|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Tarihi Gelişim İçinde Mezopotamya Sanatı
Not: Metinleri ve onlara eşlik eden görselleri bağlamında değerlendirmek için, genel tabloyu dikkate almanızı öneriyoruz Mezopotamya Avcılıktan çobanlığa ve tarıma geçiş, 5. bin ile 4. bin yılları arasında Asya�nın geniş toprakları üzerinde cereyan etmiş olmalıdır (Herbert Kühn, �Der Aufstieg der Menschheit, S. 82). Bu kültür değişimi, Akdeniz ile Basra Körfezi arasındaki yörelerde ve İran�da görülüyor. Böylece avcılıktan çobanlığa ve tarıma geçişin yalnız bir yörede olduğunu düşünmek yanlıştır. Bu kültür değişiminin birçok çağları içine aldığı son incelemelerden anlaşılmaktadır. M.Ö. 3.700? ile 3.300? arasında açık özellikleri olan Tell - Halaf kültürü�nün yer aldığını görüyoruz. Tell - Halaf kültürü erken bir taş-bakır çağıdır. İ.Ö. 4.000 yıllarında bakır kullanılmış, fakat demir ve bronz görülmemiştir. Ayrıca bu çağdaki kazı eşyalarının üzerinde gamalı haç motifi de vardır. Mezopotamya�nın bu çağdaki resimlerinde, avcılık kültürünün sembolleri kullanılmıştır. Oysa bu çağın süslemeleri tamamen soyuttur. Bu soyut biçimler arasında çift baka, boynuzlu boğa ve yatan sığırlar gibi motifler izlenebilmektedir. Kadın idoller de kare biçiminde stilize edilmiştir. Bu çağ içinde, tarım kültürünün en eski sembolleri de görülmektedir. Bunlar: Ana tanrıça, kutsal sığır olup bunların yanında ender olarak ilk silindir mühürler vardır. El-Obeyd kültürü (4500-3750), basit geometrik desenli, standartlaştırılmış ve seri üretim halindeki çömleğin yayılmasıyla dikkat çekmektedir. Aynı dönemde ev ve ambarların yanında, tapınak veya seçkin tabakalara ait olabilecek geniş bir yapı görülmeye başlar. Geometrik desenli taş veya pişmiş kil mühürlerin sayısı gitgide artar.Tell-Halaf kültürünü El Obeyd kültürü izler. (3.300 - 3.100), Bu çağda bakırdan yapılmış hayvan heykelleri yanında, tarımın o sıralarda yapılmakta olduğunu iyice açıklayan kilden yapılmış orak, taştan balta, gene taştan yapılmış aletler, bakırdan iğneler ve düz baltalar görülmektedir. Bu çalışmalar sırasında, toprak tanrısının sık sık yılan biçiminde sembolleştirildiğini görüyoruz. El Obeid kültürü içinde en ilgi çeken yeni buluş, kapların turnike denilen dönen çömlekçi tezgâhlarında imal edilmesidir. ![]() ![]() El Obeid kültürünü Uruk kültürü izler (3l00-2900). Bu ad, kazı yeri olan Uruk�a atfen verilmiştir. Bugün buraya Varka denilmektedir. Yeri Mezopotamya�nın güneyindedır. Ur�a yakındır. Bu çağda evler, henüz güneşte kurutulmuş tuğlalar ile inşa ediliyordu. Evlerin döşemesi ise, balçık çamurunun yerlere yayılarak dövülmesi ve kurutulması ile sertleştirilerek yapılıyordu. Damlar, hasır ve kamıştandı. Bu çağda toprak kapların pişirilmesi için, ayarlanabilen fırınlar imal edilmişti. Mezopotamya�nın yüksek kültürü, kent, ve yazının icadı ile ticaretin başladığı Cemdet-Nasr çağıdır (2900-2600)(3300-2900). Yazılı levhalar ve turnikede imal edilerek pişirilmiş kaplar, hep bu çağın eserleri arasında görülür. Turnike�nin Avrupa�da Latöne kültürü (M.Ö. 400-50) çağında görüldüğü dikkate alınırsa, hemen anlaşılır ki Asya, kültür bakımından ne kadar önce uygarlık yoluna girmiştir. Cemdet-Nasr kültürünün en ilgi çekici özelliği, renkli keramiğin ilk olarak bu zamanda yapılmasıdır. ![]() ![]() Cemdet � Nasr ile Akkad kültürü arasındaki dönemi kapsar. Krallık ilk olarak 2600 ile 2350 arasında görülüyor. 1. Sülâle Ur�da (2500-2400) yaşamıştır. Kralların listesi çivi yazısı ile yazılmış levhalarda okunmuştur. Sümer kültürü ilk olarak bu tarihlerde görülüyor. Cemdet- Nasr kültüründe bütün sanat, doğanın ölümü ve dirilişi üzerine kurulmuştur. �Bu birbirine zıt iki kavram, ayrı ayrı sembollerle anlatılmıştır. Dinin esas figürü, Ana Tanrıça İnnin ve onun kocası Tammuz�dur. Bunların yanında sayısız denecek kadar çok evren tanrıları vardır. Mezopotamyalıya göre insan, büyük bir tanrının hizmetindedir. Ve bu tanrı, hayatı ve verimliliği temin eden evren tanrısıdır. Keramik kaplar Mezopotamya�nın ilk sanat hareketi, muhtemel olarak M.Ö. 4000 yıllarında bir keramik özelliğinde açık olarak görülür. Keramik kaplarda geometrik motiflere olan derin sevgi açıkça belirir. Bu çağın kaplarında değindiğimiz geometrik süsleme yanında, hayvan ve bitkilerin geometrik bir biçimle modle edilerek kap yüzeyinde düzenlendiğini görüyoruz. Bu kaplar ayrıca renkli olarak yapılmış ve bu renkli keramiklere �Tell-Halaf kültürü renkli keramiği� denmiştir. Yani bu keramikler bu adla sınıflandırılmıştır. Bu çeşit dekorasyonlu keramik, Samarra�da en olgun seviyesini bulur. Bitki motiflerinin stilize edilerek gayet açık ve katı formlar halinde, yüzey doldurucu bir karakterde, bilhassa dokuma motiflerinde görülmektedir. Samarra�daki motifler, buna karşılık, uzunluğuna, ip ya da band biçimindeki süslemelerdir. Bu çağın Susa�daki keramik motifleri de geometriktir. Erken Hanedanlar Dönemi Ana Metin: Adnan Turani, Dünya Sanat Tarihi |
|||||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
Mezopotamya�nın sanat hayatında, dağ kavimlerinin göçleri, her defasında kabarıntılı formlu, görüntüye uygun hareketli, anatomiye düşkün bir sanatın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu sanat, derinliği olan bir heykel anlayışı olup, her yeni kavmin Mezopotamya�ya gelişi ile ortaya çıkan bir anlatım biçimi yaratmıştır. İşte biz, Eski Sümer çağının üzerine Akad�ların gelmesi ile, kahramanlığı anlatan bir üslûbun, yeniden Mezopotamya sanatına girdiğine tanık oluyoruz. Bu çağ, Mısır da Narmer� in tuvalet tablolarının realist heykel anlayışını izleyen 3. Sülaleden Diyoser �in zamanıdır. Bu çağda Mısır�da büyük arazi sahiplerinin hayatlarını tasvir eden realist görüşlü heykeller yapılmıştır. İnsanlaştırılmış tanrılar, yemek yerken gösterilmişlerdir. Aile tasvirleri ile, üç boyutlu heykellerin Ur�da bulunmuş olan hayvan rölyeflerine etki yapmış olabileceği kabul edilmektedir.
Tarihi olarak tesbit edilmiş olan ilk Sami halkı Akkad�lardır. Akkad�ların Mezopotamya�ya egemen oluşu ile Sümer yönetimi son bulmuştur. Akkad devletinin başında, tanrılaştırılmış mutlak bir kral bulunurdu. Bu çağda ilk kez, bütün kent devletleri Akkadlar�ın yönetimi altında birleştirilmiştir. Akkad kralları gene ilk kez �dünyanın dört bir tarafına egemen kral� ünvanını almışlardır. Bunun anlamı Sümer, Akkad, Elam, Amurru ve Suhartu�ya egemen demektir. Sümer dili kullanılmamış, ancak Sümer kültürü olduğu gibi Akkad kültürü ile bir araya gelmiş ve değerlendirilmiştir. Akkad dili bu çağda, önem kazanan ve bütün Önasya�da konuşulan dil olur. I. Sargon, Maniştusu ve Naramsin zamanlarında Akkadlar�ın istila orduları Anadolu ve Mısır�a kadar uzanırlar. Naram-sin zamanı, Akkadların en yüksek dönemidir. Akkadlar zamanında ülkenin yönetim merkezi, kuzeye doğru kayar. 1. Sargon ve Naram-sin, bütün Mezopotamya�yı yönetimlerinde birleştirirler. Başkent Akkad�dır. Sanat, süsleyici bir ihtişama önem verdiği gibi, insanı şaşırtan plastik anlatımıyla da dikkati çeker. Bu, Cemdet-Nasr�ın biçimlendirme şekline bağlanabilen ya da hiç olmazsa Cemdet-Nasr�a içten bir akrabalık gösteren bir sanattır. Heykel anlayışının, form ve heykel anlatımı bakımından da Cemdet Nasr�a benzeyen yanları vardır. Kahramanca konuları, bu akrabalığı akla getirmektedir. Üzerinde, daima karşı karşıya iki kişinin çarpışmasını gösteren fetih anıtları yapılmıştır. Anıtlardaki ikili çarpışmaların anlatım şekli, Gebel-el Arak Bıçağı�ndaki gibidir. ![]() ![]() Yani yüksek rölyef olarak şekillendirilmişlerdir. Komutanın vücudu hemen hemen çıplaktır. Üzerinde kısa bir eteklik vardır. Başındaki miğfer ile hakim bir tavır içinde yürümektedir. Aşağı doğru, dik ve katı olarak uzanan sakalı, elinde oku ve yayı ile kahraman kralın önünde bir düşman askeri, boynuna yediği okla sırt üstü yıkılırken gösterilmektedir. Rölyefte yer alan bütün askerlerde, kraldaki aynı asil tavırları ve savaşçıların disiplinli duruşu görülmektedir. Rölyefteki figürlerin vücutlarını belirten çıkıntılılık ve yuvarlaklık aynen Gebel-el Arak Bıçağı�nı hatırlatmaktadır. Ancak bu rölyefde Gebel el Arak Bıçağı�ndaki figürlerin, üzerine bastığı zemin çizgisi yoktur, Askerlerin üzerine bastığı dalgalı bir arazi dikkati çekmektedir. Anlamı, Mezopotamya sanatçısının bu devirde mekan duygusuna yer verdiğini göstermesidir. Akkad devrine ait bulunan bütün rölyeflerde, esirlere yapılan işkence, önem kazanan bir konu olmuştur. Savaş sahneleri, Mezopotamyalı için çok önemlidir. Bu eserlerin Sümer kültürü ile doğduğu, ancak Akkad çağında yapıldığı kabul edilmektedir. Savaş, zafer, esirler, şehit düşmüş askerler, hep iki kişi halinde karşı karşıya ve yan yana olarak anlatılmışlardır. Figürler üst üste getirilmediğinden, vücutlar bağımsız olarak ifade edilmişlerdir. Sanatın ilk gelişim basamağında rölyeflerdeki bu husus, hep böyle olmuştur. Eserlerdeki elbise kumaşının altından vücudun formları belli olmaktadır. Ayak, bacak ve başın profilden, vücudun cepheden oluşu, bütün rölyeflerde korunan bir anlatım şeklidir. Arkaik heykellerin kukla sertliğine benzeyen anlatımı ile Mısır�ın alçak rölyeflerindeki biçimlendirme anlayışı, bu devir eserlerinde hiç görülmez. Figürlerin vücut anatomilerinin idraki sonucunda, sanatçının yaratabileceği heykel anlatımı, bu devre eserlerinin, arkaik bir anlatımdan klasik olgunluğa doğru yöneldiğini gösteriyor. Eserlerde, arka plandan ayrılmış, kuvvetli ifadeli, yüksek rölyef çıkıntılarına sahip bir anlatıma varıldığına tanık oluyoruz. Rölyeflerdeki figürlerin vücut ölçüleri, Grek sanatında görülen klasik, olgun, araştırılmış ölçülere doğru yönelmiştir. Grek sanatında göreceğimiz gibi, vücut anatomisi. ve ölçüleri, doğa formlarına uygun olarak sağlam bir şekilde gözlemlenmiş ve ifade edilmiştir. ![]() ![]() (�) Akkad sanatının, Sümer sanatının bir devamı olduğunu düşünmek yanlıştır. Sümer sanatçılarının ulaştıkları plastik anlatım seviyesi üstüne Akkad sanatının kurulduğunu ve bu noktadan itibaren Akkad sanatının geliştiğini iddia etmek mümkün değildir. Sümer sanatında, herşey bir yüzey üzerinde dekoratif olarak biçimlendiriliyor. Kıvırcık sakal ve bıyık düzen içinde ve düz-alçak bir rölyef anlatımda görülüyorsa da, yüzdeki plastik ve yuvarlak anlatım, ayrı bir özelliktedir ve içlemin enerjik, monarşik kudretin sarsılmaz ifadesini vermektedir. İrade ve enerji, yüzden taştığı gibi, lokal ırk tipini de göstermektedir. Bu anıtsal anlatım, bu özellikleri içinde, ilk kez ancak Akkad çağında gözlemlenebilmektedir. Zengin bir şekilde stilize edilmiş olan sakal ve saçın kıvırcık ifadesi, Akkadlar tarafından Sümerlerden alınmış bir biçimlendirme şeklidir. Fakat herşeye rağmen Akkad heykellerindeki ruh tamamen başkadır. Akkad sanatı, derinliğe, hacime ve forma önem veren, imparatorluk ihtişamını düşünen bir niteliğe sahiptir. Ninive�de bulunan başda, sakalın düzgün, kıvırcık ve birbirinden ayrı dalgalar halinde olduğu görülmektedir. Baştaki saç bölümü, önceki çağların küre halindeki başlarına oranla, başı uzuvlara ayırır ve zenginleştirir. Öteki zamanların patlak gözleri, bu başta gayet belirgin, optik ve enerjik bir anlatım içindedir. Bu başta dar, fakat asil bir ifade çehreye egemendir ve bundan önceki çağların o ablak şekillendirilişi yoktur. Enerjik anlatımın bu yeni görünüşü, kitlenin içten dışa doğru canlandırılışı, vücudun organik olarak teşkili ve uzuvlandırılması, bu çağ sanatını yeni bir anlatım düzeyine götürmekte gecikmedi. Arkaik sanatın, kitle halindeki �bütün� anlayışından, uzuvların anlamlandırılmasına yönelen Akkad sanatı, klasik bir anlatıma yaklaşıyordu. Bu, yeni anlatım biçimi, bilhassa mühürlerde açık olarak görülmektedir. Hayvanların boğuşma sahneleri, adale zenginliği ile yüzeysel bir biçimlendirme içinde gösterilmektedir. Mühürlerin dışındaki heykellerde de biz, çizgi egemenliğini ve adale formlarının düz yüzeyler halinde biçimlendirildiğini görüyoruz. Adnan Turani, Dünya Sanat Tarihi
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||||
|
Bir İran halkı olan Guti�ler Mezopotamya�dan atıldıktan sonra, Akkad çağından önceki Sümer geleneklerinin canlanmağa. başladığı görülür. Yeni Sümer çağında halk aslında Akkadlaşmış durumdadır. Dilleri de Akkadça�dır. Sümerce yalnız bilginlerin ve din adamlarının kullandıkları bir dil olmuştur. Guti�lerin zamanında Lağaş�ta din adamı ayni zamanda kral olan Gudea. Bu kralın yaptırdığı tapınaklar hakkında ayrıntılı bilgilere sahibiz. Ur�un 3. Sülâle kralları, tanrılaştırılmış kişilerdir. Bütün Mezopotamya�da bir inşaat sevgisi başlamıştır. Krallar, barışçı ve tapınak yaptırıcısı olarak belirirler. Askeri hareketleri hakkında bilgimiz yoktur. Çalışmalar yaratıcı değildir. Bütün çalışmalar, Eski Sümer ve Akkad kültürünün buluşlarına dayanır. Yaratıcı fikir kıtlığına rağmen, bugüne dek kalan birçok yazılar hep bu Yeni Sümer Çağı�ndandır.
Akkad egemenliğinin sona erişi, aynen Cemdet-Nasr�ın sonuna benzemektedir. İmparatorluğa bağlı halkların daimi isyanlarıyla zayıflayan Akkadlar, aynı zamanda birçok savaşlarla askeri güçten düşmüşler ve barbar bir dağ halkı olan Guti�lerin saldırısına uğramışlardır. Cemdet Nasr, Mezopotamya�ya gelen Sümer kavimlerinin istilalarıyla ortadan kalkmıştır. Guti�ler geldikleri zaman Mezopotamya�da Sümer ve Akkad kültürü kuvvetli olduğundan hiçbir kültürel varlık gösterememişlerdir. Yalnız bu devirden kalma beceriksizce yapılmış mühürlerin, Guti�lere ait olabileceği düşünülmektedir. Bu mühürlerdeki tasvirler kaba ve primitiftir. Guti�lerin ülkeden sürülüşünden sonra, Sümerlerin Mezopotamya�ya egemen olduklarını ve dolayısıyla onlara ait kültürlerin özelliklerini görüyoruz. Bu çağda Sümer sanatı belirli bir mükemmelliğe ulaşıyor. Sümerli ait olan özellikler: ciddi, cepheden anlatım, elbisenin kitle halindeki vücut duruşunu, verişi, blok biçimlendiriliş (bilhassa belden aşağı kısımlar), sakin duruş, ifadesiz yüz, ve hiçbir saldırgan ifadenin heykellerde görülmeyişidir. Rölyeflerde derinlik belli edilmemiştir. Ancak figürlerde üç buutlu heykel özellikleri vardır. Sakallar blok görünüşlü olup aşağı doğru uzamaktadır. Rölyef konuları da Akkad çağına oranla değişmektedir. Savaş ve zafer sahneleri, hemen hemen tamamen ortadan kalkmıştır. Egemen konu, eski bir Sümer motifi olan, �oturan tanrı� tipidir. Lagaş�da bulunmuş bir dikili taş üzerinde, Eski Sümer rölyeflerinde tanıdığımız, büyük bir harp (müzik aleti) çalan adam motifi görülmektedir. Elinde vazo tutan tanrıçalar da rölyeflerde konu olur. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Mühürlerde de Yeni Sümer çağına kadar çok sevilmiş olan kuvvetli insan ve boğuşan hayvan motifleri ortadan kalkar. Kahraman insan motifi benimsenmediğinden, çıplak vücut anatomisi ile uzuvların ayrıntısına inen parçalı görünüşü önemini kaybeder ve elbisenin blok formu ortaya çıkar. Elbise, vücudu boyuna kadar örter. Ve yalnız bir kol ile bir omuz açıkta kalır. Tanrılarda ve tanrıçalarda, gene eski bir Sümer geleneği olan hayvan postu, elbise ya da manto görülür. Plastik heykel anlatımı, kişisel karakter, heykellerde görülmez ve elbisenin altından vücut kendini göstermez. Eteklerde, aynen Mısır heykellerinde olduğu gibi yazı motifleri önem kazanır. Süslü ve dekoratif anlatım, Eski Sümer Çağında (Ur�da) görülmüştü. Yeni Sümer Çağı�nda da ayni değerler kullanılır. Mimari çalışmalar hızlanır. Heykellerde normal figür ölçüleri araştırılır. Kralları mimar olarak gösteren heykeller ortaya çıkar. Gudea iki kez mimar olarak gösterilmiştir. ![]() Dekoratif bir anlayış ile yılanlar, canavarlar ve köpek başları işlenmiştir. Bütün bu özellikler, Sümer sanatının yeniden doğuşunu gösterir. Fakat biz Yeni Sümer Çağı�nda bazı yeni anlayışların da önem kazandığını görüyoruz. Arkaik duruş, bütün blok ifadesi ve sakin tavırların heykellerde aynen kalmasına karşılık, tüm figürün yapılışında yeni bir atılım yapılır. Bu, vücut oranlarında esas ölçülere olan önem veriştir. Bu özellik, aslında Akkad çağının gözleme dayanan buluşudur. Normal vücut ölçüsü görüşünü göz önünde tutarsak, Gudea�nın ayakta ve oturan heykellerinin Eski Sümer Sanatı anlayışı içinde yapıldıklarını kabul etmemiz gerekmektedir. Gudea�nın heykellerindeki kitle ve blok, tamamen bu heykel anlayışını yansıtır. Fakat normal oran ve ölçülerde heykeller de yapılmıştır. Naramsin zamanında yapılmış olan heykeller arasında Urnungirsu�nun heykeli, ellerin ve ayakların işlenişi bakımından, modelin iyice incelendiğini göstermektedir. Gudea ve oğlu sakalsız şekillendirilmiştir. Saçları da kıvırcıktır. Bu devirde saçlar tamamen kazınmakta ve başa peruka takılmakta idi. Gudea� nın başı enerjik bir anlatım içindedir. Kaşlar stilize olmakla beraber, heykel genel havası içinde gözleme dayanan bir canlılık gösterir. Saçların süs durumuna ve bazı stilize unsurlara rağmen sert anlatım farkedilmektedir. Gudea�nın birkaç başı, bilhassa güzel şekillendirilmiştir. Gözlerin biçimlendirilişi, bombeli göz kapakları, ileri çıkıntılı ve güzelce taranmış kaşlar, etli şişkin dudaklar dikkati çekmektedir. Genel duruşu içinde hiçbir iç ifadesi görülmeyen başın üstünde, yuvarlak bir başlık vardır. Yüz cildi yumuşak bir anlatım içindedir. Bu yumuşak anlatım Akkad sanatının özelliğidir. Yeni Sümer Sanatının başındaki sert anlatım ile sonraki yumuşak anlatım dikkate alınınca, Yeni Sümer Çağında hem sert, hem de yumuşak heykel anlatımının ifade olanağı olarak değerlendirildiğini görürüz. Fakat bu genel gelişi üzerinde, kaba kitle anla tımından ince form anlatımına gidiş, ya da cansız ve ruhsuz kaba anlatımdan organik ayrıntıları veren optik görüntülü bir anlatıma gidildiği görülmez. ![]()
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#4 (permalink) | ||||||||||||
|
Not: Metinleri ve onlara eşlik eden görselleri bağlamında değerlendirmek için, genel tabloyu dikkate almanızı öneriyoruz
BABİL Alıntı:
Ur�daki III. Sülâleden sonra Sümer ve Akkad devleti küçük devletlere bölünmüştü. Örneğin Larsa, İsin, Uruk ve Eşunnak gibi. Ur�un 1 Sülâle�si ile Babil�in, yani Hamurabi devrinin 1. Sülâle�si arasındaki zamana, İsin-Larsa devri denir. Sümer devleti çöldeki Sami kavimlerinin saldırıları ile sarsılmıştı. Mezopotamya�yı da doğudan Elâm saldırıları ile zayıflatıyorlardı. Böylece çöl kavimleri olan Batı Sami kavimleri ile Elâm Mezopotamya�da Sümer egemenliğini ortadan kaldırdılar. Tüm Mezopotamya egemenliği için bu iki kavim çarpışmaya başladılar. İ. Ö. 1700 yılında, Batı Sami kavminden bir kral olan Hamurabi, Elam, Larsa ve Asur�a karşı yaptığı savaşlar sonucu Mezopotamya�yı egemenliği altına aldı. Babil kenti Mezopotamya�nın ve Marduk dininin merkezi oldu. Hamurabi, kendi adı altında ün yapan kanunlarını ortaya koydu. Genel olarak Mezopotamya sanatının gelişimini göz önüne alırsak, Mezopotamya uygarlığı içinde Sümer kültürü, Yeni Sümer çağı�nda incelmiş ve mükemmel bir bütünlük göstermiştir. Yani Sümer çağından önceki Akkad sanat gelenekleri oturmuş ve Akkad kültüründen önceki devirlerin arkaik özellikleri de Mezopotamya kültürünün esaslı özelliği olarak devam etmiştir. Sami kavimlerinin Mezopotamya kültüründeki hisseleri, buluşların çoğaltılması ve eski geleneklerin daha canlandırılması idi. İhtişam sevgisi de Sami ırklarının bıraktıkları özelliklerdendir. Sami olmayan kavimlerin sanatları ise, dekoratif zenginlik ve arkakik eğilimlerin kuvvetlendirilmesini sağlamıştır. Sümer egemenliği ile Babil egemenliği arasındaki İsin-Larsa devrini, göçebe bir kavim olan (muhtemel olarak Batı Sami kavimlerinden) Amurru�ların doldurduğu sanılmaktadır. Fakat Mezopotamya kültürü içinde bu kavim bir varlık gösterememiş ve Babil halkı içinde erimiştir. ![]() Hamurabi çağında, Sümer anlayışının alçak rölyef geleneğini, kasabalarda yapılan işlerde görüyoruz. Daha çok kasabalarda yapılan işlerden büyük merkezler dışında kalan yerlerde Sümer geleneklerinin devam ettiği anlaşılmaktadır...
__________________ |
||||||||||||
|
|
|
|
#5 (permalink) | |||||||||||
|
Not: Metinleri ve onlara eşlik eden görselleri bağlamında değerlendirmek için, genel tabloyu dikkate almanızı öneriyoruz
ASUR Kod:
Asurlular tarihte askeri teşebbüsleri ile savaşçı bir millet olarak görülmektedirler. M.Ö. XIV. yüzyılda Asur İmparatorluğunun ve kültürünün geliştiği görülür. Öyle ki, Mısır uygarlığı yanında yer alacak eserler yapılmağa başlar. Büyük fetih teşebbüsleriyle ve geniş ticaretleriyle dünyaya egemen olma siyaseti gütmüşlerdir. Toprak bakımından bağımsız olma ve komşularına karşı yabancı tutumlarıyla Asurlular, aynen Cemdet Nasr ve Naram-Sin zamanını hatırlatırlar. Orta Asur Dönemi Hamurabi zamanında ve sonra gelen hükümdarlar, hep dünyaya egemen olma düşüncesindeydiler. Asurlular, Mısır�ı bile kendi yönetimleri altına almak istemişlerdir. Bu yüzden Asur sanatı, askeri ifadeyi esas olarak kabul etmiş görünür. Kahraman tipli asker motifi, aynen Cemdet-Nasr ve Naram-Sin zamanında olduğu gibi önem kazanır. Krallar erkek tipli, kuvvetli ve kudretli olarak gösterilirler. Şişkin adaleli, bir atlet vücuduna sahiptirler. Ninive�deki ideal kral başı, burada yeniden önem kazanır. Gene büyük gözler, kalın kaşlar, merhametsiz bir ağız, kuvvetli bir burun, omuzlara düşmüş saçlar ve uzun sakal anlatım konusu olur. Üstlerinde taşıdıkları silahlar, uzun bir kılıç, balta ve ok�tan ibarettir. Bu asker-kralların işi savaş, istilâ kale kuşatma, vahşi hayvan avı, zafer ziyafetleri ve tanrılara kurban adamaktır. Buyrukları altında silahlı yüksek memurlar, müzisyenler tutan bu krallar gösteriş ve tantanayı sevmektedirler. Bu gösterişli, muhteşem hayata uygun saray ve duvarlarında gösterişli hayatı anlatan rölyefler yer alır. Konuları daha çok kralın savaşları ve av sahneleridir. Asurluların savaşları hakkında bu rölyeflerden çok şey öğreniyoruz. Ellerinde kalkanlar, mızraklar, müzik yaparak giden askerler, savaş arabaları, disiplinli asil kanlı atlar bu rölyeflerde dikkatle ifade edilmişlerdir. Atların koşumları bütün ayrıntılarıyla belli edilmiş olup, biçimlendirmede kesin bir çevre çizgisi dikkati çeker. Atlar zarif vücutları, güzel hareketli adaleleri ile dikkatle modle edilmiştir. At�ın, Küçük Asya�ya Şurri�ler tarafından sokulduğu tahmin edilmektedir. Şurriler rölyeflerde kalın kumaşlardan uzun elbiseleri ile bir dağ halkı olarak ayırdedilmektedir. Asurbanipal�in bir kaleyi nasıl kuşattığını gösteren rölyefden, Asurluların savaş tekniklerini ayrıntıları ile anlıyoruz. Esirler ikişer ikişer bileklerinden bağlanıyor; esir kadın ve çocuklar erkeklerin yanında, fakat bağlanmamış olarak yürüyorlar. Kadın ve çocuklar bazan at üzerine bindiriliyorlar. Hemen bütün kadın ve erkek esirlerin ellerinde su tulumları görülüyor. Buradan, bunların çölden geçirilecek bir başka yere götürüldükleri anlaşılıyor. Berlin�de Devlet Müzesi�nde bulunan rölyefte, bir Asur askeri karargah tasvir edilmiş. Rölyefde yanyana kurulmuş olan iki çadırdan birinde genç bir uşak, içeri girmekte olan kumandanın, yüksek bir sedir üzerinde kurulmuş dinlenme yerini hazırlıyor. Bir başka hizmetçi, ayakta duran kumandana su veriyor. Kumandanın başında miğferi ve üzerinde silahları görülmekte. Öteki çadırda ise, bir direğe asılı, henüz yeni kesilmiş bir sığırı parçalara ayıran bir adam görülüyor. Bu rölyef bir savaş sırasındaki durumu anlatıyor. Demek ki, bu konu o zamanlar büyük önem kazanmakta idi. Vücut adaleleri ve kemikleri dikkatle modle edilmiştir. Rölyef anlatımı alçak, yüzeysel bir modle ile yapılmıştır. Ayrıntılar, sağlam ve mantıki bir görüş ile halledilmiştir. Bu biçimlendirme özelliklerinden, arkaik bir anlatımın söz konusu olduğu anlaşılıyor. İnsanların yüzleri durgun; fakat gerek atların, gerekse aslan gibi hayvanların yüzleri, içinde bulundukları durumla ilgili bir anlatımdadır. İnsana heyecan veren av sahnelerinde, beynine ok yemiş, duyduğu acı ve vücudunun gerilmiş adalelerinden belli olan aslanlar gene önem kazanmış konulardandır. Sevilen diğer konulardan biri, kralın vurduğu aslanı kulağından tutarak arka ayakları üzerine kaldırmasıdır. Konular eski mühürlerdeki hayvan ve canavar motiflerinden alınmıştır. Bu rölyeflerdeki hayvan motifleri, arkaik üsluplu insan biçimlendirmesine oranla, plastik anlatım bakımından daha canlı ve optik hareketli olarak gösterilmiştir. Özellikle, atlı bir savaş arabasına karşı saldıran aslan, ayrıntılı çizgiye dayanan alçak rölyefli bir eserdir. Burada atların son derece dikkatli, temiz bir işçiliği vardır. Ava çıkmış kralın arabası da, bütün süslü ayrıntılarıyla görülmektedir. Savaş yapan askerler ve bilhassa krallar, resmi ve savaş elbiseleriyle gösterilmişlerdir. Her halde savaş elbisesi içinde gösterilmek, bu ülkede çok önem kazanmakta idi. Ayrıca, rölyeflerde savaşların nasıl yapıldığı ve savaş tekniklerine verilen önem, dikkati çekmektedir. Savaşa ait aletlerin ve bunların kullanılışlarını gösteren sahneler, insanın ifadesinden fazla değer bulur. Demek ki, bu ülkede askerlik birinci planda yer alıyordu. Savaş arabaları, kale kuşatma araçları, sudan geçmek için yüzdürme tulumları, çadırlar, sandalyeler, askerin yemek ihtiyacının karşılandığı pişirme fırınları, kapkacak, kral arabasının şemsiyeleri, hep belirgin karakterleri ile tasvir edilmişlerdir. Bu rölyeflerdeki anlatım, Akad anlatımında değil, Sümer biçimlendirilişindedir. Adalelerin anlatımında, vücut uzuvlarının yuvarlak bir çıkıntılılıkta gösterilmesi yerine, alçak ve düz yüzeyli bir rölyef biçimlendirmesi, çizgi egemenliği ile dikkati çekiyor. Rölyefte, yüzeyin boş kalan kısımlarına gayet iyi işçiliği olan çivi yazısı bloklar yapılmıştır. Bütün bu çalışmalarda plastik sanat anlatımı yerine, grafik görünüşlü bir anlatım kullanılmıştır. Grafik anlatım ile birlikte, kral elbiselerinin muhteşem süslemeleri çizgilerle belirtilmiştir. Bu grafik anlatımdaki süslemeler ile, Önasya sanatında ilk olarak bir bezeme zenginliğine önem verilmiş oluyor. Sanatta dekoratif anlayış, elbiseler, canavarların, efsanevi hayvanların kanatları, saç süslemeleri ve bukleleri, kıvrımlı sakallar, hep bezeme öğeleri olmuştur. Sakal ve saç motifi inşa? ve yüzeysel olarak gösteriliyor. Şeritler, güller, inci dizileri, kralın muhteşem elbisesinde daima yer alıyor. Ağaçlar, palmiyeler, bilhassa hayat ağacı, stilize edilmiş sarmaşık biçimini ve zengin bezenmiş halini bu rölyeflerde kazanıyor. Bu motif, Hindu�larda Hititlerde ve Selçuklularda da görülecektir. Asurluların sanatı daha çok halka hitap eden, yaşama telkin eden, örnek olucu, süsleyici bir fatih sanatıdır. Bu anlayıştaki eserler yanında, başka bir anlayışı gözlemliyoruz. Bu, bir çiftçi tabakasının anlayışıdır. Korsabad Sarayı İki anlayışın birbirlerine etkileri ile Asurda, donmuş kukla suniliği içinde biçimlendirilmiş figürlerin ortaya çıktığı görülür. Bu anlayıştaki eserlerde, gergin insan vücutlarını ve dört nala giden şaha kalkmış atları bir kuklanın hareketleri içinde görüyoruz. Bunlardaki çizgiler gayet kesin görünüştedir. Tanrılar ve şeytanlar da bu anlayışta ve atletik anlatım içinde, ancak bir çizgi kesinliği ile gösterilmişlerdir. İyi ve kötü ruhlar arasında geçen savaş, bu rölyeflerde anlatılmıştır. Rölyeflerdeki vücutlar sanki içleri boş, şişirilmiş gibidir. Böylece bir çeşit maniyerizm Asur sanatında yer almış oluyor. Bu sıralarda önem kazanan motif, tanrı tara fından bitkilerin bol ürünlü olmalarını sağlamasıdır. Elinde su bakracı olan kuş başlı, insan vücutlu ve kanatlı bir tanrıdır bu. Biz esasen Mezolitik Çağ ile Yeni Taş Çağının toprağa yerleşen insanlarının da, çiftçilikle birlikte iyi ürün almak, doğa felaketlerine karşı korumak için çeşitli şeytan, tanrı ve efsane yaratıklarını tasarlandığını biliyoruz. Gelenekçi Mezopotamya sanatı, yani Sümer sanat anlayışı, daha Naramsin ve ondan sonraki Hamurabi zamanında, etkisini devam ettirmiş ve Akad-Babil sanatının fizyonomisini Hamurabi�den sonra da tayin etmiştir. Asur sanatında da bu gelenek devam etmiştir. Asur, Sümer sanatı için çeşitli sebeplerle iyi bir zemin olmuştur. Tamamen samileşmesi ve Akad kültürü ile etkilenmesine rağmen ilk zamanlardan itibaren Sümer kültürü Asur�da yer edinmiş ve hatta arasıra Sümer egemenliği altına girmiştir. En eski Asur kültürü, renkli keramikli ve saf dekoratif anlayıştadır. Dağlık bölgeye yakın oluşları ve dağ halklarının Sümer�e akraba olmaları, burada Sümer etkilerine uygun bir ortam hazırlamış Olduğunu akla getiriyor. Burada, eğer geçmiş incelemelerimizi hatırlayacak olursak, Mezopotamya�ya gelen dağ halkları, her gelişlerinde sanata dekoratif bir anlayış değil, arkaik plastik bir biçimlendiriş getirmişlerdir. Şimdi Asur sanatının bu devresini geçmişteki Yeni Sümer sanatı ile karşılaştırırsak bunun, Yeni Sümer sanatının bir devamı olmadığını anlarız. Asur�un şimdiki rölyeflerinde düz bir rölyef biçimlendirilişi, çizgi halinde bir desen ve süs öğeleri vardır. Bu çizgi halindeki desen ve yüzeysel süslemelerinde yabancı kavimlerin etkileri olduğunu söyleyen ve bunları Hurri ve Mitanni�lere bağlayan sanat tarihçileri vardır. Ancak Hitit�lerden ve Mitanni�lerden, binaların dış alt yüzeyini rölyef plaklarla kaplamayı aldıkları kabul edilmektedir. Bunların yanında yapıların kapılarına konulan sfenksler ve kapı figürleri Boğazköy anlayışındadır. Dağ kavimlerinden aldıkları öteki etkiler, rölyeflerde bulunan ortadaki figürlerin frontal gösterilmesi ve onların yanlarına gelenlerin birbirlerine simetrik olmalarıdır. Dağ halklarının Akad-Sümer sanatının devamı üzerine olan etkisi yüzünden, Asur sanatına, Mezopotamya sanatının gençleşmesi olarak bakılmaktadır. Esasen biz dağ halklarının Mezopotamya�ya her gelişlerinde, bura sanatını etkilediklerini ve sanatın bir çeşit arkaizme döndüğünü gözlemlemiştik. Fakat bundan kısa bir zaman sonra yeniden Akad ve Sümer�lerin gelişmiş, olgun sanatına bir bağlanma dikkatimizi çekiyor. Böylece teknik olarak en üstün eserlerin ortaya çıktığına tanık oluyoruz. Bütün etkilenmelere rağmen, arkaik öğelerin eserlerde yerlerini korudukları görülüyor. Bu görüş ve anlayış ile; Asur�un M. Ö. 2.000 yıllarındaki savaşçı anlatımı olan sanatla ilgilendiği anlaşılıyor. Asurnasirpal�in zamanında, IX. yüzyılda, açıkladığımız anlamdaki eserler en yüksek ifadesini bulur. Asur sanatının son çağı olarak kabul edilen M.Ö. VII. yüzyılda, Asurbanipal�in (Sardanapal) zamanında yaşanan çağı anlatan rölyeflerde, formlar kuvvetsiz geveze bir hikayecilik içindedir. ![]() ![]()
__________________ |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Batıda Dinler Tarihi Çalışmaları | achar | Tarih | 6 | 23-10-2008 06:58 PM |
| TÜrkİye Genelİnde Tescİllİ TaŞinmaz KÜltÜr Tabİat Varliklari İle Sİt Alanlari | dojehist | Genel Kültür | 2 | 20-08-2008 10:29 PM |
| Meslekler Ve Ayrintilari | dojehist | Genel Kültür | 5 | 04-02-2008 11:46 PM |
| Mezopotamya... | byprens | Dirok | 2 | 10-10-2007 05:29 PM |
| Peygamberimziin zevceleri | rojaberza | İslami Sohbet | 5 | 02-03-2007 04:45 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.