Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Eğitim > Açık Öğretim Fakültesi > İktisat

Kayıt Ol SSS



 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 07-06-2008, 06:27 PM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesaj: 475
Üye No: 76340
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 1896
Rep Puanı : 189473
Rep Derecesi
OXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond repute
Varsayılan TC. Petrol Sorunu..


Giriş
Günümüzde, toplam enerji kaynaklarının % 90’ını fosil kaynaklı yakıtlar teşkil etmekte ve bunların %45’i petrole dayanmaktadır. Petrolün fosil kaynaklı yakıtlar içindeki payının artması ve 2030 yılına gelindiğinde %58’e çıkması beklenmektedir.
Özellikle sanayileşme ve büyüme ile birlikte tüketimi artan petrol, Orta Doğu ülkelerinin elinde bulunmakta ve petrol fiyatları yine Orta Doğu ülkelerinin çoğunlukta bulunduğu bir kartel tarafından belirlenmektedir. Bu olgu, farklı ekonomik ve kültürel yapılardaki ülkeleri birbirine bağımlı hale getirmekte ve petrol piyasasına spekülatif bir yapı kazandırmaktadır. Böylece, petrol, herhangi bir maden olmanın ötesinde, uluslar arası siyasi ve ekonomik stratejilerin şekillenmesinde önemli bir etkene dönüşmüştür.
Dünya petrol rezervleri, üretimi, tüketimi, ithalatı ve ihracatında öne çıkan ülkelerin belirlenmesinin ardından, petrol fiyatlarının geçmişten bu yana gelişimi ve petrol fiyatlarını etkileyen dinamikler üzerinde durulmuştur. Dünyadaki petrol piyasası üzerine ortaya konanlardan sonra, Türkiye’nin petrol ithalatı, ihracatı, ekonomisinin petrole bağımlılığı, petrol arama çalışmaları, enerji ve petrol üretimi ve tüketimi ile Türkiye’de petrol fiyatlarının oluşumu konuları incelenmiştir.
Bu çalışmada, içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi çevreyi değerlendirerek karar veren veya araştırma yapan birey, şirket veya kurumlara yardımcı olması amacıyla, konuyla ilgili çeşitli istatistiki veriler ve makaleler derlenmiş ve yorumlanmıştır.
1. Petrolün Tanımı Ve Kullanım Alanları
Ulaştırma, sanayi, enerji, konut ve tarım alanlarında yoğun olarak kullanılan petrol, adını Yunanca-Latince’de taş anlamına gelen “petra” ile yağ anlamına gelen “oleum” sözcüklerinden almaktadır. Petrol yer altında rezervuar denen kumtaşları veya kireçtaşları içerisinde bulunduğu için bu şekilde adlandırılmıştır.
Petrol denince; doğal halde bulunan ve yeraltından çıkarılan “ham petrol” anlaşılmalıdır. Petrol; koyu renkli, yapışkan ve yanıcı bir sıvıdır. Metan, etan, propan, bütan gibi bir takım hidrokarbonların karışımından meydana gelmiştir. Özel bir kimyasal bileşimi yoktur. Farklı kimyasal bileşimlere sahip hidrokarbonlar, farklı petrol tiplerini meydana getirirler. Ancak, ham olarak petrolün kullanım alanı çok sınırlıdır.
Ham petrol sıvı halinde genellikle kahverengi, koyu yeşil veya siyah renktedir. Yoğunluğu, kimyasal bileşimine ve viskozitesine (yapışkanlık) göre değişir. En hafif olarak bilinen Rus petrolünün özgül ağırlığı 0.650 gr/cm3 ve en ağır olarak bilinen Meksika petrolünün özgül ağırlığı ise 1.080 gr/cm3’tür. Bugün petrol endüstrisinde petrolün özgül ağırlığı yerine, bununla ters orantılı A.P.I. Gravite derecesi kullanılmaktadır. Gravite büyüdükçe yoğunluk küçülmekte ve petrolün kalitesi yükselmektedir. Viskozite değeri yüksek olan petrol ise boru hattı içerisinde kolayca akamamaktadır.
Ham petrolün rafine edilmesi ile daha değerli ürünler elde edilir. Bunlar, üretim sırasıyla, rafineri yakıt gazı, sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG), nafta, normal benzin, süper benzin, kurşunsuz benzin, solvent, jet yakıtı, gazyağı, motorin, kalorifer yakıtı, fuel oil, asfalt, madeni yağ ve diğerleridir. Yağlar ve asfalt gibi ürünler ham petrolün rafine edilmesiyle elde edilen yakıtlar dışındaki ürünler arasındadır. Ham petrolün arıtımı ile parfüm ve böcek ilaçları gibi çeşitli ikincil ürünler de elde edilmektedir. Ayrıca, yukarıda sayılan ürünlerin bir kısmı petrokimya sanayilerinde girdi veya destek ürün olarak kullanılmaktadır. Temel petrokimya ürünleri etil, propilen, benzen, amonyak, metanol vb. olarak sayılsa da, 4000’in üzerinde petrokimya ürünü bulunmaktadır. Petrokimya sanayinin nihai ürünleri genel olarak plastik, sentetik lifler, sentetik kauçuk, deterjan ve kimyasal gübreler olarak sınıflandırılabilir.
Ham petrol, 19’uncu yüzyılda ilk kez ABD’de geniş çaplı olarak ticari amaçla piyasaya sürüldüğünde, tahta variller içinde tutulduğu için, varil ile ölçülmeye başlanmıştır. 1 varil, 159 litre ve 42 ABD galonuna; 1 ton ise 7,33 varile denk gelmektedir.
Bugünkü rezervler ve yıllık üretim ve tüketim miktarları dikkate alındığında, petrolün 40, doğal gazın 62, kömürün ise 216 sene daha yeteceği görülmektedir. Petrol tüketimindeki artış, üretimindeki artıştan hızlı olup, yeni rezerv arayışları hız kazanmaktadır.
Günümüzde fosil kaynaklı yakıtlar toplam enerji kaynaklarının yüzde 90’ını oluşturmakta, bunların da ticaretinin %45’i petrole dayanmaktadır. 2030 yılına gelindiğinde, petrolün fosil kaynaklı yakıt ticareti içindeki yerinin yüzde 58’e yükselmesi beklenmektedir. Bu arada, gazın payı yüzde 16’dan yüzde 28’e çıkacak, kömür ticareti ise toplamın yüzde 14’ünü oluşturacaktır. 30 yıl sonra, toplam petrol talebi 120 milyon varili geçecek ve en yüksek petrol talebi yüzde 64 ile taşımacılık sektöründen gelecektir. Sanayi kaynaklı talep, toplamın yüzde 16’sını ve elektrik kaynaklı talep yüzde 6’sını oluştururken, diğer sektörlerin enerji talebi toplamın yüzde 14’ünde kalacaktır.
2. Petrol Fiyatlarının Tarihsel Süreci
II. Dünya Savaşı öncesi, hemen hemen tüm petrol üretim ve tüketimi ABD içerisinde olup bitmekteydi. Bu yüzden, petrol fiyatları bugünkü gibi tartışma konusu değildi ve istikrarlıydı. Ancak, özellikle 1970’lerden sonra önemli iniş-çıkışlar gösteren petrol fiyatları pekçok araştırmaya konu olmuş ve dalgalanmaların sebepleri sorgulanmıştır.


Adelman’a göre, II. Dünya Savaşı’nın etkisiyle ve Sovyet tehdidine karşı 1948 yılında ortaya konan Marshall Planı, İran Körfezi’nden Avrupa’ya satılan ham petrolün fiyatının rekabet ortamında piyasa koşullarında oluşmasını öngörmekteydi. Bu arada, ABD petrol ithal etmeye başlamıştır. Ancak 1971 yılına kadar petrol ithalatında kota uygulamıştır. İran Körfezi petrolü için tek bir f.o.b. fiyat geçerli idi. Bir diğer deyişle, bütün ithalatçı ülkeler nakliye masrafını üstlenmek durumundaydı. Dolayısıyla, nakliye masrafları daha düşük olan Avrupa ve diğer alıcı ülkeler, petrolü ABD’den daha ucuza satın almaktaydı.
1950’li yıllar boyunca ilan edilen fiyatlar göstermelik olmaktan öteye gidememiş, petrol fiyatları sürekli pazarlıklara konu olmuştur. 1947-1970 boyunca düşen fiyatlar aslında petrol üreticilerinin hiçbirinin isteği doğrultusunda oluşmamaktaydı. Düşük fiyatlar, çok-uluslu entegre şirketlerin karlarını düşürürken Avrupa’daki kömür fiyatlarını ve ABD’nin iç pazarındaki petrol fiyatlarını da aşağı çekmekteydi. Ancak, rekabet ortamı üreticileri düşük fiyattan satmaya zorlamaktaydı. Ayrıca, henüz, hükümetler rezervleri korumak için düşük üretim politikasını benimsememişlerdi. Aksine, şirketler üzerinde diğer ülkelerden daha çok üretmek için baskı yapmaktaydılar.
1959 yılına kadar çok-uluslu imalat şirketleri bildirilen fiyatları sabit tutup piyasa fiyatlarında indirimler yapmışlardır. Rezervlerin bulunduğu ülkeler, vergiyi ilan edilen varil fiyatı üzerinden aldıkları için bu dönemde indirimlere daha çok kayıtsız kalmışlardır. Ancak, 1959-60 döneminde pekçok şirketin ilan ettiği fiyatları da düşürmesi üzerine vergi gelirleri düşen petrol ihracatçısı ülkeler (İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Venezuella) tarafından OPEC (Petrol İhracatçısı Ülkeler Teşkilatı- Organization of the Petroleum Exporting Countries) kurulmuştur. Bugün, başlıca gelir kaynağı petrol kazançları olan 11 gelişmekte olan ülkeden oluşan OPEC, üyelerinin izlediği petrol politikalarını koordine eden ve birleştiren uluslar arası bir kuruluştur. (Bkz. Sayfa 40) 1960’lı yıllar boyunca piyasa fiyatları düşmeye devam etmişse de OPEC ilan edilen fiyatların düşürülmemesinde başarılı olmuş, böylece OPEC ülkeleri varil başına sabit bir geliri korumuşlardır.
1971-1973 döneminde, OPEC ülkeleri birkaç kez vergileri artırmış ve her seferinde tüketim fiyatlara karşı esnek olmadığı için şirketler vergileri piyasa fiyatına yansıtmışlardır. Böylece, vergiler, aynı zamanda petrol piyasasında taban fiyat işlevi görmüştür.
Adelman’ın makalesinde belirtildiği üzere, bu yıllarda keşif ve üretim maliyetleri halen fiyatların altında kalmaktaydı. Hatta, bu fiyatlar, Kuzey Denizi, Meksika ve Alaska’da keşiflere başlanmasını ve Suudi Arabistan’ın üretimini 1982 yılına kadar üç katına çıkarmak için yatırımlar planlamasını sağlayacak düzeydeydi. Ancak, 1970’li yılların başlarında, Roma Derneği (Club of Rome) gibi think tank (düşünce deposu) kuruluşları dünyadaki enerji rezervlerinin tükenmekte olduğunu ve fiyatların beş katına (!) fırlayacağını söylemekte ve enerji piyasaları kriz beklentisi ile çalkalanmaktaydı.
1973 yılının Ekim ayında, Arap ülkelerin Altı Gün Savaşı’nda kaybettikleri toprakları İsrail’den geri almak amacıyla başlattıkları Yom Kippur Savaşı’ndan önce, OPEC ulusları, daha sıkı bir işbirliği ve daha büyük bir vergi artırımını duyurmuştur. Aynı ay, savaşın başlamasının ardından, Irak dışındaki tüm petrol üreticisi Arap ülkeler, ABD ve Hollanda’ya ambargo ilan etmiş ve üretimlerini kısmışlardır. Yalnızca iki ay süren kesinti OECD stoklarından rahatça karşılanmış ve ambargo başarısız olmuştur. Ancak, bu olay, tüketicilerin herhangi bir üretim kısıtlamasına karşı stoklamaya gitmesine neden olmuş, gelecek için tedirginlik yaratmış ve stoklama amaçlı talebi artırmıştır. Bunun sonucu olarak, 1973 yılının Eylül ayında 2.90 dolar olan petrolün varil fiyatı, savaştan sonra Aralık ayında 11,65 dolara çıkmıştır. Daha önce 1956 ve 1967 yıllarında da üretim kısılmış, ancak piyasa koşullarının hemen tepki vermesiyle fiyat değişiklikleri yıllık istatistiklere bile yansımamıştır. 1974 yılında ise, OPEC ülkeleri vergi yoluyla fiyatları artırmaya devam etmişler, ayrıca artan atıl kapasiteye rağmen üretimi kısmışlardır. Bu gelişmeler sırasında petrol kıtlığı ve üretimi, giderek daha fazla tartışılır olmuştur. ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA, rezervlerin yeterli olmadığını, 1980 yılından sonra petrol üretiminin düşeceğini belirtmiştir. Böylece, petrol fiyatları tüm dünyada hızla yükselmeye başlamış ve fiyatlar için 100 dolara (!) varan tahminler yapılmıştır. 1975-1978 boyunca OPEC vergi artırma politikasına devam etmişse de, önceki büyük artışların ardından gelen bu küçük çaplı fiyat artışları, tüm dünyada kendini gösteren enflasyon tarafından süpürülmüştür.
1979-80 yıllarında, bu kez İran Devrimi nedeniyle üretim azalmış, Suudi Arabistan ve diğer OPEC ülkelerinin İran üretiminin açığını kapatmayı reddetmesi ile OPEC, devam eden fazla kapasiteye rağmen üretimi talebin altında bırakmış ve fiyatlar tekrar fırlamıştır. 1981 yılına kadar üretimde kısıtlamalar devam etmiştir. Böylece 1981 yılına gelindiğinde, petrol fiyatları OPEC uluslarının net gelirini düşürecek kadar yükselmiştir.
OPEC devletleri, 1970’li yıllar boyunca piyasa koşullarının üzerinde kalan fiyatların, kısıtlı rezervlerini daha hızlı tüketime açmalarının bedelini ancak karşıladığını savunmuşlar ve kendilerinin daha yavaş bir tüketim oranını tercih edeceklerini belirtmişlerdir. Ancak, bu fiyat artışları küresel bir resesyona yol açarak küresel büyümeyi ve dolayısıyla petrol tüketimini yavaşlatmıştır. Ekonomik faaliyet ile petrol arasındaki bağıntının eğimi azalmıştır. Petrol talebinin yüksek fiyatlara tepkisi, birim gelir başına petrol tüketimini düşürmek şeklinde olmuştur. Bunun sonucu olarak, ABD’de 1974 yılında GSYİH’nın her doları başına tüketilen petrolün günümüzde ancak yarısı tüketilmektedir. Yavaş yavaş değişen tüketim kalıpları 1978 yılında kendisini iyice hissettirmiş, 1980 yılından sonra düşen fiyatlara rağmen etkisini tamamen yitirmemiştir. 1973-1979 arasında küresel tüketimdeki azalmayı Avrupa ve Japonya’da özellikle gazyağı üzerine konan tüketim vergileri perçinlemiştir. OPEC üyesi ülkeler bu vergilerin üreticilerden tüketicilere gelir aktardığını savunmuş, bunların şiddetle karşısında yer almıştır.
1970’li yıllardaki petrol krizleri, tüketimi olduğu gibi, üretimi de etkilemiştir. Üretimde kullanılan enerji kaynakları arasında petrolün payı düşmüştür. Özellikle elektrik üretiminde kullanılan petrol, kömür ve nükleer enerjiyle ikame edilince, elektrik fiyatlarının da petrol fiyatları ile birlikte yükselmesi önlenmiş ve enflasyon bir ölçüde dizginlenmiştir. Ayrıca, 1973 yılında %53 olan OPEC’in dünya petrol üretimindeki payı, yüksek fiyat politikasından dolayı, 1985 yılına kadar sürekli azalmış ve %29’a düşmüştür.
Bu sırada, piyasa koşulları da büyük ölçüde değişmiştir. Orta Doğu ve Venezuella’da büyük çaplı kamulaştırma hareketleri gerçekleşmiştir. Ham petrol alıcıları daha önce entegre şirketler iken şirketler arasında işbölümü ve uzmanlaşma gerçekleşmiş, oluşan rekabetçi ortamda vergilerin fiyatlara yansımasını beklemek imkanı kalmamıştır. Spot ve vadeli işlemler için doğru bilgiye hızlı erişen petrol borsaları oluşmuştur.
OPEC, 1982-1985 yıllarında satış fiyatlarını doğrudan ayarlamaya ve petrol kotaları koymaya başlamıştır. Suudi Arabistan, üretimi dizginleyen faktör olarak toplam OPEC kısıntısını üstlenmeyi kabul etmiştir. Bunun karşılığında ise, herhangi bir petrol krizinde başvurulacak “son merci” sıfatını kazanmıştır. Üstlendiği ağır sorumluluk nedeniyle, 1985 yılının ortalarında, diğer petrol üreticilerinin neredeyse tümü üretim kotalarının dışına çıktığında, hemen hemen hiç petrol ihraç edemez duruma gelmiştir. 1986 yılının Ağustos ayında yapılan yeni bir anlaşmanın ardından 10 sene boyunca petrol fiyatları nisbeten istikrar kazanmıştır.
1996-1998 dönemine gelindiğinde, kış mevsiminin ılık geçmesinin ve Güneydoğu Asya krizinin de etkisiyle petrol tüketiminin artışı yavaşlamış, üretim artışı tüketimin biraz üzerinde kalmıştır. Arz talep dengesini sağlamak için gereken küçük çaplı bir üretim kısıtlamasını OPEC ancak üç yılda gerçekleştirebilmiş, bu arada stoklar birikmiş ve petrol fiyatları 1997 yılından 1999’a gelindiğinde yarıdan fazla düşmüştür.
W. L. Kohl ise 1998 yılında OPEC’in kontrolü dışında gelişen ve talebi arzın altında bırakan faktörleri:
• Çok önemli bir pazar olan Güneydoğu Asya’daki ekonomik kriz ve bu ülkelerin dolar bazlı borçlanmalarını zorlaştıran devalüasyonlar;
• Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya’da kış mevsiminin çok ılık geçmesi;
• Ağustos ayında ekonomik krizin sıçradığı Rusya’nın, finansal ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, petrol ihracatını 1998 yılının son üç ayında 600-800 bin varil artırması;
• Kurların düzeyini koruyabilmek için Çin’in petrol ithalatını 1998 sonuna doğru kısması olarak sıralamıştır.
OPEC üyeleri, 1997 yılının sonbaharında Asya’da başlayan bankacılık ve döviz kuru krizinin talebi azaltıcı etkilerini öngöremeyerek, 1997 yılının Kasım ayında Cakarta’da üretim tavanını güncellemiş, 25 mbd (milyon varil/gün)’den 27,5 mbd’ye çıkarma kararı almışlardır. Oysa, önceki birkaç yıldır üretim kotalarını delmeyi alışkanlık edinmiş ülkeler nedeniyle 1996 yılında gerçekleşen OPEC üretimi zaten 28.3 mbd’ye ulaşmıştır. Daha sonra alınan üretim kısıtlaması kararları yeterli ve etkin olmamış, Irak ise bu kararlara hiç katılmayarak üretimini artırmıştır. 1998 yılında Suudi Arabistan petrolünün fiyatı varil başına 9-13 dolar arasında değişmiştir.
Morse ve Richard ise, fiyatlarda görülen bu düşüşü, Riyad’ın, OPEC disiplinine uymayan Venezuella'ya gösterdiği tepkiye ve petrol piyasasında hakimiyetini yeniden sağlama savaşına bağlamaktadır. Suudi Arabistan, OPEC kotası olan 2,3 mbd'yi aşarak üretimini önce 3 mbd'ye çıkaran ve ABD'nin bir numaralı tedarikçisi olma özelliğini elinden alan Venezuella ile önce müzakereler yapmış, sonuç alamayınca 1998 yılında üretimini 1 mbd civarında artırarak petrol fiyatlarının fazlasıyla düşmesine sebep olmuştur. 1998 yılında OPEC gelirleri, 1980 yılındaki zirveden sonra en düşük değerine inmiş; önceki seneye göre 54 milyar dolar azalarak 100 milyar dolar olmuştur. Ertesi yıl, özellikle Suudi Arabistan’ın girişimleri ile ve OPEC dışındaki petrol üreticilerinden de destek sağlanarak sıkı bir üretim kısma politikasına gidilmiştir.
Kohl , 1998-2000 petrol fiyatları değişmelerini, daha önce ortaya çıkan politik veya askeri nedenli krizlerin tersine, arz ile talebin dengede olmamasına bağlamıştır. OPEC’in 1997’de piyasayı yanlış değerlendirmesi ve ayrıca üretim kotalarında disiplinsiz davranışları sonucu, fiyatlar düşmeye devam etmiştir.
1999 yılı Mart ayında Norveç ve Meksika’nın da desteklediği bir OPEC toplantısında üretim kısıtlaması kararı alınmış, 1 varil petrolün fiyatı 18-20$ olarak hedeflenmiştir. 2001 yılı başlarında bu hedef revize edilerek 25-30 dolara çıkarılmıştır. Böylece, 1986-1996 boyunca (1991 yılı hariç) ortalama 17$ olan bir varil petrolün fiyatı yaklaşık % 50 artmış ve 25$ düzeyine çıkmıştır. ABD hükümeti Suudi Arabistan ile fiyatların düşürülmesi için temaslarda bulunmuşsa da, Suudi Arabistan, dönemin Irak lideri Saddam Hüseyin’e karşı korunmadıkları için hiçbir boyun borcu olmayan Arap ülkelerinden bir şey talep edemeyeceklerini belirtmiştir. Bu arada, canlanan ekonomi ile birlikte talep daha hızlı gelişmiş, fiyatlar 30 doların üzerine çıkmıştır. Ancak, bu dönemde OPEC ülkelerinin kotalara uyumu artmış, 1999 yılının Eylül ayı itibariyle MEES’in (Orta Doğu Ekonomik Araştırması- The Middle East Economic Survey) tahminlerine göre %94 olarak gerçekleşmiştir.
OPEC disiplinini artıran politik etkenler arasında; kartel kotalarını delmesiyle ünlü Venezuella’nın yönetimine OPEC petrol politikasına katılımcı Chavez hükümetinin gelmesi, Mart 1999’da Suudi Arabistan ile İran arasında petrol fiyatları istikrarı ve Irak konusunda uzlaşmaya varılması, Nijerya ve Cezayir’deki hükümet değişiklikleri sayılabilir. OPEC üyeleri arasında eşgüdümü destekleyen politik olaylar dışında Meksika ve Norveç’in OPEC dışından işbirliği ve OPEC toplantılarının senede dört ve üstüne çıkması, kartel üyelerinin piyasaya daha çabuk ve birlikte tepki vermesine imkan tanımıştır. 1998 yılında 10 dolara kadar düşen fiyatların tüm üreticilerin çıkarlarını tehdit etmeye başlaması ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin artan finansal ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için kabul edebilir buldukları minimum fiyat düzeyinin 21 doların üzerine çıkması, OPEC ülkelerini 1999 itibariyle pazar payı stratejisini bırakarak, daha yoğun bir işbirliği ile fiyatları ve gelirleri yükseltme amacına yöneltmiştir.
Adelman ; elinde petrolden başka alternatif olmayan, siyasi konumu güvensiz, nakit sıkıntısı içindeki OPEC hükümetlerinin, kısa dönemdeki yüksek fiyatlı sıcak kazançları gelecekteki hasılat kayıplarına rağmen tercih edeceğini savunmaktadır. 1990-1991 Körfez Krizi döneminde kısa bir zaman dışında hiçbir zaman petrol kıtlığı yaşanmamasına ve her zaman talebin üzerinde bir üretim kapasitesi bulunmasına rağmen, fiyatların artmasını ve 1970’li yıllardan bu yana dalgalanmalar göstermesini; bilgiye verimli ulaşamayan ve üyeler arasında eşgüdümün zor ve yavaş olmasından dolayı hedeflerin altında veya üstünde üretim yapan bir kartelin -OPEC- denetiminde fiyatların oluşmasına bağlamıştır. Bu nedenlerle, çeşitli dönemlerde OPEC’in davranışlarının fiyatları hedeflediğinden çok daha fazla yükselttiğine ve gelirin düşmesine neden olduğu belirtilmekte, buna 1981 yılı örnek olarak gösterilmektedir. Adelman, talebin fiyat esnekliğinin artan fiyatlara karşı daha çabuk işlemeye başlamış olabileceği ihtimaline de değinmektedir.
Yüksek petrol fiyatlarının petrol talebindeki artışı yavaşlatacağı ve OPEC gelirlerini orta ve uzun dönemde olumsuz etkileyeceği giderek daha sık tartışılmaktadır. Talep artışının dinamizmi, gelişmekte olan ülkelerden geldiğinden, talep yüksek fiyatlara daha duyarlı olacaktır. Son Irak Harekatı’ndan (Nisan 2003) önce Şubat ayında Batı Teksas petrol fiyatının 35,63 $’a çıkması ve Merrill Linch’in fiyat tahminlerini 41 $’dan 46 $’a çıkarması üzerine , Businessweek ve CNBC-E, yüksek fiyatların Güneydoğu Asya ekonomisine ve toplam petrol talebine yapacağı etkiye dikkat çekmişlerdir.
Kohl’a göre, Asya kaynaklı talebin artışının yavaşlaması dışındaki bazı faktörler de OPEC’in yüksek fiyat uygulamasının sınırlarını çizmeye devam etmektedir: OPEC üyelerinin kotalara uyumu herhangi bir yaptırıma tabi olmayıp çıkar uyuşmasının devamına bağlıdır. Dolayısıyla, yüksek fiyat politikasının sürekliliği OPEC ülkelerinin bireysel çıkarlarının kartelden ayrılacağı ana kadar olabilecektir. Uluslar Arası Enerji Ajansı (International Energy Agency (IEA)), talebin yüksek olduğu zamanlarda eşgüdümün daha kolay olduğunu ve kotaların, birkaç OPEC ülkesinin üretim kapasitesi üzerinde belirlendiği zamanlarda, toplam üretimin hedeflere daha yakın olduğunu gözlemlemiştir. Bu olgunun nedenleri, talep yeterince yüksek olduğunda, kotaları aşmak için kapasite üstünde üretim yapmak veya kapasite artırmak gerekmesi, bu dönemlerde zaten tatlı kazançlar edinilmesi ve kotaların rekabetçi piyasa miktarına daha yakın saptanmasıdır. Yüksek fiyat-düşük üretim politikası uygulamaları ise uzun ömürlü olamamaktadır. Irak, bu süreçte, OPEC ile en baştan itibaren işbirliği yapmayarak üretimini kendisi belirlemiştir.
Rusya başta olmak üzere OPEC dışındaki üreticilerin, petrol fiyatları üzerinde önümüzdeki dönemde daha etkili olması beklenmektedir. OPEC ile genelde işbirliği içine giren Meksika, ABD ile ilişkilerine öncelikli hedef vermekte; Norveç de kendi çıkarlarıyla örtüştüğü sürece OPEC’in yanında yer almaktadır.
OPEC’in yüksek fiyatlı petrol politikasının devamlılığının karşısına çıkan bu dinamikler sonucunda, 2000 yılında ortalama 27,60 dolar olan ve 2000 yılının üçüncü çeyreğinde 33 dolara yaklaşan OPEC sepet fiyatı, 2001 yılında ortalama 23,12 dolara ve 2002 yılının başında 19 doların altına düşmüştür. 2001 yılı başlarında fiyatlar ilan edilen 22-28 $ bandına geri çekilmiş, ancak bu kez de küresel ekonomik resesyon fiyatları aşağı doğru fazlasıyla çekmiştir. 2002 yılı başındaki dip noktasının ardından, Irak dışındaki OPEC üyesi ülkeler, üretim kotalarını altı ay boyunca 1,5 mbd azaltma kararı almışlardır. Böylece, gerçekleşen üretim çoğu kez kotaların üzerine çıksa da, fiyatlar yaklaşık 7 dolar artarak 26 dolar düzeyine çıkmıştır.
2002 yılının Aralık ayında biraraya gelen OPEC ülkeleri, üretimi 2003 yılı Ocak ayından itibaren artırma kararı almışlardır . Şubat 2003’te kotalar tekrar yükseltilmiş, ancak fiyatlar Mart ayına gelindiğinde bile 30 doların üzerinde kalmıştır. 38 dolara kadar çıkan fiyatlar, 1991 yılındaki Körfez Krizi’nden bu yana en yüksek düzeyine ulaşmıştır. Mart ortasında Merrill Lynch, petrol fiyatlarının 2-3 aylık dönemde 27-33 dolar bandında hareket etmesini ve daha uzun dönemde 46 dolara kadar yükselmesini beklemekteydi .
2002 yılı Aralık ayından 2003 yılı Mart ayı sonlarına kadarki dönemde ham petrol fiyatlarının yükselmesinin asıl nedeni Irak’a yönelik askeri operasyon öncesi belirsizlik olmuştur. Bunun yanında, OECD ülkelerinde ham petrol stoklarının düşük düzeyde seyretmesi ve Venezuella’da 2 Aralık 2002’de başlayan grevden dolayı üretimin düşmesi, mevsimsel etkenlerden dolayı artan petrol ürünleri tüketimi, bakımları sona eren rafinerilerin yeniden ham petrol taleplerini artırmaları da fiyatlar üzerinde yukarıya doğru baskı oluşturmuştur.
Öte yandan, New York Mal Borsası’nda (New York Mercantile Exchange) Irak gerginliğinin kısa sürmesi ve Nisan ayından itibaren fiyatların gevşemesi beklendiği için Mart ayında Batı Teksas petrolü için oluşan vadeli fiyatlar düşmeye başlamıştır. Irak direnişinin beklenenin çok altında olması sonucu askeri operasyonun başarısı da daha büyük olmuştur. Ham petrol fiyatları, Uluslar Arası Petrol Borsası’nda (International Petroleum Exchange) oluşan vadeli fiyatlara göre ancak 2004 yılının Ocak ayında beklenen 26,62 düzeyinin altına, 2003 yılının ikinci çeyreğinde inmiştir. Nisan ayının başlarından itibaren düşen petrol fiyatları tekrar hedeflenen 24-28 dolar bandında dolaşmaya başlamış, beklentiler bu bandın da altında 22 dolar düzeylerinde seyretmeye başlamıştır. Irak harekatı öncesinde ve sırasında, OPEC ve özellikle Suudi Arabistan’ın olası bir arz krizine karşılık üretimini büyük oranda artırması, fiyatların tekrar düşmesine neden olmuştur . Irak petrol üretimi için yapılan iyimser tahminler, Rusya’nın alternatif tedarikçi konumuna gelmesi ve OPEC dışı üreticilerin ağırlığının artması, fiyatlar üzerinde aşağı doğru baskı yapmaktadır. OPEC, bu gelişmelere karşı üretimi kısma kararı almışsa da fiyatlardaki düşüşü engelleyememiştir.
Adelman , dünya petrol fiyatlarının gelecekteki belirleyici unsurunu, OPEC dışı üreticiler olarak görmektedir. Bunların üretimlerini, OPEC’in pazar payını %25’in altına düşürecek şekilde artırmaları halinde, OPEC’in fiyatları yüksek tutmasının engellenebileceğini düşünmektedir. OPEC’in petrol fiyatlarını yüksek tutması, OPEC dışı ülkelerin üretimlerini artırmaları için gereken yatırımların daha hızlı kara dönüşmesini sağlayarak, bu ülkeleri petrol piyasasında daha etkin olmaya teşvik etmektedir. Öte yandan, düşük maliyetli OPEC ülkelerinin buna tepki olarak liberalleşmesi ve üretimdeki kısıtlamaları kaldırması, sonuçta tekrar piyasa paylarını artırması olasıdır. Adelman’ın öne sürdüğü senaryoda yüksek piyasa payı OPEC’in yeniden oluşumunu destekleyecek, fiyat istikrarı daha uzun vadede tekrar kaybolup fiyatlar yükselecek, bu şekilde bir kısırdöngü oluşacaktır. Ancak, artan marjinal maliyetlerden dolayı fiyatlar eninde sonunda yükselecektir.
Son dönemde, petrol fiyatlarının belirleyicisi, Adelman’ın düşündüğü gibi OPEC üyesi olmayan üreticiler değil, başkenti OPEC’in kurulduğu şehir Bağdat olan asi üye Irak olmuştur. 25-27 dolar seviyelerinde dolaşan OPEC sepet fiyatları, Irak’ta yeniden yapılandırma süreci tamamlandığında dünya piyasalarında normal kabul edilen 22 $ düzeylerine ve altına düşebilecektir. Ancak, bölgede güvenliğin ve istikrarın sağlanması ve gerekli yatırımların yapılması, petrol piyasasının istikrarı için ön koşul olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, petrol fiyatlarında kısa vadede dramatik düşüşler beklenmemektedir. Bu süreci olabildiğince değerlendirmeye çalışan OPEC’in üretim kısıtlamalarına gitmesi, petrol fiyatlarının çıkışlar göstermesine sebep olmaktadır. Irak üretiminin OPEC ülkeleri üzerindeki olası tehdidi belirginleştiğinde, bu ülkelerin liberalleşmeye gitmesi halinde, petrol fiyatları daha rekabetçi bir ortamda belirlenecektir. Hatta, Irak Harekatı’ndan sonra, 1995’ten bu yana kartel disiplinini sağlamada önemli başarılar gösteren Suudi Petrol Bakanı ve Suudi Aramco’nun yöneticisi Ali Naimi’nin, Dışişleri Bakanlığı’nın petrol ve doğalgaz piyasasını özelleştirme çabalarının karşısında yer aldığı için mevkisini kaybedebileceği konuşulmuştur.


Kaynak: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]

Petrol fiyatlarının 2003 yılındaki değerleri, 2001 ve 2002 yıllarındaki değerlerin üzerindedir. Vadeli piyasalar, 2003 yılı Mart ayında başlayan aylık ortalama petrol fiyatlarındaki düşüşün devam etmesini beklemektedir. Ancak, Mayıs ayında 25 dolara düşmüş olan petrol fiyatları, OPEC’in üretim kısıtlamaları nedeniyle, Haziran ayında tekrar 27 dolar düzeyine çıkmıştır. 2003 yılının ilk çeyreğinde ortalama 31,49 $ olan Brent petrolünün fiyatı ikinci çeyrekte 26,03 dolara düşmüş, ancak 2002 yılının ikinci çeyreğinde ortalama 25,07 $ olan Brent fiyatının üzerinde kalmıştır. 2002 yılı ikinci çeyreğindeki ortalama fiyatı 26,30 $ olan Batı Teksas petrol fiyatları ise 2003 yılının ilk çeyreğinde ortalama 34,00 $ iken, ikinci çeyreğinde 29,02 dolara düşmüştür.
Petrol fiyatları üzerine söylenenlerden sonra belirtmek gerekir ki, bir ülke içindeki petrol fiyatlarını değişik isimler altında alınan vergiler ve döviz kuru gibi faktörler de büyük oranda etkilemektedir. Petrol fiyatlarının tüketime ve diğer ekonomik gelişmelere etkisi incelenirken, devletin ve çeşitli ekonomik faktörlerin fiyatlara etkisinin gözardı edilmesi, sağlıklı sonuçlar vermeyecektir.

3. Türkiye Ve Petrol
3.1. Türkiye’nin Ham Petrol Ticareti
Net petrol ithalatçısı durumundaki Türkiye’nin net petrol ithalatının değeri, genel olarak, küresel petrol fiyatları ile birlikte artmış veya azalmıştır.


Türkiye’nin ham petrol ithalatı 2000 ve 2002 yıllarında 4 milyar doların üzerine çıkmış, petrol fiyatlarının 10 dolara kadar düştüğü 1998 yılında ise 2 milyar dolar düzeyinde kalmıştır.
1998 yılından önce yok sayılacak düzeyindeki petrol ihracatı ise, 1999 yılında 5 milyon doların biraz üzerine çıkmış, 2001 ve 2002 yıllarında 3 milyon dolar civarlarında gerçekleşmiştir. Bu miktar, 2001 yılında Türkiye’nin toplam ithalatının ancak on binde 1’ine gelmektedir.
3.1.1. Türkiye’nin Ham Petrol İthalatı
Türkiye’nin ham petrol ithalatının değerinin petrol fiyatları ile doğru orantılı olarak değişmesine rağmen, ithalatın metrik ton olarak miktarı tersi bir seyir izlemiştir. Başka bir deyişle; petrol fiyatları yükseldiğinde daha az, düştüğünde daha fazla ham petrol ithal edilmiş; ancak petrol talebi fiyatlara karşı esnek olmadığı için ithalatın değeri fiyatlara bağlı olarak artmış veya azalmıştır.
1999 ve 2000 yıllarında ham petrol ithalatında ton olarak görülen düşüşte petrol fiyatlarının yükselmesinin yanında, 1999 yılındaki depremde TÜPRAŞ’ın zarar görmesi ve üretim kapasitesinin düşmesi de etkili olmuştur. Keza, 1998-2000 yılları arasında TÜPRAŞ’ın işlediği petrol miktarı 2.929.036 (metrik) ton (1000 kilo=2240 libre) azalmış, bu azalışın 2.297.374 metrik tonu TÜPRAŞ tarafından işlenen ithal ham petrole aittir. TÜPRAŞ’ın 1998-2000 yılları arasında ham petrol ithalatındaki azalma, toplam ham petrol ithalatındaki azalmanın (2.428.466 metrik ton) %95’ine ulaşmaktadır.



Kaynak: DTM

1996 yılında Türkiye’nin petrol ithalatının yüzde 41,1’ini Suudi Arabistan karşılamakta iken, 1997 yılında bu oran %23,0’a ve 2003 Ocak-Nisan döneminde %16,0’a düşmüştür. 1999 yılında İran ve Libya, Türkiye’nin petrol ithal ettiği en önemli iki ülke konumuna gelmiştir. Türkiye’nin petrol ithalatında Rusya’nın payı, 1999 yılında bir sıçrama göstererek petrol ithalatının %9,3’ünü oluşturmuştur. 2001 yılına gelindiğinde, Türkiye’nin Rusya’dan gerçekleşen petrol ithalatı 776 milyon dolara ve bu ülkenin toplam petrol ithalatı içindeki payı %20’ye kadar çıkmıştır. 2003 yılı Ocak-Nisan döneminde Rusya’dan yapılan ham petrol ithalatı, Rusya petrollerinin görece ucuzlaması sonucu, toplam petrol ithalatının %9’una düşmüştür.
Türkiye’nin petrol ithalatının yaklaşık %10’u Suriye’den yapılmaktadır. 1996-1999 yılları arasında Cezayir ve Mısır, 1998-2000 yılları arasında ise Kazakistan petrol ithalatı yapılan bellibaşlı ülkeler arasında yer almıştır.
1996 ve 1997 yıllarında, Irak’tan 32 ve 76 milyon dolar değerinde petrol ithalatı yapıldığı görülmektedir. Bu rakam, 1996 ve 1997 yıllarında toplam petrol ithalatının sırasıyla %1 ve %2’sini oluşturmuştur. Irak Petrol Boru Hattı, BM ambargosundan dolayı, 2001 yılı öncesindeki kadar yoğun kullanılmamaktadır.
Tablo: Türkiye’nin Petrol İthalatında Tedarikçilerin Payı (%)
1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003*
RUSYA FEDERASYONU 12,7 15,6 15,3 17,3 17,8 21,0 17,4 26,7
MEKSİKA 20,7 16,9 16,1 20,5 16,7 19,8 18,4 19,7
LİBYA 41,1 23,0 21,5 15,8 18,0 15,6 16,5 16,0
İTALYA 2,8 2,3 2,9 9,3 7,8 20,0 16,4 9,8
SURİYE 8,1 10,8 9,1 9,3 10,7 10,7 10,5 7,2
IRAK 5,6 9,6 13,2 0,4 0,8 0,0 0,2 1,1
GÜRCİSTAN 0,0 0,0 0,0 0,0 0,0 0,0 2,0 0,9
SUUDİ ARABİSTAN 8,1 5,5 5,5 3,2 0,0 0,4 1,4 0,8
TUNUS 0,0 0,0 0,2 0,0 0,0 0,0 0,0 0,3
İRAN 0,0 0,3 0,0 0,0 0,0 0,0 0,0 0,0
KAZAKİSTAN 0,0 0,0 3,1 6,3 4,0 0,0 0,0 0,0
MISIR 0,0 0,3 0,2 0,0 0,0 0,3 0,3 0,0
İNGİLTERE 0,0 0,0 0,3 0,0 0,0 0,0 0,0 0,0
CEZAYİR 0,9 2,4 0,0 0,0 0,0 0,0 0,0 0,0
DİĞER ALIMLAR 0,0 13,3 12,7 17,7 24,2 12,2 16,9 17,6
TOPLAM DEĞER (MİLYON $) 3.416 3.194 2.084 2.755 4.208 3.878 4.088 1.594
* Ocak-Nisan değerleri.
Kaynak: DTM
Türkiye’nin petrol ithalatının ortalama yüzde 90’ı Tüpraş tarafından yapılmaktadır. İran, Tüpraş’a ham petrol satan ülkeler arasında öne çıkmaktadır. Libya ve Suudi Arabistan, İran’ı takip etmektedir.
Tablo: Türkiye’nin 2002-2003 ocak-nisan döneminde ham petrol ithalatının değeri ve miktarı
2003 MİKTAR (Bin Ton) MİLYON $
OCAK 2.185 446
ŞUBAT 1.705 380
MART 2.010 419
NİSAN 1.896 349
2003 yılı Nisan ayında Türkiye’nin petrol ithalatının 2002 yılı Nisan ayına göre 84 milyon dolar artması ile birlikte Ocak-Nisan dönemindeki artış 439 milyon dolar (%38) olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde, Libya’dan yapılan petrol ithalatı 152 (%56,2), İran’dan yapılan petrol ithalatı 113 (%55,7) ve Suudi Arabistan’dan yapılan petrol ithalatı 76 (%42,5) milyon dolar artmıştır. Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat ise 48 milyon dolar (%23,5) oranında azalmıştır. Türkiye’nin petrol ithalatındaki hareketler, yılın ilk aylarında daha belirgindir. Rusya’dan yapılan petrol ithalatında ilk iki ayda önceki yılın aynı dönemine göre gerçekleşen düşüş %75’lere ulaşmıştır.
2003 yılı Ocak-Nisan döneminde Rusya’dan ithal edilen petrolün fiyatı yaklaşık %40 oranında yükselirken, ithal edilen petrolün miktarı 626 bin ton değerinde azalmıştır. Böylece, Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalatın değeri önceki yılın aynı dönemine göre %25’e yakın azalmış ve Türkiye’nin toplam petrol ithalatı içinde Rusya’nın payı %18’den %10’a düşmüştür.
Türkiye’nin petrol ithalatının Ocak-Şubat döneminde %45,8, Ocak-Mart döneminde %39,8 ve Ocak-Nisan döneminde %38,0 artması; petrol fiyatlarının savaş tedirginliğiyle 38 dolara kadar yükselmesine bağlıdır. Ocak-Nisan döneminde miktar olarak petrol ithalatı önemli bir değişme göstermemiş, 7,7 milyon ton (yaklaşık 56 milyon varil) düzeylerinde gerçekleşmiştir. Petrol fiyatlarının Nisan ayında tekrar 24-27 dolar düzeylerine düşmesi, petrol ithalatındaki artışı Nisan ayında yavaşlatıcı etki yapmışsa da petrol fiyatları önceki senenin aynı dönemi ile karşılaştırıldığında yine de %6 oranında yüksekte kalmış, ayrıca ithal edilen petrol miktarı önceki yılın aynı ayına göre % 25 oranında artmıştır.
3.1.2. Türkiye’nin Ham Petrol İhracatı
Türkiye’nin ham petrol ihracatı, 2002 yılında 4 milyar doları geçen ham petrol ithalatına karşılık, ancak 3,2 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Yok sayılacak düzeydeki ihracat genellikle tek seferlik anlaşmalar sonucu gerçekleşmekte, süreklilik arz etmemektedir.
Türkiye’nin çok sınırlı düzeydeki ham petrol ihracatı, 1999 yılında, İtalya’ya 4,3 milyon dolar değerinde petrol ihraç edilmesi sonucu 5 milyon doların üzerine çıkmıştır. Hollanda’ya 1998 yılında 2,6 ve 2000 yılında 4,7 milyon dolar düzeylerinde petrol ihraç edilmiştir. 2001 ve 2002 yıllarında ABD’ye yıllık 3 milyon dolar civarında ihracat yapılmıştır. ABD’nin enerji arzını çeşitlendirme politikasına dayanarak, Suudi Arabistan, Meksika, Kanada gibi önemli ham petrol tedarikçilerinin yanında, ikincil olarak başvurduğu ülkeler arasına Türkiye de katılmıştır. Boru hatlarına ağırlık verilmesi ve Türkiye’nin transit ülke konumuna getirilmesi, Türkiye’nin ham petrol ihracatını artıracaktır.
2003 yılında henüz Şubat ayında ihracat rakamı 2,8 milyon dolara ulaşmıştır. Bu artış, Irak Harekatı’ndan önce ABD’de Bush hükümetinin stoklama amacıyla petrol talebini artırmasından kaynaklanmıştır. Ancak, Irak harekatından sonraki aylarda petrol ihracatı, Türkiye’nin, Irak petrollerinin dünya pazarlarına açılmasında etkin rol olmasına bağlıdır. Irak petrollerinin Türkiye üzerinden batıya taşınmasını sağlayan 965 km uzunluğundaki Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı, Türkiye’nin üstleneceği rolde stratejik öneme sahiptir. Türkiye’ye 350 milyon dolar gelir getiren boru hattının gelirlerinin, 2003 yılı Nisan ayı başındaki Irak Harekatı sırasında, 160 milyon dolara düştüğü belirtilmiştir. Günde 1,1 milyon ton petrol taşıma kapasitesi olan boru hattı ile, I. Körfez Krizi’nden önce 700 bin varil petrol pompalanmakta iken , 2001 yılında 230 bin 855, 2002 yılında ise 175 bin 667 varil petrol taşınabilmiştir. Irak’ta 2003 Nisan başında gerçekleşen operasyonun ardından hat yoluyla günde 400 bin varil ham petrol taşınabileceği hesaplanmaktadır. BOTAŞ’ın hazırladığı bir raporda, ABD Enerji Bakanlığı’nın boru hatları üzerinde çalışma yaptığı ve 1948’den bu yana kullanılmayan, Kerkük'ten başlayan ve Lübnan üzerinden İsrail'in Hayfa Limanı'na uzanan Kerkük-Hayfa Boru Hattı’nın, Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı yerine, kullanıma tekrar açılması olasılığı üzerinde durdukları belirtilmiştir. Ancak, ABD Büyükelçisi Robert Pearson, Enerji Bakanı Hilmi Güler'e Kerkük-Yumurtalık boru hattına alternatif hat düşünülmediğini taahhüt etmiştir. Boru hattının önümüzdeki dönemde oynayacağı role ilişkin tartışmalar devam ederken, 12.06.2003 tarihinde boru hattına bombayla sabotaj yapılmış, boru hattında iki ayrı patlama gerçekleşmiştir.



3.1.3. Türkiye Ekonomisinin Petrole Bağımlılığı
Türkiye’nin toplam ithalatının yaklaşık %9’u ham petroldür. GSMH’nin %2’sinden biraz fazlası, net petrol ithalatı için harcanmaktadır. Yerli üretim giderek azalmakta ve yurt içinde tüketilen petrolün yaklaşık %90’ı ithal edilmektedir.
Türkiye’nin petrol ithalatının toplam ithalatı içindeki payı 1996-1998 boyunca azalarak 1998 yılında yüzde 4,5’a düşmüş, daha sonra artarak 2001 yılında yüzde 9,4 ve 2002 yılında yüzde 9,1 olarak gerçekleşmiştir. Bu trend, doğrudan petrol fiyatlarına bağlı olarak açıklanabilir. 2003 yılı Ocak-Nisan döneminde geçen yılın aynı dönemine göre petrol ithalatı %38,0 ve toplam ithalat %32,3 oranında artmış, petrol ithalatının toplam ithalat içindeki payı %7,9’dan %8,3’e yükselmiştir.

tablo : petrol ithalatının toplam ithalat içindeki payı
YIL TOPLAM İTHALAT (MİLYON DOLAR) PETROL İTHALATI (MİLYON DOLAR) PETROL İTHALATININ PAYI
1996 43.627 3.416 7,83
1997 48.559 3.194 6,58
1998 45.921 2.084 4,54
1999 40.671 2.755 6,77
2000 54.503 4.208 7,72
2001 41.399 3.878 9,37
2002 44.756 4.088 9,13
Kaynak: DTM






tablo : GSMH’den net petrol ithalatına ayrılan pay
PETROL İTHALATI PETROL İHRACATI NET PETROL İTHALATI GSMH PETROLE AYRILAN PAY
YIL ($) ($) (MİLYON $) (MİLYON $) (YÜZDE)
1996 3.415.917.157 0 3.416 183.969 1,86
1997 3.194.145.235 489.058 3.194 196.991 1,62
1998 2.083.860.763 2.596.432 2.081 212.014 0,98
1999 2.754.939.437 5.125.634 2.750 190.878 1,44
2000 4.208.259.899 4.650.189 4.204 200.157 2,10
2001 3.877.952.681 2.928.444 3.875 148.198 2,61
2002 4.087.774.602 3.216.989 4.085 179.898 2,27
Kaynak: DTM

Türkiye, Gayri Safi Milli Hasılası’nın, Batı Teksas petrol fiyatlarının 14 dolara düştüğü 1998 yılında %0,98’ini, 30,5 dolara çıktığı 2001 yılında ise %2,61’ini petrol ithalatı (net= ithalat-ihracat) için dışa aktarmıştır. Bu oran, ABD ve Japonya için %0,5 iken, petrole bağımlı Güney Kore için %3,5 değerindedir.





Tablo: Tüketilen Petrol İçinde İthalatın Payı
YIL TOPLAM YERLİ ÜRETİM (TON) İTHAL EDİLEN HAM PETROL (TON) TOPLAM HAM PETROL DIŞA BAĞIMLILIK
1997 3.457 23.324 26.781 87,09%
1998 3.224 23.791 27.015 88,07%
1999 2.940 22.837 25.777 88,59%
2000 2.749 21.363 24.112 88,60%
2001 2.551 23.142 25.693 90,07%
Kaynak: TPAO & DTM
İç pazarda tüketilen petrol içinde ithal edilen ham petrolün payı, 1997-2001 boyunca genel olarak artmış ve 1997 yılında tüketilen petrolün yüzde 87’si ithal iken 2001 yılında bu oran yüzde 90’a çıkmıştır. Petrol fiyatlarından bağımsız olarak, tüketilen petrol içinde yerli üretim miktarının payı düşerken, ithalatın payı artmaktadır. Bunun nedeni, 1999 ve 2000 yıllarında artan petrol fiyatlarına tepki olarak ithal edilen miktarın azalmasına rağmen, Türkiye’deki üretimin de 1997-2001 boyunca azalmış olmasıdır.
3.2. Türkiye’de Petrol Üretimi Ve Tüketimi
1980’li yıllardan önce akaryakıt ithalatçısı olan Türkiye, artık ham petrol ithal etmekte ve petrolü kendi rafinerilerinde işlemektedir. Türkiye’deki ham petrol üretiminin yaklaşık %75’i TPAO tarafından gerçekleştirilmekte ve üretimde ikinci sırayı Shell almaktadır. Ancak, 1997-2001 yılları boyunca Türkiye’nin ham petrol üretimi azalmıştır.


Kaynak: TPAO
TPAO verilerine göre, 2001 yılında Türkiye’nin enerji üretiminde linyit (%43) ile diğer (%40) kapsamındaki hidroelektrik ve odun büyük yer tutmaktadır. Türkiye’nin jeolojik yapısının engebeli oluşu, petrol arama ve çıkarma maliyetlerini artırmaktadır. Bundan dolayı, petrol üretiminin payı %10’da kalmaktadır. Doğalgaz üretimi de enerji üretiminin ancak %2’sini oluşturmaktadır. Türkiye’de petrol yataklarının %99’u Güneydoğu Anadolu’da, doğalgaz rezervleri de öncelikle Trakya yöresinde ve yine Güneydoğu Anadolu’da yer almaktadır.
Türkiye’de ham petrolün işlenmesi ile petrol ürünleri üretimi, ağırlıklı olarak TÜPRAŞ’ın (Türkiye Petrol Rafinerileri Anonim Şirketi) sahip olduğu rafinerilerde yapılmaktadır. Bunlar; yılda 11,5 milyon ton kapasiteli İzmit, yılda 10 milyon ton kapasiteli İzmir Aliağa, yılda 5 milyon ton kapasiteli Kırıkkale Orta Anadolu ve yılda 1,1 milyon ton kapasiteli Batman Rafinerileridir. Türkiye’de Petrol Kanunu hükümleri gereğince yabancı sermaye ile kurulan tek rafineri; yılda 4,4 milyon ton kapasite ile çalışan ATAŞ(Anadolu Tasfiyehanesi A.Ş.)’tır. 1958 yılında Mersin’de kurulmuş olan ATAŞ’ın bugünkü ortakları MOREF (%51), Shell (%27), BP-Türk (%17) ve Marmara Petrol (%5)’dür.
Türkiye’nin başlıca boru hatları ise yıllık 70,9 milyon ton kapasiteli Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı, yıllık 3,5 milyon ton kapasiteli Batman-Dörtyol Boru Hattı ve yıllık 5 milyon ton kapasiteli Yumurtalık-Kırıkkale Boru Hattıdır.
Türkiye’nin ham petrol tüketimi 1965-2001 yılları arasında %568,7 ve 1990-2001 yılları arasında %40,9 oranında artmıştır. 2001 yılında ham petrol tüketimi 30,4 milyon ton ve günde 662 bin varile ulaşmıştır. 2000 yılında ise tüketim günde 695 bin varile kadar çıkmıştır.

Kaynak: TPAO

Kaynak: TPAO
Birincil enerji tüketiminin %39’unu petrol ve %21’ini doğalgaz oluşturmaktadır. Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi amacıyla Türk ekonomisine tanıtılan doğal gazın enerji tüketimi içindeki payı giderek artmaktadır. Doğal gazın enerji tüketimi içindeki payı, TPAO’nun 2010 yılında çıkacağını düşündüğü yüzde 18 düzeyini, Mavi Akım Projesi’nin de etkisiyle, şimdiden aşmıştır. Bu arada, petrolün ve linyitin tüketimdeki payları ise düşmektedir.

3.3. Türkiye’nin Petrol Arama Faaliyetleri
Türkiye’nin ülke içindeki arama çalışmaları Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yoğunlaşmıştır. TPAO, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde PERENCO (Fransa) ve MADISON (ABD), Trakya Bölgesi’nde AMITY OIL (Avustralya) ve Adana-Hatay Bölgesi’nde EL-PASO (ABD) şirketleri ile ortak olarak arama çalışmalarını yürütmektedir. Denizlerdeki arama faaliyetleri şimdiye kadar çok sınırlı kalmıştır. Mersin-İskenderun Körfezleri ile Doğu ve Batı Karadeniz’de petrol aramaları yapılmaktadır. Özellikle Doğu Karadeniz’deki arama çalışmaları ümit vermektedir. Bu yıl BP (British Petroleum) ile yapılacak ortak analizlerden sonra, 2004 yılında Doğu Karadeniz’de sondaj çalışmalarının başlaması beklenmektedir.
Ülkemizin petrol ve doğal gaz ihtiyacının daha iyi karşılanabilmesi için, petrol ve doğal gazın arama ve üretimine yönelik TPAO çalışmaları, özellikle 1993 yılından sonra Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaygınlaştırılarak sürdürülmüştür. TPAO, aktif olarak Kazakistan, Azerbaycan ve Libya'da faaliyetlerini yürütmektedir. Türkmenistan, Irak ve Suriye ile faaliyetlerde bulunmak üzere temaslar sürdürülmektedir.
Aşağıda Türkiye’nin yurtdışındaki arama faaliyetleri daha ayrıntılı olarak anlatılmaktadır:
3.3.1. Kazakistan
TPAO’nun Kazakistan'daki faaliyetleri, Kazakistan Milli Petrol Şirketi (%51) ve TPAO (%49) ortaklığında kurulan Kazaktürkmunay Ltd. (KTM) tarafından yürütülmektedir. KTM, Batı Kazakistan'daki çalışmalarını sürdürmektedir. Aktau Bölgesi’nde günlük 2.500, Aktübinsk Bölgesi’nde ise 1.500 varil üretim yapılmaktadır. Şirketin Şubat 2003 sonu itibariyle birikimli petrol üretimi 1.064 bin ton, birikimli satışı 1.040 bin ton ve birikimli brüt geliri 133,1 milyon $’dır. TPAO’ya, KTM’den bugüne kadar yatırım payı geri ödemesi olarak 59,8 Milyon ABD Doları transfer edilmiştir. Kazakistan’a 2000 yılından itibaren herhangi bir transfer gerçekleşmemiş olup, birikimli transfer 272,9 Milyon $’dır. KTM Ltd.’in 2000 yılından itibaren yatırım ve işletme giderleri üretilen petrol gelirlerinden sağlanmaktadır.
Ayrıca, değerlendirmeler sonucu Aktübinsk Bölgesi'nde yeralan Güney Karatübe’de ticari keşif ilan edilmesi beklenmektedir.
3.3.2. Azerbaycan
Azerbaycan’da TPAO’nun ortak olduğu projeler ve TPAO’nun ortaklık payları şöyledir:
• AÇG (Azeri-Çıralı-Güneşli) Projesi (%6,75)
• Şah Deniz Projesi (%9)
• Kürdaşı Projesi (%5)
• Alov Projesi (%10)
• Bakü-Tiflis-Ceyhan Ana İhraç Hampetrol Boru Hattı Projesi (%6,53)
3.3.2.1. AÇG (Azeri-Çıralı-Güneşli) Projesi (Mega Proje)
Proje, Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Petrol Şirketi (SOCAR) ile TPAO’nun da yer aldığı bir konsorsiyum tarafından 1994 yılında başlatılmıştır. Projenin halihazırdaki ortakları SOCAR (%10), BP (%34,14), LUKOIL (%10), UNOCAL (%10,28), STATOIL (%8,56), EXXONMOBIL (%8), TPAO (%6,75), ITOCHU (%3,92), PENNZOIL (%5,63) ve DELTA-HESS (%2,72) şirketleridir. TPAO, ortaklık anlaşmasında TPIC vasıtasıyla SOCAR'ın %5 hissesinin finansmanını da üstlenmiştir. SOCAR, faizi ile birlikte geri ödemeyi petrol üretimi başladıktan sonra petrol satış gelirlerinden karşılamayı taahhüt etmiştir. İlk kuyu Çıralı sahasında 1997 yılı sonunda açılmış ve üretime başlanmıştır. 2005 yılında tam saha üretime geçilmesi beklenmektedir. Halen 11 kuyuda günde yaklaşık 120 bin varil seviyesinde üretim yapılmaktadır. 2010 yılında tüm AÇG üretimi en yüksek seviye olan 1 milyon/varil/gün’ün üzerine çıkacaktır.
2003 yılı Şubat ayı sonu itibariyle, TPAO’nun payına yaklaşık 17,7 milyon varil petrol satışı ve birikimli brüt 412,1 milyon $ gelir düşmüştür. Projenin başlangıcından 2003 yılı Şubat ayına kadar 564,8 milyon $ transfer gerçekleştirilmiştir.
3.3.2.2. Şah Deniz Projesi
Şah Deniz sahası, Güney Hazar’da, Bakü ile Azeri-Güneşli-Çıralı sahasının arasında yer almaktadır. Proje, araştırma amacı ile BP-Statoil ve TPAO'nun bağlı ortaklığı TPOC Ltd. Şirketi tarafından 1996 yılında başlatılmıştır. Projenin şu andaki ortakları ise BP (%25,5), STATOIL (%25,5), SCA (SOCAR Commercial Affiliate %10), TOTALFINAELF (%10), LUKAGİP (%10), OIEC (Oil Industries Engineering and Construction, İran-%10) ve TPOC (%9) şirketleridir.
Sahada 2001 yılında keşfedilen doğal gaz için BOTAŞ ve SOCAR bir alım-satım anlaşması imzalamıştır. Ayrıca, Türkiye ile Gürcistan arasında 12 Mart 2001 tarihinde hükümetler arası anlaşma imzalanmıştır. Satış anlaşmasına göre 2004 yılında başlamak üzere 15 yıl boyunca 6.6 milyar m3 doğal gaz Türkiye’ye ulaştırılacaktır. Ancak, proje takviminde yaşanan sorunlar nedeniyle, ilk gaz teslim tarihi 2006 yılına kaymıştır. Doğal gazın taşınması için Bakü’den başlayarak Tiflis üzerinden Türkiye-Gürcistan sınırına ulaşacak olan doğal gaz boru hattı ile ilgili inşa çalışmalarına başlanmıştır.
Türkiye’nin doğal gaz talebinin önemli bir kısmını karşılayabilecek büyüklükte olan Şah Deniz Projesi kapsamında, 2003 yılı Şubat ayı itibariyle birikimli 69,3 milyon dolar transfer gerçekleştirilmiştir.
3.3.2.3. Kürdaşı Projesi
Projenin %50'si SOCAR'a ait olup, kalan hisseler AGIP (%25), MITSUI (%15), REPSOL (%5) ve TPOC (%5) arasında paylaşılmıştır. 1998 yılında başlayan ve Hazar Denizi’nde üç ayrı yapının test edilmesini amaçlayan proje kapsamında açılan kuyularda ticari hidrokarbon bulgusuna rastlanmamıştır. Projenin tasfiyesi için çalışmalara başlanmış ve ruhsatın %74’ü terkedilmiştir.
Proje için 2003 yılı Şubat ayı itibariyle gerçekleşen transferler birikimli olarak 16,8 milyon $ düzeyindedir.
3.3.2.4. Alov Projesi
Projenin %40'ı SOCAR Oil Affiliate (SOA)'a ait olup diğer hisseler BP (%15), Statoil (%15) ve TPOC (%10) arasında paylaşılmıştır. Geri kalan %20'lik hisse daha sonra EXXONMOBIL (%15) ve AEC (%5) şirketlerine verilmiştir. ALOV (ABİK) Arama Projesi Güney Hazar Denizi’nin orta kesimindeki Sharg, Alov ve Araz adlı 3 ayrı sahayı kapsamaktadır. Projenin mükellefiyeti olan üç arama kuyusundan ilkinin 2004 yılı ilk çeyreğinde kazılması öngörülmüştür. Ancak, Temmuz 2001’de İran ile Azerbaycan arasında Hazar Denizi’nin paylaşımı ile ilgili çıkan sorunlardan dolayı deniz tabanı etüdü çalışmaları aksamış, 23 Mart 2002’de biten Arama Dönemi Ocak 2005’e uzatılmıştır.
Proje için 2003 yılı Şubat ayı sonu itibariyle 22,4 milyon $ transfer gerçekleştirilmiştir.
3.3.2.5. Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ana İhraç Ham Petrol Boru Hattı Projesi
Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi ile Azerbaycan'da üretilen ham petrolün boru hattı ile Gürcistan üzerinden Ceyhan'daki bir deniz terminaline, buradan da tankerlerle dünya pazarlarına ulaştırılması amaçlanmaktadır.
Anahtar Teslim Anlaşması çerçevesinde müteahhit olarak görevlendirilen BOTAŞ, “Arazi ve İnşaat” çalışmalarını 32 ay içerisinde bitirmekle yükümlü kılınmıştır. Tüm hattın tamamlanması ve devreye alınması için hedeflenen tarih ise 2005 yılı başlarıdır.
15 Kasım 2000 tarihinde başlatılan temel mühendislik çalışmaları, 15 Mayıs 2001 tarihinde başarıyla tamamlanmıştır. Ardından, Türkiye Tarafı ikinci aşamasını temsil eden detay mühendislik çalışmaları 19 Haziran 2001-28 Ağustos 2002 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. 20 Eylül 2002 tarihinde ise hattın yapım sözleşmeleri imzalanmıştır. BOTAŞ, Anahtar Teslim Anlaşması ile son aşama olan arazi ve inşaat çalışmalarını 32 ay içerisinde bitirmeyi taahhüt etmiştir.
Proje için 2003 yılı Şubat ayı itibariyle birikimli olarak 34,4 milyon $ transfer gerçekleşmiştir.
Projeye ortak olan şirketler ve payları zaman içerisinde değişmiş olup, hali hazırdaki en büyük ortaklar olan BP Exploration (Caspian Sea) Ltd. %30,1 ve SOCAR %25,0 paya sahiptir. TPAO’nun proje içindeki payı ise %6,53’tür.
Yılda 100 milyon dolar gelir getirecek olan projenin asıl önemi Türkiye’yi küresel enerji nakliyesinde kilit bir konuma getirmesindedir. Ancak son zamanlarda BTC Konsorsiyumu Türk Hükümetine çeşitli şikayetlerde bulunmaktadır. “Kamulaştırmaların ağır gitmesi, inşaatların beklenen zamanda yapılamaması, yolsuzluklar, BOTAŞ’taki siyasi değişim, BTC direktörlüğünün özerk ve insiyatifli bir yapı olarak çalışamaması” gibi sorunlar gündeme getirilmektedir. Irak’taki gelişmeler BTC Projesini ayrıca tehdit etmektedir. Irak üzerinden Akdeniz’e açılan, BTC Projesine karşı maliyet avantajı olan alternatiflerin ortaya çıkması sözkonusudur. Ürdün, Filistin ve Hayfa üçgeni bu alternatifler içerisinde tartışılmaktadır. Petrol Yasası gibi gerekli yasal düzenlemeler hızla çıkarılarak ve mevcut yasalara işlerlik kazandırılarak BTC Projesi’nin arkasında durmak, Türkiye’nin enerji piyasasındaki stratejik konumu açısından önem taşımaktadır.

OXCI is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)
Eset Smart Security 3.0.642
Ad-Aware 2008

Sizin İçin Seçtiklerimiz-2:

Şeftali Yetiştiriciliği
Ekolojik Tarım ve Hayvancılık
Süt Verimini Etkileyen Faktörler
Dört barajda su bitmek üzere
Karbondioksit salımı yüzde 50’den çok artacak
VAN (Wan) Tarihi
Amed (Diyarbakır) Tarihi
İç Anadolu Hakkında Genel Bilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettiş yardımcılığı
2008 yılı icra müdür ve yardımcılığı sınav ilanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz-3:

Siz Hangi Yemeksiniz ?
Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?
Doğum Tarihinize Göre Renginiz!
Bebeklerde Gaz Çıkarma
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Şiddetin genlerle ilişkisi olabilir
Karpuz Viagra Etkisi Yapıyor
Panasonic Sony'yi tahtından etti!
Mehmet Atlı - Wenda 2008
grup seyran - 2008


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Petrolün Ekonomi Politiği OXCI İktisat 0 04-06-2008 11:12 PM
Microsoft® Windows® XP® için SP'2'den Sonra Çıkan Güncellemeler. stranki_be Bilgisayar Yazılım ve İşletim Sistemleri 2 06-01-2008 04:58 PM
Dünyada kaç yıllık petrol kaldı,Biliyor musunuz? merdofigaro İlginç Konular 2 18-08-2007 05:17 PM
Petrol Aramada Jeofİzİk YÖntemler Global Genel Kültür 2 22-03-2007 09:44 PM
Güneydoğu Petrol Deniziymiş... MeDJiyaN Sınırsız Muhabbet Burada 0 06-11-2006 03:22 PM


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 11:48 AM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.