|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||
|
Adından sanından, afişinden reklamından, artık trailer'larından teaser'larından ve hakkında yazılanlardan korkacağımızı düşünerek gidiyoruz ve çoğunlukla da elimiz boş dönsek de bazı geceler karanlıkta seyrettiklerimizi hatırladıkça ürperiyoruz.
Neden? Yani bir korku filmi kendini buna hazılamış izleyicileri nasıl korkutabiliyor? Ya da nasıl iyi bir korku filmi çekiliyor? Vampirlere ve ********lara öyle alıştık ki yolda görsek imzalarını iteyebiliriz. Mumyalarla dalga geçebilir, hayaletlerle fotoğraf çektirebiliriz. Mutasyona uğramışlar ve yabancı yaşam formları zaten aileden biri gibi oldu. Seri Katillerden özel ders talep edebilecek kadar da etkilendik. Şeytan ise her formda vücut buldu anılarımızda. O halde bizi korkutan ne var? En başarılı korku filmlerin bizzat kendi kabuslarımız olduğu gerçeğini kabullenirsek, başkasının bize kabus yaratabilmesi için sizin, benim ve dünyadaki kalan 5-6 milyarın ortak bazı özelliklere sahip olmamız gerekir. Oysa durum bu kadar da karışık olmamalı ki bu ortak özellikleri bulan ve bize tırnak kemirten pek çok yönetmen geldi geçti ve belki de gelecek. Kabuslarımızın bizi korkutmadaki başarısını incelersek bir parça aydınlanır mı ki durumumuz? Kabuslar; biz görürüz, biz yaşarız da o saniyelerde ve aslında izole ve yapayalnızızdır o karanlık bilinçaltı gösteriminde. Bu yüzden biz "biz"liğimizin farkındayızdır kabus görürken. Tüm sinir sistemimiz tehdit bellediklerimizin sinyallleriyle dolar taşar. Kalp hızlanır adrenalin etkisiyle ve uyanmak kurtulmak isteriz tüm varlığımızın farkındalığıyla. İşte ister romantik komedi olsun, ister gelinim olur musun; izlediklerimizin de benzer bir kimyasal yanılsamalar süreci yaşattığı bilinmektedir. Kendimizi yerine koymak, benliğimizden izole ederek kendimizi odaklandığımızda yaşamaya çalışmaktır izlerken yaptığımız. O halde başarılı bir korku filmi bu odaklanmayı sonuna kadar sağlamalıdır; bu yüzden dolby olarak kalp atışları, kapı gıcırtıları, hön hön müzikleri ve çığlıklar dinleriz. Bu yüzden kamerayla beraber deli deli ortamlarda döner durur, karanlıkta görmeye çalışırız. Peki bunlar yeterli midir? Elbette hayır değerli efemler! Çünkü bu kakafoni ve kamera oyunları zamanla heyecan eşiğimizi yükseltir ve bir nevi bağışıklık yaratır bünyemizde. Artık bakınca anlarız ne zaman müzik hönleyecek, ne zaman kapı çarpacak ve ne zaman kamera dört nala koşacak. Artık aslolan kabusu yaratmaktır korku filmlerinde. Mantık, konu, senaryodan bağımsız olarak bir korku filmi en az rüyalarımız ya da kabuslarımız kadar asimetrik, rahatsız edici derecede tuhaf ve çelişkili olmalıdır kendi örgüsünde. Samara'nın yüzüne dökülmüş uzun saçları (ki o hali yüzünden bile kat kat korkunçtur çünkü bizde aslında kafası ters yöndeymiş gibi bir izlenim yaratmakta bi şeylerin doğal olmaığını tehdit olabileceğini vurgulamaktadır), tuhaf yürüyüşü işte böyle bir çabanın ürünüdür en basiti. Şöyle düşünelim: Arabanızla seyahete çıktınız günlük güneşlik ve radyoda ardı ardına en sevdiğiniz parçaları çalıyor. Güneş gözlüklerinizin ardından zaman zaman dikiz aynasına bakarak hayatın ne kadar güzel olduğunu fısıldıyor, zaman zamansa nefis manzaraya dalıyor gidiyorsunuz. Uzun kıvrak yolların sevgi kelebee olarak giderken; radyo sinyalleri anlık olarak karışıyor ve bir ses :"25 kilometre sonra sadece sen, ben ve cehennem!" diyor. İlk anda bilinçaltınızda yakaladığınız bu mesaja mantığınız tepki gösteriyor yanlış anladığınızı veya muzır bir radyo dj'yi tarafından yoldakilere yönelik bir şaka yapıldığını düşünerek beş kilometre daha gidiyor ve uyarının 20 km için tekrarlandığını duyuyorsunuz. Sonraki beş kilometrede ve sonrakinde vs vs... Hiç etkilenmemiş gibi son kilometresine kadar gidebilir misiniz? Peki bi de şunu deneyelim: Yine arabanızla seyahettesiniz ama bu sefer yağmur-çamur-kar-fırtına-karanlık da size yolarkadaşı olmuş. Radyonuz hiçbiyeri çekmiyor, oldukça sıkıcı ve yorucu biçimde gözleriniz yolda. Temkinli olabilmek için endişeleniyor ve hatta hali hazırda korkuyorsunuz da. Daracık dağ yollarında canınız burnunuzda gidiyorsunuz. Her şimşek çakışında ortalık aydınlanıyor ama sizi müteşekkür bırakmayacak kadar ıssız bir manzarayı karanlığa teslim ederek. Tek oyalanma ve rahatlama yolu mesafe tabelalarını takip etmek ve yolun bitmek üzere olduğunu hissetmek. Ancak gözleriniz bir sonraki tabelayı ararken bir şimşek çakıyor ve hemen 30 metre önünüzde farları ve hatta hiçbir ışığı yanmayan bir kapkara bir başka araba olduğu ortaya çıkıyor. Asıl sorunsa araca yaklaştığınızda ortaya çıkıyor, farlarınızın artık aydınlattığı arka camında şu yazıyı okuyorsunuz: SENİ KAÇIRACAM, BİR YAMYAM ADASINA -(İsminiz ne ise o yazılı)-. Gaza basıp araçtan uzaklaşmaya çalışırken tereddüt eder misiniz? Aradaki fark işte o fark iyi bir korku filmi yaratır! "...Hoş bir ışık düşmeyen yerde ben hep Suratsız bir konuğum geceyle yalnız..." (C.Baudelaire, "Bir Hayalet") |
|||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Adam tavuğu nasıl öldürmüştür sizce? | rojekanu | Bilmece, Bulmaca | 9 | 16-11-2007 05:01 PM |
| nasıl derimki özgürüm | cihan_amed | Şiirler | 12 | 08-03-2007 01:07 AM |
| Endenozyan nasıl müslüman oldu?? | kawgamin_cicegi | Tarih | 8 | 18-08-2006 08:37 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.