|
|
#6 (permalink) | |||||||||||||
|
b) Birbirimizi bağışlamak
Birbirimizi bağışlamak hiç kolay bir iş değildir. Birisi bizi incittiğinde [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] kendi haklılığımızdan başka bir düşünce bize geçit vermez. Hemen kötü sözler hafızamızda yerlerini alır. “Allah cezanı versin,” “Allah seni kahretsin” gibi daha birçok kötü söz sıralanır. Oysa burada hem Allah’ın adı boş yere ağza alınmakta hem de yürekteki nefret, kin, sevgisizlik dışarıya vurulmaktadır. Oysa bağışlama doğru olarak algılanmış olsa, bağışlamanın esenliğinde insan ilişkilerinde büyük iyileşmeler görülecektir. Uzmanların dediği gibi insanlar eğer gerçekten bağışlama mucizesini bilmiş olsalardı akıl hastaneleri bu kadar dolu olmayacaktı. Oysa bizim için bizi günaha kadar götürecek öfke, kin ve nefreti seçmek bağışlamayı seçmekten çok daha kolay görünmektedir. Kutsal Kitab’a göre bağışlama şunları içermektedir: i) Bağışlama her imanlı Hıristiyan’ın görevidir: Kutsal Kitab’a göre bize karşı suç işleyeni bağışlamazsak biz günaha girmiş olmaktayız. Kendi kendimize Allah’ın yargısını üzerimize çekmekteyiz: “İnsanların suçlarını bağışlarsanız, göksel Babanız da sizleri bağışlar. Ama bağışlamazsanız, Babanız da sizin suçlarınızı bağışlamayacaktır.” Mat. 6:1415 Kutsal Kitap’ta bağışlamaya ilişkin birçok örneğe rastlamaktayız. Yusuf’un öyküsü bağışlamaya güzel örneklerden biridir. Kardeşlerinin onca kötü davranışına karşın Yusuf öç alabilecek bir konumda olduğu halde kardeşlerinden öç almamıştır: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] “VE Yusuf’un kardeşleri babalarının öldüğünü görünce, dediler: Belki Yusuf bize kin tutar, ve bizim ona yaptığımız bütün kötülüğün karşılığını yapar... Ve kardeşleri de gidip onun önünde yere kapandılar; ve dediler: İşte, biz senin kullarınız. Ve Yusuf onlara dedi: Korkmayın, çünkü ben Allah’ın yerinde miyim? VE siz bana karşı kötülük düşündünüz; fakat Allah onu bugün olduğu gibi yapsın diye, çok kavm yaşatmak için iyilik olarak düşündü. VE şimdi korkmayın; ben sizi ve çocuklarınızı besleyeceğim. Ve onları teselli edip yüreklerine hitap etti.” Tek. 50:15,1821 Bütün bu söylediklerimizde açık olan gerçek bizim bağışlamayı öğrenme mecburiyetimizdir. Bu nedenle Rab İsa Mesih öğrencilerine bu konuda dua etmelerini öğretmiştir: “Ve bize karşı suç işleyenlerin suçunu bağışladığımız gibi sen de bizleri bağışla!;” Mat. 6:12 Bu konuda Mesih İsa’nın verdiği mesel çok büyük bir örnektir. Kendi bağışlandığı halde bağışlamayı bilmeyen kişinin sonu hiç de iyi bir son değildir. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Bu meselde Rab Mesih İsa’dan öğrendiğimiz bağışlamanın samimi bir Hıristiyan’ın görevi olduğu gerçeğidir. Ama önemli olan bağışlamanın göstermelik değil, yürekten bir bağışlama olmasıdır. Çünkü bu bizi karşılıksız bağışlayan Allah’ın buyruğudur. Karşılıksız sevgisinin öğretisidir. ii) Bağışlama demek bazen ilişkide ilk adımı bizim atmamız demektir: Bu da söylendiği kadar kolay olmayan bir adımdır. Bizler bazen kişilerin bize karşı haksızlık yaptığını düşünebiliriz. Bağışlama konusunda oldukça zorluk çekebiliriz. Ama durum her ne olursa olsun samimi bir Hıristiyan’a düşen, güzel olan, iyi olan her ne varsa bütün bu konularda ilk adımı atmaktır. Bazen bilerek ya da bilmeyerek günaha düşsek de Rab’bimizle kalkmaya gayret edip her konuda, iyileşme, barışma, Rab yolunda yürümeye devam etme yolunda ilk adımı hep bizim atmamız gerekmektedir: “Kendinize dikkat edin. Kardeşin sana karşı günah işlerse kendisini kına. Günahından dönerse onu bağışla.” Luk. 17:3 Özellikle bize karşı suç işleyenlere ilk tepkimiz bu kişi ya da kişilere karşı duyarsızlık göstermemiz şeklindedir. Konuşmamayı, yolumuzu bile değiştirmeyi düşünürüz. Kutsal Yazılar bu tarz durumlarda Rab’bin Sofrasına bile katılmamamızı istemektedir. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Aslında burada arzulanan bir an önce kişinin bu tarz duygulardan kurtulmasıdır. Birinci aşamada sorunumuz olan kişi ile karşılıklı bir biçimde konuşmamız gerekmektedir. Bunu Mesih İsa bize öğretmektedir: “Bu nedenle, sunakta armağanını sunarken, kardeşinin sana dargın olduğu aklına gelirse, armağanını olduğu yere, sunağın önüne bırak, git önce kardeşinle barış. Ondan sonra dönüp armağanını sun.” Mat. 5:2324 Allah’ın mabedi bütün kızgınlıklardan, öfkelerden, bağışlamayan yürekten arınmış bir mabet olmalıdır. Eğer bir kişi bizim bağışlamamızı reddederse biz ne yapacağız? Bazen bağışlanmayı kabul etmek çok zordur. Birçok kişiler yaptıkları yanlışlardan bağışlanmayı istememektedirler. Bağışlanmayı kabul etmek demek yapılan yanlışı kabul etmek demektir. Eğer bağışlamayı kabul etmiyorsak o zaman ilişkiyi de kabul etmiyoruz demektir. Aynı zamanda bağışlamada durum değişikliği, hareket değişikliği beklentisi vardır. Bir kişi dedikodu yapıyorsa ve biz bu kişiyi bağışlıyorsak, bağışlamamızın arkasında kişinin davranışını değiştirme beklentisi vardır demektir. Dedikodu yaptığımız halde bizi bağışlayan kişiye karşı sorumluluğumuz artık bu kötü alışkanlığımızdan vazgeçmemizdir. Bizler başkalarını bağışlayabiliyorsak, günah işlediğimizde bağışlanmamızı da kabul etmemiz gerekir. iii) Bağışlama, yanlış yapanın özrünü beklemeden bağışlamayı bilmektir: Birçok durumda yanlış yapan taraf, karşı tarafın incindiğini, alındığını bile düşünmez. Hiçbir şekilde özür dilemeye gelmez. Peki, bu durumda nasıl davranmamız gerekiyor. Kutsal Yazılar’ın öğretisine göre yine samimi Hıristiyan’ın sorumluluğu kendi üzerine alıp bu kişiyi bağışlaması gerekmektedir: “Ama siz dinleyenlere söylüyorum: Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik edin. Sizi lanetleyenlere kutluluk dileyin. Size kötülük edenler yararına dua edin.” Luk. 6:2728 Hıristiyan’ı Hıristiyan yapan en önemli noktalardan biri düşmanı bile sevebilme noktasıdır. Bunun en güzel örneğini Rab İsa Mesih kendisi vermiştir. O’nun öğrencileri olan bizlerden de bunu beklemektedir. O’nu haça çakanları bile bağışlayan bir Rab’bimiz varken, bizim bunu uygulamada ne kadar geri olduğumuz kesindir: “Kafatası denilen yere varınca, O'nu ve katilleri çarmıha gerdiler; biri sağda, öbürü solda. İsa, ‘Baba, onları bağışla’ dedi, ‘Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.’ ‘Kura çektiler, O'nun giysilerini aralarında paylaştılar.’” Luk. 23:3334 Burada örneklenen ahlak değeri, öteki inanç sistemlerinin üzerinde yer alan ve kolaylıkla yaşanamayacak bir ahlak değeridir. Rab Mesih İsa’nın öğrettiklerini yaşamak, O’nun arzuladığı öğrencilik kolay değildir. Ama uygulandığında da dünyaya gerçekten büyük değerler öğretmektedir. İlk iman şehidi İstefan’ın taşla öldürüldüğü sırada söyledikleri çok önemlidir. Kendisini öldürenleri iman gücü ile bağışlayabilmiştir. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Oysa birçok inançlarda sana yapıldığını ödeme şansın ve hakkın vardır. Oysa, Allah’ın sunduğu bu yeni antlaşmada bu yol kapatılmıştır. Allah’ın ahlakı olan Mesih İsa ahlakında yaşayanlar gerçekten düşman bile sevecek olan kişilerdir. Onlar gerçekten Allah’ın tanıklarıdırlar. iv) Bağışlama bize karşı günah işleyenleri yargılamayı bırakmak demektir: Zaman zaman güçlükle bağışlamaya çalıştığımız kişilerin cezalarını nereden alacaklarını düşünürüz. Hala içimizde kendi işimizi kendimizin halletme çabası vardır. Oysa Rab öç benimdir diyor. Yani, her şeyi sonuçlandıracak olan Allah’tır. O zaman her durumda sonucu Allah’ı bırakmamız gerekir. Bize düşen, Allah’ın bizden istediği, yürekten bağışlamaktır: “Onların ayağı kaydığı zaman, Öç ve ceza benimdir; Çünkü onların musibet günü yakındır, Ve başlarına gelecek olan şeyler çabuk gelecektir.” Tes. 32:35 Bize karşı suç işleyenlerin ne zaman yargı görecekleri konusunda en ufak düşünceye bile yer vermememiz gerekir. Bu iş bizim işimiz değildir. Allah’ın adalet anlayışı kendisine aittir. O dilediğine merhamet eder, dilediğini affeder, dilediğine de cezasını verir. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] v) Bağışlama bize yapılan yanlışı unutmak demektir: Gerçek bağışlama “Bana yaptığını bağışladım... Ama asla unutmayacağım” anlamında bir bağışlama değildir. Rab’bimiz bizi bu şekilde bağışlamamaktadır. O’nun bağışlamasında bağışlama ve unutma söz konusudur: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] “Ve artık her kes kendi komşusuna, ve herkes kendi kardeşine; Rab’bi bilin, diye öğretmeyecekler; çünkü küçüğünden büyüğüne kadar onların hepsi beni bilecekler, RAB diyor; çünkü fesatlarını bağışlayacağım, ve artık suçlarını anmayacağım.” Yer. 31:34 Rab’bimiz böyle yaparken acaba bizim bağışlama konusunda nasıl yapmamız gerekir? Elbette yürekten bağışlama ve gerçekten olanları unutma. Zor da olsa Allah’ın bizden istediği budur. |
|||||||||||||
|
|
|
|
#7 (permalink) | |||||||||||
|
vi) Bağışlama gerektiğinde sürekli tekrarlanması gereken bir eylemdir: Bize karşı günah işlemeyi sürdüren kişiyi kaç kez affetmemiz gerekir? Mesih İsa’nın öğrencileri bu konuda merak etmişlerdi:
[Linkleri Sadece Üyelerimiz
Görebilir...
]
“Bunun üzerine Petros yaklaşıp İsa'ya, ‘Ya Rab’ dedi, ‘Kardeşim bana karşı kaç kez günah işlerse onu bağışlamalıyım? Yedi keze dek mi?’ İsa onu yanıtladı: ‘Sana yedi keze dek demiyorum, yetmiş kez yediye dek diyorum.’” Mat. 18 2 Burada da yine bütün ahlak kuralları üzerine çıkan bir öğretiyi görüyoruz. Sınırlandırılmamış bağışlama, sonsuz kere sonsuz bağışlama. İnsanın kendi duygularının, benliğinin üzerine çıkması ve Allah’ı görmesi ve O’nun bağışlama denizinde küçük bir örnek, küçük bir damla olması. İşte Mesih İsa’nın bize verdiği yeni yaşam. Yeni yaşam yalnızca Mesih İsa’yı yüreğime aldım. Kurtuldum hamd olsun demek değildir. Yeni yaşam Mesih’in yaşamıyla dolmak, Mesih’in yaşamında yaşlanmak demektir. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] vii) Başkalarını bağışlamak bir bedel gerektirebilir: Bağışlanmayı biz tamamen karşılıksız bir biçimde alıyoruz. Oysa bu bağışlamanın karşısında Rab’bimiz kendi sözü olan Mesih İsa’yı sunmaktadır. O’nun haç üzerindeki ölümü bizim bağışlanmamızın bedeli olmaktadır. Bizler de başkalarını bağışlarsak o zaman muhakkak bir bedel ödeme durumunda kalmış olacağız. Çünkü bağışlama oldukça kolay bir eylem değildir. Kendi gururumuzu ayaklar altına almak durumunda kalabiliriz. Hatta bazen bize çok kötü davranışlarda bulunan kişileri bağışladığımız için suçlanabiliriz de. Çünkü bazı insanlara göre bu kişileri bağışlama haksızlık olarak değerlendirilmektedir. viii) Bağışlama kötü olanı iyi ile yenmek anlamındadır: Bize karşı kötü davranan, haksızlık yapan kişiye karşı takındığımız gerçek bağışlayıcı tavır bu tarz bir durumda ortaya çıkan kötülüğün gelişmesine, daha ileriye gitmesine büyük bir engel oluşturmaktadır. Kişilerin bize karşı yaptıklarına verdiğimiz iyi karşılıklar gerçekten her tür kötülüğün gelişmesine engel olmaktadır. Örneğin; bir kişi eğer hakkımızda dedikodu yapıyorsa ve biz bütün bu yapılana karşılık hiçbir kötü tepki göstermiyor ve bu kişi ya da kişiler hakkında kötü sözler söylemiyorsak işte o zaman kötü olan yenilmeye başlıyor demektir. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Bazı yörelerimizde yaygın olan kan davasının da kesin çözümü yine bağışlamayı ve bağışlanmayı öğrenmekten geçmektedir. Elçi Pavlus Romalı imanlıların öç almamaları gerektiği konusunda ısrar etmektedir: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] “Size kötülük edene kötülükle karşılık vermeyin. Herkesin gözünde iyi olanı yapmaya çalışın. Herkesle barış içinde yaşamak için elinizden geleni yapın. Ey sevgililer, hiçbir zaman öç almayın. Bırakın, Allah’ın öfkesi alsın öcünüzü. Çünkü Kutsal Kitap'ta şöyle yazılmıştır: ‘Rab, ‘Öç alma hakkı benimdir, Karşılığını ben vereceğim’ buyuruyor. Ama ‘Düşmanın acıkmışsa onu doyur, Susamışsa ona içecek ver. Çünkü bunu yapmakla, onun başı üstüne Kızgın korlar yığmış olursun.’ ‘Kötülük seni alt etmesin; kötülüğü iyilikle alt et.’” Rom. 12:1721 Burada dünyanın yaptığı davranış biçimine ters bir davranış biçimi öğretilmektedir. Allah’ın arzuladığı insanların kendi davranış biçiminde değil, O’nun istediği güzellikte birbirlerine davranmalarıdır. O kötülüğe karşı güzel bir biçimde cevap vermenin, öç almadan, bağışlayarak ve iyilik yaparak davranmanın esas anlamda bereket getireceğini öğretmektedir. Kötülüğün başının ancak bağışlama yoluyla ezilebileceğini göstermektedir. Kutsal Kitap öğretisinde günahlarını itiraf edip Allah tarafından bağışlanan kişi, Allah’ın bağışlamasından huzur duymaktadır. Bu huzuru tadan insan da artık kendisine karşı kötü davranan kişileri bağışlamalıdır. Aynı zamanda Hıristiyan doktrini bağışlama konusunda bir takım istemlerde bulunmaktadır: 1) Bağışlama sırasında kişinin bütün dayanağı Allah olmalıdır. Bu güven içinde kendi adaletsizliğimizi Allah’a bırakmalı, öcün esas sahibinin Allah olduğunun bilincinde olunmalıdır. 2) Bu aynı zamanda yüksek bir ahlaki olgunluk gerektirmektedir. Başka hiçbir ahlak sisteminde bu kadar yüksek değerde bir bağışlama istemi görülmemektedir. 3) Bizim üzerimize gelen, bize kötülük yapan kişiyi sevme konusunda Allah’ın yardımı aranmalıdır. Sonuç olarak, herhangi bir biçimde kendisine kötülük eden kişiye karşı iyi bir şekilde yaklaşan kişi kendini küçültmemektedir. Aksine böyle bir yaklaşım o kişinin ahlakı anlamda ne denli olgun olduğunu gösterir. Allah’ın hakimiyetini mutlak bir biçimde kabul etmektedir. Böyle davranmakla kendi ruhsal yaşamını da bir takım acılıklardan, içsel fırtınalardan kurtarmış olur. 6. İYİLİK YAPMAK Kutsal Yazılar’a göre Rab Mesih İsa aracılığıyla sağlanmış bulunan kurtuluşu yaşayan kişi, bu kurtuluşu iyilik yaparak göstermelidir. İyilikle kurtuluşuna yeni bir şeyler katacak değildir. Mesih’te elde ettiği kurtuluşun değerini iyilikle dünyaya ilan etmiş olacaktır. Bu iyilikten hem aile, hem arkadaşları, hem akrabaları, hem de düşmanları istifade etmiş olacaktır. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] ÖNEMLİ NOT: İnancımıza göre Rab’den kurtuluş almak için iyilik yapılmaz. Çünkü Allah’ın sağladığı kurtarış karşılıksızdır. Kendi gücümüzle kazanamayız. Bu nedenle bu kurtuluşun değeri çok önemlidir. İyilik, Mesih İsa’da sağlanılan kurtuluşun sonucu, O’nun karakterine benzeme ve bu karakteri gösterme durumudur. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]Kutsal Kitap’ta iyi işlerinden ötürü övülen kişi örnekleri vardır: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] “Rab’be güven ve iyilik et; Memlekette otur, ve onun sadakati ile beslen.” Mez. 37:3 Gal. 6:910 “Aranızda bilge ve akıllı olan kimdir? Bilgeliğe özgü yumuşak huylulukla iyi yaşayıştan oluşan işlerini göstersin.” Yak. 3:13 İmanlıların iyi işler yapmasının birçok nedeni bulunmaktadır: Biz günahın hem gücünden hem suçluluğundan kurtulmuş bulunuyoruz. Bu nedenle bizler artık karanlığın çirkin işleri peşinde koşmamalıyız. Artık iyilik için özgür olmuş durumdayız: “Çünkü bizler O'nun yapıtıyız. Mesih İsa bağlılığında iyi işler için yaratılmış bulunuyoruz. Tanrı vaktimizi bu iyi işlerle geçirmemizi amaçla****** bunları önceden hazırladı.” Ef.2:10 “Vaktinizi Rab'be yaraşır yolda geçiresiniz ve her bakımdan beğenilir olasınız. Her tür iyi işe özgü ürünü veresiniz ve Allah’ı bilme aşamasında gelişesiniz.” Kol. 1:10 Eğer bizler imanlı olduğumuzu söylüyor ve imanımızı iyi işlerle göstermiyorsak, o zaman Allah’ın amaçladığını yerine getiremiyoruz demektir. b) İyi olmak imansızlar için iyi tanıklıkta bulunmak demektir Eğer Mesih’e iman etmiş kişiler sürekli iyiliklerde bulunuyorlarsa Müjde için etkin tanıklıkta bulunuyorlar demektir: “Sizler dünyanın ışığısınız. Dağ üstündeki kent gizlenemez. Kimse bir ışık yakıp da onu ölçek altına koymaz. Bunun yerine onu şamdana koyar. Böylece evdekilerin hepsi aydınlanır. Işığınız insanların önünde öyle parlasın ki, sağlıklı işlerinizi görsünler ve göklerde bulunan Baba’nızı yüceltsinler.” Mat. 5:1416 “Uluslar arasında yararlı yaşayışınızla beliresiniz. Öyle ki, sizleri kötülük yapıyor diye yerenler, yararlı işlerinize bakarak ziyaret gününde Allah’ı yüceltsinler..” 1. Pe. 2:12 İyilik sayesinde birçok kişi Rab’bin o muhteşem İncil’ini görerek tanıma fırsatı buluyorlar. Eğer bizler Allah’ın yolunu iyi yaşamla süslemiyorsak, insanlar ne yazık ki, bizden İncil hakkında yanlış işaretler alıyorlar. Kısacası bizler kötü tanıklık yapmış oluyoruz. c) Başka inanlıları inançlarında teşvik etmek demektir Her inanlı kardeşlerini teşvik etmekte sorumlu tutulmaktadır. Bunu yapmanın bir yolu da başkalarına kardeşlerine iyilik yapmaktır: “Sevgide, yararlı işlerde birbirimizi nasıl isteklendireceğimizi akıldan çıkarmayalım. Bazılarının alıştıkları gibi, ruhsal toplantılarımızı bırakmayalım. Bunun yerine birbirimizi öğütleyelim. Özellikle, Son Gün'ün yaklaştığını gördükçe çabanızı artırın.” İbr. 10:2425 Hıristiyan önderler iyi işler konusunda iyi örnek olmaları konusunda uyarılmaktadırlar: “Her konuda yararlı işler için kendini örnek göster: Öğretide lekesiz, saygın, sağlıklı sözü kınanamaz biri ol. Öyle ki, karşı duran kişi bize karşı hiçbir kötü söz söyleyemez duruma düşüp utansın.” Tit. 2:78 İyi işler yapmak demek düşüncemizin değişmesi demektir. Mesih İsa’da yenilenen her bir parçamız, iyilik konusunda da yenilenmek zorundadır. Bu yenilik kendimizi öncelikli düşünmekten vazgeçmekle başlar. Bu değişim kolay değildir. Bu nedenle Kutsal Ruh’un yardımına gereksinimimiz vardır. İster Mesih’te olsunlar, isterse olmasınlar Mesih İsa’da samimi bir Hıristiyan her zaman herkese yardım etme durumundadır. i) Misafirperver olmalıdır: Misafirperverlik aslında kültürümüzde var olan bir davranış biçimidir. Ama bir inanlının misafirperver davranışı yalnızca kültürden kaynaklı olmamalıdır. Misafirperverlik aslında Kutsal Kitab’ın öğretilerindendir. Aşağıdaki ayetler doğrultusunda da misafirperverliğimizi pekiştirmemiz gerekmektedir: “Gereksinmesi bulunan kutsal yaşamlılara yardım elini uzatın, konukseverlik gösterin.” Rom. 12:13 “Kardeşlik sevgisi kalıcı olsun. Yabancılara konukseverlik göstermeyi unutmayın. Bunu yapmakla, bazıları bilmeden melekleri ağırladılar.” İbr. 13:12 “Mırıldanmaksızın birbirinize konukseverlik gösterin.” 1.Pe. 4:9 Misafirperverlik gerçek öğrenci yetiştirme işaretidir. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Kilise önderleri de misafirperverlik konusunda güzel birer örnek olmalıdırlar. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]Allah hizmetlileri kiliseleri teşvik etme, müjdeyi duyurma konusunda yaptıkları gezilerde sürekli olarak misafirperverlikle karşılanmalıdırlar. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Misafirperverlik gösterilmemesi gereken kişiler yalnızca insanların akıllarını karıştırmaya kalkan, yanlış öğretiler yayan kişiler olmalıdır. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] ii) Komşulara iyi davranmalıdır: Kutsal Yazılar’a göre bizim komşumuz, yardıma ihtiyacı olan her kişidir. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Birçok zaman komşularımız bizim yakınımızdaki kişilerdir. Komşularımız bizlere güvenmeli ve bizden hiçbir zaman kötülük görmemelidirler: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] “Allah’ın Rab’bin mülk edinmek için sana vermekte olduğu diyarda alacağın mirasında, eski zaman adamlarının koymuş oldukları komşunun sınırının yerini değiştirmeyeceksin.” Tes. 19:14 “Komşun yanında emniyette otururken , Onun için şer kurma.” Sül. 3:29 Komşularımıza karşı bazı sorumluluklarımız vardır. Herşeyden önce onları kendimiz gibi sevmeliyiz. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Yardıma ihtiyacı olduğu her zaman komşuya yardım elini uzatmalıyız. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]Samimi Hıristiyanlar her zaman iyi, güvenilir, yardımsever kişiler olarak tanınmalıdırlar. Böylelikle komşuları arasında parıldayacaklardır.
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#8 (permalink) | |||||||||||
|
iii) Yaptıkları iyilikleri karşılıksız yapmalıdırlar: İnsanlara iyilik yaparken yaptığımız iyiliğin nedenini bilmeliyiz. Bu iyilik başkalarından iyilik görmek için, belli çıkar beklentileri içinde yapılmamalıdır. Çünkü bizler yüce Allah’ın kurtarışına Mesih İsa’da, O’nun kanının bedeli olarak karşılıksız olarak sahip olduk. Bizler de bu lütfun sevincinde başkalarına karşılıksız olarak hizmet etmeyi bir görev edinmeliyiz. Yalnızca Rab’bin hizmetçileri olduğumuz için iyilik yapmalıyız.
iv) İyilik için fırsatları kollamalıdırlar: Günlük hayatımızda yardıma ihtiyacı olan birçok kişiyle karşılaşırız. İster kent yaşamında olsun, ister köy yaşamında olsun insanlar birbirlerine muhtaçtırlar. Böylelikle bu muhtaçlık bize birçok yardım fırsatını getirecektir. Yeter ki, bizler yardım etmeyi isteyelim. O zaman yardım etme fırsatlarını kolaylıkla görmüş olacağız. Otobüslerde yaşlılara yer vermek, çocuklara yardım etmek, güler yüzlü olmak, yük taşıyan kişilere yardımcı olmak, yolda kalmışa yardımcı olmak gibi birçok fırsatlar gözümüze çarpacaktır. Böylelikle imanlı Mesih İsa’nın karakterini yaşama ve yansıtma şansımız olacaktır. 7. SEVGİ Sevgi, Hıristiyan inancının en temel ayırt edici özelliğidir. Sevgi olan Allah’a ibadet ediyoruz. O bize olan sevgisini birçok şekilde göstermektedir. Mesih İsa’yı bize göndermek suretiyle sevgisinin en açık şekilde bize sunmuştur. Bizi bağışlamasıyla bize sevginin nasıl yaşanacağını da öğretmektedir. Bizler Allah’tan gelen bu sevgiyi birbirimizle paylaşmalıyız. Allah’ın sevgisi bizden bütün topluma yansıtmalıdır. Bu konuyu daha sonraki bölümde daha detaylı olarak inceleyeceğiz. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] BİR MİLLET İÇİNDE YAŞAMAK Bizler yalnız küçük bir çevrenin değil, aynı zamanda bir milletin parçasını oluşturuyoruz. Bir millet içinde aynı gelenekleri, aynı görenekleri, kültürü, yemekleri, davranış biçimlerini, duyguları yaşıyoruz. Bütün bunlar bize bir milletin parçası olduğumuzu gösteriyor. 1. IRKÇILIK Irkçılık bir gurup insanı ya da tek olarak bir kişiyi ırkından ötürü başkalarından ayırt etmek ve aşağılamaktır. Irkçılığın temeli dünyadaki insanların genetik olarak farklı ırklara ait olduğunu savunan teoriye dayanmaktadır. Irkçılıkta bir ırk kendisini gerçekten üstün görmekte ve özellikle belli ırk ya da ırkları tamamen aşağılamaktadır. Bunun en canlı örneklerini yakın tarihimizde görüyoruz. Güney Afrika’da yaşananlar, Almanya’da Naziler’in yaptıkları bu konuda örnek oluşturmaktadır. Belki bizler bir takım ırkçı hareketlere katılmamış olabiliriz. Ne var ki başka ırkların aşağı olduğu konusunda bir düşüncemiz varsa, ırkçılık suçunu işlemiş sayılırız. Hem bilim hem de Kutsal Kitap hiçbir ırkın bir başka ırka üstün ya da aşağı olduğunu kabul etmemektedir. İnsanlar, farklı ülkelerde bile doğsalar, yaradılış kökeni olarak aynı kökleri paylaşmaktadırlar. a) Kutsal Kitap öğretisi Kutsal Kitap hiçbir şekilde ırkların üstünlüğünden ve ırklar arasında derece farklarından bahsetmemektedir. Kutsal Kitap kültürler arasında farklar olduğunu belirtmekle birlikte ırklar arasında hiçbir fark görmemektedir. İlahiyat açısından Allah önünde bütün insanlar eşittirler: i) Bütün insan soyu bir insandan gelmektedir: Kutsal Kitap, ilk insan Adem’in yaratılışını anlatarak başlar. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Bütün insanoğlunun atası oydu. Elçi Pavlus birçok entelektüel kişinin yer aldığı, kosmopolit kent olan Atina’da yaptığı konuşmada insan soyunun tek temele dayandığını dile getirmektedir: “Her ulusa bağlı insanları tek atadan yaratmış ve yeryüzünün her yanında yaşamalarını sağlamıştır. Onlara ilişkin saptanmış tarih dönemlerini ve yaşam sınırlarını O çizmiştir; böylece Allah’ı arasınlar, araştırarak O'nu bulsunlar diye. O hiçbirimizden uzak değil. Çünkü yaşamımız, hareketlerimiz ve varlığımız O’ndan dır. Ozanlarınızdan bazılarının da dediği gibi:” Hab. İş. 17:2628 ii) Her bir insan Allah’ın benzeyişinde yaratılmıştır: Kutsal Kitab’ımızın başından beri bu birçok kere tekrarlanır. Bu gerçekten de çok önemlidir. Her bir insan Allah’ın benzeyişinde yaratılmıştır. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]Bu nedenle her bir insan Allah’ın karakterini ve yüceliğini yansıtmaktadır. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]Bunun için bütün insanların eşitliği konusunda çok emin olmalıyız. Hiçbir kişi, hiçbir millet, hiçbir ırk aslında bir başkasına, bir başka ırka aşağı gözle bakamaz. Bu şekilde düşünen insan yüce Allah’ın görüşüne karşı çıkmış olmaktadır. iii) Bütün insanlık günah işlediğinden dolayı kurtuluşa gereksinimi vardır: Ayrıca insan ırklarının diğer bir ortak yanı da her birisinin eşit olarak günahlı olmasıdır. İlk yaratılmış bulunan Adem ve Havva, Allah’ın mükemmel yaradılış planında ilk isyanları ile günaha düşmüşlerdi ve bundan sonra da Aden bahçesinden kovulmuşlardı. Bu ilk çiftten ortaya çıkan insanlık ve farklı farklı ırklar daha başından itibaren bu günahlı benliğe sahip olmuş oldular. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]Bu nedenle elçi Pavlus günahlılık nedeniyle hiçbir millet, hiçbir kavim arasında bir farklılık olmadığını dile getirmektedir: “Öyleyse, biz Yahudiler ötekilerden üstün kişiler miyiz? Kesinlikle hayır! Çünkü bütün insanların Yahudilerin de, Yunanlıların da günah egemenliğinde bulunduğunu daha önce belgeledik.;” Rom. 3:9 Bütün insanlık günah altında olduğuna göre bütün insanlık kurtuluşa muhtaçtırlar: “Çünkü tümü günah işledi ve Allah’ın yüceliğinden yoksun kaldı. Onlar karşılık ödemeden Allah’ın kayrasından yararlanarak, Mesih İsa'da sağlanan kurtulmalık aracılığıyla doğrulukla donatılırlar;” Rom. 3:2324 iv) Allah bütün milletlerin Allah’ıdır: Allah İsrail’i bütün milletlerden daha üstün olduğu için seçmedi. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] İsrail’in seçilmesindeki amaç Allah tarafından bütün milletlerin bereketlenmesi için, kutsal bir ulus olarak araç görevi üstlenmeleriydi. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]İsrail, Allah’ın seçilmişi olarak üstün bir ırk olmaya değil, hizmete çağrılmıştı. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Rab’bimiz Mesih İsa, İsrail’in Samiriyelilere karşı takındıkları ırkçı tavra karşı şiddetle karşı çıkmaktadır. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Mesih İsa göğe alınmadan önce öğrencilerinin Kutsal Ruh’u alacağını ve Kutsal Ruh’un gücüyle yeryüzündeki bütün milletlere kurtuluş mesajını ulaştıracağını söylemektedir: “Ama Kutsal Ruh sizlere geldiğinde güç ile kuşanacaksınız. Yeruşalem'de, tüm Yahudiye'de, Samiriye'de ve dünyanın en uzak köşesine dek benim tanıklarım olacaksınız.” Hab. İş. 1:8 Allah aynı zamanda, elçi Petrus’u da bu konuda uyararak kurtarış planının yalnız Yahudiler için değil, bütün milletler için olduğunu açıklamaktadır: “Petros konuşmaya başladı: ‘Gerçekten, Allah’ın adam kayırmadığını anlıyorum. Tam tersine, Allah’tan korkan ve doğru yaşayan herkes hangi ulustan olursa olsun O'nun tarafından kabul edilir.’” Hab. İş 10:3435 Elçi Pavlus yazdığı mektuplarda imanlıların kurtuluşunun, Allah’ın halkı içinde yer almalarının cinsiyete ya da belli bir ırka ait olmalarına bağlı olmadığını söylemektedir: “Çünkü Mesih İsa'ya iman yoluyla hepiniz Allah’ın çocuklarısınız Çünkü Mesih'le birleşmek üzere vaftiz edilenleriniz Mesih'i kuşandınız. Öyle ki, Yahudi ile Yunanlı, köle ile özgür, erkek ile kadın arasında hiçbir ayrım yoktur. Çünkü hepiniz de Mesih İsa bağlılığında birsiniz.” Gal. 3:2628 “Burada ne Yunanlı var, ne Yahudi, ne sünnetli, ne de sünnetsiz. Barbar, İskit, köle, özgür yok! Burada Mesih her şeydir, her şeyi kapsayandır.” Kol. 3:11 Kutsal Yazılar’a göre Allah müjdesini bütün milletlere, bütün ırklara, bütün dil gruplarına kısacası insanlığa vermiştir. Yuhanna’nın Vahyi’nde, Allah’ın kurtardığı halk şöyle tanımlanmaktadır: “Bu olaylardan sonra baktım, kimsenin sayamayacağı kadar büyük bir kalabalık gördüm: Her ulustan, her soydan, her halktan, her dilden. Tahtın ve Kuzu'nun önünde duruyorlardı. Ak giysiler kuşanmışlardı. Ellerinde hurma dalları tutuyor.” Vahiy 7:9 Kutsal Kitap içinde ırkçılığı destekleyecek hiçbir öğretiye yer verilmemektedir. Bu nedenle ırkçılık öğretişinin Mesih İsa’ya inananlar arasında yeri olamayacağı kesindir. Böyle ırkçı düşünenler varsa bu o insanların kendi günahlılıklarından kaynaklanmaktadır. b) Bilimsel kanıt Modern bilimde bir ırkın başka bir ırka üstün olamayacağı kanıtlanmaktadır:
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#9 (permalink) | |||||||||||
|
) Bütün insanlık aynı genlerden türemektedir: İnsanların farklı genlere sahip olduğu görüşü yenidir. Bu görüş Charles Darwin tarafından desteklenmektedir. Bu görüşe göre insanın zorlukları bazı ırkları daha güçlü kılmaktadır. Özellikle bu farklı gen sistemlerini savunan alimler 19.yy’da ortaya çıkmıştır. Bazı uzman antropologlar dünyadaki insanları dört etnik guruba ayırmaktadır: Kafkas, Mongol, Negro ve Australoid.
Aslında ünlü antropolojist Prof. Ashley Montagu’ya göre bu gruplar çoğunlukla tam anlamıyla saf değillerdir. Birbirleri ile karışmış durumdadırlar. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Her birimiz karışık genlerden oluşuyoruz. Artık yüzde yüz Türk ya da İngiliz ya da Alman diyebileceğimiz bir kişi bulmak çok zordur. Çünkü tarihin derinliklerinde bütün ırklar karışmış durumdadırlar. ii) Farklı kültürlerden kişilerin evlenmesi ile ortaya çıkan nesil eksik bir nesil değildir: Oldukça yanlış olarak değerlendirilen bir diğer konuda ırkların karışması sonucu ortaya çıkacak olan neslin genetik anlamda zayıf bir nesil olarak kabul edilmesidir. Aslında bunun tam tersi doğrudur. Birbirine yakın, akraba olanların evlilikleri sonucunda sağlıklı olmayan nesiller ortaya çıkmaktadır. Bu durumda farklı ırklardan kişilerin birbirleri ile evlenmesi “biyolojik açıdan ve diğer açılardan insanlık için çok yüksek avantajları da beraberinde getirmektedir.” [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] iii) Bütün insanlar aynı kanı taşımaktadır: Yanlış bilinen diğer bir konuda farklı ırkların farklı kana sahip oldukları görüşüdür. Bazı ırklar kendi kanlarını temiz olarak değerlendirmektedirler. Bütün etnik grupların kanları dört grup kandan oluşmaktadır. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Bir etnik gruba ait bir kişi bir başka etnik gruptan olan bir kişiden rahatlıkla kan alabilir. Çünkü anlaşıldığı gibi bütün insanlar aslında kardeştirler. Renkleri her ne olursa olsun, hangi etnik kökene ait olurlarsa olsunlar kanları dört kan grubundan birine sahiptir, hepsi bu kadar. Bu durumda her milletin ya da ırkın kanı temiz kandır. İnsan kanıdır. Irkçılık hem önyargıları beraberinde getirmekte, hem de aynı zamanda günah işlememize neden olmaktadır. Aşağıdaki öneriler doğrultusunda bizler ırkçılıktan uzak durmalıyız: 1) Tek bir kültüre bağlı bir düşünce yapısına sahip olmamaya çalışmalıyız: Başka milletlerin tarihleri ve dili öğrenebiliriz. Başka kültürlerde yaşayan kişilerin nasıl davrandıklarını ve düşündüklerini öğrenmeye çalışmalıyız. Bir yazar “yalnızca tek kültürü tanıyan kişi aslında kültürsüzdür” demektedir. Elçi Pavlus, Yahudi olmakla birlikte Roma kültürünü de çok iyi bilmekteydi. Türk kültüründe de aslında birçok kültürün etkileşimi vardır. Bu nedenle kültürümüz oldukça zengin bir kültürdür. 2) Kendi kültürümüzden olmayan kişilerle arkadaşlıklar yapmalıyız: Bu özellikle büyük kentlerde daha kolaydır. Küçük yerlerde bu imkan bulunmayabilir. Ama yine de günümüzdeki iletişim araçlarıyla da arkadaşlık etmek mümkündür. Eğer başka ülkeler ya da başka kültürlerden arkadaşlarımız olursa o zaman o ülke ve o ülkenin kültürü hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler edinebiliriz. 3) Irkçılığı öven, ırkçılığı öne çıkaran fıkralara, öykülere gülmemeli, bu tarz anlatımları desteklememeliyiz: Birçok ülkede bir başka milleti küçümseyen, alçaltan fıkralar, öyküler anlatılmaktadır. Bu tarz anlatılar bazen farkında olmadan bazı kişilerin incinmesine de sebep olabilirler. En güzeli böyle fıkraların, öykülerin anlatıldığı ortama tepki göstermeli, o ortamlardan uzak kalmalıyız. Kendi milletimiz hakkında olumsuz olarak anlatılan her şey bizi ne kadar üzüyorsa, başka milletler hakkındaki anlatılarda o milletlerden olan kişileri üzecektir. 2. AYRIMCILIĞIN BAŞKA BİÇİMLERİ Kültürel, sosyal, dini ve ırk ayrımı gibi konularda dünyanın birçok yerinde ayrımcılık yapılmaktadır. İşe girmek için müracaat eden bazı kişiler sırf ırkları, kültürel ya da sosyal konumları ya da inançları nedeni ile kabul edilmemektedirler. Bu ve benzeri olaylar Amerika ve Güney Afrika gibi ülkelerde ve daha birçok ülkede olmuş ve belki bazı ülkelerde hala olmaya devam etmektedir. Samimi bir Hıristiyan için ne ırk ayrımı ne de başka bir konuda ayrımcılık düşünülemez bile. Ama ne yazık ki, ismen Hıristiyanların kötü tanıklıkları nedeniyle yıllarca Hıristiyanlar da ırkçılıkla suçlanmışlardır. Aslında ırk ayrımını uygulayanlar ve kendilerini dindar Hıristiyan olarak tanıtan kişiler Kutsal Kitap öğretilerinden ne kadar uzaktırlar. Bunu Kutsal Kitab’ı etüd eden bir kişi kolaylıkla görebilecektir. Aşağıdaki örneklerde görüleceği gibi toplum içinde birçok konuda ayrım yapılmaktadır: a) Sosyal ayrımcılık Bazen toplum içinde kişiler kendi eğitim derecelerine, varlık durumlarına göre kabul edilmekte ya da reddedilmektedirler. Bizler insanları eğitim durumlarına, varlık durumlarına göre değil, Allah’ın insanlarını değerlendirdiği şekilde değerlendirmeliyiz. b) Dini ayrımcılık Samimi bir Hıristiyan’a göre, Allah’ın tek kurtuluş yolu biricik Oğlu Mesih İsa’yı kabul yolundan geçmektedir. Mesih İsa’yı kurtarıcı ve Rab olarak kabul eden kişi için sonsuz yaşam vardır. Bu inanç, samimi Hıristiyan’ı toplum içinden koparmaz, başka inançlardan olan kişilerle ilişkilerinde saygı sınırlarını zorlatmaz. Müjde, başka inançlardaki insanlarla Hıristiyanlar arasında tolerans ve saygı öğretisi vermektedir. Bu nedenle dini ayrımcılık bir Hıristiyan için söz konusu olamaz. c) Cinsel ayrımcılık Tarih boyunca kadınlar birçok toplumda aşağılanmış ve birçok dönemde çok kötü muamelelere tabi kalmışlardır. Hıristiyan inancını kendi benliklerine göre yönetenlerin toplumlarında da yine kadının başına gelmedik kalmamıştır. Oysa İncil öğretisinde kadının yeri erkeğinin yanı başındadır ve bununla birlikte kadın ve erkeğin eşitliğinden bahsedilmektedir: “Çünkü Mesih İsa'ya iman yoluyla hepiniz Allah’ın çocuklarısınız Çünkü Mesih'le birleşmek üzere vaftiz edilenleriniz Mesih'i kuşandınız. Öyle ki, Yahudi ile Yunanlı, köle ile özgür, erkek ile kadın arasında hiçbir ayrım yoktur. Çünkü hepiniz de Mesih İsa bağlılığında birsiniz.” Gal. 3:2628 d) Fiziksel ayrımcılık Birçok toplumlarda farklı farklı özürleri olan insanlar yaşamaktadırlar. Özürlülerin büyük bir çoğunluğu oldukça yetenekli, başarılı insanlardır. Buna rağmen bazı kişiler, bu konuda kendi düşünce yapılarının sakatlığı nedeni ile, özürlü insanları aşağı görmeye kalkarlar. Aslında bu kişiler kendi seviyesizliklerini göstermektedirler. Bu seviyesizlik nedeni ile birçok özürlü insan çok başarılı bir biçimde toplumda hizmet edebileceği halde, fiziksel ayrımcılığın kurbanı olurlar. 3. MİLİYETÇİLİK Milliyetçilik bir siyasal görüştür ve insanların milli vicdanlarını harekete geçirir. Siyasal ve kültürel bağımsız isteklerin üzerine kurulmuş bir hareket temeldir. Elbette ki bir kişinin ülkesini, önderlerini dengeli bir biçimde sevmesi çok doğaldır. Atatürk Türkiye’sinde, ülkenin birliği ve beraberliğine sahip çıkmak, ülke değerlerini sevmek, Atatürk ilkelerini sevmek güzeldir. Kemal Atatürk her şeyden önce Türk halkının kendine güvenebilmesini sağlamıştır. “Ne mutlu Türküm diyene” sözü ile ülkemizde yaşayan bütün insanların bu ülkenin evladı olduklarını hissettirme amacını gütmüştür. Böylelikle bu ülke topraklarında insanların birbirlerine saygı içinde, mümkün olduğunca eşit şartlarda yaşamalarını arzulamıştır. Önemli olan bu milliyetçiliğin aşırı ve kötü anlamda gurura neden olabilecek bir milliyetçilik olmamasıdır. Çünkü hiçbir millet bir diğer milletten üstün değildir. Kutsal Kitap bize bunu öğretmektedir. Bu nedenle milletimizi sevmek, ülkemizi sevmek çok önemlidir. Ama başka milletleri aşağılamak, kendini en üstün millet addetmek samimi bir Hıristiyan’a uygun olmayan bir karakterdir. a) Bir inanlı her şeyden önce Allah’a tabi olmalıdır İmanlı olarak bizler hükümetlerimize tabi olmalıyız. Bu zaten Rab’bimizin öğretisi olduğuna göre, bunu yaşamak Allah’a tabi olmak demektir. Bu nedenle imanlı biri en iyi vatandaş olmalı da diyebiliriz. Yine de bir imanlının tam anlamıyla tabi olması gereken kişi Allah’ın kendisidir. Allah için olan sevgimiz, ülkemiz için olan sevgimizi de pekiştirmektedir. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] b) Milliyetimiz ruhsal anlamda bizim kurtulmamızı sağlayamaz Ülkeler ve milletler Allah’ın orijinal yaratılış planında yer almamaktadırlar. Yaratılıştan sonra insan tarihinin gelişimi içinde milletler gelişmişlerdir. Tarih içinde milletlerin de değişim gösterdiğini görmek mümkündür. Dahil olduğumuz milliyet bizi ruhsal anlamda kurtuluşa erdiremez. Milletler gelir ve milletler gider. Oysa kurtuluş yalnızca Mesih İsa aracılığıyla söz konusu olabilir. Yalnızca İncil İncil’in müjdesi gerçek anlamda bu dünyada barış ve esenlik getirebilecektir. Milli kimliğimiz bize bunu sağlayamamaktır. c) Bir imanlının ülkesine karşı olan sevgisi sezgin olmalıdır Mesih İsa’da kurtuluşa kavuşmuş bir inanlı yine Mesih İsa’nın öğretisi doğrultusunda kendi ülkesine, kendi kültürüne karşı büyük bir sevgi ve saygı göstermek durumundadır. Yalnız bu sevgi ve saygı kör bir sevgi ve saygı değildir. Ülkesi ve kültürünün sahip olduğu bütün güzel değerleri övecek ve bu değerlere sahip çıkacaktır. Ama eğer ülkesi insanlara eziyet etmeye, başka insanları öldürmeye, ırkçılık, ayrımcılık yapmaya kalkıyorsa, yine İncil’in sınırları içinde bu görüşlere, bu uygulamalara elinden geldiğince tepki gösterilmelidir. Nazi Almanya’sındaki uygulamalara tepkisini gösteren Dietrich Bonhoeffer bu konudaki çok iyi örnektir. Hitler’in ırkçı milliyetçiliğine karşı konuştuğu için de idam edilmiştir. Bu Hıristiyan önder hiç kuşkusuz ülkesini seven bir insandı. Ama ne yazık ki, ülkesi kötü bir yöneticinin elinde kötülük yuvasına dönmüştü. Kutsal Kitab’a iman eden bir Hıristiyan önder olarak bulunduğu konuma yakışır bir biçimde bu duruma sözleriyle tepki gösteriyordu. İşte bu nedenle de canından oldu. Görüldüğü gibi burada bize güzel bir örnek bulunmaktadır. Gerçek milliyetçi ülkesinin hayrını isteyen kişidir. Ruhi ve ahlakı açıdan ülkesi insanının gelişimini istemektedir. d) Gerçek bir milliyetçi başka milletlere saygı göstermelidir Yukarıda dediğimiz gibi gerçek milliyetçi dünyaya bakışı dar görüşlü olmayan kişidir. Kendi milletinin güzel özelliklerini sevdiği, beğendiği ve övdüğü gibi, başka milletlerinde güzel yanlarını görebilecek yetenektedir. Özellikle Hıristiyan biri farklı milletlerden olan samimi Hıristiyanlarla birlik hissi içinde olabilmelidir. Bu his içinde de farklı kültürlerin, farklı milliyetlerin engel teşkil etmemesi esastır.
__________________ |
|||||||||||
|
|