|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Yaşlı kadın evinin damına çıkarak etrafı seyre dalmıştı. Evi İç Kale surunun hemen bitişiğindeydi. Tek katlı evin önü İç kale sokaklarından birine bakarken, arkasıysa aşağı doğru dikleşen toprak nedeniyle tüm Dicle vadisini ayaklarının altında görüyordu. Damın sura bitişik olmayan tarafı ise Fiskaya yükseltisine bakıyordu. Çevresi taşlarla örülü bu yükseltinin dibinde de Hz. Süleyman Camii vardı. Kalan kısımların tümünü de bir-iki katlı evleri içine alacak şekilde İç Kale suru, sararak çevrelemişti. İç kalenin zemini düz olmadığından evler birbirinin üzerine binmiş gibi görünüyordu.
Yaşlı kadın tüm bunlara bakarak, uzaklara dalıp gitmişti. Bir ara başını kaldırarak damın yanı başında yükselen surun duvarlarına baktı. Gözlerini kısarak yukarılara kadar çıktı. Öylece üzeri yıkılmış olan surun tepesine, bakımsızlıktan yuvalarından her an için kopup düşebilecek olan taraçalarına baktı. Çünkü ara sıra da olsa taşlar dama düşebiliyordu. Günün bir vaktinde tepelerinde büyük bir gürültü kopuyor, dama çıkıp baktıklarında ise surdan kopup düşmüş büyük bir taş parçasını görüyorlardı. Ama şu an için göz kararı sağlam görünüyorlardı taşlar. "Yazık" diye geçirdi içinden. Başını hafifçe salladı, yüzünü acıyla buruşturdu. "Bizler senin sapasağlam ayakta, tüm heybetinle durmanı isterken, başkaları yıkılmana lakayt kalabiliyor, hatta yerle bir olman için can atıyorlar" dedi, çoğu zaman bu şekilde ona tarihini ve geçmişini hatırlatan surlarla konuşurdu. Hem Dicle'ye açılan şu yolun üzerindeki sur duvarını yıkanlar da onlar değil miydi?" Yazık, dedi ve kararmış, kırışmış, yayvan ellerini surun taşlarına dayadı. Adeta okşadı onları. Parmaklarını taşların aralarında gezdirdi, parmak uçları tozlandı, elini taşlardan alarak kürsüsüne kuruldu ve sırtını surlara dayadı. Bulutlar topak topaktı o gün. Gökyüzünün orta yerinden başlayarak ufuklara doğru kat kat dizilmişlerdi. Üzerine yeni bir köprünün kurulduğu Dicle vadisinde ağaç toplulukları, birbirinden çalılıklarla ayrılmış tarlalar bulunmakla birlikte, vadiden uzaklaştıkça yükselen tepelikler uzaklara doğru dalga dalga yayılıyordu. Dicle nehriyse tüm bu güzelliklerin arasında kıvrıla kıvrıla akıyordu. Güneş bir bulutun ardından çıkarak bir diğerinin ardına saklanana dek bir uçtan bir uca yeşillikleri pırıldatıyor, yeryüzünü ışınlarıyla tarıyordu. Güneş çok uzaklarda ufka dizili dağ yükseltilerinin bir kısmına vuruyor, böylece zirvenin etrafına yayılmış kar kümeleri fark edilebiliyordu. Bulutların gölgelediği dağlarsa koyu -açık mavilikler şeklinde kendini belli ediyordu. Yaşlı kadının, neredeyse her gün dama çıkıp bu manzaranın güzelliğini görmedikçe sıkıntısı dağılmak nedir bilmiyordu. Bir ara gözleri bulutlara doğru yol alan Hz Süleyman Camii'nin minaresine takıldı. Bu günün perşembe olduğunu hatırlayıverdi. "Bu gün mübarek gün" diye geçirdi içinden. Daha dikkatlice baktı o yöne doğru. Nasıl da dimdik ayakta kalmış, tüm ulviliğiyle direniyordu. Yüzyıllar onun güzelliğinden hiçbir şey kaybettirememişti. Yaşlı kadın bu kez de aşağılara inerek caminin etrafını arandı. Tamamı görünmese bile evlerin kapayamadığı bir aralıktan ziyaretçilerin bir kısmı görülebiliyordu."Şimdi nasılda kalabalıktır, torunum Ali evde değilse muhakkak şeker, bisküviden kendisine de alabilmek için oda camiye gitmiştir." dedi. Caminin ardı sıra iç kale surlarının önünde nöbet tutan birkaç asker vardı. Bunlar cami girişinin hemen yanındaki merdivenlerin bitiminde bulunuyorlardı. Eski köşklerin bulunduğu bu kısma girişlere, izin verilmiyordu. Surların üzerindeyse nöbet barakaları dizilmişti. Bu tepenin hemen arka yerindeyse bir direk dikilmiş ve bayrak çekilmişti. Bunu gören yaşlı kadın elinde olmadan derinden bir "ah" çekti. Bu manzarayla içi çökmüştü adeta. Gözleri daha da derinlere bakar gibi uzaklaşmıştı. Bir yandan da elleriyle dizlerini ovuyordu. Kendi kendine mırıldandı; "bu ne iştir Rabbim. Bizi kendi evimizde hapsetmişler. Dama her çıkışında esareti, süngüleri hatırlıyordu. Yıllardır halka Nemrut kesilenleri düşündü, varlarını yoklarını yaktıkları alevlerde yiyip bitirenleri ve bu güçleri ayakta tutanın insanlara yaptıkları zulümler, saldıkları korkuların kuvveti olduğunu düşündü. Yaşlı kadın elini duvara dayayarak ayağa kalktı. Kuşağının kenarına iliştirdiği fistanının ucunu saldı. Damın üzerinde elini arkasında bitiştirdiği halde bir ileri bir geri gidip geldi. Bir uçtan bir uca Dicle'ye baktı. Tepeleri kıvrım-kıvrım dolandı. Esen rüzgarla dalgalanan suya kapıldı. Bir güvercin sürüsü şimdi yaşlı kadının ayakları dibinde Dicle vadisi üzerinde dönüp duruyordu. Derin bir nefes aldı. Sol ayağıyla topallayarak geriye döndü. Taa kale surlarına bir baştan bir başa baktı. " Ama biz onların sandığı gibi onursuz, bitesiye insanlar değiliz" dedi. "Tarihimiz ne kadar eskidir. Bu surlara binlerce yıl az gelir. Benim maharetli atalarımın eliyle koyduğu bir taş onca yıl sonra benim torunlarıma kadar ulaşmış. İşte o zamanlar bizler bu diyara hükmediyormuşuz. Eserlerimizin şanı buradadır.Şimdi şu askerlerin beklediği tepede bizler düşman gözetliyor, kale gibi surlarla çevrili şu güzelim şehri biz koruyorduk. Kim bilir bu surların kara taşları hangi savaşlara nasıl mücadelelere, büyük kahramanlıklara ve fedakarlıklara şahitlik etmiştir. Kim bilir, kaç babayiğit bu duvarlara kapanarak kanlar içinde can vermiştir" dedi.Sonra Hz. Süleyman camisine yönelerek damın üstünde ona doğru yürüdü. Minaresinin ucundan başlayarak diplere kadar süzdü. Ona doğru yaklaştığından camiyi ziyaret için gelen insanlar daha net görülebiliyordu. Yaşlı kadın gözlerini kapayarak "bu camide yatanlarda bu topraklarda iman mücadelesi vererek savaşıp şehit düşmüşlerdi. Yaşlı kadın şu an dahi insanların kendilerine yapılan adaletsizliklerin, dinlerine yapılan saldırıların, ölçüsüz zulümlerin öfkesinin kıpırtılarıyla yaşamakta olduklarını düşününce elini göğe kaldırdı, "Rabbim bizi ancak bu sıkıntılardan sen kurtarabilirsin. Zulme rıza göstermeyen imanlı gönüllere sen güç ver, sen yol göster. Bizleri de onların yanında kıl. Sen ne güzel vekil. Sen ne güzel yardımcısın" diyerek nidada bulundu. Zorluklar içinde Rabbine dayanmanın verdiği güven duygusuyla Dicle'den esen serin havayı göğüs boşluğuna dolduracak şekilde derince soludu. Nemlenen gözlerini tülbendi ile kuruladı. Umut dolan yüreğinin verdiği cesaret karşısında tüm kurulu düzenler adeta yıkılmaya mahkum olmuştu. Öfkeyle sırtını döndü ve ta kale surunun sırtlarını uzun süre hayranlıkla seyretti. Bakışlarına Dicle vadisini de kattığı anda taraçaların ardından şehre doğru ilerleyen kara bulutları gördü. Bulutların alt tarafları bir fırça darbesi vurulmuş gibi yeryüzüne doğru çizgi çizgiydi. Anlaşılan bunlar yağmur bulutlarıydı. Damın kenarına giderek ağırca yere çöktü. Oğlunu aradı sokakta. İşte oğlu da surun dibinde ki bir göz mahsende yaptıkları ahırdan, atının eğeri elinde olduğu halde çıkıyordu. Oğlu orta yaşlarını çoktan aşmış yaşlılığa adım atmıştı. Geçimlerini de at arabacılığı yaparak sürdürüyordu. Yaşlı kadın seslendi: "Oğlum atı arabaya çabuk eğerleyip işini halletmeye git. Çünkü birazdan yağmur yağacak" O anda Ali de babasının yanında bitivermişti. "Tamam nene" dedi ve elinde ki bisküvi poşetini nenesine doğru tutarak gülümsedi. Yaşlı kadınsa gülerek başını salladı. Oğluna tekrar seslenerek "bu gün Perşembe. Seninle ben de geleyim. Beni Mardin kapı mezarlığına bırakırsın. Mübarek gündür. Babama bir yasin okuyalım"dedi. Oğlu; "olur dayê" dedi. Az sonra Mardin kapı mezarlığının girişinde durmuşlardı. Yaşlı kadın, oğlu ve torunuyla birlikte at arabasından indi. Torunu Ali, indikleri gibi nenesinin eline yapıştı. Oğlu da at arabasını mezarlık kapısının yanına bırakmış, kendisi gelene kadar mezarlık bekçisinden arabaya göz kulak olmasını rica etmişti. Ardından annesi ve oğluyla birlikte mezarlığın içine girdiler. Yaşlı kadın torununa dönerek "Yasin'i getirmeyi unutmadın inşallah" dedi. Ali elini, kolları kısalmış ceketinin cebine atarak Yasin'i tuttuğu gibi havaya kaldırdı ve nenesine gösterdi. "Unutmadım nene, işte burada" dedi. Yaşlı kadın gülümseyerek torununun başını okşadı. Aniden sert bir rüzgar esiverdi. Çocuğun elindeki Yasin'in kapağı havalanarak birkaç sayfası çevrildi. Küçük çocuk elinden uçuverecek korkusuyla alelacele Yasini cebinin içine soktu. Sonra nenesine daha da sokularak elini daha bir kavradı. Tüm mezarlık, esen rüzgarın salladığı ot ve ağaçlarla büyük bir hışırtıya boğulmuştu. Bitkiler, rüzgarla salındıkça ortalığa taze ot kokusu yayılıyordu. Az sonra gidecekleri mezarın başına varmışlardı. Yaşlı kadın ve oğlu mezarın iki yanına oturdular. Mezarın üzerindeki Arapça yazılar taşa kazılmıştı. Beton kısımlarda geçen zamanın verdiği yıpranmışlıkla çatlaklar oluşmuştu. Mezar yüksekçe bir yerde bulunuyordu. Hevsel bahçeleri ve Dicle nehri bu noktadan görülebiliyordu. Diyarbakır çevresini kıvrım kıvrım saran surları, yüksekçe birkaç ağaç dalının arasından görmek mümkündü. yaşlı kadın Dicle vadisine doğru dönmüş bakan torununa, seslendi. "Ali hadi gel" dedi. Ali gözleri ufuktaki bulutlarda olduğu halde "Yağmur yağacak nene" dedi. "Öyleyse sende hemen okumaya başla ki yağmura yakalanmadan bitirebilesin". "Tamam nene" dedi ve gelip yaşlı kadının yanına otururdu. Ceketinin cebinden Yasin'ini çıkardı. Sonra elini tekrar cebine atarak bir şeyler daha arandı. Şimdi de takkesini çıkarmıştı. Kırış kırış olmuş beyaz takkesini gererek başına geçirdi. Sonra Yasin'in ilk sayfasını açtı. Besmele çekerek Kuran'ı okumaya başladı. Bu arada yaşlı kadının oğlu da elini açmış Fatiha okuyordu. Yaşlı kadın elini torununun omzuna atarak kendine doğru yaklaştırdı. Adeta onu kucakladı. Ali, Kur'an okurken hafifçe sallandığından nenesi de onunla birlikte salınıyordu. Yaşlı kadın, torunu Kur'an okudukça kendi babasının tüm aileyi bir araya toplayarak kendilerine Kur'an okuduğu günleri anımsadı. Bir yandan da eliyle babasının mezarının yanı başında bitmiş olan bitkileri hafifçe yokluyordu. Ardından mezara doğru uzanarak, mezarlığın toprağından avuçladı. "Birazdan yağmur suyu size ulaşacak" diye mırıldandı. Tüm gökyüzü şimdi kara bulutlarla kaplanmıştı. Şimşekler On Gözlü Köprü tarafından gökyüzünde ardı ardına çakıyordu. Ali de bu arada Kur'an okumayı bitirmişti. Ancak El Fatiha dediği vakit, yaşlı kadın irkilerek, dalgınlığından kurtulabildi. Dua etmek için açılan ellere o da elini açarak eşlik etti. Yağmur da bu arada damla damla düşmeye başlamıştı. Önce mezar taşına, sonra üzerindeki otlara, ardından Ali'nin elindeki Yasinin üzerine düştü. Yaşlı kadın ötelerden gelen dalgın sesiyle "artık kalkalım" dedi ve "Ya Allah" diyerek oturduğu yerden doğruldu. Ardından Ali de ayağa kalkmıştı. Yaşlı kadın gözlerini babasının mezarından ayıramıyordu. Eli Ali'nin omzunda olduğu halde "Ali sen babamın neden öldüğünü biliyor musun?" dedi. Ali başını kaldırarak ona baktı. "Hayır nene bilmiyorum" dedi. Öyleyse bu mezara iyi bak. Senin dedelerinin ne şekilde, nasıl can verdiklerini sakın unutma.Kendilerine yapılan zulümlere hiçbir zaman boyun eğmediklerini bil. Bizlere yapılan sürgünleri, cinayetleri aklından çıkarma. Onlar bunu yapmayı sürdürdükçe sen de onların karşısında tüm gücünle dur. Allah'a dayan ve onlara baş eğme, bizi dinimizden, özümüzden, yurdumuzdan uzaklaştırmak isteyenlerin karşısında ol dedi ve Ali'yi alnından öptü. Ali, nenesinin derinlere işleyen gözlerine bakarak; "tamam nene, bunu yapacağım" dedi. Yaşlı kadın gülümsedi "hadi gidelim" dedi. Hep birlikte yağan yağmurun altında mezarlığın kapısında kendilerini bekleyen at arabalarına doğru eve gitmek için yürümeye başladılar. |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Silopi'den Ürgüp'e kadın mücadelesi ! | freelyon | Genel Kültür | 9 | 08-04-2007 10:29 PM |
| Cennete Girecek Olan İlk Kadın | Bedirxan | İslami Sohbet | 12 | 28-03-2007 04:35 PM |
| Cemreye Hüzün Düşmesin | berxwedan | Genel Kültür | 6 | 16-11-2006 09:31 PM |
| İslam Hukukunda Kadın İhmal Edilmişmidir? | rozarin | Genel Kültür | 28 | 16-08-2006 11:25 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.