Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Kültür, Sanat, Edebiyat > Kültür Sanat Bölümü

Kayıt Ol SSS



 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 30-05-2008, 05:42 PM   #6 (permalink)
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mesaj: 2,390
Üye No: 2482
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 192000
Rep Puanı : 6193262
Rep Derecesi
Bedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond repute
Varsayılan Mimarlık


Anadolu�da alt bölümleri kyklop (dev) biçimi iri taşlardan oluşan anıtsal mimarlık eserleri, Hititlerle birlikte daha Eski Krallık Dönemi�nde başlamıştır. Sur duvarlarının baskın, saldırı merdivenleri ve yeraltı tünelleri ile donatılmış olması ilginçtir. Böylece bir savunma yapısı olan surlar aynı zamanda hücum ve baskın tuzağı niteliğini kazanmıştır . Hattuşa kent duvarı bu olanakları ve sağlam kyklop biçimi örgüsü ile eski dünyada eşsizdir. Boğazköy�de Büyükkale, Hitit devlet yapılarının, devlet arşivinin (binlerce tabletin yer aldığı kitaplık), kabul salonlarının bulunduğu çok iyi korunmuş bir tepe idi. Boğazköy kentine ve bütün ovaya egemen olan bu kalenin, bütün çağdaş Şark Dünyası�nda bir benzeri yoktu.
İki yanı dik meyilli, uzun ve geniş bir yamaç üzeriııde kurulmuş olan Hattuşa Kenti, yedi büyük tapınağı, iki düzineye yakın küçük tapınakları ve yukarıda sözünü ettiğimiz ilginç kent duvarı ile o zamanki bütün dünyanın en görkemli başkentlerinden biri idi.
Büyükkale , çağdaşı Troia VI ve Hellenistik Dönem�deki Bergama (E. Akurgal, Anadolu Uygarlıkları, 5.baskı 1995. Şek.286) gibi konsantrik yarım dairelerden oluşan bir kent planı göstermektedir. Büyük tapınaklar asimetrik bir düzen sergilemektedirler . Hitit mimarlığında sütun tonun yerine dört köşe direkler kullanılıyordu. 1 numaralı Büyük Tapınak�ın dış yüzünde bütün duvar boyunca yükselen büyük pencereler vardı . Bunların dış yüzde yer alması dışarıya kapalı olan Şark Dünyası�nda bilinmeyen bir adetti. Büyük Tapınak�ta gök tanrısı ile eşinin heykellerinin yer aldığı odaların üç bir yanı bu yüksek pencerelerden ışık alıyordu. Böylece bu kapalı odalar bile Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı�nda olduğu gibi aydınlıktı. Söz konusu özellik, Hititlerin önceleri Hellenler gibi açık havada ibadet ettiklerinin bir kanıtı olsa gerektir.
Burada Hitit mimarlığının bir iki ilginç özelliğine değinmiş bulunuyoruz. Daha ayrıntılı bilgi E. Akurgal, Hatti ve Hitit Uygarlıkları kitabında verilmiştir. Hitit mimarlığı konusunda: 1) Muhibbe Darga�nın yararlı çalışmasını özellikle salık veriyoruz (Hitit Mimarlığı Arkeolojik ve Filolojik Veriler, İstanbul 1985). 2) Rudolf Naumann, Architektur Kleinasiens, 1971 (Türkçe çevirisi: Beral Madra, Eski Anadolu Mimarlığı, Ankara TTK 1975).
Hitit Mimarlık Sanatının Özellikleri
Hitit mimarlığının en belirgin özelliği karşıtsız yani asimetrik oluşudur; dinsel ve sivil binalarda olduğu gibi kent plancılığında da bu davranış egemendir. Başka bir deyimle yapılar herhangi bir geometrik ilkeye, sözgelimi sıralanmaya, hizalanmaya bağlı olmayıp, Hellen yapı sanatı ile İngiliz ve Türk bahçelerinde gördüğümüz türde, doğal bir oluşum içindedir. Örneğin tapınaklarda ve başka tür yapılarda hiçbir yarı cephe diğer yarı cephenin tıpkısı olmadığı gibi, bina bölümleri arasında da birbirinin tekrarı, karşılığı olan mek yoktur. Bir başka deyimle, Hitit mimarlığında insanoğlunun icadı olan �rational� ve geometrik biçem ya da düzen değil, doğada gördüğümüz, doğadan gelme (genetik) bir oluşum vardır. Bu mimarlık özelliğini Hattuşa�da Büyükkale (Resim 55) ile Büyük Tapınak�ta (Resim 56a,b) belirgin biçimde görürüz. Hemen söylemeliyiz ki Büyük Tapınak�m avludaki ana yapısının karşılıklı (simetrik) düzenli giriş kapısı ve Büyükkale�nin E Yapısı (Resim 55) birer �Bit Hilani� olup Hurri kökenlidirler.
Hitit yapılarının konturları (contour), binaya biçim veren dıs çizgileri bile (Resim 56a,b) bizim bugün yanlış bir yargı ile �biçimsiz� diyebileceğimiz bir görünüş sergilerler.
Hitit yapılarının birçoğunda olduğu üzere, Büyükkale A ve H yapıları ile Büyük Tapınak�taki avluyu dört bir yandan çeviren depo odalarının çok dar olmalarına gelince, bu bir biçem (stil) özelliği olmayıp bir teknik uygulama türüdür. Bu dar ve uzun odalar bir tür temel katı olup sözgelimi Roma mimarlığında kemerli dehlizlerin gördüğü ödevi üstlenmişlerdir.
Hitit mimarlığının �asimetrik� yani karşıtsız düzen biçemi Girit�te olduğu gibi Troia VI kentinde (E. Akurgal, Anadolu Uygarlıkları 5. baskı 1995, Şek. 276), Atina ve Bergama akropollerinde de görülür. Hatta Hippodamos�un geometrik düzenli kentlerinde bile, sözgelimi Miletos, Priene gibi kentlerde, caddeler ve sokaklar birbirlerini 90 dereceli açılarla kestikleri halde, tapınaklar, gymnasion, tiyatro gibi binalar hiçbir zaman simetri (tenazur) yani karşıtlı düzen göstermezler.
İngiliz ve Türk bahçelerinin Hitit mimarlığı anlayışında olmaları ilginçtir. Özünde Türk mimarlığı da Hitit ve Hellen eserlerindeki gibi asimetrik sanat biçemindedir. Nitekim Selçuklu ve Osmanlı külliyeleri, Topkapı Sarayı alanı belirgin olarak Hitit ve Hellen plan özellikleri gösterirler.
Anadolu Kültür Tarihi-Ekrem Akurgal- Tübitak Yayınları











Boğazköy
Kralın ve yakınlarının oturdukları saray, Boğazköy (= Hattuşa)�deki, kente göre daha yüksekte bulunan ve şimdi Büyükkale olarak anılan yerde idi. Çok fazla yıkıma uğramış olduğu için sarayın o zamanki dış görünüşü ve iç bölümleri ile ilgili ne yazık ki, çok şey bilmiyoruz. Büyükkale�de tek bir bütün halinde bir saray yoktur. Buna karşılık, büyük avlular aracılığı ile birbirine bağlanan çeşitli büyüklük ve önemde bir çok yapılardan bir saray kompleksi oluşturulmuştur. Bunlardan bir bölümünün yönetim işlerinin merkezi olan resmi binalar olduğuna kuşku yoktur.
Bunu bazılarının içinde çıkan ve sayıları 3000�e yaklaşan tabletlerden ve tablet parçalarından anlıyoruz. Yapılardan birinin, hacim ve yapı biçimi bakımından, elçilerin, huzura çıkacak memurların ve yasal kralların kabul edildiği bir taht salonu olduğu sanılmaktadır. Diğer yandan, yapılardan bir başkasının da dinsel amaçlarla kullanılmış olduğu düşünülmektedir,
Büyükkale�deki, içinde bulunan eşyalara göre, yine dinsel törenlerde kullanılan bir havuz ile yağmur sularının toplandığı sarnıçların varlığı da çok ilgi çekicidir. Etrafı surlarla çevrili ve kentten böylece ayrılmış olan bu saray ve resmi binalar alanı, görüldüğü gibi, arşiv ya da kitaplığı, dinsel bölümleri, taht odası ve herhalde kral ve ailesinin içinde yaşadığı bölümlerden oluşmuş, su gereksinmesi dahi sağlanmış, kente egemen bir yerde olmasına karşın kendi içine kapalı, bir yönetim merkezi durumundaydı. Fakat bu içe dönüklük, Mezopotamya saraylarından farklıydı. Oradaki merkezi avlular etrafına sıralanmış mekanlar yerine, burada bağımsız ve genellikle birden çok katı olan binalar yer almaktaydı.
Savunma yapıları
Hitit savunma sisteminin en iyi örneği kuşkusuz başkent (Hattuşa�da görülmektedir. Burada bütün kent, arazinin sağladığı bütün olanaklardan da yararlanılmak suretiyle, surlarla çevrilmiştir. Doğu ve batı kesimlerinde surlar Yazır ve Büyükkaya derelerinin yatakları boyunca uzanarak kuzeydeki kayalık kitlenin yakınında sivri bir köşe yapar, güneyde ise arazinin de zorladığı biçimde bir yarım daire oluşturur. Surları genel görünüm olarak dik duran bir yumurtaya benzetmek olasıdır. Surlar süreklidir ve ancak engebelerin savunma için çok önemli ve aşılamayacak engeller yarattığı yerlerde kesintiye uğrar. Böyle yerlerde yükseltiler, kayalıklar savunma sistemi içine sokulurlar. Özellikle güneyde, arazi eğiminin daha az olduğu kesimlerde ise surlar, diğer yönlerdeki gibi doğrudan kayalık ya da toprağın üzerine yapılmamış, önce arazi yapay olarak dolgu bir toprak yığması ile yükseltilerek, savunma duvarı bunun üzerine inşa edilmiştir. Bu yapay yığma en geniş yerinde 75 m. �yi bulmaktadır; yüksekliği ise 15 m. kadardır ve üzerinden bakıldığında, saldırıların gelebileceği en uygun kesim olan güneydeki araziyi içerlere kadar denetim altında tutmak olasıdır. Burada, yığmada kullanılan toprağın çıkarılmış olduğu bir hendek ve çift duyarlı savunma sistemi ayrıca dikkati çekmektedir. Toprak yığmasının eğimli kesimleri taşlarla örülerek, buradan düşmanın tırmanması güçleştirilmiştir.
Diğer yandan, toprak yığmasının altından, birbiri üstüne bindirilerek sivri bir kemer biçimi verilmiş, 80m. uzunluğundaki bir tünel aracılığı ile, düşmana ansızın baskınlar düzenlenilmesi de sağlanmıştır. Surun iç ve dış duvarlarında bulunan kuleler ile de savunma kolaylaştırılmıştır. Bunların hepsi, Hitit savunma sisteminin iyi düşünülmüş ve yetenekli mimarlar elinden çıkmış olduğunu gösteren eserlerdir.
Kentin kuzeydoğusuna düşen yerde, birbirinden derin bir boğazla ayrılmış iki kaya kitlesi üzerinde kurulmuş olduğu kalan izlerden anlaşılan bir köprü de bu hayret verici mimarlık eserlerindendir. Kentin savunması sadece çepeçevre uzanan bu surlara bırakılmamıştır. Kentin iç alanı da bir kent suru ile, kuzeyde aşağı kent, güneyde ise yukarı kent olarak ikiye ayrılmıştır. Daha önce sözünü ettiğimiz kral sarayı ve diğer yönetim binalarının üzerinde bulunduğu Büyükkale�den kuzeybatıya doğru, Kızlarkayası�nın eteğinden geçerek uzanan ve yine bir toprak yığması üzerine inşa edilmiş bu sur da potern adı verilen 5 adet tünel aracılığı ile aşağı ve yukarı kentleri birbirine bağlamaktadır. Ayrıca güney kesimde, yani yukarı kentlerdeki doğal engebeler olan, kayalıklar da (Yenicekale, Sarıkale gibi) bağımsız birer kale haline sokularak, surların düşman kuvvetleri tarafından aşılması halinde, bunlardan da güçlü bir savunma noktası olarak yararlanılması düşünülmüştür. Büyükkale de başlıbaşına bir müstahkem yer durumundadır.
Hattuşa surları üzerinde altı kapı görülebilmektedir. Bunlardan başka kentin en kuzeyinde 2 kapı yeri daha tahmin edilebilmektedir. Kapıların savunma sistemi içinde önemli bir yeri vardı. Kapılar, sadece kente giriş çıkışı sağlayan duvar kesintileri olarak kabul edilmemelidir; buraları, aynı zamanda sur sistemi içindeki en zayıf noktalardır. Dolayısıyla, kapılarını o biçimde yapılması gerekir ki, barış zamanında, giriş-çıkışı sağladığı kadar, savaş anında da düşmanın kolayca kente girmesini önlesin.
Boğazköy�deki kapılardan 3 tanesi, kapı çerçevelerine işlenmiş olan, betimlere göre Sfenksli Kapı, Aslanlı Kapı ve daha önce sözünü ettiğimiz Kral Kapısı olarak bilinirler. Bunlardan sonuncusu üzerinde yukarıda anlattığımız bir savaşçı tanrı kabartması varsa da, ilk kazı dönemlerinde bunun bir kral olduğu sanılarak, kapıya Kral Kapısı adı verilmiştir; diğerlerinin adından da anlaşılacağı gibi, çerçevelerinde aslan ve sfenksler bulunur. Bunların genel özelliği, girişin ekseni üzerindeki, dikdörtgen planlı ve kule tarzında, surlardan daha yüksek yapılmış bir oda ile, bir yapının iç ve dışa bakan yüzlerinde, çerçeveleri büyük ve tel parça taşlardan yapılmış, parabol biçimde kemerli girişler den oluşmalarıdır. Dışa bakan kemerli geçit biraz içer çekilerek, buraya giren düşmanlara, iki yandan saldırabilmek amaçlanmıştır. Ayrıca, kapıya yaklaşan rampa baz hallerde sur duvarına paralel yapılmıştır ki, düşman kapıya doğru yöneldiğinde, yandan savunma güçlerine hedef olabilsin. Kapı odasının iki yanında birden geçit bulunması ise, yine düşmanın bu aralıkta yok edilmesini sağlamak içindir. Kapı kanatlarının oturduğu mil taşları ve bunlar arkadan kapatan sürgülerin, yan duvarlarda girdiği deliklerin durumundan, kapıların her iki yandan da kapı odasının içine doğru açıldığı anlaşılmaktadır. Bunun savunma açısından önemi vardır, çünkü dış kapıyı açmayı başaran düşman, içteki kapıyı açabilmek için geri çekilmek zorunda kalıyordu ki, bu da odanın içinde ve önünde bu kargaşanın oluşmasına ve Hitit kuvvetlerinin onları yandan ve yukarıdan avlamasına neden oluyordu. Böylece, kule tarzında yükselen kapı yapısı, içindeki oda ve her iki yanındaki kapı kanatları bir bütün oluşturuyor ve sur kapısı gerektiğinde kendini şiddetle savunabilecek bir burç halin alıyordu. Hattuşa, İmparatorluk döneminde bu tür birinci sınıf bir savunma sistemine sahip başkentti. Bunun dışında Hatti ülkesinde benzer birçok müstahkem kent bulunduğunu yapılan kazılar ve eldeki metinler göstermektedir.
Sivil Mimari
Halkın oturduğu evlere gelince, kazılarda ortaya çıktığına göre, Hitit sivil mimarlığı değişmez ve katı planlara sahip değildi. Evler genellikle bağımsızdı ve yer darlığından sıkışık bir düzende yapılmaları gerektiğinde dahi,, evlerin dış duvarları ayrıydı. Evlerde bir avlu bulunması isteniyorsa, bu genellikle evlerin dışında bulunuyordu. Evlerin iç bölümlerin de de kesin bir plana bağlı kalınmamıştı. Evlerin büyüklüğü gibi, iç mekanların da sayısı ve boyutları gereksinmeye göre değişiyordu. Evin odaları dar gelmeye başladığında ve yeterli arsa da varsa, ek yapılarla binaların kullanım kapasitesi artırılabiliyordu. Evlerin çoğunluğu tek katlıydı. Ancak arazinin eğiminden yararlanılarak, iki katlı kesimleri olan evlerin de varlığını kabul etmek gerekir. Evlerdeki yapı malzemesi, temellerde taş, duvarlarda ise kerpiçti. Damlar düz ve toprakla kaplıydı. Eğer evlerin üst katları varsa, alt katın samanlık, ahır ve işlik olarak kullanıldığını, üst katın ise asıl yaşanan yer için ayrılmış olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Ayrıca, ahşap dikmelerle taşınan, yine ahşap çıkmaların üst katlarda bulunabileceği de varsayılmalıdır.
Tapınaklar
Hattuşa�da şimdiye kadar yapılan arkeolojik çalışmalarda 5 büyük tapınak ortaya çıkarılmıştır. Bunlardan en büyüğü 1 no. �lu tapınak olarak adlandırılan Fırtına Tanrısı tapınağıdır. Bu, 160 m. uzunluğunda ve 135 m. genişliğinde bir alanda kurulu bir yapı kompleksidir. Esas kutsal yapı 64 X 42 m, boyutlarında olup, etrafı 80�den fazla dar ve uzun odadan oluşan depo ve atölye binalarıyla çevrilidir. Tapınakların, gerek sahip olduğu büyük tarım arazisi, gerekse çeşitli işlerde kullanılan işçi ve sanatkarlar ve tanrılara sanulan armağan ve kurbanlar yüzünden, büyük bir ekonomik güce sahip olduğunu söylemiştik. Etrafındaki çok sayıdaki mekan ekonomik faaliyetlere ayırmış olan 1 no.�lu tapınak, buna en iyi örnektir. Asıl tapınağa, depo yapılarını geçtikten sonra varılır. İçlerinde çıkan buluntular göz önüne alınırsa bunlar için depo terimi yeterli olmaz. Bazılarında çok sayıda tablet bulunmuş olması, mekanlardan bir bölümünün yönetin işlerinde kullanılan büro ya da arşiv olduğu izlenimini de vermektedir. Bunların temellerinin çok kalın ve sağlam bir yapıda olması, depo odaları kompleksinin çok katlı olduğuna da işaret etmektedir. Bazı odalar arasında geçişler yapılarak, birlikte kullanılmış olanları da bulunmaktaydı Depolarda tapınağa ait değerli eşyanın da saklandığ kuşkusuzdur.
(�) Depo kompleksinin kapısından yaklaşık 10 m genişliğindeki bir koridorla, asıl tapınağın kurulduğu iç avluya geçilir.
Hattuşa�da kazılar sonucu ortaya çıkarılmış diğer 4 tapınakta hangi tanrıların kutsandığını bilmiyoruz. Fakat genel çizgileriyle bunların hepsinin ortak noktaları olan ortada avlu, yan odaları bulunan anıtsal bir giriş, tanrı yontularının saklandığı hücrenin hemen ulaşılamayan ve yan odalara bağlanan bir konumda bulunması, pencerelerin varlığı gibi yapısal özellikler, tapınakların kullanım amaçlarına uygun ana öğeleri standartlaşmış bir plana göre inşa edildiğini göstermektedir.
Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi. Hititler Bölümü, Ali M. Dinçol





Burası, doğal kaya yarıklarından oluşmuş iki odadır. Ana oda, yaklaşık 20 m. genişlikten başlayarak, gittikçe daralmakta ve sonda eni 5 m. �ye kadar inmektedir. Odanın derinliği yaklaşık 30 m. kadardır. Yan oda ise, 18 m. uzunluğunda ve yaklaşık 4 m. eninde bir koridor biçimindedir; yüksek ve dik kayalar tarafından çevrilmiştir. Kaya odalarının ya da başka bir deyimle galerilerinin, ağzı önceleri basit bir duvarla kapatılmışken sonradan, olasılıkla 3. Hattuşili zamanında, buraya Hitit tapınaklarının benzeri bir yapı inşa edilmiştir. 4. Tuthaliya döneminde de yapıların geçirdiği bir yangından sonra bazı değişiklikler olmuştur. Bu kralın, hem A odası olarak da adlandırılan ana galeride kabartma bir betimi ve üzerinde hiyeroglifle yazılmış adı, hem B odası da denilen yan galeride Teşup-Hepat çiftinin oğulları, tanrı Şarruma�nın koruyuculuğu altına sığınmış olarak gösterildiği bir kabartması ve yine hiyerogliflerle belirtilmiş adı yer almaktadır.
Bunlardan anlaşıldığına göre, Yazılıkaya açık hava tapınağına Hitit kralları tarafından büyük önem verilmiş olmalıdır. Büyük galeride geçit halinde arka arkaya sıralanmış durumda gösterilen tanrılar ve tanrıçaların karşılaştıkları yerde, onlardan daha büyük boyda yapılmış baş tanrı Teşup ile baş tanrıça Hepat bulunmaktadır. Karşılıklı duran bu tanrılardan Hepat bir aslanın üzerinde, Teşup ise, insan biçiminde betimlenmiş iki dağ tanrısının sırtına basmış olarak gösterilmiştir. Teşup�un kutsal boğalarından biri onun yanında, diğeri ise tanrıçanın yanında olmak üzere, yüzleri birbirine dönük olarak yapılmıştır. Tanrının sırtlarına bastığı dağlar, olasılıkla adları Teşup ile birlikte metinlerde sık sık geçen Namni ve Hazzi Dağları�dır. Fırtına Tanrısı�nın buradaki betimi ile, yukarıda verdiğimiz, yazılı belgelerde anlatılan heykeller birbirine uymaktadır. (�)
Yazılıkaya�nın bunlardan (Hattuşa�daki tapınaklardan) ayrı bir karakteri olduğu, önce özetlemeğe çalıştığımız özellikleri hatırlanacak olursa kolayca anlaşılır. Bu fark, doğal bir kaya kütlesinin zorunlu kıldığı değişik mekan kullanımından doğmamaktadır. Her şeyden önce, Yazılıkaya sadece 1 ya da 2 tanrının kutsandığı bir tapınak değildir. Burada devletin resmi pantheon�u içindeki pek çok tanrı betimlenmiştir; ayrıca kral 4.Tuthaliya�nın hayatta iken ya da onun ölümünden sonra Şuppiluliyama tarafından yaptırılmış (bu son Hitit acaba ülkesinin içinde bulunduğu karışık bir dönemde için ya da Nişantaşı�ndaki yazıtı yazdırmak için nasıl 2 bulabilmiştir?) 2 kabartması da Yazılıkaya� nın galerisinde de yer almaktadır.
İkinci nokta da, açık tapınağı olarak nitelenen bu kutsal alan, diğer tapınağın aksine, kentten 1.5 km. uzaklıktadır. Öyleyse, Yazılıkaya nasıl yorumlanmalıdır? Burada betimleri görülen tanrılar çoğunlukla Hurri kökenli olduklarından ve dolayısıyla � Mezopotamya - Kuzey Suriye Bölgesi�nden geldiklerinden, Yazılıkaya�nın açıklanmasına yarayabilecek ipuçları aynı bölgede aramak hatalı olmayacaktır. Belki de b Mezopotamya�daki Yeni Yıl Bayramı�nın kutlandığı dışındaki özel bina gibi bir yerdi. (�)
Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi. Hititler Bölümü, Ali M. Dinçol




Bedirxan is offline  
Eski 30-05-2008, 05:45 PM   #7 (permalink)
 
Giriş Tarihi: May 2006
Mesaj: 2,390
Üye No: 2482
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 192000
Rep Puanı : 6193262
Rep Derecesi
Bedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond reputeBedirxan has a reputation beyond repute
Varsayılan Hitit Heykel (Kabartma) Sanatı


Hitit Heykel (Kabartma) Sanatı
Hitit sanatında heykelin çok büyük anlamı ve önemi vardı; çünkü tanrı heykelleri yurtlarının kutsal simgeleri olarak görülüyordu. Büyük Kral Muvatalli ülkenin başkentini Hattuşa�dan Adana civarındaki Dattaşşa�ya naklettiği zaman, tanrı heykellerini de oraya götürmüştü. Çünkü kendisi Mısır savaşıyla uğraşırken Kaşgaların Hattuşa�yı zaptetmelerinden ve tanrı heykellerini ellerine geçirmelerinden korkuyordu.
Tanrı Heykelleri
Boğazköy�de Büyük Tapınak�ta avlunun kuzeyinde doğudaki büyük odada Gök Tanrısı�nın heykeli bulunduğu biliniyordu. Onun batısındaki odada da büyük tanrıçanın heykeli bulunması lazım geldiğini ilk defa bu satırların yazarı saptamıştır (E.Akurgal, Die Kunst Anatoliens, München 1961, s.68). Bu iki heykelin dışında muhakkak ki başka eserler de vardı. Ancak onların nerede yer aldığını bilmiyoruz. Buna karşılık tanrı kabartmaları, aşağıda göreceğimiz gibi bollukla ele geçmiştir .
Lugal Gal (Büyük Kral) Heykelleri
Hititler kral ve büyük kral sözcüklerini Sümer dilinden almışlardır. Lu=Adam, Gal=Büyük, Lugal=Büyük Adam=Büyük Kral anlamına geliyor. Lugal Gal heykellerinden de birçok örnek mevcut olduğu şüphesizdir. Ancak bunlardan hiçbiri günümüze gelmemiştir. Yalnız Yazılıkaya�nın B Galerisi�nde Kral Tuthaliya�ya ait olduğunu sandığımız heykelin altlığı korunmuştur (bkz. E.Akurgal Anadolu Uygarlıkları, s.452). Lugal Gal kabartmalarına gelince aşağıda göreceğimiz gibi, onlardan birçok örnek ele geçmiştir (Resim 66, 67, 74, 83).
Anadolu�da anıtsal heykel Hititlerle başlar. Yazılı kaynaklarda büyük boy heykellerden sıkça söz edilin Alaca�da ve Boğazköy�de gördüğümüz sfenks heykelleri günümüze değin gelmiş örneklerdir.
Hitit figüratif sanatı başlangıçta büyük ölçüde Şark örneklerinden esinlenmiştir. Tanrıların boynuzlu başlıkları, giysiler ve özellikle dinsel ve mitolojik konular Şark etkisi sergilerler. Ancak Büyük Krallık Dönemi�nde kişiliğini bulan Hitit figüratif sanatı övgüye değer bir özgünlük kazanmış, türü kendine öz bir heykelcilik sanatı bütün Anadolu�ya, İzmir�den Antakya değin egemen olmuş hatta yarımada dışına da taşarak Suriye�de ve Filistin�de etkili olmuştu.
Babil sanatından esinlenerek geliştirilmiş boynuzlarla süslü sivri külahlar Hitit sanatın da yeni bir anlam kazanmıştır. Boynuzlar bir tür rütbe işareti olmuştur. Küçük tanrıların sivri külahlarında boynuz sayısı az, büyük tanrılarda ise çoktur. Örneğin İştar�da ve on iki tanrının herbirinde birer boynuz, Hattuşa�nın Gök Tanrısı�nda yalnız ön cephede olmak üzere altı, Hatti Ülkesi�nin Gök Tanrısı�nda ise külahın önde altı ve arka yüzünde beş tane olmak üzere onbir boynuz bulunmaktadır.

Baş tanrının külahı ayrıca elips biçimli beş tanrı hiyeroglifı ile süslüdür. Şarruma tek başına olduğu zaman daha görkemli bir külah ile görülmektedir.
Babasının huzurunda ise saygılı olmak için, sadece külahının ön yüzünde boynuz taşımakta ve külahın ortasındaki tanrı ideogramlarından yoksun olarak tasvir edilmektedir.
Hititler güneş kursunu Mısırlılardan almışlar ancak ona yeni bir biçim vermişler ve onu kral olmanın baş simgesi yapınışlardır. Güneş kursu �Ren majeste, kral� anlamına geliyordu. İki kanat arasındaki rozetin ışınlarını güneş kurslarında da buluyoruz. Erkek ve kadın fıgürlerinin duruşu da Hititlere öz bir şema içindedir. Tanrılar ve krallar ellerinde bir şey taşısınlar taşımasınlar, Karagöz figürlerinde olduğu gibi bir kolları biraz diagonal durumda öne uzatılmış, öteki kolları ise göğüs hizasında yere paralel durumdadır (Resim 64-67). Tanrıçalarda ve kraliçelerde ise bir kol tam öne, öbürü biraz öne uzatılmış ve yukarıya kıvrılmış olarak tasvir edilmektedir (Resim 64, 65, 68). Eller bütün figürlerde yumruk biçiminde sıkılmış haldedirler. Krallar tanrılara ibadet ve saygı sırasında iki ellerini yumruk biçiminde birleştirerek yüzleri hizasında tutarlar. Bu duruşu bir Alacahöyük kabartmasında ve Kral Varpalavas�ta görüyoruz.
Göz, kulak, burun ve sakal türünden ayrıntılar genellikle hep aynı kalıptan çıkmış gibidir. Tanrılar ve krallar sakallı ya da sakalsızdırlar, ancak hiçbir zaman bıyıklı değildirler.
İkonografi, dediğimiz gibi hep aynı kalıp içinde olmakla birlikte stil ayrılıkları göze çarpmaktadır. Örneğin daha eski bir dönemde yapılmış olan Alacahöyük kabartmaları, Yazılıkaya tasvirlerinden ayrı bir stil açığa vururlar.
Nitekim Fraktin (Resim 72) ve Haymana�daki Gâvurkaya kabartmaları da değişik stil gösterirler. Bitik, İnandık vazolarında, gümüş kaplarda ve çeşitli madeni eserler de yer alan figürler ise büsbütün ve çok yüksek nitelikli bir işçilik ve biçem (stil) sergiler. Söz konusu eserler �Hitit Saray Stili�nin en güzel ürünüdürler.
Hititlerden bize kalan figüratif sanat eserleri, tapınaklarda ya da kralların diktirdiği anıtlarda yer almaktadır. Bu nedenle elimize geçen kabartmalar, heykeller, mühürler bir �saray sanatı� ürünüdürler.
Eflatunpınar, Fasıllar, Manisa ve Yesemek anıtları bir yana bırakılırsa Hitit kabartmalarında önden tasvir genellikle yapılmıyor, insan ve hayran figürleri hep yandan (profilden) gösteriliyordu. Böyle olmakla birlikte kralların aslında önden tasvir edilmiş olarak düşünülmeleri gerektiğini yukarıda anlatmıştık. Alacahöyük�ün bir kabartmasında aslan başının önden görünmesi Hititli sanatkârın bir becerisi değildir. O bu duruşu Şark kökenli bir örnekten aynen almış olmalıdır.
Hititler çağdaş Mısır ve Mezopotamya�da olduğu gibi kabartmalardaki insan figürlerini gözleri ile gördükleri biçimde değil, kafalarında düşündüklerine göre tasvir ediyorlardı. Hellenler�in M.Ö. 475-450 sıralarında natüralist tasvir yöntemini bulmalarına değin bütün milletler, bugün fotoğraf makinesinin gösterdiği görüşü değil, bir insan görüntüsünü ideal biçimi ile ifade etmeye önem veriyorlardı. Bu tasavvura göre tasvirde insanın uzuvları en anlamlı olarak kabul edilen yönleri ile gösteriliyordu. Yüz her zaman profilden, buna karşılık profilden olan yüzde göz tam cepheden, göğüs ve vücudun üstü önden, bacaklar ise yandan tasvir ediliyordu. Bu tasvir yöntemi bir ilkellik beceriksizliği değil, tersine idealist bir düşünce biçimi idi. Çünkü istenilen ve gereken yerlerde, örneğin yazılıkaya figürlerinde gördüğümüz gibi bütün vücut profilden de tasvir edilebiliyordu.
Anadolu Kültür Tarihi-Ekrem Akurgal- TÜBİTAK Yayınları

__________________
Bedirxan is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)
Eset Smart Security 3.0.642
Ad-Aware 2008

Sizin İçin Seçtiklerimiz-2:

Şeftali Yetiştiriciliği
Ekolojik Tarım ve Hayvancılık
Süt Verimini Etkileyen Faktörler
Dört barajda su bitmek üzere
Karbondioksit salımı yüzde 50’den çok artacak
VAN (Wan) Tarihi
Amed (Diyarbakır) Tarihi
İç Anadolu Hakkında Genel Bilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettiş yardımcılığı
2008 yılı icra müdür ve yardımcılığı sınav ilanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz-3:

Siz Hangi Yemeksiniz ?
Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?
Doğum Tarihinize Göre Renginiz!
Bebeklerde Gaz Çıkarma
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Şiddetin genlerle ilişkisi olabilir
Karpuz Viagra Etkisi Yapıyor
Panasonic Sony'yi tahtından etti!
Mehmet Atlı - Wenda 2008
grup seyran - 2008


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Batıda Dinler Tarihi Çalışmaları achar Tarih 6 23-10-2008 06:58 PM
TÜrkİye Genelİnde Tescİllİ TaŞinmaz KÜltÜr Tabİat Varliklari İle Sİt Alanlari dojehist Genel Kültür 2 20-08-2008 10:29 PM
Ben bu fenerlilere acıdım ya siz??? bendelal Galatasaray 147 13-05-2008 11:30 PM
Meslekler Ve Ayrintilari dojehist Genel Kültür 5 04-02-2008 11:46 PM
Peygamberimziin zevceleri rojaberza İslami Sohbet 5 02-03-2007 04:45 PM


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 04:22 AM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.