerkliği, öte yandan sanatçının olabildiğince açık bir biçimde ortaya koymaya çalıştığı kuramdır. Sol LeWitt�e göre, �Eğer bir sanatçı düşüncesini derinleştirmek isterse, keyfe ve rastlantıya bağlı kararlar olabildiğince sınırlanmalı, kapris, beğeni ve özentiler sanatsal uygulamanın dışında tutulmalıdır:� Sanatçı �gerçekleştirilmiş her sanat yapıtının gerçekleştirilmemiş sayısız çeşitlemeleri vardır� derken düşüncenin uygulamaya baskınlığını açıkça ortaya koymuştur. Sonuçta düşünce sanat ürününe dönüşür, sanat yapıtı olur, nesne bu yaratıcı düşünceye bir kısıtlama, bir sınırlama getirmez. Bununla beraber Sol LeWitt önerilerini aşamamış ve çalışmaları fiziksel görünüme bağlı kalmıştır. Ancak, daha 1967�de �Artform� da yayınlanan �Kavramsal sanat üstüne paragraflar� konulu yazısında kullandığı �kavramsal� sözcüğü kısa bir süre sonra sanatsal bir ifadenin adı olmuştur. 1960 Sonrası Sanat, Semra Germaner, Kabalcı Yayınevi,1997 Minimal sanat Jackson Pollock, Willem De Kooning, Mark Rothko ve daha birçok Amerikalı dışavurumcunun lirik soyutlamada gösterdiği olağanüstü başarının ardından, New York piyasasını bir resim bolluğu sarmıştı. 1950�li yılların sonundan itibaren, Frank Stella durumu böyle değerlendiriyordu, bu da onu, çok fazla kişisel ve fazla inandırıcı olmayan anlatımlardan kaçınmak için, bilerek yansız, hatta soğuk geometrik yapılar oluşturmaya yöneltti (bambaşka bir bağlamda, popart akımı da benzer bir amaçla yola çıkar). Stella, her ne kadar Kenneth Noland veya Ellsworth Kelly gibi resmin önceliğini savunursa da, Don Judd, kendi hesabına, resim ve heykel arasındaki geleneksel sınırları aşmayı denen yalın bir modülün sistemli bir biçimde tekrarlanmasıyla her türlü plastik kuruluş biçimlerine karşı çıkar ve renkde sunduğu �üç boyutlu özgül nesne � adını verdiği kavramı geliştirir. Güdülen amaç, son derece bağımsız bir biçimde ve izleyenin ola bildiğince dolaysız algılamasına sunulan nesnenin saf niteliğini öne çıkararak, sanatçının varlığını en az düzeye indirmektedir. Aynı dönemde, ressam Ad Reinhardt (1913-1967), dokuz eşit kareye bölünmüş ve tek renkli siyah karelerden oluşan, sanatın ancak sanat için olabileceğini, kendini herhangi bir şeyle bağı olmaksızın, sanatın saf ve tek işlevi içinde tanımladığı Son Resimler�ini (Ultimate Paintings) sergiler. Bu olağandışı kopma, Robert Morris�i, mekan içine yerleştirildiğinde, kendinden çok estetik çevrenin uyandırdığı ilgiyle izleyiciyi kendisiyle baş başa bırakan çok yalın hacimler yapmaya itti. Benzer bir yöntemle, Sol LeWitt, �öznelliğin tuzağından kaçınmak� ve sanatçının kişisel duygularından bağımsız, izleyiciyi özgür kılan özerk nesneler üretmek amacıyla, mantıksal önermeler geliştirdi. Plana göre bir zanaatçıya yaptırttığı beyaz yüzlü küpleri, dolaysız bir sessizlik yaratan ve son derece geniş bir yayılım gösteren sayısız düzenlemeler halinde ortaya çıkar. Sergi alanı içinde, düzenli aralıklarla yerleştirilmiş neon ışıklarının yardımıyla veya Rus heykelci Vladimir Tatlin�in eserlerini çağrıştıran durumlarla, tümüyle açık bir mekanın bir bütün olarak kavranmasını amaçlayan Dan Flavin de aynı tutkuyu paylaşır. Yere konulmuş satranç tahtaları gibi levhaların, temel heykel anlatımını oluşturduğu heykelci Carl André�nin de katılımıyla, ilk kez 1964�te bir araya gelen bu dört sanatçı, nesnenin yeni bir şematik çeşitlemesini değil, nesnenin seyre sunulmaktan çok bireysel çevre deneyiminin dayanağı olarak ele alınan işlevinin böylece tersine çevrilmesini savunurlar. |
|||||||||||||||
|
|
|
|
#22 (permalink) | |||||||||||
|
Soyut sanatın gelişimine paralel olarak, pop sanatçılar tarafından yeniden gündeme getirilen �figüratif sanat� 1960 sonrasında pek çok kola ayrılarak, gittikçe karmaşıklaşan verimli bir yol izlemiştir. 1960�lı yılların başında olanca güçleriyle resme girmiş ve sanatın temel konularını oluşturmuş bulunan �dış dünya�, �çevre� ve �nesne�, etkilerini günümüzde de sürdürmektedir. Kitle iletişim araçlarından alınmış imgeleri benimseyen Pop Sanat, bu yaklaşımıyla genç ressamların gözünden kaçmayan yeni bir araştırma yolu açmıştır. Bu genç sanatçılardan bazılarının fotoğrafın görsel mesajı üstünde yoğunlaştıkları görülmektedir. Sanat ve fotoğraf arasındaki ilişkinin tarihi, fotoğrafın tarihiyle bağıntılıdır. Empresyonizm, Fütürizm, Dadaizm gibi akımlar bu geçmişin en önemli evrelerini oluşturmaktadır. Ama, sanat 1960�lı yıllara gelinceye kadar hiçbir zaman bu çoğaltma aracının kendisini örnek almamıştır. Gerçeğin sadık �fotoğrafik� kopyasını yapmayı amaç edinen Hiperrealizm�in doğuşu bu boşluğu doldurmuştur. Fotoğrafın pop eğilimli genç sanatçılar için çekiciliği farklı boyutlarda açıklanabilir. Fotoğraf sosyal açıdan her alana girer. Tüketim toplumlarında hemen hemen herkes bir fotoğraf makinesine sahiptir ve onun sayesinde yaşamın geçici anlarını sürekli bir biçimde kalıcı kılar. Kitle iletişim araçları arasında olay ve mesajların iletilmesinde fotoğraf en yetkin araç olarak kabul edilmektedir. Yaygın kullanımı ve bilinçaltı şartlanmalar seyircinin gözünde fotoğrafa �doğru ve nesnel bir röprodüksiyon� olma niteliği kazandırmıştır. Fotoğraf gerçeğin kendisi gibi değerlendirilir, hatta o derece gerçektir ki, belli bir iletişim sisteminde araç olan fotoğrafın kendisi mesaja dönüşür. Halbuki burada �gerçek� çoğu kez fotoğrafik özellikli görsel bir ekrandan (kart, slide v.b.) algılanmaktadır. Fotoğrafa objektif bir nitelik atfedilirken, her mekanizmanın olduğu gibi fotoğrafın uygulama mekanizmasının da, çekiş açısı, aydınlatma, çevre düzeni, renk düzeni, konu seçimi ve benzeri etmenlere bağlı olarak işlediğini unutmamak gerekir. Tüm bu etmenlerin araya girmesi fotoğrafik doğruluğun ve nesnelliğin göreceliğini apaçık ortaya koymaktadır. Bu nedenle fotoğrafın yanıltıcılığını aşmak ve gerçeğin betimlenmesinin sanatsal kodunu çözerek ona yeniden sahip çıkmak pek çok hiperrealistin endişesi olmuştur. Amerikalı sanatçılardan Don Eddy (1944-) ve Franz Gertsch�in (1930-) çalışmaları bu kaygıların ürünleridir. Bir ressam için fotoğrafı model almak özel bir biçimsel girişimi ifade etmektedir. İki boyutlu bir konudan yola çıkan sanatçı, bunu başka bir yüzey üstüne taşır ve böylece �gerçeğin görüntüsünün görüntüsü�nü yaratmış olur. Tablo ve tabloda betimlenen nesne yani fotoğraf arasında var olan plan benzerliği hatta özdeşliği, nesne ile onun imgesi arasındaki farkı en aza indirir. Bundan emin olmak için pek çok hiperrealist sanatçı, çalıştıkları tuval üzerine resmini yapacakları fotoğrafın diapozitifini yansıtarak resmin doğruluğunu (ya da istenilen abartıları) denetlerler. Çoğu kez aeroğraf kullanımıyla ya da üzerine ışığa duyarlı emülsiyon sürülmüş tuvallerden yararlanılarak �ince � ve �düz� bir yüzeye sahip resimler elde edilir. Yapıtların tamamlanması haftalar hatta aylar almaktadır. Ressamın mesleki becerisini ön plana çıkartan bu işler de, �klasik� fırça sürüşü yüceltilir, sanatçıların Ingres�a hayranlık duymaları bu yüzdendir. Hiperrealistlerin çoğu kendi çekmedikleri fotoğraflardan yararlanırlar. Bunun nedeni her tür kişisellik ve duygusallık belirtisinden kaçma isteğidir. Fotoğrafın tamamen nesnel bir yaklaşımla ele alınışı, duygusuz fırça sürüşleri ya da aeroğraf kullanımıyla �boya püskürtülerek� sağlanan parlak ve kontrast renkler, reklam fotoğraflarının ve sinema ekranının etkisiyle ortaya çıkmış büyük boyutlar, hiperrealist resimlerin başlıca özelliklerini oluşturmaktadır. Photoréalisme, Superr Post-Pop, Inhumanisme olarak da adlandırılan Hiperrealizm�in örnekleri ilk kez 1969 yılında galerilerde görülmeye başlanmış, 1970�te New York, Whitney Museum of Art önemli bir sergi düzenleyerek �22 Gerçekçi� sanatçıyı tanıtmıştır. ABD�de Sidney Janis galerisinin düzenlediği �Realism Sharp Focus� sergisinde ve Avrupa�da Kassel Dokumenta�da önemli örnekleri tanıtılan akım 1970 sonrasında yaygınlaşmıştır. Londra doğumlu olan ama New York�ta yaşayan Malcolm Morley (1931-), Hiperrealizm�in kurucularındandır. 1965�ten başlayarak kart postal ve afişlerin aynılarını kopya etmiştir. 1969�da bir hipodromu betimleyen �Race-track� adını verdiği bir afiş yapmış ve bu gerçekçi görüntüyü üzerine çizdiği çapraz iki kırmızı çizgi ile iptal etmiştir. Bu tavır sanatçının imgeyi değil �aksine imgeyi doğrular� ama ondaki gerçekçiliği yadsıdığı anlamını içermektedir. Sözgelişi Malcolm Morley, 1960�ların ortalarından beri magazin dergilerindeki fotoğrafları, dikkatle geniş tuallere kopya etmiştir. Bu resimler, Warhol�un fotomekanik yöntemiyle fotoğraf imgelerine dönüştürülen resimleriyle hem kıyaslanabilir, hem de karşıtlık oluşturabilir. Ancak Morley, kullandığı imgelere özgü konulardan herhangi birine özel bir ilgisi olduğu savını reddeder. Kopya ettiği renk ve ton değişmelerinin verdiği anlamlardan kaçabilmek ve yüzeysel özellikler üzerinde dikkatini yoğunlaştırabilmek için, resmini tersinden yaptığını ileri sürer. Kendinden önce gelmiş birçok ressamın şu söylediklerini Malcolm Morley de yineler: �Herşey sanatın işine yarayabilir; herşey sanata konu olabilir�. Yine de Yarış Atları gibi resimleri yüzeydeki biçimden çok, anlamda bir seçiciliği akla getirirler. Bu resimde, elimizde Güney Afrika�da güneşli bir günde düzenlenen parlak bir yarışın fotoğrafı vardır. Üzerine adeta tehdit edercesine kan kırmızısı renkte çapraz iki çizgi çizilmiştir. Norbert LyntonHiperrealizm�in ilk örneklerini verdiği bir dönemde, teknik becerisini kanıtlamış olan Morley, daha sonra fotoğrafik tarzını terk etmiş ve kalın boyalarla ve belirgin fırça darbeleriyle çalışmaya başlamıştır. Morley�in turistik reklam imgelerini �kartpostal, afiş� konu almasına karşın Richard Estes (1936-) gibi bazı hiperrealist sanatçılar resimlerinin konusunu kent görünümlerinden seçmişlerdir. New Yok�lu bir sanatçı olan Estes, tablolarında vitrinlerin parlak yüzeylerini ve bu yüzeylerde yansıyan sayısız nesneyi betimlemiştir. Ralph Going, Robert Bechtell ve Richard Mc Lean mesafeli ve soğuk bir biçimde tipik Amerikan yaşantısını resimlerinde yansıtırlarken, Robert Cottingham reklam panolarının büyütülmüş ayrıntıları üzerinde yoğunlaşmıştır. Teknoloji ve makinelerin dünyası hiperrealistleri çeken bir diğer konu olmuştur. John Salt hiperendüstriel bir toplumun hızlı tüketiminin ürünleri olarak terk edilmiş arabaları ve onların içlerini, parıltılı ve krome yüzeyleriyle Don Eddy otomobilleri, David Parrish, Chris Cross ve Thomas Blackwell motorları resimlemişlerdir. Bu sanatçılar yapıtlarını gerekleştirirken Amerikan halkının, yani büyük kitlenin nesneye bakış açısını kullanırlar. Parçalanmış, tek başına bırakılmış ya da belli bir düzene göre dizilmiş nesneler bazı hiperrealistlerin betimledikleri konular arasındadır. Janet Fish ve Charles Bell�in (Resim 102) yapıtları büyük bölümü tuvalin dışında kalmış, tuvale sığmamış bir bütünün küçük bir parçası gibidir. Çıplak insan vücudu ve portresi hiperrealist heykelcilerin konusu ise de ressamlar da bunları ele almaktan geri kalmamışlardır. Çıplaklarını canlı modelden yararlanarak ger çekleştiren Philip Pearlstein (1926-) tablolarında soğuk renklerin zıtlaşmasından, kesin çizgilerden, sert bir ışıktan yararlanır. Figür bütün tuvali doldurur ve gerçek boyuttan daha büyük etkisi yara tır. Pop sanatçılar tarafından daha önce tanımlanmış olan, erotik çağrışımlı nesne-kadın John C. Kacere�in vücut parçalarında olduğu gibi hiperrealistlerce de ele alınmıştır. Kadının toplumsal eleştiri amaçlı kullanımı Robnd Delcol ve Peter Klasen�in yapıtlarında izlenmektedir. Alman sanatçı Gerhard Richter (1932-) 1962�den beri duygusallıktan arındırılmış resimsel bir nesnelliğe ulaşabilmek için fotoğraftan yararlanmaktadır. Titiz bir biçimde gerçek ve illüzyon, tuval ve fotoğraf arasındaki ilişkileri araştıran sanatçı, aileler, kentler, manzaralar, bulutlar, ormanlar gibi çeşitli konuları ele alır. 1971-1972 arasında, bir seri halinde tarihteki büyük adamların portrelerini yapmıştır. Eski fotoğraflardan elde edilmiş, siyah beyaz ve silik görünümlü bu resimler hiperrealist yapıtların net görünümleriyle çelişirler. Portreleri eş değerde ve tek bir bakış açısından ele alarak, Richter, romantiklerin yaptıklarını tam tersine bir uygulamayla, bu portrelerdeki bireysel nitelikleri siler. Chuck Close�un (1940-) dev portreleri, halk arasından seçilmiş kişilerin büyütülmüş fotoğraflarıdır. Sanatçı bu fotoğrafları sade bir biçimde, titizlikle kopya ederek tuval üzerine geçirir. Heykel alanında ise John de Andrea�nin çıplakları ve Duane Hanson(1925-96)�un �her biri gerçek büyüklükte� Amerikan toplumunun prototip/insanlar�ı, hiperrealist yapıtların önde gelen örnekleri arasında sayılmaktadır . (�) 1960 Sonrası Sanat, Semra Germener, Kabalcı Yayınevi,
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#23 (permalink) | |||||||||||
|
1960�lı yılların sonlarında sanat dünyası tümüyle yeni bir anlayış olan Kavramsal Sanatın ortaya çıkmasıyla sarsılmıştır. Özünde bu anlayış biçimsel yetkinliği arayan, alışılagelmiş sanatın yerine, bir anlamda, yeni bir yaşam biçimi önerisi olarak da algılanabilir. Kavramsalcı yaklaşım, sanatın demokratikleşme sürecini tamamladığı ve yaygınlık kazandığı �profesyonel sanatçının tekelinden çıktığı� günümüzün Batı dünyasında, insanın kendini ifade etme yollarının nerelere dek uzanabileceğini göstermesi açısından da ilginçtir. Eleştirel bir yaklaşımla kendisini, çevresini ve yaşamı sürekli sorgulayan, çağın hızlı teknolojik değişimleri altında ezilmemeye çalışan, bunu kullanan ya da teknolojiye başkaldıran, bu amaçla geleneksel sanatın sınırlarını aşarak sanatın boyutlarını değiştirme çabasında olan kavramsal sanatçıların görüşleri çağdaş düşünceyle temellenmiş ve onunla bütünleşmiştir. Çağdaş düşün sanatı ve sanat, çağdaş düşünü tümlemektedir. Aslında kavramın sanattaki önemi yeni değildir. Düşüncenin yapıta üstünlüğü inancı Marcel Duchamp�ta öteden beri var olan bir görüştür. l965�lerden sonra çok sayıda sanatçı, yapıtın gerçekleştirilmesi üzerinde değil ama daha çok sanatın kendisi �anlamı, amacı� üzerinde düşüncelerini yoğunlaştırmıştır. Kavramsal Sanat aynı yıllarda etkin olan Antiform, Land Art, Postminimalism gibi sanatı anlam ve amaç açısından sorgulayarak, geleneksel sanatın sınırlarını zorlayan ve genişleten avant-garde bir akımdır. 1961�de Henry Flynt �malzemesi kavram olan bir sanattan söz ederek �Kavramsal Sanat� terimini kullanmış, 1967 yılında �Paragraphs on Conteptual Art� ve 1969�da �Sentences on Conteptual Art� adlı yazıları yayımlayan Sol LeWitt, �Düşünceler sanat yapıtları olabilir, bunlar birbirlerine eklenir ve somutlaşırlar, maddeye dönüşürler ancak tüm düşüncelerin maddeye dönüşme zorunluluğu yoktur� diyerek bu konudaki görüşünü açıklamıştır. Sanatçılar, galericiler, sergi komiserleri, koleksiyoncular ve seyirci arasındaki ilişkileri inceleyerek bu konuda düşünce geliştiren kavramsalcılar, sanat yapıtının alınıp satılmasını ve bu alandaki spekülasyonu eleştirerek sanatçının yaratıcılık statüsündeki değişikliği açıkça ortaya koymuşlardır. Bu nedenle kavramsal sanatçıların yapıtlarının çoğu bir ticaret metaı haline dönüştürülememektedir. 1960�lı yılların sonlarında bazı galeriler tablo ya da heykel sergilemek yerine sözlü, fotoğrafik, matematiksel öneriler, hatta çok çeşitli bilimlere gönderme yapan sistemler sunmuşlardır. Bu türde çalışan sanatçılar kullandıkları anlatım araçlarına göre birbirlerinden ayrılmaktadır. Bunlar haritalar, filmler, sertifikalar, eskizler, gazete ilanları, telefon ses kayıtları, planlar, numaralar, v.b. şeylerdir. Kavramsal sanatın uygulayıcıları tuval, fırça gibi alışılagelmiş gereçlerden yararlandıkları gibi sanat dışı alanlara özgü gereçlerden de yararlanmaktadırlar. Sanatçılar arasında ortak yön, seyredilmek için bir yapıt meydana getirmek istememeleridir. Kavramsal Sanat, sanat yapıtında malzeme ya da biçimsel özelliklerle değil, yapıtın aktardığı anlam ve kavramla ilişkilidir. Kavramsal Sanat yapıtı, gündelik yaşamdan alınmış hazır-nesne, fotoğraf, harita, şema ve yazılı belge gibi çok çeşitli biçimlerde olabilir. Kavramsal sanatçıların başlıca kaynağı, sanat yapıtının �eşsizliğini� ortadan kaldıran hazır-nesneler, var olan durumu farklı bir bağlama taşıyarak sorgulatan müdahaleler, bir durumu, eylemi, kavramı gösteren yazılı ya da görsel belgeler ya da dilbilimsel çözümlemelerdir. Modern ve Ötesi KatalogYapıtlarıyla kavramlar ve analizler öneren bu sanatçılar, seyirciyi bunları anlamaya, çözmeye, kendi düşüncesiyle tamamlamaya çağırırlar. Nesnenin estetik değerini yadsıyarak sanatın başlıca ilkelerinden birinin tanımını zedeleyen böylesi bir tavrın şaşırtıcı olduğu açıktır. Kavramsal iş, bir program önerir, ama seyirci sanatsal bir çabanın izlerinin sezileceği bitmiş bir yapıt görmeye alışıktır. Kavramsal sanat akla seslenir, halbuki seyircinin beklediği duygusal bir katılımdır. Sanat yapıtı maddi bir varlık olarak artık ortada yoktur, kavramsal sanatçı için geleneksel sanat yapıtı yalnızca üzerinde düşünceyi taşıyan, bir ara durağı betimler. Oysa kavramsal anlayışta, kavram, biçim üzerinde öncelik hakkına sahiptir. Bu tutum en açık biçimiyle Hanover�de bir büro açarak kendisine iletilecek düşüncesi olanları randevu ile kabul eden Timm Ulrich tarafından ortaya konmuştur. Sanatın bu �maddesizleştirilmesi� kavramsal sanatın ortaya çıkışından önceki pek çok manifestasyonda çok açık olmasa da vardır. Düşüncelerle ilgilenen ve �resmin fizik görünüşünü terk etmeye karar vermiş olan� Marcel Duchamp�ın görüşü bunlar arasında en önde gelenidir. Görülen bir diğer gerçek de kavramsal sanatın çıkışından on, onbeş yıl öncesinden başlayarak yeni bir sanatsal yönelimi belirleyecek ortamın oluşmasıdır. Y. Klein�ın düzenlediği �Boş� sergisi, Tinguely�nin kendini yok eden makineleri, pop sanatçı Edward Kienholz�un boyutları ve taşıma zorluğundan ötürü gerçekleştiremediği projeleri ve 1963�ten sonra düşüncelerini plan evresinde bırakarak gelecekteki bir alıcıya bunları gerçekleştirip gerçekleştirmeme hakkını tanıması �Kienholz�un �tablo kavram�ları böyle doğmuştur� bu ortamın oluşmasında payı olan örneklerden bazılarıdır. Bunlar ve benzeri sanatsal olaylar 1969 yılında Kavramsal Sanat�ın bir patlama yaparak ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Amerikalı genç bir sanat taciri olan Seth Siegelaub, Robert Barry, Douglas Huebler, Lawrence Weiner, Joseph Kosuth gibi sanatçılarla sergiler düzenler. Siegelaub, 1969 yılı Ocak ayında bu amaçla New York, Mc Lendon Building�de bir yer kiralar ancak burada yaptığı sergide sanatçıların yapıtları yer almamakta yalnızca bunlara ait kataloglar bulunmaktadır. ![]() Aynı dönemde, Terry Atkinson, David Bainbridge, Michael Baldwin ve Harold Hurrel İngiltere�de �Art and Language� dergisini çıkartmaya başlamışlardır. Bu gruba katılan Joseph Kosuth�un sanatla ilgilenmesinin nedeni her şeyden önce sanatı linguistik araçların içinde saymasıdır. Yine 1969 yılında Avrupa�da bu yeni eğilimle ilgili önemli etkinlikler gerçekleşmiştir. Bunlardan birincisi Bern�de, H. Szeemann tarafından Kunsthalle�de düzenlenmiş olan �Quand les attitudes deviennent forme� (Davranışlar biçime dönüştüğünde) adını taşıyan sergidir. Harald Szeemann, 1969'da düzenlediği 'Tutumlar Biçim Alınca' sergisinden itibaren kuşaklar boyunca küratörlere örnek teşkil etti. 'Tutumlar Biçim Alınca' sergisi Atlantik'in iki yakasından kavramsal sanatçıları ilk kez bir araya getiren ve tarifleri oluşturan bir sergiydi. Szeemann 1972 yılında efsanevi 5. Documenta'nın küratörlüğünü yaparak büyük sergilerde ilk tematik çerçeve kuran küratör oldu. Documenta 5, yüksek ve alçak kültürler arasındaki algılanım ayrımını kaldırdı. Sergide daha önceki Documenta'larda muntazam asılmış resimlerin yerini performanslar ve deneysel filmler almıştı. V.KortunAynı anlamda bir gösteri ��Oplosse schroven�� Amsterdam�da tekrarlanmıştır. �Prospect 69�, Kunsthalle Düsseldorf �Konzeption/Conception� Stitdtisches Museum, Leverkussen�de düzenlenmiştir. Daha sonra Michel Claura�nın Siegelaub�un yardımlarıyla Paris�te gerçekleştirdiği �18. Paris. IV. 70� adlı sergi bunlar arasında en önemlisi olmuş ve bundan sonra kavramsal sanat diğer akımlar arasında yerini almıştır. �Sanat� olgusunu yalnızca sanat yapıtıyla sınırlamayan, onu geniş bir kavram olarak ele alan sanatçıların büyük bölümü Amerikalıdır. Ancak hareketin giderek yaygınlaşması kavramsal sanata uluslararası bir nitelik kazandırmıştır. Avrupa�da Becher, Darboyen, B.M.P.T. Grubu (Buren, Mosset, Parmentier, Toroni), İngiltere�de ise Art and Language kavramsal sanatın uluslararası bir düzeye çıkmasına katkıda bulunmuşlardır. Kısa sürede yaygınlaşan bu eğilim, kavramın içeriğine bağlı olarak çok çeşitli örnekler vermiştir. Akımın kuramsal eğilim gösteren ve diğerlerinden ayrılan başlıca grubu İngiltere ve New York�ta etkin olan �Art+Language� (Sanat+Dil)dir. 1966�dan beri J. Kosuth (1938-) A.B.D.�de, Atkinson, Baldwin, Bainbridge ve Hurrell İngiltere�de eş anlamlı ve paralellik gösteren çalışmalar gerçekleştirmişlerdir. 1965�te Kosuth �Üç Tabure� adlı yapıtını sergilemiştir. Bu yapıtta gerçek bir tabure, taburenin fotoğrafı ve tabure sözcüğünün sözlükten alınmış tanımı bulunmaktadır. ![]() Kosuth için tüm sanatsal öneri özünde sanatın bir tanımlaması anlamını içerir ya da böyle bir tanımlamanın sonucu sanattan başka bir şey olamaz. Sanatın bu sanat üzerine katlanışı daha önce �Sanat sanat olarak sanattır ve bütün diğer şeyler de diğer şeylerdir� diyen Ad Reinhardt ve minimalistlerden �Her konuda inanılmaz varsayımları kabul etmeyen bir yapıt istiyordum� diyen Donald Judd tarafından hazırlanmıştı. Joseph Kosuth; Marcel Duchamp, Ad Reinhardt, Jasper Johns, Frank Stella, Donald Judd�dan kendine kadar uzanan bir çizgide, evrimini belirleyen bütün ilişkileri açıkça gösterir. Sanat alanını dil açısından araştırdıktan sonra Kosuth bugün kendisinin �antropolojik� diye adlandırdığı bir sanata yönelmiştir. Burada nesne linguistik tanımlamanın yerini alır ve dış dünya ile özel olarak önerilmiş kavramların yapamayacağı kadar çok sayıda ve doğrudan ilişki kurar. Kosuth�un tümüyle kuramsal ve köktenci tutumu �Art-Language� grubunun görüşüyle uyum içindedir. Kavram bir eleştiri aracı olarak da kullanılmaktadır. �Interroge ant Art� (Sorgulama Sanatı)�ın temsilcisi Daniel Buren (1938-) 1960�lı yılların ortalarından başlayarak değişmeksizin 8.7 cm. genişliğinde düşey paralel bantlar kullanmıştır. Yalnızca renklerin değiştiği bu strüktür sanatçı tarafından farklı mekanlara uygulanır; böylece çizgiler, sokakta, meydanlarda galerilerin ve müzelerin duvarlarında dolaşır. Buren�in çizgileri herhangi bir düşünceyi çağrıştıracak simgesel bir nitelik taşımazlar. ![]() Kavramsal Sanat�ta Yazının Kullanımı Kavramsal sanatta yazının kullanımı bir düşünceyi belirtmenin en açık yollarından biri olarak görülmektedir. Sözcüğün yazılı betimlemesi, bir düşünceyi belirtmenin yanısıra estetik bir kalite de içerdiğinden çok sayıda sanatçı tarafından kullanılmıştır. Shusaka Arakawa (1936-) tablolarında sözcüklere yalnızca linguistik mesajlarından ötürü değil, biçimlerinden dolayı da yer vermektedir. Sanatçının resimlerinde yazı, kompozisyon öğesi olarak imgesel bir değere sahiptir. Ancak yazı bunun dışında asıl görüntüyü açıklayarak seyircinin bakışını yönlendirir. Örneğin bir tablosunda şöyle bir yazıya rastlanabilir. �Lütfen bunu okurken ve bakarken nefes alışınızı düşünün�: yapıt eş zamanlı olarak bilincin çeşitli düzeyle rinde etkili olmaktadır. Arakawa�nın yapıtlarında kavram resimsel bir ortamda ve anlamda kullanılmıştır Ben Vautier�de ise betimlenmiş sözcükler her şeyden önce töreye aykırı içeriğiyle şaşırtıcı, saldırgan ya da açıkça zırva bir düşünceyi göstermenin aracıdır. Tabloda kompozisyon aracı olarak yazının kullanılması her zaman kavramsal bir anlam taşımayabilir. ![]() 1960 Sonrası Sanat, Semra Germaner, Kabalcı Yayınevi-1997 Kavramsal Sanat ÜzerineKavram Sanatı geniş anlamdaki sanat fikrine, sanatın özel bir tür nesne (resim, heykel ve her ne ise) ve özel bir yerle (galeri, müze) sınırlanamayacağı fikrini getirir. (Bir çöp yığınında ya da inşaat malzemeleri satan bir dükkanda, tuvalet gereçleri arasında Duchamp�ın �Kaynak(Çeşme)�ını bulsak, buna, yine sanat eseri der miyiz?). ![]() En etkili Kavram Sanat eserleri, hergün rastlanan şeylerle onlara en uygun gelen düşünceleri bir araya getirerek, �tıpkı üç boyutlu bir resmi oluşturan iki slaydı üst üste getirerek şaşırtıcı bir perspektif elde etmemiz gibi�, gerçeğin derinliğini görmemizi sağlarlar. Eğer bir de Kavram Sanat eseri yaratabileceğimizi hissetmeye başlamışsak, gündelik sıradan hayatın tanıdık görünümü altındaki zengin anlamların varlığına gözümüzü açmışız demektir. (O zaman bu hayatın o kadar da gündelik, sıradan, alışılmış olup olmadığını; yarattığı görüntünün bu denli tanıdık, bildik olup olmadığını kendimize sormaya başlarız.) Sanata, o rahatına alıştığımız tepkileri göstermemizi engelleyen Kavramsal Sanat, ona (sanata) yaklaşımımız da sanatı aşan şeyler üzerinde de yeniden düşünmemizi ister. Böylece alışılmış kalıpları yıkar, kendine özgü sorgulama biçiminde biz de onunla işbirliği yapmış oluruz. Öne sürdüğü fikri benimseyebiliriz; ama onu biçimlendiremeyiz, satamayız, yeniden üretemeyiz veya onu bir kağıt tutacağı gibi kullanamayız. N. Lynton ALINTI
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#24 (permalink) | |||||||||||
|
abi çok sağol....
ama okul bitti sen yeni bu konuları açıyorsun...ma bana sene başında lazımdı ![]() ![]()
__________________ |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Bir Sanat Yapıtı Nasıl Yorumlanır? | bari20 | Genel Kültür | 1 | 01-11-2008 09:39 PM |
| Sanatı İnceleyen Bilim Dalları | MÊVAN | Türkçe, Edebiyat | 0 | 07-05-2008 08:24 PM |
| Lunaçarski'nin kültür ve sanat anlayışı üzerine... | Lalê Bêziman | Genel Kültür | 2 | 03-04-2008 03:06 PM |
| Tüm Yönüyle " Sanat Eğitimi " | SeReN | Genel Kültür | 1 | 07-03-2008 05:27 PM |
| Plehanov'un sanat anlayışı üzerine... | marx47 | Genel Kültür | 2 | 13-09-2007 10:40 AM |