Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Eğitim > Açık Öğretim Fakültesi > İktisat

Kayıt Ol SSS



 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 07-06-2008, 05:49 PM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesaj: 475
Üye No: 76340
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 1896
Rep Puanı : 189473
Rep Derecesi
OXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond reputeOXCI has a reputation beyond repute
Varsayılan Büyüme Modelleri


BÜYÜME MODELLERİ ÇERÇEVESİNDE YENİ EKONOMİNİN MAKRO EKONOMİ ÜZERİNDEKİ MUHTEMEL ETKİLERİ
Dünya genelinde tüm ekonomik sistemlerin, kavramların, çözümlerin, etkileşimlerin tartışıldığı günümüzde üzerinde büyük ölçüde fikir birliğine varılan tek konu arkiyel bir çağ yaşadığımız gerçeğidir. Gerek iktisatçılar gerek fütüristler geleneksel dünyayı kökünden değiştirecek bir dönüşümün tanıkları olduğumuzu kabul etmektedirler. Zaten batı tarihine baktığımızda her birkaç yüzyılda benzer bir dönüşüm yaşandığı görülmektedir (Burada değişim yerine özellikle dönüşüm kelimesi seçilmiştir. Karl Polanyi’nin Büyük Dönüşüm kitabına atıfta bulunulmuştur). Bu dönemlerde kısa bir zaman zarfında toplum kendini yeniden düzenler, dünya görüşü, temel değer yargıları, sosyal ve siyasal yapı, sanat, kültür, kurum ve kuruluşlar bu dönüşümün etkisiyle yapısal ve işlevsel açıdan yeniden tanımlanıp, kabul görürler. İşte günümüzde küreselleşme, kapitalizm ötesi toplum, bilgi toplumu, üçüncü dalga vb. gibi adlandırmalarla tanımlanan benzer bir dönemden geçmekteyiz.
Tarihte bu tip dönüşümlerin örnekleri fazlasıyla mevcuttur. 13. yüzyılda kırsal kesimden kent hayatına ve yerleşik düzene geçişle kendini gösteren ticaret devrimi, 15. yüzyılda Gutenberg’in buluşuyla ve 16. yüzyılın başlarında Luther’in öncülüğünde Rönesans tohumlarının çiçeklendiği dönem, iki yüz elli yıl kadar sonra Watt’ın buhar makinasını kusursuzlaştırdığı ve Adam Smith’in ekonominin temellerini attığı dönem, ki bu dönem bütün –izm’lerin doğuşuna tanıklık etmiştir, ve nihayetinde II. Dünya Savaşı’nın ardından teknolojik devrimle, bilgi devrimiyle hala sürecini tamamlamamış olan günümüzdeki dönüşüm örnek olarak sıralanabilir.
Günümüzdeki dönüşümü diğer arkiyel dönemlerden ayıran en önemli fark; etkileşim sınırlarının ve hızının geçmiş dönemlere nazaran, belki de enformasyon teknolojisi sayesinde daha hızlı olmasıdır. Bu nedenledir ki içinde yaşadığımız dönüşümün etkisi daha derin ve daha çarpıcı olacaktır. Dönüşümün kuşkusuz en büyük bileşeni hatta çoğaltan etkisine sahip hızlandırıcı faktörü teknolojidir.
Olayı daha basite indirgemeye çalışarak öncelikle ekonomik boyutta enformasyon teknolojilerinin etkilerini özelde de internetin ve elektronik ticaretin büyüme ve makro ekonomi üzerindeki etkilerini incelemeye çalışacağız. Öncelikle büyüme teorilerine kısaca bir göz atılacak ve son dönemlerde konuşulmakta olan ancak henüz kesin bir çerçeveye oturtulamayan, hala tartışılan yeni büyüme modellerinin temel özelliklerine değinilecektir.
BÜYÜME MODELLERİ
1930’larda Keynes’in etkisiyle 1950’lerin başlarına kadar yoğun olarak tartışılan, aslında Ricardo ile temel bulan, Marx’la alternatif yaklaşımlar getirilen büyüme modelleri, 1980’lere kadar yaklaşık otuz yıl boyunca ekonomi literatüründe geri plana itilmiştir. Bu tarihten sonra ise, farklı yaklaşımlar (endojen büyüme modelleri) geliştirilmeye başlamıştır. Tam anlamıyla bir genel modele ulaşılmamışsa da yeni ekonomik faktörlerin büyümeye katılması bu döneme rastlamaktadır.
Klasik büyüme teorileri çok sayıda klasik düşünürün fikirlerini yansıtmaktadır. Bununla birlikte teoriye özellikle başlangıç niteliğinde en önemli katkıyı Ricardo yapmış olduğundan, klasik büyüme teorisi her zaman Ricardo modeli başlığı altında incelenir. Kötümser görünüşlü Ricardo Modeli’nin arkasında İngiltere’nin 19. yüzyılın başlarındaki koşulları ve sorunları yer almaktadır.
Temel varsayımlarının ayrıntılarını bir kenara bırakacak olursak, aynı zamanda bir makro ekonomik gelir dağılımı modeli olan Ricardo Büyüme Modeli, iki ilkeye dayanmaktadır. Birinci ilke, toprak sahiplerinin toplam hasıladan aldıkları payın (rant payının) açıklanmasına yardım eder. İkinci ilke toplam hasıladan geri kalan kısmın ücret ve kar olarak nasıl dağıtılacağını belirtir. Büyümeyi durdurup ekonomiyi durgunluğa sokacak mekanizma toplumdaki üç sınıfın (emekçi, girişimci, toprak sahibi) gelir dağılımından aldıkları payların değişimidir. Ricardo Modelinin temel varsayımları büyüme tecrübelerine uymamaktadır.
Diğer bir model de Harrod-Domar büyüme modelidir. Büyüme en açık şekilde milli gelirdeki artışlarla ölçülebilmektedir. Milli gelir seviyesi Y, milli gelirdeki artış ∆Y ile gösterilecek olursa, büyüme hızı (Y), Y=∆Y/Y ifadesi ile belirtilir. Harrod-Domar modelinde sermayenin verimliliği yerine onun tersi olan sermaye/hasıla oranı kullanılmaktadır. Yatırım oranı ile varılan fiili büyüme hızının, istikrarlı ve dengeli bir büyümeyi sağlaması için gerekli büyüme hızına eşit olması gerekir. Yani, büyüme süreci boyunca her dönemde yaratılan mal ve hizmetlerin tümünün arz ve talep fazlalığı yaratmadan absorbe edilmesi gerekecektir. Böyle bir dengenin sağlanması için gerekli ve yeter şart, yatırım tasarruf eşitliğidir.
Solow’un büyüme modeli ise, dışa açık olmayan kapalı bir ekonomide, gelişmeyi gösteren en basit neo-klasik tek sektörlü bir modeldir. Matematiksel olarak problem, tek diferansiyel denklemin çözümünün davranışını incelemektir. Model oldukça idealize edilmiş olup, zor agregasyon ve değerlendirme sorunları yoktur. Ekonomide bir tek üretilen mal olduğu farz edilmiştir.
Toplumların ekonomik gelişmesini tarihsel bir yaklaşımla açıklamaya çalışan görüşler arasında W.Rostow modelinin bir ayrıcalığı vardır. Özellikle kalkış (take-off) aşamasındaki azgelişmiş ülkelerin kalkınma sorununa değinilmesi bu modelin önem kazanmasına neden olmuştur. W.Rostow, K.Marx’ın modern tarih kuramına bir alternatif olarak hazırladığı modelini önce 1956’da yayınladığı bir makalesinde, sonra da 1960’daki kitabında açıklamıştır. Rostow’un modeli, kitabın giriş kısmında da belirtildiği gibi modern tarihin seyri hakkında bir genellemeyi içermektedir. Bu kurama göre, her toplum ekonomik bakımdan aşağıda sıralanan evreleri geçirir.
a. Geleneksel Toplum,
b. Kalkışa (take-off) geçiş aşaması,
c. Kalkış aşaması,
d. Olgunluk aşaması,
e. Kütle tüketim çağı.
Her aşama kendi ekonomik, toplumsal ve siyasal özelliklerini içinde barındırır. Her aşamayı toplumlar iç ve dış dinamikler nedeniyle değişik zamanlarda farklı uzunlukta ve yoğunlukta yaşamışlardır.
Üzerinde önemle durulması gereken ve yeni jenerasyon modellere bir geçiş aşaması niteliği taşıyan diğer bir model de Schumpeter’in “Yenilik Modeli”dir. J.Schumpeter kapitalist sistemin dinamiği gereği ekonomik bunalımla karşılaşacağı yerde, devamlı gelişeceğini savunmuştur. Sistemin yarattığı hasıla artışı istismara değil, işçi sınıfın refahının yükselmesine yol açacaktır. Aslında kapitalist sistemin sonunu getirecek olan ekonomik bunalımlar değil, bu refah artışı olabilir. Yaşama düzeyi yükselmiş işçilerde ve liberal ortam içinde yetişen aydınlarda maddi tatminsizlik yerini manevi tatminsizliğe bırakacaktır. Kendi kaderlerini kendileri tayin etmek isteyen bu sınıflar, kapitalist sisteme ve kapitalist girişimcilere karşı bir tutum alacaklardır. Kapitalist sistem böylece kendini savunan taraftar bulamayıp yerini sosyalist sisteme terk edecektir.
Schumpeter, kapitalist sistemin büyümesinde girişimcilerin rolünü ve teknik ilerlemelerin girişimciler tarafından üretime uygulanmasına, yani kendi deyimi ile yenilikleri (innovations) en önemli etken olarak görmüştür. Yazar, beş tür yenilik olduğunu söylemektedir.
a. Piyasaya yeni bir malın, yeni bir tipin veya kalitenin sürülmesi,
b. Üretime yeni bir tekniğin uygulanması,
c. Yeni piyasaların keşfedilmesi ve yaratılması,
d. Yeni bir hammadde veya yarı mamul kaynağının bulunması,
e. Endüstrinin reorganizasyonu..
Kapitalist sistemin büyümesiyle azalan kar haddini yeniden canlandıracak olan, yukarıda sayılan süreçler sonucu ortaya çıkacak olan yeniliklerdir. Schumpeter bu görüşü ile kapitalist girişimcinin elde ettiği karların da bir çeşit açıklamasını yapmaktadır.
NEW AGE MODELLER
Yukarıda kısaca üzerinde durmaya çalıştığımız modeller incelendiğinde, bazı ortak özellikler göze çarpmaktadır; bu özelliklerden en belirgin olanı temelde büyümenin sermaye ve işgücü gibi esas üretim faktörlerine dayandırılmasıdır. Burada önemli olan her iki faktörün de azalan verimler yasası uyarınca ölçeğe göre azalan oranlarda getiri sağlamasıdır (decreasing return to scale). Bu modeller kuşkusuz yeni ekonomik fenomenleri açıklamakta yetersiz kalmaktadırlar. Gerçi Schumpeter ile birlikte yenilik, insan kaynaklarındaki optimum kullanıma ve eğitime dayalı verim artışı, teknolojinin “spillover” etkisi literatüre kazandırılmışsa da, net bir model ortaya konulamamıştır. Farklı bir deyişle, “teknoloji, eğitilmiş insan gücü, bilgi üretim faktörleridir ve büyümeye pozitif katkıda bulunurlar” hipotezi tecrübelerle doğrulanmış ancak teorik alanda modelleştirilememiştir.
Bilginin bir ekonomik kaynak olarak davranışını bugün için tam anlamıyla kavramış değiliz. İktisatta henüz bir teori geliştirip onu sınayacak kadar tecrübe sahibi olunamamıştır. Şu an için söylenebilen bilgiyi servet üretme sürecinin merkezine yerleştiren bir ekonomik teorinin gerekliliğidir. Bugünün ekonomisini ve ekonomik büyümesini ancak böyle bir teori açıklayabilir. Yeni teori konusundaki çalışmalar iktisatçılar tarafından yapılmaktadır. Yapılan başlangıç niteliğindeki çalışmalarda genel kabul görmüş bazı ortak noktaların varlığı göze çarpmaktadır. Bu noktalar bilginin niteliği ile ilgilidir.
Kuşkusuz dünya ekonomisi bir piyasa ekonomisi olarak kalacaktır, ancak piyasa kurumları korunurken içeriği büyük ölçüde değişmiş bulunmaktadır. Kapitalizmden söz etmek mümkünse de artık bu kapitalizm, enformasyon kapitalizmidir. Son kırk yıl boyunca ekonominin merkezine yerleşmiş olan sanayiler, malların üretimi ve dağıtımıyla ilgili olanlardan ziyade, enformasyon ve bilginin üretimi ve dağılımı ile ilgili olanlardır.
Eski sanayiler arasında, hangilerinin büyüdüğüne bakılacak olursa, bunların kendilerini bilgi ve enformasyon çevresinde örgütleyen sanayiler olduğu görülür. Eski kapitalizmin süper zenginleri on dokuzuncu yüzyılın çelik krallarıydı, İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomik canlanma döneminin süper zenginleri ise bilgisayar yapımcıları, internet şirketleri, yazılım üreticileri, televizyon program yapımcıları, biyokimya şirketleri gibi enformasyon sistemleri kurmaya, işletmeye ya da enformasyonu bilgiye dönüştürmeye, üretime entegre etmeye ve dağıtmaya yönelik girişimcilerdir. Artık malları üretip taşımakla servet kazanılması mümkün değildir, hatta günümüzde parayı kontrol etmekle bile çok büyük karlar elde edilemez.
İktisadın temel varsayımlarından biri kaynakların tahsisinde ve ekonomik ödüllerin dağılımında esas modelin “Tam rekabet” olduğudur. “Eksik rekabet” ise gerçek dünyada çok sık rastlanan bir ekonomik olgudur ve ekonomiye dıştan gelen müdahalelerin sonucudur. Yani eksik rekabeti tekeller, patent koruma önlemleri, mevzuatlar gibi teknik ve yönetsel araçlarla yaratmak mümkündür. Oysa bilgi ekonomisinde eksik rekabet ekonominin kendi yapısında var olan bir olguymuş gibi gözükmektedir. Bilginin ilk uygulamasından ve ondan ilk yararlanılışından (öğrenme grafiği) kazanılan avantajlar kalıcı ve geriye dönülmez olmaktadır. Bu durumun işaret ettiği nokta ise, serbest ticaret ekonomisinin de korumacılığın da kendi başlarına ekonomik politika olarak işlemeyeceğidir.
İktisadın bir başka temel varsayımı da, bir ekonominin ancak ya tüketimle ya da yatırımla belirlenebileceğidir. Keynesciler ile neo-Keynesciler (Milton Friedman gibi) olayı tüketime bağlarken, klasiklerle neo-klasikler (Avusturya Okulu gibi) yatırıma bağlamaktadır. Bilgi ekonomisindeyse görünüşe göre ikisi de asıl etken değildir.
Geleneksel ekonomik teoriyle uyuşmazlık gösteren bir başka nokta da, değişik tür bilgiler arasında bir ortak paydanın yokluğudur. Bilginin üretim faktörü haline dönüştürülmesi üç şekilde olmaktadır; birincisi, sürecin, ürünün ya da hizmetin sürekli olarak iyileştirilmesi (Japon sisteminde “kaizen” olarak adlandırılan yaklaşım), ikincisi, var olan bilginin sürekli olarak işlenmesi yoluyla ondan yeni ve farklı süreçler, ürünler ve hizmetler elde edilmesi, üçüncüsü ise, gerçek yeniliktir. Bilgiyi uygulayıp ekonomide ve toplumda değişiklik yapmanın yolu, üç yöntemin de eş anlı ve eş güdümlü uygulanmasından geçmektedir. Ancak şu ana kadar, bilgiyi kantifiye etmek, yani nicelleştirmek mümkün olmamıştır ki bu da ekonomi teorisi açısından önemli bir engel anlamına gelmektedir. Hepsinden önemlisi de bilginin miktarının yani nicel yönünün, o bilginin verimliliği, yani kalitatif etkisi kadar önemli olmamasıdır. Bu önerme eski bilgi için de yeni bilgi için de geçerlidir.
Bilginin yukarıda anlatılan özellikleri bağlamında, yeni nesil büyüme modelleri (endojen-içsel modeller) bilginin ekonomiye olan katkısını iki temel kavramla açıklamaktadırlar; bu kavramlardan birincisi, bilginin ve teknolojinin yarattığı pozitif dışsallıktır. Yaratılan bilgi, hangi düzeyde olursa olsun farklı sektörlerce alınıp kullanılabilmekte, farklı süreçlerle işlenerek verim sağlanabilmektedir. Her yeni bilgi bir sonraki için hareket noktası oluşturabilmektedir. Bilgiyi, bir duvarın yükselmesi aşamasında yatay ve dikey olarak konulan yapı taşlarına benzetebiliriz. Sürekli yükselen ve genişleyen birikim zinciri. İkinci temel kavram ise, bilginin ölçeğe göre artan oranda getiri sağlamasıdır (increasing return to scale). Bu kavram sayesinde bilginin kullanıldıkça, yayıldıkça veriminin artacağına dair savunulan varsayımın doğruluğu da kanıtlanabilmektedir. Bu kavram bir cümleyle özetlenecek olursa, bilgi diğer üretim faktörlerinin aksine paylaşıldıkça artmaktadır.
YENİ EKONOMİ
1980’lerin ortasından itibaren uluslar arası alanda yaşanan gelişmelerin günümüzde yorumlanması “Yeni Ekonomi” (new economy) denilen kavramın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu kavram kimilerinin savunduğu gibi sanal bir olgu olmaktan çok uzaktır. Son on yılda dünya ekonomisi ve ABD ekonomisindeki gelişmelere bakıldığında, yeni ekonominin verimliliği, yeniden yapılanmaya yönelik baskıları, küresel niteliği, yol açtığı krizleri ile birlikte yeni ekonominin sistemi nasıl kökünden değiştirip sarstığı ortaya çıkmaktadır. Eski sektörler önemini, karlılığını, istihdam gücünü, üretim kapasitesini yavaş yavaş yitirirken, yeni sektörler çığ misali büyüyerek ekonomik büyümenin lokomotifi konumuna gelmektedir. Teknolojik gelişmeyle vücut bulan, büyük ölçüde dijitalleşmeye ve internete bağlı olan yeni ekonomi tıpkı dominant bir gen misali eski ekonomiyi yani eski organizmayı kuşatıp yavaş yavaş yok etmektedir.
Yeni ekonominin dört temel özelliğinde söz etmek mümkündür; dijitalleşme (internet ekonomisini, yoğun olarak da elektronik ticareti bu kapsamda değerlendirmek mümkündür), araştırma geliştirme faaliyetlerinin artması, küreselleşme ve insan kaynakları profilinde yaşanan radikal değişim (kurumların insan kaynaklarına dayalı yeniden yapılanması).
Bu bileşenlerden interneti ve elektronik ticareti ele alarak arz-talep açısından temel ekonomik bir analizini yapmak mümkündür. İnternetin ele alınmasındaki temel yaklaşım, değişimin anlaşılmasında ve analizinde, internet şirketleri ve teknoloji şirketlerinin NASDAQ borsasında işlem gören hisselerinin piyasadaki ekonomik ajanların davranışları ve beklentileri hakkında ipucu verebilecek kapasitede olduğudur.
İnternetin her ne kadar uzaklıkları anlamsızlaştırdığı, insanları yaklaştırdığı kabul edilse de son gelişmeler neticesinde iktisatçıları ikiye bölmüş görünmektedir. Bir bölüm iktisatçı internetin küresel büyümeyi artırdığını, enflasyonu düşürdüğünü savunup, teknoloji hisselerindeki genel talep patlamasını doğal sayarken, bir bölüm iktisatçı da enflasyonun parasal bir olgu olduğu konusunda ısrar ederek, teknoloji hisselerindeki aşırı değerlenmeyi 17. yüzyıldaki lale soğanı balonuna benzetmektedir.
Gelişmiş piyasalardaki son durum ikinci grubu doğrular nitelikte olsa da, gerçek iki aşırı uç arasında yer almaktadır. Nihayetinde internet aracılığıyla sağlanacak ekonomik büyüme ve fayda eninde sonunda tüm diğer teknolojik gelişmelerde olduğu gibi tüketicilerin lehine olacaktır.
İnternetin ve elektronik ticaretin ekonomik etkilerine geçmeden önce, olayın boyutlarının anlaşılması açısından birkaç sayısal büyüklük vermekte fayda görülmektedir.
o İnterneti enformasyon teknolojilerinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Amerika, Avrupa Birliği ve Japonya’da bu alana yapılan yatırımlar daha önce benzeri görülmemiş oranda, yıllık ortalama %12 artmaktadır.
o -İlk olarak 1995 yılında yapılan elektronik ticaretin cirosu 1998 yılında 301.4 milyar dolara ulaşmış bulunmaktadır. Bu cironun 2002-2003 yıllarında 1 trilyon doları aşması beklenmektedir.
• Asya’da 1999 yılında firmalar arası endüstri içi ya da dışı (B2B-Business to Business) ticaretin elektronik ticaret yoluyla yapılan bölümü yaklaşık 30 milyar dolar düzeyindedir.
• Gelişmiş ekonomilerin önümüzdeki beş yıllık süreç içerisinde elektronik ticaretten sağlayacakları fayda, yıllık ortalama %1.2 GSYİH artışı ve %0.5-0.8 enflasyon düşüşü olarak tahmin edilmektedir.
• Intel’in farklı sektörlerden 100 Türk şirketi üzerinde yaptığı araştırmaya göre, bu şirketlerin 22’si halihazırda elektronik ticaret yapmaktadır, 15’i yakın zamanda gerekli altyapıyı tamamlayarak bu alanda faaliyet göstermeyi planlamaktadır, 63’ü ise elektronik ticaret yapmayı hiç düşünmemektedir.
ANALİZ
İnternetin ekonomi üzerindeki etkisini, 1970’lerde dünya genelinde enflasyonu artıran ve neredeyse tüm ekonomileri durgunluğa sürükleyen petrol şokunun tersi olarak düşünebiliriz. Benzer şekilde bu etkiyi 19. yüzyıl sonunda demiryollarının Amerika genelinde yaygın kullanımıyla taşımacılık alanında yaratılan ivmenin ekonomik büyümeye yaptığı olumlu ve kalıcı katkıya da benzetmek mümkündür.
Ekonomiyi arz ve talep açısından dengede kabul edelim, S1 arz eğrisini, D1 talep eğrisini, P1 piyasa denge fiyatını ve Q1 de denge üretim miktarını tanımlıyor olsun. Kuşkusuz demiryolları ya da elektrik gibi yeni bir buluş ekonomideki uzun soluklu büyümenin temel kaynağını oluşturacaktır. Özelde internet, genelde ise enformasyon teknolojileri ya da yeni ekonominin temel bileşenleri de uzun soluklu ve istikrarlı büyümede aynı etkiye sahiptirler. Dolayısıyla S1 eğrisinin sağa doğru kaymasına ve S2 şeklinde yeni bir arz eğrisinin oluşmasına yol açarlar. Şimdi internetin bu oluşuma nasıl yol açabileceğini daha ayrıntılı olarak incelemeye çalışalım.


Üzerinde durulması gereken ilk nokta, internetin fiyatları daha doğrusu maliyetleri düşürecek olmasıdır. En ucuz hammadde ya da aramalı tedarikçisinin bulunmasının kolaylaşması, firmalar arasındaki tedarik zincirinin daha sağlıklı işlemesi, envanter kontrollerinin optimum hale getirilmesi kuşkusuz firma maliyetlerini önemli ölçüde düşürecektir. İnternet ortamında satılan kitap, CD gibi malların fiyatları yapılan araştırmalara göre emsallerinin piyasadaki perakende satış fiyatlarından ortalama %10 daha ucuzdur. Şüphesiz internet aracılığıyla yapılan ticaret geleneksel perakendeci firmaları fiyatları düşürmeleri hususunda baskı altında bırakacaktır. Lehman Brothers tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, banka hesaplarında yapılan basit bir transfer işleminin maliyeti, banka tarafından şube aracılıyla yapıldığında $1.27, ATM (Automatic Teller Machine) kullanıldığında 27 cent, internet üzerinden ise sadece 1 cent’tir.
Diğer bir nokta da internet ve enformasyon teknolojileri kullanımının firmaların yapılarını ve organizasyon şemalarını, istihdam profillerini, müşteri ilişkilerini, pazarlama stratejilerini radikal bir şekilde değiştireceği gerçeğidir. Bu değişimin ipuçlarını elektronik ticaret matrisinde gözlemlemek mümkünüdür. İnternet üzerinden perakende satış yapan ve bireysel tüketiciyi hedefleyen firmaların sanal ticarette önemli yer tuttuğu kabul edilse de, internetin ekonomi üzerindeki olumlu etkisi firmalar arası ticaretle sağlanacaktır. Firmalar arası ticaretin elektronik ortamda 2003 yılı itibariyle Amerika genelinde 4 trilyon dolara ulaşacağı öngörülmektedir.
Goldman Sachs’ın yapmış olduğu araştırmaya göre, firmalar arası sanal ticaretin sağladığı tasarruf tüm ekonominin tasarruf eğilimlerini ve miktarını etkileyecek boyuttadır. Hammaddelerin ve ara malların internet üzerinden temin edilmesi kömür sanayiindeki %2’lik toplam maliyet tasarrufundan elektronik sanayiindeki %40’lık toplam tasarruf düzeyine kadar değişiklik göstermektedir. Sektörler yelpazesine telekomünikasyon şirketlerinden araba üreticilerine, ki bu sektördeki tasarruf oranı toplam maliyetlerin %14’üne ulaşabilmektedir, tekstil üreticilerinden uçak imalatçılarına kadar tüm üretim kollarını dahil etmek mümkündür. Bu noktada yukarıda sözünü ettiğimiz pozitif dışsallıklar oluşmaktadır. Bir sektördeki maliyet düşüşleri kolaylıkla diğer sektörlere de sıçrayacaktır.
İnternetin bir başka faydası da yarattığı finans mekanizmasıyla tüm ekonomik ajanlar için fiyatları daha şeffaf hale getirmesidir. Tüketiciler ve üreticiler fiyatları daha kolay takip ederek karşılaştırma olanağına kavuşacaklardır. Aynı maliyetle dünyanın diğer ucundaki bir tedarikçiden aynı özelliklere sahip mal temin edilebilecektir. Fiyatların şeffaflaşması ticari faaliyetlerde çeşitli aşamalarda rol alan ve çok az hatta sıfır denilebilecek düzeyde katma değer yaratan aracıların, komisyoncuların sistem dışı kalmasını sağlayacaktır. Anılan etkinin en çok Japon üretim sürecinde yer alan “zaibatsu” sisteminin yeniden yapılanmasına yol açacağı tahmin edilmektedir. Böylelikle üretici ve tüketici birbirine bir adım daha yaklaşacaktır.
Maliyetlerin aşağı çekilmesiyle yoğunlaşan rekabet ortamı firmaları yeniden yapılanmaya ve pazar stratejilerini gözden geçirmeye zorlayacaktır. Firmaların daha optimum boyutlarda faaliyet göstermeleri esnek üretime daha kolay adapte olabilmeleri demektir. İnternet sayesinde küçük ve orta ölçekli firmaların küresel pazarlara açılma şansları artmıştır. Zaten interneti diğer teknolojik yeniliklerden ayıran en önemli fark da bu noktada devreye girmektedir. Tüm ekonomik aktörlerin İnternet ve enformasyon teknolojisinin yarattığı dönüşüme uyum sağlamaları diğer teknolojik devrimlere göre daha düşük maliyetli olmaktadır. Ayrıca çoğu yenilik dar çerçevede uygulama alanı bulurken, interneti hizmet sektörü de dahil olmak üzere ekonominin tüm alanlarına uygulamak olasıdır. Dijital dağıtımın gücü şimdiye kadar kimsenin hayal dahi edemediği ürünlerin ve hizmetlerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Firmaların geçirdikleri yapısal değişiklikler yeterli olmamakta, bu değişimin organizasyon şemasında, insan kaynaklarında ve piyasa stratejilerinde yapılacak değişikliklerle desteklenmesi gerekmektedir. Hiyerarşiye dayalı organizasyon yapısından ekip çalışmasına, dairesel hiyerarşiye kayan bir organizasyon eğilimi ortaya çıkmıştır. Personelin yeni teknolojiyi öğrenmesi, kendisini geliştirmesi, eğitimin ömür boyu ilkesi çerçevesinde firma ya da kurum içine çekilmesi, karşılıklı etkileşim bir gereklilikten öte zorunluluk haline gelmiştir. Yapılan bir araştırmaya göre, işgücünün yeni teknolojiler karşısındaki uyum sorunu Amerika’da %2 oranında bir verim kaybına yol açmıştır. Eğitimli işgücünün hareket esnekliğinin artması ve yaratılan yeni iş alanları işgücü piyasalarını, dolayısıyla firmaların maliyetlerini kökten değiştirecek boyutlara ulaşmıştır. ABD’de son sekiz yıl içerisinde yaklaşık 20 milyon yeni iş yaratılmıştır. Üstelik pazarlama stratejileri ve müşteri ilişkileri de internet sayesinde değişmiş durumdadır. Firmalar arası olan ticaretle ya da tüketici-üretici ekseninde tanımlanan geleneksel ticari ilişkilerde artık tüketici kesim daha aktif rol almakta, hatta ticaretin yönü kimi zaman tüketiciden başlar konuma gelmektedir (Bknz. E-ticaret matrisi). Amerika’da firmalar, müşteriler arasında internet aracılığıyla açık artırmalar düzenleyebilmekte, aslında ikisi de tüketici konumunda olan alıcı ve satıcıyı bir nevi “garage sales” yöntemiyle karşı karşıya getirebilmekte, nihayetinde tüketiciye alacağı malın dünyanın neresinde daha ucuz olduğunu enforme edebilmektedir. Alternatiflerin ve rakiplerin bolluğu firmaları yeni stratejiler bulmaya itmekte, piyasada kalmak isteyenler işletme ve yönetime dair kavramları gözden geçirip, revize etmek zorunda kalmaktadırlar.
İnternetin diğer bir avantajı da ekonomi genelinde yarattığı ivmenin firmalarca paylaşılabilmesidir. 1937 yılında Ronald Coase geliştirdiği teoride, firmaların ortaya çıkışlarını değişim maliyetinin minimize edilmesine yönelik davranış eğilimine bağlamıştır. Ancak çoğu zaman piyasaya yeni bir üretim ya da teknoloji farkıyla giren firma, ilk olmanın avantajını (first mover advantage) kullanmış, zamanla monopol haline gelerek yüksek kar oranlarından faydalanmıştır. İnternet teknolojisine uyum kolaylığı bu tip bir oluşumu engeller niteliktedir. Maliyetlerin düşmesi, firmaların optimum büyüklüklere kavuşmaları, firmaların artan rekabet ve küreselleşme sayesinde ihtiyaçlarını en ucuz yoldan ve istedikleri yerden karşılayabilme olanakları bir bütün olarak düşünüldüğünde, piyasaya giriş engelleri de azalacaktır.
İnternet maliyetleri düşürmüş, rekabeti artırmış, fiyat mekanizmasının daha sağlıklı işlemesini sağlamış, piyasaya giriş engellerini kısmen elimine etmiş, fiyatları şeffaflaştırarak alıcılar ve satıcılar arasındaki enformasyon akışını düzenlemiş, piyasanın daha verimli işlemesine yardımcı olmuş, ekonomik kaynak kullanımını ve ödül dağıtımını daha adaletli hale getirmiş, toplamda ekonomik etkinliği artırmıştır. Farklı bir deyişle, ekonomi kitaplarında piyasaya giriş engelinin bulunmaması, enformasyona erişimin ve paylaşımın sınırsız olması, sıfır maliyetli değişimin varolması gibi özelliklerle idealize edilen mükemmel rekabetçi piyasa artık internet sayesinde ütopik düzlemden belki de kurtulacaktır. Gerçekten yeni ekonominin en büyük faydası eski ekonomiyi daha etkili hale getirmesidir.
Tüm bu olumlu önermeleri makro ekonomik çerçevede bir araya getirecek olursak, düşük maliyetler veri olarak alınabilecek herhangi bir fiyat seviyesinden firmaları daha fazla üretmeye teşvik edecektir. Dolayısıyla arz eğrisi S1’den S2’ye hareket edecek, uzun dönem dengede üretim miktarı artacak, fiyat seviyesi düşecektir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta düşecek olanın fiyatlar olduğudur, yani enflasyon değildir. Belli bir periyot dahilinde enflasyon düşebilir, fakat bu düşüş fiyatların daha alt seviyede yeni denge noktasına ulaşmalarına dek sürecektir. Parasal bir olgu olması nedeniyle, internet enflasyonu sürekli olarak düşüremez. Eğer otoriteler enflasyon hedefini değiştirmezlerse, kısa dönemli düşüşün ardından enflasyon eskisi gibi kalacaktır. İnternetin fiyatları aşağıya çekmesi nedeniyle enflasyon hedeflenen oranın altına düşerse, otoriteler faiz oranlarını indirerek hızlı büyümeye izin verebileceklerdir. Bu durumda, internet aracılığıyla ticarete konu olan malların fiyatları düşebilir ancak diğer ürünlerin ve hizmetlerin fiyatları eskisinden daha hızlı artabilecektir.
Verimlilikteki artış, ekonomiyi enflasyon artmaya başlamadan önce istikrarlı bir büyüme patikasına taşıyabilir mi? Goldman Sachs tarafından yapılan araştırmaya göre, firmalar arasındaki elektronik ticaretle oluşan verimlilik, sanayileşmiş ülkelerde yarısı önümüzdeki on yıl içerisinde gerçekleşmek üzere, toplam üretimde ortalama %5’lik bir artışa yol açacaktır. Bu öngörü yıllık %0.25’lik bir GSYİH artışı anlamına gelmektedir. İnternet kullanımının farklı sanayi kollarında hızla yaygınlaşmasıyla toplam kazanç tahminlerin de ötesine geçecektir. Geçmiş büyüme oranlarıyla karşılaştırıldığında, yıllık ekstra %0.25-0.5’lik bir büyümenin hiç de yabana atılır cinsten olmadığı açıktır. 19. yüzyılın ikinci yarısında demiryollarındaki taşımacılık devrimi sayesinde Amerikan üretiminin toplamda %10 büyüdüğü öngörülmektedir. Amerikan sermaye stokunun yaklaşık %12’sini oluşturan internet ve enformasyon teknolojilerine ait ekipmanların yaratacağı ekonomik etkinliğin üretim artışı üzerindeki etkisinin de benzer olacağını söylemek mümkündür.
Yazımızın şimdiye kadar ki bölümünde internetin kısa dönemde enflasyonu düşürebileceğinden uzun dönemde de büyümeyi artıracağından söz edilmiştir. Bu önermelerin temelinde internetin yalnızca toplam arz üzerinde etkili olacağı yaklaşımı yer almaktadır. Ancak internet kuşkusuz toplam talep üzerinde de etkili olacaktır. Hisse senedi yatırımcılarının yüksek üretim düzeyi ve kar beklentileri hisse senetlerinin fiyatlarını artıracak, bu artış da hisse senedi sahiplerinin servetini artırarak arzdaki artış realize edilmeden tüketicileri daha fazla harcamaya yöneltecektir. Aynı zamanda, yüksek hisse senedi fiyatları ve ucuzlayan sermaye yatırımı harcamalarını da teşvik edecektir. Sonuç olarak, toplam talep eğrisi sağa kayarak D2 konumuna gelecektir.
Yukarıdaki paragrafta özetlenen talep yönlü yaklaşımın Amerika’daki fiili durumla neredeyse birebir örtüştüğü söylenebilir. Verimlilik artışı, hisse senedi piyasası ve fiyatları aracılığıyla talepte bir patlama yaratmıştır. Talep patlamasının taşıdığı en büyük risk, talepteki artışın verimlilik orijinli arz artışını kısa vadede geçmesi, teknolojik yeniliklerin reel üretime dönüştürülmesi aşamasındaki zaman boşluğunda (time lag) denge fiyatının yükselebilecek olması, böylelikle kısa dönemde enflasyonist baskının ekonomiyi etkilemesidir. Burada küçük bir parantez açıp, Amerikan ekonomisine özgü bazı farklılıkları ortaya koymakta yarar görülmektedir. Amerikanın gerek işgücü gerek sermaye piyasası diğer ekonomilere nazaran daha esnektir, piyasa etkinliği fazladır, işgücünün hareket serbestisi vardır, piyasa rekabetçidir, sermaye ve işgücü yeni olanaklara kolaylıkla kanalize edilebilmektedir. Ayrıca Amerika üretimin realize edilmesi sırasında oluşan zaman boşluğundaki talep fazlasını kredi kartı sistemiyle absorbe edebilmiştir. İstatistikler Amerikalıların her bir dolar gelire karşılık bir dolar borçlandıklarını ortaya koymaktadır. Diğer bir faktör de talep fazlasının dış ticaret açığıyla elimine edilmesidir, tüketim talebi ithalat yoluyla eritilmektedir. Kimi uzmanlarca haklı olarak eleştirilen korkunç boyutlardaki dış ticaret açığı ise, Amerikan sermayesinin dünya genelinde sahibi ya da ortağı olduğu firmaların küresel satışlarıyla finanse edilmektedir (1997 yılında 275 milyar dolar).
Bazı iktisatçılara göre, teknolojik şokun ardından önceki enflasyon hedefleri üzerinde ısrar edilmesi uygun bir politika olmamaktadır. 1999 yılında Cleveland Federal Merkez Bankası tarafından yayımlanan bir rapora göre, hızlı verimlilik artışının maliyetleri aşağıya çekmesi durumunda, reel ücretlerdeki artış yoluyla yüksek verimlilikten işçilerin de yararlanabilmesi için fiyatların düşmesine izin verilmelidir. Otoritelerin fiyat düşüşlerini engellemeleri durumunda, fiyatlardan daha katı yapıya sahip olan nominal ücretler verimlilik artışının gerisinde kalacak, karların yükseleceği yönündeki beklentiler de hisse senedi fiyatlarının yapay olarak artmasına yol açacak, aşırı yatırımlar ekonomiyi durgunluğa sürükleyebilecektir. Sonuç olarak, otoritelerin eskisinden daha düşük enflasyon hedeflemesi yapmaları gerekmektedir.
Teknoloji devrimi sayesinde yatırımcıların geleceğe dönük kar beklentilerinin iyimser olması gayet doğaldır. Ancak hızlı büyüme ve azalan maliyetler beraberinde otomatik olarak hisse senetlerindeki artışı getirmemektedir. Maliyet açısından önemli miktarda bir tasarrufun gerçekleşeceği doğrudur ancak, piyasaya giriş engellerinin az olması artan firma sayısıyla rekabeti körükleyecek ve kar marjlarını azaltacaktır. Geçmiş tecrübeler göstermiştir ki, 1990’lı yılların başında teknoloji kaynaklı genişlemenin ilk yıllarında karlar artmış ancak piyasaya yeni firmaların dahil olmasıyla artan rekabet, kar marjlarındaki düşüşle sonuçlanmıştır.
19. yüzyılın sonlarındaki taşımacılık devrimine tekrar dönecek olursak, firmaların yarattığı rekabet ve aşırı yatırımın neden olduğu kapasite fazlası birçok demiryolu firmasını iflasa sürüklemiştir. 1840’larda İngiltere’de yaşanan demiryolu çılgınlığı birkaç açıdan günümüzdeki internet çılgınlığına benzemektedir. İnternet şirketlerinin hisselerindeki fiyat şişkinliği benzer bir riski taşımaktadır. Ancak hatırlanması gereken nokta, iflasların ardından dahi demiryollarının faaliyetine devam ettiği ve ekonomik büyümeye küçümsenemeyecek ölçüde katkıda bulunduğudur. Demiryollarından internete kadar tüm teknolojik yeniliklerden uzun vadede fiyatların düşmesi ve reel ücretlerin artmasıyla kazananlar hep tüketiciler olmuştur. Gerçekten de internet, maliyetleri düşürerek ve enformasyon akışını kolaylaştırarak gücün üreticilerden tüketicilere geçmesine yol açmaktadır.
Gerçek bir teknolojik devrim niteliği taşıyan internetin, ekonomik sisteme angaje edilmesinden en çok yararı, tüketiciler ve kimyasal ürünler üreten sanayicilerden araba üreticilerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan ve eski ekonomi olarak adlandırılan üreticiler yeni teknolojiye adapte olarak sağlayabileceklerdir. Sonuçta önemli olan kar marjının artmasından ziyade, toplam karın yeniden dağıtılacak olmasıdır. Analizin de gösterdiği üzere, internetin önemi, uygun sosyal ve ekonomik politikalarla desteklenmesi durumunda uzun vadede yaratacağı enflasyonsuz büyümeden kaynaklanmaktadır.
ZENGİNLER KLUBÜ VE TÜRKİYE AÇISINDAN SONUÇ
İnternet, daha sıkı kontrollerin, daha az esnek işgücü ve sermaye piyasasının söz konusu olduğu ekonomilere sınırlı ölçüde fayda sağlayacaktır. Enformasyon teknolojilerine GSYİH’sından daha fazla pay ayıran, internet kullanımının daha yaygın olduğu Amerikanın bu nedenle Avrupa Birliği ve Japonya’ya karşı daha avantajlı konumda olduğu söylenebilir. İnternetin fiyat şeffaflığı ve rekabet yoluyla doğrudan ekonominin etkinliğini artırdığı göz önüne alınırsa, daha kontrollü piyasa ekonomisi uygulayan Avrupa Birliği ve Japonya’nın internetten daha çok fayda sağlayabilme potansiyeli taşıdıkları söylenebilir. İnternet yalnızca firmaları küresel rekabetle karşı karşıya bırakmayıp aynı zamanda hükümetleri de kamu politikalarına konusunda yeniden yapılanmaya ve etkinliğini artırmaya zorlamaktadır, yani devletler hatta bölgeler arasında da bir rekabet söz konusudur.
İnternet bilginin yayılmasını ve dağıtımını kolaylaştırmıştır, yeni buluşlara erişmek gelişmekte olan ülkeler için daha hızlı ve rahat hale gelmiştir. Gelişmekte olan ülkeler için internet sıçrama tahtası görevi yapmakta, bu ülkelere gelişmiş ülkeleri yakalamak için tarihi bir fırsat sunmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin elektrik, demiryolları, telefon gibi teknoloji nimetlerinden yararlanmaları için onlarca yılın geçmesi gerekmiştir. Ancak 21. yüzyılın başında internet kullanımı Asya’da, Latin Amerika’da ve Doğu Avrupa’da büyük bir hızla yayılmaktadır.
Türkiye de jeo-ekonomik konumu ve insan kaynakları birikimi gözönüne alındığında benzer bir potansiyeli fazlasıyla taşımaktadır. Giriş bölümünde ana hatlarıyla üzerinde durduğumuz Rostow’un büyüme modelinde kalkışa geçiş aşaması uygarlıklar için önemli bir evreyi temsil eder. Bu evrenin özellikleri; tarımın öneminin nispi olarak azalmaya başlaması, sanayi ve ticari kesimlerin gelişmesi, tarımda ve sanayide verimliliğin artması, doğum oranının düşmeye başlaması, altyapı yatırımlarının hız kazanması, sosyal, ekonomik ve siyasal yapının genişlemesi, toplumda modern bilimi uygulayacak yeni bir sınıfın ortaya çıkması, modern tekniği uygulamak için sermayesini riske edebilecek girişimcilerin ortaya çıkması, topluma görüşleriyle egemen bir aydın sınıfın doğuşu ve ulusal bilinçlenme olarak sıralanabilir. Schumpeter’in yenilik teorisinde yer alan ekonomik büyümenin temel faktörleri de teknolojik devrim sayesinde hayata geçirilmiştir. Türkiye için kalkışa geçiş aşamasının kıstasları yerine getirilmiştir, artık teknolojik devrimden yararlanılarak, gerekli ekonomik atılım yapılıp, dünya arenasında özlenen ve hak edilen konuma ulaşılmanın zamanı gelmiştir.


KAYNAKLAR:
• Barro, R. J. and Sala I. Martin, Economic Growth,
New York, McGraw Hill- Inc. 1995
• Romer P., Advanced Macroeconomics,
New York, McGraw Hill- Inc. 1996
• Scott M., A New View of Economic Growth,
Oxford University Press, 1989
• Heilbroner Robert L., The Making of Economic Society, Revised for The 1990s,
Prentice-Hall International Editions, 1989
• Drucker P., Kapitalist Ötesi Toplum,
İnkılap Kitabevi, Yönetim dizisi, 1993
• Salı Konferansları, SPK Yayınları
• Jones L. E. And Manuelli R. E., The Source of Growth,
Journal of Economic Dynamics and Control, 21, 75-114
• Romer P., Endogenous Technical Change,
Journal of Political Economy, 1990
• Romer P., Are Nonconvexities Important for Understanding Growth?
American Economic Review, 1990
• Schwartz J. T., America’s Economic-Technological Agenda for The 1990s,
Journal of The American Academy of Arts and Science, Winter 1992
• Ekonomi Ansiklopedisi, Dijital Ortam İnteraktif Yayıncılık
• The Economist, April 1st 2000
• The Economist, E-Commerce Survey, February 26th 2000
• Power Dergisi, Nisan 2000
• Yeni Binyıl Gazetesi, Para Borsa Eki, 9 Nisan 2000
• The Wall Street Journal Europe, March 28th 2000
• Yeni Binyıl Gazetesi, 7 Nisan 2000
• Washington File, Opening of White House Conferance on New Economy, April 5th 2000,

OXCI is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)
Eset Smart Security 3.0.642
Ad-Aware 2008

Sizin İçin Seçtiklerimiz-2:

Şeftali Yetiştiriciliği
Ekolojik Tarım ve Hayvancılık
Süt Verimini Etkileyen Faktörler
Dört barajda su bitmek üzere
Karbondioksit salımı yüzde 50’den çok artacak
VAN (Wan) Tarihi
Amed (Diyarbakır) Tarihi
İç Anadolu Hakkında Genel Bilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettiş yardımcılığı
2008 yılı icra müdür ve yardımcılığı sınav ilanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz-3:

Siz Hangi Yemeksiniz ?
Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?
Doğum Tarihinize Göre Renginiz!
Bebeklerde Gaz Çıkarma
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Şiddetin genlerle ilişkisi olabilir
Karpuz Viagra Etkisi Yapıyor
Panasonic Sony'yi tahtından etti!
Mehmet Atlı - Wenda 2008
grup seyran - 2008


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
1923'den Günümüze Türkiye Ekonomisi OXCI İktisat 0 04-06-2008 11:05 PM
Büyüme Modelleri OXCI İktisat 0 03-06-2008 10:57 PM
25 Soruda Çocuk Ve Spor carsı Çocuk 4 11-01-2008 01:44 AM
İştahsızlığın Nedenleri berxwedan Çocuk 1 25-03-2007 11:35 PM
Büyüdü, büyüyecek diye beklemeyin! berxwedan Çocuk 0 16-01-2007 11:40 AM


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 01:42 PM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.