|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||
|
Deri ve zührevi hastalıklar Hakkında her türlü bilgi:..
Deri nedir? Vücudumuzun en büyük organı olan deri; dokunma organıdır. Kişi dokunmayla; basınç, sıcak, soğuk ve acıyı algılar.Dokunmayla eş seçer. Altderide bulunan sinir uçlarına bağlı duyu cisimciklerinin kimi dokunmayı, kimi basıncı, kimi sıcağı, kimi soğuğu, kimi acıyı alır. Geniş yüzeyi ve büyük duyarlığıyla deri vücudumuzun dış etkilerden korunmasını sağlar. Bu nedenle derinin bakımı ve korunması insanlar için büyük önem taşır.Onu koruyabilmek için biraz daha yakından tanıyalım. Dokunma duyusu organı olan deri vücudun üstünü kaplar. Derinin üstünde kıllar ve gözenek adı verilen çok küçük delikler bulunur. Derimiz,bedenimizin doğal deliklerinin içinde (solunum ,sindirim,cinsel organ girişlerinde) özelleşmiş nemli yapısıyla mukoza adını alır. Derimiz esas olarak 3 bölümden oluşur. -Epidermis -Dermis -Subkutan doku Epidermis: En üst tabakadır.Üst ve alt olarak bunun da kendi içinde 2 ye ayrıldığını söyleyebiliriz.Kalınlığı, 1 mm nin onda biri kadardır.Derinin koruyucu fonksiyonunda önemli rol oynar.Dış ortamla direkt ilişkilidir.Protein yapıda olan keratin maddesi bu tabakada sentezlenir ve deriye dayanıklılık verir. Derimize rengini veren melanin sentezi de epidermisin malpigi denen canlı kısmında gerçekleşir.Yapısında keratin bulunan saç ve tırnaklar gibi epidermisin üst kısmı da cansızdır.Dış etkenlerin etkisiyle ölü hücreler aşınıp döküldükçe alttan yeri doldurulur.Eğer epidermisin üstü canlı hücrelerle kaplı olsaydı çok acı çekerdik.Keselenmek denilen türk geleneği esnasında bu cansız bölümdeki ölü hücreler temizlenir. Dermis: Epidermisin altında bulunur.Bu tabakanın temel maddesi yine bir protein olan kollajendir.Deriye dayanıklılık kazandırır.Dermis esnek ve direçlidir.Dermis, ter ve yağ bezleri, kıl kökleri, sinir uçları, deriyi besleyen kılcal kan damarlarını içerir.. Supkutan: Altderinin altında derialtı dokusu denilen yağlı bir tabaka yer alır. Bu tabaka derinin kaslar ve kemikler üstünde kalmasını sağlar. Kıllar: Kıl'ın gövdesi cansız, fakat kökü canlıdır. Kıl günde ortalama 0,2 mm kadar uzar. Kan dolaşımı arttıkça kılın büyümesi de hızlanır. Kötü beslenme ve kötü kan dolaşımı kılların dökülmesine yol açar. Bazı hastalıklar da kılların dökülmesine sebep olur (kellik, saçkıran vb.) Her kılın dibinde bir irkilme kası vardır. Soğuk ve korku gibi etkiler bu kasın kasılmasına ve kılın dikleşmesine sebep olur. Kılların dibinde bulunan salkım biçimindeki bir yağ bezi durmadan yağlı bir sıvı salgılar. Bu yağ deriyi ve kılları yağlayarak sudan korur. Kılların ağarması: Kılların beyazlaşması ise kıl soğanındaki boya maddelerini akyuvarların yok etmesinden ve mikroskopik hava kabarcıklarının kıla yerleşmesinden ileri gelir. Derinin görevleri: Derinin kalınlığı,vücüt bölgelerine göre 1,5 - 4 mm. arasında değişiklik gösterir.Yüzölçümü erkeklerde1,80 m2 kadınlarda ise 1,60 m2 kadardır. -Dokusu çok sağlam olduğu için asalakların, mikropların zehirlerin girmesine izin vermez. -Esnek ve sağlam yapısıyla fiziksel travmalara karşı koyar. -İçindeki çok sayıda sinirlerle ve üstündeki hareketli kıllarla, üç çeşit dokunma duyusu (şekil, basınç, ısı) verir. -Deri salgılarının da koruyucu bir rolü vardır.Yağ maddesi; Keratin ihtiva eden tabakaları (deri yüzeyi,saç ve tırnaklar) yumuşak tutar. -Terleme yoluyla, organizma artıklarının bir kısmını (kreatinin,üre,amonyak) atarak detoksifikasyonu sağlar -Gene terleme ve buharlaşma yoluyla vücut ısısını ayarlar. Derimiz yani cildimiz; bedenimizin aynası gibidir.İç organlarda ki bir sorun kendini ilk cilt belirtileriyle gösterebilir.Hem dış ortam ile organizma arasındaki ilişkiyi hem de bir takım ruhsal tepkilerimizi yansıtır.Ona iyi bakmak hepimizin görevidir. Egzama (atopik dermatit) Atopi; deri, burun veya akciğerin aşırı inflamasyona eğilim gösterdiği yani saman nezlesi,astım,deri hassasiyeti olması durumunu (alerjik bünye) anlatmak için kullanılan bir sözcüktür. Atopi ailesel geçişlidir. Atopik Dermatit yani egzema, bir tür alerjik deri iltihabıdır. Alerjik kontakt dermatit, seboroik dermatit ve numuler dermatitte egzama grubu içinde yer alırlar. Her yaşta rastlanan bir hastalık olmasına karşın,daha çok bebeklikten gençliğe kadar olan yaş diliminde görülür. Annesinde alerjik hastalık olan yeni doğanda %27 oranında görülür. En sık görülme yaşı 1 yaştır. 2 yaşından sonra genellikle kaybolur. Kaybolmayanlar genellikle 25 yaşına kadar iyileşir.Ama % 50 sinde ömür boyu ilk dönemlerdeki kadar ağır olmamakla beraber devam eder. Ayrıca meslek egzemaları olarak sınıflandırılabilecek erişkin egzamaları da vardır.Sürekli bir kimyasala maruz kalma buna neden olabilmektedir.Tedavinin başlıca şartı meslek değiştirmektir Belirtileri: Başlangıç evresinde; -Kaşıntı -Gerginlik -Deridekızarıklık. -Sulanma( Genellikle eğer buradaki duruma kaşıma yüzünden bekteriyel ya da viral bir enfeksiyonda eklenirse görülür.) Daha sonra ise; Daha az kızarıklık eşliğinde ve daha kuru bir iltihaplanmadır.Deri pullu ,kahverengimsi bir hal alır. Bu değişiklikler, derinin yüzeysel katmanlarındaki bir iltihap sürecine veya bazı dışsal etkenlere bağlı olarak ortaya çıkar.Dışsal etkenlerin etkisinde kalan bölgenin uzağında da egzama oluşabilir:Örneğin eller bir kimyasal maddeden etkilendiğinde, egzama bacaklarda oluşabilir. Yeni doğanda:Genellikle yüzde ve kulak arkasındaki pililerde, dirseklerde, dizlerin arkasında ve popolarında görülür. Yüzde özellikle göz kapaklarının birleştiği çizgilerde görülür. Çocuklarda:Kol ve bacakların dış yüzünde görülür. Çocuk ve ergenlerde, deri belirtilerinin olmadığı alana sert bir cisimle basıldığında beyaz dermografizm denilen beyaz renkli bir kabarıklık oluşur. Bu şüpheli durumlarda doktorlar tarafından atopik dermatit tanısı koymak için uygulanan bir yöntemdir. Daha yararlı bir test ise kanda IgE antikorlarına bakmak ve alerji deri testi yapmaktır. Deri testi gıdalar, ev tozu akarları, hayvan tüyleri, polenlerle yapılır.Hastalık bazen tipik olmayan bir şekilde avuç içleri el ve parmak sırtlarında veya ayakların üzerinde de görülebilir. Nedenleri:Metabolik işlevlerdeki aksaklıklar,bazı maddelere karşı duyarlılıklar egzamaya neden olabilir.(örneğin süt).Bu madde alerji testi ile belirlenebilir Ara sıra toz ve toz tutan objeler ( yün yastıklar, yataklar, halılar, bazı oyuncaklar ve yün ve sentetik kıyafetler ) hastalığın kötüleşmesine neden olabilir... Tedavi ve öneriler: -Eğer hastanın bir gıdaya duyarlılığı saptandı ise bu gıda mutlaka diyetinden çıkarılmalıdır. -Eğer sorumlu olan, çevresel bir faktörse onlardan da kaçınmak gerekir. -Ilık su banyosu ve kokusuz sabunlar kaşıntıyı azaltır. Bir havlu ile sürtmeksizin hafifçe kurulanır ve hemen nemlendirici krem sürülür -Antihistaminikler derideki kaşıntıyı önlemektedir. 12 yaşın altındaki çocuklarda uyku hali yapmayan ve uzun etkili antihistaminikler kullanılmalıdır. -Tırnaklar kısa kesilmelidir. -Yumuşak ve pamuklu giysilerin kullanılması uygundur. -Deterjanlar hafif ve parfümsüz olmalıdır. -Şiddetli belirtiler için kortizonlu kremler kullanılabilir. -Fakat bu kremler kesinlikle yüzdeki belirtilere uygulanmamalıdır. -Eğer belirtilerde sulanma olursa hasta mutlaka doktoruna başvurmalı ve gerekli olan antibiyotikleri kullanmalıdır. -Her hastalıkta önemli olan moral destek,deri hastalıkları söz konusu olduğunda daha da önem kazanmaktadır.Morali yüksek tutmak tedaviden daha iyi sonuç almayı kolaylaştıran bir faktördür. -Son yıllarda bu hastalığa karşı bazı özel tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Topikal immunmodilatör adını verilen bu ilaçlar orta şiddetteki egzemalarda kullanılmaya başlanmıştır. Yeni keşfedilen bu ilaçlar kortizon içermez. Yapılan son çalışmalarda, bu ilaçların egzeması olan hastalarda iyileşme sağladığı ve de kortizonlu ilaçlar gibi yan etki oluşturmadığı saptanmıştır. -Atopik dermatit oldukça yaygın bir hastalıktır. Uygun yapılan bir tedavi ile hastaların büyük bölümünde hastalık kontrol altına alınabilir. |
|||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
Sedef hastalığı(Psöriasis)
Sedef hastalığı çeşitli biçimlerde ortaya çıkan kronik bir deri hastalığıdır.Bozukluk kolaylıkla teşhis konabilecek tipik bir görüntüye sahiptir.Farklı şekillere sahip olabilirler.Nedeni kesin olarak bilinmemesine karşın,genetik yatkınlığı olan kimselerde çeşitli dış etkenler, oluşumu kolaylaştırır.Birkaç tipte görülmesine karşın en sık görüleni; Psoriazis vulgaris(klasik tip) tir. Belirtileri ve seyri: Psoriazis vulgaris ; -Başlangıç su kaparcıkları ya da küçük odacıklarla olur. -Bunlar genişler ve üzeri sertleşerek sedefi beyaz ya da gümüşümsü kabuksu skuam denen plaklarla örtülür. -Bu skuamlar kazındığında,tabaka tabaka kalkarak toz şeklinde dökülür. -Hatta bu skuamlar zorlamayla tamamen kaldırıldığında,alttaki zemin üzerinde kanamalar görülür. -Lezyonlar simetrik olarak diz, dirsek, saçlı deri (kulak arkası) ve göbek çevresine yerleşir. Küçük tek bir plak birleşerek geniş plaklara, geniş plaklar birleşerek harita gibi lezyonlara dönüşebilirler. El ve ayak tırnaklarında da tutulum görülebilir.Toplu iğne başı büyüklüğünde çukurcuklar,renk değişiklikleri şeklinde görülebilir. Tedavi : Öncelikle tedavi ile elde edilen iyileşmenin her zaman kalıcı olmadığı, bu iyilik durumunun uzun sürebildiği gibi tekrarlama olasılığının da olduğunu belirterek başlayalım.Biz eğer sedef hastası olmuşsak, bununla yaşamayı öğrenmek zorundayız demektir. Hastalığa neden olan ve alevlenmesine katkıda bulunan tetikleyici etkenlerden sakınmalıyız.Eğer doktorumuz gerekli görüyorsa psikiyatrik yardım almaktan kaçmamalıyız. Sedef tedavisinin amacı;hastalığı mümkün olan en az görünebilir belirginliğe ulaştırmak için en etkin ve uzun sürecek tedavi yöntemini uygulamaktır. Topikal Tedavi: Dışardan sürülen ürünlerle tedavi yöntemidir.Deride kuru kalmaması gerektiği için nemlendiriciler de kullanılır.Yüzeydeki kepekler kaldırılarak uygulandığında daha etkin bir sonuç elde edilebilir. Topikal kortikosteroidler: Topikal tedavide en etkin ve en çok kullanılan ilaçlardır. Bunların seçiminde steroidin etkinliği ve gücü gözönünde bulundurulur. Önce güçlü steroidlerle başlanır, daha sonra iyileşme elde edildikçe gücü daha az olanlara geçilerek yan etkiler en aza indirilmeye çalışılır. Nüks ve alevlenmeyi önlemek için tedavi sistemik steroid tedavisinde olduğu gibi aşamalı olarak azaltılarak ilaç kesilir. Fototerapi: Güneş ışınlarının sedef hastalığı üzerindeki olumlu etkisi uzun yıllardan beri bilinmektedir. Fototerapi iki şekilde yapılır: UVB ışınları (dalga boyu 290-320 nm) ve PUVA. Bu uygulamada kullanılan cihazlar ile bütün vücuda ele, ayağa, kola, bacağa ve başa ayrı ayrı ultraviole ışınları vermek mümkündür. Bu iki çeşit tedavi de derinin rengine ve hastanın toleransına göre ayarlanır. Ağızdan Alınan İlaçlar: Oluştuğunda belirtileri yatıştırmak için olduğu gibi tekrarlamayı önlemek amaçlı da ağızdan alınan çeşitli sistemik etkili ilaçlar da kullanılabilir. Madalyon hastalığı (pitriazis rosea) Her yaşta görülebilen döküntülü bir deri hastalığıdır. Bulaşıcı değildir. Sebebi bilinmemektedir. Son bahar ve kışta artış görülebilir. Kişinin stresi arttırıcı faktör olabilir. Belirtileri: -madalyon belirtisi(göğüs ve sırtta geniş bir pembe leke şeklinde başlar) -bu leke solar ve halka şeklinde kalır -kaşıntılı olabilir -döküntüler ödemli olabilir -üzeri pullanabilir(bu yüzden mantarla karıştırılır) -oval şeklinde döküntülerdir -birkaç hafta içinde bir çok pembe döküntü oluşur -döküntüler sayısız artabilir -sıcak ve fiziksel aktiviteyle artış olabilir -bazen sırtta ters noel ağacı görüntüsü Tutulum: -sırtta -kollarda -bacaklarda -boyunda -nadiren yüzde Tedavi: Aslında kendi kendine geçer. Bu süreyi kısaltmak için, nemlendiriciler, kese ve liflenmeden kaçınma, kaşıntıyı azaltıcı uygulamalar önem kazanır. Kaşıntıyı gidermek için ağızdan alınan veya sürülebilen bir takım ilaçlar kullanılabilir. Nemlendirici losyonlar yazılabilir. Kortizonlu numuneler kullanılabilir. Sıcak olmayan ılık banyolar yapılması tavsiye edilir. Döküntüyü arttıracak fiziksel aktivitelerden kaçınılması önerilir. Vitiligo Deriye rengini veren melanosit dediğimiz hücrelerin yıkımı ve deride renk kaybına uğramış alanlarla seyreden bir hastalık olan vitiligo kronik ve ilerleyici bir deri hastalığıdır. Renk kaybına uğramış vitiligo alanları,çeşitli büyüklüklerde olabilir.bazen bir nokta bazen kocaman bir yama gibi görünebilir.Her taşta ,her cinste görülen bu hastalığın nedeni bilinmemektedir. Bu hastalık,vücudun deride renk yapan hücreleri zararlıymış gibi algılayarak bu hücrelere karşı savaş açmasıyla kendini gösterir. Risk Grupları:: -ailesinde vitiligo olanlar -vücudun bağışıklık sisteminin zayıfladığı durumlar(ameliyat gibi fiziksel stresler ve anksiyete ,depresyon gibi psikolojik stresler) Eşlik eden hastalıklar: -egzama gibi diğer kronik dermatolojik hastalıklarla -anemi, diyabet, tiroid bozuklukları vb. hastalıklarla beraber görülebilir. Tutulum: Vücutta en çok görüldüğü bölgeler; yüz, dudak, boyun, göğüs, penis, diz, dirsek ve el sırtlarıdır.Ayrıca hastalar oluşan bu vitiligo beyazlıklarının güneşe fazla duyarlı olduğunu bilmelidir.Güneş yanıklarında sonra yeni vitiligo alanları oluşabilir. Vücudunuzda rastladığınız her beyaz leke vitiligo değildir.Vitiligo bulaşıcı da değildir.Bu insanlardan kaçınmak için bir sebep yoktur. Tedavi: -Öncelikle kişiye vitiligoyla nasıl yaşayacağı öğretilir.Günışığına çıkarken yüksek faktörlü güneş koruyucular kullanmak gibi -Bölgesel Tedaviler: Vitiligolu bölgeler üzerine sürülen lokal steroidli kremler uygulanabilir.Bu tür kremler yaygın olmayan vitiligolarda oldukça etkilidir. -Işın tedavisi:UVA (320-400nm) dalga boyundaki ışınlar kısa tedavi aralıklarıyla özel kabinlerde cilde verilir.Haftada 2-3 seanslık düzenli uygulamalarla oldukça başarılı sonuçlar elde edilmektedir -Sistemik Tedaviler:Vitamin tedavileri, steroid, vb. -Kozmetik Kapatıcılar -Depigmentasyon:Çok yaygın vitiligolarda kalan sağlam deriler beyazlatılabilir. -Punch greft: Bu uygulama; bir bölgeden alınan sağlıklı derinin, beyaz plaklara ekimi prensibine dayanıp, her zaman başarılı sonuçlanır.Cilt üzerinde önce kırmızılık daha sonra kahverengi lekelenmeler ile başlayan rengin geri dönüşü görülmektedir. Bir çok hastada olumlu sonuca yani rengin geriye dönüp beyazlıkların kaybolduğu görülmektedir. Özellikle yüz ve boyun gibi estetik bölgelerdeki olumlu yanıtlar daha hızlı ve umut vericidir. kurdeşen (ürtiker) Oldukça sık rastlanan bir deri hastalığıdır. Kan plazmasının derideki küçük damarlardan dışarı çıkması sonucu oluşur. Hastalığın bulguları arasında kaşıntılı, deriden kabarık, kızarık 0,5cm ila çok büyük ölçülerde deride plaklar bulunur. Yanma ve batma hissi de olabilir. Birleşerek büyük alanlar oluşturabilirler. Bu döküntü bir kaç saat içinde solabilir. Daha bu döküntüler solarken başka bir bölgede yenileri oluşabilir. Bir çok atak bir kaç gün veya bir kaç haftada geriler. Bazen de yıllarca sürebilir. Ayrıca bazı ürtiker vakalarına ''anjioödem''dediğimiz tablo da eşlik edebilir. Anjioödem genelde göz etrafında dudaklarda, yüzün diğer kısımlarında, kol ve bacaklarda, parmaklarda, cinsel bölgede oluşabilir. Bunlarda da özellikle şişlik ön plandadır. Her iki hastalıkta da deriden kabarık olan durumu ortaya çıkaran şey deri içinde ödem olmasıdır. Anjioödemde derinin alt tabakaları da olaya iştirak ettiği için şişlik çok ön plandadır. Şişliğe kaşıntıdan ziyade yanma hissi eşlik edebilir. Bu durum hastaları çok korkutmasına rağmen genellikle 24 saat içinde geriler. Bununla birlikte nefes almakta ve yutkunmakta zorluk varsa acilen bir doktora başvurulmalıdır. İki tipi vardır. 1-Akut ürtiker:Altı haftadan kısa süreli kurdeşen, akut ürtiker olarak anılır. Bu hastalıkta neden genellikle alerjidir.Alerjiye neden olan faktör; gıdalar , ilaçlar ya da bir enfeksiyon olabilir. En sık neden olan gıdalar: Fındık,çikolata,balık,domates ve süttür.Gıdalara eklenen katkı maddeleri de ürtikere neden olabilir.Gıda yenildikten sonra belirtiler gıdanın sindirim süresine göre değişiklik gösterir En sık neden olan ilaçlar: Antibiyotik, idrar söktürücü, ağrı kesici, ve sakinleştirici ilaçlar sıklıkla;anti asitler, romatizmada kullanılan ilaçlar, vitaminler, göz ve kulak damlaları, kabızlık ilaçları vajinal fitiller de nadiren ürtiker nedeni olabilir. Bu tip bir döküntünüz olduğunda doktorunuza kullandığınız ilaçları söylemek önemlidir. Enfeksiyonlar Enfeksiyonlar: Bir çok enfeksiyon ürtikere neden olabilir. Çocuklarda soğuk algınlığı en sık rastlanılan nedendir.Bunun dışında çok nadir de olsa solunum yolu ile alınan bazı alerjenler (örneğin ev tozu akarları) de akut ürtiker yapabilir. 2-Kronik ürtiker: Altı hafta ve üzerinde bir zamana yayılan kurdeşen;kronik ürtiker olarak anılır. Neden genellikle alerji değildir.Bu hastaların ancak %3-5? inde allerji rol oynayabilir. Bu allerjenler de genel olarak ağız yolu ile alınan alerjenlerdir (gıdalar...). Bunun dışında bu hastalığın çok değişik sebepleri olabilir. Bunlar içerisinde otoimmun hastalıklar (otoimmün tiroidit, sistemik lupus eritematozus vb.), kronik enfeksiyonlar (tuberküloz, bruselloz vb.), fokal enfeksiyonlar (sinüzit, diş ve dişeti enfeksiyonları vb.), Helikobacter pylori enfeksiyonları, bazen hepatitler, bazen bazı kanser türleri vardır. Bu nedenle bir çok araştırma yapmak gereklidir. Tüm ayrıntılı araştırmalara rağmen %60-65 vakada hiçbir neden bulunamayabilir. Bu hastalar da idiyopatik (sebebi bilinmeyen) kronik ürtiker olarak adlandırılır. Tedavi: Hastalara öncelikle alerji testleri ve kökende yatan hastalığın araştırması da yapılmalıdır.En iyi tedavi etkenin saptanması ve bu etkenden sakınılmasıdır. Bu kolaylıkla yapılamaz ve bazen imkansızdır. Doktorunuzun yazacağı antihistaminik dediğimiz ilaçlar genellikle ürtikerde iyileşme sağlar. Ürtikerin oluşmaması için en iyi yol anthistaminiklerin düzenli bir şekilde alınmasıdır. Doktorunuz size en uygun olan bir veya birden fazla antihistaminik seçeneğini reçeteleyebilir. Şiddetli olgularda epinefrin veya kortizon enjeksiyonuna ihtiyaç duyulabilir. Diğer ürtikerler: 1-Fiziksel Ürtiker: Sıcak, soğuk, basınç, titreşim ve egzersize bağlı olarak gelişebilir 2-Solar Ürtiker:Güneş ışınları ile oluşur. 3-Demografizm:Ovuşturma,kaşıma ya da çizik ile oluşur. |
|||||||||||
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||||
|
Siğiller
Viral kökenli bir hastalıktır. HPV( Human Papilloma Virüs)'e ait bir enfeksiyondur. Şekilleri görüldükleri bölgeye göre değişse de genelde;deriyle aynı renkte,nasır gibi sert,kabarık görüntülerdir. Bulaşıcıdır:Kişiden kişiye direkt temasla geçer.Bu yüzden siğili olan kişi dikkatli olmalıdır. Genel olarak dört çeşittir: -Ellerde gördüğümüz yaygın siğil . -Ayak tabanında rastlanan, deri içine gömülü siğiller. -Daha çok yüz ve saç derisinde görülen düz siğiller. -Genital bölgede görülen ve cinsel temasla bulaşan siğiller.Bulaşma özelliği en yüksektir.Bu konuyu zührevi hastalıklarda daha derin inceleyeceğimizden burada sözünü edeceğimiz siğiller sizinde siğil dendiğinde ilk aklınıza gelen ,genital bölge dışındaki siğiller olacak. Her yaşta sıkça rastlana bir hastalıktır.Siğiller kendi kendine geçmez.Viral kökenli olduğundan tedavi edilmediği sürece kalır.Hatta artış gösterebilir. Bulaşım: -el sıkışma -aynı havluyu kullanma -öpüşme -dokunma -ortak kullanım alanları -hamam -jakuzi gibi yollarla bulaşır.Yani bulaşım bu kadar kolaydır. Risk grubu: -allejik bünyeliler -anemik olanlar -yoğun stresi olanlar -hijyenik kurallara uymayanlar -düzensiz ve dengesiz beslenenler Tedavi: Her ne kadar halk arasında rağbet gören tedavi biçimleri;okutma,çalınmış pirinç basma,boyalı su sürme tarzında tedaviler olsa da biz burada tıbbi yaklaşımdan söz edeceğiz. Genellikle çocuklarda görülen siğiller bir süre sonra kendiliğinde kaybolur.Bu yanıltıcı olur ve bir çok insan siğillerin tedaviye ihtiyacı olmadığını düşünür. Sigiller tedavi edilmedigi taktirde artabilir. Kremler: Jel tarzındadır.Genelde sayıca az yüzeyel siğillere uygulanır. Krioterapi:Dondurma tedavisidir. Elektrokoter:Yakma gibi tedaviler uygulanır.Ayrıca cerrahi yöntemle de siğil alınabilir. Lazer de son yıllarda uygulanan bir yöntemdir.Ayrıca sebep olan virüse karşı (HPV)aşı çalışmaları yapılmaktadır. Uyuz Ancak mikroskopla görülebilen bu canlı , yazık ki deri altında dolaşan hareketli bir hayvancık bir parazittir.Küçük, yuvarlak vücutlu ve 8 bacaklı olup deride yuva yapar ve alerjik bir reaksiyona sebep olur,çılgınca kaşındırır. İnsandan insana yakın temasla geçer. Isı ve kokunun cezbettiği canlı;yuva yapmak, yumurtalarını bırakmak ve dışkısını atmak için üst deri içerisinde tüneller açar.Kurtçuk yumurtadan çıkar ve derinin yüzeyine doğru hareket eder ve yetişkin bir canlıya dönüşmek için deri yüzeyindeki epidermis tabakası içinde yaşar.Vücuda yayılmadan bir ay geçebilir. Belirtiler: -ilk belirti;özellikle geceleri artan şiddetli kaşıntıdır. -bu belirtiden öncede kişi çevresine uyuzunu bulaştırmaktadır. -başlarda, küçük kırmızı kabarcıklar ve sivilceler görülür. -ilerlemiş vakalarda deri kabuklu ve pullu olabilir. -çoğunlukla vücudun kıvrım ve çatlaklarında başlar,özellikle parmaklar arasında, dirsek ve bileklerde, kalça ve kemer hizasında, kadınlarda meme başında, erkeklerde cinsel organda görülebilir.Bileziklerin, yüzüklerin altındaki deride saklanırlar.Göbek çevresi ve koltuk altı sevdikleri yerlerdir. Tanı ve tedavi: Tanı kesinlikle bir dermatolog tarafından konmalı.Bu belirtiler görüldüğünde,kendi kendinize bir tedavi için uğraşmak yerine kesin tanı için Hemen doktora başvurunuz.Yoksa uyuzunuzun hem çevreye yayılmasına hem,bütün vücunuza yayılığ direnç kazanmasına neden olursunuz. Uyuzunuzdan ancak reçeteli kremler sayesinde kısa sürede kurtulabilirsiniz.Bu kremleri sürmeden önce ve sonra banyo yapılır.Vücuda kuruyken , yatmadan önce sürülür,8-14 saat vücutta kalması gerekir.Bu süre geçince yıkanılır. Kesinlikle kaynatılmış temiz eşyalar giyilmelidir. Uyuzlu kişinin kullandığı çarşaf ve çamaşırlar,otomatik makinede 90 derecede yıkanmalıdır.Ve sonrasında kızgın ütüyle ütülenmelidir. Yıkanamayacak eşyalarda bir poşete konup,ağzı iyice kapatılıp en az bir hafta sonra kullanılır. Bütün evi elektirikli süpürgeyle süpürüp,torbayı yok edilmelidir.Uyuz ,karşılaştığı her insana eşit davranır.Zengin,fakir,genç,yaşlı olmanız onu ilgilendirmez.Uyuzlu biriyle yakın temas yeterlidir. Risk altında olanlar: -Hijyenik kurallara uymayanlar -Bağışıklık sisteminin zayıf olanlar -Toplu yerlerde yaşayanlar bitlenme Bedenimizi konak olarak kullanan bir parazittir. Bir susam boyutundaki bu böcek insan kanını emerek beslenir.İnsandan insana kolayca bulaşır. Konağına yapışarak tutunur. Bitlerin zıplama ya da uçma özelliği yoktur, çeşitli etkilerle sıkıca tutunduğu konaktan dökülebilir.Bu sırada diğer insana geçer. Eğer yapışacak yeni bir konak bulamazsa genellikle 48 saatte ölür. İnsan biti ile hayvan biti farklıdır. Birininki diğerine bulaşmaz. Bit bulunduğu yerde yumurtlayarak ürer.Yumurtasına sirke deniz bej renkli ve gene konağına yapışıktır. Bitlenme vücutta 3 şekilde görülür. Kasık biti:İnsandan insana bulaşımı cinsel ilişki esnasında,klozetlerden,çarşaf veya havlulardan olabilir. Baş biti:Çok küçük olduğundan böceği görmek güçtür.Daha çok saçın diplerine bıraktığı sirkelerinden fark edilir.Özellikle ense ve kulak arkasını seçerler.Toplu yaşanan yerlerde,(okul,yuva) yayılımı kolaydır. Vücut biti: Daha çok yetişkinlerde görülür.Bulaşım aynı yatağı,aynı iç çamaşır ya da giysileri paylaşmakla olur. Bitler elbiselerin kıvrım yerlerindeki dikiş yerlerinde bulunur. Belirtiler: -Kaşıntı:Bu kaşıntının bitlerin tükürüğüne karşı alerjik bir reaksiyon olduğu düşünülmektedir. -Sirke:Genellikle kendisinden ziyade sirkesini yakalarsınız.Bulunduğu yerde pullanma ve kan emildiği için kızarıklık görülebilir. -Vücutta: ilk belirtiler pembe nokta biçiminde özellikle sırt ortası bölgede kaşıntılı döküntülerdir Tedavi: -Özel olarak bu böceği ve sirkelerini yok etmek amacıyla satılan şampuan ve solüsyonlar vardır.Bunlar prospektüs okunarak uygulanabilir. -Giysiler ve çarşaflar çok sıcak suda yıkanır.Bit ve sirke sıcağa dayanamaz. -Yıkanamayacak eşya ve nesneler bir torbaya hava almayacak şekilde konup,sıkıca kapatılıp iki hafta süreyle bekletilmelidir.Bu sürenin sonunda ancak iyice çırpılıp silkelenerek, yeniden kullanılmalıdır. -Evde her yer elektirik süpürgesiyle çektirilip torba yok edilmelidir. -Unutmayın ki ailede birinde varsa diğerleri de tedaviye dahil edilmelidir. -Kasık bitinde de birlikte olduğunuz kimselere haber vermelisiniz.Ve tedavi olmadan yeniden cinsel ilişkide bulunmamalısınız. Önlem olarak; hijyenik kurallara uymak ve çocuğu sık sık muayene etmek yeterli olabilir. __________________
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#4 (permalink) | |||||||||||
|
Aft ve ağız içi yaraları
Sadece ağız içinde oluşur.Daha çok dudak ve yanak mukozasında ,dil üzerinde, yumuşak damakta,diş eti üzerinde görülen soldun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş yaralardır. Bulaşıcı değildir. Aftın oluşmasına virüsler neden olmaz.Herkes en az bir kez bu sorunu yaşamıştır.Daha çok bayanlarda rastlanan bu rahatsızlığın yaraları ,genellikle tek olarak görülse de birkaç bölgede birden de görülebilir. Nedeni: Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, olayı kolaylaştıran faktörler şöyle sıralanmaktadır. -Vücut direncinin düşmesi -Mukozayı tahriş edebilecek yiyecekler.(ekşi,sert mayalı) -Sistemik bazı hastalıkların semptomu olarak gelişebilir.(Behçet hastalığı gibi) -İlaç yan etkisi olabilir -B12 vitamin eksikliği ve demir eksikliği. -Yanak dil,dudak ısırma.Yerine tam oturmayan diş protezleri. Tedavisi: Aftlar herhangi bir tedavi uygulanmasa da genellikle 7-10 gün sonra kendiliğinden iyileşmektedir. Aft için özelleşmiş ağız içi (topikal steroidler) kremler kullanılabilir.Ayrıca; -Sıcak, asidik ve tahriş edici gıdalardan kaçınılmalıdır. -Yarım bardak suya yarım kaşık karbonat ilavesi ile elde edilen solüsyonla günde üç kez gargara yapılabilir. Diğer ağız yaraları: Bizim burada ağız yarası anlamında en sık rastlanan rahatsızlık olarak AFT ı seçmiş olmamız sizi yanıltmasın.Ağız içinde oluşabilecek tek yara ne yazık ki aft değil. *Ağız içi yaraları;mukozada derin veya yüzeysel doku kaybına neden olan genellikle ağrılı ve acılı rahatsızlıklardır. *Her bir ağız yarası tek başına değerlendirilebileceği gibi çok ciddi bir hastalığın belirtisi olarak da karşımıza çıkabilir. *Özellikle ağız mukozasındaki derin ve hızla yayılan yaralar ağız içi kanserini,frengi ve tüberkilozu akla getirmelidir.Ne yazık ki frenginin ağız içi bulguları aftla çok karıştırılıp yanıltıcı olabilirler. *Ağız içindeki beyaz lekeler genelde mantarı (pamukçuk) düşündürür ve gazlı bezle silindiğinde geçer. *Ama silmeyle geçmeyen, bir diğer beyaz belirti türü;sertçe ve alt dokulara yapışık, net sınırlı ve porselen beyazı olan leke veya kabartılardır.'Lökoplazi'adı verilen bu hastalığın, %10 - 15 oranında ağız içi kanserine dönme olasılığı vardır. *Ağız içindeki kitleleri,koyu renkli kabartıları önemseyiniz. Behçet hastalığı Özellikle deri altı, göz ve beyin damarlarının iltihaplanmasına yol açan, sebebi bilinmeyen nadir görülen bir hastalıktır. 1937 senesinde, Türk doktor Hulisi Behçet tarafından ilk kez teşhis edildiğinden tıp literatürüne de Behçet hastalığı olarak geçmiştir. Bu hastalık daha çok 30-40 yaş arası erkeklerde görülür.Ayrıca ipek yolu üzerindeki ülkelerde daha çok rastlanır.Yani Türkiye'den Çine.Bulaşıcı değildir.Kalıtım faktörünün işleyişi de ilginçtir.Bir kardeş olurken diğerinde hiçbir belirti görülmeyebilir. Biz burada Behçet hastalığının deri bulgularından söz edeceğiz. Ağız yaraları: Ağızda çeşitli yaralar olabileceği gibi,sık tekrarlayan aftlar da Behçeti düşündürmelidir.Aftlar genelde tekli değil çokludur. Genital Yaralar: -küçük -deriden kabarık kırmızılık olarak ya da sivilce gibi başlayabilir.Daha sonra bu yaralar, zımbayla delinmiş gibi bir görünüm alır.Yara sonrası iz kalır.Zor iyileşir. Bedende sivilce tarzı yaralar: Cerahatli sivilceler şeklindeki bu yaralar sırtta,ense,yüz ,kollar,göğüs,kalçalar,kasıklar ve cinsel bölgede yerleşebilir.Diğer sivilcelerden hiçbir farkı olmadığından ancak Behçet hastalığı başka belirtilerden verirse ayırt edilebilir. Nedenleri: Bilinmemektedir.Ama genellikle bir dış etkenden virüslerden şüphelenilmektedir. Tedavi: Şu ana dek kesin bir tedavisi yoktur.Tedavi semptoma yönelik olarak devam eder.Yani biz deri semptomlarından söz ettiğimize göre derinin bölgesel yaralarına yönelik tedavi uygulanır. Bağışıklığı baskılayan ilaçlar kullanılması denemiş ancak bazı toksik etkileri yüzünden devamlı kullanılamayacağı görülmüştür. Deri kanserleri Deri kanserlerinin en sık görülen üç tipi vardır: 1.Bazal hücrelerinden kaynaklanan 2.Skuamöz hücrelerinden kaynaklanan 3-Melanin hücrelerinden kaynaklanan (Malign Melanom ) 1-Bazal hücreli kanserler: En sık rastlanan cilt kanseridir. % 85 baş boyun bölgesinde görülür.Deride yeni meydana gelen, -yüzeyden hafifçe kabarık -üstü kabuklu, -pullu, -parlak, -üzerinde küçük damarcıklar bulunan -hafif bir zedelenmeler sonrası kanayabilen çeşitli görünümlere sahip her türlü ;leke ,noktacık oluşum ya da çıkıntı bu tür bir kanseri düşündürebilir. Gene bu görünümler mavi,kahverengi ya da siyah bölgeler içerebilir.Kaşıntı ve yanma da buna eşlik edebilir. Çok yavaş ilerler ve nadiren başka organlara yayılım gösterir. nadiren hayati vardır tehlikesi. Tedavi:Kolayca teşhis edilebilir.Hastalar tutulum bölgesi nedeniyle erken dönemde doktora başvurduğundan, tedavisi mümkün olur.Genellikle tekrarlamaz.Tedavide cerrahi,kürüme,radyasyon,laser ve dışardan ilaç uygulması gibi seçenekler kullanılır. 2-Skuamoz hücreli kanserler:Sık rastlanan diğer bir cilt kanseri tipidir. Dudaklar, yüz ve kulaklarda sık rastlanır. Normal ciltte nadir görülür. Sıklıkla ileri yaşta, güneşe maruz kalan bölgelerde iyileşmeyen yaralar şeklinde görülür. Virüsler, eski yanık alanları, çeşitli cilt hastalıkları zemininde de gelişir. -büyüyen şişlikler şeklinde -genellikle kaba yüzeyi olan yada yavaş büyüyen -düz kırmızımtırak yamalar içeren -ileri dönemde kötü kokulu -daha çok siğil benzeri şekillerde oluşumlardır. Oldukça hızlı büyür, derin ve uzak dokulara doğru hızlı ilerler. Lenf bezlerine bazen de iç organlara yayılabilir. Eğer tedavi edilmezse hayatı tehdit eder duruma gelir. Tedavi:Hızla büyüyen bu oluşumlar öncelikle cerrahi olarak alınır.Ardından Kanserin bulunduğu döneme göre kanser prosedürü uygulanır. 3-Malign melanom:Cilt kanserlerinin üçüncü tipi olan malign melanomalara daha az rastlanır.Ama erken teşhis edilmezse öldürücüdür.Deriye rengini veren hücrelerin (melanositlerin) kanseridir. Normalde derinin üst katmanında yerleşik halde bulunan ve deriye rengini veren melanositler ; kanserleştiğinde, hızla diğer dokulara da yayılır ve fonksiyonlarını bozabilir. Belirtileri: Vücudun daha çok güneşe maruz kalan bölgelerinde görülür. -çeşitli renklerde (kırmızı,mavi,beyaz,siyah ,alacalı) -düzensiz sınırlarda (köşeli çentikli,askılı) -düzensiz yüzeylere sahip oluşumlardır -vücutta varolan benlerden olabileceği gibi sonradanda gelişebilir -kaşıntı,kanama,iltihap olabilir -ya da derinizde size anormal gelen herhangi bir değişiklik Ben muayenesinde beninizde şu bulgulara rastlarsanız bunları melanoma belirtisi olarak değerlendirip hemen bir dermatoloğa başvurmalısınız -Asimetri : Benin bir yarısının diğer yarısından daha büyük olmasıdır. -Sınır düzensizliği :Benin kenarlarının düzensiz olmasıdır. -Renk: Ben üzerindeki renk eşit değilse; ben üzerinde yama tarzlı siyah, kahverengi, bronz ve bazen mavi, kırmızı ya da beyaz alanlar bulunması önemlidir. -Çap: Ben 6 mm?den büyük ise önemlidir.(Ancak son yıllarda bilinçlenme ve erken tanı sayesinde melanomlar 6 cm olmadan da yakalanabilmektedir.) Erken tanı:Melanomaların %30 u bir ben üzerinden gelişir.Her birimiz benlerimizi düzenli aralıklarla kontrol etmeliyiz.%70 lik bölümü ise, normal cilt zemininde oluşur.O halde cildimizde sonradan çıkan;değişik görünümlü, hızlı büyüyen, renk değişikliklerini ya da kistik bozuklukları fark ettiğimizde de acilen bir dermatoloğa başvurmalıyız. Acilen diyoruz çünkü ; Ancak erken evrede tanı konabilirse, deri kanseri için etkin bir tedavi söz konusudur. Yoksa büyük bir hızla lenf düğümlerine ardından da tüm vücuda yayılım gösterir Nedeni:Kesin nedeni bilinmemekle birlikte; -genetik yatkınlık, -fazla miktarda güneş ışığına maruz kalmak (Ultraviole ışınlarına karşı dünyayı koruyan ozon tabakasının incelmesinin de cilt kanserlerinde ciddi bir artışa neden olduğu bilinen bir gerçektir.) -solarium, -bronzlaştırıcı kozmetik ürünlerin. Risk altında olanlar: -Açık tenliler, -Ciltlerinde kolayca çillenme olanlar, -Çok fazla sayıda,şekilde ve boyutta beni olanlar -Ailesinde cilt kanseri bulunanlar, -Güneşe aşırı maruz kalanlar -Güneşe duyarlılığı olanlar -Herhangi bir sebeple radyoaktif ışın tedavisi (radyoterapi) uygulamaları, -Uzun yıllar iyileşmeden kalan açık yaralar, -Deride soruna yol açabilecek herhangi bir kimyasala çok uzun sürelerle maruz kalmak Tedavi:Biopsi yapılmadan, tanının konulması, seyir ve tedavi seçenekleri belirlenemez.Tedavi melanomanın durumuna göre yönlenir.En iyi tedavi tabii ki erken tanıdır.Erken devrede ve deri üst yüzeyiyle sınırlıysa böyle bir melanoma basit bir cerrahi işlemle mutlaka tedavi olur. Yayılmanın durumu ve derinliği belirlenir ve ona göre bir cerrahi işlem gerçekleştirilir. Derinleşme ne kadar fazlaysa tedavi şansı o kadar azdır.Tedavi kemoterapiyle desteklenir. Saç ve saç dökülmesi Saçlarımız; beynimizi saklayan kafatasımızın herhangi bir travmayla karşılaşması halinde; bunun şiddetini en aza indirebilecek esnekliği sağlayan uzantılardır. Kafatası derimizi korur ve vücut ısımızı dengeler. İnsan saçı keratin denen bir proteinden oluşur. Keratin tırnakta da bulunan dayanıklı bir maddedir. Sosyal yaşamda ise;güzelliğimizi tamamlayan bir unsurdur.Bakımlı,parlak ve gür saçlar sağlığımızı da yansıtır ,kendimize güvenimizi arttırır.Kadın ya da erkek olmamız bunu değiştirmez.Saçlarımızı önemseriz. Saçlar biçimsel olarak düz,dalgalı ya da kıvırcık olabilir.Renkleri de değişir: sarı,kızıl,koyu tonlarda olabilir.Saçlarımızın şekil ve renginde genetik faktörler önemlidir. Saçlarımıza rengini veren renk maddeleri, zamanla azalmaya başlar.Bu da beyazlaşmaya neden olur.Bu süreç bir çoğumuzu, isyana sürükleyen bir noktadır. Çünkü;kimilerimizin 50 yaşına dek saçına tek ak düşmezken;kimilerimiz, ailemizin diğer fertlerinde de olduğu gibi,çok genç yaşta ağarmış saçlara mahkum oluruz. Saçlarımızda da; bedenimizin geri kalanında olduğu gibi genetik mirasımız belirleyici rol oynar ve bu konuda belki olağanüstü değişiklikler yapamayız. Ama hiç değilse,genetik mirasımızın farkına vararak, bu konuda ne bilimsel çalışmaları ve yenilikleri takip edebiliriz: Genetik faktörleri bir yana bırakırsak;ne yazık ki bir çok başka etken de saçlarımızın sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir.Saç dökülmelerinden kelliğe varan bir sürece neden olabilir.Biz saçlarımızın normal yaşam döngüsünü bilmeliyiz ki bir sorun geliştiğinde bunu fark edelim. Saçın normal yaşam döngüsü: Normalde kafamızdaki saçların %90 ı gelişim (büyüme) evresindedir.Bu gelişim evresi 2-6 yıldır.Geri kalan %10 luk kısım ise dinlenme evresindedir.Bu dinlenme dönemi 2-3 ay sürer. Bu ne demektir:Saçlarımız doğar, 2-6 yıl arasında değişen ömürleri vardır.Ve bu süre tamamlanınca, artık kafa derisiyle ilişkileri yavaş yavaş kesilir.Ve 2-3 ay gibi bir sürede saç kökünden zayıflar,incelir ve dökülür. Bir insanda ortalama 100.000-150.000 arasında saç teli vardır. Dökülen bir saç telinin yerine 6 - 10 haftada yenisi çıkar. Her bir saç kökünden, insan ömrü boyunca ,20 kez yeni saç çıkabilir. Saçlarımız ayda ortalama 1cm uzar.Yaşla birlikte bu da yavaşlar. Bir saç teli 100 kğ. ağırlığı çekebilir.(Sirk trapezcilerinin, kadın partnerlerinin saçlarından tutunarak havada asılı kaldıkları sahneleri anımsayınız) Günde ortalama 100 adet kadar saçın dökülmesi normaldir .Özel bir hastalığa bağlı bir dökülme nedeni olmadığı sürece aralardan dökülen saçlar fark edilmez. Daha fazla dökülmesi durumunda bir dermatoloğa başvurmakta her zaman yarar vardır. Saç dökülmesinin nedenleri: -Androgenetik Alopesi (erkek tipi kellik): Saçın renginde, uzama yeteneğinde ve kalitesinde olduğu gibi, dökülmesinde de genetik faktörler önemli rol oynar. Belirtiler: -saç dökülmesinin artması, -başın özellikle en üst kısmındaki saçlarda incelme, -saçta genel olarak hacim azalması, -önce başın ön kısmındaki saçlarda azalma -bir süre sonra tepede açılma(kellik) -açılan deride ince tüyler Nedeni ve Seyri : Androgenetik alopesi (erkek tipi kellik) olarak bilinir.Bu durumda; DHT(erkeklik hormonu yani testesteronun bir türevidir) genetik olarak risk taşıyan erkeklerde saç dökülmesinin tek sorumlusudur. Kelliğin en yaygın sebebidir. Erkek tipi saç dökülmesi normal saç döngüsünün dışında bir durumdur. adından da anlaşılacağı üzere, genetik nedene bağlıdır.Kişi bu özelliği anne ve babasının soy ağacındaki bireylerden alır.Eğer genetik kodunuz saçınızı kaybetmeye programlıysa ve siz bu konuda bir şey yapmazsanız; bu sonla mutlaka karşılaşırsınız. Erkek Tipi Saç Dökülmesi erkeklerdeki en yaygın saç dökülmesi tipidir. Ama kadınlarda da görülebilir;tam kellik olmasa bile saçlarda incelme ve seyrelme meydana gelir. Erkek tipi saç dökülmesi (androgenetik alopesi) 10 lu, 20 li ve 30 lu yaşlarda başlayabilir. Bu tip saç dökülmesi zamanında önlem alınmazsa; saçların geri dönüşsüz kaybı ile noktalanır. -Hormonal Dengesizlikler: Hormonlar saçların büyüme hızında ve dökülmesinde çok önemli rol oynamaktadır. Erkekte, erkeklik hormonu düzensizlikleri;kadınlarda ise menapoz,adet düzensizlikleri ve hamilelik dönemi saçlarda seyrelme ve kalitesizleşmeye neden olabiliyor.Tiroit bezinin büyümesi olarak adlandırılan guatr hastalığında da; tiroit hormonlarının hem az salınımı hem de çok salınımı saç dökülmesi yapar. Hastalık tedavi edildiğinde saç dökülmesi geri döner. -Stres ve Beslenme Yetersizliği:Ruhsal stres ve fiziksel stres (ateşli hastalık, ameliyat ve kaza gibiolayların sonrası) dönemlerinde saç dökülmesi artar. Aşırı rejim yapanlar da aynı sorunla karşılaşır.Demir, bakır,çinko, B12,folik asit gibi günlük gıdalarımızla almamız zorunlu bazı vitaminleri alamıyorsak ; tüm vücudumuz gibi saçlarımız da buna tepki verir.Kalitesiz ve mattır.Dökülme artar. -Saçlı Deri Hastalıkları: ''Alopecia areata'' ; iz bırakmayan, parçalı saçdökülmelerin en önemlisidir.Kesin nedeni belli olmayan hastalıktır. Dökülme ani,beklenmedik ve sarsıcı olur.Başlangıçta, genellikle 1 - 2 cm. çapında kılsız, parlak,sınırlı ve para şeklindedir. Bazen bir yayılma da görülebilir. Genellikle tedavi edilmese bile 3 - 6 ayda kendiliğinden iyileşir Ender olarak, hızla ilerleyen ve tüm saçı, hatta kaş, kirpik ve vücut tüylerini de döken daha şiddetli türleri de görülebilir. Sebebi belli olmasa da; psikolojik gerginlik ve sıkıntılar etkilidir.Saç mantarı da bölgesel kelliğe neden olur.Ama mantara özel kel alan üzerindeki kepekler ve kırık saçlar sayesinde ikisinin karışmasını önler. -Doğum Sonrası: Doğum yaptıktan 3 - 4 ay kadar sonra başlayan ve tam nedeni anlaşılamamış bir özel bir dökülme şeklidir. 6 ay kadar sonra düzelir. -Saç Koparmalar: Kimilerinde çocukluktan gelen bu saç koparma ve saçları sürekli gererek toplama adeti; önceleri geçici, zamanla kalıcı dökülmelere neden olabilir. -Mevsimsel saç dökülmesi: Mevsim geçişlerinde dökülmede artma olabilir. -İlaçlar,Radyasyon,Kemoterapi: Çeşitli kimyasal ilaçların ve kanser hastalarına uygulanan kemoterapinin neden olduğu saç dökülmeleri genellikle geri dönüşümlüdür.Uygulama sonlanınca saç yeniden çıkar.Ama kontrollü ya da kontrolsüz radyasyona maruz kalındıysa,dökülen saçların yerine yenileri çıkmaz. Kıl Kökünü Tutan Hastalıklar: Bazı kimyasal ve fiziksel nedenler kıl kökünün iltihabına neden olur.Bu da o bölgedeki saçların dökülmesiyle sonuçlanır.Kıl köklerine zarar veren hastalıklar da vardır.Bunlar bazı kanser türleri,yıkıcı deri tümörleri, sistemik hastalık semptomları ve kıl kökünü tutan bakteri ,virüs ve mantar enfeksiyonlarıdır. Saç dökülmesi ve kellik için tedavi yöntemleri: Saç dökülmesi ve saçta kellik şikayeti mevcut olduğunda; aktarlardan ve kocakarı ilaçlarından önce mutlaka zaman kaybetmeden bir dermatologa danışılmalıdır. Çünkü saç dökülmesinin erken dönemlerinde yapılan tedaviler çok başarılı olmakta ve kellikten kurtarılabilmektedir. İlerleyen saç dökülmelerinde ise kıl kökleri öldüğü için daha çok cerrahi tedaviler etkili olabilmektedir. Hastanın seçtiği dermatolog; -saç derisinin muayenesi, -saç tellerinin tetkiki -kan tetkikleri ile saç dökülmesinin nedenini tespit edecektir. Yukarıda anlattığımız bir çok saç dökülmesi durumu ; tedavi gerektirmez. Kötü beslenmeye veya hastalıklara bağlı dökülmeler bu etkenler ortadan kalkınca düzelir.Eğer tespit edilen durum ciddi bir geri dönüşsüz saç dökülmesi durumuysa , hekim hastasıyla birlikte karar vererek aşağıdaki tedavi yöntemlerinden birini düzenleyecektir. İlaçla Tedavi: -Minoxidil :Solüsyon formundadır.Saçlı derideki kılcal damarları genişletir,kan dolaşımını artırır ve kıl köklerini besler.Zayıf yapıdaki kıl kökleri beslendiğinde saç dökülmesi engellenir.Hem kadın hem erkeler kullanabilmektedir.Bu popüler çözüm reçetesiz ,Rogaine adı ile satılmakta ve özellikle saç dökülmesinin ilk aşamalarında çok işe yaramaktadır. -Finasterid :Erkek tipi kelliğin sorumlusu olan DHT nin oluşumunu engeller. Yani; testesteronun,DHT ye dönüşümünü engeller.Böylece saç dökülmesi önemli derecede durur.İncelmiş kedi tüyü türü saçlar kalınlaşıp güçlenmeye başlar.Daha çok erkekler için tasarlnmıştır.Tablet formundadır.Propecia adıyla pazarlanan ürün mutlaka doktor kontrolünde ve dr un belirlediği doz ve sürede alınmalıdır. Bu ürünler saç nakli operasyonu sonrası da destekleyici olarak kullanılmaya devam edilebilmektedir. Her iki ürün de FDA onaylıdır. FDA (Food and Drug Administration): American Gıda ve İlaç Kurumu) Saç mezoterapisi: Özellikle saç dökülme ve saç canlandırmada tercih edilen bir yöntemdir. Bu yöntemde çok ince uçlu mezoterapi iğnesi ile ; hazırlanmış özel bir kokteyl, direkt kıl köklerinin olduğu bölgeye enjekte edilir. Kokteyl İçeriği:Biotin,bepanthen,B12,çinko,kükürt,sele nyum ,demir ,kan dolaşımı düzenleyicileri, elastin,kollogen tetikleyeciler,keratın yapı elemanlarından oluşur.Bu ilaçlar saçlı deride, kan dolaşımının artmasını ve kıl köklerinin beslenmesini sağlayarak saçların dökülmesini en aza indirir. Saçlar parlaklık ve canlılık kazanır,seans sayısı problemin yoğunluğuna göre değişmektedir. Cerrahi yöntemler: Saç Transplantasyonu(saç ekimi ya da saç nakli diye de adlandırılır): Bu yöntemde; saç dökülmesi eğilimi olmayan bir bölgeden incecik iğnelerle,kökleri korunarak alınan saç telleri ; saç dökülmesi olan bölgelere nakledilir. Nakledilen bu saç telleri kendi orijinal bölgesinde olduğu gibi büyümeye devam ederse nakil ya da saç ekimi başarılı olmuş demektir.Ama saçın normal döngüsünü hatırlayacak olursak, nakledilen saçların bir süre sonra dökülmesini doğal karşılanmalı ve gerçek sonuç için 2.5-3 ay beklenmelidir. Nakil için kullanılacak saçlar genelde;şakak,şakağın üst tarafı ve enseden alınır.Göğüs kıllarının kullanıldığı nakil durumları da vardır.Buna foliküler transplantasyon denir. Bir de saçlı deriyle birlikte şerit şeklinde trasplantasyon yapılabilir. Saç İmplantasyonu: Bazen saç naklinin uygulanamayacağı durumlar olabilir.Bazen de kişi bunu tercih etmeyebilir.Bu nokta da bir alternatif olarak saç implantasyonu devreye girer.Bu yöntemde sentetik saçlar kullanılmaktadır.Keratinle kaplı bu saçlar, gerçeğinden ayırt edilemeyecek bir görüntüdedir.Uygulama da kolay ve ağrısız olup istenilen miktarda saç yerleştirilebilir. Flap Cerrahisi: Tepedeki kelliği örtmek için bulunmuş ilk cerrahi yöntemlerdendir. Kafa derisinin bir tarafından saçlı derinin bir kısmı alınarak bunun kafa derisini örtecek şekilde kendi ekseninde öbür tarafa döndürülmesini içerir.Çeşitli tipleri vardır. Kel Bölgenin Daraltılması Operasyonu: Kellik gelişmiş kafa derisinden bir parçanın çıkarılması ve geriye kalan saçlı deri ile birleştirilmesini içerir.Böylece saçlı olan bölge ,saçı dökülen bölgelerin üzerini örtmüş olur. Medikal olmayan uygulamalar: Peruk: Takma saç uygulamaları.Günümüzde çok gelişmiştir. Kozmetik Ürünler:Saçlı deriyi boyama, saçı daha kalın ve uzun gösteren spreyler, şampuanlar ve kremler gibi ürünler yer almaktadır __________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#5 (permalink) | |||||||||||
|
Seboreik dermatit Aşırı yağlanma ve yağ bezlerinin çokça bulunduğu bölgelerdeki iltihaplanmaya seboreik dermatit denir. Bulaşıcı değildir. Tutulum: -saçlı deri(baş,göz kapakları,kaşlar,göbek deliği,koltuk altı) -burun kenarları,göğüs ortası ve kasıkta görülebilir. Belirtiler: -kaşıntı -kızarıklık -sarımtırak bir kepeklenme ya da pullanma -yağlanma Kimlerde daha sık görülür: -Bebekler:bez kenarları ve başta.Bez değişimi özel krem ve losyonlarla geçer. -orta yaş -yaşlılar Ayrıca: -akne ve sedef hastalığı olanlar -yağlı ciltli insanlar -fiziki ya da ruhsal stresi olanlar -bağışıklık sistemi baskı altında olanlar da risk altındadır. Hastalık Süresi: -Seboreik dermatiti tamamen ortadan kaldıran bir tedavi yoktur.Bu hastalık ancak kontrol altına alınabilir.Bazen kişinin stres düzeyine bağlı olarak ya da dış etkenlerin etkisiyle(soğuk gibi) azar.Tedaviyle yatışır. Tedavi: Yetişkinde tedavi,bebektekinden daha kuvvetli kortizonlu kremler,pomatlarla olur.Ayrıca bunun için özelleşmiş medikal şampuanlarla yıkanması gerekir.Bunlar kortizonlu bileşenler olduğundan doktor tavsiyelerine uyarak kullanılmalıdır. Frengi (sifiliz) Treponema Pallidum adı verilen bir bakterinin neden olduğu penis, vajina, anüs (makat) ya da ağız yolu ile bulaşan uzun seyirli, tedavi edilmediği takdirde zamanla vücuda yayılarak iç organların tümünü tutabilen iltihabi bir hastalıktır. Belirtileri: Cinsel temastan yaklaşık 4-5 hafta sonra , % 95 oranında cinsel bölgelerde , % 5 oranında da dudak, dil, damak, kulak, gögüs uçları, eller gibi bölgelerde ; -kırmızı, -deriden kabarık , -ağrısız -sivilce benzeri -çoğunlukla tek, nadiren de çok sayıda deri kabartıları oluşur. Bu kabartılar çok kısa sürede kraterleşerek ağrısız, sert ülserler ( yaralar ) haline dönerler. Tedavi: Bu yaralar tedavi edilse de edilmese de yaklaşık 6 hafta içinde ortadan kalkar.Ama bu durum hastalığın da ortadan kalktığı anlamına gelmez.Hastalık bu ülser döneminde fark edilip tedaviye başlanmazsa ;Kan yoluyla yayılarak tüm organları etkiler. Tedavisi çok kolaydır.Önemli olan bu ülseratif yaraları vücudunda fark eden kişinin hemen hekime başvurmasıdır.Hekimde uyanık olmalı ve teşhisi koyar koymaz hemen tedaviye başlamalıdır. Frengi genellikle penisilinle kolayca iyileşir.Penisilin dozu ve uygulanışı hekimce belirlenir.Kişi asla utanıp sıkılma yüzünden kendi kendini tedaviye kalkışmamalıdır.Bu mikroorganizmanın direncini yükseltmekten ve zaman kaybetmekten başka bir işe yaramaz. Tedavinin başlangıcından genellikle 24 saat sonra bulaştırıcılık kaybolur.Tedavi edilmezse uzun dönemde,felçler,körlük,ruhsal hastalıklar ve ölüm meydana gelir. Uyarılar: -Prezervatif kullanınız. -Çokeşli olmayınız. -Rast gele cinsel ilişkiden kaçınınız -Birlikte olduğunuz kişinin çokeşli olmadığından emin olunuz. Genital uçuk Son yıllarda tüm dünyada oldukça yaygındır.Nedeni Herpes Simplex adlı bir virüstür.İki tipi mevcuttur.Tip 1 genelde ağız ve yüzde Tip 2 ise genital bölgede (penis,vajina,kalça,rahim ağzı) uçuğa neden olur. Her iki uçuk da bulaşıcıdır! Bu sinsi virüs, vücuda genellikle dudak veya genital bölge mukozasındaki bir çatlaktan girer.Tedavi edilse bile, bir daha vücudu asla terk etmez. Virüsler hücre içi parazitlere benzerler. Kendi başlarına yaşayamazlar. Tamamen içinde bulunduğu hücreye bağımlıdırlar. Virüsler ve bakteriler insanlarda enfeksiyona neden olan mikroorganizmalardır. Bakteriler büyük ve bağımsız mikroorganizmalardır. Kendi başlarına yaşamlarını sürdürebilirler.Bu yüzden de onlarla savaşmak daha kolaydır.Oysa virüsler bedenimizin bir dalına tutunur, orada saklanır ve yaşamlarını sürdürürler. Peki Bu Ne Demektir: Diyelim ki bu virüs vücudunuza girdi.O şiddetli, ağrılı ve yangılı dönemi yaşadınız.Tedavi oldunuz ve ortadan kayboldu.İşte bu ortadan kayboluş sadece belirtiler için geçerlidir. Sizde belirtiler söner,rahatlarsınız.Hastalığınızdan eser kalmaz.Normal yaşamı kucaklarsınız.Oysa bu istenmeyen misafir; artık ömür boyu sizinledir. Bedeninizde ilerleyerek sinir düğümlerinize yerleşir.Uyuma evresine geçer.Uygun ortam bulduğu her fırsatta uyanır ve yeniden çoğalarak kendini gösteriri.Nükseder.İyi haber;Genital herpesde tekrarlar her zaman ilk ataktan daha hafif seyreder. İlk atak (primer herpes): Genital herpesin ilk hastalığıdır. İlk enfeksiyon genellikle aktif hastalığı olan kişi ile cinsel ilişki sonrası 2 ile 12 gün arasında ortaya çıkar. Vücut bu virüsle ilk kez karşılaştığı için oldukça ağrılı ve ciddi belirtilerle seyreder. Belirtiler 20 gün civarında sürer Oldukça ağrılı ve ağır seyreder.Virüs,hücre içine girdiğinde yaşamak için hücrenin fonksiyonlarını kullanır ve bundan dolayı hücrede hasara neden olur. Virüs bir kere vücuda girdiğinde, savaşmak için antikor dediğimiz savaşçılar oluşur. Bunlar kanda bulunurlar ve bağışıklık cevabı için çok önemlidirler. Bu hastalığın karakteristik belirtileri ; Birkaç gün öncesinden; -kaşıntı, -karıncalanma -bacaklardaki batıcı ağrılar tipiktir. Sonra; -kızarık bir döküntü başlar Kısa bir süre sonra (saatler içinde dahi) bu kırmızı zemin üzerinde; -Gruplaşmış su kesecikleri şeklinde kabartılar ortaya çıkar -Bu kabarcıklar çok ince duvarlı olduklarından bazen hastalar tarafından hiç fark edilmeden yüzeysel ülserlere (yaralara) dönüşebilirler - Şiddetli ağrı, Bu uçuklara; -Ateş, halsizlik, lenf nodu şişmesi gibi sistemik belirtiler de eşlik edebilir. -Kadınlarda lezyonlar içeride kalabildiğinden, belirti olarak sadece ağrılı cinsel ilişki gözlenebilir. -Kadınlarda belirtilere ek olarak idrar yaparken yanma ve vajinal akıntı oluşabilir Görülme yerleri: Kadınlarda en sık; -Vulva ( cinsel organdaki büyük küçük dudaklar ve klitoris) -Vajinanın ön kısmı -Rahim ağzı Erkeklerde en sık; -Penisin son kısmında -Testislerin üzerinde Hem kadın hem de erkeklerde nadir olarak anüs ve kalçada da görülebilir. Tanı: Aslında görünümü çok tipik olduğundan hekim sadece görüntüyle de tanı koyabilir.Ama kabartılar çok çabuk patladığından tanı için klinik görünümün yanında immünolojik kan tetkikleri, yara sıvısının mikroskobik incelemesi ve kültürü gerekebilir. Tedavi: Kesinlikle eşlerin her ikisinin de tedavisi gerekir.Ne yazık ki bir aşısı yoktur.Tedavi primer ve tekrarlayan enfeksiyonlar sırasında zovirax,asiviral gibi antiviral ilaçlarla ( ağızdan ve lokal ) 7 -10 gün süreyle yapılır.Çok inatçı tekrarlayıcı ( enfeksiyonlarda düşük doz antiviral ilaçlar uzun süre kür halinde ( 3, 6, 12, 24 ay ) kullanılabilir. Aktif ataklar sırasında cinsel temaslardan kaçınılmalıdır.Özellikle kadınlarda genital herpesin rahim ağzı ve vajina kanser riskini arttırdığı bilinmektedir.Bu nedenle herpes simplex virüsü taşıyan kadınlar periyodik smear testlerini ihmal etmemeliler. Bulaşma: Genital Herpes genellikle;aktif genital herpesi olan kişiden cinsel temasla bulaşır ama bulaşma ;hastalık belirtilerinin olmadığı dönemlerde bile oluşabilir. Gebelik esnasında herpetik lezyonu olan hastalarda çocuğu koruma amaçlı olarak sezeryan yapılmalıdır. Tekrarlama nasıl önlenir: Eğer genital herpesiniz varsa bununla yaşamayı öğrenmeli ve belirli aralıklarla tekrarlayacağını bilmelisiniz. Aktifleşmemesi için aşağıda sıraladığımız,tetikleyici faktörlerden kaçınmak zorundasınız. -Kontrolsüz alkol alımı -Güneşte uzun süre kalma -Mukozada çatlama,incinme -Direncin düşmesi;Bunun önüne geçmek için -stres ve ağır anksiyeteden kaçınınız -doğru ve dengeli besleniniz Genital siğil HPV (Human Papilloma Virus) denilen ve 100'ün üzerinde farklı tipi olan bir virüsün neden olduğu; kadınlarda üreme organlarında bazı kanser türlerine neden olduğu ispatlanmış yaygın bir zührevi hastalıktır.Genital siğiller, HPV'nin DNA'ya yerleşmesiyle ortaya çıkar. Virüs taşıyan ve lezyonlu olan kişinin partnerine sexüel temasıyla |