Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Dinler ve İnançlar Bölümü > Semavi Dinler > İslamiyet

Kayıt Ol SSS



 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 02-06-2007, 11:10 AM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Yaş: 25
Mesaj: 1,255
Üye No: 74648
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 473
Rep Puanı : 47023
Rep Derecesi
beyazöfke has a reputation beyond reputebeyazöfke has a reputation beyond reputebeyazöfke has a reputation beyond reputebeyazöfke has a reputation beyond reputebeyazöfke has a reputation beyond reputebeyazöfke has a reputation beyond reputebeyazöfke has a reputation beyond reputebeyazöfke has a reputation beyond reputebeyazöfke has a reputation beyond reputebeyazöfke has a reputation beyond reputebeyazöfke has a reputation beyond repute
Varsayılan İslam Medeniyeti ve 21. Yüzyıl-1 / Sİyabend AZAD


İslam Medeniyeti ve 21. Yüzyıl-1

Adının anlamı barış ve esenlik olan Îslam Dini’nin düşünce ve mücadele tarihi, insanlık tarihiyle eşittir. Hz. Adem'den, Hz. Resulullah (s.a.v.)'a kadar gelen tüm peygamberlerin tebliğ ettikleri dinin adı hep ÎSLAM olmuştur. Qur'an'da adı geçen peygamberlerin kendi ifadeleri de, bu gerçeği açık bir biçimde göstermektedir.


Merhametlilerin merhametlisi olan şanı yüce Allah-u Teala'nın ilmi, hikmeti ve yaratması(da) bunu gerektirmektedir. Allah-u Teala kendi ruhundan üflediği, akıl ve kalp gibi büyük nimetlerle donattığı insanı; tabi tuttuğu bu imtihan dünyasında, kendi rızasına ulaşabilmesi ve her türlü bozgunculuktan uzak, tamamen barış ve esenlik üzerine kurulu bir yaşam çizgisi üzerinde yürüyebilmesi için insanı -Elçileri aracılığıyla- İslam'a çağırması gerekmektedir. Bu böyle de olmuştur. Bütün hayırların ve güzelliklerin sahibi O'dur. O'na hamd olsun.

Her ne kadar Allah-u Teala, Kendi Elçileri aracılığıyla insanı hep bu dinin (İslam) güzelliğine davet etmişse de, insanoğlu binlerce yıllık tarihi boyunca bu barış ve esenliğin (İslam'ın) dışında, çok farklı durumlara girebilmiştir-düşebilmiştir. Bu durumlar içinde insan, bazen Rabbi'nden öyle kopmuştur ki, bu kopuş insanı ağaçlara, yıldızlara, çakan şimşeğe, yağan yağmura, doğan güneşe -cehaletinden ve korkusundan dolayı- tapar hale getirmiştir. Ya da bazen Rabbi'nden öyle uzaklaşmıştır ki -aklına, bilgisine veya ordularına, servetlerine güvenerek- kendisinin ilah olduğunu sanmış ve yeri geldiğinde de -utanmadan- bu ilahlığını ilan etmiştir. Ya da Rabbil Alemin'i sadece yaratıcı olarak bilmiş/kabul etmiş ama hüküm koyucu, helal ve haramı belirleyici olarak görmemiş/kabul etmemiş ve kendi zannına dayanarak (Rabbin rahmetinden uzak) zulüm düzenleri kurmuştur.

Kadim insanlık tarihinin seyri içinde genel olarak bu ve benzeri durumlar olagelmiştir. Tabi ki bu kadim insanlık tarihi içinde yer yer Tevhidî anlayışa dayalı topluluklar/Tevhidî anlayışa dayalı yaşamlar/ Tevhidî anlayışa dayalı yönetimler (de) olmuştur. Fakat bu durum, genel insanlık tarihinin seyri içinde uzun dönemli olamamış ve bir süreklilik oluşturamamıştır. Bu durum Allah'ın kulu, Resulü ve Habibi Hz. Muhammed'in nübuvvetine kadar sürmüştür.

Allah-u Teala'ya binler şükür ki, Hz. Resulullah'ın o muazzam mücedelesiyle dünya üzerinde 1400 yıldır süreklilik arz eden İslami yaşam/İslami düzen/İslami yönetim hep var olagelmiştir. Başta Mekke cahiliyyesi olmak üzere, bütün küfür ve şirk taraftarları bu 1400 yıl boyunca İslam'a, İslam'ın temel kaynaklarına ve İslam'ın taraftarlarına hep saldırmışlardır. Bu şer odaklı saldırılar, bazen cepheden ve açıktan olmuş, bazen de oldukça sinsice ve alçakça olmuştur. Bu küfri saldırıların şekli, biçimi, yöntemi ve kullandıkları araçlar her ne kadar değişiklik arz etse de, hiç birinde başarılı olamamışlardır. Tüm kainatın Yaratıcısı, Sahibi ve Rabbi olan Allah-u Teala, küfür ehlinin hevesini o pis kursaklarında bırakmıştır. Rabbe hamd olsun ki geçen bu 1400 yıl içinde (bütün yalanlara/bütün karalamalara/bütün iftiralara rağmen) ne Kur'an'ın bir harfi değişmiştir/ya da değiştirilmiştir ve ne de Hz.Resulullah'ın o güzide hayatının ve mücadelesinin üzeri örtülmüştür/ya da örtülebilinmiştir. İslam'ın iki temel kaynağını oluşturan Kur'an ve Sünnet, barındırdıkları tüm hakikatler ile gündüzün aydınlığı gibi ortadadırlar.

Kur'an-a ve sünnete tabi olup, İslam dairesine giren Müslüman topluluklar, inandıkları İslam'ın o aydınlık rehberliğinde, gelmiş-geçmiş tüm zamanlar içinde insanlığın şahit olduğu en büyük medeniyeti inşa etmişlerdir. Bu medeniyet, egemen olduğu coğrafyalar üzerinde, insanı ve yaşamı çepeçevre kuşatmış ve köklerini zamana yayarak tâ günümüze kadar gelmiştir.
İslam dairesine giren Müslüman toplulukların, İslam'a bağlanarak "düşünce alanında", "bilim alanında" ve "sanat alanında", yaşadıkları zamanları ve coğrafyaları aşıp nasıl görkemli bir medeniyet düzeyine ulaştıklarını ve ulaştıkları bu medeniyet düzeyi ile nasıl büyük birikimler/büyük tecrübeler/büyük şahsiyetler ve eserler ortaya koyduklarını "kısaca" ve sırasıyla belirtecek olursak;

1-Düşünce Alanında:
A-İnsana Varoluş Amacını ve Hayatının Anlamını Kavratma: İslam'ın, insana varoluş amacıyla ve ha- yatının anlamıyla ilgili verdiği sahih bilgiler sayesinde, insan hem kendi varoluşunun ve hem de ha-yatının o yüce amaçlarını öğrenir. İslam'ın insana verdiği bu sahih bilgilerden uzak olan veya inanmayan insanların zavallı hali ortadadır. Böylesine zavallı bir insan ya gider Darwin gibi kendisini aşağılık bir varlık olan maymunun soyuna bağlar veyahut gider Sartre'nin "Uzaydan dünyaya fırlamış bir taş." gibi saçma-sapan sözlerine bırakır/tabi olur.
Kendi varoluş amacını ve hayatının anlamını kavramış bir insan, artık Rabbi'ne yönelen imanlı bir kuldur. İnsanın, Yaratıcısına böylesine doğru bir temelde yönelmesiyle çok büyük kazanımları olur. Bu kazanımlarının başında gelen ise, her yönüyle kendi değerini bulmasıdır/bilmesidir.

B- İnsana İmani, Akidevi ve Tevhidi Hakikatleri Bildirmek: İnsana, hem varoluş amacını ve hem de hayatının anlamını kavratan İslam, bu dünya hayatının doğru ve anlamlı yaşanabilmesi ve yine insanın düşünsel noktalarda "zan girdabında" boğulmaması için imani, akidevi ve tevhidi hakikatleri temel iki kaynağından çok net ve berrak bir şekilde sunar. Böylelikle insana bu hakikatleri bildirerek, doğru düşünmenin ve doğru yaşamanın yol haritasını vermiş olur. Hakeza bu hakikatlerden uzak olan veya inanmayan insanların düşünsel bazda yaşadıkları tatminsizlikler/tezatlıklar/ boşluklar ile ve yine hayat karşısında tutunamayan/ hayat karşısında bir türlü doğru ve tutarlı yaşamlar ortaya koyamayan/hayat karşısında adeta yaşamlar üretemeyenlerin perişan halleri göz önüne alınırsa, rahmet dini olan İslam'ın ortaya koyduğu bu esasların ne kadar yüce oldukları çok iyi görülecektir/anlaşılacaktır.

C- İnsana Yakışır Bir Ahlak Kazandırmak: Şeksiz-şüphesiz şu kainattaki en güzel ahlak, Allah'ın ahlakıdır. Allah-u Teala, bu en güzel ahlakı Kur'an aracılığıyla ve Hz.Resulullah'ın yaşamıyla tüm insanlara tebliğ etmiştir. En güzel ahlak olan Allah'ın ahlakıyla ahlaklanan bir insan, elbetteki en güzel/en olgun/en iyi insandır. Ve binler defa, ne mutlu hakkıyla bu en güzel ahlak ile ahlaklanmış o güzel insanlara. Böyle insanlar -bila teşbih- adeta güllere benzerler. Bu en güzel ahlak ile bir öz ve şekil almış bu güzide şahsiyetler, her nerede bulunurlarsa bulunsunlar, illa o yeri bu güzel ahlak ile güzelleştirirler. Bu en güzel ahlak ile kendini donatanların ellerinden, dillerinden, gözlerinden ve niyetlerinden herkes emindir. İnsanlara kötülük etmek veya insanların kötülüğünü istemek gibi art niyetler ve yaklaşımlar, bu kutlu şahsiyetlerin en küçük bir semtine bile uğramaz/uğrayamaz. Ki zaten bugün bu modern zamanlarda eksikliği en çok görülen ve yine eksikliği en çok hissedilen, bu ahlakı güzel insanlar değil midir?

Bir insan çok okuyarak teoriysen ya da ideolog olabilir, çok didinip yüksek kariyerli bir bürokrat ya da siyasetçi olabilir veya çok çalışarak bir sporcu ya da bir sanatçı olabilir. Kısaca bir insan yüksek bir mevki ve statü elde edebilir. Ama her ne olursa olsun, ahlaklı değilse veya ahlakı güzel değilse, o insan ancak koca bir sıfırdır. Bilinmelidir ki insanı güzelleştiren ve aranılır kılan, sahip olduğu o güzel ahlaktır. Doğrudur Allah-u Teala, imanı güzel ahlak ile, küfrü de çirkin ahlakla desteklemiştir.

D- Dine (İslam'a) Girenler Arasında Kardeşlik İlan Etmek: İslam, kendi dairesine giren tüm inananları kardeş ilan etmiştir. Rengi, dili, cinsiyeti ve etnik kimliği ne olursa olsun İslam dairsine giren bir Müslüman, diğer tüm inananları kardeş bilir/kardeş görür. Müslümanlar arasındaki bu kardeşlik, imani esaslar üzerine kuruludur. Bu imani bağdan dolayıdır ki bir Müslüman, dünyanın her neresinde yaşarsa yaşasın, diğer Müslüman topluluklar ile her daim ilgilidir ve ilişki halindedir. Ve Müslümanlar yine bu imani bağlılıktan dolayı hep biribirlerinin dertleri ile dertlenmiş, her türlü bencillikten/ ilkellikten/ egoizmden uzak olmuşlardır. Zorda olan ve dara düşen diğer Müslümanlar için elleriyle, dilleriyle, kalemleriyle, mallarıyla ve canlarıyla her türlü desteği sunmuş ve bu hayırlardan uzak kalmamışlardır/ uzak durmamışlardır.

E- Dünya Genelinde Evrensel Barışın Zeminini Hazırlamak: Tüm insanların, Hz. Adem ve Havva'nın çocukları olduğunu insanlığa bildiren İslam, böylelikle insanları anlamsız ve tamamen zulüm olan her türlü milliyetçilik ve ırkçılık belasından uzak tutmaya çalışmış ve evrensel anlamda olması gereken barışın ve kardeşliğin düşünsel bakış açısını ve zeminini hazırlamıştır.
Bu bakış açısından dolayıdır ki Müslümanlar, kendi dinlerinden olmayan diğer insanları hor ve hakir görmemişler ve yine bu insanlara karşı, dinlerinden dolayı en ufak bir zorlama yapmamışlar ve baskı altına almamışlardır.

2- Bilim Alanında:
A- Eğitim Alanında: Ortaya koydukları ilim çeşitleriyle, yetiştirdikleri büyük alimleriyle ve inşa ettikleri medreseleriyle Müslüman topluluklar (ve coğrafyaları), aydınlanmanın hep doğru adresleri oldular. İlmin ve bilimin ışığı, yüzyıllar boyu hep Müslüman diyarlardan dünyaya yayıldı. Matematikte, kimyada, tıpta ve astronomide Müslüman bilginlerin yazdığı eserler, Avrupa okullarında yine yüzyıllar boyu temel ders kitapları olarak okutuldu ve öğretildi.

B- Ekonomi Alanında: Toplumların ekonomisini içten çürüten ve felç eden en önemli faktör faizdir. Faizin her çeşidini yasaklayan İslam, böylelikle hem toplumların ekonomisini ve hem de bireyler (ya da gruplar) arasındaki ticari ilişkileri sağlama almıştır. İsrafı haram sayması ve mal'ın toplumdaki bazı beyinsizlerin elinde dönüp dolaşan bir araç olmaması gerektiğini hatırlatan İslam, böylelikle hem tüketime yönelik ve hem de mali kaynakların doğru kullanılmasına yönelik sunduğu bakış açılarıyla toplumun ekonomisini güçlü tutmaya çalışmış ve Müslüman bireyi, bu temeldeki anlayışları doğrultusunda eğiterek ekonomik faaliyetlere hazırlamıştır.

C- Siyasal Yönetim Alanında: Hz.Resulullah'ın vefatından sonra, başa gelen yöneticiler hem istişareler sonucu ve hem de halkın biatıyla seçilmişlerdir. Bu sebeple İslami Yönetim, Cumhuriyetçi esasları ilke alır. Babadan oğula geçen ve krallık(sultanlık, padişahlık) olarak adlandırılan hanedan yönetim anlayışı, "normal şartlar altında" İslam'ın be- nimsediği bir yönetim anlayışı değildir. (Hz. Hüseyin'in Kerbela'daki kıyamı ve şehadeti, İslam'ın Cumhuriyetçi yönetim anlayışında meydana geti- rilmek istenen ve saltanata yönelen sapmaya karşı ortaya konulmuş (İslami) bir tavır idi/(İslami) bir duruş idi.)

D- Hukuk Alanında: İslam’ın, getirmiş olduğu hukuk sistemi ile ulaşmaya çalıştığı en temel amaç; insanlar arası ilişkilerde ortaya çıkan sorunları, "tam bir adalet" pers- pektifiyle ele almak ve adaletin, toplumsal yaşam içerisinde en güzel bir şekilde yerleşmesini sağlamak olmuştur. İslam şeriatı, ortaya koymuş olduğu hukuki ilkeler ile, herkesi yasa karşısında eşit görmüş, kim- senin soyuna, sopuna veya mevkisine göre bir ayrıcalık tanımamıştır. Bu özelliklerinden dolayıdır ki, "İslam adaleti" yüzyıllar boyu sadece Müslümanlar arasında değil, gayri Müslimler arasında da konuşulup, teveccüh ile karşılanmış ve takdir edilmiştir.

3- Sanat Alanında:
A- Edebiyat ve Musiki Alanında: 1400 yıllık İslam Tarihi içinde kurulmuş olan hiçbir İslami devlet yoktur ki, edebiyatla ve musikiyle ilgilenen şahsiyetleri, kendi yönetim merkezleri olan saraylarından uzak tutmuş olsun. Edebiyatta ortaya konulan divan eserleri ve musikideki çeşitli makamlar bu ilginin bir sonucudur.

B- Mimari Alanda: İlk planlı kentleşme Müslüman topluluklarda vardır. Camiler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar…. gibi yapılar, Müslüman mimarlar elinde adeta birer şaheser olup çıkmışlardır. Müslüman mimarların elindeki tüm mimari yapılarda öncelikli ilke, "insan sağlığı ve insanın faydasıdır." Yine Müslüman mimarların ortaya koyduğu eserlerde görülen ve bugün dahi insanı hayran bıraktıracak estetik güzellik, bu mimari anlayışın bir sonucudur.

Evet İslam dairesine giren Müslüman toplulukların, İslam'ın kendilerine kazandırmış olduğu esaslar doğrultusunda; düşünce alanında, bilim alanında ve sanat alanında yaptıklarıyla nasıl zamanları ve coğrafyaları aştıklarını ve böylelikle -bu gün bile gıpta ile bakılan- o muazzam medeniyet düzeyine nasıl ulaştıklarını ve bugün özelde biz İslam ümmeti için genelde ise tüm insanlık için nasıl büyük birikimler, tecrübeler ve eserler ortaya koyduklarını çok kısa olarak ortaya koymaya çalıştık.

Şimdi denilecek ki: "Madem Müslümanlar, böylesine büyük bir medeniyetin sahipleri idiler, neden geçen 20. yüzyılda böylesine bir dağınıklık, böylesine bir perişanlık ve böylesine bir derbederlik yaşadılar?"

Bu sorunun yanıtını kapsamlı bir şekilde ortaya koymak gerekiyor. Böylelikle bu soruya verilecek doğru ve kapsamlı yanıt temelinde, hem Müslümanlar ve hem de diğer insan toplulukları, geçen 20. yüzyılda (İslam ümmetinin) neden böylesi bir dağınıklığı yaşadığını öğrenecekler. Evet şimdi sırayla bu sorunun yanıtını vermeye çalışalım:
Hz. Resulullah (s.a.v.) bir hadisinde: "Ümmetimde iki grup insan var. Bunlar bozulursa, ümmetim de ifsada girer. Bunlar idareciler ve alimlerdir." buyurur.

Bir düzeni, bir yönetimi ayakta tutan genelde bu iki sınıftır. Yani yöneticiler (siyasetçiler) ve alimlerdir (bilginlerdir).

Hz. Resulullah'tan ve dört halifeden sonra gelen Müslüman yöneticiler, Müslüman toplulukların kendilerine koyun sürüleri gibi itaat etmesini istemiş, alimler de (bilginler de) halkı bilgilendirme ve aydınlatma noktasındaki görevlerini tam ve layıkıyla yerine getirmemişlerdir. Böylelikle Müslüman topluluklar, kendilerini siyasal anlamda doğru yönlendirecek sahici önderlerden ve güçlü örgütlülüklerden/organizasyonlardan uzak kalmışlar/ kopuk olmuşlardır.

Bu 1400 yıllık zaman dilimi içinde kurulan bütün Müslüman devletler, kendilerini Kur'an-ın gölgesi olarak tanımlamışlardır. Bu tanımlamanın oluşturmuş olduğu (devlet Kur'an-ın gölgesidir) anlayışı, yüzyıllar boyu Müslümanların hem yaşantısında ve hem de bilinç altlarında oldukça büyük bir yer edinmişti. Müslüman alimler ve topluluklar da, devleti kendilerinden bildikleri için ayrıyeten bir örgütlenme çabası içine girmemişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerindeki Müslümanlar da "devlet bizdendir/bizimdir." anlayışına sırt dayadıkları için örgütsüz ve dağınık iken, gayri Müslimler ise her türlü gelişmeye karşı harıl harıl örgütlenme çabası içindeydiler.

1800'lü yıllarda bazı Müslümanlar, Osmanlı'daki kötü yönetim anlayışına karşı ilk örgütlenme çabası içerisine girerler. Fakat bir zaman sonra ise, bu ilk örgütlenme yakalanıp açığa çıkar. Enteresandır bu ilk örgütlenmeyi yakalayıp açığa çıkaranlar, daha sonra kendi yapacakları örgütlenmede bu yakaladıkları fırkadan epeyi istifade edeceklerdi. Hem Yahudi dönmeleriyle beraber ve hem de Fransız mason locasının maddi-manevi! katkılarıyla ikinci örgütlenmeyi oluşturacaklardı. Evet bunlar, kısa adı "İ.T." olan İttihat ve Terakki Fırkası'ydı.

Müslüman topluluklar içinde örgütlü olmanın ilklerinden olan İttihadçılar, bu örgütlü olmanın gücünü kısa bir zaman sonra (ordudan bazı kimseleri de yanlarına alarak) gördüler. 31 Mart (1908) provakas yonuyla iktidarı ele geçiren bu fasık fırka, taşıdıkları ırkçı ve faşist düşünce Turanizm (Pantürkizm) hayalleri uğruna, koca devleti emperyalist güçlerin savaşına, adeta harcanması gereken bir piyon gibi öne sürdüler. Böylesine büyük bir dünya savaşını kaldıracak durumda olmayan Osmanlı Devleti, diğer müttefikleri gibi savaştan yenik çıkmış ve imzalanan anlaşmalar ile tarihten silinme noktasına gelmiştir.

Osmanlı'nın son padişahı olan Vahdettin, kendi yaveri olan Mustafa Kemal'i Anadolu'ya ve Kürdistan'a göndermiş, buralarda halkı örgütlemesini ve (Kürtler ile Türkler) bu iki halkın el birliğiyle yeni bir mücadele ortaya çıkarmasını istemişti(r).

Çok kapsamlı yetkiler ile Anadolu'ya ve Kürdistan'a gelen Mustafa Kemal, camilerde verdiği hutbelerinde verilecek savaşın "gavurlara karşı Müslümanların bir cihadı" olduğunu söylemiş ve yayınladığı Amasya Genelgesi'nde ise, kurulacak devletin "Kürtlerin ve Türklerin ortak devleti" olacağını deklare etmiştir.
Burada Mustafa Kemal iki temel dinamiği harekete geçirmiştir: Bunlardan birincisi "İslami düzen ve İslami yönetim", ikincisi ise (iki Müslüman halkın) "ortak devlet" olma dinamiğidir.
Hem savaş sırasında ve hem de savaş sonrasında, itilaf güçleri birer birer bütün Osmanlı eyaletlerini işgal etmeye başladı. Burada en çok dikkat edilmesi gereken nokta, emperyal işgal hareketlerinin Müslümanları hazırlıksız ve örgütsüz yakalamasıdır. İngiltere öncülüğündeki Avrupa emperyalistleri, bu hazırlık- sızlığı/bu örgütsüzlüğü hem işgal yıllarında ve hem de oralardan ayrılıp, kendi ülkelerine dönecekleri ileriki yıllarda çok iyi kullanacaklardı.

Mustafa Kemal, Anadolu'da ve Kürdistan'da öne çıkardığı İslami esaslara dayalı ortak devlet amacı için mücadele verirken, işgal edilmiş Osmanlı’nın diğer eyaletlerindeki müslümanlar da, bu emperyal güçler karşısında tevhide dayalı kendi kurtuluş savaşlarını birer birer orga- nize etmeye başlamışlardı.
Bu tevhide dayalı kurtuluş savaşlarının ilki, Anadolu ve Kürdistan'da, Lozan Anlaşmasıyla sonuç verdi. Fakat Cumhuriyetin ilanından ve Lozan Anlaşmasından sonra ise, ortada ne İslami esaslar vardı ve ne de Kürtlerin kurucu üyeliği. Geçen 20. yy.'da İslam Ümmeti içindeki ilk ve en büyük kırılma, bu coğrafyalarda yaşandı "Lozan'da neler olmuştu?", "Lozan'da kapalı kapılar ardında neler konuşulmuştu?", "Kim kime hangi sözleri vermişti?", "Neden İslam'a dayalı bir devlet kurulmadı?", "Neden Kürtler devletin kurucu üyesi değildi?"

Elbetteki bir gün gelecek, tüm bu soruların yanıtları bir bir ortaya çıkacaktır. Zira beşer işi olan şeyler, eninde-sonunda ortaya çıkmaya mahkumdur. Tarih, bunun sayısız örnekleriyle doludur.
Bizler, "Müslümanlar neden 20. yy.'da böylesine dağınık, böylesine perişan ve böylesine derbeder oldular?" sorusunun yanıtını toparla-yacak olursak:
- Müslüman yöneticilerin ve İslam Alimlerinin kendi tarihsel rollerini oynayamamaları,
- Müslüman yöneticilerin ve İslam Alimlerinin kendi tarihsel rollerini oynayamamalarından dolayı, Müslüman topluluklarda oluşan rehavet,
- Müslüman topluluklardaki "Nasıl olsa devlet bizimdir" ya da "devlet zaten biziz" anlayışından kaynaklanan genel örgütsüzlük hali,
- İktidarı ele geçiren İttihatçı fasıkların, hiç beklenmedik bir şekilde ve zamanda koca devleti (yani Osmanlı'yı) I. Dünya Savaşına sokmaları ve ardından gelen yenilgiler,
-Müslüman toplulukların, kendilerini yöneten beceriksiz idarecilerin macerape- rest politikalarının kurbanı olmaları… vs.

Bu gibi temel sebeplerden dolayı müslüman topluluklar, 1400 yıllık tarihlerinde ilk kez (geçen 20. yy.'da) böylesine bir perişanlığı ve derbederliği yaşadılar.

Tüm İslam coğrafyaları geçen 20. yy.'da işgal edilmiştir. İslam coğrafyalarının böylesine işgallere uğraması, hem Müslümanlar açısından ve hem de İslam Tarihi açısından oldukça utanç verici olmuştur. Zira Müslümanlar 1400 yıl boyunca dünya üzerinde tarih yapıcı olanlar ve tarih yazıcı olanlar olmuşlardır. Yani kendi tarihi süreçleri içinde Müslümanlar hep özne olmuşlardır.
Şu an 21.yy.'da İslam Ümmeti olarak yaşadığımız bu genel durum, elbetteki geçen 20. yy.'ın acı devamından başka bir şey değildir.

alıntıdır

beyazöfke is offline  
Eski 16-06-2008, 01:58 PM   #2 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jul 2006
Konum: AMEDİN HERYERİNDE............
Yaş: 22
Mesaj: 1,389
Üye No: 13023
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 2849
Rep Puanı : 284519
Rep Derecesi
yankee has a reputation beyond reputeyankee has a reputation beyond reputeyankee has a reputation beyond reputeyankee has a reputation beyond reputeyankee has a reputation beyond reputeyankee has a reputation beyond reputeyankee has a reputation beyond reputeyankee has a reputation beyond reputeyankee has a reputation beyond reputeyankee has a reputation beyond reputeyankee has a reputation beyond repute
Varsayılan


spas ji bo hevpeyvin

__________________
yankee is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)
Eset Smart Security 3.0.642
Ad-Aware 2008

Sizin İçin Seçtiklerimiz-2:

Şeftali Yetiştiriciliği
Ekolojik Tarım ve Hayvancılık
Süt Verimini Etkileyen Faktörler
Dört barajda su bitmek üzere
Karbondioksit salımı yüzde 50’den çok artacak
VAN (Wan) Tarihi
Amed (Diyarbakır) Tarihi
İç Anadolu Hakkında Genel Bilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettiş yardımcılığı
2008 yılı icra müdür ve yardımcılığı sınav ilanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz-3:

Siz Hangi Yemeksiniz ?
Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?
Doğum Tarihinize Göre Renginiz!
Bebeklerde Gaz Çıkarma
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Şiddetin genlerle ilişkisi olabilir
Karpuz Viagra Etkisi Yapıyor
Panasonic Sony'yi tahtından etti!
Mehmet Atlı - Wenda 2008
grup seyran - 2008


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Nermalava azad berxwedan Çandi Gişti 0 12-04-2007 10:09 AM
Bİr YaŞam BİÇİmİ Olarak İslam bereday21 Kitap Özetleri 4 06-03-2007 04:39 PM
İslam Alimleri ve Buluşları Roj73 Genel Kültür 4 14-01-2007 09:00 PM
Gercek islam Sahsiyeti Sumaye Semavi Dinler 4 09-08-2006 05:54 PM


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 07:23 AM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.