Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Dinler ve İnançlar Bölümü > Semavi Dinler > İslamiyet > İslami Sohbet

Kayıt Ol SSS



 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 04-11-2006, 12:55 AM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Konum: 'Suskunluğun kırılma noktası'
Mesaj: 7,584
Üye No: 11445
Cinsiyeti : Bayan
İtibar Gücü: 28751
Rep Puanı : 2874180
Rep Derecesi
Sumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond repute
Varsayılan ÇOK KADIN İLE EVLİLİK (Rasülün hanimlari)


ÇOK KADIN İLE EVLİLİK

Allah (c.c.), aziz kitabında şöyle buyurmaktadır:

"...Size helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet aralarında adalet yapamayacağınızdan endişe ederseniz, o zaman bir tane ile veya sahip olduğunuz (cariyelerle) yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur."

Bu ayet, Hicretin sekizinci senesinde Nebi (s.a.v.)'e nazil olmuştur. Bu ayetin nuzül sebebi evliliğin dört kadın ile sınırlandırılmasıdır. Bu ayet ininceye kadar evliliğin hiçbir sınırı yoktu. Bu ayet, okunduğu ve anlaşıldığı zaman evliliği, aynı anda dört kadın ile sınırlandırdığı görülecektir. Bu ayetin manası şudur: Sizin için helal kılınan kadınlarla evleniniz. Bunun için kadınlardan ikişer, üçer ve dörder tane alınız. Ayette geçen; "ikişer, üçer, dörder" anlamındaki kelimeler, tekrar sayılardandır. Yani, sizin için helal olan bu sayılar kadar ikişer ikişer, üçer üçer ve dörder dörder alınız. Hitab, bütün Müslümanlaradır. Bir çok kadınla evlenmek isteyen kimsenin evleneceği kadınların sayısının bu rakamlarla sınırlı olması şartı vardır ve bu nedenle de ayette tekrar yapılmıştır. Nitekim biz bir cemaate, bir dinarlık şu malı taksim edin, deriz. Siz, bu parayı ikişer ikişer, üçer üçer, dörder dörder taksim ediniz, deriz. Eğer sadece bu malı aranızda bölüşün dersek bunun hiçbir anlamı olmaz. İkişer ikişer, dörder dörder tabiriyle belirtilen sayıdan, herkese isabet etmesi istenmiştir. Yani, sizden her biriniz sizin için helal olan kadınlardan ikişer, üçer, ve dörder tane alınız. Ancak ayette yer alan;

?Eğer adalet yapamayacağınızdan korkarsanız" ifadesinin anlamı şudur: Eğer bu sayılar arasında adalet yapamamaktan korkarsanız bir tane alınız ve birden fazla kadınla evlenmeyi hemen bırakınız. Çünkü bütün iş, "adalet" üzerinde yoğunlaşmaktadır. Adaleti nerede bulursanız hemen onu yerine getiriniz. Sizin, bir tanesini seçmeniz ise zulmün işlenmemesine daha yakındır. Ayette yer alan;

"Bu, doğru yoldan sapmamanıza daha uygundur" ifadesi haksızlık yapmamanız, zulmetmemeniz için daha doğru bir davranıştır demektir. Ayette yer alan kelimesi, zulüm anlamındadır. Yönetici zulmettiği zaman denir. Aişe (r.anha)'nın Peygamber (s.a.v.)?den rivayetine göre; ifadesi ?zulmetmeyiniz? şeklinde tefsir edilmiştir."

Ayet, çok evliliği mübah kılıyor ve onu dört kadın ile sınırlandırıyor. Fakat bu ruhsatı verirken aralarında adalet yapmalarını emretmekte, adalet yapılamayaca-ğından korkulması halinde ise tek kadınla yetinmeyi teşvik etmektedir. Çünkü adaletli olmaktan korkulması halinde bir tanesi ile iktifa etmek, zulmetmemeye daha yakındır. Bu ise, Müslümanın sahip olması gereken bir sıfattır.

Ancak çok evliliğin serbest kılınışında adaletin şart olmadığının bilinmesi lazımdır. Adalet, bir kaç kadın ile evlenmiş olan kimsenin durumu ile ilgili bir hükümdür. Bu durumda olan kişide bulunması farz olan bir meseledir. Adalet yapılamayacağı korkusundan dolayı ise bir kadın ile iktifa edilmesi teşvik edilmiştir. Cümlenin manası, ayetin tümü içerisinde tamamlanmaktadır. Nitekim ayette şöyle denilmektedir:

"...Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikahlayın." Bu ayet mutlak olarak çok evliliğin caiz olduğunda apaçıktır. Ayet içerisinde cümlenin anlamı tamamlanmakta, ardından yeni bir cümle başlamaktadır: "...Şayet korkarsanız..." mealindeki cümle; şart cümlesi değildir. Çünkü bu cümle önceki cümle ile şart bağı ile bitişik bir cümle olmayıp müstakil bir cümledir, yepyeni bir cümledir. Eğer şart olmuş olsaydı o zaman Allah (c.c.) şöyle derdi: "Eğer adaletli davranırsanız, kadınlardan hoşunuza gidenlerden ikişer, üçer ve dörder alınız." Adaletin, bu hususta şart olduğu sübut bulmuş değildir. Adalet konusu, birinci hükümden ayrı, başka bir şer'i hükümdür. Allah (c.c.) önce çok evliliği dört ile sınırlayarak mübah kıldıktan sonra bir başka hüküm getirmiştir. Bu hükme göre; eğer birden fazla kadın ile evlilikte aralarında adalet yapılamayacağından korkulursa bir tane ile iktifa etmek daha iyidir.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Allah (c.c.) hiçbir kayıt ve şart koşmadan ve hiçbir illet belirtmeden, birden fazla kadınla evlenmeyi mübah kılmıştır. Her Müslüman hoşuna gidenlerden iki, üç ve dört kadın alma hakkına sahiptir.

Bu nedenle Allah (c.c.); "Hoşunuza gidenlerden" buyurmaktadır. Yani, kendiniz için helal ve temiz bulduğunuz kadınlardan nikahlayın. Kadınlar arasında adalet yapmayı Allah (c.c.) bize emretmiş ve adaletsizliğe düşme korkusunun olduğu durumlarda bir kadın ile iktifa etmeyi teşvik etmiştir. Çünkü bir tanesiyle yetinmek zulmün olmamasına daha yakındır.

Kadınlar arasında yapılması istenen adalet, mutlak adalet değildir. Yerine getirilmesi istenen adalet, kadınlar arasında evlilikle ilgili hususlarda beşeri güç oranında adaletli davranmaktır. Çünkü, Allah (c.c.) insanı ancak gücünün yettiği ile mükellef kılar. Nitekim şöyle buyurmaktadır:

"Allah (c.c.), hiçbir kimseye gücünden fazlasını teklif etmemiştir." Evet, ayette geçen "adalet" kelimesi umumi bir anlam taşımaktadır. Zira; "Eğer adalet yapamayacağınızdan korkarsanız" ayetindeki "adalet" kelimesi her adaleti kapsar. Ancak bu umumilik, başka bir ayette insanın gücü ile tahsis edilmiştir. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

"Ne kadar da isteseniz kadınlar arasında adalet yapmaya güç yetiremezsiniz. O halde büsbütün meyledip, onu duvara asılı bir meta gibi kullanmayın." Cenabı Allah bu ayette, kadınlar arasında adalet yapmamızın ve onları eşit tutmanın imkansız olduğunu beyan etmekte, bu nedenle de büsbütün bir tarafa meyletmememiz için bizleri uyarmaktadır. Onlara karşı yapacağımız muamelede eksik veya fazlalık yapmadan yapılması gerekeni yapmamızı bizden istemektedir. Bundan dolayı Allah (c.c.), bu hususta adaletin tamamını ve son sınırını kullanmak şartıyla mükellef kılındığınızın dışında, sizi muahaze etmeyecektir. Çünkü, gücün yetmeyeceği şeyi teklif etmek, zulmün kapsamına girer. Oysa Allah (c.c.) aşağıdaki ayette şöyle buyurmaktadır:

"Rabbin hiçbir kimseye zulmedici değildir."

"Büsbütün bir tarafa meyletmeyin" ayeti, "Adalet yapmaya gücünüz yetmez" mealindeki kısma bağlıdır. Bunun manası ise: "Sevgi konusunda, adalet yapmaya hiçbir zaman gücünüz yetmez" demektir. Sevginin dışında kalan hususlarda adalet yapmaya gücün yetebileceği, ayetin mefhumundan anlaşılmaktadır. Bu da daha önce geçen ayette vacib olan husustur. Dolayısıyla "adalet" sevginin dışındaki hususlarla sınırlandırılmış, sevgi ve cinsel ilişki "adalet" kavramından istisna edilmiştir. Bu hususlarda adalet vacib olmaz. Çünkü insan, bu hususta adalet yapmaya güç yetiremez. Aişe (r.anha)'dan rivayet edilen bir hadis, bu manayı teyid etmektedir. Aişe diyor ki:

"Allah Rasulü, kadınları arasında adalet yapmak için gecelerini taksim eder ve şöyle derdi:Allah'ım, bu, malik olduğum konudaki taksimimdir. Senin malik olduğun, fakat benim maliki bulunmadığım (kalbim) konuda beni muahaze etme." İbni Abbas, Allah'ın; "Kadınlar arasında adalet yapmaya gücünüz yetmez." mealindeki ayetinin tefsiri ile ilgili olarak şöyle demektedir: Burada adaletin sağlanamayacağı husus cinsel ilişki ve sevgidir. Allah (c.c.), büsbütün bir tarafa meyletmekten kaçınmayı emretmektedir. Bunun manası ise; meylin mübah olduğudur. Çünkü büsbütün meyletmenin yasaklanması mefhumu, normal meylin mübah olduğunu göstermektedir. Bu husus tıpkı;

"?Onu büsbütün açıp durma" ayetinde olduğu gibidir. Bu ayete göre, çokça harcamak mübahtır. Binaenaleyh Allah (c.c.), kocanın, hanımlarından bir kısmını bırakıp bir kısmına meyletmesinin mübah olduğunu bildirmektedir. Ancak, bu meyletmenin her şeyi kapsamasını yasaklamaktadır. Sevgi ve cinsi ilişkide meylin olabileceği hususu söz konusudur. Bu durumda ayetin anlamı şöyle olur: "Hanımlarınızın bir kısmını büsbütün bırakıp, diğerlerine her yönü ile meyletmekten kaçının. Çünkü böyle olduğu takdirde kadın; ne boşanmış ne de kocalı bir şekilde, adeta duvara asılmış, kendisinden yararlanılmayan bir eşya gibi olur".Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

"İki karısı olup, birini diğerine tercih ederek, birini bırakıp diğerine büsbütün meyleden kimse kıyamet günü vücudunun düşük bir tarafını çekerek veya bir tarafı felçli olarak mahşere gelir."


Bu açıklamalara göre, kocanın hanımları arasında adaletli olması gereken hususlar, gücünün yettiği konular olmalıdır. Bunlar; yanında kaldığı geceler, yiyecek, giyecek, ev ve benzeri hususlardır. Ancak ayette (Nisa: 129) yer alan "meyl"in kapsamına giren "sevgi" ve "cinsel ilişki" konularında adaletli davranmak farz değildir. Çünkü bu hususlarda adaleti sağlamak mümkün değildir. Dolayısıyla bunlar, Kur'an'ın nassıyla istisna edilmiştir.

İşte, şer'i nassların belirttiği şekilde birden fazla evliliğin konusu bundan ibarettir. Bu nassları araştırarak, onların şer'i ve sözlük manalarının sınırlarına vakıf olmak ve bunların delalet ettikleri hususları, onlardan istinbat edilen hükümleri bilmekle, Allah'ın çok evliliği herhangi bir kayıt ve şarta bağlamadan mübah kıldığı anlaşılacaktır. Bu husustaki nass; herhangi bir illetle illetlenmiş değildir. Zira ayette yer alan; "hoşlandığınız kadınlardan" ifadesi illetlendirmeyi nefyetmektedir. Bu nedenle, şer'i nassın ve şer'i nasslardan istinbat edilen şer'i hükümlerin belirlediği sınırda durmamız gereklidir. Bu hükmü adalet, ihtiyaç veya bir başka şeyle illetlendirmek caiz değildir. Çünkü nass, hükmü illetlendirmiyor. Bu hüküm için bir başka nassta da illet varid olmuş değildir. Bilindiği gibi hükmün illetinin şer'i olması gerekir. Yani, vasıtasıyla istinbat edilen hükmün şer'i bir hüküm olabilmesi için o illetin nass ile sabit olması lazımdır. Eğer illet akli ise veya herhangi bir nass ile sabit değilse, o illet vasıtasıyla istinbat edilen hüküm şer'i hüküm sayılmaz. Böyle bir illetle sabit olan hüküm, vaz?i bir hüküm olacağından bununla amel etmek caiz değildir ve onu almak haramdır. Çünkü bu bir küfür hükmüdür. Zira şer'i olmayan her hüküm, küfür hükmüdür. Halbuki şer'i hüküm; "Şari'nin hitabı" şeklinde tarif edilmektedir. Bir hükmün şari?nin hitabından alınıp, tatbik edilebilmesi için onun, ya nass veya mefhum yada delalet yahut şer'i hükme delalet eden nass'da bulunan bir emare ile sabit olması lazımdır. Bünyesinde bu işaretleri bulunduran her hüküm şer'i hüküm sayılır. Bu işaretler ya sarahat, ya delalet, yada istinbat veya kıyas yolu ile nass'da mevcut şer'i illetlerdir. Nass'da böyle bir işaret yani bu illetler yoksa, verilen hükmün hiçbir değeri yoktur. Bundan dolayı illeti Şari?nin hitabında olmadığı için çok evliliği herhangi bir illetle illetlendirmek caiz değildir. Şari?nin hitabında varid olmadığı müddetçe bir hükmü şer'i hüküm haline getirecek hiç bir illetin değeri yoktur.

Buna mukabil şer?i hükmün herhangi bir illetle illetlendiril-memesi, bu şer'i hükümden meydana gelen hususların izah edilemeyeceği ve meydana gelen problemlere çare getiremeyeceği anlamına gelmez. Ancak bu, yalnızca olayın açıklanmasından ibaret bir işlemdir, bir hükmün talili sayılmaz. Olayın izahı ile, hükmü bir illete bağlamak ayrı şeylerdir. Hükmü herhangi bir illet ile illetlendirmek, o illetin daima onda bulunmasını gerektirir. Bir başkası ona kıyas edilemez. Olayı izah ise bu olayın dayandığı şeyi izahtır ki bu, her zaman devam etmeyebilir. Bir başka olayı ona kıyaslamak doğru olmaz. Binaenaleyh çok evlilikten hareketle çok evliliğin serbest olduğu bir toplumda dost ve metres hayatı meydana gelmez. Çok evliliğin yasaklandığı toplumlarda ise, metres hayatına sıkça rastlanır. Buna ilave olaraktan teaddüdü zevcat, insan toplumu niteliğini taşıyan insanlık toplumunda meydana gelen birçok problemlere çare getirir. Bu çareleri ancak teaddüd-ü zevcat temin eder. Problemlerden birkaç tanesi şunlardır:

1- Bazı erkeklerde, normalin dışında bir takım özellikler bulunabilir. Böyle bir erkek, bir kadın evliliği ile yetinemez. Bu durumda ya kadını zorlayıp ona zarar verecektir ya da başkalarına gözünü dikecektir. Eğer önlerinde ikinci, üçüncü ve dördüncü ile evlenme kapısını kapalı bulurlarsa, o takdirde bu işi gizli yapmaya başlayacaklardır. Böyle bir durumda ise halk arasında fuhşun yayılması baş gösterecek ve aile bireyleri arasında kuşku ve zanlar yayılmaya başlayacaktır. Bunun için, böylesi tabiata sahip olan kimsenin güçlü olan vücudunu, Allah'ın meşru kıldığı helalden doyurması için bu sahanın ona açık olması lazımdır.

2- Bazen kadın kısır olabilir. Fakat kocasının kalbinde onun sevgisi, kadının kalbinde de kocasının sevgisi vardır. Bu sevgi, aralarındaki evlilik hayatının güzelce devam etmesine kendilerini istekli kılar. Bu arada, evlilik devam ederken her ikisinde de çocuk isteği ve evlat sevgisi vardır. Bu durumda başka bir kadınla evlenme fırsatı verilmediği ve önündeki saha daraltıldığı takdirde bu adam, belki ilk hanımını boşayacaktır. Ki bu durumda, mutlu evin düzeni yıkılacak ve aile hayatına son verilecek ya da erkek, çoluk çocuk sahibi olmak bahtiyarlığından mahrum edilirek nevi içgüdüsünden olan babalık ihtiyacı yok edilmiş olacaktır. Bunun için bu durumda olan bir kocanın, sahip olma arzusunu çektiği bir nesile malik olabilmek için, başka bir kadın ile evlenme hususunda önünde geniş bir sahanın olması lazımdır.

3- Hanım, cinsi ilişkiyi engelleyen bir hastalığa veya evinin, kocasının ve evlatlarının hizmetini yapmasına mani bir hastalığa yakalanmış olabilir. Kocası da hanımını çok sevebilir. Bundan dolayı da karısını boşamak istemez. Bu durumda, başka bir evlilik olmadan yalnızca böyle bir kadınla hayatını devam ettirmesi doğru olmaz. Bu durumdaki bir erkeğe birden fazla evlenme kapısının açılması lazımdır.

4- Bazen, milyonlarca erkeği yok eden savaşlar ve devrimler meydana gelebilir. Bu durumda, erkek sayısı ile kadın sayısı arasındaki denge bozulur. Nitekim, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında böyle oldu. Özellikle Avrupa'da bu olay yaşandı. Eğer erkek birden fazla kadınla evlenmeyecek olursa, erkekleri savaşlarda öldürülmüş birçok kadın ne yapacak? Bu kadınlar, aile hayatından, evin ve evliliğin mutluluğundan mahrum olarak yaşayacaklardır. Bu içgüdünün kabarması neticesinde vukua gelecek olan tehlikenin ahlak üzerindeki etkisini düşünelim.

5- Herhangi bir toplumda, kabilede veya ülkede, nüfus dağılımında erkek ve kadın eşitliği olmayabilir. Bazen kadınların sayısı, erkeklerin sayısından çok olabilir. Bu durumda kadın ve erkekler arasında arzu edilen denge yok olur. Bu husus hemen hemen birçok yerde böyledir. Bu durumda bu probleme ancak çok evlilik çare getirebilir.

İşte bütün bu problemler, insanlık camiasında, toplumda ve ülkelerde mevcut olan problemlerdir. Eğer çok evlilik engellenirse, bu problemler çözülmeden devam eder. Zira bunların çözümü ancak çok evlilikle mümkün olur. Bundan dolayı, insanlık için mevcut olan problemlerin çözümü ancak çok evliliğin serbest olmasıyla mümkündür. İslâm, fazla evliliği mübah kılmıştır; ancak, vacib olduğuna dair herhangi bir hüküm getirmemiştir. Bilinmesi lazım olan bir husus vardır ki, bu ve buna benzer durumlar, insan ve insanlık camiası için birçok problemler meydana getirebilir. Bu problemler, teaddüd-ü zevcata illet olmayabilir. Aynı zamanda fazla evliliğin cevazı için şart da değildir. Yani, toplumlar için mevcut problemler fazla evlilik için şart değildir. Bir erkek, mutlak olarak iki, üç ve dört kadınla evlenebilir ve bu caizdir. Çünkü Allah (c.c.);

"...Size helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikahlayın..." buyurmaktadır. Ayette yer alan ifadesi, herhangi bir kayıt ve şarta bağlanmış değildir. Tek kadınla iktifa etme hususunu, şeriat yalnızca tek bir hal ile teşvik etmiştir ki bu da adaletsizlik korkusudur. Bunun dışındaki hallerde bir kadın ile iktifa etme hususu hiçbir nass ile teşvik edilmiş değildir. Fazla kadın ile evlilik, Kur'an'ın sarih nassında varid olan şer'i bir hükümdür. İslâm'a zıt kapitalizm kültürü ve batının davetçileri birden fazla evlilik hükmünü kabalık olarak tasvir etmiş, dine hücum için bir eksiklik olarak ileri sürmüştür. Bunları buna sevk eden şey, Allah'ın hükümlerinde bulunan herhangi bir noksanlık değildir. Onları bu hususa sevk eden tek şey; İslâm dinini kötülemektir. Bu misyoner hareketlerin Müslümanlar üzerinde tesirleri olmuştur. Özellikle yöneticiler ve öğrenciler üzerinde bu etkiler yoğunlaşmıştır. Nitekim, hâlâ İslâmi anlayış sahibi olan birçok insan zaman zaman, güya İslâm'ı savunuyoruz diyerek, İslâm düşmanlarının yaptıkları propagandaların neticesinde kabul ettirdikleri batıl propagandalardan hareket ederek, İslâm'ın emrettiği birden fazla evliliği batıl bir şekilde tevile kalkışmaya çalışıyorlar. Bunun için Müslümanları şu hususta uyarmak lazımdır. Güzel olan, şeriatın güzel dediği şeydir, çirkin olan da şeriatın çirkin gördüğü şeydir. Şeriatın mübah kıldığı şey güzeldir. Şeriatın haram kıldığı şey çirkindir. Güzel olduğu işler anlaşılsın veya anlaşılmasın, ister birtakım problemlere çare getirsin veya getirmesin şeriat, çok evliliği mübah kılmıştır. Kur'an bu hususu emrettiği için yapılması güzeldir. Birden fazla evliliği menetmek çirkinliktir. Çünkü bunu menetmek, küfür ahkamındandır. Açıkça bilinmesi lazımdır ki İslâm; birden fazla evliliği Müslümanlara ne farz, ne de mendub kılmıştır. Bu, uygun gördükleri takdirde kendileri için caiz olan mübahlardandır. Bu işin mübah olması, gerekli gördükleri zaman icra etmek üzere insanların eline ve yetkilerine terk edilmiş olmasındandır. Allah (c.c.) bunu onlar için mübah kılmıştır. Ta ki kendi anlayışlarına göre uygun gördükleri kadınlarla evlenmelerinin kendilerine haram kılınmaması temin edilsin. Birden fazla evliliğin vacip olmayıp mübah oluşu, insan toplumlarında cemaatın bir takım problemlerine çare olmaktadır.

Sumaye is offline  
Eski 04-11-2006, 01:00 AM   #2 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jul 2006
Yaş: 27
Mesaj: 1,817
Üye No: 15455
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 22900
Rep Puanı : 2289600
Rep Derecesi
ScOrPiONesT has a reputation beyond reputeScOrPiONesT has a reputation beyond reputeScOrPiONesT has a reputation beyond reputeScOrPiONesT has a reputation beyond reputeScOrPiONesT has a reputation beyond reputeScOrPiONesT has a reputation beyond reputeScOrPiONesT has a reputation beyond reputeScOrPiONesT has a reputation beyond reputeScOrPiONesT has a reputation beyond reputeScOrPiONesT has a reputation beyond reputeScOrPiONesT has a reputation beyond repute
Varsayılan


Tşkler EmeGine SaGlık

__________________
ScOrPiONesT is offline  
Eski 04-11-2006, 01:01 AM   #3 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Konum: 'Suskunluğun kırılma noktası'
Mesaj: 7,584
Üye No: 11445
Cinsiyeti : Bayan
İtibar Gücü: 28751
Rep Puanı : 2874180
Rep Derecesi
Sumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond reputeSumaye has a reputation beyond repute
Varsayılan


NEBİ (S.A.V.)'İN EVLİLİKLERİ

"Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder nikahlayın. Şayet, adaleti gözetmeyeceğinizden korkarsanız bir tane ile yetinin veya eliniz altında bulunan cariyelerle yetinin"


ayeti, hicri sekizinci yılın sonunda, Rasulullah (s.a.v.)'in eşlerine birer ev yapmasından sonra indi. Ayet indiği zaman Rasulullah (s.a.v.) dörtten fazla kadınla evliydi. Fakat O, hanımlarının hiçbirini terk etmedi ve hepsiyle evliliğini devam ettirdi. Bu durum, Rasulullah (s.a.v.)'in Müslümanlardan ayrı olan bir özelliği idi. Görülüyor ki, evlenmeyi dört kadınla sınırlandıran ayetin inmesinden sonra Rasulullah (s.a.v.)'in dörtten fazla hanıma sahip olması ona ait bir özellikti. Çünkü Rasulullah'ın yaptığı iş söylediği söze muhalif olamazdı. Şayet böyle bir şey söz konusu olursa bu demektir ki yaptığı iş özel, sözü ise ümmet için geneldir. Fıkıh usulünde bilinen bir kaide vardır:"Rasulullah (s.a.v.)'in kendisine ait olan halleri hariç, ümmete ait olan sözü ile fiili arasında çelişki yoktur". Çünkü Rasulullah (s.a.v.)'in ümmete ait olan emirleri onlara aittir. Bunlar, fiillerinde ve sözlerinde Rasul?e ittiba etmede ve O?nun yaptıklarını yapma hususunda daha özel olan delillerdendir. Genel kurallar özel kuralların üzerine bina edilmiştir. Bu nedenle ümmete olan emir ile çelişen dörtten fazla kadınla evlenme hususunda Rasulü?n yaptığı gibi yapılması caiz değildir. Rasulullah'ın dörtten fazla kadınla evlenmesi veya kendisine hibe edilenler hakkında Kur'an'da ayetler vardır. Allah (c.c.) şöyle buyurur:

"Ey Nebi! Biz, mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve bir de mü?min bir kadın nefsini peygambere (mehirsiz olarak) hibe eder ve peygamber de onunla evlenmeyi isterse onu -ki bunu, mü?minlerden ayrı olarak yalnızca sana has olmak üzere- senin için helal kıldık. Sana bir zorluk olmasın diye mü?minlerin eşleri ve cariyeleri hakkında ne hükmettiğimizi bildirdik."


Bu ayet içerisinde yer alan; "...ki bunu, mü?minlerden ayrı olarak yalnızca sana has olmak üzere..." cümlesi bu hususu açıkça vurgulamaktadır. Çünkü ayette geçen kelimesi önceki evlilikler müekked için masdardır. Yani sana helal kıldıklarımız sana halistirler hükmünün öncekileri de kapsadığına delildir. Dört kadın ile evlenebilmeyi helal kılan ayetin inmesinden sonra; mevcut ailelerini, cariyelerini, kendisiyle hicret eden yakınlarının kızlarını, kendisine nefsini direkt (mehirsiz) hediye eden kadınları helal kılması bu durumun sadece Rasul?e has olduğunu göstermekte ve bunu tekid etmektedir. Yine ayetin devamında yer alan ve anlamı tamamlayan "...mü?minlerden ayrı olarak..." ifadesi ile "...mü?minlerin eşleri ve cariyeleri hakkında ne hükmettiğimizi bildirdik" kısmı bunu iyice kuvvetlendirmektedir. Bunun anlamı şudur; bu durum senin dışındakilere farz kılmadıklarımızdandır. Bu nedenledir ki aynı ayette: "...Sana bir zorluk olmasın diye..." ifadesi yer almaktadır. Yani bu durumdan dolayı sen herhangi bir şekilde sıkıntıya düşmeyesin.

Bundan dolayı Rasulullah (s.a.v.)'ın evlenme durumu amelde örnek alınmaz. Teşri'de bunun yeri yoktur. Çünkü bunlar, Rasulullah (s.a.v.)'e has olan özelliklerdir. Ayrıca bu evlenme, risalete has bir evlenmedir. Yoksa, cinsiyete düşkün olan bir insanın evlenmesi değildir. Veya erkeklik ve dişilik duygularının tatmin edilmesi için değildir. Tarihe baktığımız zaman, Rasulullah (s.a.v.)'in yirmi üç yaşındayken Hatice (r.anha) ile evlendiğini, 28 yıl boyunca evliliğini sadece Hatice (r.anha) ile sürdürdüğünü, peygamber olarak gönderilişinin on birinci yılında yani hicretten iki yıl önce ise Hatice (r.anha)'nın vefat ettiğini; bu yıl içerisinde Mekke'lilerin anlaşıp Kabe'ye astıkları sahifenin yırtıldığını, Rasulullah (s.a.v.)'ın Taif'e gidip döndüğünü -ki, bu yıl Miladi 620 idi- ve 50 yaşlarında olduğunu görürüz. Bunca zaman içinde yaşadığı Arap toplumunda fazla kadınla evlenme yaygın bir halde iken, Hatice (r.anha)'den başkasıyla evlenmeyi düşünmemiştir. Risaletten önce on yedi yıl Hatice ile mutlu ve huzurlu bir evlilik geçirdi. Peygamber olarak gönderilişinden sonra davet hayatında, küfür düşünceleri ile mücadele yıllarında da yaklaşık on bir yıl Hatice (r.anha) ile evli kalmıştır. Tüm bu gelişmelere rağmen bir başka kişi ile evlenmeyi düşünmemiştir Ne Hatice ile evlenmeden önce ne de onunla evlendikten sonra, Rasulullah'ın kadınlara rağbet ettiği söz konusu değildir. Üstelik bu dönemlerde cahiliye toplumu; kadınların aşırılaştırdıkları, tüm cazibelerini ortaya koyarak sokaklarda cirit attıkları, insanların ihtiraslarını harekete geçirdikleri bir dönemi yaşıyordu. Elli yaşına girdiği bu zaman içinde cinsi bir güdünün kendisini birden bire etkilediğini, ardından da bir kadınla yetinmeyerek birden fazla kadınla evlenmek istediğini, hatta ve hatta onbir kadınla evlendiğini; ömrünün altıncı diliminde beş yıl içerisinde yediden fazla kadınla, ömrünün altıncı diliminin sonları ile ile yedinci diliminin başlarında ise dokuz kadınla evlendiğini söyleyemeyiz. Elli yaşını aşmış olan böylesi bir kişinin kadınlara olan düşkünlüğünden ya da cinsi arzularını tatmin etme arzusundan dolayı birden fazla evlilik yaptığını söylemek mümkün müdür? Yoksa Rasulullah'ın hayatının diğer yönlerine bakarak böyle bir netice çıkarabilir miyiz? Ki bu hayat, insanlara tebliğ edilmesi gereken Rasulullah'ın hayatıdır. İşte tüm bunları anlayabilmek için Rasulullah (s.a.v.)'ın evlenmesine neden olan olayları açıklama gereğini duyuyoruz.

Aişe ve Sevde binti Zem'a (r.anha) ile Evlenmesi


Peygamberliğinin on birinci yılında yani Hatice (r.anha)'nın vefat ettiği yıl Rasulullah (s.a.v.) evlenmeyi düşündü. Yaşı elli idi. En yakın arkadaşı ve erkeklerden kendisine iman eden ilk kişi olan Ebu Bekir'in kızı Aişe'yi istedi. Nikahı kıyıldığı zaman Aişe henüz altı yaşında idi. Üç yıl onunla evlenmedi. Hicretten sonra dokuz yaşına girinceye kadar bekledi. Ancak bu iki sene zarfında, Sevde binti Zem?a ile nikahlandı. Bu hanım, Habeşistan'a hicret eden müslümanlardan Es-Sukran bin Amr bin Abdü?ş-Şems'ten dul kalmıştı. Daha sonra beraberce Mekke'ye döndüler ve bir müddet sonra Abdü?ş-Şems vefat etti. Sevde (r.anha) kocası ile birlikte müslüman olmuş, hicret etmiş, birçok meşakkatlara katlanmış, kocasının karşılaştığı eza ve cefalarla o da karşılaşmıştı. Kocasının vefatından sonra Allah Rasulü onunla evlendi. Sevde anamızın ne güzelliği, ne yüksek bir makamı ne bir zenginliği ve ne de zevk alınabilecek yönü vardı. Anlaşılıyor ki Sevde anamızla evlenmesi, onu korumak ve mü?minlerin anası olmasını sağlamaktı. Hicret ettikten sonra Sevde annemizin evini mescide yakın yaptırdı. Bu ev, Rasulullah'ın hanımları için yaptırdığı ilk evdi.

Hicretin birinci yılında Ensar ve Muhacirler arasında kardeşliği tesis ettikten sonra, Sevde binti Zem?a'nın evinin yanında, caminin etrafında Aişe için de bir ev yaptırdı ve onu oraya yerleştirdi. Böylece yardımcısı ve arkadaşı Ebu Bekir'in, kızının yanına gelmesini ve her zaman evini ziyaret etmesini ağladı.

Hafsa (r.anha) İle Evlenmesi

Hicretin ikinci yılında Bedir Gazvesinden sonra ve Uhud Harbinden önce Ömer b. el Hattab'ın kızı Hafsa (r.anha) ile evlendi. Annemiz Hafsa, İslâm'a ilk girenlerden Haniş'in hanımı idi. Rasulullah onunla evlenmeden yedi ay önce kocası vefat etmişti. Ömer'in kızı Hafsa annemizle evlenmesi ile diğer yardımcısı ve arkadaşı Ömer'in, evine kızının yanına kolaylıkla gelip gitmesini sağlamış oluyordu. Aişe ve Hafsa (Allah onlardan razı olsun) ile evliliği, iki yardımcısının kızı ile evliliğidir. Ebu Bekir ve Ömer, (Allah onlardan razı olsun) davette, yönetimde, savaşta ve diğer hususlarda kendisine yardım eden yardımcılarıydı. Yoksa bu iki evliliği, sadece kadınlarla yapılan birer evlilik olarak anlamak doğru değildir. Her ne kadar Aişe (r.anha) annemiz güzel ve genç ise de Hafsa annemiz (r.anha) bu vasıflardan mahrumdu. O halde böyle bir evliliği, cinsi arzuları tatmin etme açısından değerlendirmek doğru olmaz.

Cüveyriye (r.anha) İle Evlenmesi

Rasulullah (s.a.v.), Hicri beşinci yılda Beni Mustalık Gazvesi esnasında el Haris bin Ebu Dırar'ın kızı Cüveyriye ile evlendi. Onunla evlenmesi iki sebebe dayanmakta idi. Birisi; babası ile yakınlık sağlamak, diğeri de onun şerefini yükseltmekti. Cüveyriye annemiz Beni Mustalık esirleri arasında idi. Ensardan birisinin hissesine düşmüştü ve Mustalık oğulları reisinin kızıydı. Esir düştüğü efendisinin kendisini fidye karşılığı serbest bırakmasını istedi. Efendisi, onun kabile başkanının kızı olduğunu bildiği için fazla fidye istedi. Babası fidye ile Rasulullah'a geldi ve Rasulullah (s.a.v.) onu serbest bıraktı. Daha sonra Rasulullah'a iman ettikten sonra Müslüman oldu. Sonra kızı Cüveyriye'yi Rasulullah'a götürdü. Babası Müslüman olduğu gibi o da Müslüman oldu. Rasulullah onu babasından istedi. Babası onu Rasulullah ile evlendirdi. Bu evlilik, bir kabile reisinin kızı ile oldu. Ki söz konusu kabileyi esir almış, onların şerefini alçaltmıştı. İşte bu evlilik, bu durumu ortadan kaldırıp kabile reisinin sevgisini celbediyordu.

Safiye (r.anha) İle Evlenmesi

Bundan sonra Rasulullah (s.a.v.), Hayber zaferini müteakip Yahudi reislerinden Huyey bin Ahtab'ın kızı Safiye annemizle evlendi. Safiye validemizin evlenme olayı şöyle oldu: Kendisi, Hayber kalesinden esir alınan kadınlar arasında idi. Bazı Müslümanlar Rasulullah'a gelerek şöyle dediler: "Ya Rasulullah! Safiye, Beni Kureyza ve Beni Nadir'in başkanlarının kızıdır, ancak senin için uygundur.? Rasulullah onu azad etti ve onunla evlendi. Bununla onu korudu, onu esaret duygusundan kurtardı ve şerefini yükseltti. Rivayet edilir ki, Safiye annemizin Rasulullah ile ilk gecesinde Ebu Eyyub Halid el-Ensari, Allah Rasulü?nün bir suikast ile karşılaşa-bileceği korkusuna kapılmış ve bu nedenle de Hayber'den dönüş yolunda çadırının yanında kılıcı ile nöbet beklemişti. Çünkü Rasulullah onun babasını, kocasını ve kavmini öldürtmüştü. Sabah olunca Rasulullah onu gördü ve ona: Sana ne oluyor? dedi. Cevaben şöyle dedi: Bu kadının seni öldüreceğinden korktum. Çünkü sen onun babasını, kocasını, kabilesini öldürttün. Bunun üzerine Allah Rasulü ona güven verdi. Safiye anamız Rasulullah (s.a.v.)'ı, sadakatla ölünceye kadar beklemiş ve sadık kalmıştır.

Meymune (r.anha) İle Evlenmesi

Rasulullah (s.a.v.) Hicretin sekizinci yılında Abbas bin Abdülmuttalib'in hanımı Ümmü'l Fadl'ın kız kardeşi Meymune validemizle evlendi. Bu evlenme Umretü'l Kaza sırasında oldu. Bu sırada Meymune 26 yaşında idi. Meymune, evliliğinde Ümmü'l-Fadl'ın vekili idi. Meymune (r.anha) umrede Müslümanların durumunu görünce İslâm'a yöneldi. Abbas (t), durumu Rasulullah ile konuştu, onunla evlenmesini teklif etti ve Rasulullah (s.a.v.) evlenme taklifini kabul etti. Günler, Hudeybiye antlaşma metinlerinin yazıldığı üç gün idi. Allah Rasulü Meymune ile evliliğini, kendisi ile Kureyş arasında anlaşma ortamının artması için bir vesile olarak kullanmak istedi. Kureyş'in elçileri Süheyl bin Amr ve Huveytıb b. Abdü'l Uzza geldiklerinde; ?artık ziyaret günü bitti, buradan çık? demişlerdi. Bunun üzerine Allah Rasulü (s.a.v.) onlara şunu söyledi: ?İster misiniz sizin aranızda güveyi olayım ve ilk gecemi geçireyim; sizlere, sizin de bulunacağınız bir yemek vereyim.? Ona şöyle cevap verdiler: ?Bizim, senin yemeğine ihtiyacımız yok, buradan bir an önce çık.? Rasulullah bir şey söylemeden çıktı, Müslümanlar da O?nun arkasından çıktılar.

Zeyneb Binti Huzeyme ve Ümmü Seleme (r.anhüma) İle Evlenmesi

Zeyneb binti Huzeyme ve Ümmü Seleme; ashabından savaş meydanlarında şehid olan iki adamın hanımlarıydı. Zeyneb binti Huzeyme, Bedir'de şehid olan Ubeyde bin el-Haris ibni el-Muttalib (r.a.)'ın hanımıdır. Zeynep annemizin hiç güzelliği yoktu. Ancak iyiliği ve ihsanı ile tanınmış bir hanımdı, hatta miskinlerin annesi lakabı takılmıştı. Rasulullah, Bedir Harbinde kocasının şehid olmasından sonra, hicri ikinci yılda onunla evlenmişti. Rasulullah ile ancak iki yıl kalmış ve Allah (c.c.) onun ruhunu kazbetmiştir. Hatice'den sonra vefat eden ilk hanımıdır.

Ümmü Seleme Ebu Seleme'nin hanımı idi. Kocasından, kendisinin birçok çocuğu vardı. Ebu Seleme (r.a.) Uhud'da yara almış, daha sonra yarası iyileşmişti. Allah Rasulü (s.a.v.) Beni Esed Harbinde onu kumandan yaptı. Onları yendi ve Medine'ye ganimetle döndü. Daha sonra Uhud'da aldığı yaralar deşildi. Bu yaralarla vefat etti. Ölüm yatağında iken Rasulullah (s.a.v.) yanına geldi ve onu ziyaret etti; yanı başında vefat edinceye kadar bekledi ve ona dua etti. İki gözü yaşla doldu. Allah Rasulü, Ebu Seleme'nin vefatından dört ay sonra Ümmü Seleme'ye evlenme teklif etti. Ümmü Seleme, çocuklarının çokluğu dolayısıyla özür beyan etti. Rasulullah onunla evleninceye kadar teklifine devam etti; böylece, onun çocuklarına bakma ve onları yetiştirme işlerini üzerine aldı. Bu iki hanımla Rasulullah'ın evleniş gayesi, vefat eden kocalarından sonra onların geride bıraktığı çocuklarına sahip çıkmaktı.

Ümmü Habibe (r.anha) ile Evlenmesi

Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe (r.anha) mü?mine olarak İslam için kocasıyla Habeşistan'a hicret etti. Daha sonra kocasının mürted olması üzerine İslam uğrunda sabretti ve dinini değiştirmedi. Asıl adı Remle olan Ümmü Habibe, Mekke'nin efendisi ve müşriklerin lideri olan Ebu Süfyan'ın kızıdır. Rasulullah'ın halasının oğlu Ubeydullah bin Cahş el-Esedi'nin karısı idi. Ubeydullah Müslüman oldu, hanımı da Müslüman oldu. Babası ise kafir idi. Babasının işkence edeceğinden korkarak, hamileliğinin son günlerinde olmasına rağmen kocası ile Habeşistan'a hicret etti. Hicret yolunda kızı Habibe binti Ubeydullah'ı dünyaya getirdi, böylece; ona, Ümmü Habibe künyesi verildi. Ancak kocası Ubeydullah b. Cahş, Habeşlilerin dini olan Hıristiyanlığa geçti. Karısı Remle'nin de İslam'dan dönmesi için uğraştı ise de başaramadı; Ümmü Habibe ise müslümanlığında ısrar etti. Sonra Rasulullah, Necaşi?ye kendinin vekili olarak evlenmek üzere Ümmü Habibe'yi istemesi için haber yolladı. Necaşi, durumu Ümmü Habibe'ye haber verdi. Ümmü Habibe ise Halid ibni Said el-As'ı evliliği için kendisine vekil tayin etti. Böylece, Rasulullah'ın vekili Necaşi ile Ümmü Habibe'nin velisi Halid ibni Said el-As olmak üzere nikah akdedildi. Hayber Gazvesinden sonra Habeş muhacirleri geri döndüklerinde, Ümmü Habibe de döndü ve Rasulullah'ın evine girdi. Medine şehri Rasulullah'ın bu düğününde toplandılar. Onun evinde ikamet etti.

Zeynep binti Çahş (r.anha) ile Evlenmesi

Rasulullah (s.a.v.)'in Zeynep binti Cahş (r.anha) ile evlenmesi teşriî açıdan birçok yönü bulunan bir evliliktir. Bunlar:

A- Evlenmede erkek ile kadın arasındaki denkliğin bulunmasını gerektiren geleneği yıkıyordu. Halasının kızını -ki Kureyş'in ileri geleni idi- kölelikten azad edilen birisi ile evlendiriyordu.

B- Arap adetlerine göre bir kişinin evlatlığı onun oğlu gibi sayılıyordu ve evlatlığının karısı ile evlenemezdi. Bu evlilikle Allah Rasulü, bir kişinin evlatlığının boşadığı kadınla evlenememesi düşüncesini yıkıyordu.

Zeyneb binti Cahş; Rasulullah (s.a.v.)'ın halası, Abdulmuttalib'in kızı Umeyme'nin kızı idi. Hz. Zeynep, O'nun gözü önünde ve gözetiminde yetişmişti. Bu nedenle Zeyneb Rasulullah için bir kız veya küçük bir bacı gibi idi. Onu çok iyi tanıyor, Zeyd'le evlenmeden önceki durumunu, çekici olup olmadığını iyi biliyordu. Rasulullah, çocukluğuna ve gençliğine kadar küçük yaşından beri ona şahid olmuştu. O, Rasulullah için meçhul değildi; adeta kızı gibi biliyordu onu. O'nu, azadlısı Zeyd ile evlendirmek istediğinde kardeşi Abdullah bin Cahş karşı çıktı. Bu karşı geliş iki şeyden kaynaklanıyordu:

a-) Zeyneb (r.anha) Kureyşli ve Haşimi idi.

b-) Rasulullah'ın halasının kızı idi. Nasıl olurda Hatice (r.anha)'nın köle olarak alıp daha sonra azad ettiği bir kişi ile evlenecekti. Bunu, Zeyneb'e büyük bir ar gördü. Arabların yanında da bu, büyük bir ar sayılırdı. Şereflilerin şerefli kızları, kölelikten kurtulsalar da kölelerle evlenemezlerdi. Ama, Rasulullah istiyordu ki bu tür gelenekler yıkılsın. Ve insanlar bilsin ki üstünlük Arab Acem olmakta değildir. Üstünlük takvalı olmadadır. Allah'ın şu sözü anlaşılmalıydı:

"Şüphesiz, sizin en ekreminiz Allah katında takvalı olanınızdır."

Rasulullah (s.a.v.) bu türden bir itirazın akrabalarının dışındaki bir kadından gelmesini hoş karşılamıyordu. Halasının kızı Zeyneb binti Cahş'ın, Arabların bu çirkin geleneklerinden kurtulma onurunu yüklenmesini istiyordu. Bu, onların adetlerinin yıkılışı olacaktı. İnsanların söyleyeceğinden korktuğu sözlere, ancak onun dayanabileceğini düşünüyordu. Kendisinin büyüttüğü, Arapların adet ve geleneklerinin gölgesinde yetişmiş olan Zeyd (r.a.)'in, diğer çocuklar gibi bu verasete sahip olma hakkının bulunmasını istiyordu. İşte bu zat Zeyneb'le evlenecekti. O, yüce Şari?nin, evlatlıklarını çocukları olarak görenler için hazırladığı bir olaya hazırlanmış oluyordu. Rasulullah (s.a.v.), Zeyneb'in ve kardeşi Abdullah'ın kabul etmeleri için ısrar etti. Zeyneb (r.anha) ve kardeşi Abdullah, Zeyd ile evlenme olayının gerçekleşmemesi için direndiler. Bunun üzerine Allah (c.c.), şu ayeti inzal buyurdu:

"Bir mü?min erkek ve kadın için, Allah ve Rasul'ü, bir işe hükmettiğinde, o işlerinde, kendileri için, muhayyer değillerdir (seçme hakları yoktur). Kim Allah ve Rasulü?ne isyan ederse o, apaçık delalet içindedir. "

Bundan sonra, Zeyneb ve Abdullah için bir seçenek kalmadı ve "biz bunu kabul ediyoruz ya Rasulullah" dediler. Rasulullah mihrini verdikten sonra gerdeğe girdiler. Ancak Zeyneb ve Zeyd'in evlilikleri istenildiği gibi devam etmedi; sıkıntılar ve hoşnutsuzluklar başladı. Allah ve Rasulü?nün olmasını istediği bu evliliğe, Zeyneb'in gönlü yatmamıştı. İsteklere boyun eğmemişti, bu evliliğe karşı yumuşak olmamıştı. Bilhassa Zeyd'e karşı gururlu idi; bir köleye rıza gösteremiyordu. Zeyd?e sıkıntılı bir hayat yaşatıyordu. Zeyd (r.a.), bu durumu kaç sefer Rasulullah'a anlattı; kötü muamelesini izaha çalışarak defalarca Rasulullah (s.a.v.)'tan onu boşamak için izin istedi. Ancak Rasulullah (s.a.v.) eşini elinde tut diyordu. Öte yandan Allah?tan Rasulü?ne gelen vahiy, Zeyd'in boşamasından sonra Zeyneb'in kendisinin olacağını bildiriyordu. Muhammed, oğlunun karısı ile evlendi denilmesinden korktuğundan bu olay, kendisine çok ağır geldi. Kendisini ayıplayacaklarından korkuyordu; çünkü Zeyd, O'nun evlatlığı idi. Bundan dolayı Zeyd'in boşamasını istemiyordu. Fakat Zeyd (r.a.), Zeyneb'i boşamak için ısrar etti. Zeyd Zeyneb'i boşadıktan sonra Zeyneb'in kendisiyle evleneceğini Allah'ın vahyettiğini bildiği halde: "Eşini yanında tut Allah'tan kork" diyordu. Bunun üzerine Allah Rasulü?ne Rabbin'den bir itab geldi. Yani yüce Allah Rasulü?ne şöyle diyordu: Ben sana, Zeyneb'in evleneceğin kadınlardan birisi olduğunu bildirdiğim halde sen, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyorsun. Bu husus ayette şöylece yer alıyordu:

"Fakat Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun." Ayette de belirtildiği üzere Allah Rasulü, evlatlığının boşadığı hanımın daha sonra kendisinin hanımı olacağını bildiği halde bunu gizliyordu. Allah'ın sonradan açığa vurduğu şey de işte budur. Yani evlatlığının boşadığı hanımı ile evlenmesi mutlaktır, değişmez.

Rasulullah (s.a.v.)'in, daha sonra vahiyle açıklanacak olan şeyi gizlemesinin nedeni şuydu: Arablarda, evlatlıklar neseb ve miras hususunda eve aittirler. Çocuklarına ait olan tüm haklar evlatlıkları için de geçerli idi; mirasta ve nesebin haramlılığı gibi tüm hususlarda aynen öz çocuklar gibi işlem görürlerdi. İşte bunun içindir ki Allah Rasulü?ne, evlatlığının boşayacağı hanımıyla kendisinin evleneceği vahyedilince; Zeyd?in Zeyneb'i boşama yönündeki tüm ısrarlarına, Zeyneb'den şikayetçi olmasına, aralarında bir sıcaklığın bulunmamasına, evlendikleri günden beri evlilik hayatının uyumsuz bir şekilde sürdüğünü bildirmesine rağmen Zeyd?e hanımını elinde tutması ve boşamaması için ısrar etti. Ancak Zeyd boşanmada ısrar edince Rasulullah ona izin verdi. Rasulullah'ın Zeyneb'le evleneceğinden hem kendisinin hem de Zeyneb'in haberi olmaksızın Zeyneb'i boşadı. Ahmed, Müslim ve Nesei'nin Süleyman b. el-Muğire yoluyla Sabit?ten, onun da Enes'ten rivayet ettiğine göre: ?Zeyneb iddetini doldurduğu zaman Rasulullah (s.a.v.) Zeyd?e Zeyneb?i çağırmasını söyledi. Zeyd şöyle anlatıyor: Hemen Zeyneb'e gittim ve Zeyneb'e: ?Seni müjdeliyorum, Rasulullah seni çağırıyor. Rasulullah beni sana gönderdi ve gelmeni istedi.? Zeyneb şöyle dedi: ?Allah bana emretmedikçe bir şey yapmayacağım.? Gitti mescidine girdi ve bu sırada Kur'an indi, Rasulullah da izinsiz olarak gelip Zeyneb'in yanına girdi. Allah Rasulü Zeyneb'in yanına girdiğinde ilgili ayetin şu kısmı nazil olmuştu:?

Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz, onu, sana nikahladık ki, bundan böyle evlatlıkları kadınları ile ilişkilerini kestikleri zaman, o kadınlarla evlenme hususunda, mü?minlere bir güçlük olmasın."

Şayet Zeyneb, Rasulullahla evleneceğini daha önce bilseydi, ben Rabbim'in emirlerini bekliyorum, yani O'nunla evlenmeyi tercih ediyorum demezdi. Şayet Zeyd, onu boşadıktan sonra Rasulullahla evleneceğini bilseydi, seni müjdeliyorum demezdi. Dolayısıyla bu evliliğin sebebi, mü?minlerin evlatlıklarının boşadığı hanımlarla evlenmelerinde bir sakınca olmadığını göstermek içindir.

İşte Rasulullah'ın, hanımları ile evlenme hadiseleri bunlardan ibarettir. Görülüyor ki, hemen hemen bütün evlilikler, sadece evlenme gayesinin ötesinde başka gayeleri gütmektedir. Böylece, Rasulullah'ın dört hanımdan fazla hanımla evliliğinin sebebi ve dört kadından fazla kadınla evlenmesinin yalnızca kendisine ait bir özellik olmasının anlamı ortaya çıkmış oluyor. Elli yaşını aşmış olan Allah Rasulü?nün dört kadından fazla kadınla evlenmesi, sadece cinsi arzularını tatmin etmek için çaba gösteren bir adamın davranışları olarak kesinlikle düşünülemez. Zira onun asıl meşgalesi risalet ve devlet işleri ile uğraşmaktır. O, Rabbinin risaletini tüm dünyaya ulaştırmak, içerisinde yaşadığı toplumu bir ümmet haline getirmek, bu risaletle halkını kalkındırmak için uğraşıyordu. Hayattaki tek gayesi, Allah'ın risaletini dünyaya taşımak, toplumun eski halini bütün özellikleriyle değiştirerek yepyeni bir toplum ve devlet ikame etmekti. Zira O, İslam daveti için insanların her türlü davranışlarına katlanmış ve bu uğurda önüne konan dünyaları reddetmişti. Zihni sürekli olarak, ümmeti kalkındırmak, yepyeni bir devlet ve toplum kurmakla meşgul olan bir kimsenin kadınlarla meşgul olması mümkün değildir. O'nun kadınlarla meşgul olacak zamanı yoktur. Her yıl bir kadınla evlenmiş olması ancak daveti taşımak içindir. Zira onun evlilik hayatından faydalanması herhangi bir insanın evlilik hayatından farklı değildi.

__________________
Sumaye is offline  
Eski 04-11-2006, 01:06 AM   #4 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Konum: IN NOONE HEART
Mesaj: 14,699
Üye No: 10512
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 14070
Rep Puanı : 1405337
Rep Derecesi
hmpoo has a reputation beyond reputehmpoo has a reputation beyond reputehmpoo has a reputation beyond reputehmpoo has a reputation beyond reputehmpoo has a reputation beyond reputehmpoo has a reputation beyond reputehmpoo has a reputation beyond reputehmpoo has a reputation beyond reputehmpoo has a reputation beyond reputehmpoo has a reputation beyond reputehmpoo has a reputation beyond repute
Varsayılan


Allah Razı olsun heval yararlı bilgiler sunmuşsın

__________________
hmpoo is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)
Eset Smart Security 3.0.642
Ad-Aware 2008

Sizin İçin Seçtiklerimiz-2:

Şeftali Yetiştiriciliği
Ekolojik Tarım ve Hayvancılık
Süt Verimini Etkileyen Faktörler
Dört barajda su bitmek üzere
Karbondioksit salımı yüzde 50’den çok artacak
VAN (Wan) Tarihi
Amed (Diyarbakır) Tarihi
İç Anadolu Hakkında Genel Bilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettiş yardımcılığı
2008 yılı icra müdür ve yardımcılığı sınav ilanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz-3:

Siz Hangi Yemeksiniz ?
Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?
Doğum Tarihinize Göre Renginiz!
Bebeklerde Gaz Çıkarma
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Şiddetin genlerle ilişkisi olabilir
Karpuz Viagra Etkisi Yapıyor
Panasonic Sony'yi tahtından etti!
Mehmet Atlı - Wenda 2008
grup seyran - 2008


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Kadin Erkek Atismasi Bedirxan Sınırsız Muhabbet Burada 24 06-12-2007 02:37 PM
'bİr Kadin DeĞİl Bİr Hayat SeÇersİnİz ÇÜnkÜ' rojekanu Genel Kültür 4 20-09-2007 02:35 AM
kadin tipleri baz_x İlginç Konular 2 05-09-2006 03:56 AM
Baharda Kadin freelyon Şiirler 2 18-08-2006 08:54 PM
can dundardan kadin yorumu baz_x Sınırsız Muhabbet Burada 0 08-08-2006 11:01 PM


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 06:07 PM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.