Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Kadın, Sağlık, Çocuk, Astroloji, Güzellik > Genel Sağlık

Kayıt Ol SSS



 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 10-09-2006, 07:37 PM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesaj: 3,288
Üye No: 5196
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 869
Rep Puanı : 86326
Rep Derecesi
paradox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond repute
Varsayılan Diyabet(şeker hastalığı) Adına Ne Ararsanız


Diyabet, vücudunuzunda pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumun da gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Sonuç olarak kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glukozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir (hiperglisemi).
Yediğimiz besinlerin özellikle karbonhidrat içeren besinlerin çoğu vücutta enerji için kullanılmak üzere glukoza dönüştürülür. Midenin arka yüzeyinde yerleşik bir organ olan pankreas, kaslarımızın ve diğer dokuların kandan glukozu alıp enerji olarak kullanmalarını sağlayan "insülin" adı verilen bir hormon üretir. Besinlerle kana geçen glukoz, insülin hormonu aracılığı ile hücrelere girer. Hücreler glukozu yakıt olarak kullanır . Eğer glukoz miktarı vücudun yakıt ihtiyacından fazla ise karaçiğerde (şeker deposu=glikojen), yağ dokusunda depolanır.
Diyabeti olmayan bir birey kan şekeri düzeyi açlık halinde 120 mg/dl, tokluk halinde (yemeğe başladıktan iki saat sonra) 140 mg/dl'nin üstüne çıkmaz. Açlıkta veya toklukta ölçülen kan şekeri düzeyinin bu değerlerin üstünde olması diyabetin varlığını gösterir.
Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl olması gizli şeker (pre-diyabet) sinyalidir. AKŞ ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabetin varlığını gösterir.
OGTT'de glikozdan zengin sıvı aldıktan 2 saat sonraki kan şekeri değeri önemlidir. İkinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur

Tip 1 Diyabet Nedir?
Vücudumuzun enerji ihtiyacı, yiyeceklerimizdeki temel besin öğeleri karbonhidrat, protein ve yağlardan sağlanır. Emilebilmek için en küçük parçalarına ayrılan besin öğelerinin en önemlisi "glukoz" adı verilen basit şekerlerdir. Glukoz başta beyin olmak üzere vücudun tüm organlarının önemli bir besin kaynağıdır. Hücreler ihtiyacı olan glikozu, midenin arkasında bulunan pankreas bezinin salgıladığı bir hormon yardımıyla kullanır. İnsülin olarak bilinen bu hormon vücutta yapılamaz ise alınan gıdalar enerji olarak kullanılamayacaktır.
İnsülin hormonlarının eksikliği sonucu ortaya çıkan Tip 1 diyabet, sıklıkla çocukluk ve gençlik yaşlarında ortaya çıktığı için "Juvenil diyabet" adını da alır.
Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Hastalar, mutlak veya göreceli bir insülin yetersizliği olduğundan ömür boyu insülin hormonunu dışardan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundandırlar. Bu nedenle Tip 1 diyabet, İnsüline Bağımlı Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10'unu Tip 1 diyabet vakaları oluştumaktadır. Çocukluk çağında Tip 1 diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler) arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki 100.000 çocuktan 1-42'sinde diyabet gelişmektedir. Tip 1 diyabet genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık görülmektedir

Tip 1 Diyabet Neden Olur?
Sağlıklı bireylerde vücudu dışarıdan gelen yabancı etkenlere karşı korumakta görevli bir bağışıklık sistemi bulunur. Bu sistemin virüs, aşılanma, ilaç, fizik veya psişik stres gibi herhangi bir nedenle normalden sapması sonucu kendi hücrelerini yabancı olarak algılaması, onlara saldırması ve tahrip etmesiyle meydana gelen hastalıklara "otoimmün hastalıklar" denir. Tip 1 diyabet de otoimmün hastalıklar grubuna dahildir. Bilinmeyen bir nedenle harekete geçen bağışıklık sistemi, insülin yapımını üstlenen pankreas beta hücrelini tahrip etmektedir. Bu tahribat %80'in üzerine ulaştığında hastalık belirtileri ortaya çıkar.

Tip 1 Diyabet için Kimler Daha Yüksek Risk Taşır?
Tip 1 diyabet gelişme riski;
  • Anne, baba kardeş gibi birinci derecede yakın akrabalarında Tip 1 diyabet olanlarda,
  • Çok sayıda Tip 2 diyabetli yakını olanlarda,
  • Gebelik sırasında diyabet ortaya çıkan kadınlarda daha yüksektir.

Kan Şekeri Sürekli Yüksek Seyrederse Hangi Belirtiler Olur?
*Çok idrar yapmak, Sık idrara çıkmak
Vücutta insülin yapılamadığı zaman, insülin hormonunun normalde sorumlu olduğu işlevler yapılamaz, yani glikoz hücreler tarafından enerji olarak kullanılamaz ve kanda birikir. Belli bir düzeyden sonra da böbreklerden idrar yolu ile şeker atılmaya başlar. İdrarla atılan şeker beraberinde suyu da sürükleyeceğinden kişi çok idrar çıkarmaya ve sık idrara çıkmaya başlar.
*Çok su içmek
İdrarla aşırı su kaybedilince aşırı su içme ihtiyacı duyulur.
*Zayıflamak
Öte yandan alınan gıdalardan yararlanamayan vücut hücreleri enerji kaynağı olarak depolardaki yağları yakıt olarak kullanmaya başlar ve kişi zayıflar.
Bu belirtilerin ortaya çıkması için gereken süre, pankreas bezinin beta hücrelerindeki tahribatın miktarına ve yakım hızına bağlıdır. Tahribat haftalar, aylar, hatta yıllar boyunca sürebilir. Tahribatın hızlı ve kısa sürede tamamlandığı durumda vücut enerji ihtiyacı için kendi proteinlerini ve yağlarını kullanmak zorunda kalır. Özellikle yağların aşırı yıkımıyla oluşan, keton cisimleri adı verilen son ürünler vücut için zararlı atıklardır, vücutta birikerek ketoasidoz denilen acil tabloyu meydana getirirler. Ketoasidozun belirtileri ise, karın ağrısı, hızlı solunum, aşırı halsizlik ve yorgunluktur. Böyle bir durumda derhal acil olarak hastaneye başvurmak gerekir.



Tip 1 Diyabette Tedavi Nasıl Olmalıdır?
Tip 1 diyabetin tedavisinde değişmez kural insülin enjeksiyonudur. Bu tip şeker hastalığında insülin kullanmak bir zorunluluktur ve hayat kurtarıcıdır. Tedavinin diğer temel taşları ise sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve eğitimdir. İdeal kan şekeri düzeyinin sağlanması için gün boyu belirgin özen ve günlük bakım gerekir. Kişinin kendini iyi hissetmesi ve sağlıklı yaşam sürdürmesi için gereken bakımı hayat biçimi haline getirilmelidir.




Beslenme Tedavisinde Nelere Dikkat Edilmelidir?
Diyabette, beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesinin amacı diyabetli bireyin hayatı boyunca uygulayabileceği en ideal beslenme programını oluşturarak
  • kan şekerini normal sınırlar içinde tutmak,
  • hiperglisemi (kan şekeri yüksekliği) ve hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) gibi akut komplikasyonları önlemek,
  • ideal vücut ağırlığını sağlamak ve korumaktır.
Yukarıda amaçlara ulaşabilmek için Tip 1 diyabetli bireye;
" bireysel özelliklerine, günlük yaşam planına, beslenme alışkanlıklarına ve insulin tedavi şemasına uygun yeterli miktarda ve uygun zamanda yemek yemesi,
" kan şekeri kontrolü için gereksinimine uygun miktarlarda karbonhidrat içeren besinleri tüketmesi,
" besin tüketiminde çeşitliliği sağlaması,
" besinlerle alınan posa miktarını arttırması,
" basit şekerleri (toz ve kesme şeker, bal, tatlı, meyve suyu v.s.) diyetisyen kontrolünde tüketmesi önerilir.


Egzersizde Dikkat Edilecek Hususlar Nelerdir?
Diyabet tedavisinde kişiye uygun olan egzersiz tipi ve programı uygulanmalıdır. Egzersize başlarken süre kısa tutulmalı (günde 5-10 dakikayla başlanmalı) ve giderek arttırılmalıdır. Egzersiz her gün düzenli olarak yapılmalı, egzersiz sırasında pamuklu çoraplar tercih edilmelidir.Egzersiz esnasında aktif olarak çalışacak kasların olduğu bölgelere insülin yapılmamalı, aç karnına egzersize başlanmamalıdır.
Egzersiz sırasında meydana gelebilecek kan şekeri düşmelerine karşı dikkatli olunmalı ve kan şekeri ölçülmelidir. Egzersiz sırasında oluşabilecek hipoglisemi riskine karşın mutlaka basit şeker içeren besinler; (Kesme şeker, şeker tableti veya meyve suyu v.s.) bulundurmaya dikkat edilmelidir.


Başarılı Bir Diyabet Tedasini için Kimlerden Profosyonel Yardım Almalısınız?
Tip 1 diyabet vücutta damarın olduğu her organı etkileyen ve ömür boyu süren bir hastalık olduğu için, Tip 1 diyabetli bireylerde iyi bir bakım sağlanmasının ön şartı bir ekip gerekliliğidir.
Günlük özen ve bakımı öğretmek için pek çok kişi, diyabetlinin yardımcısıdır. Yardımcıların başında da bu konuda uzmanlaşmış hekimler gelir. Hekim diyabetli bireye özgü bir medikal tedavi programı uygular.
Beslenme uzmanı tedavinin temel taşı olan sağlıklı beslenme planının düzenlenmesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması için yardımını isteyeceğiniz kişidir.
Diyabet hemşireniz insülin uygulama tekniği, kan şekeri ölçüm yöntemi, hipoglisemi, ayak bakımı ve benzeri konularda size yardımcı olacaktır.
Diyabet eğitimcisi ise diyabetli kişilere diyabet konusunda eğitim veren sağlık çalışanlarıdır. Hemşire, beslenme uzmanı ya da pratisyen hekim diyabet eğitimcisi olabilir. Diyabet eğitimcileri özel durumlarda hastalık hallerinde ya da kan şekeri düştüğünde neler yapılması gerektiği konusunda eğitim verirler. Ayrıca kronik hastalıklarda eğitim veren bazı gönüllü kuruluşlar, dernek ve vakıflar da diyabetlilere yol gösteren diğer yardımcılardır (Diyabet Okulları).



İnsülin Tedavisi Nasıl Yapılır?
İnsülin protein yapısında bir hormon olduğundan midede sindirilir. Bu nedenle ağız yoluyla hap şeklinde kullanılamaz; sadece enjeksiyon tarzında kullanılabilir. Günümüzde insan insüline benzer yapıda, saflaştırılmış preparatlar kullanılmaktadır.
Günlük insülin ihtiyacı hastanın, boy ağırlık, yaş, gıda tüketimi ve aktivite düzeyine göre değişir. Ayrıca araya giren başka bir hastalık, stres ya da ilaçlar insülin dozunu etkileyebilir. İnsülinin saklama koşulları +4 derece/+8 derecedir.
Teknolojik gelişmeler ve yapılan araştırmalar sonucunda insülinin klasik enjektörlerin yanısıra kalem enjektörler ve insülin pompası ile de yapılabilmesi sağlanmıştır.



Evde Kan Şekeri Takibi Nasıl Yapılmalıdır?
Haftanın belirli günlerinde kan şekerinizi ölçmeniz doktorunuza kan şekeri düzeninizin iyi gidip gitmediği ve insulin dozlarında yapılması gerekli değişiklilkler hakkında bilgi verir. Ölçümler diyetisyeninizin beslenme tedavisini ayarlaması ve yediğiniz besinlerin kan şekerinize etkisi konusunda size bilgi vermesi açısından da önem taşır.
Tip 1 diyabetlilerin kahvaltı, öğlen ve akşam yemeği ile gece öğününden önce olmak üzere günde dört kez veya farklı günlerde farklı öğünlerde öğün öncesi ve öğünden iki saat sonra glukometre (kan şekeri ölçüm cihazı) ile kan şekeri ölçümü yapması gerekir. Bu ölçümün haftada kaç kez yapılması gerektiği doktorunuz/diyetisyeniniz tarafından belirlenir.
Hastalığınıza ve yaşam şartlarımıza en uygun kan şekeri ölçüm programının hazırlanmasında sağlık ekibinizden yardım alabilirsiniz.



Tip 1 Diyabette Acil Sorunlar Nelerdir?
Tip 1 diyabetli kişi bilimsel ve sağlıklı bir beslenme programı uygula****** düzenli egzersiz yaparak ve uygun insülin tedavisi ile sorunsuz bir yaşam sürdürebilir. Ancak insülini uygun teknikle, yeterli dozda ve zamanında yapmayan, beslenme tedavisine uyum sağlayamayan ve aşırı karbonhidrat tüketen ya da egzersiz yapmayı aksatan diyabetlilerde kan şekeri yükselebilir (hiperglisemi). Bunun aksine insülini aşırı dozda kullanan ya da önerilen besinleri özellikle de karbonhidrat içeren besinleri zamanında ve yeterince tüketmeyen, alkol kullanan veya aşırı egzersiz yapan diyabetlilerde kan şekeri aniden ve hızla düşebilir (hipoglisemi).



Kan Şekeri Düştüğünde Neler Yapılmalıdır?
Kan şekerinin düşmesi de yükselmesi gibi acil müdahale gerektiren önemli bir durumdur. Bu nedenle diyabetli kişi bir kolye, bilezik ya da saat kayışında diyabet kimliği taşımalıdır. Diyabetli kişinin bir öğün ya da ara öğün geciktirmesi ya da her zamankinden fazla hareket yaparak fazla enerji harcaması sonucunda oluşabilecek hipoglisemi durumunda diyabetli bireyde terleme, titreme, renk solukluğu, sinirlik, huzursuzluk fark edilir. Gerekli önlemler alınmazsa uyum güçlüğü sonra da şuur kaybı oluşabilir.
Hipoglisemide yapılması gerek tedavi şekli diyabetli kişide gözlenen belirtileri göre değişir. Belirtilerin hafif olduğu durumlarda 5-6 adet kesme şekeri bir bardak ılık suda eritilip içirilir ya da 1 büyük çay bardağı şekerli meyve suyu verilebilir. İyileşme belirtileri görülmezse 2 çay kaşığı dolusu şeker ya da 5-6 adet kesme şeker az miktarda suda eritilip küçük yudumlar halinde içirilmelidir. Şuur kaybını olduğu hipoglisemide ise ağızdan şeker veya şekerli su verilemez. Bu durumda kas içine glukagon enjeksiyonu gereklidir ve bu iğnenin yapılması hayati önem taşır.



Kan Şekeri Yükseldiğinde Neler Yapılmalıdır?
Sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, çok su içme, ciltte kuruma ve yaralarda geç iyileşme, halsizlik, yorgunluk ve zayıflama belirtileri olan diyabetlide kan şekeri yüksek demektir. Bu durumda yapılması gerekenler, kullanılan insülinin son kullanım tarihinin, dozunun, uygulama tekniğinin doğru olup almadığının araştırılmasıdır. Bol su içildiği, önerilen insülin rejimine ve beslenme planına uyumun tam olmasına rağmen hiperglisemi sürüyorsa diyabetli birey derhal doktoruna başvurmalıdır.



Tip 1 Diyabet Tedavisindeki Yenilikler Nelerdir?
Günümüzde tip 1 diyabetin tedavisinde insülin yerine adacık dokusu ya da pankreas nakli gündeme gelmiştir. Ancak bu nakillerde en büyük sorun doku reddidir ve doku reddini önlemek için immunsüpressif denilen, önemli yan etkileri olan pahalı ilaçlar kullanılmaktadır. Bu nedenle adacık nakli tedavisine kesin çözüm olarak bakan araştırmacılar daha az zararlı immunsüpressif ilaç arayışı içindedirler.


paradox is offline  
Eski 10-09-2006, 07:38 PM   #2 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesaj: 3,288
Üye No: 5196
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 869
Rep Puanı : 86326
Rep Derecesi
paradox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond repute
Arrow Tİp-2


Tip 2 Diyabet Nedir?
Tip 2 diyabetli kişilerin pankreası insülin üretir fakat etkili olarak kullanamazlar. Tip 2 diyabetin görülme sıklığı daha fazladır, diyabetli kişilerin %90'ı Tip 2 diyabetlidir.
Tip 2 diyabet genellikle 40 yaşın üzerindeki kişilerde görülen diyabet tipidir. Pankreasın yeterli miktarda insülin salgılayamaması veya salgılanan insülinin yeterli derecede kullanılmaması nedeniyle kan şekerinin yükselmesi durumudur. Bu tip diyabetiklerde rahatsızlık uzun yıllar klinik olarak belirti vermeyebilir. Yaşamın ilerki yıllarında araya giren bir infeksiyon, stres, ameliyat, gebelik ya da fazla kilo alınması zaten azalmış olan beta hücre rezervinin daha da düşmesine neden olarak diyabeti klinik olarak ortaya çıkarabilir.

Tip 2 Diyabet Riski Kimlerde Daha Fazladır?
Herkeste, her yerde, her yaşta diyabet teşhis edilebilir.
  • Ailesinde diyabetli olanlar,
  • Şişman kişiler,
  • 4 kg'dan daha ağır bebek doğuran kadınlar,
  • Stres altında yaşayan kişilerde diyabetin görülme riski daha yüksektir.
Ayrıca pankreasın kronik iltihabı, pankreas tümörleri ve ameliyatları ile hipertiroidi, akromegali gibi bazı hormon hastalıkları Tip 2 diyabete yol açabilir.

Tip 2 Diyabetin Belirtileri Nelerdir?
Tip 2 diyabeti olan ve kan şekeri yüksek olan kişilerde;
  • Sık idrara çıkma,
  • Ağız kuruluğu,
  • Çok su içme,
  • Açlık hissi,
  • Cilt yaralarının geç iyileşmesi,
  • Kuru ve kaşıntılı bir cilt,
  • Sık sık infeksiyon gelişmesi,
  • Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma görülür. Ancak bu belirtiler zaman içinde yavaş yavaş ortaya çıkar.
Tip 2 Diyabet Tedavisinin Esasları Nelerdir?
Birinci basamak tedavi planında medikal beslenme tedavisi yani beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, yaşam tarzının değiştirilmesi, egzersiz programlarının uygulamaya koyulması yer almaktadır. Eğer, bu tedavi planına uyulmasına rağmen kan şekeri normal sınırlar içinde tutulamazsa ağızdan hap olarak alınan şeker düşürücü ilaçlar tedaviye eklenir. Ancak bazı Tip 2 diyabetliler kan şekeri düzeyini normal sınırlar içinde tutabilmek için insüline ihtiyaç duyulabilir. Bu durumlarda uygun dozda yapılan insülin enjeksiyonları ile tedavi desteklenir.
Ağızdan şeker düşürücü hap veya insülin tedavisi alan Tip 2 diyabetlilerin haftanın belirli günlerinde kan şekerini ölçmeleri son derece önemlidir

Beslenme Tedavisinde Nelere Dikkat Edilmelidir?
Diyabette, beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesinin amacı diyabetli bireyin hayatı boyunca uygulayabileceği en ideal beslenme programını oluşturarak
  • kan şekerini normal sınırlar içinde tutmak,
  • hiperglisemi (kan şekeri yüksekliği) ve hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) gibi akut komplikasyonları önlemek,
  • ideal vücut ağırlığını sağlamak ve korumaktır.
Bunun için tip 2 diyabetli bireye,
  • bireysel özelliklerine uygun, yeterli miktarda ve uygun zamanda yemek yemesi,
  • kan şekeri kontrolü için gereksinimine uygun miktarda karbonhidrat içeren besin tüketmesi,
  • besin tüketiminde çeşitliliğinin sağlanması,
  • besinlerle alınan posa miktarını arttırması,
  • basit şekerleri (toz ve kesme şeker, bal, tatlı, meyve suyu v.s.) diyetisyen kontrolünde tüketmesi önerilir.
Egzersizde Dikkat Edilecek Hususlar Nelerdir?
Diyabet tedavisinde kişiye uygun olan egzersiz tipi ve programı uygulanmalıdır.
Egzersize başlarken süre kısa tutulmalı (günde 5-10 dakikayla başlanmalı) ve giderek arttırılmalıdır. Egzersiz her gün düzenli olarak yapılmalı, egzersiz sırasında pamuklu çoraplar tercih edilmelidir. Egzersiz esnasında aktif olarak çalışacak kasların olduğu bölgelere insülin yapılmamalı, aç karnına egzersize başlanmamalıdır.
Egzersiz sırasında meydana gelebilecek kan şekeri düşmelerine karşı dikkatli olunmalı ve kan şekeri ölçülmelidir. Egzersiz sırasında oluşabilecek hipoglisemi riskine karşın mutlaka basit şeker içeren besinler; (Kesmeşeker, şeker tableti veya meyve suyu v.s.) bulundurmaya dikkat edilmelidir.

Tip 2 Diyabet Tedavisinde Kullanılan İlaçlar Nelerdir?
Tip 2 diyabette kan şekeri kontrolünü sağlamak amacı ile kullanılan ve ülkemizde mevcut olan ilaçlar etki mekanizmalarına göre 3 grupta incelenebilir:
  • Sulfonilüreler; pankreastan insülin salınımını arttırır ve vücudu insüline daha duyarlı hale getirirler. (Betanorm, Diamicron, Diameprid, Diabinese, Gliben, Glutril, Glucotrol XL, Minidiab, Amaryl bu grup ilaçlara örnek olarak verilebilir)
  • Biguanidler; insülin mevcudiyetinde hücrelere glikoz (şeker) girişini arttırarak kan şekerini düşürürler, ayrıca bağırsaktan şeker emilimini azaltırlar (metformin). Şişman hastalarda tercih edilirler. Ülkemizde bulunan bu grup ilaçlar arasında Glucophage, Glifor, Gluformin, Glukofen sayılabilir.
  • Alfa-Glikosidaz inhibitörleri; Ülkemizde Glucobay adıyla bilinen bu grup ilaçlar, bağırsakta karbonhidratların parçalanmasını yavaşlatarak yemek sonrası olan kan şekeri yükselmelerini azaltırlar.
  • Glinidler: Nateglinid, Repaglinid (Novonorm, Starlix) olarak bilinen ilaçlar pankreasta insülin salgılayan beta hücrelerini kısa dönemde uyararak yemeklerden sonra oluşan tokluk kan şekerindeki artışı azaltırlar.
  • İnsülin dirençini azaltan; insüline duyarlılığı arttıran ilaçlar: Bu grup ilaçlar metforminden farklı etki göstererek insülin dirençini azaltır. Vücutta hafif derecede su tutulmasına ve ortalama olarak 2-3 kilo ağırlık artışına neden olabilmektedir (Avandia).
İnsülin Duyarsızlığı Nedir?
Pankreasın salgıladığı insülin etkisi ile kan şekeri kontrolü sağlanır, fakat bazen bu salgılanmış olan insüline karşı periferik dokular direnç gösterir ve insüline gerekli yanıt sağlanamaz, buna insülin duyarsızlığı denir. Diyetisyen kontrolünde zayıflamak, insülin duyarlılığını arttıran ilaçları doktor kontrolünde kullanmak ve egzersiz yapmak insüline duyarlılığı arttıran önemli faktörlerdir.

Tip 2 Diyabette Hangi Durumlarda İnsülin Tedavisi Gerekmektedir?
  • Beslenme planına uyum sağlamasına, egzersiz yapmasına ve aldığı ilaçlara rağmen kan şekeri yüksek seyreden diyabetlilere,
  • Ameliyat olacak hastalara,
  • Ameliyat döneminde,
  • Gebeliği esnasında diyabet tanısı konan ve hamilelikte kan şekeri kontrolü sağlanmayan kadınlara,
  • Ağır bir infeksiyon geçirirken iyileşmeyen kişilere,
  • Ayak yarası olan diyabetlilere,
  • Diyabete bağlı komplikasyonların gelişmeye başladığı diyabetlilere mutlaka insülin tedavisi uygulanmalıdır.
Evde Kan Şekeri Takibi Nasıl Yapılmalıdır?
Haftanın belirli günlerinde kan şekerinizi ölçmeniz doktorunuza kan şekeri düzeninizin iyi gidip gitmediği hakkında bilgi verir. Ölçümler, diyetisyeninizin beslenme tedavisini ayarlaması ve yediğiniz besinlerin kan şekeri üzerindeki etkisi ile ilişkili olarak size bilgi vermesi açısından da önemlidir.
İnsülin kullanan Tip 2 diyabetlilerin kahvaltı, öğlen ve akşam yemeği ile gece öğününden önce olmak üzere günde dört kez veya farklı günlerde farklı öğünlerde öğün öncesi ve öğünden iki saat sonra glukometre (kan şekeri ölçüm cihazı) ile kan şekeri ölçümü yapması gerekir. Bu ölçümün haftada kaç kez yapılması gerektiği doktorunuz/diyetisyeniniz tarafından belirlenir.
İnsülin kullanmayan Tip 2 diyabetlilerin genelde haftada iki gün, günde iki kez kan şekerini ölçmesi yeterlidir. Hastalığınıza ve yaşam şartlarımıza en uygun kan şekeri ölçüm programının hazırlanmasında sağlık ekibinizden yardım alabilirsiniz.

Başarılı Bir Diyabet Tedasini için Kimlerden Profosyonel Yardım Almalısınız?
Tip 2 diyabet vücutta damarın olduğu her organı etkileyen ve ömür boyu süren bir hastalık olduğu için, Tip 2 diyabetli bireylerde iyi bir bakım sağlanmasının ön şartı bir ekip gerekliliğidir.
Günlük özen ve bakımı öğretmek için pek çok kişi diyabetlinin yardımcısıdır. Yardımcıların başında da bu konuda uzmanlaşmış hekimler gelir. Hekim diyabetli bireye özgü bir medikal tedavi programı uygular.
Beslenme uzmanı tedavinin temel taşı olan sağlıklı beslenme planının düzenlenmesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması için yardımını isteyeceğiniz kişidir.
Diyabet hemşireniz insülin uygulama tekniği, kan şekeri ölçüm yöntemi, hipoglisemi, ayak bakımı ve benzeri konularda size yardımcı olacaktır.
Diyabet eğitimcisi ise diyabetli kişilere diyabet konusunda eğitim veren sağlık çalışanlarıdır. Hemşire, beslenme uzmanı ya da pratisyen hekim diyabet eğitimcisi olabilir. Diyabet eğitimcileri özel durumlarda hastalık hallerinde ya da kan şekeri düştüğünde neler yapılması gerektiği konusunda eğitim verirler. Ayrıca kronik hastalıklarda eğitim veren bazı gönüllü kuruluşlar, dernek ve vakıflar da diyabetlilere yol gösteren diğer yardımcılardır.
Tip 2 Diyabet ve Diğer Kronik Hastalıklarda Ailenin Etkisi
Tip 2 diyabet konusunda yapılmış pek çok çalışma aileyi geniş toplumsal bir bütünün temel birikim olarak ele almıştır. Oysa, aile biriminin özelliklerinin pek çok akut ve kronik hasalıkla ilişkisi bulunmuştur: tip 1 diyabet, şizofreni, kanser, alkolizm, atopik dermatit, astım, alzheimer hastalığı ve kalp ve damar hastalıkları. Buna ek olarak, ailenin inançları, altyapısı ve belli konulardaki yetenekleri pek çok hastalığın seyrini etkilemektedir: tedaviye uyum, hastaneye yatma sıklığı, sağlık kurumalarının kullanımı, hastalık kontrolünde başarı, kilo kaybı ve korunması ve hastalık sonrası normal yaşama dönüş. Genel olarak ailelerin aşağıda belirtilen özellikleri pek çok kronik hastalıkta kötü seyir ili ilişkili bulunmuştur: zayıf aile bağları, yoğun aile içi anlaşmazlıklar, aşırı sıkı veya aşırı gevşek aile yaklaşımı, ailesel organizasyon düzeyinin düşük olması, soğuk aile ilişkileri, yüksek eleştiri dozu, iletişim yokluğu ve eşler arası ilişkinin az olması.
Kronik hastalıklar ve aile arasındaki ilişkiler konusunda yapılmış çalışmalar gözden geçirildiğinde şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:
· Aile özellikleri ile en yakın ilişki gösteren olaylar, tanıya gösterilen tepki, hastalığın kontrolü ve seyri ve nüks oranıdır.
· Bazı ailevi özellikler belli hastalıklara olumlu tepki açısından önemlidir.
· Aile ve hastalık sonuçları arasındaki ilişkinin üç etken arasındaki etkileşime bağlı olduğu görülmektedir: hastalığın özellikleri (kronik, telepatik, seyir, sağlık hizmeti ihtiyacı); ailenin yapısal, düşünsel, duygusal özellikleri ve problem çözme kapasitesi; ailenin gelişimsel düzeyi
· Ailede kronik bir hastalık bulunması tüm aile üyelerinin sağlığını ve hislerini etkilemekte ve gerek hasta gerekse ailenin diğer bireylerinin hastalık dışı gelişimsel ve işlevsel gereksinimlerini karşılayabilme gücünü azaltabilmektedir.
· Ailenin özellikleri sağlık hizmetlerinden yararlanıp yararlanmamasını, toplumsal ve bireysel düzeyde tıbbi girişmeler cevabı ve klinik tavsiyelere uyumunu etkilemektedir.
Diyabette kendi kendini kontrol konusunda ailenin rolünü irdeleyen çalışmalar oldukça sınırlı sayıdadır ve mevcut çalışmaların hemen tamamı tip 1 diyabet ile ilgilidir. Genel olarak çalışmalar hastalık kontrolünün; iyi organizasyon gösteren, eşler arası
uyumsuzlukların az olduğu, aile içi bağları güçlü, ekonomik sorunları az, kişiler arası eleştirilerin az olduğu, maddi tatmini yüksek kuşaklar arası etkileşimlerin sağlıklı ve tutarlı biçimde belirlendiği ailelerde en iyi olduğunu göstermektedir.
Bazı çalışmalarda hastalar ve eşleri arasında kendi kendine kontrolün yeterliliği ile ilgili olan ilişki şekilleri belirlenmiştir. Örnek olarak diyabetli erkekler eşleriyle yaşadıkları sorunları genellikle kendi kendini kontrol etme davranışlarında değişikliklerle ortaya koyabilmektedirler. Bir eşin diyabet kontrolünün önemine olan inancı genellikle hastanın kendisinin bu konudaki inancından daha da iyi bir belirleyicidir. Coyne ve arkadaşları eşlerin kronik hastalıklarla başa çıkma yöntemleri konusunda tip 2 diyabete de uygulanabilecek iki geniş davranış tarzı tanımlamışlardır: Hastalığın kontrolü için eşlerin "aktif katılımlı" yaklaşımı, sorunları çözmeye yönelik "koruyucu tampon işlevi görmesini sağlar". Bu yaklaşım biçimine endişelerin reddedilmesi, korkuların saklanması ve çatışmaların önlenmesi amacıyla "tamponlanan" eşin söylediklerinin tartışmasız kabul edilmesi örnek verilebilir. Ancak, eş tarafından uygulanan koruyucu tamponlama eşler arasındaki kavgaları azaltmasına ve hastanın hastalıkla başa çıkmasının kolaylaştırmasına rağmen, eşte depresyonu önemli ölçüde artırmıştır. Bu bulgu tip 2 diyabet gibi kronik hastalıklarda sağlık kavramının geniş bir açından değerlendirilmesinin ve değerlendirmeye hastanın yakın aile üyelerinin de alınmasının gerekliliğini göstermektedir.
Özet olarak, tip 2 diyabet ve başka kronik hastalıkların kontrolünde ailenin özelliklerinin önemli etkileri vardır. Buna ek olarak ailenin yapısı, düşünceleri, sorun çözme kapasitesi ve duygusal etkileşim şekilleri kronik hastalık kontrolünü olumlu yönde etkilemekte veya hastalığa bağlı stresin artmasına neden olmaktadır. Ailenin kronik hastalığı kontrol yaklaşımları sadece hastanın değil, ailenin diğer bireylerinin de sağlığı üzerinde etkili olmaktadır.
Hastalığın kontrolünün sağlanacağı ortam olarak, ailenin tanımını verirsek: Aile, birlikte veya birbirlerine yakın mesafede yaşayan, güçlü duygusal bağları olan (anlayış, bağlılık, sadakat, paylaşım, ortaklık) ve ortak bir geçmiş ve geleceğe sahip olan yakın insanlar grubudur. Bu tanım, aile üyesi sayısı veya aile üyelerinin akrabalık derecesi, cinsiyet, cinsel tercih, yaş ve etnik köken gibi özellikleri ile kısıtlanmamış bir tanımdır. Sadece ilişkilerde üç ana özelliğin var olması gerektiğini ortaya koymaktadır: Zamanla sınırlı olmamak, duygusal yoğunluğa sahip olmak, ve yüksek düzeyde yakınlığa dayanmak.
Bu koşullar, aileyi genel toplumsal destek sağlama rolünü üstlenmiş olan diğer sosyal ilişki çeşitlerinden farklı ve ayrı kılmaktadır. Aile, sürekliliği olan eşsiz, yakın ve güçlü kişiler arası ilişkilere dayanan bir kurum olarak tanımlanmaktadır. Bu ilişkiler, aileyi oluşturan kişilerin bireysel özelliklerinin aşan bir yoğunluk şeklinde toplumsal ilişkiler yumağı oluşturmaktadır. Bunu yaparken aile üyeleri sağlığın sürdürülmesi ve hastalığın kontrolü konularında paylaşılan bir toplumsal gerçeklik ortaya koymaktadır. Aile üyelerinin hastalığın kontrolünde doğrudan doğruya veya dolaylı olarak yol almaları, ailenin bir bireyini etkileyen eğitsel veya klinik girişimlerin ailenin diğer bireylerini bu girişimde doğrudan katılımcı olarak rol almamış olsalar dahi, otomatik olarak etkileyeceği ve diğer bireylerin davranışlarından etkileneceği sonucunu doğurmaktadır. Klinik girişimler; hastaların özellikleri, hasta hekim ilişkisinin özellikleri, ve hastalığın sonuçlarını etkileyen diğer etkenlerin birbirlerinden bağımsız olarak değerlendirilmesinden ziyade ailenin içinde önceden belirlenmiş kavramsal dengelerin bir bütün olarak ele alınmasıyla etkili olacaktır. Kanımızca anlamlı bir girişim programı oluşturulmak isteniyorsa, ailenin hasta ve aile bireylerine ait stres ve sağlık hizmetleri ile ilgili etkenlerin yoğrulduğu yer olarak kabul edilmesi ve dolayısıyla kesişim alanı olarak görülmesi gerekmektedir. Biz bu fikirden yola çıkarak klinik girişimlere yönelik bir öneri kılavuzu çıkardık.
Bu öneri kılavuzu ailesel inançlar, yaklaşımlar, davranış şekilleri, ve sıklıkla ve tutarlılıkla diyabet kontrolü konusunda etkili olduğunu düşündüğümüz diğer etkenlerden yola çıkılarak hazırlanmıştır. Öneri kılavuzu aile değerlendirilmesi konusunda birbirleriyle ilişkili dört ana alandan oluşmaktadır: aile ilişkisinin tipi, hasta ve eşin inançları ve paylaşım düzeyleri, mevcut ve ortaya çıkması muhtemel ailesel stres durumları ve hastalığın kontrolü ile ilgili olarak yapılacakların paylaşımı.
Birinci kategoride yer alan "aile ilişkisinin tipi" aile yaşamının değişik hastalık sonuçlarıyla ilişkili görülen üç farklı alanını kapsamaktadır. Sorunları çöme şekli; ailenin yeni ortaya çıkan sağlık sorunlarına yaklaşım şekli, sağlıkla ilgili kararların nasıl ve kimin tarafından verildiği, özellikle aile dışından kaynaklanan sağlıkla ilgili yeni bilgilerin ne aşamalardan geçerek kullanıldığı ve ailenin karşılaştığı sağlık sorunlarını çözmede ne kadar verimli olduğunu yansıtmaktadır. Duygu yönetimi, ailenin genel duygusal durumunu, özellikle de kişiler arası yakınlık derecesi ve ilişkilerin anlayışlı ve sıcak olmasını yansıtmaktadır. Örnek olarak, duygusal uzaklık, bir aile bireyinin hastalık kontrolü ile ilgili davranışlara özen göstermemesi, ailede gerilim ve anlayışsızlık hastalık kontrol düzenini bozacak etkenlerdir. Ailenin üyeleri arasında çıkan anlaşmazlıkları çözme şekli (farklılıkların bastırılması, orta noktada buluşma, suçlu hissetme) de göz önünde bulundurulması gereken bir etkendir. Yapı ve organizasyon, ailenin yapısal düzenini göstermekte hastalığı kontrol davranışlarında bireysel özgürlüklerin desteklenmesi, aile içi rollerin tutarlılığı, düzenlilik ve planlılık özelliklerini içermektedir.
İkinci kategoriyi oluşturan hasta ve eş inançları ve paylaşım düzeyleri, hasta ve ailelerin hastalık kontrolü gereksinimlerine nasıl cevap vereceklerini ve sağlık hizmeti sonuçlarıyla ilişkilerini belirleyen hastalığa ilişkin pek çok inanış, yargı ve beklentiyi kapsamaktadır. İnanışlar, hastalığın anlamı, sebebi, gidişi ve kontrolü hasta ve ailesinin hastalığın gidişini ne kadar etkileyebilecekleri hakkındaki yargılardan ve sağlık personeline ve sağlık sistemine karşı tavırlarından oluşur. Önemli olan, her iki eşin tip 2 diyabet konusundaki inançları ve bu hastalığın nasıl kontrol edilmesi gerektiği konusundaki düşünceleri arasındaki uyumun sağlanmasıdır.
Üçüncü kategoriyi oluşturan mevcut ve ortaya çıkması muhtemel stresli durumlar, ailenin herhangi bir bireyin içinde bulunduğu stresli durumların veya başına gelmesi muhtemel olan sorunların hastalığın kontrolünde önemli rolü olduğu gözleminden yola çıkılarak oluşturulmuştur. Olası sorunlar, iş, mali durum, çocuk bakımı, başka hastalıklar, uzak akrabalarla ilgili sorunlar veya aile dışı sorular ve gelişimsel sorunlardır. Örnek olarak, eşlerden birinin iş hayatındaki sorunlar, ailenin yaşadığı genel stres düzeyi üzerinde önemli bir ekti yaparak hastalığın kontrolünü, sorunu yaşayan kişi tip 2 diyabetli hastanın kendisi olmasa bile etkilemektedir. Burada amaç hastalık kontrolü ile ilgili girişim programının gereklerinin gerek hastanın gerekse ailenin diğer bireylerinin, karşılaşması muhtemel diğer sorunlarla olan etkileşiminin değerlendirilmesidir.
Dördüncü kategoriyi oluşturan hastalığın kontrolü ile ilgili olarak yapılacakların paylaşımı konusu, hasta ve aile özelliklerinin ve stresin, belli bir zamanda kimin ne yapıyor olması gerektiği ile ilgili detaylar üzerindeki diyet, egzersiz, ilaç alınması, kan şekeri ölçülmesi ve sağlık kontrollerine gidilmesi gibi etkilerini kapsamaktadır. Örneğin, yaşam tarzı değişiklikleriyle ilgili öneriler, genellikle klinik ekibin hastalığı evde kimin "sahiplendiğini" ve hastalığın hangi öğesiyle kimin ilgilendiğini bildiği durumlarda daha etkili olmaktadır. Pek çok hastalık kontrol uygulaması, içinde bulunan toplumun kültürel değerlerinin aileye yansımasından etkilenmektedir. Örneğin, pek çok ailede sağlık ve sağlıkla ilgili davranışlar tamamen hasta olan kişinin elinde olmayıp ailenin diğer bireyleriyle ortaklık içinde alınmaktadır.

Tip 2 Diyabet Önlenebilir mi?
Tip 2 diyabet insidansı başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere tüm dünyada artış göstermektedir. Obezite, sedanter yaşam tarzı, insülin dirençi, hiperinsülinemi, bozulmuş glikoz toleransı ve geçmişte gestasyonel diyabet öyküsünün varlığı tip 2 diyabet gelişimi için güçlü risk faktörleridir. Diyabeti Önleme Programı ve benzeri çalışmalarla, yüksek riskli bireylerin tanımlanması ile bu kişilerde Tip 2 diyabetin gelişmesi veya geciktirilmesinin mümkün olabildiği gösterilmiştir.
Finlandiya Tip 2 Diyabeti Önleme Çalışması
Finlandiya Tip 2 diyabeti önleme çalışmasında glikoz intoleransı olan 522 birey katılmıştır.
Kontrol grubuna beslenme ve egzersiz konusunda sözel ve yazılı genel bir bilgi verilirken, çalışma grubuna aşağıda belirtilen hedeflere ulaşılmasını sağlayacak detaylı öneriler verilmiştir.
Beslenme önerilerinde tam taneli tahıl ürünlerinin, sebze, meyve, düşük yağlı süt ve et ürünleri, yumuşak margarin ve tekli doymamış yağ asitlerinden zengin bitkisel yağ önerilmiştir. Beslenme ilkelerine uyum çalışma boyunca yılda 4 kez bireylerin tamamladığı 3 günlük besin tüketim kayıtları ile değerlendirilmiştir.
Finlandiya Tip 2 diyabeti önleme çalışması ile yaşam tarzı değişikliklerinin sağlanması sonucunda tip 2 diyabetin görülme sıklığının %58 oranında azaldığı saptanmıştır.
Diyabeti Önleme Programı
Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan Diyabeti Önleme Programı'nda diyabetin %58 oranında önlenebileceği sonucuna varılmıştır.
Diyabetin Önlenmesinde Hangi Hedeflere Ulaşmak Önemlidir?
  • Ağırlık kaybı sağlamak (% 5 ve daha fazla oranda) ağırlık kaybı sağlayacak
  • Toplam yağ tüketimini azaltmak (Tüketilen günlük enerjinin %30'u)
  • Doymuş yağ alımını azaltmak (enerjinin %10'u)
  • Posa alımını arttırmak (15 g/1000 kkal)
  • Fiziksel aktiviteyi arttırmak (Her gün en az 30 dakika)

__________________

Bu mesaj en son " 10-09-2006 " tarihinde saat 07:42 PM itibariyle paradox tarafından düzenlenmiştir....
paradox is offline  
Eski 10-09-2006, 07:43 PM   #3 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesaj: 3,288
Üye No: 5196
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 869
Rep Puanı : 86326
Rep Derecesi
paradox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond repute
Varsayılan Gizli Diyabet


Doktorunuz sizden bazı testler istedikten sonra test sonuçlarına göre 'Sizin gizli şekeriniz var' dediğinde siz 'şimdi ben şeker hastası mıyım?' sorusunu sormuş ve endişelenmiş olabilirsiniz. Gizli şeker diğer adı ile pre-diabet konusunda aşağıda verilen bilgileri okuyunuz.
Gizli Şeker (Pre-diyabet) Nedir?
Eğer bir kişinin kan şekeri düzeyi normalden yüksek olmasına karşın diyabet tanısı koymaya yeterli yükseklikte değilse bu durumda kişi pre-diabetik (gizli şeker hastası) olarak tanımlanır.
Diyabet Önleme Programına katılan pre-diyabetiklerin %11'inde diyabet gelişmiştir. Bazı çalışmalar pre-diyabetik çoğu kişide 10 yıl içinde Tip 2 diyabet geliştiğini saptamıştır. Yani Pre-diyabet Tip 2 diyabete adaylık durumudur.
Pre-diyabetli bireylerde kardiyovasküler hastalık riski kan şekeri normal olan bireylere kıyasla 1.5 kat daha fazladır. Diyabetli bireylerde ise 2-4 kat fazladır.
Pre-diyabetli bireyler yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde prediyabetli olmayı önleyebilir ve geçiktirebilir.
Pre-diyabet, Bozulmuş Glikoz Toleransı veya Bozulmuş Açlık Glikozu Aynı Anlamda mıdır?
Evet. Doktorlar bazen yükselmiş kan şekeri düzeylerini ifade eden bu durumları kullanılan teste bağlı olarak bozulmuş glikoz toleransı veya bozulmuş açlık glikozu olarak tanımlarlar.
Pre-diyabetli Olup Olmadığım Hangi Testler ile Belirlenir?
Doktorlar pre-diyabeti belirlemek için açlık kan şekeri veya oral glikoz tolerans testi (OGTT) kullanabilirler. Her iki test içinde bir gece boyu süren açlık gereklidir. Açlık kan şekeri için kahvaltı yapmadan önce kan şekeri ölçülür. OGTT'de ise açlık ve glikozdan zengin içeçek içildikten sonra 2. saatte tekrar şeker ölçümü yapılır.
Açlık Kan Şekeri Testi, Diyabet veya Pre-diyabeti Nasıl Belirler?
Normalde açlık kan şekeri 100 mg/dl'nin altındadır. Eğer kişide pre-diyabet varsa açlık kan şekeri 100-125 mg/dl arasındadır. Eğer kan şekeri 126 mg/dl veya daha yüksekse birey diyabetlidir.
OGTT ile diyabet veya Pre-diyabet Nasıl Saptanır?
OGTT'de, bireyin kan şekeri açlıktan sonra ve glikozdan zengin içecek içildikten 2 saat sonra ölçülür. Normal kan şekeri 2. saatte 140 mg/dl'nin altındadır. 2.saat kan şekeri 140-199 mg/dl arasında ise pre-diyabet, 2. saat kan şekeri 200 mg/dl'nin üstünde ise diyabet tanısı konulur.
Açlık Kan Şekeri Testi veya OGTT, Hangi Test Pre-diyabetin saptanması için Daha Uygundur?
Her iki test de pre-diyabetin saptanması için uygun testlerdir.
Pre-diabetim Varsa Bunu Mutlaka Bilmem Gerekir mi?
Eğer pre-diyabetiniz olduğunu bilirseniz Tip 2 diyabetli olmanızı önleyecek önlemleri zamanında alma şansınız olur. Çalışmalar ağırlık kaybını sağlayan ve fiziksel aktiviteyi artıran diğer bir ifade ile gerekli yaşam tarzı değişikliklerini yapan pre-diyabetli bireylerin, %58 oranında Tip 2 diyabetli olmayı önleyebildiğini veya geciktirebildiğini göstermiştir.

Pre-diyabet Tedavisi Nasıl Yapılır?
Bireysel bir beslenme tedavisi ve haftanın 5 günü günde 30 dakika düzenli yürüyüş şeklinde yapılan egzersiz programı sonucunda, vücut ağırlığının ılımlı olarak azalması (% 5-10) ile pre-diabetten diyabete geçiş önlenebilmekte veya geçiktirilebilmektedir.
Eğer pre-diabetiniz var ise pre-diyabeti olmayanlara kıyasla kalp hastalığı veya inme riskiniz %50 artmıştır. Bu nedenle kardiyovasküler hastalıklarla ilişkili risk faktörlerini (sigara içmek, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol gibi) bilmeniz gerekmektedir. Eğer risk faktörlerinden birine veya birkaçına sahipseniz bu faktörlerin tedavi edilmesi de son derece önemlidir.
Kimlerin Pre-diabet Tanısı için Test Yaptırması Gereklidir?
Şişman ve 45 yaşın üstünde iseniz pre-diabetli olup olmadığınızı öğrenmek için test yaptırmanız gereklidir. Eğer vücut ağırlığınız normal ise ve 45 yaş civarında iseniz testi yaptırmanın sizin için uygunluğunu doktorunuza danışınız.
45 yaşından genç erişkinlerdeve şişman bireylerde diyabet ve pre-diyabet yönünden risk faktörlerinin varlığı araştırılır. Bu risk faktörleri: yüksek tansiyon, düşük HDL-kolesterol düzeyi, yüksek trigliserid düzeyi, ailede diyabet varlığı, gestasyonel diyabet, 4,5 kg üzerinde bebek doğumu öyküsü olmasıdır.

Ne Sıklıkla Testi Yaptırmam Gerekir?
Pre-diyabet saptanmamış olmasına karşın risk faktörlerine sahipseniz her 3 yılda bir test yaptırmalısınız. Eğer pre-diyabet varsa Tip 2 diyabetin tespiti için her 1-2 yılda bir test yaptırmanız gerekir.

__________________
paradox is offline  
Eski 10-09-2006, 07:46 PM   #4 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesaj: 3,288
Üye No: 5196
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 869
Rep Puanı : 86326
Rep Derecesi
paradox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond repute
Varsayılan diyabet ve gebelik


Gebelikle diyabetin ilişkisini öğrenirken önce diyabetlilerin gebeliği ile gebelikte ortaya çıkan diyabeti ayırt etmemiz gerekiyor.
Gestasyonel Diyabet
Gebeliğin fizyolojisinin gereği bazı hormonlar gebelikte bebeğin gelişimi için normalden daha fazla salgılanır. Bu hormonların salgılanması kan şekerinin yükselmesine neden olur. Bu etki özellikle gebeliğin 24. haftasından sonra hızlanarak artar. Bu nedenle anne adaylarının gebelikte ortaya çıkan diyabet hakkında gebelik öncesinde ve gebelik süresince bilgilendirilmesi, düzenli ve dikkatli izlenmesi gerekir.
Gestasyonel Diyabet Nedir?
Gebelikte çıkan diyabet, yani tıp dilinde "Gestasyonel Diyabet" ilk defa gebelik sırasında saptanmış kan şekeri yüksekliğidir. Gestasyonel Diyabetli'de gebelik öncesinde diyabet yoktur.
Günümüzde "Gestasyonel Diyabet" görülme oranı yüzde 2-4 olduğundan, her gebeye, özellikle riskli olanlara gebeliğin 24. ve 28. haftaları arasında tarama testi uygulanması gerekir.
Bu tarama testinde kişiye önce 50 gr şeker yüklemesi yapılır. Test, günün herhangi bir saatinde suda eritilen 50 gr şeker alındıktan 1 saat sonraki kan şekeri değerine bakılmasından ibarettir. Sonuç, 140 mg/dl'nin altında ise gebede "Gestasyonel Diyabet" yoktur, eğer kan şekeri 140 mg/dl'nin üzerinde ise gebeye 100 gr'lik ikinci bir şeker yüklemesi yapılır. Bu testte ise kan şekeri değerleri başlangıçta: 95 mg/dl, 60 dakikada; 165 mg/dl, 120 dakikada; 145 mg/dl, 180. dakikada: 125 mg/dl değerlerinin altında olmalıdır. Bu değerlerden ikisi yüksekse kişiye "Gestasyonel Diyabet" tanısı konur.
Bu basit testlerin yapılmasının önemi çok büyüktür, özellikle 100 yıl kadar önce, gebe diyabetiklerin çoğunun bebeklerinin, bir kısmının da kendi yaşamlarının kaybettikleri düşünülürse, annenin glukoz düzeylerindeki artış, anne karnındaki bebek (fetus) açısından büyük önem taşır. Fetus plasenta yoluyla anneden aldığı besinler (glukoz, aminoasit ve yağ asitleri) ile beslenir. Annenin karnında yükselen şeker miktarı, direkt olarak bebeğe yansır ve fetusta glukoz fazlalığı oluşur. Bebek bu duruma yaptığı insülini artırarak karşılık verir. İnsülin bebekte büyümeyi uyaran bir hormondur. Fetal insülinin gebeliğin 24-28. haftalarından itibaren artışı, bebeğin büyümesini hızlandırır ve doğum ağırlığını 4000 gr'ın üzerine çıkar. İri bebek (Makrosomi) olarak adlandırılan bu tablo bebek açısından pek çok risk taşır. Doğum sırasında oluşabilecek omuz çıkıkları, sinir yaralanmaları, solunum sıkıntısı, şeker düşüklüğü, sarılık bu sorunlardan bazılarıdır, ancak hem geliştirilen yeni testler hem de insülinin keşfi ve yaygın kullanımı sayesinde anne ve bebeklerinin karşılaştığı birçok risk ortadan kalkmıştır.
Gestasyonel Diyabette Hedef Kan Şekeri Düzeyi Ne Olmalıdır?
Gestasyonel diyabetli bir annede amaç, açlık kan şekerini 90 mg/dl, yemekten 2 saat sonraki tokluk şekerini ise 120 mg/dl'nin altında seyretmesini sağlamaktadır. Bu amaçla, kişiye önce özel bir beslenme planı uygulanır ve kan şekeri bir hafta boyunca izlenir. Eğer bu süre içinde şeker değerleri belirtilenin üzerine çıkıyorsa, hemen insülin tedavisine başlanmalıdır. Bu dönemde anne mutlaka bir şeker ölçme cihazı almalı ve kan şekerinin her öğünden önce, öğünlerden 2 saat sonra ve yatarken olmak üzere günde 7 defa ölçmelidir. Ölçüm sıklığı haftada en az iki gün olmalıdır. Ölçülen değerler bir günlüğe kaydedilmelidir. Bebeğin sağlıklı büyüme ve gelişimi için bu önlemlerin alınması gerekir.
Doğumdan Sonra
Doğumdan hemen sonra insülin direnci ortadan kalkar ve diyabet düzelir. İnsülin kullanan annede, doğum sonrası şeker ölçülmeli ve insülin tedavisi kesilmelidir. Aksi halde, ciddi kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) meydana gelebilir. Ancak, nadiren de olsa, doğumdan sonra diyabet kalıcı olabilir. Bu durumda, anne süt verdiği sürece, insülin tedavisi sürdürülür. Daha sonraki tedavi şekline diyabet uzmanı karar verecektir.
Diyabetlide Gebelik
Anne olmak isteyen bir diyabetli bu düşüncesini mutlaka doktoruyla paylaşmalıdır. Hamilelik sırasında diyabetli birey diyabetolog, diyet uzmanı ve kadın-doğum uzmanı tarafından çok yakın bir takip ve tedavi programına alınmalı, hamilelik süresince şekerinin hedeflenen düzeylerde tutulması sağlanmalı, doğum anından itibaren de çocuk hastalıkları doktoru, çocuğu yakın takibe almalıdır.
Gebelik, Diyabetliye Nasıl Bir Yük Getirir?
Gebeliğin fizyolojisinin gereği bazı hormonlar gebelikte bebeğin gelişimi için normalden daha fazla salgılanır. Bu hormonların salgılanması kan şekerinin yükselmesine neden olur. Bu etki özellikle gebeliğin 24. haftasından sonra hızlanarak artar. Bu nedenle diyabetli anne adaylarının karşılaşacağı güçlükler hakkında gebelik öncesinde ve gebelik süresince bilgilendirilmesi ve her aşamada diyabet uzmanı, doğum hastalıkları uzmanı ve diyet uzmanından oluşan bir ekip tarafından düzenli ve dikkatli izlenmesi gerekir.
Özellikle son 3 ayında daha belirgin olmak üzere, tüm gebelik süresince vücut tarafından üretilen hormonlar ve enerji gereksinimindeki artış nedeniyle vücudun insülin gereksinimi artar. Bu dönemde diyabetli annede şeker hastalığına bağlı olarak gözlerin, böbreklerin ve kalbin hasar görmesi hızlanır, doğum sırasında karşılaşılabilecek sorunlar biraz daha artar ve bu anneler çoğu kez sezaryen ile doğum yapar. Bebek açısından en büyük riskler ise bu bebeklerde doğuştan bazı sakatlıkların ortaya çıkabilmesi ve bunların birkaç organda olabilmesi, doğum sırasında bu bebeklerde ağır kan şekeri düşüklüğü, solunum bozuklukları ve çok iri doğmaları sonucu bebek ölümlerinin normallere oranla 3 misli fazla olmasıdır. Gebelik sırasında kan şekerlerinin açlıkta 60-80 mg, toklukta 120-150 mg düzeyini aşmaması hedeflendiğinden, artmış insülin gereksinimini karşılamak amacıyla verilmesi gereken insülin dozları da artırılmalı. Gebelik süresince hatta gebelikten 6-8 hafta önce kan şekeri değerlerinin bu düzeylerde tutulması anne ve bebekte gelişebilecek sorun olasılığını azaltacaktır. Bu nedenle anne olmak isteyen bir diyabetli bu düşüncesini doktoruyla paylaşmalı. Sıkı bir tedavi ile hastanın kan şekeri arzu edilen düzeylere getirildikten sonra hamile kalmasına izin verilmeli. Hamilelik sırasında hastaya diyabetolog, diyet uzmanı ve obstetrisyen tarafından çok yakın bir takip ve tedavi programı uygulanmalı, hamilelik süresince şekerinin belirtilen düzeylerde tutulması sağlanmalı, doğum anından itibaren de çocuk hastalıkları doktoru, çocuğu yakın takibe almalıdır.
Gebelik Öncesi Kontroller
Çocuk sahibi olmak isteyen bir diyabetli, bebeğinin sağlıklı doğabilmesi için, her şeyden önce kendisinin sağlıklı olması gerektiğini unutmamalıdır. Kan şekeri normal sınırlarda seyreden bir diyabetlinin gebeliği için hiçbir engel bulunmaz, ancak ilk koşul iyi bir hazırlık dönemi geçirilmesi ve gebeliğin planlı olmasıdır. Diyabetli anne adayı, gebeliğe hazırlanmalı ve gebelik takipleri bir ekip anlayışı içinde gerçekleştirilmelidir. Anne adayı bu ekibin en önemli üyesidir. Bir diyabet uzmanı, kadın doğum uzmanı (pediatrist), diyetisyen ve diyabet eğitim hemşiresi ise ekibin diğer bireyleridir.
Gebelikten en az 6 ay öncesinden başlayarak HbA1C düzeyi kontrol edilmeli ve HbA1C'nin bu süreç içerisinde yüzde 6,5'in altında olması, gebelik öncesi dönemde açlık kan şekerinin 80-120 mg/dl, 2.saat tokluk kan şekerinin ise 80-140 mg/dl arasında seyretmesi gereklidir. Bu düzeyleri sağlayabilmek için iyi bir beslenme planı yapılmalı ve insülin miktarları her öğünden önce ölçülen kan şekerine göre ayarlanmalıdır.
Tip 1 diyabetlilerin her biri günde 3 kez mutlaka yapılan kısa etkili (kristalize) ve 1-2 kez yapılan orta etkili (NPH) insülinle tedavi edilmelidir. Günde en az dört kez kan şekeri ölçümü yapılması zorunludur. Eğer anne adayı tip 2 diyabetli ise, kullandığı şeker düşürücü ilaçlar kesilip benzer şekilde bir insülin tedavisi planlanmalıdır.
Gebelik annedeki diyabete özgü komplikasyonları ağırlaştırabilir. Bunun yanı sıra bazı komplikasyonların varlığı fetusun sağlığını risk altına sokabilir. Bu nedenle, gebelikten önce göz dibi muayenesi, böbrek, kalp ve dolaşım sistemi kontrolleri yapılmalı, sinir sistemi tutulumu (nöropati) varlığı araştırılmalıdır.
Eğer diyabetik göz tutulumu (retinopati) varsa, gebelik sırasında ilerleyebileceği düşünülerek takipler sıklaştırılmalı ve vakit geçirmeksizin lazer tedavisi uygulanmalıdır. Gebelikte oluşan değişiklikler diyabetik böbrek hastalığının ilerlemesine ve yüksek tansiyon (hipertansiyon), ağır protein kaybı gibi ciddi durumlara da yol açabilir. Gebelikten önce bütün bu riskler anneye anlatılmalıdır. Eğer herhangi bir diyabet komplikasyonu varsa önce tedavi edilmeli sonra gebelik planlanmalıdır. Gebelik heyecan verici ama aynı zamanda özveri isteyen bir süreçtir. Diyabetli anne, bebeği için yaşam tarzını değiştirmeyi göze almalı ve bazı alışkanlıkların başında gelir. Özellikle diyabetli kadınlarda sigara son derece zararlıdır ve yalnızca anneyi değil, bebeğin gelişimini de olumsuz yönde etkiler. Bebek sahibi olmayı planlayan diyabetli vakit geçirmeden sigara içmeye son vermelidir. Alkol alımı da bebek için çok zararlıdır. Anne kesinlikle alkol kullanmamalıdır.
Gebelikte Sırasında Takip Nasıl Olmalıdır?
Gebelik süresince hedeflenen kan şekeri değerleri, açlıkta, yani öğünlerden önce < 90 mg/dl, yemekten 2 saat sonra < 120 mg/dl'dir. Kan şekerinin dengeli gitmesi açısından beslenmenin önemi büyüktür. Alınan kalori miktarı gebelikle artan gereksinimleri karşılamalı, yeterli miktarlarda karbonhidrat, protein, yağ, demir, kalsiyum, folik asit içermelidir. Günlük kalori üç ana ve üç ara öğüne bölünmelidir. Özellikle gece alınan ara öğün gece kan şekeri düşmesini önler ve bebeğin gece boyu gıda gereksinimini karşılar.
Kan Şekeri Takibi ve İnsülin Dozu Ayarlanması
İnsülin gereksinimi gebelik boyunca değişiklikler gösterir. İlk 3 ayda kusma ve bulantılar, karbonhidrat alımını kısıtla****** insülin ihtiyacını azaltabilir. Ancak özellikle sonra insülin gereksinimi giderek artar ve doğumdan önce en üst düzeye ulaşır. Gebelik süresince şeker ölçümü önemlidir. Haftada en az iki gün her öğünden önce iki saat sonra ve yatmadan önce kan şekeri ölçülüp kaydedilmelidir. Her öğünden önce kısa etkili, gece yatmadan önce orta etkili insülin yapılmalı, gerekirse sabaha orta etkili insülin eklenmelidir. Her 4 haftada bir HbA1C ölçülmeli, bu değer yüzde 6,5'i aşmamalıdır.
Genellikle 5-10 günde bir insülin dozunu arttırmak gerekir. Değişiklikleri, tuttuğunuz günlüğün yardımıyla, doktorunuza danışarak yapabilirsiniz. Araya giren bir hastalık varlığında şeker ayarı hızla bozulabilir. Kan şekeri takibi bu dönemlerde sıklaştırılmalı ve idrarda keton bakılmalıdır.
Özellikle şeker 200 mg/dl'nin üzerinde ise keton takibi mutlaka yapılmalıdır. İdrar keton çıkmasının bir diğer nedeni de, yetersiz karbonhidrat alımı olabilir. Bu durumda açlıkta kan şekeri düşüktür ve idrarda keton saptanır. Alınan kalorinin arttırılması ile sorun kolayca çözümlenir.
Eğer kan şekeri yüksekse ve keton varsa, vakit geçirmeksizin doktorunuza başvurmalısınız. Gebelik öncesinde gözde kanama yada böbrek hastalığı saptanmışsa, gebelik sırasında sorunlar ilerleyebilir ve lazer tedavisi gerekebilir. Şekeri yüksek seyreden diyabetli annelerin bebekleri normalden daha büyüktür. Çok erken doğmadıkça günümüzde bu bebeklerde solunum sıkıntısı sendromu nadiren görülmektedir. Bebeklerin doğum sonrası kan şekeri düzenli olarak kontrol edilmelidir. Çünkü hipoglisemi dediğimiz kan şekeri düşüklüğü diyabetli annelerin bebeklerinde diyabetli olmayan annelerin bebeklerine göre daha sık görülür.
Doğum sonrası insülin gereksinimi hızla azalır. Eğer doz değişikliği yapılmazsa hipoglisemi riski oluşur.
Doğumdan sonra da kontrolleri düzenli olarak sürdürmeli ve her zaman, ideal kiloda, sağlıklı olmaya özen göstermelisiniz. Anne olmak son derece mutluluk verici, ama bir o kadar da sorumluluk isteyen bir yaşantıdır.
Bebeğinizin her şeyden çok size ihtiyacı olduğunu unutmamalısınız.
Diyabetli olmayan annelerde olduğu gibi diyabetli annelerde de emzirme teşvik edilmeli ve bebeğin emeklilik döneminde annenin günlük ihtiyacına göre beslenme planı yeniden düzenlenmelidir.
Doğumdan Sonra Annede Görülen Değişiklikler
Doğumdan sonra annenin ihtiyaç duyduğu insülin miktarı değişecektir. Doğumdan hemen sonraki 24-48 saat içinde hastanın alması gereken insülin miktarı çok azalır. Bu dönemden sonra ise gebelik sırasında olduğu kadar olmasa bile insülin ihtiyacı tekrar artamaya başlar.
Doğumdan sonraki ilk 6-12 hafta içinde birçok annede istenmeyen kan şekeri düzensizlikleri ortaya çıkar bu sürpriz değildir. Çünkü kişide hala gebeliğin, doğum ve emzirme gereksiniminin ve psikolojik değişmelerin etkisi devam etmektedir. Bu gibi düzensizliklerle karşılaşıldığında en iyi yöntem doktorla temas kurmaktır, ancak tüm bu düzensizliklerin doğum sonrası normal değişimler olduğunu hatırlatmak hastayı psikolojik gerginliklerden kurtarır.
Bebeğin dünyaya gelmesiyle annenin hayatında büyük değişiklikler olur. Ancak dört temel diyabet tedavi kuralından üçü aynı kalmalı. İnsülin, kendi kan şekerini düzenli olarak ölçme ve yemek planı. Bu dönemde yorgunluk, program düzensizliği, özellikle sezaryenle doğumlardan sonra hereketlerin kısıtlanması gibi nedenlerle en azından ilk haftalar için kan şekerinin düzenli tutulmasında dördüncü temel öğe olan egzersiz gerektiği gibi yapılamayacaktır.
Annelerin Dikkat Etmesi Gereken Noktalar
Gebelik sırasında ve sonrasında bazen 5 haftaya kadar varabilen sık kan şekeri ölçümleri daha sonra doktorunuz tarafından azaltılacaktır. Kan şekeri ölçümünün ilk 2 hafta günde 4, daha sonra günde 2 defa yapılması uygun olacaktır. Ancak birçok hasta bu dönemde daha rahatlayıp düzenli test yapmayı ihmal etmektedir. Bu ciddi bir ihmaldir. Kan şekerini düzenli bir şekilde takip etmek çok önemlidir. Hormonal değişiklikler, psikolojik düzensizlikler, uyku düzeninin bozulması ve aşırı yorgunluk, yüksek veya düşük kan şekeri belirtilerini değiştirebilir veya maskeleyebilir. Bundan dolayı diyabetik annelerin sadece belirtilere dayanarak kan şekerini tahmin etme yoluna gitmemeleri, düzenli olarak kan şekerlerini ölçmeleri gerekmektedir.
Hipogliseminin (kan şekerinin düşmesi) anne için özel bir önemi vardır. Yorgunluk, zihinsel işlevlerde karışıklık, konuşmanın bozulması, olayları değerlendirmede bozukluk nedeni hipoglisemidir. Hipoglisemi bebeğin bakımı için gerekli dikkati ve enerjiyi sağlayamamaya ve dolayısıyla bebeğin bakımında aksamalara neden olacaktır. Bu nedenle Hipoglisemi bulguları ortaya çıktığı zaman, hemen kan şekerinin ölçülmesi ve tedavinin zaman geçirmeden yapılması gereklidir. Hipoglisemi belirtileri çok ani ortaya çıkıp hızla ilerleyebildiğinden bazen gıda aramak için geçen süre tehlikeli olabilir. Bunu önlemek için evin bebek odası, banyo, yatak odası ve oturma odası gibi birkaç odasına şeker tabletleri, meyve suyu, kesme şeker koymak gerekebilir. Ayrıca yakın çevresindeki kişiler hipogliseminin belirtilerinin neler olduğunu ve hipoglisemi ile karşılaştıklarında neler yapmaları gerektiğini bilmelidirler. Telefonun yanına hastanın eşinin telefon numarasını, hastane ve doktorun numarasını içeren bir mesajın görünür bir şekilde asılması faydalı olacaktır.
Aç karnına uykuya dalmak veya "şekerleme" yapmak tehlikeli hipoglisemilere neden olabileceğinden hastaların bundan kaçınması gerekmektedir.
Ayrıca hipoglisemiye karşı hala en iyi korunma yönteminin düzenli ara ve ana öğünleri yemek, uygun insülin miktarının uygulamak ve belirli aralıklarla kan şekerini düzenli olarak ölçmek olduğu unutulmamalıdır.
Bebeğin ilk haftalarda düzenli bir programının olmaması, annenin bu nedenle uyku düzeninin altüst olması, bebekle uğraşırken annenin yemek saatlerini ihmal etmesi, zamanında ana ve ara öğünleri almada bazı karışıklıklara neden olacaktır. Ayrıca sezaryen yapılmış olan kişilerde hareket güçlüğü de olacağından bu anneler daha çok basit gıdalar hazırlamaya eğilimlidirler. Gerek gıda içeriği, gerekse yemek zamanlaması diyabet tedavisinde temeldir. Örneğin, çocuğu beslerken ayakların ucuna uzunca bir yastık konup çocuğun dizlerin üzerinde yatırılması, sezaryen yerindeki ağrıyı, bel ve omuzlara düşen basıncı azalttığı gibi anne elleri serbest kaldığından kolayca gıda alabilir. Bebeğin gıda programını ayarlarken annenin kendisini ihmal etmemesi gerektiği, annenin sağlığının bebek için çok önemli olduğu hatırlanmalıdır.
Eskiden insüline bağımlı (Tip 1) diyabetik hastaların çocuk sahibi olmaları tavsiye edilmezdi. Ancak, gerek diyabet gerekse doğum hekimliği alanındaki ilerlemeler eski düşüncelerin doğru olmadığını göstermiştir. Anne yaptığı doğumdan sonra uyması gereken basit ama yararlılığı tartışılmaz önerilere uyduğu sürece bebeği ile sağlıklı, mutlu ve keyifli bir yaşam sürecektir.
Bebeğin Anne Karnında Kötü Beslenmesi Diyabet İçin bir Risk mi?
Tip 2 diyabeti tek bir nedene bağlamak doğru değildir. Anne karnında ve yaşamın ilk yıllarındaki beslenme şartları kadar kalıtım ve erişkin yaşlardaki yaşam tarzının da rolü vardır.
Tip 2 diyabet, sıklığı giderek artan, yaygın bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)'nün veri ve tahminlerine göre dünyada 170 milyon diyabetli vardır ve bu rakamın 2025 yılında ise 300 milyona çıkması beklenmektedir. Tahminler, gelişmekte olan ülkelerin başı çekeceğini ve 21. yüzyılda bu ülkelerde adeta bir diyabet salgını yaşanacağını göstermektedir. Bu patlamadan modernleşme ile birlikte toplumda kolaylıkla benimsenen yaşam tarzı değişiklikleri; bir başka deyişle, sağlıksız beslenme, sedanter (oturgan) yaşam biçimi ve bunlara bağlı olarak gelişen şişmanlık sorumludur.
DSÖ'nün 1997 yılı raporunda gelişmiş batı ülkelerinde diyabetin önümüzdeki çeyrek yüzyılda % 45 oranında artacağı, halbuki ülkemiz gibi gelişmekte olan toplumlarda bu artışın % 200'e varacağı belirtilmiştir. Bu raporda dikkati çeken bir başka husus ise batı toplumlarına kıyasla, gelişmekte olan ülkelerde diyabetin giderek daha genç yaşlarda ortaya çıkacağıdır. Bunun izahı çok açık değildir. DSÖ Genel Direktörü, Dr. Nakajima'nın da hak verdiği bir düşünceye göre doğurganlığın nispeten yüksek olduğu bu ülkelerde, genç nüfus çoğunluktadır. Endüstrileşme ile birlikte gençlerin modern yaşam tarzını benimsemeleri daha kolaydır. Böylece, sedanter mesleklerde çalışan, günlük yaşamında egzersiz alışkanlığı olmayan, daha çok televizyon seyreden, ayak üstü atıştırarak kalorisi yüksek hazır yiyeceklerle beslenen (hamburger-cips-kola kültürü), giderek daha çok alkol ve sigara kullanan bir nesil gelişir. Böyle bir toplumda şişmanlık ve diyabetin daha erken yaşlarda ortaya çıkması doğal karşılanmalıdır.

__________________

Bu mesaj en son " 10-09-2006 " tarihinde saat 08:00 PM itibariyle paradox tarafından düzenlenmiştir....
paradox is offline  
Eski 10-09-2006, 07:49 PM   #5 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesaj: 3,288
Üye No: 5196
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 869
Rep Puanı : 86326
Rep Derecesi
paradox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond reputeparadox has a reputation beyond repute
Varsayılan


Bir başka görüş ise bazı toplumların genetik (kalıtımsal) açıdan farklı olması ile açıklanmaktadır. Bu teoriye göre, geçmişte savaş ve kuraklık gibi nedenlerle sık sık kıtlık dönemleri yaşamış olan bazı ilkel kabileler, zaman içinde bu zorlu yaşam koşullarına uyumlu bir genetik yapı kazanırlar. Bolluk dönemlerindeki gıdalarla aldıkları enerjiyi kıtlık dönemleri için depo ederler. Böylece, vücutları insülin gibi gıdalarla alınan enerjiyi kullandıracak hormonlara karşı direnç kazanır. Amerikan Pima yerlileri örneğinde olduğu gibi, toplum kısa sürede bolluk ve refaha erişirse bile, enerji depolanmayla devam eder, ayrıca insanlar daha az hareket etmeye başlar. Aynı genetik yapı bu sefer erişkin tip diyabet, şişmanlık ve diğer süregen (kronik) hastalıklara yatkınlığın artmasına neden olur. Bu teoriye tıpta "genetik tutumluluk hipotezi" adı verilmiştir.
Son yıllarda buna bir de "bünyesel tutumluluk teorisi" eklenmiştir. Bu teoriye göre daha anne karnından başlayarak yaşamın ilk yıllarında maruz kalınan beslenme güçlüklerine karşılık, kişinin vücudunun geliştirdiği enerjiyi tutumlu kullanma yeteneği, yaşamın sonraki yıllarında bazı hastalıkların gelişmesini kolaylaştırır. Kısacası, eğer yaşamın ilk yıllarında iyi beslenememiş iseniz, bünyeniz kendisini az gıda almaya ve az hareket etmeye programlayacaktır. Kişi büyüdüğünde yaşam şartları değişir ve refah düzeyi artarsa, küçük yaşlarda kazanılmış olan bu program değişmeyeceğinden birey için bir dezavantaj olmaya başlayacak ve diyabet gibi, obezite gibi hastalıkların gelişmesine yol açacaktır. Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan bir raporda, Dünya'nın pek çok yöresinde 2,5 kg'ın altında doğan bebek oranının hala çok yüksek olduğu ve 3 yaşına kadar olan beslenme noksanlıklarının büyüme ve gelişmeyi ciddi olarak etkileyeceği bildirilmiştir.
Bütün bunlardan kolaylıkla anlaşılacağı gibi, tip 2 diyabeti b ir tek nedene bağlamak doğru değildir. Yaşamın ilk yıllarındaki beslenme şartları kadar kalıtım ve erişkin yaşlardaki yaşam tarzının da rolü yadsınamaz. Bu durumda bilimsel araştırmaların hastalığın tedavisinin de ötesinde, hastalığın kaynağına yöneltilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Gelecek nesillerin sağlıklı olması için çocuklarımızın, özellikle de kız çocuklarının ve gebelerin beslenmesine öncelikli olarak önem vermemiz gerekmektedir.

DİYABETLİDE HAMİLELİK ÖNCESİ BAKIM
Hamilelikte kan şekeri düzeyi ne kadar iyi kontrol edilirse, anne karnındaki bebeğin normal gelişme şansı o kadar yükseliyor.
Sağlıklı bir doğum gerçekleştirebilmek için hamilelik süresince bir hekim tarafından kontrol altında olmak doğabilecek sorunları önlemek ve ortadan kaldırabilmek adına oldukça önemlidir. Bu durum tüm kadınlar için geçerli olmakla birlikte diyabetli anne adaylarının konuya ayrı bir önem vermeleri gerekiyor.
Hamileliğin ileri dönemlerinde doğum öncesi bakım için gelen, diyabeti olan kadınlarda hamileliğin kaçıncı haftada olduğunu bilmek ve doğum için en uygun zamanı tahmin etmek zordur. Ulutulmamalıdır ki hamilelikte diyabetin önemli komplikasyonları kötüye gidebildiği gibi, diyabetli kadınların bebeklerinde ciddi doğumsal kusurlar görülebilir. Bu kusurlar hamileliğin ilk 10 haftasında oluşur. Birçok kadın su sürede hamile olduğunu bile fark etmeyebilir veya doğum öncesi bakıma henüz başvurmamış olabilir. Bu nedenle diyabetli kadınların hamileliklerini planlayarak yapmaları şarttır.
Erken hamilelikte kan şekeri düzeyi ne kadar iyi kontrol edilirse, fetusun normal gelişme şansının o kadar yüksek olduğu biliniyor. Bu nedenle en iyi sonucu alabilmek için diyabetli kadınlar hamile kalmadan önce mutlaka bir hekim tarafından kontrol edilmelidir.
Hamilelik Konusunda Tartışmalar
Hamilelik ve hamilelikten korunma yolları konusunda özellikle kız çocukları ve doğurgan çağdaki kadınların eğitilmeleri ve bu kişilerin genç yaşlardan itibaren konuşla ilgili soru sormaya teşvik edilmeleri gerekiyor. Bunun yanında kadınların hamileliğin anne üzerindeki etkilerini eşleriyle de paylaşmaları ve konuşmaları yarar sağlar. Ayrıca, diyabetin doğmamış çocuk üzerindeki etkileri, bunların uzun dönemde ortaya çıkışı, kan şekeri düzeyinin hamileliğin her aşamasında iyi ir şekilde kontrolü gibi konulara eşler arasındaki ortak paylaşımla karar verilmelidir. Eşlere hamilelikte bakım programının anlatılmasının yanında yazılı olarak bilgilendirmeleri de olumlu sonuçlara ulaşmalarında etkili olur.
Hamilelik İçin Uygunluğun Araştırılması
Diyabetli anne adaylarının hamilelik kararı aldıktan sonra tam bir tıbbi kontrolden geçirilmeleri gerekir. Bu kontrollerde müstakbel annenin obstetrik, jinekolojik geçmişi ve kullandığı ilaçların listesi alınmalıdır. Ayrıca anne adayı diyabetin uzun dönemde ortaya çıkan sorunları açısından taranmalıdır. Retinopati hamilelikte daha hızlı gelişeceğinden bu komplikasyon hamilelikten önce tedavi edilmelidir. Böbrek fonksiyonları araştırılmalı ve yüksek tansiyon saptanırsa hamilelik sırasında kullanımı güvenli olacak ilaçlarla tedavi edilmelidir. Çok nadir olarak ciddi kalp hastalığı olan kadınlarda hamilelik sorun çıkaracağından sakıncalı bulunabilir, böyle problemli olanlara gebelik önerilmez.
Metabolik Kontrolün En İyi Hale Getirilmesi
Hamilelikten önce diyabeti olan kadınlar sık sık kan şekeri düzeylerini test etmeli ve normale en yakın HbA1C seviyelerini elde edebilmek üzere insülin dozlarını ayarlamalıdır. Bunu yaparken hipoglisemi riskine karşı da dikkatli olmak gerekiyor. Birçok kadın için her yemekten önce alınan üç doz kısa etkili insülin ve yatmadan önce de tek doz orta etkili insülin uygun sonuçlar verir. Bunun yanında başka tedavi yöntemleri de mümkün olabilir. Elbette kan şekerinin ne kadar iyi kontrol edilebildiği, kullanılan insülinin çeşidinden daha önemlidir. Tip 2 diyabeti olan kadınlar eğer uygulanabiliyorsa sadece düzenli beslenme yoluyla sağlıklı kalabilirler. Yalnızca beslenme ile kan şekerinin uygun seviyelerde tutamıyor veya bunu için ağızdan alınan ilaçlar kullanılıyorsa gebelik süresince insülin enjeksiyonları önerilmelidir. Diyabetiklerle, gebelikte keton testleri ve ketoasidozdan sakınmanın önemi konuşulmalıdır. Hipogliseminin tanısı, önlemesi ve tedavisi hakkında bilgi verilmeli ve bu kadınların eşleri glukagon (kandaki şeker düzeyini yükselten enjeksiyon yoluyla kullanılabilen bir hormon) kullanımında eğitilmelidir. Anne adaylarının hepsi en iyi düzeyde kontrol sağlanıncaya kadar düzenli olarak izlenmelidir.
Yaşam Biçim Önerileri
Diyabetli anne adaylarının sağlıklı beslenmeleri sağlanmalı ve karbonhidrat porsiyonları konusunda önerilerde bulunarak eğitilmeleri sağlanmalıdır. Bir diğer önemli ve üzerinde durulması gereken konu da folik asit takviyesidir. Sigara içen kadınların, hamilelikten önce bu alışkanlıklarını bırakmaları, fazla kilolu kadınların kilo vermeleri konularında uyarılmaları gerek. Kişinin kızamıkçık geçirip geçirmediği araştırılmalı ve guatr (tiroid) fonksiyonu da ölçülmelidir.
Hamile Kalınan Zamanın Tayini
Diyabetlilerden menstrüel döngülerinin (adet dönemlerinin) kayıtlarını tutmaları istenir. Bu kişiler erken hamilelik testleri uygulamalı ve pozitif sonuç alır almaz diyabet tedavisiyle ilgilenen hekimine haber verilmelidir.
Değecek Bir Tecrübe
Hamilelik öncesi danışmanlık için gelen kadınlarda bebek sahibi olmakta problemler saptanabilir ve erken dönemlerde tedavi edilebilir. Ayrıca bu yolla kadınlar hamile kalacakları zamanı daha kesin olarak planlayabilirler. Doğum öncesi bakıma daha erken başvuran bu kadınlar hem daha iyi motive olmuş hem de daha iyi bilgilendirilmiş olarak gelirler.
Birçok araştırma ciddi doğumsal kusurların görülme sıklığının daha erken dönemlerden başlayarak yapılan iyi kontroller sonucunda azaldığını göstermiştir (bkz tablo 1). Bu kontroller yapılması hem insani hem de finansal açıdan ödemeye değer bir bedeldir.
Böylece hamilelik öncesi bakım hem bu servisi verenler için hem de diyabeti olan kadınlar için son derece de ödüllendirici bir deneyimdir.


__________________

Bu mesaj en son " 10-09-2006 " tarihinde saat 08:02 PM itibariyle paradox tarafından düzenlenmiştir....
paradox is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)