Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Dinler ve İnançlar Bölümü > Semavi Dinler > İslamiyet

Kayıt Ol SSS



 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 13-02-2008, 08:11 PM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Konum: 'Suskunluğun kırılma noktası'
Mesaj: 7,584
Üye No: 11445
Cinsiyeti : Bayan
İtibar Gücü: 28751
Rep Puanı : 2874180
Rep Derecesi
Sumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond repute
Varsayılan Hicretten Çıkarmamız Gereken Dersler


Assalamu aleikum

Muhakkak ki; Hicret hadisesi siyer kitaplarından defalarca okunmuş ve her okuyan Müslüman duygu seline kapılarak gözyaşlarına hâkim olamamıştır. Bununla birlikte hicretin gerçekte vermek istediği mesaj maalesef bir türlü algılanamadığını bir değil birden fazla defa dile getirmiş, hicretin mesajını anlam kıtlığı yaşayanlara anlatmaya çalışmıştık. Ancak uzun yıllara dayanan anlam bozukluğunu bir çırpıda değişemeyeceği aşikârdır.

Nitekim anlam kıtlığı yaşayanlardan bir kesim tehlikeli bir söylemle: “Rasul’ün devlet talebi yoktur. O’nun işi sadece dini tebliğ etmektir” diyerek Müslümanların ferasetini kısıtlayıp ufkunu daraltarak hareketlerini sınırlandırmaktadır. Yine onlar diyorlar ki; “Rasulullah’ın devlet filan istediği yoktu, devlet için kılını bile kıpırdatmadı, hiçbir gayret göstermedi. O sadece kendine emrolunan dini tebliğ etti ve bu dine tabi olanlar yeterli sayıya ulaşınca devlete olan ihtiyaç ortaya çıktı, bu ihtiyaca binaen de İslâm Devleti inşa edildi. Dolayısıyla bizim İslâm Devleti talebimiz yoktur. Biz ancak Allah’a kul olamaya davet ederiz. Sonra da insanlar ister ise İslâm Devleti zaten kurulur.”
Bu tahripkâr bakış açısına sahip olanlar Hicrete de sıra dışı bir gözle bakmaktadırlar. Hz. Ömer hicreti “hakkın zafere, batılın hezimete uğradığı gün” olarak tarif ederken; Onlar Hicreti öncesinden ve sonrasından kopartarak zımnen zulümden kaçış olarak nitelemektedir.

Fasit fikirler sahih fikirlerle, zayıf deliller güçlü delillerle, sathi düşünce derin düşünceyle bertaraf edilmedikçe kalkınmanın gerçekleşmeyeceği, kalkınma gerçekleşmeden de esaretten, zilletten, zulümden kurtulup selamete erişilemeyeceği hakikatine binaen bu sayımızda Hicret vakıasını derinlemesine inceleyip alınması gereken mesajı okuyucularımıza ulaştırmak istedik.

Muhakkak ki, Hicreti alelade bir göç değildir. Bununla birlikte Müslümanların tarihinde yer alan iki hicret arasında fark vardır. Habeşistan’a hicret, dinlerinden dolayı maruz kaldıkları baskılardan ve başlarına bir musibetin gelmesinden korkarak ferdi bir çıkış niteliğindeydi. Allah, Habeşistan'a hicreti Mekke'de işkence gören Müslümanlara bir rahatlama ve bir hava değişimi kılmıştı. Uzun süre orada kalacak durumda değillerdi. Bilakis daveti yeniden daha canlı ve zinde bir şekilde yüklenmek için kendilerini orada bir süre hazırladılar. Medine’ye hicret ise; hayatın akışını değiştirecek ve dünyanın dengelerini alt üst edecek uzun bir yürüyüştür. Karanlıktan aydınlığa, zulümden adalete, galizden lâtife, gayri insanîlikten insanlığa çetin bir yürüyüş…

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e vahyin gelmesinden, Ebu Bekir ile Medine’ye Hicret etmesine kadar geçen süredeki adımları izleyen görür ki; Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem adımlarını belirli bir hedefe yönelik atmakta ve şekillendirmektedir. Bu uzun soluklu bir maratonda işe yakın akrabalarından başlandı ve küçük halkacıklar yavaş yavaş büyüdü. Tam on yıl boyunca gerek tek tek gerekse toplu olarak insanlar İslâm’a davet edilmiş ve kimileri iman ederlerken kimileride inkâr etmişlerdir. SallAllahu Aleyhi ve Sellem öncelikle kendisine iman edenlerden bir kitle oluşturdu. Bu kitle İslâm Devletine giden yoldaki engellere karşı bir direnç merkezi olmuştur. Zorluklar birliktelikle aşılmış, acılar paylaşılmış, kızgın kumda taşın altına birlikte yatılmıştır.

Nübüvvetin 10’ncu yılı Rasulullah’ın davet metodunda yeni bir sayfanın açıldığı yıldır. O yıla kadar bıkmadan usanmadan Mekkelileri İslâm’a davet eden Allah’ın Rasulü, bu yıldan sonra nusret talep etme işini de davetten bir parça kılmıştır.

Nusret talep etme, fertleri İslâm’a davet etmeden farklıdır. Nusret talebi direk yönetime ulaşmada yardım talebidir. Nitekim Allah Rasulü’nün o yıla kadar insanlara davetinde kullandığı ifadeler ile kabilelere nusret talebinde bulunduğunda kullandığı ifadeler farklılık arz etmektedir. Fertlere yaptığı davette Efendimiz şöyle diyordu:

“Ben, sizi, dile kolay gelen, Mîzan'da ağır basan iki kelimeye davet ediyorum ki, o da: Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına ve benim de Allah'ın kulu ve Rasulü olduğuma şahadet etmenizdir!Yüce Allah, sizi buna davet etmemi bana emir buyurdu.”

“Ben, sizi 'Lâ ilahe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh=Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur! O, birdir! O'nun ortağı yoktur!' diyerek şahadet getirmeye davet ediyorum! Ben de, O'nun kulu ve Rasulü’yüm!

Kabilelere nusret talebi için yaptığı davette ise:

“Ey falan oğulları, ben Allah'ın size gönderdiği Rasulü’yüm. Ben yalnız Allah'a ibadet etmenizi ve hiç bir şeyi O'na ortak koşmamanızı emrediyorum. Bana iman etmenizi ve beni tasdik etmenizi, ayrıca Allah'ın beni kendisi için gönderdiği şeyi açıklayıp ortaya koyana kadar bana yardım etmenizi sizden istiyorum.”diyordu.

Bu iki metinde geçen farklılık apaçık bir şekilde ortadadır. Bu farklılık aynı zamanda bize şiddetli bir mesaj vermektedir ki o da; Allah Rasulü Nübüvvetin 10’ncu yılından sonra dinin ikame edilmesi için güç sahiplerinden yardım talep etmiştir. İbni Sa’d’ın tabakatında belirttiğine göre (Beni Amr b. Sa'sa, Muharrib b. Hasfe, Fezara, Ğassan, Mürre, Huneyfe, Süleym, Abes, Beni Nadra, Beni Bükea, Kinde, Kelb, El-Haris b. Ka'b, Uzre, El-Hudareme) 15 kabileye nusret için başvurmuştur.

İşte onlardan bir kaçı:

Efendimiz, Nübüvvetin 10. yılında Sakif kabilesine gitti ve onlara İslâm’ı arz ettikten sonra kendilerinden bu dinin ikame edilmesi için yardım istedi. Ancak onlar bu davete çok çirkin bir şekilde icabet etti, Efendimiz Taif’ten mübarek ayakları kanlı bir şekilde ayrıldı.

Allah’ın Rasulü bu adımdan derin bir yara almasına rağmen yardım talebinde bulunmaktan yılmadı; İbni Hişam siretinde bu konu hakkında şu satırlara yer vermiş:

“Ez-Zühri anlatıyor: “Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem Kinde kabilesinin konakladıkları yerlere gelerek kendini onlara takdim etti, geri çevirdiler. Kelb kabilesine geldi, onlar da kendilerine arz olunanı kabul etmediler. Beni Huneyfe'ye gelerek onlardan yardım, güç ve kuvvet talep etti. Araplardan onlar kadar çirkin bir tarzda daveti reddeden olmamıştı… Amr b. Sa'sa oğullarına gelerek onları Allah'a çağırdı ve kendini onlara takdim etti. Beyhâre b. Firas denilen bir adam ona şöyle dedi: “Vallahi şu Kureyş gencine sahip olsam, bütün Araplara hâkim olurum.” Ardından Rasulullah’a yönelerek, “Sana işin için yardım etsek ve Allah da seni muhaliflerine üstün kılsa senden sonra yönetim elimize geçer mi?! Ne dersin?!” dedi. Bunun üzerine Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem; “Hüküm Allah'ın, onu dilediğine verir.” diyerek karşılık verince, Beyhare; “Senden sonra yönetim bize geçmeyecekse neden senin için boyunlarımızı Arapların kılıçlarına hedef yapalım. Senin işinden bize ne?” dedi.”

Tıpkı bunun gibi, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem haram aylarında insanlar bir araya geldiklerinde kabilelere gidip onları Allah'a ve İslâm'a davet ediyordu. Peygamberliğini, getirdiği hidayeti ve rahmeti onlara arz ediyordu. Araplardan kendisine geldiğini duyduğu hiç kimse yoktur ki Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem onu karşılamasın, onu Allah'a davet etmesin ve kendisine ineni ona takdim etmesin, sunmasın.”

Beyhâre b. Firas’ın Allah Rasulüne karşı yönelttiği sorudan da anlaşıldığı gibi Allah Rasulü onlardan yönetime geçmek için yardım istemiştir. Firas hangi konuda yardım talep edildiğini anlamış ve Allah Rasulü’nden sonra yönetimin kendi kabilesine geçmesini istemiş, Allah Rasulü bu teklifi kabul etmemiştir.

Bir başka rivayette şöyle geçmektedir:

Allah Rasulü yanında Ebu Bekir ve Ali olduğu halde hac için gelen kafilelerin konakladığı Mina’ya gitti. Hz. Ali bu ziyareti Allah’ın Rasulullah’a kabilelere kendisini arz etmesini emretmesi üzerine gerçekleştiğini bildirmektedir. Meclislerden birine uğradılar bu mecliste Şeyban b. Salebe kabilesinin ileri gelenleri vardı. Ebu Bekir meclistekilere selam verdikten sonra kendisine en yakın oturan Mefrûk b. Amr’a askeri güçlerini sordu. Mefrûk 1000’den fazla silahlı askerleri olduğunu ve bu sayının savaş kazanmak için yeterli olduğunu söyledi. Bunun üzerine Ebu Bekir kendilerine sığınanları nasıl koruduklarını sordu. Mefrûk; kendilerine sığınanları tüm güçleriyle koruduklarını söyleyince Ebu Bekir bu defada düşmanlarıyla nasıl savaştıklarını öğrenmek istedi. Cevaben Mefrûk; “Biz, düşmanla karşılaştığımızda, kızgın olmadıkça, çok sert ve sağlamız. Kızgın iken, düşmanla karşılaşmadıkça da çok sert ve sağlamız. Biz atları evlatlara, silahları da sütlü sağmal develere üstün tutarız. Yardımı da Allah'tan bekleriz! Allah bazen bize, bazen da karşımızdakine yardım eder.” Dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir “Eğer size bir zatın Allah’ın Rasulü olarak kendisini arz ve takdim ettiği haberi erişmişse iş O şu zattır.” diyerek Rasulullah’ı gösterdi. Mefrûk Rasulullah’a dönerek: “Ey Kureyşî kardeş! Sen insanları nelere davet ediyorsun?” diye sorunca, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem gelip yanlarına oturdu. Ebu Bekir de, ayağa kalkarak, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i elbisesiyle gölgeledi. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Mefrûk'a:

“Ben sizi Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına, Allah'ın şeriksiz bir olduğuna, benim de Allah'ın Rasûlü bulunduğuma şehadet etmeye; Yüce Allah tarafından bana emrolunan şeyleri yerine getirinceye kadar beni barındırmaya, korumaya; Bana yardımcı olmaya… davet ediyorum.” dedi. Mefrûk sormaya devam etti; Allah Rasulü anlattı. Mefrûk sordu, Allah Rasulü anlattı. Bunun üzerine Mefruk: “Vallahi, ey Kureyşî kardeş! Sen beni ahlâkın en üstünlerine ve amellerin en güzellerine davet ettin! Seni yalanlayan kavim sana iftira etmiş ve karşı koymuştur!” dedi. Hâni' b. Kabîsa'nın da kendisinin sözüne ve görüşüne katılmasını istercesine: “Buhârîi' b. Kabîsa, bizim büyüğümüz ve din işleri başkanımızdır.” dedi. Bunun üzerine, Hâni' b. Kabîsa, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e: “Ey Kureyşî kardeş! Söylediklerini dinlemiş ve sözünü doğrulamış bulunuyorum. Benim görüşüme göre; bizi davet ettiğin şeyin sonucunu iyice düşünmeden bizim için başı ve sonu olmayan bir mecliste dinimizi terk edip senin dinine uymamız, görüşte kayma, sürçme, akılda hafiflik, sonuçta kısa görüşlülük olur! Görüş kayma ve sürçmesi ise, ancak acele ile birlikte bulunur. Bununla beraber, arkamızda bulunan kavmimizin gıyabında herhangi bir akit yapmayı da uygun bulmuyoruz. Fakat şimdi sen de dön git! Biz de dönüp gidelim. Biz de iyice düşünelim, sen de iyice düşün!” dedi. Mefrûk, Müsenna b. Hârise'nin de kendi görüşüne katılmasını istercesine: “Bu, Müsenna'dır! Bizim büyüğümüz ve savaş işleri başkanımızdır.” dedi. Bunun üzerine, Müsenna, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e: “Ey Kureyşî kardeş! Ben de, söylediklerini dinlemiş ve güzel bulmuşumdur. Söylediğin şeyler hoşuma gitmiştir. Sana tarafımdan verilecek cevap, Hâni1 b. Kabîsa'nın verdiği cevaptır. Biz iki bulanık su arasında konaklamış bulunuyoruz ki, onlardan biri Yemame, diğeri de Semâve'dir.” dedi. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem: “Bu iki su, nelerdir?” diye sordu. Müsenna: “Onlardan birisi, karadan Irak'ın kasabalarına kadar bakan yüksek Arap toprakları, diğeri de Farsların ırmak ağızları ve Kisra'nın ırmaklarıdır. Kisra; herhangi bir hadise çıkarmayacağımıza, bir hadise çıkarıcıyı barındırmayacağımıza dair bizden ahd almıştır ve orada ancak bu şartla konaklamış bulunuyoruz. Senin bizi kabule davet ettiğin şu iş ise, hükümdarların hoşuna gitmeyebilir. Arap beldeleri yakınında işlenen suçtan sahibi bağışlanabilir ve özrü kabul edilebilir, ama Fars beldeleri yakınında işlenen suçta sahibi bağışlanmaz ve özrü kabul edilmez. Eğer sen Arap beldelerine yakın olan yerde Araplara karşı sana yardım etmemizi istiyorsan, bunu üzerimize alabiliriz.” dedi. Bunun üzerine, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem:

“Siz fena bir cevap vermediniz. Doğruyu açıkça dile getirdiniz. Şüphe yok ki, her tarafından emin olmayan kimseler, Allah'ın dinine yardım etmeye kalkamazlar!”
buyurdu. Ayağa kalktı. Ebu Bekir'in elinden tutup, onların yanlarından ayrıldı.” (Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 285-288, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 424426, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.5, s. 250-251, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 153-155, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 143-144, Halebî, İ nsânu'l-uyûn,c. 2, s. 156-1 57.)

Şeyban b. Salebe kabilesi Allah Rasulü’ne Arap beldelerinde yardım edebileceğini alenen açıklamış olmasına rağmen Allah’ın Rasulü bu teklifi yetersiz bulmuştur. Bu rivayet aynı zamanda spor salonlarında hilafet ilan edenlere, varlığı ile yokluğu bir olan devletçiklerde hilafet için çarpışanlara ve devasa bir hilafet devleti kurmak isteyenlere de bir anlayış vermesi açısından önemlidir. Öyleyse mesele sadece belirli konularda yardım almak değildir. Mesele; İslâm’ı hayata tatbik edecek ve İslâm’ı âleme yayacak olan güçlü bir devletin kurulma meselesidir. Bu nedenle Allah Rasulü Şeyban b. Salebe kabilesinin kısmî yardım teklifini reddetmiştir.

Bu konu hakkında önemli bir rivayette Medine’nin kapılarını Allah Rasulü’ne açan Akabe biatidir. Daha açık bir ifadeyle; ikinci Akabe biati İslâm Devleti’nin kuruluşunun âleme ilanıdır.

Evs ve Hazreç kabileleri Rasul ile Akabe'de görüşmeyi kararlaştırdılar. İkisi kadın olmak üzere yetmiş üç kişi oldukları halde Rasul onlarla bir araya geldi. Beraberinde yalnızca amcası Abbas vardı. Esad b. Zürare ilk söz hakkının Rasulullah’ın amcası Abbas'ın olduğunu belirtti. Bunun üzerine Efendimizin amcası Abbas şöyle dedi:

“Ey Hazreç topluluğu! Herhalde siz Muhammed'i neden buraya çağırdığınızı biliyorsunuz. Şüphe yok ki Muhammed, aşireti içinde en izzet ve şerefli olanıdır. Vallahi ona bir zarar gelirse, bizden ona inanan inandığı için, ona inanmayan da kendi şerefi için muhakkak ona yardım edecektir. Kaldı sizden başka diğer insanlar onu reddettiler. Eğer siz kuvvet ve mücadele ehli, harp etmeyi bilen, Arapları yek vücud olarak karşısına almaktan korkmayan bir kavim iseniz bir diyeceğim yok. Kararınızı gözden geçirin, aranızda tartışın. Sonra dağılıp gitmeyesiniz! Zira sözün en iyisi doğru olanıdır.” Bunun üzerine Medine'liler şöyle dediler: “Dediğini duyduk! Ey Allah'ın Rasulü! Kendin ve Rabbin için dilediğini bizden iste.” Rasulullah SallAlahu Aleyhi ve Sellem söz aldı, Kur'an okudu, Allah'a dua etti, İslâm'ın yüceliğinden bahsetti. Yalnızca Allah'a ibadet edip, O'na hiç bir şeyi ortak koşmamayı şart koştu. Sonra şöyle buyurdu:

“Çocuklarınızı ve kadınlarınızı nasıl koruyorsanız beni öyle korumak üzere bana biat ediyor musunuz?” Berae b. Ma'rur onun elini tutarak şöyle dedi: “Seni hak üzere Nebî olarak gönderene and olsun ki çoluk çocuğumuzu koruduğumuz gibi seni koruyacağız. Evet, sana biat ettik. Ey Allah'ın Rasulü! Allah'a yemin olsun ki biz savaşla büyümüş, zırh ve silahla çokça haşır neşir olmuş bir kavimiz ki bu özellik bize büyüklerimizden kaldı. Onlara da büyüklerinden kalmıştı.” Bu arada Ebu Heysem b. et-Tayhan ve Berae söz aldılar. Berae şöyle dedi: “Ey Allah'ın Rasulü, bizimle bir takım insanlar arasında -yani Yahudiler- buğz ve öfke var. Biz onlardan çok adam asıp kestik. Şu anda biz sana yardım etsek ve Allah da sana yardım edip sana zafer verse bizi düşmanlarımızla baş başa bırakıp kavmine döner misin?! Ne dersin böyle bir şey olmasını umuyor musun?” Bunun üzerine Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem tebessüm etti, sonra şöyle dedi:

“Hayır! Bilakis kana kan! Talana talan! Ben sizdenim siz de benden, sizinle savaşanla savaşır, sizinle iyi geçinenle iyi geçinirim.”Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem onlara dedi ki:

“İsa Aleyhi’s Selam'ın Havarilerinin kefil oldukları gibi siz de kavmine kefil olmak üzere içinizden on iki kişiyi temsilci seçiniz. Ben de kavmime kefilim.” Hemen on iki tane kefil gösterdiler. Böylece yüksek iman atmosferinde biat tamamlandı. Ardından ilk biat eden Berae ibn-u Ma’rur idi. Sonra yetmiş küsur kişi Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in elini sıkarak ona biat ettiler. Topluluk biat edip tamamlanınca, şeytan Akabe'nin yükseklerinde duyulan en yüksek sesiyle şöyle bağırdı: “Ey uyuşuk ahali! Muhammed'den ve dinini terk eden bir grup adamdan haberiniz var mı?! Onlar sizinle savaşmak üzere birleştiler.”Hatta Abbas b. Ubade Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e şöyle demişti: “Seni hak ile gönderene and olsun ki eğer istiyorsan hemen yarın Mina’da bulunanlara kılıçlarımızla saldıralım.” Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem:

“Henüz bununla emrolunmadık. Şimdilik kafilenize geri dönün.” dedi.
(İbn-u Hişam, Ahmed)

Biat esnasında kullanılan sözcüklerden olan, “dini açığa çıkarma”, “yardım”, “harp”, “eşraftan olanların öldürülmesi”, “kılıçların kırılması”, “bütün Arapları karşısına alma”, “kadınlarını çoluk çocuğunu korudukları gibi onu koruma” gibi tüm sözcükler, tabirler ve ifadelerden açığa çıkan dini ve davayı koruyacak, dinin hükümlerini uygulayacak ve tüm dünyaya yayacak olan devletin kurulması talebi olduğudur.

Bu riyavetlerin tümünde açığa çıkan husus Allah Rasulü’nün kabilelerden nusret talep etme işini kendi nefsinden yapmaktan ziyade Allah’ın emirleri doğrultusunda gerçekleştirdiğidir. Nitekim İbni Sa'd Tabakatı'nda Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in yardım talep ettiği on beş kabile ve aşiret ismini vermektedir ki bu denli ısrar, eğer bir şeye delalet ediyorsa o da apaçık bir şekilde “nusret talep etme”nin bilfiil Allah'ın Rasulü'ne bir emir olduğudur. Nitekim Hz. Ali’de bu amelin Allah’ın emri doğrultusunda gerçekleştiğini söylemektedir. Öyleyse Allah Rasulü’nün devlet kurmak için adım atmadığı sözü fasittir, gerçeği yansıtmamaktadır.

Allah Rasulü’nün Hicretini İslâm Devleti’nin kurmak için atılmış bir adım olarak görmemek zımmen Rasulullah’ı daveti taşımaktan kaçmakla itham etmektir. Keza Rasullerin görevi daveti her şart ve ortamda taşımaktır. Mekke’de her ne kadar davet açıklanmış olsa da kişinin ne zaman iman edeceği bilinemez. Bu nedenle Mekke’dekiler tamamen İslâm’ı kabul edene kadar davetin onlara taşınması gerekmektedir. Onları putlarıyla baş başa bırakıp gitmek Rasul’ün yapabileceği bir iş midir? Eğer Rasulullah’a emir gelmemiş olsa idi on değil yüz yıl orada daveti taşıması gerekiyor ise taşımak zorunda olması gerekmiyor muydu? Öyleyse Rasulullah’ın, imana davet etmesi, iman edenlerden bir kitle oluşturması, kabilelerden nusret talep etmesi, Medine’ye hicret, hepsi Allah’ın Rasulü’ne vahiy yoluyla bildirdiği şekilde gerçekleşmiştir ve hepsinin hedefinde İslâm Devleti vardır.

Hicretten özetle çıkarmamız gereken derse gelince;

Allah Subhanehû buyuruyor ki:
“Allah’ı ve ahiret gününü umanlar için Allah Rasulü’nde güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 21)
Ayette de açıkça geçtiği üzere Allah’ın Rasulü tüm Müslümanlar için her alanda güzide bir örneklik teşkil etmektedir. O’nun adımları bizim adımlarımız, O’nun hicreti bizim hicretimiz, O’nun yolu bizim yolumuzdur.

Bu yolda zorlama yoktur! Bu yolda maddi eylem yoktur! Bu yolda fikri ve siyasi bir çalışma sahih fikirlere güven sağlama ve nusret talebi vardır. İşte bu nedenle hicrete giden yolu ve hicreti doğru anlamamız, adımlarımızı bu yola göre atmamız, siyasi ve fikri bir çalışmayla farzların tacına ulaşmamız gerekmektedir. Aksi halde; işgal ve sömürü, zillet ve aşağılanma, kan ve gözyaşı varlığını korumaya devam edecek ve hesabımız her geçen gün ağırlaşacaktır.

konu
Süleyman UĞURLU kardesimize aittir

Sumaye is offline  
Eski 14-02-2008, 01:59 PM   #2 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Nov 2007
Konum: TaяîYé WéLaT...
Mesaj: 7,020
Üye No: 178683
Cinsiyeti : Bayan
İtibar Gücü: 158608
Rep Puanı : 15859903
Rep Derecesi
*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute*rojda* has a reputation beyond repute
Varsayılan


spas sumaye..değerli bir paylaşım..

__________________
*rojda* is offline  
Eski 20-02-2008, 05:11 PM   #3 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Aug 2007
Mesaj: 132
Üye No: 130580
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 2414
Rep Puanı : 241219
Rep Derecesi
alisaid has a reputation beyond reputealisaid has a reputation beyond reputealisaid has a reputation beyond reputealisaid has a reputation beyond reputealisaid has a reputation beyond reputealisaid has a reputation beyond reputealisaid has a reputation beyond reputealisaid has a reputation beyond reputealisaid has a reputation beyond reputealisaid has a reputation beyond reputealisaid has a reputation beyond repute
Varsayılan


---ey allahın resülü en büyük hiçret hangisidir?
---günahlardan hicret etmek
ebuzer(r.a)

alisaid is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)
Eset Smart Security 3.0.642
Ad-Aware 2008

Sizin İçin Seçtiklerimiz-2:

Şeftali Yetiştiriciliği
Ekolojik Tarım ve Hayvancılık
Süt Verimini Etkileyen Faktörler
Dört barajda su bitmek üzere
Karbondioksit salımı yüzde 50’den çok artacak
VAN (Wan) Tarihi
Amed (Diyarbakır) Tarihi
İç Anadolu Hakkında Genel Bilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettiş yardımcılığı
2008 yılı icra müdür ve yardımcılığı sınav ilanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz-3:

Siz Hangi Yemeksiniz ?
Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?
Doğum Tarihinize Göre Renginiz!
Bebeklerde Gaz Çıkarma
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Şiddetin genlerle ilişkisi olabilir
Karpuz Viagra Etkisi Yapıyor
Panasonic Sony'yi tahtından etti!
Mehmet Atlı - Wenda 2008
grup seyran - 2008


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Zerdüşler’in Kutsal Kitabı - Avesta Rockurd Zerduştluk, Şamanizm, Budizm vb. 19 23-09-2008 02:46 PM
Meslekler Ve Ayrintilari dojehist Genel Kültür 5 04-02-2008 11:46 PM
Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film ROZERİN Kitap Özetleri 0 03-12-2007 02:07 PM
Dersler Nasıl Sorusuna Cevaplar sabata Komik Yazılar, Fıkralar 19 10-07-2007 10:23 AM
Belleğimizi Geliştirmek Mümkün mü tubiranes Genel Sağlık 0 01-06-2007 07:27 PM


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 05:46 PM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.