|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
>
>Aklımdasın >Başımdan geçen ilginç bir aşk öyküsünü anlatmak istiyorum. >Üniversite 2.sınıfa gidiyordum. Gençlik bu ya, başımda kavak yelleri >esiyor. >Zaman ise benim geleceğin en büyük gazetecilerinden biri olmam için geçiyor >gibime geliyordu. Geliyordu ama ben derslerden çok, arkadaşlarla üniversite >binamızın içerisindeki sahalarda ve ağaçların arasında top oynamayı, >gezmeyi ve arkadaşlarla sohbet etmeyi tercih ediyordum. >Ama itiraf edeyim, özellikle bahar aylarında etraftaki değişimleri, >yeşillikleri geleceğin büyük gazetecisi gözüyle de izliyordum. Eh, gözleme >yeteneğin olacak ve tabiattaki güzellikleri bayanları- göreceksin de >şairlik taslamayacaksın, aşık olmayacaksın olur mu? >Öğrenci dediğin fotokopisinden belli olur, Fotokopisiz öğrenci meyvasız >ağaca benzer öğrenci atasözleri uyarınca vize dönemlerinden bir ay önce >gördüğümüz derslerin notlarının fotokopilerini bulup almak için Azim >Fotokopiye gittim. Azim Fotokopi hemen hemen bizde ki bütün derslerin dönem >içindeki notlarının fotokopilerini çoğaltır ve satardı. Orada fotokopileri >alırken yanımda bizim birinci sınıfta gördüğümüz bir dersin fotokopisinin >olup olmadığını soran bir kız vardı. Fotokoiden o dersin notlarının >olmadığını öğrenince oldukça üzüldüğünü gördüm. İçimdeki yardımseverlik >duyguları kabardı. Belirtmeliyim ki genellikle güzel bayanlara karşı her >zaman yardımseverimdir. Kıza dönerek: >- Her halde İletişim Fakültesinde okuyorsunuz dedim. >- Evet dedi. >- Bizim geçen yıl gördüğümüz Gazete Yazı Türleri dersinin fotokopileri >bende hala duruyor. İsterseniz onları size ben temin ederimdedim. >- Ah, size zahmet olmasın? dedi. >- Yok canım ne zahmeti dedim. >Sonra oradan beraberce konuşarak çıktık. Yolda adını söyledi: Figenmiş. >Neyse biz böylece tanışmış olduk. >Ertesi gün ders notlarını ona verdim. Kız beni çok etkilemişti. Bir içim su >derler ya öyleydi. Tabii, beni çok etkilediği içinde bana öyle gelmiş >olabilir. Neyse... Bu yardım severliğimin karşılığında kız beni ne zaman >görse hemen yanıma gelmeye başladı. Diğer arkadaşlarımla da tanıştırdım >onu. Artık çok samimi olmuştuk. Olmuştuk olmasına ama kıza da tutulmuştum. >Ne yapmalıydım... Düşünüyordum ama bir türlü de karar veremiyordum. Şimdi >kıza arkadaşlık teklif etsem, yardım etmemin karşılığında ondan faydalanmak >istediğimi düşünebilirdi. Ayrıca arkadaşlık teklif etmemin diğer >arkadaşlarımın hele hele Osmanın kulağına gitmesi... Aman aman ölsem daha >iyi. Çünkü bizim arkadaş gurubumuzun arasında şöyle bir beddua vardı: Allah >seni Osmanın medyatik diline düşürsün de, manşetlerden inme emi ! >Çok düşündüm bir karar veremedim. En sonunda ona aşkımı mektupla ilan >etmeye karar verdim. Bu amaçla oturdum ve usturuplu bir aşk mektubu yazdım. > >Bu mektubu kaldığım yerin soğuk duvarlarını ısıtmaya çalışan yüreğimin her >atışında ismini hatırlatan sıcaklığında yazıyorum. Bir melankoni içerisinde >yazmaya çalıştığım bu satırlar daha çok seven yüreğimin sevilme mutluluğunu >yakalaması için çabalaması ve belki de karşılıksız bir sevda bataklığına >nasıl gömüldüğünün ifadesi. >Acaba Figen; senin o melekler kadar güzel olarak tasavvur ettiğim hayalini >gönlümden silip atsam mı diyorum. Yazık olmaz mı sorusu aklıma geliyor. >Yazık olmaz mı aşkıma? Acaba unutsam sana karşı hissettiklerimi, hiçbir şey >yaşanmamış gibi acaba bir anda geçen onca zamanın ötesine gidebilir miyim? >Yakalanan bir kuşun esaretten kurtulmak için çırpınması gibi seni görünce >çırpınan kalbimin atışlarını, yüzümün her kızarışını, benim sana olan >tutkumu tavır ve yüz ifademden, heyecanımdan, titrememden anlamandan >duyduğum korkuları... unutsam mı? >Böyle bir şey mümkün olsa bile herhalde yaşadığım onca duyguyu bir anda >jiletle kazıyıp, söker gibi atamam, atmam. >Çevremde çok pişkin, yüzsüz, her şeyi çok rahat ifade edebilen biri olarak >görülmeme rağmen aslında sevdiğine karşı aşkını ve duygularını ifadeden >bile çekinen utangaç yapıda biri olarak sevgimi yazı ile belirtme ihtiyacı >duydum. Sana olan sevgimi hoş karşılaman dileğiyle... >Yakın çevrenden biri > >Mektubu daktilo ile yazdıktan sonra bir zarfa yerleştirdim. Figenin de >aralarında bulunduğu arkadaşlarla okulun önünde sohbet ederken lavaboya >gitme bahanesiyle gidip sınıfta Figenin ders notlarını tuttuğu ajandanın >içine koydum ve sonucu beklemeye başladım. >Ertesi gün üniversitenin ana binasında bulunan yemekhaneye giderken Figen >bir ara yanıma yaklaştı ve: >- Yükselciğim san bir şey söyleyeceğim ama aramızda kalsın. Aramızdaki >samimiyetten bir tek sana söylüyorum dedi ve devam etti Yahu dangalağın bir >bana bir mektup göndermiş dedi. >- Şaka mı yapmış mektupta? diye sordum. >- Şaka mı bilmiyorum ama mektupta bana tutulduğunu, aşık olduğunu... falan >filan yazmış işte. Yani oldukça duygulu bir dille bana ilan-ı aşk ediyor >herif dedi. Ben de: >- Peki kim bu herifdedim. >- Ne bileyim, ismini yazmamış ki! Ama yazdıklarından bir şeyler çıkarmaya >çalışıyorum. Bir iki tahminim de var deyince heyecanlanarak; >- Peki kim olabilir diye sordum. >- Tahminime göre bizim gruptakilerden biri ve... Neyse ismini de sonra >öğrenirsin Yüksel dediği sırada diğer arkadaşların da yanımıza gelmesiyle >sözünü keserek onlarla konuşmaya başladı. >Beni bir merak sarmaya başlamıştı. Acaba tahmini ben miydim de >tavırlarımdan öğrenmek için konuyu bana açmıştı. Anlamış mıydı acaba... >İçim içimi kemiriyordu; mektup yazmasa mıydım. Eğer gerçekten benim >yazdığımı anlamışsa ve benimle bir daha konuşmazsa ne yapardım. Belki hem >bir arkadaşı yitirecektim, hem de sevdiğim kızı. >Bu arada şeytan da dürtüyordu beni bir mektup daha yaz diye. Bu sefer >duygularımı daha açık belirtecektim. Bu düşüncelerle tekrar daktilonun >başına geçerek yazmaya başladım: > >Figen; şu an sana söylemek istediğim ama söyleyemediğim duygular var ya, o >duyguları sana bir sahilde hafif bir yağmur çisiltisi altında ıslanırken ve >deniz dalgalarının, martı sesleriyle birleşerek oluşturduğu o nefis fon >müziği eşliğinde dans ederken söylemek isterdim. >Bilmem sen hiç birşeyi, pek çok şeyi kaybetme pahasına daha doğrusu yüreğin >pahasına satın almak ister misin? Bil ki ben yüreğimi sana, senin için >satmaya hazırım. >Keşke sana olan aşkımı, seni görünce hissettiğim duyguları gözlerinin >derinliklerinde köşe kapmaca oynarken anlatsaydım. Acaba anlatabilir >miydim? >İnsanlar madde ve mana arasında, denizde salınan tekneler misali gelip >giderken; ben kendimi sevdama kucak açmış, senin gönül limanında demirlemiş >olarak bulmak isterdim. Sana bağlanmak sarılmak ve ... >Hayali bile yaşadığım hayatın sahte yaşantısından daha gerçek ve daha >güzel. >Mektubuma çok sevdiğim, güzel bir söz ile son vermek istiyorum: Sevsen, >sevilsen ve sevilebilir olsan >Beni sevilebilir biri olarak görmen dileğimle... >Yakın Çevrenden Biri >Mektubuma ek olarak da Figene diye ithaf ederek yazdığım: > >AKLIMDASIN > >Papatya açmış kırlardan >Peygamber çiçeklerinin sarısından >Kekik otlarının kokusundan >Doyasıya içime çektiğim sen! > >Belki değilsin, belki farkındasın >Sen benim hep aklımdasın > >Turnalarla gönderdim sana >Gönlümde yetiştirdiğim gülleri >Yalancı gönüllerde >Karanlık tünellerde >Aşkı aramaya çalışırken sen >Senin aşkını hayat gibi yaşardım ben > >Belki aşkıma uzaksın, belki yakındasın >Sen bilmesende hep benim aklımdasın ! > >Şiirimi de zarfa koyarak bu sefer postaladım. >Ertesi günde dedemin vefat ettiği haberi geldi. Alel acele Gümüşhaneye >gitmek zorunda kaldım. Bir hafta sonra döndüm ve okula gittim. Figen beni >görünce hemen gülerek yanıma geldi ve: >- Yüksel hani bana biri aşk mektubu yazıyor demiştim ya işte ondan ikinci >bir mektup daha geldi. Bir de bana ithaf ederek yazdığı şiirini koymuş. Çok >etkilendim. >- Peki kim olduğunu bulabildin mi? diye sordum. O da: >- Sana bir iki tahminim var diyordum ya... Artık emin oldum. >- Emin mi oldun, peki kim? diye heyecanla sordum >- Hiç tahmin edemezsin... Osman! dedi. >- Osman mı? dedim şaşırarak >- Tabii... Yakın çevremden biri, çok pişkin, yüzsüz, her şeyi çok rahat >ifade edebilen biri olarak görünen başka kim olabilir? deyince şaşkın, >yıkılmış bir ifade ile: >- Çok şaşırdım dedim. >- Şaşır, şaşır ... Dahası var. Emin olunca ben gittim ona ondan >hoşlandığımı belirttim. Yazdıkları beni çok etkilemişti. Ayrıca çok >utangaç, ona kalırsa bana hiç açılamayacak ve beni sevdiğini >söyleyemeyecek... Bu sebeple ona ben açıldım. O da benden hoşlandığını >fakat benim seninle olan diyalogumuzdan ve samimiyetimizden dolayı ikimizin >arasında bir şey olduğunu sandığından bana açılamadığını söyledi. >Düşünebiliyor musun ayrıca ikimizin arasında bir şey var sanıyormuş dedi. >Çok şaşırmıştım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Sonunda; >- Senin adına sevindim. Nihayetinde sana mektupları yazanı da bulmuş oldun >böylece dedim ve yanından ayrıldım. >Bir yanda sevdiğim kız Figen diğer yanda en yakın arkadaşlarımdan Osman >vardı. Ve ikisi de benim aşk mektuplarım sonucu... Tam bir çöküntü >içerisindeydim, ne yapacağımı bilemiyordum. Bu hal içinde iki hafta okula >gitmedim, hatta gidemedim. >İki hafta kadar sonra okula gidince bu sefer Figen ve Osman bir ara yanıma >geldiler. Osman bana: >- Yüksel seni yemeğe götürüyoruz. Orada sana bir de süprizimiz var dedi. >Ben de: >- Osmancığım bugün olmasa deyince, Figen: >- İtiraz etme hakkın yok. Çünkü seni son zamanlarda hiç göremiyoruz. Okula >uğramıyorsun bile dedi ve kolumdan çekerek dışarı doğru sürükledi. >Benim isteğim üzerine Karadeniz Pidecisine gittik. Yemek siparişini verdik. >Bu arada ben sohbet esnasında elimden geldiğince espiri yapmaya, güleç >olmaya çalışıyordum. >Konuşma esnasında Figen bir ara bana dönerek: >- Sana bir süprizimiz var demişti ya Osman; şimdi onu söyleyeceğim sana. >Biz Osmanla nişanlandık. Osmanın romantik, duygusal mektuplarına >dayanamadım. Ben de ona duygusal olarak karşılık verdim ve... derken Osman >söze girerek: >- Ne saçmalıyorsun, ne romantik, duygusal mektupları... diye Figenin sözünü >kesince ben de Osmanın sözünün devamını getirmesine fırsat vermeden hemen >sözünü kesmek ihtiyacını hissettim: >- Demek ki Figen sendeki romantik, duygusal yönleri keşfetmiş ve sana >tutulmuş. Çok şanslısın Osman; Figenin kıymetini bil dedim. >Yemekten sonra Osmanın ellerini yıkamak için lavaboya gittiği sırada >masadaki peçeteyi aldım ve Figene dönerek sessizce: >- Bu günün anısına bu peçeteye duygularımı yazıyorum. Çıktıktan sonra >yazdıklarımı oku ve sonra da yırt tamam mı? dedim. Figen meraklı bakışlarla >başını evet manasına salladı. >Bende peçeteye Ona ithaf ederek yazdığım şiirin nakarat bölümü olan: > >Belki aşkıma uzaksın, belki yakındasın >Bilmesen de, sen benim hep aklımdasın > >Ve altına da: Allahtan Osmana ve sana mutlu bir yuva ve mutlu yarınlar >diliyorum. >Yakın Çevrenden >Yüksel >notunu yazdım. Notu yazdığım peçeteyi katlayarak Figenin eline tutuşturdum. >Osman da yanımıza gelince; >- Sizin bu mutlu haberinize çok sevindim İnşallah Allah tamamına erdirir >dedim ve devamla Bu gün de aslında çok işim vardı. Sizinle buraya gelince >unuttum hepsini. Şimdi gitmem lazım; anlayışla karşılayacağınızı umuyorum >dedim. >Birlikte dışarı çıktık ve tokalaşarak yanlarından ayrıldım. Bir süre sonra >dönerek arkama baktım Figen peçeteyi yırtıyordu ve gözleri yaş doluydu. >Benim onlara baktığımı görünce gözlerini silerek bana el sallamaya başladı. >Bir daha arkama bakmaya cesaret edemeden gözlerimde beliren yaşlarla oradan >uzaklaştım. > >Yüksel ŞAHİN >14 Haziran 1998 > |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Gece GÜndÜz Aklimdasin | DERİNSU | Aşk ve Sevgi | 1 | 26-07-2007 10:42 AM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.