|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd u senalar olsun ki, biz insanları kendi katından seçtiği peygamberlerden mahrum etmedi. Bu peygamberden biri ahir zaman peygamberi olan Hz. Muhammed Aleyhisselam’dır. Nidam O’nadır:
Ya ahir zaman Peygamberi Muhammed(a.s)! Ne mutlu bize ki Rabbimiz, bizleri sana ümmet yaptı ve mahşerde senin sancağında bizi buluşturma umudunu kalbimize yerleştirdi. Eğer biz senden mahrum kalsaydık, muhakkak hüsrana uğrayanlardan olurduk. Yoldaşların sana derler di, anam babam sana feda olsun! Ben yıllarca o mübarek ve saf insanların kendi ana babalarını neden sana feda etmek istediklerini kavrayamadım. Ta ki seni anlayana kadar... O insanlara hidayet yollarını sen gösterdin. O insanları Xalıqlarına sen buluşturdun. O insanlara Allah sevdasını sen öğrettin. Sen o insanlara adalet içinde olmalarına ışık oldun. Kendi çocuklarını diri diri toprağa gömmelerine sen engel oldun; o suçsuz-günahsız kız çocuklarına sen şefkat gösterdin. Onları evlatlarına sevgi ile kucaklamalarına vesile oldun. Dünyanın ağır yükünü sen onlara hafifleştirdin. Acılarını dindirdin, gözyaşlarını sen sildin, o mübarek ellerinle. Zalimlerin şerrine ve zulümlerine karşı sen onları muhafaza ettin ve kendi yüreğini-cesaretini mazlumlar üzerinde kol-kanat gerdirdin. Sen onlara kardeş olmayı öğrettin, sen onlara mümin kardeşliğinin sıcak tebessümünü ve yardımını öğrettin. Sen onlara onurlu olmayı sağlattın; onlar ki onurlarını çok faydasız şeylere satmaya meyilli oldukları halde… Ya Muhammed, onlar ana babalarını sana feda etmeseydiler de kime etseydiler? Kime canlarını-ruhlarını-cananlarını feda etseydiler? Ya Muhammed, sen öyle bir güzel şekilde onları vahşetin çukurundan çıkarıp medeniyetin şahı olmaları ile onları şereflendirdin ki, dünya yüz yıllarca senin medeniyetin izini bulmak için çırpındığı halde, yine senin gibi ve sana layık bir daha o medeniyeti oluşturamadı ve belki de müjdelediğin ve soyundan gelen Mehdi (a.s) gelene kadar da oluşturma iradesini kendisinde bulamayacak. Ama sen 23 yıl gibi kısacık zaman diliminde şah-ı medeniyetin temellerini ve temsilcilerini insanlığa hediye ettin. Ya Muhammed, sen onlar için ve onlardan sonra gelecek tüm nesiller için hayatını feda ettin. Kovulduğunu bile bile çadırlara girdin, ret edileceğini bile bile yanlarına sokuldun. Taşlanacağını bile bile şehirlerine koştun. Hakaret edeceklerini bildiğin halde onlara her zaman “en güzel inanç ve yaşam yollarını” gösterdin. Kendinde sahte ve fani kibir adına hiçbir şey bırakmadın. Sen büyüklüğünü, insanlık adına zahmetlere katlanma ile insanlığa hakiki mutluluk yolunu göstermekle uygun buldun. Ya Muhammed! Sen o halkına, seni taşlayan, seni çadırından kovan, sana suikast düzenleyen, sana iftiralar atan, seni aç bırakan, sana zulüm eden, seni sürgün eden, seni ağlatan o halkına beddua etmedin, onların helak olması için Rabbine yalvarmadın. Sen dedin ki, bunlar cahil olmasalar, ben onları ateşten kurtarmak istediğim halde bana böyle yaparlar mı? Sen dedin ki, belki bunların evlatları arasında benim sözlerimin değerini anlayanlardan çıkar. O laf anlamazlara karşı sen tahammül ettin; sabır taşı oldun, ama hiç çatlamadın. Ya Muhammed! Sen yoldaşlarını çok severdin. Sen ağladın, onları ağlatmazdın. Sen aç kaldın, onları aç bırakmazdın. Sen işkence gördün, onlara işkence çektirmezdin. Sen yalnız kaldın, onları yalnızlığa mahkûm etmezdin. Sen onlardan almazdın, sen onlara verirdin. Sen uykusuz kalırdın, onları uykusuz bırakmazdın. Sen kendin için istemezdin, hep onlar için isterdin. Sen kendini tok etmezdin, onları tok etmek için çırpınırdın. Sen onlara kral-diktatör olmadın; kendini onlara kardeş, arkadaş, dost, yaren, hizmetkâr kıldın. Onlardan birini görmediğin zaman, onlara ne olduğunu merak ederdin. Onlar için sığınılacak şefkat ve merhamet yuvası idin. Bir serçe kuşunun yavruları için bıraktığı sımsıcak kanatlarının daha sıcağını sen, o evlerinden kovulmuş, eşlerinden ayrı kalmış, vatanından uzaklaşmış; aç ve açıkta kalan, düşmanların hedefi olmuş yoldaşların üzerine indirirdin. Onlara öyle sevdalıydın ki, o yoldaşlarının dertlerini düşünerek, bir hizmetçiyi bile kendi evine, kendi hizmetin için tutmaktan haya ederdin. Ya Muhammed! Sen yoldaşlarına karşı vefakâr oldun her zaman. Onların sana gösterdikleri vefayı, hiçbir şekilde karşılıksız bırakmadın. Yoldaşlarının emeklerine, fedakârlıklarına, zahmetlerine hep sahip çıktın. Bilalleri, Ammarları, Ebu Zerleri, Suheybleri ve diğer gariban yoldaşlarını, Mekke’nin eşrafı Ebu Süfyanlara hiçbir zaman tercih etmedin. O gariban dostlarının hatırını yüksekte tutarak, on yılların dostu Ebu Bekir’in yeni Müslüman olmuş Ebu Süfyan’a meyil etmesini hiç hoş karşılamadın. Dedin ki, hayatını İslam’a feda etmiş Bilal ile daha yeni Müslüman olmuş Ebu Süfyan nasıl bir olur? Ebu Süfyan Bilal’e hakaret eder de; vefakâr Muhammed, kendi hayat yoldaşı Bilal’i yalnız mı bırakacağı zan ediliyordu? Ya Muhammed! Sen ahdine/sözüne vefa gösterenlerin en hayırlısıydın. Her ne olursa olsun verdiğin sözü yerine getirmek vardı yanında. Şartların değişmesiyle, planladıklarına ulaşmanla, gücü elde etmenle verdiğin sözleri unutman ve yerine getirmemen senin kişiliğinde barınmazdı. En zor anında sana yardım edenlere verdiğin sözü, hayatının sonuna kadar yerine getirirdin. Akabe Biatinde, kendi aralarında parçalanmış, birbirini yiyerek tükenme noktasına gelmiş Medine halkının durumunu düzeltmek isteyen yurtsever /hamiyetperver altı Medinelinin “ Bizler sana yardım edip Mekke sistemine karşı amaçlarınıza ulaştıktan sonra ya bizi düşmanlarımızla baş başa bırakıp geri giderseniz?” dediklerinde sözüne sadakatin padişahı olan sen “Sizin kanınız, benim kanımdır; sizin affınız benim affımdır. Kabrim, sizin kabrinizin olduğu yerde olacaktır. Ben sizdenim, siz bendensiniz. Siz kiminle savaşırsanız ben de onunla savaşırım. Siz kiminle anlaşma yaparsanız ben de onlarla anlaşma yaparım” dedin ve hayatının sonuna kadar sözüne sadakat gösterdin. Ya Muhammed! Onlar sana dediler ki, anam babam sana feda olsun! Boşuna söylemediler, övgü olsun diye, laf olsun diye hiç söylemediler senin o yoldaşların. O yoldaşların seni çok iyi tanıyordu. Kendi ana babalarını sana feda edecek kadar seni tüm güzelliklerinle yakından tanımamış olsalardı, herhalde böyle söylemezlerdi. Kendimi onların yerine bırakıyorum: Şimdiki zamandan kendimi senin asrına, senin kişiliğine, senin hayallerine, senin önderliğine, senin zahmetlerine, senin sevdana, senin yoldaşlığına bıraktığımda, ben de diyorum; anam babam sana feda olsun, tüm dünya sana feda olsun ey Allah’ın Resulü! Çünkü seninle dünyamız güzelleşti, çünkü seninle cennet insanlara bu kadar yakınlaştı. Allah’ın selamı senin üzerine olsun, doğuşuyla kâinatımızı aydınlatan ey yüce Peygamber! “Anam Babam Sana Feda Olsun Ya Resulullah!” Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd u senalar olsun ki, biz insanları kendi katından seçtiği peygamberlerden mahrum etmedi. Bu peygamberden biri ahir zaman peygamberi olan Hz. Muhammed Aleyhisselam’dır. Nidam O’nadır: Ya ahir zaman Peygamberi Muhammed(a.s)! Ne mutlu bize ki Rabbimiz, bizleri sana ümmet yaptı ve mahşerde senin sancağında bizi buluşturma umudunu kalbimize yerleştirdi. Eğer biz senden mahrum kalsaydık, muhakkak hüsrana uğrayanlardan olurduk. Yoldaşların sana derler di, anam babam sana feda olsun! Ben yıllarca o mübarek ve saf insanların kendi ana babalarını neden sana feda etmek istediklerini kavrayamadım. Ta ki seni anlayana kadar... O insanlara hidayet yollarını sen gösterdin. O insanları Xalıqlarına sen buluşturdun. O insanlara Allah sevdasını sen öğrettin. Sen o insanlara adalet içinde olmalarına ışık oldun. Kendi çocuklarını diri diri toprağa gömmelerine sen engel oldun; o suçsuz-günahsız kız çocuklarına sen şefkat gösterdin. Onları evlatlarına sevgi ile kucaklamalarına vesile oldun. Dünyanın ağır yükünü sen onlara hafifleştirdin. Acılarını dindirdin, gözyaşlarını sen sildin, o mübarek ellerinle. Zalimlerin şerrine ve zulümlerine karşı sen onları muhafaza ettin ve kendi yüreğini-cesaretini mazlumlar üzerinde kol-kanat gerdirdin. Sen onlara kardeş olmayı öğrettin, sen onlara mümin kardeşliğinin sıcak tebessümünü ve yardımını öğrettin. Sen onlara onurlu olmayı sağlattın; onlar ki onurlarını çok faydasız şeylere satmaya meyilli oldukları halde… Ya Muhammed, onlar ana babalarını sana feda etmeseydiler de kime etseydiler? Kime canlarını-ruhlarını-cananlarını feda etseydiler? Ya Muhammed, sen öyle bir güzel şekilde onları vahşetin çukurundan çıkarıp medeniyetin şahı olmaları ile onları şereflendirdin ki, dünya yüz yıllarca senin medeniyetin izini bulmak için çırpındığı halde, yine senin gibi ve sana layık bir daha o medeniyeti oluşturamadı ve belki de müjdelediğin ve soyundan gelen Mehdi (a.s) gelene kadar da oluşturma iradesini kendisinde bulamayacak. Ama sen 23 yıl gibi kısacık zaman diliminde şah-ı medeniyetin temellerini ve temsilcilerini insanlığa hediye ettin. Ya Muhammed, sen onlar için ve onlardan sonra gelecek tüm nesiller için hayatını feda ettin. Kovulduğunu bile bile çadırlara girdin, ret edileceğini bile bile yanlarına sokuldun. Taşlanacağını bile bile şehirlerine koştun. Hakaret edeceklerini bildiğin halde onlara her zaman “en güzel inanç ve yaşam yollarını” gösterdin. Kendinde sahte ve fani kibir adına hiçbir şey bırakmadın. Sen büyüklüğünü, insanlık adına zahmetlere katlanma ile insanlığa hakiki mutluluk yolunu göstermekle uygun buldun. Ya Muhammed! Sen o halkına, seni taşlayan, seni çadırından kovan, sana suikast düzenleyen, sana iftiralar atan, seni aç bırakan, sana zulüm eden, seni sürgün eden, seni ağlatan o halkına beddua etmedin, onların helak olması için Rabbine yalvarmadın. Sen dedin ki, bunlar cahil olmasalar, ben onları ateşten kurtarmak istediğim halde bana böyle yaparlar mı? Sen dedin ki, belki bunların evlatları arasında benim sözlerimin değerini anlayanlardan çıkar. O laf anlamazlara karşı sen tahammül ettin; sabır taşı oldun, ama hiç çatlamadın. Ya Muhammed! Sen yoldaşlarını çok severdin. Sen ağladın, onları ağlatmazdın. Sen aç kaldın, onları aç bırakmazdın. Sen işkence gördün, onlara işkence çektirmezdin. Sen yalnız kaldın, onları yalnızlığa mahkûm etmezdin. Sen onlardan almazdın, sen onlara verirdin. Sen uykusuz kalırdın, onları uykusuz bırakmazdın. Sen kendin için istemezdin, hep onlar için isterdin. Sen kendini tok etmezdin, onları tok etmek için çırpınırdın. Sen onlara kral-diktatör olmadın; kendini onlara kardeş, arkadaş, dost, yaren, hizmetkâr kıldın. Onlardan birini görmediğin zaman, onlara ne olduğunu merak ederdin. Onlar için sığınılacak şefkat ve merhamet yuvası idin. Bir serçe kuşunun yavruları için bıraktığı sımsıcak kanatlarının daha sıcağını sen, o evlerinden kovulmuş, eşlerinden ayrı kalmış, vatanından uzaklaşmış; aç ve açıkta kalan, düşmanların hedefi olmuş yoldaşların üzerine indirirdin. Onlara öyle sevdalıydın ki, o yoldaşlarının dertlerini düşünerek, bir hizmetçiyi bile kendi evine, kendi hizmetin için tutmaktan haya ederdin. Ya Muhammed! Sen yoldaşlarına karşı vefakâr oldun her zaman. Onların sana gösterdikleri vefayı, hiçbir şekilde karşılıksız bırakmadın. Yoldaşlarının emeklerine, fedakârlıklarına, zahmetlerine hep sahip çıktın. Bilalleri, Ammarları, Ebu Zerleri, Suheybleri ve diğer gariban yoldaşlarını, Mekke’nin eşrafı Ebu Süfyanlara hiçbir zaman tercih etmedin. O gariban dostlarının hatırını yüksekte tutarak, on yılların dostu Ebu Bekir’in yeni Müslüman olmuş Ebu Süfyan’a meyil etmesini hiç hoş karşılamadın. Dedin ki, hayatını İslam’a feda etmiş Bilal ile daha yeni Müslüman olmuş Ebu Süfyan nasıl bir olur? Ebu Süfyan Bilal’e hakaret eder de; vefakâr Muhammed, kendi hayat yoldaşı Bilal’i yalnız mı bırakacağı zan ediliyordu? Ya Muhammed! Sen ahdine/sözüne vefa gösterenlerin en hayırlısıydın. Her ne olursa olsun verdiğin sözü yerine getirmek vardı yanında. Şartların değişmesiyle, planladıklarına ulaşmanla, gücü elde etmenle verdiğin sözleri unutman ve yerine getirmemen senin kişiliğinde barınmazdı. En zor anında sana yardım edenlere verdiğin sözü, hayatının sonuna kadar yerine getirirdin. Akabe Biatinde, kendi aralarında parçalanmış, birbirini yiyerek tükenme noktasına gelmiş Medine halkının durumunu düzeltmek isteyen yurtsever /hamiyetperver altı Medinelinin “ Bizler sana yardım edip Mekke sistemine karşı amaçlarınıza ulaştıktan sonra ya bizi düşmanlarımızla baş başa bırakıp geri giderseniz?” dediklerinde sözüne sadakatin padişahı olan sen “Sizin kanınız, benim kanımdır; sizin affınız benim affımdır. Kabrim, sizin kabrinizin olduğu yerde olacaktır. Ben sizdenim, siz bendensiniz. Siz kiminle savaşırsanız ben de onunla savaşırım. Siz kiminle anlaşma yaparsanız ben de onlarla anlaşma yaparım” dedin ve hayatının sonuna kadar sözüne sadakat gösterdin. Ya Muhammed! Onlar sana dediler ki, anam babam sana feda olsun! Boşuna söylemediler, övgü olsun diye, laf olsun diye hiç söylemediler senin o yoldaşların. O yoldaşların seni çok iyi tanıyordu. Kendi ana babalarını sana feda edecek kadar seni tüm güzelliklerinle yakından tanımamış olsalardı, herhalde böyle söylemezlerdi. Kendimi onların yerine bırakıyorum: Şimdiki zamandan kendimi senin asrına, senin kişiliğine, senin hayallerine, senin önderliğine, senin zahmetlerine, senin sevdana, senin yoldaşlığına bıraktığımda, ben de diyorum; anam babam sana feda olsun, tüm dünya sana feda olsun ey Allah’ın Resulü! Çünkü seninle dünyamız güzelleşti, çünkü seninle cennet insanlara bu kadar yakınlaştı. Allah’ın selamı senin üzerine olsun, doğuşuyla kâinatımızı aydınlatan ey yüce Peygamber! Ti xeyr amey, rojê ameyişê Tû dinya, dinya rê pîroz bibo! T“Anam Babam Sana Feda Olsun Ya Resulullah!” Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd u senalar olsun ki, biz insanları kendi katından seçtiği peygamberlerden mahrum etmedi. Bu peygamberden biri ahir zaman peygamberi olan Hz. Muhammed Aleyhisselam’dır. Nidam O’nadır: Ya ahir zaman Peygamberi Muhammed(a.s)! Ne mutlu bize ki Rabbimiz, bizleri sana ümmet yaptı ve mahşerde senin sancağında bizi buluşturma umudunu kalbimize yerleştirdi. Eğer biz senden mahrum kalsaydık, muhakkak hüsrana uğrayanlardan olurduk. Yoldaşların sana derler di, anam babam sana feda olsun! Ben yıllarca o mübarek ve saf insanların kendi ana babalarını neden sana feda etmek istediklerini kavrayamadım. Ta ki seni anlayana kadar... O insanlara hidayet yollarını sen gösterdin. O insanları Xalıqlarına sen buluşturdun. O insanlara Allah sevdasını sen öğrettin. Sen o insanlara adalet içinde olmalarına ışık oldun. Kendi çocuklarını diri diri toprağa gömmelerine sen engel oldun; o suçsuz-günahsız kız çocuklarına sen şefkat gösterdin. Onları evlatlarına sevgi ile kucaklamalarına vesile oldun. Dünyanın ağır yükünü sen onlara hafifleştirdin. Acılarını dindirdin, gözyaşlarını sen sildin, o mübarek ellerinle. Zalimlerin şerrine ve zulümlerine karşı sen onları muhafaza ettin ve kendi yüreğini-cesaretini mazlumlar üzerinde kol-kanat gerdirdin. Sen onlara kardeş olmayı öğrettin, sen onlara mümin kardeşliğinin sıcak tebessümünü ve yardımını öğrettin. Sen onlara onurlu olmayı sağlattın; onlar ki onurlarını çok faydasız şeylere satmaya meyilli oldukları halde… Ya Muhammed, onlar ana babalarını sana feda etmeseydiler de kime etseydiler? Kime canlarını-ruhlarını-cananlarını feda etseydiler? Ya Muhammed, sen öyle bir güzel şekilde onları vahşetin çukurundan çıkarıp medeniyetin şahı olmaları ile onları şereflendirdin ki, dünya yüz yıllarca senin medeniyetin izini bulmak için çırpındığı halde, yine senin gibi ve sana layık bir daha o medeniyeti oluşturamadı ve belki de müjdelediğin ve soyundan gelen Mehdi (a.s) gelene kadar da oluşturma iradesini kendisinde bulamayacak. Ama sen 23 yıl gibi kısacık zaman diliminde şah-ı medeniyetin temellerini ve temsilcilerini insanlığa hediye ettin. Ya Muhammed, sen onlar için ve onlardan sonra gelecek tüm nesiller için hayatını feda ettin. Kovulduğunu bile bile çadırlara girdin, ret edileceğini bile bile yanlarına sokuldun. Taşlanacağını bile bile şehirlerine koştun. Hakaret edeceklerini bildiğin halde onlara her zaman “en güzel inanç ve yaşam yollarını” gösterdin. Kendinde sahte ve fani kibir adına hiçbir şey bırakmadın. Sen büyüklüğünü, insanlık adına zahmetlere katlanma ile insanlığa hakiki mutluluk yolunu göstermekle uygun buldun. Ya Muhammed! Sen o halkına, seni taşlayan, seni çadırından kovan, sana suikast düzenleyen, sana iftiralar atan, seni aç bırakan, sana zulüm eden, seni sürgün eden, seni ağlatan o halkına beddua etmedin, onların helak olması için Rabbine yalvarmadın. Sen dedin ki, bunlar cahil olmasalar, ben onları ateşten kurtarmak istediğim halde bana böyle yaparlar mı? Sen dedin ki, belki bunların evlatları arasında benim sözlerimin değerini anlayanlardan çıkar. O laf anlamazlara karşı sen tahammül ettin; sabır taşı oldun, ama hiç çatlamadın. Ya Muhammed! Sen yoldaşlarını çok severdin. Sen ağladın, onları ağlatmazdın. Sen aç kaldın, onları aç bırakmazdın. Sen işkence gördün, onlara işkence çektirmezdin. Sen yalnız kaldın, onları yalnızlığa mahkûm etmezdin. Sen onlardan almazdın, sen onlara verirdin. Sen uykusuz kalırdın, onları uykusuz bırakmazdın. Sen kendin için istemezdin, hep onlar için isterdin. Sen kendini tok etmezdin, onları tok etmek için çırpınırdın. Sen onlara kral-diktatör olmadın; kendini onlara kardeş, arkadaş, dost, yaren, hizmetkâr kıldın. Onlardan birini görmediğin zaman, onlara ne olduğunu merak ederdin. Onlar için sığınılacak şefkat ve merhamet yuvası idin. Bir serçe kuşunun yavruları için bıraktığı sımsıcak kanatlarının daha sıcağını sen, o evlerinden kovulmuş, eşlerinden ayrı kalmış, vatanından uzaklaşmış; aç ve açıkta kalan, düşmanların hedefi olmuş yoldaşların üzerine indirirdin. Onlara öyle sevdalıydın ki, o yoldaşlarının dertlerini düşünerek, bir hizmetçiyi bile kendi evine, kendi hizmetin için tutmaktan haya ederdin. Ya Muhammed! Sen yoldaşlarına karşı vefakâr oldun her zaman. Onların sana gösterdikleri vefayı, hiçbir şekilde karşılıksız bırakmadın. Yoldaşlarının emeklerine, fedakârlıklarına, zahmetlerine hep sahip çıktın. Bilalleri, Ammarları, Ebu Zerleri, Suheybleri ve diğer gariban yoldaşlarını, Mekke’nin eşrafı Ebu Süfyanlara hiçbir zaman tercih etmedin. O gariban dostlarının hatırını yüksekte tutarak, on yılların dostu Ebu Bekir’in yeni Müslüman olmuş Ebu Süfyan’a meyil etmesini hiç hoş karşılamadın. Dedin ki, hayatını İslam’a feda etmiş Bilal ile daha yeni Müslüman olmuş Ebu Süfyan nasıl bir olur? Ebu Süfyan Bilal’e hakaret eder de; vefakâr Muhammed, kendi hayat yoldaşı Bilal’i yalnız mı bırakacağı zan ediliyordu? Ya Muhammed! Sen ahdine/sözüne vefa gösterenlerin en hayırlısıydın. Her ne olursa olsun verdiğin sözü yerine getirmek vardı yanında. Şartların değişmesiyle, planladıklarına ulaşmanla, gücü elde etmenle verdiğin sözleri unutman ve yerine getirmemen senin kişiliğinde barınmazdı. En zor anında sana yardım edenlere verdiğin sözü, hayatının sonuna kadar yerine getirirdin. Akabe Biatinde, kendi aralarında parçalanmış, birbirini yiyerek tükenme noktasına gelmiş Medine halkının durumunu düzeltmek isteyen yurtsever /hamiyetperver altı Medinelinin “ Bizler sana yardım edip Mekke sistemine karşı amaçlarınıza ulaştıktan sonra ya bizi düşmanlarımızla baş başa bırakıp geri giderseniz?” dediklerinde sözüne sadakatin padişahı olan sen “Sizin kanınız, benim kanımdır; sizin affınız benim affımdır. Kabrim, sizin kabrinizin olduğu yerde olacaktır. Ben sizdenim, siz bendensiniz. Siz kiminle savaşırsanız ben de onunla savaşırım. Siz kiminle anlaşma yaparsanız ben de onlarla anlaşma yaparım” dedin ve hayatının sonuna kadar sözüne sadakat gösterdin. Ya Muhammed! Onlar sana dediler ki, anam babam sana feda olsun! Boşuna söylemediler, övgü olsun diye, laf olsun diye hiç söylemediler senin o yoldaşların. O yoldaşların seni çok iyi tanıyordu. Kendi ana babalarını sana feda edecek kadar seni tüm güzelliklerinle yakından tanımamış olsalardı, herhalde böyle söylemezlerdi. Kendimi onların yerine bırakıyorum: Şimdiki zamandan kendimi senin asrına, senin kişiliğine, senin hayallerine, senin önderliğine, senin zahmetlerine, senin sevdana, senin yoldaşlığına bıraktığımda, ben de diyorum; anam babam sana feda olsun, tüm dünya sana feda olsun ey Allah’ın Resulü! Çünkü seninle dünyamız güzelleşti, çünkü seninle cennet insanlara bu kadar yakınlaştı. Allah’ın selamı senin üzerine olsun, doğuşuyla kâinatımızı aydınlatan ey yüce Peygamber! Ti xeyr amey, rojê ameyişê Tû dinya, dinya rê pîroz bibo! |
|||||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
Allahu teala razı olsun değerlikardeşim emeğine yüreğine sağlık
![]()
__________________ |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| ^Alemlerİn Efendİsİne Mektup^ | rojekanu | Genel Kültür | 5 | 01-04-2008 10:27 PM |
| Sevgililer Günü . | bymatrix | Şiirler | 6 | 14-02-2008 11:14 PM |
| Kurban bayramı mesajları | ahmedo | Sms Sözleri | 15 | 18-12-2007 06:37 PM |
| aşk sözleri_4 | beklentisiz | Sms Sözleri | 0 | 14-02-2007 08:43 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.