|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||
|
Avrupa Kürtleri kimlik arayışında
İspanya’dan İsveç’e, bir milyonu aşkın Kürt yol ayrımında. Bir yandan Türkiye’deki her olayla doğrudan ilgililer, diğer yandan da geleceklerini Avrupa’da inşa ediyorlar. Kürt gençler, Kürtlük ile Avrupalılık arasında sıkışmış durumda. Kürt aydınlar ise Kürtlüğün geleceğinde Avrupa'da yetişen ‘Euro-Kürt nesli’nin etkili olacağı görüşünde. Aksiyon İngiltere, Fransa, Belçika, Almanya ve Romanya’da Kürtler’i araştırdı. “Avrupa maddi anlamda bize çok şey verdi, fakat alıp götürdüklerini hiçbirimiz göremiyoruz. Ev verdiler, maaş veriyorlar, imkanlarımız ülkemize göre çok çok iyi; ama burada tanımsız bir toplumuz. Biz bu topluma ait değiliz, çocuklarımız da bize yabancı büyüyor. Kürt olduğum için buraya geldim, ama çocuklarım Kürt mü, Türk mü, İngiliz mi belli değil.” Kuzey Londra’da Hackney Belediyesi’nin kendilerine tahsis ettiği evde eşi ve üç çocuğu ile birlikte yaşayan Günseli Doğan, 15 yıldır bulunduğu Londra ile ilgili izlenimlerini anlatmaya bu cümlelerle başlıyor. Babasının siyasi duruşu nedeniyle 16 yıl önce Kahramanmaraş’tan İngiltere’ye iltica etmiş. Malatyalı İsmet Doğan’la burada evlenmiş. Kürt-Alevi bir ailenin çocuğu. Kendisi kurslarda İngilizce öğrenmiş. Eşi İsmet günlük ihtiyaçlarını görecek kadar bile İngilizce bilmiyor; “Kebapçıda çalışıyorum, akşam kahveye gidiyorum. Evde de zaten Türkçe konuşuyorum. Alışveriş yaptığım yerlerin sahiplerini de Türk. Neden İngilizce öğreneyim ki?” diyor. Günseli-İsmet çiftinin çocukları Mazlum (3), Dilayla (9) ve Anıl (11) Londra’da doğmuş ve iyi derecede İngilizce biliyorlar. Türkçeleri aileden; ama anne babalarının ana dilini yani Kürtçe’yi hiç bilmiyorlar. Doğan ailesinin dedesi Ali Erdoğan, kendini Kahramanmaraş Elbistanlı Kürt-Alevi olarak tanımlıyor. Kürtçe’si Türkçe’sinden daha iyi. Kızı Günseli ile Kürtçe-Türkçe konuşabiliyor. Günseli kendi çocuklarıyla sadece Türkçe konuşurken, çocuklar ise kendi aralarında oyun oynarken bile İngilizce konuşuyor. Torunlar için Kürtçe yabancı bir kavram. Günseli Doğan, “Kurslar bedava, derneklere çağırıyorlar; fakat öğreneceklerini sanmıyorum. Bir sonraki nesil için Kürtçe gündemde olmayacak.” diyor. Çocuklarıyla iletişim kurarken yaşadığı zorlukların aslında tüm Kürt mülteciler için geçerli olduğunu söylüyor. Doğan ailesinin büyüğü Ali Erdoğan tam 16 yıldır Londra’da. Bir kez olsun ülkesine dönmemiş. Kürtler olarak bağımsız devlet taleplerinin olmadığını, sadece eşit haklara sahip bir toplum istediklerini anlatıyor. 40 yıllık bir süreç Doğan ailesi, Avrupa’da yaşayan 1 milyonu aşkın Kürt toplumunun üç kuşağını bünyesinde barındıran bir örnek. Çoğunluğunu Türkiye’den gelenlerin oluşturduğu Kürtler, Avrupa’nın her noktasına dağılmış durumda. 1960’larda “işçi” olarak Avrupa’ya ilk adımı atan Kürtler, o dönemde siyasi kutuplaşma olmadığından “gurbetçi” çatısı altında toplandılar. Her bölgeden insanımız Avrupa’ya gitmişti. Aynı camiyi, aynı kahvehaneyi kullandılar. 1970’lerde Türkiye’de yaşanan siyasi hareketlilik Avrupa’ya da sıçradı. Sol kimliği ağır basan örgütlenmeler gurbetçilerin arasını böldü. 12 Mart 1971 muhtırasıyla başlayan Kürt kimliğinin şekillenmesi, 12 Eylül 1980 darbesiyle zirveye çıktı. Bu tarihten itibaren Kürt kimliği ön plana çıktı. Türk mahalleleri zamanla yerini Kürt mahallelerine, Türk dernekleri Kürt derneklerine, bayramlar yerini kitlesel nevruz kutlamalarına bıraktı. Türkiye’de başlayan parti eylemleri, Avrupa’da da karşılık buldu. Irak ve İran’dan gelen Kürtler, Türkiye’den gelenlere katıldı. 1984-1989 arası hem Kürtlerin hem de Türk solunun yurtdışında yoğun biçimde örgütlendiği yıllar oldu. 1989’dan 1996’ya kadar uzanan dönemde hemen her gün gemi dolusu Kürt Avrupa’ya gitti. Özellikle partinin organize ettiği bu seferlerde binlerce insan bin ile 5 bin dolar arasında para ödeyerek ya da borçlanarak Avrupa’ya taşındı. Ekonomik sebeplerle yapılan ilticalar bile, siyasi bir kılıfa büründürüldü. Öyle ki Kürt olmayanlar da ‘Kürt olduğu’ gerekçesiyle iltica girişiminde bulundu. Gerek serokun yakalanması gerekse 1999’dan sonra ilgili ülkelerdeki mülteci yasalarının ağırlaştırılmasıyla bu göç dalgası giderek azaldı. Türkiye’deki reformları dikkate alan Avrupa mahkemelerinin “mülteci olmayı”yı geçerli görmemeye başlaması da bunda rol oynadı tabii ki. Bugün, mülteci statüsü kazanmış Kürtler, ‘aile birleşmesi’ yöntemiyle eş ve çocuklarını getirmeye çalışıyor. İspanya’dan Baltıklar’a Kürtler Avrupa genelinde en iyi örgütlenmiş azınlık. İspanya’dan Baltık Cumhuriyetleri’ne kadar her ülkede varlar. Örgütlenmelerde parti ve PSK (Kürdistan Sosyalist Partisi) ağır basıyor. Yüzde 80 oranıyla parti ezici bir üstünlüğe sahip ve Kürt olan herkesle ilgili. Bir de akademik çalışmalar yapan Paris Kürt Enstitüsü gibi kurumlar var. Kürt örgütlenmelerinde hiyerarşik bir yapı söz konusu. Almanya’da Yek-Kom, Fransa’da Feyka-Kurdistan, Hollanda’da Fed-Kom, İsviçre’de Fekar Kurdistan, Danimarka’da Fey-Kurd, İsveç’te Kürt Konseyi, Belçika’da Fek-Bel, Avusturya’da Fey-Kom, İngiltere’de Fed-Bir öne çıkan federasyonlar. Bunlar, Avrupa Kürt Dernekleri Konfederasyonu Kon-Kurd’a bağlı. 1993’ten beri faaliyette olan Kon-Kurd, 11 federasyonu bünyesinde toplayan geniş bir organizasyon. Kürt örgütlenmesinin yerel boyutunda her ülkede Kürt Dernekleri Federasyonu var. Alt birimler ise Mala Kurda (Kürt Evi) Halkevi, Kürt Gençlik Merkezi, Kürt İşçi Dernekleri, Ahmet Kaya Kültür Merkezi gibi isimlerden oluşuyor. “Kürt iş adamı” yanlış strateji Örgütlenmenin ekonomik boyutunu Karzas (Kürt İşverenleri Derneği) koordine ediyor. Merkezi Frankfurt’taki derneğin 13 ülkeden 350 üyesi var. Amaç, Kürt iş adamlarını tek çatı altında toplamak, aralarında işbirliğini artırmak ve yeni bir sermaye grubu oluşturmak. Dernek yöneticisi Hasan Yirik, üyelerinin yüzde 99’unun Kürt olduğunu, Kürt kimliğinin örgütlenmede belirleyici olduğunu; fakat sadece Kürtlerle iş yapmadıklarını söylüyor. Üyelerinin büyük bir kısmı gıda sektöründe olan Karzas’ın yönettiği fonun ortalama 1 milyar Euro olduğunu belirtiyor. Sadece İngiltere’de 6 bin civarında dönerci var ve çoğunluğu Kürt kökenli. Yıllık ciro 8-10 milyon sterlini buluyor. Kürtlerin yoğun olarak çalıştığı bir başka iş kolu ise marketçilik, toptancılık ve inşaat. Hepsinin ortak özelliği ise özel bir eğitim gerektirmeyen işler olması. Bu durumu Türk-İngiliz Ticaret Odası Başkanı Remzi Gür şöyle açıklıyor: “Büyük bir kısmı siyasi mülteci olarak gelmiş. Akrabalık ya da hemşehricilik ilişkileriyle atılıyorlar iş hayatına. Oturma izni yok, referans bulamıyor. Açtıkları iş yerleri ikinci sınıf. Böyle olunca da aynı kültürden insanlarla çalışıyorlar. Kabuğunu kıran iş adamı sayısı oldukça az.” Remzi Gür’e göre, bir sonraki nesil bu sorunları aşıp uluslararası standartlarda işler yapmayı başaracak. Aslında başarılı Kürt iş adamları var. Türk kamuoyunun yakından tanıdığı şairlerden Bejan Matur’un ağabeyi Ali Matur, Londra’nın en büyük yaş sebze-meyve komisyoncularından biri. Londra Hali’nin yönetiminde de olan Matur’a göre, ticarette milliyet ayrımı yaptıkları için Kürt girişimciler başarılı olamıyor. 8 yıl önce Londra’ya gelen Matur, önce halde amelelik yapar. Sonra işlerini büyütür ve halin yönetimine giren ilk yabancı olur. Bugün sahibi olduğu iki şirketle Londra’da yaklaşık 8 milyon insanın sebze meyve ihtiyacını karşılıyor. Kendisini, “Türkiye’yi en iyi şekilde temsil etmeye çalışan birisi” olarak tanımlayan Matur’a göre, Kürt toplumunun en büyük sorunu kabuğunu kıramaması: “Dil öğrenmiyor, yabancı toplumlarla diyaloğa geçmiyor. Uluslararası standartlara göre hareket etmediklerinden büyüyemiyorlar. Maalesef kimliğimiz gelişmemizin, entegrasyonumuzun önünde bir engel olarak duruyor.” Matur’a göre, ‘Kürt iş adamı’ yanlış bir strateji. Ticaretin dini, milliyeti olmaz Kürt kökenli olmasına rağmen Kürt kimliğinin ticari hayatta öne çıkarılmasının yanlışlığına değinen bir başka başarılı iş adamı ise Gama firmasının sahibi Ali Sancak. Gıda güvenliği konusunda hassas İngilizlerin büyük marketlerine Türk ürünlerini sokabilen tek iş adamı olan Ali Sancak, Türkiye’den getirdiği ürünleri “Turkish Quality” markası ile sergiliyor. Safeway’ın 35 şubesinde ayrı bir stand açan Sancak, benzerlerini çok yakında Morrisson mağazalarında da açacak. İngiltere’ye ticaret amacıyla geldiğini ve iktisat mezunu olduğunu söyleyen Ali Sancak, “Eğer bulunduğunuz ülkenin şartlarına göre hareket eder, standartlara göre mal sunarsanız başarılı olmanızın önünde hiçbir engel yoktur. Fakat bizim insanımız ülkemizde ne kadar bozuk ve kötü mal varsa onları satmaya çalışmış. Küçük düşündükleri için de sadece birbirlerine mal satmışlar.” diye özetliyor mevcut durumu. Yanında İngilizler dahil 50 işçi çalıştırıyor. Yılda 10 milyon sterlinin üzerinde ciro yapan şirketi ile yakında İrlanda’ya Türk bayraklı ürünleri satmayı hedefliyor. Ali Sancak “Ticaretin dini, milliyeti olmaz. Eğer sadece bir kesimi referans alırsanız küçük kalmaya mahkumsunuz. Bizim insanımız da bunu yaptı maalesef.” diyor. Bugün genelde gıda sektöründe çalışan Kürtler 1980’lerin ikinci yarısına kadar tekstil sektöründe de vardı. Özellikle Fransa’da 1989’a kadar tekstille uğraşan Kürt göçmenler, bu sektörün Kuzey Afrika ülkeleri ve Çin tarafından istila edilmesi üzerine başka alanlara yöneldi. Bugün Fransa’da kebap ve inşaat alanında çalışıyorlar. Paris ve çevresinde bin 200 ayrı inşaat şirketi Kürt girişimciler tarafından işletiliyor. Fakat hemen hepsi taşeron. İngiltere’de, başında Kürtlerin olduğu, kayıtlı 20 bine yakın işletme var. Fransa genelinde de 3 bin 600 restoran. Almanya genelinde ise ‘imbis’ olarak adlandırılan küçük restoran ve işyerlerine kaymış. Tekstil sektöründe çalışan Selim Yağcı, günde 14 saat çalışıp ancak fason işler alabildiğini anlatıyor. Yağcı’ya göre, Fransa’da yaşayan Türkiye kökenliler arasında keskin ayrımlar yok. Fakat bazı çevreler ‘varmış’ gibi göstermeye çalışıyor: “7 yaşıma kadar sadece Kürtçe konuştum. Ama Türk-Kürt ayrımına inanmıyorum. Dünya kapılarını açarken kapıları kapatmak, ayrılık tohumları ekmek kimin çıkarına?” Aynı bölgede tekstil atölyesi işleten Çeçen Üstüner, Mardin’den 1983 yılında göçmüş. Fransa’da doğan çocukları neredeyse Türkçe bilmiyor ve Kürt kimliğinin alt kimlik olarak kaldığını söylüyor. Londra’daki halkevi, komuta merkezi gibi Avrupa’dakilerin günlük hayatı iş, ev, dernekler arasında geçiyor. Londra Halkevi, Avrupa’daki en eski Kürt derneklerinden biri. Duvarlarda başkan posterleri ve parti bayrakları yer alıyor. Kürt toplumunun koordine edildiği bir komuta merkezi gibi. Buraya gelenlerin, parti sempatizanı olduklarını, başkana bağlılıklarını saklamak gibi bir çabası yok. Merkezin Müdürü İbrahim Doğuş’a göre burası, İngiltere genelinde yaşayan 250 bin kişi (Bu noktada şunu söylemek lazım. Resmi olarak ülkede bulunan Kürtlerin sayısı bilinmediği için her derneğe göre rakamlar farklı olabiliyor. Kemal Burkay taraftarı olan PSK’ya göre İngiltere’de 80 bin Kürt yaşıyor.) için bir nevi ‘elçilik’ görevi yapıyor. Bin 900 kişi üye, 6 bin kişi kayıtlı, 32 bin kişi düzenli olarak Halkevi’nin faaliyetlerine katılıyor. Kürtçe, İngilizce, tiyatro, folklor kursları veriliyor. Ahmet Kaya’nın odası Paris’te İbrahim Doğuş, toplumun bütün sorunları ile ilgilendiklerini, halkevindeki çalışmalardan İngiliz hükümetinin çok memnun kaldığını söylüyor. Gerçekten yerel hükümetler halkevi ile sıkı bir diyalog içinde. İngiliz eğitmenler ders veriyor, yerel yönetimler mali destekte bulunuyor. Hatta birçok Kürt derneğinde çalışan personel, maaşını yerel yönetimlerden alıyor. Halkevi yönetimi ulusal hükümet ve medya ile de iyi ilişkiler içinde. İstanbul’daki patlamalardan sonra BBC, halkevinden yayın yapmış. Doğuş, bu durumun diğer Türk dernekleri tarafından protesto edildiğini, kendilerinin ise Türklerin, Kürtlerin, Azerilerin temsilcisi olmaya çalıştığını söylüyor. Paris’teki en büyük Kürt derneği Ahmet Kaya Kültür Merkezi. Diğerlerinde olduğu gibi burada da parti ve başkan ön planda. Merkezin sorumlusu Mehmet Çiçek, Fransa genelindeki Kürtlerin yüzde 70’inin mülteci olduğunu söylüyor. Merkez daha önce Kürt Evi adıyla hizmet verirken, Ahmet Kaya’nın ölümünden sonra buraya sanatçının adı verilmiş. Hatta Ahmet Kaya’nın evindeki odası buraya taşınıp müze haline getirilmiş. Çiçek’in verdiği bilgiye göre Paris’te 80 bin, Fransa genelinde de 130 bin civarında Kürt var. Mehmet Çiçek, Kürt toplumu için bir nevi danışma merkezi olarak hizmet verdiklerini söylüyor. Benzer dernekleri Avrupa’nın büyük kentlerinde görmek mümkün. Berlin ve Frankfurt gibi büyük şehirlerde birden fazla merkez var. Berlin’deki “Mala Kurda” en sık uğranılan yerlerden biri. Fiziki olarak diğer merkezlere çok benziyor. Merkezin yöneticilerinden ve aynı zamanda Yek-Kom Meclis Üyesi İsmail Parmaksız’ın verdiği bilgiye göre Berlin’de 60 bin civarında Kürt yaşıyor. Bunların yüzde 60’ı parti yanlısı larda Almanların eylemleri yasaklaması, faaliyetlere katılanları cezalandırması sebebiyle derneklere gelip gidenlerin sayısı azalmış. Parmaksız, “Kürtlerin Öcalan’ı sevmeleri, partili kadar normal bir şey olamaz.” diyor. Kürt kimliğini canlı tutmaya çalışıyor Almanya, Avrupa’ya taşınan Kürtlerin ilk ayak bastıkları yer olduğundan buradaki kurumlar daha derli toplu. Ekonomik açıdan daha geniş bir alana hitap ediyor. Köln’deki Kürt Kültür Sanat Merkezi (Baran Kültür Evi olarak da biliniyor) Avrupa’daki Kürtlerin sanat akademisi gibi çalışıyor. Avrupa genelindeki kültürel faaliyetlerde sahne alan sanatçıların yetiştiği, organize edildiği kurumun başında Fuat Kav bulunuyor. Çoğu Diyarbakır’da olmak üzere 20 yıl cezaevinde yatmış. Kültür merkezi için “Avrupa’ya göç etmiş Kürtlerin kendilerini kültürel ve sanatsal düzeyde ifade etme yeri.” diyen Kav, Avrupa’daki Kürtlerin parti tizanı olmasını ‘normal’ karşılıyor. Ailesi politize olmuş çocukların Kürt bilinciyle büyüdüğünü; sadece para kazanmak için Avrupa’ya gelenlerin çocuklarının tamamen asimile olduğunu söylüyor. Köln’deki Kültür Merkezi, Kürt gençlerinin kimliğini canlı tutmak için çalışıyor. Kurslar, dersler veriyor; ücretsiz konserler ve tiyatro çalışmaları düzenliyor. Hatta yeni nesil Kürtlerin Alman eğlence mekanlarına gitmelerini engellemek amacıyla geleneksel Kürt oyunlarıyla modern disko müziklerinin birleştirildiği ‘Çepki Party’ler organize ediyor. Kültür Evi aynı zamanda Kürt medyası için paket programlar da hazırlıyor. Hatta ilk uzun metrajlı Kürt dizisi, “Feleğin Avlusu” bu merkezin desteğiyle Hayri Doğan tarafından çekiliyor. Ancak, ortaya konan ürünlerde bir bakıma “sanat parti içindir” görüşü hakim. Merkezin yeni nesil sanatçılarından Zarife Zerin, 12 yaşından beri konserlerde sahne aldığını; fakat yaptıkları müziğin ideolojilerin kurbanı olduğunu düşünüyor. “Konser olduğu için konser vermedik.” diyen Zerin’e göre, ideolojilerden uzaklaştıkça müzik hak ettiği yeri almaya başlıyor. Avrupa’daki Kürtler üzerinde etkili diğer iki örgütlenme, Kemal Burkay önderliğindeki Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) ve akademik çalışmalar yapan Kürt Enstitüleri. İsveç’te yaşayan Kemal Burkay taraftarları Komkar adı altında örgütleniyor. Aynı zamanda Avrupa’da kurulan ilk Kürt derneği olan ve 30 ayrı şubesi bulunan Komkar’ın genel merkezi Köln’de. Londra’da ise büroları var. Halkevi’nde daha çok Roj TV izlenirken, burada ise Kuzey Irak merkezli yayın yapan Kürt Sat tercih ediliyor. Merkezin müdürlüğünü Erdal Dersimi yapıyor. Entelektüel kesim Irak’tan Örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle hakkında 12 yıl hapis cezası kesinleşince İngiltere’ye iltica eden Dersimi, Komkar’ın Kürt Danışma Merkezi adı altında çalıştığını söylüyor. “Prensip olarak herkese kapımız açık.” diyen Erdal Dersimi’nin verdiği bilgiye göre 700’e yakın üyeleri var ve her üye ayda 5 sterlin aidat ödüyor. Asıl giderler ve personel maaşları İngiliz hükümeti tarafından ödeniyor. Dersimi, “Kürt halkına en büyük zararı parti vermiştir. 20 yıllık silahlı mücadelede Kürtlerin tüm eğitimli kesimi ölmüş, cezaevlerinde çürümüştür. partİ arupa’da terörist ilan edilmesi de bütün Kürtlerin terörist ilan edilmesi anlamına geldi.” diyor. Avrupa’daki Kürtlerin entelektüel kesimi genellikle Suriye ve Irak’tan gelmiş. Paris ve Berlin’deki Kürt Enstitüleri’nde bu iki ülkeden gelmiş Kürtler dikkat çekiyor. Berlin Kürt Enstitüsü’nün 1994’ten beri başkanlığını yürüten M. Emin Peneweni Irak Kürtlerinden. Şair ve yazar olan Peneweni, Mustafa Barzani’nin peşmergeliğini yaptıktan sonra 1993’te Almanya’ya iltica etmiş. Buradaki Kürt hareketine katıldıktan sonra entelektüel çalışmalar yapacak bir merkeze ihtiyaç olduğuna karar vererek Berlin Kürt Enstitüsü’nü kurmuş. Kürtçe ve Kürt tarihi üzerine çalışmalar yapmak üzere harekete geçtiklerini anlatan Peneweni, doğrudan parti yada başka bir örgüt tarafından baskıya maruz kalmadıklarını; fakat tabandan örgüt söylemlerini dile getirenlerin olduğunu söylüyor. Kürt dili üzerine çalışan merkezde açılan kurslardan sertifika alan 60 öğretmen, bugün Alman okullarında Kürtçe dersi veriyor. Merkezin süreli yayınları yanında Kürtçe gramer kitapları da var. Her yıl dünyanın değişik ülkelerinde konferanslar düzenleyen merkez Kürt tarihi çalışmaları da yapıyor. Peneweni’ye göre Avrupa’daki Kürtlerde üst düzey bir Kürt bilinci oluştu. Hedeflerinin Kürtler arasında dil birliği sağlamak olduğunu söyleyen Penewiye göre, önümüzdeki 5 yılda Kürtler arasında devletleşme süreci tamamlanacak. Kendal Nezan: İlânın Zanalarla ilgisi yok Son günlerde Türkiye’de gündeme gelen ilân krizinin mimarı Paris Kürt Enstitüsü, 1983’te kuruldu. Enstitünün başkanlığını uzun yıllardır Kendal Nezan yürütüyor. Paris’le birlikte bugün İstanbul, Brüksel, Berlin, Stockholm, Tahran ve Washington’da Kürt enstitüleri faaliyette. Paris’teki enstitüde sokağa hitap eden çalışmalar yanında Kürt dili ve tarihi üzerine çalışmalar yapılıyor. Kendal Nezan, ilân olayını “Zanalarla ilgisi olmayan 7-8 aylık bir çalışma. Bazı konuların tartışılması gerekiyordu. İlân da bunun için yapıldı.” sözleriyle değerlendiriyor. Enstitünün yöneticilerinden Kamuran Jikikan kurumun akademik çalışmalar yapmak amacıyla kurulduğunu söylüyor. 23 yıldır Fransa’da yaşayan ve 2001’den beri ‘Avrupa’daki Kürtlerin hukuk sorumluluğunu yürüten Jikikan, “Biz Kürtler bir milletiz ve halkımız hakkında akademik çalışmalar yapmak zorundayız. Enstitüde, sosyal bilimler, dil ve edebiyat, örf adet ve müzik, insan hakları, entegrasyon gibi beş bölüm var.” diyor. “Kürtlerin İncil’i olacağız” Avrupa’daki Kürtler arasında iletişimi Kürt medyası sağlıyor. Medya’nın ağır topu Brüksel’den yayın yapan Roj TV. Çok iyi teknik imkanlara sahip kanalda, ağırlıklı olarak Kırmanci, zaman zaman da Surani, Zazaki lehçelerinde yayın yapılıyor. Türkçe yayınların da olduğu televizyonda haber ve tartışma programları ön planda. 77 ülkeden izlenebilen kanalın yönetim kurulu üyesi Sabri Ağır, “Kürtler Roj TV sayesinde birbirini anlamaya başladı. Almanların dil birliğini İncil sağlamıştı. Bizimkini de Roj TV sağlayacak.” diyor. “parti’nın televizyonu” olarak adlandırıldıklarını fakat bunun ‘yargısız infaz’ olduğunu belirtiyor. partiye yakın durduklarını inkar etmiyor. Ağır’a göre, her kesimden insana konuşma imkanı veriliyor; fakat kendilerine dolaylı bir sansür uygulanıyor. Davet ettikleri kişiler programa katılmıyor, hatta telefonla bile görüş vermiyor. “Dolayısıyla, haberler tek taraflıymış gibi gözüküyor.” diyor Sabri Ağır… Reklam gelirlerinin binde bir civarında olduğunu, aylık 1 milyon Euro giderleri bulunduğunu söyleyen Ağır, “Halkın bağışlarıyla ayaktayız.” diyor. Ülkede Özgür Gündem, Mezopotamya Haber Ajansı, Özgür Politika gibi günlük haber akışını sağlayan yayınlar, Rojname gibi internet portalları, Med TV ve Roj TV gibi televizyon yayınları yanında değişik ülkelerde çeşitli periyotlarda yayın yapan radyolar var. Medya değişik ülkelerde yaşayan Kürtler arasında birlikteliği sağlıyor. Ayrıca, Özgür Politika, başkan görüşlerini avukatları aracılığı ile düzenli olarak aktarıyor. Euro Kürtler geçiş dönemini yaşıyor Avrupa’daki yeni nesil Kürtler bugün çok ciddi bir kimlik sorunuyla karşı karşıya. Birinci ve ikinci nesil genelde yaşadığı ülkenin dilini öğrenmiyor. Kapalı bir toplum yapısı söz konusu. İş saatleri dışında vaktin çoğu, insanların hayat tarzına göre camide, kahvehanede ya da meyhanede geçiyor. Çobanlık yaparken İngiltere’ye iltica eden ve 15 yıldır Londra’da düğünlerde sahne alan Müslim Çalgın (Keke Bar’ın sahibi), Kürt toplumunun dar bir çerçevede yaşadığı için kültürel olarak bu ülkeye uyum sağlayamadığını söylüyor. Londra Halkevi yöneticilerinden Aysel Güler de Kürt gençlerinin kimlik bunalımında olduğunu doğruluyor. 10 yıldır İngiltere’de yaşayan Güler, “Yeni nesil okulda dil öğreniyor. Sokakta farklı bir yaşam tarzı var. Evine döndüğünde ise bambaşka bir dünya ile karşı karşıya. Üç farklı kültür arasında kalıyor çocuklar. Bağ kurulamazsa aileden tamamen uzak duruyorlar.” diyor. Avrupa’da yaşayan eski nesil nasıl yaşadığı ülkenin dilini bilmiyorsa, yeni nesil Kürtçe’yi bilmiyor. Eskiler, Kürtçe konuşuyor; fakat sonradan gelen ya da bulundukları ülkede doğan çocuklar ise Türkçe konuşuyor. Türkçe, Türkiye’den gelen Türklerle Kürtlerin ve Kıbrıslı Türklerin ortak dili adeta. Çocuklar arasında Kürtçe öğrenme istatistiklere göre oldukça düşük. Hatta bu yüzden dede ile torun, anne ile çocuk arasında kriz yaşanıyor. Yeni nesil Kürtçe bilmiyor İbrahim Doğuş bu durumu şöyle açıklıyor: “Aileler, Türkiye’ye döndüklerinde sıkıntı yaşamasın diye çocuklarına öncelikle Türkçe öğretiyor. Ayrıca bir dilin ekonomik olması lazım. Maalesef Kürtçe ekonomik bir dil değil. Kurslar var, okullarda dersler veriliyor ancak çok talep görmediği de bir gerçek.” Aysel Güler’e göre, Kürt aileler kendi sorunlarıyla boğuşmaktan çocuklarına bakmaya fırsat bulamadı. Londra’daki halkevi gençlere sahip çıkmak amacıyla bir gençlik merkezi kurmuş. Amaç, Kürt çocuklarıyla tek tek tanışıp onların sorunlarıyla ilgilenmek. İbrahim Doğuş, “Bunun karşılığını aldık ve suç oranı yüzde 67’den yüzde 30’a düştü.” diyor. Doğuş ve ekibinin bu çalışması yerel yönetimden de destek görüyor. Dede ile torun anlaşamıyor Aslında bu sorun sadece İngiltere’ye has bir durum değil. Fransa ve Almanya’da da yeni nesil Kürtçe öğrenmiyor. Paris Ahmet Kaya Kültür Merkezi Müdürü Mehmet Çiçek, bu ülkede doğan Kürt çocukların önce Fransızca, sonra da Türkçe öğrendiğini söylüyor. Kürtçe ise ancak kurslar vasıtasıyla öğretilmeye çalışılıyor. Köln’deki Baran Kültür Merkezi Müdürü Fuat Kav Kürtçe’ye olan ilgi ya da ilgisizliğin ailenin siyasi olup olmamasına bağlı olduğunu söylüyor. Politize olmuş ailelerin Kürtçe konuştuğunu, çocuklarına Kürtçe’yi öğretmeye çalıştığını anlatan Kav, diğer ailelerde Kürtçe’nin tamamen kaybolmaya yüz tuttuğunu belirtiyor. 1998’den beri Alman okullarında Kürtçe ve Türkçe dersleri veren Mahmut Aydın çoğu Kürt gibi siyasi nedenlerle Avrupa’ya gelmiş. Mahmut Aydın gibi 28 öğretmen Almanya’da Kürtçe öğretiyor. Dersler normal okul müfredatı içerisinde kabul ediliyor ve seçmeli olarak okutuluyor. Ancak dersler puanlamayı etkilemiyor. Bochum ve Dortmund’daki iki okulda toplam 50 öğrencisi olan Mahmut Aydın’a göre, Kürt çocukları bunalım içinde ve bu sorunu aşmada eğitime büyük sorumluluk düşüyor: “Kürtlerin büyük bir kısmının eğitim seviyesi düşük. Dolayısıyla eğitimin önemli olduğuna inanmıyor. Evde dedenin konuştuğu dili, bulunduğu ülkenin lisanını öğrenen torun anlamıyor. Üç beş kelime İngilizce ya da Almanca, birkaç kelime Türkçe ve biraz da Kürtçe ile konuşuyor. Eve farklı bir kültür hakim. Sokakta ise farklı bir dünya var. Çocuklar bazen kültürünü reddetmeye kadar götürüyor.” Kurslara giden kişi sayısının birkaç bini geçmediğini, yakın bir gelecekte Kürtçe’nin kullanım alanının daralacağını söylüyor Mahmut Aydın. Çare olarak da kültürel faaliyetlerde bulunan sivil toplum kuruluşlarını gösteriyor. İsmail Parmaksız ise farklı düşünüyor. Ona göre, son yıllarda Kürt gençleri arasında Kürtçe öğrenme isteği arttı. Burada yetişen Kürtler Avrupa’nın geleceğinde etkin rol alacak. Mülteciler arasında dil öğrenmeme konusunu İbrahim Doğuş, “20 yıldır burada olduğu halde dil bilmeyen aileler var. Kimse buraya entegrasyon için gelmedi. Hemen döneceğiz diye düşündüler. Sonra gettolaşma yaşandı. Bu kez dil öğrenmeye ihtiyaç kalmadığı düşünüldü.” sözleriyle açıklıyor. Parçalanmış aileler çok fazla Kürtlerin sadece dil problemi yok. Aile içi sorunlar da ciddi bir sıkıntı kaynağı. Dışarı giden Kürtlerin bir süre sonra Türkiye’den yakınlarını getirdiğini, ekonomik sıkıntılar sebebiyle sosyal sorunların pek göze batmadığını anlatan Aysel Güler, “Halbuki Avrupa ülkeleri son derece sosyal. Eşler, buraya gelince bakıyor, devlet ev ve maaş veriyor. Kocasına artık katlanmıyor. En küçük bir olayda boşanıyor. Kürtler arasında parçalanmış aile oranı çok yüksek. Önceleri sadece Türkiye’den ve mutlaka aynı mezhepten olanlarla evleniliyordu. Fakat bugün başka milliyetten hatta başka dinden olanlarla bile evlilikler yapılıyor. Aileler de bu durumu kabullenmeyince çocuk evden ayrılıyor.” diyor. Kürt toplumunda boşananların sayısında ciddi artış var. Halkevinde konuştuğumuz Günseli Doğan, mülteci gelinlerin dil öğrenmediği için ciddi sorun yaşadığını, çocuklarıyla iletişim kuramadığını söylüyor. Kağıt üzerinde boşanmalar da artmış durumda. Çünkü belediye ayrılmış eşe aylığı yaklaşık 800 sterlin olan ev ve her hafta düzenli harçlık veriyor. Belediyeden alınan ev kiraya verilip eşin yanına taşınılıyor. Fakat bu sırada bazen kağıt üzerindeki boşanma gerçeğe dönüşüyor. Kürt toplumu, yasal sorunlarını İngiliz kurumlarıyla değil kendi içlerinde kurdukları bir başka yöntemle çözüyor. Yine burada halkevi devreye giriyor. Hukuki yazışmaları onlar adına takip ediyor, başvuruları yapıp cevapları tercüme ederek ilgilisine ulaştırıyor. Hatta Kürtler arasındaki anlaşmazlıkları da halkevinde oluşturulan barış komitesi çözüyor. Çoğunluğun mülteci ya da yasak statüsünün belli olmaması nedeniyle bu tip kurumlara çok iş düşüyor. Komite, bugüne kadar 800’den fazla olayla ilgilenmiş. Çözüm aranan konuların başında yüzde 80’le geçimsizlik ve boşanmalar geliyor. devam edecek |
|||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
Fransız Kürtleri ‘beyaz yakalı’
Paris Kürt Enstitüsü’nden Kamuran Jikikan, genç Kürtlerin bir önceki nesle göre daha eğitimli olduğu kanaatinde. Yabancılarla yapılan evliliklerin uyuma pozitif etki yaptığını söyleyen Jikikan, “Bütün Kürt çocukları okula gidiyor. Kürtlüğünü aileden ya da derneklerden öğreniyor. Türkiye ya da Türkçe onlar için yabancı kalıyor. Fransızca ve Kürtçe bilenler daha çok. Beyaz yakalı Kürtler giderek artıyor. Bugün sadece Fransız üniversitelerinde okuyan 600 kadar hukuk öğrencisi var.” diyor. Paris’te hukuk okuyan Rusen Werdi, Kürtçe’yi anlayabildiğini, Türkçe’yi bildiğini; fakat Fransızca’yı tercih ettiğini söylüyor. Werdi’ye göre, Kürtçe bilmesi Fransız Dışişleri Bakanlığı’nda iş bulmak için önemli bir referans. Beyaz yakalı Kürtler iki bölümde değerlendirilebilir. Birincisi, zaten beyaz yakalı olup darbe sonrasında Avrupa ülkelerine gidenlerden oluşuyor. Bu grup gittiği ülkelerde üniversite ya da sanat çevrelerine dahil oldu. Bugün Fransa’da tanınan Kürt ressamlardan Ziya Aydın bu gruptan. Tuncelili ve 1980’den sonra Paris’e gelmiş. Paris Üniversitesi’nde resim ve vitray dersleri veriyor, yılda en az iki sergi açıyor. Ziya Aydın, “Buraya ilk gelenler uyum için gelmedi. Kürtler hâlâ köylü bir toplum. Ancak, çocukları Avrupa’ya uyum sağlar.” diyor. Avrupa’da büyüyen Kürt gençlerin kendi dillerini unutacağını iddia eden Aydın’a göre Kürtçe tehdit altında. Aynı kanaati, Rouen Üniversitesi Öğretim Üyesi Salih Akın da paylaşıyor. “Özel kurslarla bu iş çözülemez.” diyen Akın, kurslara ilginin olmamasını halkın bu kursları ‘tuzak’ olarak görmesine bağlıyor. Beyaz yakalı Kürtlerden biri de Fransız TV5 için çalışan Demet Korkmaz. Korkmaz, Elbistan kökenli bir ailenin Fransa’da büyüyen 5 çocuğundan biri. Kendini “Kürt kökenli Fransız vatandaşı” olarak tanımlıyor. Kardeşlerden Türkiye’de büyüyenler, Fransızca, Kürtçe ve Türkçe; kendisi gibi Fransa’da büyüyenler ise Fransızca, Türkçe biliyor. Son yıllarda Avrupa’daki Kürtlerde bir rahatlama olduğunu belirten Korkmaz, “Önceden ailemle birlikte yürüyüş ve toplantılara katılırdım. Şimdi, arkadaşlarımla sadece aile düğünlerinde görüşebiliyorum.” diyor. Kürtler arasında özellikle Alevi olanların Türkçe konuşmayı tercih ettiğini söylüyor: “Entegrasyonu özellikle çocuklar yaşıyor. Aileler de çocuklara uyum sağlamaya çalışıyor. Uyum sağlayamazsa kızlar evden kaçıyor. Burada büyüyen çocuk, babası gibi kebapçı annesi gibi ev kadını olmak istemiyor.” Yetişen yeni nesil Euro Kürtler Toplu olarak gidilen Almanya’da Kürtlerin çoğu işçi… Yazar, çizer, sanatçı ya da politikacı yok denecek kadar az. Fransa ve İsveç entelektüel birikime sahip iki ülke. Romanya ve Balkan ülkelerinde ise daha çok suça kaymış durumdalar. Romanya, Avrupa’ya kaçışlarda geçiş noktası olarak kullanılıyor; çünkü yakın zamana kadar Türklere vize uygulamıyordu. İstasyon görevi gören Romanya bugün Kürt neslinin suça en meyilli bölümünü oluşturuyor. parti şehir merkezinde kamp açabiliyor, çeteler esnaflardan alenen haraç toplayabiliyor. Almanya’daki Kürt kökenli siyasetçilerden biri Evrim Baba. 1971’de Varto’da doğan ve 8 yaşında Almanya’ya gelen Evrim Baba, 1999’dan beri Alman meclisinde vekil. “Annem babam Kürt, fakat kendimi Alman milletvekili olarak tanımlıyorum.” diyen Baba’ya göre Kürt toplumu içerisinde eğitim seviyesi giderek yükseliyor. Bu da çok sayıda okumuş ve kültürlü Kürt aydınının yetişmesine sebep olacak: “Bir Euro Kürt gençliği yetişiyor. Dil bilen, iyi eğitim almış. Sinemada, tiyatroda gelecek vaat eden arkadaşlar. Bu kuşak gelecekte belirleyici olacak.” Evrim Baba’nın tarif ettiği ‘Euro Kürt’ kuşağın temsilcilerinden biri Paris’te yaşayan Oturan ailesi. Kimya profesörü Mehmet Ali Oturan, Tuncelili ve Kürt-Alevi. 12 Eylül döneminde devlet bursu ile geldiği Fransa’da kalıcı olmuş. Eşi Nihal Hanım Tatar kökenli ve Sünni. Bu durum ailede pek dert edilmemiş. Prof. Dr. Oturan’a göre toplumda Kürt-Türk ayrımı çok keskin ve siyasi konjonktüre göre değişiyor. “Üçüncü nesil şiddete başvurabilir” Kendisi Zazaca biliyor; ama eşi ve çocuklarıyla Türkçe konuşuyor. Çocukları İngilizce, İspanyolca ve Fransızca’yı çok iyi konuşuyor. Kürtçe öğrenmek gibi bir talepleri yok. Prof. Oturan’a göre Kürtçe üzerindeki yasaklar bu dili cazip kılıyor, eğer yasaklar kalkarsa dile talep de azalacaktır. “Kürtçe kaybolmaz ama geniş kitlelere de yayılamaz.” diyor. Çocukları Senem, İris ve Dilan Fransa’da doğmuş. Kızı Senem üniversitede hukuk ve tarih okuyor. Kendini “Kürt kökenli Fransız” olarak tanımlasa da Fransız yanının ağır bastığını söylüyor. Çok kültürlülüğe inandığını anlatan Senem, “Aileleri baskı yapmayan çocuklar çok daha çabuk uyum sağlıyor. Ama ailesinden baskı görenler gerçek düşüncelerini söylemiyor, hatta başka milletler ve dinlerden arkadaşlarını bile açıklayamıyor.” diyor. Avrupa’da yaşayan Kürtler geri döner mi? Bu konuda işçisinden akademisyenine kadar herkesinden görüşü ortak: “Dönüş zor. En fazla yüzde 10’u döner.” Milletvekili Evrim Baba, siyasi nedenlerle gelenlerin ‘bir ihtimal’ dönebileceğini fakat işçi ailelerinin dönmesinin söz konusu olmadığını söylüyor. Gerçekten de Kürtler arasında Türkiye’ye dönüş alternatifler arasında son sırada. Artık bütün planlar bulundukları ülkeler üzerine yapılmış. Evler alınmış, iş yerleri açılmış. Hatta Kamuran Jikikan gibi mezarını bile satın alan Kürtler var. Ancak, Avrupa’da yaşıyor olsalar da herkesin gözü kulağı Türkiye’de. Uydudan siyasi gelişmeleri takip edip ona göre pozisyon alıyorlar. Paris Sosyal Bilimler Yüksek Etütler Okulu Öğretim Üyesi Hamit Bozarslan’a göre, Avrupa’daki Kürtlerin geleceği tamamen Ortadoğu’da meydana gelecek değişikliklere bağlı. Avrupa’daki Kürtler arasında ‘aidiyet’ bilincinin geliştiğini, ortak tarih, ortak bir dil ve kültürün oluştuğunu söyleyen Bozarslan’a göre, Türkiye’de yaşanan pozitif ya da negatif her türlü hareket buraya da yansıyor. Bugün var olan esnekliğin olumlu adımlara bağlı olduğunu, bir dönem Avrupa’nın içinde parti seferberliği ilân edildiğini hatırlatıyor. Üçüncü neslin nasıl davranacağı konusunda şimdiden bir öngörüde bulunmanın mümkün olmayacağını söyleyen Bozarslan, “Pozitif gelişmelere bağlı olarak daha eğitimli bir Kürt nesli oluşabileceği gibi, Ermenilerde olduğu gibi şiddet yanlısı bir üçüncü nesil de yetişebilir. İnsanlar 4 dil bilir, Avrupalı gibi büyür ama yine de şiddet yanlısı olabilir. Bu tamamen Ortadoğu’da meydana gelecek gelişmelere bağlı.” diyor. NEZAN* : FEDERASYON TARTIŞILMALI (* Paris Kürt Enstitüsü Başkanı) Avrupa'da yaşayan Türkiye Kürtlerinin politizasyonu hakkında bir değerlendirmede bulunmak zor. Fakat yüzde 70'i Kürt kimliğinin farkında. Eğer örgütlü bir politizasyon hakkında konuşmak gerekirse bu rakam yüzde 15'tir. Bugün Avrupa'da Kürt nüfusu giderek artıyor. 1970'lerde Fransa'daki Kürt sayısı 100'ü bulmazken bugün 150 bini geçiyor. Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki sorunlar çözülmediği sürece bu göç devam edecektir. Geri dönüş ise mümkün değil. Bu nedenle Kürtler hızlı bir bütünleşme sürecine girip, Avrupa'nın özgürlük ortamında hem yaşamlarını yeniden kuracaklar hem de ikinci kuşak eğitim yoluyla yükselme ve kendini kabul ettirme yoluna gidecektir. Bugün sadece Fransa'da 14 doçentimiz, çok sayıda mühendis, avukat, yazar ve sanatçımız var. Bunlar Kürtçe'yi unutsalar bile Kürtlüklerini unutmayacaklar. Mesela Maurice Bejart, Kürt'tür, Kürtçe bilmez ama her ortamda kendini Kürt olarak tanıtır. Avrupa'daki Kürt topluluğu kısa sürede etkili bir Kürt lobisi oluşturup AB'nin Türkiye ve Ortadoğu'ya ilişkin politikalarını etkileyecek bir konuma erişecektir. Demokratik bir Türkiye'nin Avrupa ülkeleri gibi kültürel çoğunluğa, azınlık haklarına sözde değil uygulamada saygılı olması gerekecektir. İspanya'nın Bask, Katalan, Galiçya topluluklarına; İngiltere'nin İskoçyalılana ve Welş'lere; İtalya'nın Güney Tirollu'lara; Belçika'nın Walon ve Alman azınlıklarına tanıdığı geniş kültürel ve siyasal özerklik sistemi Türkiye nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturan Kürt halkına tanınırsa, cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye siyasi yaşamına ipotek koyan Kürt sorununa adil bir çözüm bulunmuş olur. Gelişmeler olumlu ama henüz sembolik, inandırıcılıktan uzak. Kürtleri devletle barıştırmak için güçlü jestler gerekir. Kürt-Türk ilişkilerinde yeni bir dönemin başlatılması için Kürt halkını tanıyan, Kürtlere kendi dillerinde eğitim görme, kendi kimliklerinde dernek, kurum ve parti kurma haklarını garantileyen yeni bir anayasa düzenlemesine gidilmesi gerektiğine inanıyorum. Kürtlerin, Türkiye sınırları içinde gönüllü bir birlik içinde yaşamaları için bu ortak mutabakat belgesi zorunluluktur. Daha sonrasına ilişkin ise Kürtlerin bir kesimi kültürel haklarla yetinir, bir kesimi özerk ya da federal bir statü talep edebilir. Eğer federalizmi savunan bir parti Kürt oylarının çoğunluğunu alırsa Türkiye bu çözümü gündemine almak ve gerçekleştirmek zorundadır. Federalizm, çeşitliliği birlik içinde korumanın en etkin ve uygar formülüdür. Bugün dünya nüfusunun yüzde 40'ı federalizmle yönetiliyor. Türkiye federalizmden korkmamalı ve Kıbrıs Türkleri için önerdiği çözüm formüllerini yüzyıllardan beri Türklerle birlikte yaşayan Kürt komşularına çok görmemelidir. Eğer böyle rızaya dayanan bir çözüm bulunursa Kürtlerin ezici çoğunluğunun ayrı, bağımsız bir Kürdistan kurmak isteyeceklerini sanmıyorum. KÜRDİSTAN İSLÂM HAREKETİ Avrupa genelindeki en ilginç Kürt örgütlenmelerinden biri şüphesiz Kürdistan İslam Hareketi. İstihbarat kaynaklarına göre parti yanlısı bir hareket. Avrupa'nın değişik ülkelerinde 25 ayrı camileri var. Kurslar organize ediyor, Hac ve Umre turları düzenliyor. Dindar Kürtler kendi camilerine gidiyor, imamları Kürt, hutbeler Kürtçe yapılıyor. Merkezi Köln'de olan hareketin Paris'teki camileri de yine Türk-Kürtlerin yoğun yaşadığı Saint Denis'de. Bir binanın giriş katındaki cami dışarıdan fark edilmiyor. Caminin imamı Mele Şevket Efendi, Muş kökenli. Tillo'da medrese eğitimi aldıktan sonra Suriye ve Mısır'a gitmiş. El Ezher'den mezun olduktan sonra Paris'e gelmiş. 10 yıldır Paris'te ve mülteci statüsünde. Yaz aylarında Kur'an kursu düzenlediklerini söylüyor. Vaazları Kırmançi lehçesi ile yapıyor ve cemaatinin çoğunluğunu Kürtler oluşturuyor. Değişik ülkelerden müdavimleri olduğunu, herkese eşit mesafede olduklarını ama cemaatinin çoğunluğunu doğal olarak Kürtlerin oluşturduğunu söylüyor. İmam Şevket Efendi'ye göre eskiden Kürt ve Türk toplumu arasında daha keskin ayrımlar yaşanıyordu fakat giderek bu azalıyor. Son dönemde Türkler de camiye gelmeye başlamış. Fransa genelinde dinden uzaklaşma yaşandığını, Kürtlerin de bundan etkilenmesinin normal olduğunu fakat Kürt toplumunun genel olarak dinden uzaklaştığını düşünüyor. Burada ilginç bir ayrıntı da ortaya çıkıyor; Fidelite Caddesi üzerinde tam 5 ayrı cami var. 5 numarada Kürtlerin, 23 numarada Suriyelilerin, 64 numarada Milli Görüşçülerin, 83 numarada Arapların ve 84 numarada da Pakistanlıların camisi. Türkiye'de demokratikleşme olur, ekonomi iyileşir, Kürt sorununun çözümü yönünde ciddi adımlar atılırsa, bir bölümü, özellikle siyasi nedenlerle gelenlerin bir bölümü dönebilir. Ama dönmeyenlerin de ülkelerine ve ülke politikasına ilgisi sürer. Türkiye, adaylık sürecinde şimdiye kadar, Kopenhag Kriterleri kapsamında bile Kürtleri ilgilendiren adımları atmakta hep ayak sürüdü, yapılanlarsa kozmetik. Yine de, adaylık süreci demokratikleşme gibi, Kürt sorununun çözümü yönündeki çabalar için de daha elverişli bir zemin hazırlıyor. 10-15 yıl sürmesi beklenen müzakere süreci bu bakımdan önemli. Çekişmeli olacak ve Türkiye değişmek zorunda. Kürtler elbet azınlık değil, ondan çok daha fazlası.. Kürtler bölgenin eski, büyük bir halkı ve Türkler, İranlılar, Farslar gibi başlı başına bir ulus. Çözüm sorunun boyutlarına uygun olmalı. Azınlık hakları Kürt sorununun çözümüne yetmez. Bizce bunun biçimi, mevcut koşullara göre eşitlik temelinde bir federasyondur. Kürtlerin devletle barışması için öncelikle devletin, Kürt gerçeğini kabul edecek ve Kürt haklarını tanıyacak biçimde demokratikleşmesi, yeniden yapılanması gerekiyor; yani her iki halkın ve ülkede yaşayan ötekilerin ortak devleti olması gerekiyor. Bu ise federal devlet demektir. Türkiye'deki "milliyetçi" çevreler böyle bir değişimden korkabilir. Federasyon bölünme değildir, çok etnik yapılı ülkelerde bir arada yaşamanın formülüdür. Dünyada bu şekilde birliklerini sürdüren çok ülke var. Ama eşitliğe razı olmayanlar, isteyerek ya da istemeyerek ayrılma eğilimini güçlendirirler. KÜRT MAFYASI UYUŞTURUCU TRAFİĞİNE YÖN VERİYOR Avrupa'da yaşayan ve çoğunluğunu Kürt kökenlilerin oluşturduğu Türkiyeli gruplar uyuşturucu trafiğini elinde tutuyor. İdeolojiler farklı olsa da çıkarda birliktelik var. Başka yerde bir araya gelmeyen Kürtler ve Türkler beraber hareket ediyor. Eğer pazara girmeye çalışan rakip bir oluşum varsa işbirliğine gidiliyor. Mesela, İngiltere pazarına girmeye çalışan Arnavut mafyasına karşı ortak hareket ediyorlar. İngiltere, eroinin en pahalı olduğu ülke. Pahalı olması, bu ülkenin uyguladığı sıkı güvenlik politikası ve yakalanması durumunda satıcıya verilen astronomik hapis cezalarından kaynaklanıyor. The Times'ın istihbarat kaynaklarından aldığı bilgiye göre yılda 250 milyon paundluk uyuşturucu sokuluyor bu ülkeye. Bütün eroin piyasası Türk-Kürt işbirliği ile kontrol edilirken kokain Kolombiyalıların, esrar ise Kuzey Afrikalıların denetiminde. İngiltere'de 15 bin ile 23 bin sterlin arasında olan eroin fiyatı son kullanıcıya ulaştığında kilosu 100 bin sterline fırlıyor. Normal şartlarda hayal bile edemeyeceği paraları bir seferlik işte kazanabilen Kürt gruplar bu sektörü bırakmak istemiyor. Sanıkların çoğu Türk ya da Kürt olunca çok sayıda Türk avukatın uzmanlık alanı bu konu oluyor. İngiltere'deki ceza avukatlarından sadece Cemil Gürsel'in elindeki davaların toplamı 28 milyon sterlin ediyor. Kürt ve Türk mafya ayrımı en azından resmi makamlar tarafından dile getirilmiyor. Tamamı "Turkish Mafia" olarak adlandırılıyor. Eroinin ülkeye getirilmesi işini, başında birkaç Türk ailenin olduğu Türkiyeliler yapıyor. Sokaklara dağıtımı ise Kolombiyalılar başta olmak üzere Afro Karabian olarak adlandırılan grup yapıyor. Buna rağmen belli bölgelerin dağıtımı tamamen Türklerin elinde. Mesela İskoçya'da son kullanıcıya dağıtımı Türkler yapıyor. Sokak boyutunda ise Parti ve Baybaşin ailesinin ismini kullanan çok sayıda sokak çetesi var. Kendilerine ''Wood Green'in Kürt Bulldogları'', ''Tottenham gençleri'' ve ''Bombacılar' gibi isimler takan çetelerin en büyük hedef kitlesi Kürt gençler. Gerek ağızlarının sıkı olması gerek feodal yapıdan kaynaklanan sağlam ilişkiler yüzünden aralarına ajan giremiyor. Bu sebeble uyuşturucu dağıtıcılarının ana hedefi Kürtleri elde tutmak. Karşı çıkanlar ya pasifize ediliyor ya da 'uyarılıyor'. Uyarılanlardan biri Londra Halkevi Müdürü İbrahim Doğuş. Kürt gençleri uyuşturucu satıcılarının kuryesi olmaktan kurtarmak isteyen Doğuş ayağından vuruldu. Bütün engellemelere rağmen bugün yaklaşık bin Kürt-Türk uyuşturucu suçundan İngiliz cezaevlerinde yatıyor. Para aklama ve cinsel suçlar ikinci sırada geliyor. Kimse resmi olarak kanıtlayamıyor; fakat yasadışı örgütlerden elde edilen yüklü paralarla iş yerleri alınıyor, buralar Kürt mültecilere uygun şartlara veriliyor. Bu yöntemle hem para aklanıyor, hem düzenli gelir elde ediliyor hem de örgüte sempatizan toplanabiliyor. Polis Kasım 2002'de Harringey'e büyük bir operasyon yaptı ve yüzlerce kişiyi gözlem altına aldı. Hatta sokakları kameralarla donattı. Aylarca iz süren Scotland Yard polisi Kuzey Londra'daki bazı adresleri bastı. Normal şartlarda silah taşımayan İngiliz polislerinin yanında SO19 adı verilen özel harekat timlerinin de katıldığı operasyonda 550 polis ev ve iş yerleriyle dernekleri bastı. Silahlar, uyuşturucular ve sahte pasaport yapımında kullanılan malzemeler ele geçirildi. Keşfedilen bir hücre polisi bile şaşkına çevirdi. Çünkü tek odalı bir dairenin gizli bölmesinde işkence odası ortaya çıkartıldı. Scotland Yard'a göre burası haraç vermeyi reddeden esnafların çengellere asılıp elektrikle işkence edildiği yerler. Yine aynı polis kaynaklarına göre çevrede 250 kişilik sokak çeteleri var. Artık İngilizleri bile korkutmaya başlayan suç yapılanması ile ilgili sert tedbirler alan İngiliz polisi her köşe başını, her sokağı kameralarla kontrol edip en ufak bir hareketlenmede operasyon düzenliyor. Avukat Cemil Gürsel'e göre suç yapılanmasında Kürt-Türk ayrımı yok, çünkü eroin iyi para ediyor. "Yıllarca sürünüp üç kuruş biriktirmek için çalışmak yerine bir defa mal getirebilmeyi başarsa yedi sülalesine yetecek kadar para kazanabiliyor. Yakalanırsa ceza alıyor fakat cezanın yüksek olması da kimseyi korkutmuyor." diyor. Kürt mafyasının etkili olduğu bir diğer ülke ise Romanya. Avrupa'ya kaçışlarda üs olarak kullanılan bu ülkede uyuşturucunun yanında insan kaçakçılığı en çok yapılan iş. Romanya'nın geniş düzlükleri, Bulgaristan üzerinden kolay geçiş yapılabilmesi bu ülkeyi Kürt mafyası için önemli kılıyor. Esnaflardan haraç almak da en sık görülen yöntem. Romanya'da başta uyuşturucu ve silah kaçakçılığı olmak üzere çeşitli yasadışı faaliyetleri bulunan Parti ve bu ülkedeki Türk şirketlerinin büyük bölümünden haraç topluyor. Parti , Romanya'daki 4 binin üzerindeki kayıtlı şirketin yaklaşık yüzde 90'ından haraç alırken, Avrupa'ya transit geçiş yapan Türk TIR şoförlerinden psikolojik baskı ve tehdit ile para topluyor. Özellikle Bükreş çevre yolundan geçen TIR şoförlerinden bu yolla para alan bölücü terör örgütünün Romanya'da, Mezopotamya Kültür Derneği ve Şark İşadamları Derneği adı altında legal olarak faaliyet gösterdiği; insan, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı konularında yasadışı yollara başvurduğu biliniyor. Tüm Avrupa ülkelerinde PKK'nın legal ya da illegal yöntemlerle Kürtlerden topladığı paraların büyüklüğü tahmin edilemiyor. Sadece İngiltere'de 2003'te 8 milyon sterlin toplayan PKK'nın tüm Avrupa genelinde yıllık topladığı haraç ve bağışların toplamının 50 milyon Euro'ya yaklaştığı dile getiriliyor.
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||||
|
tşkler konu için....
.. . açıkçası yzıyı kabataslak inceldğmde gordğm şey abartı.. ..,haklılık payı var ama sanırım yazıyı yazan arkadaş avrupanın 4 1 yanında var olan mucadeleci kurtleri görmezlkten gelmiş..verilen ornekler genelleme için yetrsiz... ... zaten kaynakta hane öle kurtlere hakkını vermiş aman amna bi kaynak değil.... .. . tşkler tekrarrdan ![]()
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#4 (permalink) | ||||||||||||
|
Alıntı:
yorum için teşekkürler heval dediklerine katılıyorum gerçekten
__________________ |
||||||||||||
|
|
|
|
#5 (permalink) | |||||||||||
|
Yazida dogruluk payi oldukça çok ,en azindan bizlerinde bildigi gordugu sahit oldugu seyleri yazmis .yazar arkadas farkli ulkelerde yasayan Kurdlerin mevcut durumunu anlatmis .
Eskiye nazaran Kurdler'de Milli bilinç oldukça zayifladi ,ozellikle 1990-2000 yillari arasinda binlerce multeci Kurd oturum sahibi olduktan sonra kiyiya koseye çekildiler .Derneklerin yerini kahveler aldi, sohbetlerin yerini okey masalari aldi ,futbol turnuvalarinin yerini Maç bahis burolari aldi ben bunlari goruyorum .Kurdler burada oldukça asosyallestiler, çocugu ile Kurdçe konusan yok,Turklerle karma evlilikler revaçta.Kurd olupda Kurd olmanin ne oldugunu bilmeyenler oldukça fazla. |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| binlerce soru cevap...2..istediginiz her sorunun cevabı var | Global | Genel Kültür | 15 | 13-01-2008 05:48 PM |
| Arkeoloji Politikaları: Avrupa'nın Sınırları | Global | Bilim ve Teknoloji | 5 | 26-11-2007 03:35 PM |
| Avrupa ülkeleri | MÊVAN | Coğrafya | 22 | 22-09-2007 02:22 PM |
| Avrupa Birliği | PCkopat | Genel Kültür | 6 | 02-04-2007 05:34 AM |
| Avrupalı kürtleri ne zaman sevdi.....? | toprak | Şiirler | 10 | 16-02-2007 05:02 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.