|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
COLOMERG(HAKKARI)TARIHI
![]() Hakkari Kürt coğrafyasının illerinden olup; bugünkü sınırları itibariyle Kuzeyde Van, güneyde Musul, doğuda Urmiye, batıda Şırnak ile komşudur. Tarihi geçmişi en eski olan Kürt illerindendir. Hakkari yöresi tarihin ilk dönemlerinden bu yana insan topluluklarının yerleşim yeri olmuştur. Bölgede prehistorik dönemlerde bazı yerleşmeler olduğu il sınırları içinde değişik yerlerde bulunan kaya resimlerinden anlaşılmaktadır. Ancak bu resimlerin hangi dönemlere ait olduğunun kesin olarak belirlenmesi de oldukça güçtür. Bu resimlerin önemli bir kısmı 2600m yükseklikteki Geveruk vadisinde yer almaktadır. Bunların çoğu yöredeki bir tür dağ keçisini belirtmektedir. İlkel ve simgesel olan av tuzakları ile hayvanlara sopalarla saldıran insan resimleri de vardır.. Bir başka kaya resimleri kümesi de Şiye Hendeveda tepesinin eteklerinde ortaya çıkarılmıştır. Kayalar üzerindeki çok sayıdaki resim kompozisyonu yöre halkının yerleşik hayata seçtiğini, avcılığın yanı sıra hayvancılık ve tarımla uğraştığını ortaya koymaktadır. ![]() İÖ.7000'den bu yana sürekli bir yerleşme yeri olan Hakkari yöresinin adına ilişkin ilk bilgilere, X.yy Arap tarih ve coğrafya kaynaklarında rastlanmaktadır. Ünlü Arap tarihçisi İn Havsal , yöredeki Hakkari yani Her-kariyan (Güçlü, savaşçı, edebilen) anlamına gelen ve o coğrafyada yaşayan boyların adıdır.. Böylesine geniş bir alanda Ertuşi ve Pinyanişi aşiretleri bu boylardan ikisi ve yöre siyasetinde etkin olanlarıdır. "Akar" ise köy altı sulak, bahçelik alan demektir. Bugün Hakkari merkez ilçesine bağlı bir köy ile, Yüksekova'ya bağlı Oramar Bucağı'nın bir köyü de yine bu aşiretin adıyla, Akar (Akarı) olarak anılmaktadır. Hakkari’yi de içine alan Kuzey Kürdistan’ın yüksek yaylalarında yaşayan insan topluluklarına ait ilk yazılı bilgiler M.Ö. 13 yüzyıldan başlayarak Asur yazıtlarından elde edilmiştir. Yazıtlarda belirtildiğine göre , dağlık yöredeki bu topluluklar yaklaşık M.Ö. 2000 den M.Ö. 900 yılına kadar bağımsız beylikler halinde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bunlara göre Van Gölünün Güneydoğusundaki dağlık yöre Hubuşki Kaki(a) ve Data(na) adında krallarca yönetilen, bağımsız bir birim görünümündedir. Bu kral adları Hurri kökenlidir. Hurriler ise Doğu Anadolu’nun en eski halklarından biridir ve dilleri Urartularla akrabadır. Adı geçen iki Kralından bazen de Nairi (Van yöresi) Ülkesinin kralı olarak ta söz etmek mümkündür. Hakkari yöresinde günümüze kadar pek çok krallık hüküm sürdüğü görülmektedir. . Hakkari ilinin asıl ismi Çolemerg'tir. Ermeniler buna İlmar, Süryaniler Gülarmak, Memluklar ise Colemerg adını vermişlerdir. Yörede Urartular, Medler, Akadlar, Asurlular, Persler, Makedonyalı İskender, İskender'in komutanlarından Selevkos'un yönetimindeki Selökidler, Sasaniler, Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar, Safeviler belirli aralıklarla hüküm sürmüşlerdir. Gerek bölgede hüküm süren Sasaniler ile Romalılar döneminde, gerekse de Osmanlılar ile Safeviler döneminde burada yaşayan Kürtlerin başına gelen; sürekli bir talan, sürekli bir işgal, sonu gelmeyen kıyımlar oldu. Burada bulunan imparatorlukların bir birleriyle çıkar amaçlı yapılan savaşların en ağır faturasını veren halk oldu. ![]() M.S 600 yıllarında Hz. Ömer döneminde bölgenin fethedilişiyle kısa bir zaman rahat nefes alınsa da, Emeviler ve Abbasiler döneminde aynı zulümler yine devam etmiştir. Osmanlı ve Safevi hanedanları arasındaki hesaplaşmaların buluşma noktası durumuna getirilen Kürdistan, her seferinde tekrar tekrar bölünmüş, tekrar tekrar parçalanmıştır. Çatışan güçler Osmanlı ve Safeviler iken, ölenler hep Kürtler olmuştur. Osmanlıların egemenliğinde bulunan Kürtlerin bir kısmının Şii olması; Safeviler’in egemenliğinde bulunan Kürtlerin ise bir kısmının Sünni olması, Kürtleri kullanmaya çalışan Osmanlılar ve Safeviler için paha biçilmez bir malzeme olarak görülmüş ve sürekli kullanılmıştır. Hakkari'de doğup büyüyen ve bütün bu zulümlere uğraya uğraya yaşayan Şêx Ehmedê Xanî, Kürt halkının bu trajik durumundan ünlü eseri 'Mem û Zîn'de şöyle söz eder : ![]() İşte kemale erdi talihsizliğimiz Acaba zevale yüz tuttu mu dersin? Yoksa hep böyle olduğu yerde mi kalacak Ben Allah'ın hikmetine şaşakaldım Kürtler dünya devletinde, Acep ne sebeple kalmışlar boynu bükük, Hepsi birden niçin olmuş mahkum? Onlar kılıçla şöhret şehrini fethetmişler. Himmet ülkesine boyun eğdirmişler Onların her bir beyi Hatem cömertliğinde Ve Rüstem cengaverliğindedir her bir erkeği. Bak Arabistan'dan Gürcistan'a kadar Kürtlüktür olmuş kaleler gibi. Bu Rumlarla Acemler onlarla hisar olmuş, Kürtlerin hepsi dört kenarda yer tutmuş. Her iki taraf, Kürt kabilelerini, İmha oklarına hedef yapmışlar Bu durumdan kurtuluşun; Kürtlerin birliği, örgütlülüğü ile olacağını belirten Ehmedê Xanî, 'Mem û Zîn' adlı eserinde, bu özlemini açıkça ifade etmiştir. Eserinde Mem ve Zîn'in aşkı etrafında çağının yaşantısını, o zamanın sosyal, kültürel ve idari durumunu da güçlü bir maharetle tasvir edip gözler önüne sermiştir. Xanî, o dönemde yöneticilere, devletin siyasi ve idari çarkına hakim olan anlayışı, usta bir üslupla anlatmış; bu geri, zalim, çarpık ve küflü anlayışı yerden yere vurmuş; yöneticilerin davranış ve anlayışını, özellikle onların kötü niyetli, kinci, çıkarcı ve dalkavuk kimselerin sözüyle oturup kalkmalarını ortaya koyarak kötülemiş, bu çürük ve haksız düzene karşı adeta isyan etmiştir. Onun özlemi 1847 yılında Bedirxan Bey'in başkaldırısıyla ete kemiğe bürünmüş ama istenilen sonuç bir türlü elde edilememişti. 1847'de Botan Emiri Bedirxan Bey, hazırlıklarını tamamlamış bir şekilde kapsamlı bir ulusal başkaldırıya öncülük eder. Hakkari ahalisi, Nurullah Bey'in öncülüğünde bu başkaldırıda yer alır. Ancak Osmanlı Paşalarının hilelerine kanan Bedirxan Bey'in yeğeni Yezdanşer, ona ihanet eder. Ve böylelikle bu büyük başkaldırı, yenilgiyle sonuçlanır. Dolayısıyla ayaklanmaya katılan Hakkari Beyi teslim alındıktan sonra, götürüldüğü Girit adasında acımasızca öldürülür(1849). ![]() Osmanlı Devleti tarafından Bedirxan Bey ayaklanmasının bastırılmasıyla Beylikler ortadan kaldırılınca, Kürt ulusal kurtuluş hareketi başsız kaldı. Bedirxan Bey’in Kürdistan'da oluşturduğu sükunet, O’nun devreden çıkmasıyla yerini kargaşa ve anarşiye bırakmıştı. Beylerin yerine bu boşluğu toplum içindeki itibarları ve bağlılarının çokluğu ile Şeyhler doldurdu. Bu liderler bu tarihten sonra gelişen Kürt hareketlerine uzun bir dönem önderlik edeceklerdi. Onlardan birisi de Hakkari bölgesinden Şemdinanlı Şeyh Ubeydullah'tı. Şeyh Ubeydullah mütevazi, kanaatkar, son derece dindar, halkının sorunlarıyla ilgilenen ve bu konudaki duyarlılığı üst düzeyde olan bir insandır. Batılı misyonerler ondan aşırı ulusçu ve aşırı dinci olarak bahsederler. Şeyh, batılı misyonerlerden birine şunu söylemiştir: "İran tabiiyetinde olsun, Türk tabiiyetinde olsun; Kürdistan' ın beyleri, prensleri ve halkı, işlerin bu şekilde iki hükümetle yürüyemeyeceğini düşünüyor ve bu durumu kavrayamayan Avrupa hükümetlerinin bir araştırma yapmak üzere harekete geçmeleri gerektiğini düşünüyor…Kürt halkı, ayrı bir halktır…İstiyoruz ki, işlerimiz elimizin altında olsun." Ulusal sorunlara duyarlılığıyla öne çıkan Şeyh, 1880'de başlatmış olduğu ayaklanmada, başta büyük başarılar elde eder. İngiltere, Fransa ve Amerika'nın devreye girerek, işbirliği yapan İran'a ve Osmanlı’ya yardım etmesi; Şeyh'in güçlerinin çoğunun disiplinsiz bir yapıda olması ve ele geçirilen yerleri talan etmeye başlayıp, birliklerinden ayrılmaları sebebiyle elde edilen başarılar korunamaz. Böylelikle bu büyük ve önemli kıyam da yenilgiyle sonuçlanır. Ayaklanma sonrasında bir zaman İstanbul'da tutulan Şeyh, serbest bırakılıp Şemdinli'ye dönünce ve yeni bir ayaklanmaya girişince, yakalanarak Mekke'ye sürgün edilir. Şeyh, vatanından uzak bir şekilde hayata gözlerini yumar. Sözünü ettiğimiz gelişmelerden hareketle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; Hakkari'nin Kürt tarihindeki yeri büyük bir önem arz etmektedir. Buradan çıkan büyük insanlar uzun bir dönem Kürt halkına önderlik etmişlerdir. Cumhuriyet tarihinde ilk başlarda il kategorisine bile alınmayan Hakkari, 1926'da il olur. Sonra 1932'de lağvedilir ve Van iline bağlanır. 1936'da bu karar değiştirilir ve Hakkari yine il olur. Başta Hakkari Merkez’in olmak üzere, hem şu anda Hakkari'ye bağlı olan ilçeler hem de Hakkari'ye bağlı olmayan ilçelerin Cumhuriyetin ilanı sonrasında isimleri değiştirilmiştir. ![]() İlçeler Hakkari, günümüzde Şemdinan (Şemdinli), Gever (Yüksekova) ve Çal (Çukurca) ilçelerini kapsamaktadır. Hakkari'de Yetişen Büyük Şahsiyetler: Şêx Ehmedê Xanî, Melayê Batê, Şêx Ubeydullah Nehri, Seyyid Abdulkadir, Seyyid Taha, Şeyh Muhammed Selim Efendi, Seyyid Salih, Abdullah'ı Şemdini, Selhaddin-i Eyyubi nezdinde büyük nüfuz ve itibar sahibi olan İslam hukukçusu Ebu Musa bin Muhammed gibi şahsiyetler Hakkari asıllıdırlar. Hakkari'deki Tarihi Eserler Taş Köprü Şemdinli ilçe merkezine 12 km, Nehri köyüne 4 km mesafede Şemdinli deresi üzerinde kurulmuştur. Yüksek dağların arasında derin bir vadide yer alan köprü, kuzey güney istikametinde tek açıklık halinde her iki ayağı kayalıklara oturmaktadır. Köprü yüksekliği 10.80 m, uzunluğu 21.20 m, genişliği ise 2.90 m ölçülerini ihtiva etmekte olup; tek gözlü, yolu eğimli köprüler gurubuna girmektedir. Kitabesi bulunmayan köprünün, 19. yüzyıl sonlarında yapıldığı sanılmaktadır. ![]() Çay Kalesi Şehrin güney tarafında 7-8 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Kale, sarp ve kayalık bir tepe üzerinde yer almaktadır. Kaleye hem kuzey hem de güney tarafından tırmanılabilir. Günümüzde, kuzey kenarında yarıya kadar araba için yol açılmış olup, geri kalan kısmı tırmanma yoludur. Çolemerg Kalesi Hakkari merkezinde kuzey güney yönünde uzanır; yüksekliği 100-200m dir. Bir tepe üzerinde kurulmuştur. Kaleden günümüze hiç bir kalıntıya rastlanmamıştır. Bu nedenle mimarisi hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Ancak gerek Evliya Çelebi ve gerekse de diğer tarihi kaynaklarda, Hakkari kalesinden bahsedilir. Zeynel Bey Medresesi Medrese, Hakkari merkezde bahçeler içinde bir dere kenarında yer almaktadır. Bu gün büyük ölçüde yıkılmış olan medrese, Hakkari Beylerinden Zeynel Bey tarafından yaptırılmıştır. Zeynel Bey 1560-1578 yılları arsında Hakkari Beyliğinde kalmıştır. Meydan Medresesi Hakkari merkezde bulunmaktadır. 1984 yılında onarımı yapıldı. Medresenin giriş kapısındaki kitabenin üzerinden, H.1112./M.1700-1701 tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Kitabede kim tarafından yapıldığı belirtilmemesiyle beraber, Hakkari hükümetinin yöneticisi olan İzzetin oğlu İbrahim Bey tarafından yapılmış olduğu sanılıyor. Medrese, 23.40mx18.25m dış ölçülere sahip, kareye yakın dikdörtgendir. Avlulu, iki katlı ve iki kanatlı medreseler grubuna girmektedir. Yapıya, güney cephesinin güneyinden girilmektedir. ![]() Kırmızı Kümbet Zaviyesi Hakkari merkezde olan yapı günümüzde oldukça harap ve yıkılmış vaziyettedir. Kalan duvar kalıntılarından planını belirtmek mümkün olmamıştır. Halil Kilisesi Hakkari'ye 10 Km mesafede ana yol kenarındaki Halil mevkiinde bulunmaktadır. Nasturiler’e ait olan yapının üzerinde kitabe ve süsleme mevcut olmadığından, hangi tarihte kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Derav Kilisesi Zap vadisinde olan yapı, Derav mevkiinde bulunmaktadır. Zap suyunun karşı tarafındaki sırtta eğimli bir arazide kurulmuştur. Nasturilere ait olduğu kabul edilen yapının üzerinde kitabe veya süsleme olmadığından, yapının tarihi ve dönemi bilinmemektedir. Yapının tamamı, moloz taşlar ve kayalardan yapılmıştır. Dıştan üzeri toprakla örtülüdür; yer yer duvarları yıkılmıştır. Buna rağmen sağlam bir yapıdır. Kelat Sarayı Şemdinli'ye 17 km uzaklıktaki eski ilçe merkezi, Nehri'nin güney batısında dere kenarında kurulmuştur. Saray büyük ölçüde yıkılmış olup halen ayakta kalan iki kemer ve bir duvar bulunmaktadır. Rivayetlere göre saray Seyyid Ahmet Sıddık tarafından yaptırılmıştır. Seyyid Taha-i Hakkari'nin torunlarından olan Seyyid M. Sıddık, Seyyid Ubeydullah'ın oğlu olup, 1878-1903 yılları arasında yönetimde etkili olmuştur. ![]() Hakkari Coğrafyası Dünyaca Ünlü Ters Lale Yeryüzünde sadece Hakkari'nin Cilo Dağları'nda yetişen "Ters Lale", dünyanın en nadide çiçeklerinden biridir. Geçmişte Hakkari Bölgesi'nde yaşayan Asuri'lerin her sabah göbeğinden su yaydığı için 'Ağlayan lale' adını verdiği ve bu yüzden kutsal saydığı "Ters Lale", günümüzde de çok değerli. Boyu 75 santimetreyi bulan, her dalında 6 lalenin ters büyüdüğü doğa harikası çiçek, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'nca koruma altına alınmıştır. Kurul kararına göre lalenin il ve yurtdışına çıkarılması da yasak. ![]() Dağlar Cilo dağı(reşko), sümbül dağı, dilezi, kelemeri, Oramar, koran, şerrazi, vadinasur, mor dağ, supa durek dağı, gelyano tepesi, termal dağı, sat dağı, somur dağı, karaca dağı, gevoroki dağı, yekboy dağı, beyaz dağ, kisiro dağı, mere dağı, altın dağları, türemiş dağı, konaklı dağı ve benzeri bir çok dağ vardir. Bu dağlarda bitki ve hayvan flora ve faunası çok zengin olmakla beraber dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan türleri barındırmaktadır. ![]() Hakkari Platolar ve Yaylalar Nürdüz Platolasu Van'nın Çatak yöresinde başlayan plato Hakkari İl merkezinin kuzeyindeki Karadağ'a dek uzanır.Güneybatıda , Beytüşşebap yöresindeki Feraşin platosuyla birleşir.Nürdüz Platosunun , en alçak yeri 2.100m en yüksek yeri 2.750m dolayındadır. Feraşin Platolasu Botan Suyu ile Habur Suyu'nun su bölümü çizgisini oluşturan dağların güneye bakan bölümünde yer alan Feraşin Platosu çayır ve otlaklar bakımından Nürdüz Platosu kadar zengin değildir. Beytüşşebap'a doğru eğilim olan platonun yüksekliği 2.000m'nin üstündedir. Mendin platosu ve barçelan yaylasıda bulunmaktadır. Vadiler ve Ovalar Nehil vadisi, Gever ovası, Avarobaşin vadisi, Şemdinli vadisi, Hacıbey vadisi.. ![]() Hayvan Türleri İl yaban hayvanları bakımından son derece zengindir. Ancak, son yıllarda yapılan düzensiz avlanmalar sonucu, Hakkâri'deki kimi hayvan türlerinin sayısı azalmıştır. İlde en çok rastlanan hayvanlar; dağ keçisi, dağ koyunu, ayı, kurt, vaşak, porsuk, sansar, tilki, tavşan, keklik, ördek, kaz, turaç, toy, angut, turna ve bıldırcındır.Bunların kuş türleri genellikle Yüksekova İlçesi'nde, dağ keçisi Merkez İlçe ve Çukurca İlçesi çevresinde, dağ koyunu ve Karadağ yöresinde, ayı ise Şemdinli ve Çukurca'da görülmektedir. ![]() Hakkari yöresi zengin ve renkli bir folklora sahiptir Bu zenginliğin en can alıcı,en gözde ve en önemli kaynağı el sanatlarıdır.El sanatları doğal yaşamın vazgeçilmez bir parçası,yaşama tarzının en canlı unsurlarıdır.Doğanın renkli mozaiğini,halıda,kilimde,çantada ve çorapta nakış nakış görmek mümkündür.Koyunlardan elde edilen yün ve yapağılar yöre genç kız ve kadınlarının maharetli ellerinde,kilime,çantaya,çoraba,parzuna ve diğer nadide el sanatlarına dönüşür.Hünerle üretilen,yaşatılan eserlerin tümünde dokuyucusunun zeka seviyesi,ruh incelikleri,yaşam tarzı ve anlayışı,dünya görüşü,geleneği,göreneği,sevinçleri, Hüzünleri ve daha nice duyguları ilmek ilmek işlenir. Bunlar kimi zamanda bir çizgide kimi zaman da bir motifte gizlenmektedir. Yöresel giyim Kadın kıyafeti:yörede giyimin çeşitlilik gösterdiğini bunun da özgür olma düşüncesi ile bütünleştiğini görürüz. Bol ölçülerde olan klasik giyimdeki renklerin doğa ile bütünleştiği anlaşılan kadın giyimlerinde su ve gök mavisi renkler, kar beyazı ve çiçek hakimdir. Bütün Kürt toplumlarında gördüğümüz başa giyilen “kofi” burada da önemli öğedir. Kofinin etrafına oyalı ve boncuklarla süslü Puşu(serpuş) ve Merhame adı verilen baş örtüler bağlanır. Kras adı verilen iç gömleği onun üzerine “dêre” sırta giyilen “kurtık” denen yelek kadın giyiminin ana unsurlarıdır. Dêre (fistan) ucu katlanarak bele bağlanır kemerle arkadan tutturulur. Ayaklara ise el örmesi çorap ve “harika” adı verilen ayakkabı giyilir. Erkek kıyafeti: Şal-şapık kıyafetinin ana unsurudur. Bol paçalı şalın üstüne düğmesiz ve kol alttan şapık giyilir. İçine yakasız gömlek giyilmiş olup kolları beyaz uzantıları olan bir parça ile zenginleştirilmiştir. Buna “salte” veya “hiçik” denir. Şapıkın üzerine işlemeli yelekler giyilir. Hakkari mutfağı Hakkari, dağlara yaslanmış bir kent olduğundan dağda yetişen her şey, yöre insanının besin kaynaklarını oluşturur. Örneğin o yıl ot gürse hayvanlar semizdir. Hayvanlar semiz ve doğurgansa, o yıl besin boldur. Bu temel ilke üzerine kurulu yöre mutfağı etten vazgeçmez. Hayvansal ürünler en ince noktasına kadar değerlendirilir. Sabah kahvaltısı otlu peynirsiz düşünülmez. Bunun yanında "jaji" dedikleri yabani sarmısak, taze soğan, yoğurt ve tereyağı bileşiminden yapılan çökelek kahvaltının ana malzemesini oluşturur. Ayrıca "ağavk" dedikleri, tereyağının içinde kavrulmuş un ve şekerle yapılan bir yemek de hemen her kahvaltıda yer alır. "Lalepet" de sofralarda sık sık tüketilir. Yağda kavrulan unun üzerine yumurta kırılmasıyla elde edilen bu yemek, tarlada ve yaylada çalışanları hem tok tutar, hem de çok besleyicidir. Öğle yemekleri genellikle kahvaltı benzeri yiyeceklerle geçiştirilir. Akşam yemeklerinde mutlaka pilav yer alır. Son derece zengin çeşide sahip olan ve pirinçten yapılan bu pilavlar genellikle etlidir ve içinde yöresel otlar yer alır. Şalgam ve şekerpancarı da pilavla birlikte pişirilen diğer sebzelerdir. Mısır ve "dahn" dedikleri buğdayla da çeşitli pilavlar yapılır. Bu pilavlarda et yerine kelle ve paça kullanılır.Hakkari’nin en meşhur yemekleri arasında "qiris", "duğeba", "kiftik", "gulol", "keledoş" sayılabilir. Bunlar yoğurt, et ve kıyma içeren, kimisinin içine kuru üzüm ve ceviz içinin de yer aldığı yemeklerdir. Örneğin düğün ve mevlütlerde mutlaka "Qiris" yemeği pişirilir. Qiris, köfte, kuru üzüm, ceviz içi, pirinç, sumak ve kemikli etten yapılan bir yemektir ve kalabalık zamanlarda büyük kazanlarda pişirilir. Baklava, sütlaçla birlikte en çok tüketilen tatlıdır. Ayrıca kaynatıldıktan sonra kirece yatırılıp üzerine şerbet dökülerek hazırlanan kabak tatlısı da sık sık sofralara gelir. Hakkari mutfağının en karakteristik özelliği, ekşi tatların ağırlık taşımasıdır. Onun için sumak çok tüketilir ve sanıldığının aksine acı hemen hemen hiç kullanılmaz. |
|||||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
DERSIM TARIHI
![]() Kürt coğrafyasının illerinde olan dersimin yazılı tarihi yaklaşık olarak M.Ö 5000 li yıllara kadar uzanmakta.MÖ 5000 yıllarında Dersim yöresinde yaşadığı saptanan „Muşki“ adlı Aryalarla başladığı Asur belgelerinde Dersim halkının Muşki“ adlı „Aryalar“ olduğu belirtilmektedir. Daha sonraki dönemlerde „Kardu“ adını alan bu kavim, hatti(Hitit) Krallığı’nın yıkılmasıyla batıdan gelen diğer Hititlere karıştılar. Bu dönemde Şuhana, İşhura, Alshi halkları Hititlere komşu idiler. MÖ 4000’lerde Sümerlilerin egemen olduğu Akad Kralı Sargon ve Naramsin’e ait kitabelerden anlaşılmaktadır.MÖ 2370-2330 yıllarında Dersim, Akadlar Devleti’nin bir ili olarak gösterilmektedir. MÖ 4. ve 3. bin yıllarda Yukarı Fırat boylarında Saubaru yaşadıkları ve Fırat adının bu kavim tarafından verildiği ileri sürülmüştür. Dersim yöresinde Mezopotamya kökenli yazılı belgelere göre MÖ 2200 yıllarında Doğu Anadolu’da yaşayanların Saubaru (Sabarrular) olduğu bilinmektedir. Saubarular hurrilerin bir prensliğidir. Hurri krallıkları ve prensliklerinden bazıları şunlardır(kummuhu, melidi, gurgum, ungi, mard, lullubi, kaman, kaska, nairi, shupria, urkish, muşku, Urartu, namar, Qardu, zamua, ellipi, mana ve guti’dir.. MÖ 2200’de Dersim ve çevresi Mezopotamya-Anadolu arasındaki ticari ilişkilerde geçiş noktası; bu bin yılın ikinci yarısından önce bağımsız Hurri krallığı, arkasından hatti(Hitit) İmparatorluğu’nun yayılma siyasetinde Dersim öncelikli ilk yer tutan bölge olmuştur. ![]() MÖ 2000’de „İşuva“ diye anılan bugünkü Tunceli-Elazığ bölgesinin halkı olan Saubarular, „Hurri“ diye anılmaya başladılar. MÖ 2000 yılında Kuzey Doğu Anadolu, Hurrilerin egemenliğinde bulunuyordu. MÖ 1500 yıllarında Hurriler Orta Doğu’nun en güçlü devleti idi. MÖ 16.-15. ve 14. yüzyıllarda bölge Mitaniler’in egemenliğine girdi. Mitaniler (Mitani halkı Hurrilerden oluşuyordu) Dersim yöresine Asurlardan daha önce bir süre egemenlik kurmuşlardır (MÖ 1252).Asur Kralı Tukulti (MÖ 1242-1206) Hurrilere ait Alzi, Amadunu (Diyarbakır), Purulumzi bölgelerini almıştır.Hurri Devleti de MÖ. 13. yüzyilda hatti(hitit) eğemenliğinin altina girer. Hitit Kralı Suppililuila Mas ve oğlu Marsılis (MÖ 1347-1320) yazıtlarında komşu Alzi, Suhwa, İshuva ve Alshi halklarıyla savaşlardan söz eder. Bu halklar Ermenilerden önce bölgeye gelmiş bölgenin ilk halklarıdır. MÖ 1335 yılında Dersim yörei ile bütünleşen Azzi-Hayaşa ülkesini Jatti Kralı II.Mürşil bir seferle kendisine bağlar. Dersim olarak adlandırılan İşuva yöresinde „Muşkular“ yaşıyordu. MÖ IX. yüzyılda Müşkiler, Murat Suyu ile batı Fırat arasında Uşuva’yı da içine alan bölgeye gelip yerleştiler. Bu sırada yöre halkı Hurrilerden oluşuyordu. Asur Krallığı’nın bölgeye ilki bu kez Muşku-Asur mücadelesine sahne olur. IX. yüzyılın sonlarına kadar bölge Asur yağma seferleri maruz kalır. Dersim çevresi IX. yüzyıldan itibaren bu kez Dersim; Asur ve Urartular arasında çekişme konusu olur. Ancak Asurlar bu tarihlerde kendi iç karışıklıkları ile uğraştıklarından bölgenin hakimiyetini kaybetmişlerdir. ![]() MÖ 8. yüzyılda Dersim yöresi Urartuların egemenliği altına girdi. Urartular (MÖ 900-612) Muşkularin saldırılarından galip geldiler.. 8.yüzyılda Dersim Urartu Devleti’nin sınırları içersinde olup, Urartular, Dersim-Elazığ yöresine „Supani“ diyorlardı. Urartu halkı MÖ II. yüzyıllardan kalma Hurrice’ye yakın bir dil konuşuyorlardı. Urartu Devleti, Hurri soylarının küçük prenslikleri ile bir birlik oluşturmaları sonucu kurmuşlardır. Neo Asur imparatorluğunun ardı arkası kesilmeyen yağma ve talanlarından iyice zayıflayan Urartu medlere katılır.MÖ 715 yılında Med aşiretlerinin önderlerinden Dayarikko Kayaksa tüm Med aşiretlerini (Med, Guti, Kusi, Lolo, Mamai, Kardus, Haldi, Kardu) bir araya getirerek bugünkü doğu aryan (bati İran) Hamedan’da Medler’i bir devlet çatısı altında birleştirdi. Medler MÖ VII. yüzyılda İşuva’yı, 560 yıllarında ise Doğu Dersim yöresini ele geçirdiler. Medler Böylece Dersim bölgesi ile beraber topraklarını Kızılırmak a kadar genişletir.. Medler’in Dersim yöresindeki egemenlikleri süresince dinsel alanda yüzyıllar boyunca silinmeyen izler bıraktıkları anlaşılmaktadır. Dersimde Şiiliğin bir kolu olan Ehl-i Hak Mezhebi büyük ölçüde Zerdüştlükten etkilenmiştir. MÖ VII. yüzyılda Dersim, Med egemenliği altına girdi. Ancak yerleşik bir düzen oluşturamayan Med Devleti MÖ 550 yılında yıkıldı, yerine Pers Devleti kuruldu. Persler Anadolu’ya sefer yapar, Dersim yöresini himayesine alır. Pers döneminde „Medya Sınır Saptanlığı“ içinde yer alan Dersimin yerli halkı, Haldiler, Kalıbler, Mossanekler ve Akilisenler’den oluşmaktaydı. 13.Satraplık olan Akilisenler, Dersim’in de içinde bulunduğu Ahameni satraplığının sınırları Ağrı Dağı’ndan Fırat ırmağının kıyısına doğru uzanan bölgeyi kapsıyordu. MÖ 334 yılında Büyük İskender; Biga Çayı,-İsos savaşı daha önce de Gawgamala’da (Kerbela yakınlarında) yapığı savaşta Persler’i ağır yenilgiye uğratan Makedonyalı İskender, tüm Anadolu’yu Makedonya topraklarına kattı. Pers soylularından Ariorates, MÖ 332’de Dersim’i kapsayan topraklarda Makedonya Krallığını kurdu. Pers Krallığı’na MÖ 330 yıllarında Makedonya Kralı Büyük İskender tarafından son verildi. Makedonyalıların Anadolu’ya egemenlik yılları isyanla geçer. İsyanların başını Akilisene (Dersim) ve Gordyene halkı çeker. II.Ü.Ariarotes, Makedonyalılar’a karşı başarılı bir direniş örgütleyerek, MÖ 301’de Kapadokya Krallığı’nı yeniden kurdu. Ancak Makedonyalı asker önderler isyan bölgesine gelerek, katliam yaparak isyanı bastırdılar. (MÖ 322) İskender’in ölümünden sonra Perdikkas ayaklanma bölgesi olan Akilisene gelir. Dersim’deki ayaklanmayı bastırır. Dersim böylece Makedonya egemenliğine girer. Dersim bölgesi MÖ 230 yılında Kapadokya dahil edildi. MÖ 180’lerde Kapadokya Krallığı, Anadolu’yu işgal politikası gütmekte olan Roma İmparatorluğu’nun uydusu durumuna geldi. Bu dönemde roma orduları iki kez buralardan geçmek istemişse de bir çok zorlukla karşılaşmıştır. Yunan tarihçi buradaki halk için “Kürtlerin dağ insanlarına özgü çeviklileriyle, yabancı ordulara ve imparatorluğa beklenenden daha çok sorun yarattıklarını ve bir çok imparatorlukların buralardan geçmesi için oradaki halkla anlaşması gerektiği dile getirmiştir. Bu dönemden sonra bölge part, samaniler, Arap, Bizans işgallerine maruz kalan dersim gerek bölge şartlarından ve gerekse orda bulunan yerli halktan dolayı işgalcileri uzun süreli barındırmadı.. IX. yüzyılda Bizans İmparatorluğu, Mezopotamya içinde yer alan Dersim, bu dönemde Şeyh Hasan Beyliği’nin egemenliği altındaydı..10. yüzyıldan itibaren bu sefer bölge Türkmen işgalcilerine sahne olmuştur. Bu dönemde etkin olan Bizans ordularına karşı Mervani Kürt devleti ile Türkmenlerin ittifakı sonucunda Bizans ordusu bozguna uğratıldı. 12. yüzyılda bölgedeki Türkmen boyları olan ve Selçuklu olarak bilinen bu boylar arasında çıkan anlaşmazlıklardan dolayı belli bir bölümü mervani kurt sınırları içinde kaldı. 13. yüzyılda bölgeye Moğol istilasına uğrar. Daha sonra Kürt Eyyubi devleti sınırları içinde yer alan dersim Timur istilasına uğrar. Timur ordusu tarafından yağmalanan dersim, ancak 1514’te Osmanlı topraklarına katildi. Dersim yöresi 19.yüzyıl sonlarında Mamuretül’l-Aziz Vilayeti’ne bağlı bir sancak olarak yönetiliyordu. Kuzeydoğudaki kuzican(bugün Pülümür) yöresi ise Erzurum vilayetinin Erzincan sancağına bağlıydı. Dersim yöresinin eskiden beri birçok ayaklanmaya sahne olduğu bilinir. Bu ayaklanmaların başlıca nedenleri, dersim yöresinde uzun süredir özerk konumunda yasayan Kürt aşiretlerinin üzerinde baskı ve vergi toplama girişimde bulunan Osmanlı devletinden kaynaklanıyordu. Dersimde Kürt aşiretlerinin 1877, 1885, 1892, 1907, 1911, 1914 ve 1916’da düzenlediği ayaklamaların Osmanlı ordusu tarafından büyük kıyımlarla sonlandırılmıştır. Kurtuluş savası sırasında çıkan Koçgiri ayaklanması ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında düzenlenen Şeyh Said ayaklanması Dersim yöresini önemli ölçüde etkilemiştir. 1930’larda Dersim’de bir çok ayaklanma patlak verdi.1935’te çıkarılan ve “dersim kanunu” olarak bilinen yörenin bir askeri vali tarafından yönetilmesi kararlaştırıldı. Bu dönemde dersim tam olarak Türklerin idaresine geçmemişti.. En son olarak dersim harekatı olarak bilinen ve bir çok insanin ölümüne neden olan, bir çok insanin sürgün edildiği bir harekat başlatılmıştı. Türk ordusunun belirli zamanlarda yaptığı bu saldırılarda çetin hava koşullarından dolayı geri çekilmek zorunda kalıyordu.. Karın erimesiyle birlikte 1937 baharında Dersim’e tekrar hava ve karadan hareket düzenlenir. Ankara, Eskişehir ve Diyarbakır’dan kalkan uçaklar aylarca Dersim’i bombalar. Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçe’nin uçağından atılan bombalar Laçinan Vadisinde saklanan Seyit Rıza ailesini hedefler. Bu saldırıda Seyit Rıza çocuklarının da içinde yer aldığı 38 kişi katledilir. Dersim’in çeşitli yerlerinde sivil halkı hedef alan toplu katliamlar yapılır. Yerleşim yerleri yakılır ve kullanılamaz hale getirilir. Dersimliler, Türk ordusuna karşı yiğitçe direnir. Ancak Temmuz ayının başında Alişer ve eşi Zarife, 26 Ağustos’ta da direnişin önderlerinde Hozat cephe Komutanı Şahan Bey, iç ihanete kurban olurlar. Alişer, Zarife ve Şahan Ağa’nın başları kesilerek Hozat’ta General İsmail Hakkı Tekçe’ye teslim edilir. Önderlerinin yasını tutan Dersim, Eylül ayında Rayber Seyit Rıza’nın yakalanmasıyla tamamen sarsılır. Seyit Rıza, Erzincan Valisi’nin; “İsteklerinizi kabul ediyoruz” çağrısı üzerine iki arkadaşıyla Erzincan’a giderken 5 Eylül 1937 tarihinde Dersim Erzincan sınırında yer alan Muti köprüsünde askerlerce yakalanır. Tutuklanan Seyit Rıza, Erzincan’dan Elazığ’a gönderilir ve cezaevine konulur. 12 Ekim’de başlayan 71 kişilik Dersim davasında hukuk hiçe sayılarak Cumartesi ve Pazar günü son mahkeme yapılır. İsyana teşvik suçlamasıyla askeri mahkemede yargılanan Dersimli esirlerin içinde bulunan Seyit Rıza’nın yaşı küçültülür, oğlu Resik Usen’in yaşı ise büyütülerek 11 kişiye idam cezası verilir. İdama mahkum edilenlerin sayısının çok olmasından dolayı, 4 kişinin cezası 30 yıla indirilir. Seyit Rıza, oğlu Resik Hüseyin, Aliye Mirzalı, Ülküye oğlu Hasan, Seyit Hüseyin, Demenan Aşiret Reisi Cebrail Ağa’nın oğlu Hasan ve Fındık Ağa 17 Kasım’ı 18 Kasım’a bağlayan gece Elazığ Buğday Meydan’ında darağacına çekilirler. Evladi Kervelayme, Be gunayime, Ayvo Zulumo, Cinayeto. ![]() Günlerce teşhir edilen cenazeler yakılarak, külleri bilinmeyen yere götürülür. Kanlı 1937 yılını, önderlerini kaybederek kapatan Dersim’de direniş Demenan ve Aliboğazı’da devam eder. 1938 ilkbaharında düzenlenen askeri harekatta çatışmalar tekrar başlar. 26 Ağustos’ta Kırmızı Dağ ve Demenan mıntıkasına yapılan saldırıda Laç Deresi düşer. Böylece Dersim direnişi yenilgiyle sonlanır. Son yıllarda batı’da ve Türkiye’de, Kurdistan’ın bu antik bölgesini, alevi inancına mensup olan ve Kürtçecin Dimili lehçesiyle konuşan bu kuzeybatı Kürtlerinin kafalarında ayrı bir kimlik yaratarak Kurdistan’dan koparmak ve burada bir “Zazaistan” yaratma doğrultusunda pek çok girişim gündeme gelmiştir. Hiç kuşkusuz ki bununla yapılmak istenen şey, Türkiye’de ki Kürt ulusal hareketini yok etmek olmasa bile, en azından onun gücünü azaltmaktır. DERSİM İSMİ NERDEN GELMİŞTİR Dr. Vet. Nuri Dersiminin yorumundan yola çıkarak; başka bir memleketten Dersim’e döndüklerinde, “Kürdistan’a Geldik” dedikleri gibi, birini hariçten Dersime davetlerinde, “Kürdistan’a Geliniz!” ve “Kürdistan’ı Görünüz!” derler.” Tersimlilerin kendilerini Kürdistan’ın kapısı olarak görmelerinin, Dersim kelimesinin Der-sim; Gümüş kapı olarak görülmesinden de kaynaklandığı söylenir. Bir başka söylenti ise Tarihçi Ptolemy’nin Dersimi “Daranalis” olarak kaydedilmesi MÖ 519 yılında Pers Kralı Dara’nın (Darius) Kral olmasından itibaren başlamaktadır. Munzur Dağları’nı içine alan geniş bir alanı kapsayan “Daranalis” adının yüzyıllarca kullanıldığı bilinmektedir.Günümüzde Erzincan’a bağlı Tercan ilçesini kapsayan alana “Deryene” (Derksen) adınını verildiği Strabon’un “Coğrafya” adlarının verildiğine başka kaynaklarda da rastlanmaktadır İLÇELER: Tunceli ilinin ilçeleri; Çemişkezek, Hozat, Mazgirt, Nazimiye, Ovacık, Pertek ve Pülümür'dür. TARİHİ VE DOĞAL ÇEVRE Munzur Suyu Vadisi Ovacık'ın kuzeyinde Munzur Dağlarının üzerindeki Ziyaret Tepenin eteklerinden doğan ve merkez ilçede Pülümür Çayı ile birleşerek Keban Baraj Gölüne dökülen Munzur Suyu, il sınırları içerisinde çok uzun bir yol kat etmektedir. Çok sayıda dere ile beslenen ve yer yer derin boğazlar içerisinde oldukça hızlı akan Munzur Suyunun Ovacık-Tunceli arasında kalan kısmı, akarsuyu doğuran gözelerden başla****** vadi boyunca gerek bitki örtüsü ve yabanıl yaşam, gerekse farklı doğa peyzajı açısından çok zengin veriler sunmaktadır Munzur Suyu yatağının ve vadinin genişlediği yerlerde doğal bitki örtüsüyle, vadinin dar ve derin olduğu yerlerde dik yamaçlardaki ilginç kaya oluşumları ve yer yer rastlanan kanyonları ve şelalelerle, değişik manzaralar sunmaktadır. Bu kanyonlar arasında özellikle Halbori Gözelerinin yaklaşık 3-4 km. kuzeyinde Munzur Suyuna karışan Laç Deresinin oluşturduğu ve doğuda Pülümür Çayına kadar uzanan kanyon çok etkileyicidir .Ovacık-Yeşilyazı dolaylarında ve Munzur Gözelerinden 1.5 km. aşağıda Munzur Suyunun iki yanında yer yer bölgenin karakteristik ağacı olan huş meşceresi bulunur. Ülkede ender bulunan ağaç türlerinden olan huş, akarsu kıyılarında güzel gövde yapmakta ve bitki örtüsü zenginliğine önemli bir katkı sağlamaktadır. ![]() Pülümür Çayı Vadisi Avcı Dağlarının eteklerinden doğan ve Tunceli merkezinde Munzur Suyuna katılan Pülümür Çayı, kar sularıyla ve çok sayıda dere ile beslendiği için suyu boldur. Tunceli-Pülümür karayolunun yaklaşık 20 Km. kuzeyinden başlayarak Pülümür'e kadar genelde dar ve dik bir vadide akan çayın iki tarafı zengin orman örtüsünün yanı sıra şelaleler, kayalık yamaçlar ve kanyonlardan oluşan vadi doğal veriler bakımından oldukça zengindir.Kutudere-Kırmızıköprü arasında Pülümür Vadisinin derinleştiği kesimlerde, sık sık vadi yamaçlarından akarak Pülümür Çayına ulaşan çok sayıda şelaleye rastlanmaktadır. Bunlar arasında Zenginpınar (Zağge) Şelalesi ve Ağlayan Kayalar sularının bolluğu, doğal çevre ve peyzaj bakımından öne çıkmaktadır. Peri Suyu Vadisi Tunceli'nin doğu sınırını oluşturan Peri Suyu, güneybatı yönünde akarak Keban Baraj Gölüne dökülmektedir. Peri Suyu Vadisinin Tunceli'ye sınır oluşturduğu kesimlerde çok dar ve dik olmamakla birlikte orman varlığı ve doğal çevre özellikleri bakımından zengindir. Kar sularıyla beslendiği için yaz aylarında da suyu bol olan Peri Suyunun Dedebağ-Bağın Kaplıcasının kuzey ve güney kesimlerinde vadinin dar ve kıvrımlı, suyun coşkun ve debisinin güçlü olduğu 3-4 km.lik kısmı, rafting açısından elverişli potansiyele sahiptir. ![]() Mercan Deresi Vadisi Avcı Dağlarının batı yamaçlarından doğan Mercan Deresi, Ovacık ilçe merkezinin doğusunda Munzur Suyuna karışmaktadır. Mollaalilerin kuzeyinde, Munzur Dağları ve Avcı Dağlarının arasında dik ve derin bir vadide akan Mercan Deresi, yüksek dağlardan beslendiği için suyu boldur. Berrak ve temiz sularında yaşayan alabalıkları meşhurdur. Sportif balıkçılık için elverişli olan Mercan Deresinin büyük bir kısmı Munzur Vadisi Milli Park sınırları içerisinde kalmaktadır Tahar Çayı Vadisi Kırklar Dağından doğan ve Kırklar Çayından beslenen Tahar Çayı, Çemişgezek ilçesinin batısından geçerek Keban Baraj Gölüne dökülmektedir. Yüksek dağlardan beslenmediği için, taşıdığı su miktarı kaynak sularına ve mevsim yağışlarına bağlı kalmaktadır. Tahar Çayı Vadisi bitki örtüsü bakımından oldukça zengindir. Çay kenarlarında çok çeşitli ağaç türlerinin oluşturduğu doğal bitki örtüsü, piknik yapmak ve kamp kurmak için elverişli bir ortam yaratmaktadır. Ayrıca çayın genişlediği ve suyun durgunlaştığı kesimlerde yaz aylarında yüzmek olanaklıdır. Tahar Çayının ilçe merkezinin kuzeyinde kalan kesimleri ve Keban Baraj Gölüne yakın kesimleri, sportif balıkçılık yönünden uygun yerlerdir. ![]() GÖLLER Doğal Göller: Munzur Dağları ile bu sıranın alt birikimlerini oluşturan Mercan, Avcı, Karasakal Dağları üzerinde ve Bağırpaşa Dağının doruklar bölgesinde, buzul yataklarının ve çöküntü alanlarının suyla dolması sonucunda oluşmuş küçük buzul gölleri ve krater gölleri vardır. Turizm açısından önem taşıyan bu göller Karagöl, Koçgölü, Şer Gölü, Dilincik Gölü, Çimli Gölü, Mercan Gölleri, Katır Gölleri ve Buyer Baba Gölleridir. MUNZUR VADİSİ MİLLİ PARKI Tunceli-Ovacık arasında uzanan Munzur Vadisinde, 42.000 Hektarlık bir alan 1971 yılında Milli Park olarak ilan edilmiştir. Türkiye'nin en büyük milli parklarından biri olan "Munzur Vadisi Milli Parkı", Tunceli kent merkezine 8 Km. uzaklıkta başlayıp, vadi boyunca Munzur Dağlarına kadar uzanmaktadır. Kuzeyde 3300 metreye kadar yükselen Munzur Dağları, Mercan ve Munzur Suyu vadileri tarafından parçalanmıştır. Bu bölgenin milli park olarak ilan edilmesinde etken olan veriler, başta akarsu kaynakları ve gözeler olmak üzere zengin doğal veriler, endemik bitki türleri ve yöreye özgü hayvan türleri ile zenginleşen bitki örtüsü ve yaban hayvan varlığıdır. ![]() Munzur Suyu ve Mercan Deresinde yaygın ve yoğun olarak bulunan yöreye özgü nadir alabalık türleri ile çengel boynuzlu ve bezuvar adlarıyla bilinen iki tür dağ keçisi ile av kuşlarından ur kekliği yabanıl yaşamın yöreye özgü değerlerini oluşturmaktadır. Milli parkın kuzeyinde, Munzur Dağlarının üzerinde 2000-3000 metrelik zirvelerde yer alan krater gölleri, Ovacık düzlüğünde kaynayan gözeler ve kanyonlar ile vadi boyunca dökülen şelaleler parkın doğal değerlerini zenginleştirmektedir. Milli parkın her köşesinden eşsiz doğal görünüm ve tüm yabanıl yaşam kolaylıkla izlenebilmektedir. Bu özellikleriyle Munzur Vadisi, gerek rekreasyonel etkinlikler, gerekse doğa araştırmaları için turizme yönelik çok önemli potansiyel taşımaktadır. Bitki örtüsü bakımından çok zengin olan Munzur Vadisi Milli Parkı florasında, 1518 çeşitli bitki kayıtlı olup, bunlardan 43 çeşidi Munzur Dağlarına, 227 çeşidi Türkiye'ye endemik türlerden oluşmaktadır. Munzur Dağlarından başka hiçbir yerde bulunmayan endemik bitkiler arasında Çan Çiçeği, Erzincan Kirazı, Bindebirdelik Otu, Munzur Kekliği, Munzur Düğün Çiçeği, Dağ Çayı, Munzur Dağı Oltu Otu ve Menekşe sayılabilir. Ovacık ilçesiyle Munzur gözelerinden 1.5 km. aşağıda Munzur Suyunun iki yanında bölgenin karakteristik ağacı olan huş meşceresi bulunmaktadır. Ülkemizde ender bulunan ağaç türlerinden olan huş, bu bölgede su kenarında güzel gövde yapmakta ve bölgenin florasına önemli bir katkı sağlamaktadır. Milli Parkta hâkim ağaç türü meşe ve çeşitli türleridir. Tepeler ve yamaçlarda kayalık olmayan yerler meşe ormanları ile kaplıdır. Vadi tabanında ve su boylarında karışık olarak karaağaç, akağaç, kızılağaç, dişbudak, çınar, asma, huş, ceviz, yabani fındık, kavak, söğüt ve çalı türlerinden oluşan zengin bir bitki örtüsü bulunmaktadır. Alt flora, meşelerin koru niteliğinde olduğu yerlerde zengin durumdadır. Dağların sarp ve dik yamaçları tamamen çıplaktır. Munzur Vadisi Milli Parkında doğal çevre yaban hayvanları için elverişli bir ortam sunmaktadır. Çengel boynuzlu keçi ve bezuvar isimli iki tür dağ keçisi ile av kuşlarından ur kekliği gibi yaban hayvanları bu yöreye özgü ilginç ve nadir türlerdir. Munzur Vadisi ve çevresi av hayvanları bakımından oldukça zengin sayılır. Milli Parkta kurt, tilki, sansar, ayı, vaşak, su samuru, porsuk, sincap, tavşan, yaban domuzu ve yaban keçisi bulunmaktadır. Mağaralarda ve kaya kovuklarında yaşayan boz ayı, Munzur yaban hayatının önemli büyük memelilerinden biridir. Bölgenin diğer büyük memelileri orman içerisindeki kayalıklarda yaşayan vaşak, yaban domuzu ve kurt'tur. Kuş türleri bakımından da oldukça zengin olan Milli Parkta yırtıcı kuşlardan kartal, akbaba, doğan,şahin,atmaca,kerkenez,delice,çaylak nadir türlerden ise kaya kartalı bulunmaktadır. Gece yırtıcılarından puhu, baykuş ve yarasa yaygın türlerdendir. Milli Parkta bulunan diğer kuş türleri arasında keklik, çil keklik, toy, mezgeldek, turna, bıldırcın, çulluk, üveyik, tahtalı ve kaya güvercinleri, bazı ördek türleri ve ender olarak da kaz bulunmaktadır. MESİRE YERLERİ Munzur (Ovacık) Gözeleri, Halbori Gözeleri, Zenginpınar (Zağge) Şelalesi ve Mesiresi, Dereova Şelalesi, Kutudere Mesire Yeri KAPLICA VE İÇME KAYNAKLARI Dedebağ (Bağın) Kaplıcası, Anafatma Kaplıcası, Aşağı Doluca (Harik) Kaplıcası, Karaderbent Köyü Kaplıcası, Sütlüce (Harçik) İçmecesi TARİHİ YERLER ![]() PULUR HOYÜGÜ Çemis Ilçesi'nde bulunan Höyük'te 1968 yılında yapılan kazılarda Tunç çağına ait kalıntılara rastlanmıştır.Toplu evlerden meydana gelen Höyük'teki evler tas kerpiç'ten yapılmıştır. Dibek ve tas kabartmalara rastlamıştır. İslenmemiş demir ve krom bulunmuş olup I.Ö. 3000 yıllarına ait kalıntılar olduğu anlaşılmıştır. YELMANIYE CAMİİ Çemişgezek İlçesindedir.Cami XIV yy.da Timur'a bağlı bir Türkmen Beyi olan Taccettin Yalmak tarafından yapılmıştır. Kesme taştan yapılan eser sonradan onarılmıştır. Giriş kısmi geometrik şekillerle islenmiş taslardan yapılmıştır. Çini ve tas sanatının beraber kullanılmasıyla yapılan eser , Selçuklularla Osmanlı sanatı arasında bir geçiş sanatını yansıtır. Camide kemerli sutunlar mevcuttur. YENIKÖY HÖYÜGÜ Çemişgezek İlçesindedir. Keban Baraj Gölü altında kalan LalusagiKöyü yakınında bulunan ve "Gâvur höyük" adıyla bilinen Höyük'tür. Yapılan kazılarda Roma ve Bizans devrine ait kalıntılara rastlanmıştır. Tunç Çağına ait buluntular yanında, islenmiş bazı madenlere rastlanmıştır. ![]() IN DELIKLERI: (Derviş Hücreleri) UZUN HASAN TÜRBESİÇemişgezek İlçesinin batısında bulunan İn delikleri (Derviş Hücreleri) çok sayıda, odalardan meydana gelmiştir. Odalardan birbirine geçiş yeri vardır. Halen tahta bir merdivenle çıkılarak İn Delikleri gezilmektedir. Oyma sanatına kullanılan Tarak odalar yapılmıştır. Çemişgezek Ilçesi'nde merkezin içinde ki bir kayanın üzerindedir. 1572 yılında iki katli kesme tastan yapılmıştır. Kapı ve sütunları sade bir görünüme sahiptir. Küçük pencereli olan yapı, piramit çatı ile örtülüdür. HAMAMI ATIK (Eski Hamam) Çemişgezek İlçesinde çarsı içinde bulunan yapının giriş bölümünde Türkçe ve Arapça yazılar mevcuttur. XV.yılında yapılmış olup XVIII.yy.da onarılmıştır. Yöreyi elinde bulunduran Akkoyunlu'lar tarafından yapılmıştır. Kesme ve moloz taşla tuğla karışımı yapılan hamamın küçük bir giriş yeri olup içerde küçük kubbeler halinde bölümler yapılmıştır. Üzerindeki Türkçe yazi1762 yılında onarımı yapan Hacı Ali Ağa’ya aittir. ÇEMİŞGEZEK KÖPRÜSÜ İlçeden yaklaşık 3 km. uzakta olup tek kemerden oluşmuştur.1902 yılında onarılmıştır.Selçuklular dönemine aittir. ![]() ULUKALE CAMİİ MEYDAN ÇEŞMESİÇemişgezek ilçesi'ne bağlı Ulukale Köyünde bulunan cami 1793 yılında Diyarbakır Valisi Yusuf Paşa tarafından yapılmıştır.Camiye sonradan cemaat yeri eklenmiştir.Osmanlı dönemine aittir. Çemişgezek Ulukale Köyündedir.166.yy.da yapılmış ve çevresine sivri kemerler yerleştirilmiştir.Çeşme,kesme taştan yapılmış ve önünde bir yalak mevcuttur. FERRUH-ŞAD BEY TÜRBESİ 1551 yılında yöreye hakim olan Ferruh Şad Bey için kesme taştan yapılmıştır.Köyün yakınında olup sekizgen şeklinde olan duvarında al taşlardan bir kuşak yer alır. MAZGİRT KALESİ Mazgirt İlçesi yakınında bulunan kalenin üst kısmında halen bazı yapılar mevcuttur.Kaleye bir mağaradan gidilir.Mağaranın Önünde taştan yapma merdivenler mevcuttur.Surlar ELTİ HATUN CAMİİ Mazgirt İlçesi'ndedir. Caminin kuzeyindeki çeşmede bulunan yazıya göre 1250 yılında yapılmıştır. Güneyinde altıgen mihrap çıkıntısı olup caminin giriş kısmı sade bir görünümdedir. Cemaat yerinde iç içe bulunan taç kapı vardır. ![]() ELTİ HATUN TÜRBESİ Mazgirt İlçe merkezinde bulunan türbe yaklaşık 20 m yükseklikte huni biçiminde yuvarlak bir binadan ibarettir. İçinde Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın annesi ve küçük kardeşinin türbesi bulunur. ÇOBAN BABA TÜRBESİ Mazgirt İlçe Merkezinin doğu kısmında mezarlık olarak bilinen yerdedir. dikdörtgen şeklinde kesme taşlardan yapılan binanın üzerine koni şeklinde iki çatı yerleştirilmiştir. KALE KÖYÜ KALESİ Mazgirt'in kale köyünde bulunan kalenin giriş kapısında çivi yazıları bulunur. kalenin altındaki taşlar oyularak bir tünel yapılmıştır. içinde odalar bulunur ayrıca taşlar oyularak harman şeklinde bir meydan yapılmıştır. Kalenin İ.Ö yy. Urartular devrinde n kaldığı sanılmaktadır. BAĞİN KALESİ Mazgirt İlçesi Dedebağ (BAĞİN) köyü yakınındadır. Giriş kapısında yapılan merdivenle kalenin içine girilir. İçerde taşlar oyularak yapılan büyük bir oda mevcuttur. Kalenin çevresindeki surlar zamanla tahrip edilmiş , çok az bir kalıntı mevcuttur. İ.Ö 9 yy.da yöreye hakim olan Urartulara aittir. ANBAR KÖYÜ KALESİ Merkez İlçeye bağlı Anbar Köyü'nde bulunan kalenin çevresinde iki minare bulunur. Giriş kapısı taşların oyulmasından yapılmış olup iç içe üç odası mevcuttur. kalenin çevresinde sulama kanallarının kalıntıları ve üst kısmında taştan oyulmalarla havuzlar yapılmıştır. kalenin güneybatısında ayrıca taştan oyma bir oda mevcuttur. PERTEK KALESİ Pertek İlçesi yakınındadır. Keban Baraj Gölü yapılmadan önce Murat Nehrinin kıyısında sivri bir kayanın ucunda bulunan kale bugün etrafı sularla çevrili bir ada görünümündedir. kuzeyinde bulunan kapısından kalenin içine girilir. kalenin içinde bir sarnıç ve bina yıkıntıları mevcuttur. KİLİSELER Pertek ilçesi Til köyünde bulunan Kiliselerden Süryani kilisesi kesme taştan yapılmış olup , Yunan Haçı planındadır. Kilise 21 yy.da yapılmıştır. Aynı yörede bulunan Ermeni Kilisesi 18 yy.da yapılmıştır. Yapı kesme ve moloz taş karışımıdır. AŞAĞI (ÇELEBİ ALİ) CAMİ Pertek İlçesindedir. 1570 yılında yapılmıştır. Kesme ve moloz taştan yapılan caminin tek kubbeli ana mekanından başka üç kubbeli cemaat yeri bulunur. Batısında eyvanlı çeşme , yanında da minare vardır. Yapı iki renkte kesme taştan yapılmıştır. cami eski Pertek'ten yeni Pertek merkezine taşınmıştır. YUKARI (BAY SUNGUR) CAMİİ Pertek İlçesindedir. Aşağı caminin planında olan cami 1572 yılında yapılmıştır. özenli bir taş işçiliği gözlenir. pencereler sivri kemerle çevrilmiştir. tek kubbeli anan giriş yeri ve üç kubbeli ana cemaat yeri mevcuttur. Son cemaat yeri ve minaresi iki renkli taştan yapılmıştır. SAĞMAN CAMİİ Pertek İlçesi'ne bağlı Sağman köyü'nde bulunan camii , Çemişgezek yöresine hakim olan Pir Hüseyin Bey'in torunu Salih Bey tarafından 1555 yılında yapılmıştır. Taç kapıdan dörtgen şeklindeki anan mekana girilir. Minareye caminin dışından çıkılır. renkli taşlardan yapılmıştır. SAĞMAN KALESİ Pertek İlçesi Sağman Köyü'nde sarp bir tepenin üzerinde yapılmıştır. Kule ve sur kalıntılarına günümüzde rastlanır. Kalenin kimler tarafından yapıldığı konusunda her hangi bir kaynağa rastlanmamıştır. . GELİN MAĞARALARI VE HATUN KÖPRÜSÜ Pülümür İlçesi'ne varmadan yatılı İlköğretim Bölge Okul yakınlarındadır. oyma taş sanatı ile yapılan mağaralardan merdivenler de yapılmıştır. Aynı yörede Pülümür Çayı üzerinde Hatun Köprüsü olarak bilinen bir köprüde mevcuttur. Bu Köprü, Pülümür Çayı'nın en taşkın zamanında bir sürü köprü yıkıldığı halde çok eski bir yapı olmasına rağmen yıkılmamış ve günümüze kadar özelliğini kaybetmemiştir. ![]() GELENEKSEL EL SANATLARI Geleneksel el sanatları arasında en yaygın olanlar halı, kilim, cicim ve palaz dokumacılığı, dericilik ve çanak-çömlek yapımıdır. Günümüzde halı ve kilim dokumacılığı ilçe merkezlerinde; çanak-çömlek yapımı ise daha çok köylerde yaygındır. Bunu yanı sıra, Dericilik, Ağaç Oyma - Ahşap İşçiliği gibi el sanatlarda yaygındır. ![]() Dersim mutfağı Oldukça zengin yemek kültürüne sahip olan Dersimin yöresel yemekleri arasında Zerefet ( Babiko ), Sirekurt , Sirepati , Keşkek, Kavut, Patila unlu yemeklerine örnek verilebilir. Yöreye özgü bitki ve sebze yemeklerinden, Gulik Yemeği, Mantar Yemeği, Döğme Çorbası, Döğme Pilavı, Gulik Çorbası, Guriz Yemeği ile kurutulmuş sebze yemekleri sayılabilir. Geleneksel yöresel tatlılar arasında Helva, Dut Tatlısı, Aşure, Pancar tatlısı, Kabak Tatlısı, Heside (sulandırılmış Dut pekmezi, un ve tereyağı) ile baklava yer almaktadır. Bu mesaj en son " 06-03-2007 " tarihinde saat 02:50 AM itibariyle RoJa___WeLaT tarafından düzenlenmiştir.... |
|||||||||||
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||||
|
KURDISTAN (CEVRE VE EKOLOJI)
ÇEVRE ve EKOLOJİ Son 100 bin yıl da birçok kurak ve iklim döngüsünden geçen Kurdistan’ın zengin bitki örtüsü, zaman zaman gelişmiş, zaman zaman gerilemiş ve yerel fauna ile floranın doğası ve zenginliğinde inanılmaz derecede bir değişme görülmüştür. ![]() Yaklaşık 12 000 yıl kadar önce, Kurdistan’da hayvanların evcilleştirilmesi ve tohumların ıslahına başlandığında, hala önemli miktarda buzul bölge mevcuttu ve yağış rejimi günümüzden farklı olmamakla birlikte, iklimin mevsim döngüsü oldukça farklıydı. Ekosistemin bu dönemdeki en çarpıcı özelliği, çok zengin tohumlu ve yabani bitkilerin yanında, soğanlı ve diğer çiçekli bitkiler içeren otlaklarla kaplı oluşudur. Büyük yabani koyun, keçi ve domuz sürüleri gibi otçul memelilerin yanı sıra, göçmen kuş sürüleri bu zengin besin kaynağından yararlanmak için bu alanlarda yaşamışlardır. Bu alanlar, yeni ve devrim yaratacak iki teknolojinin keşfedilmesi için ideal bir yer: tarım ve hayvanların evcilleştirilmesi. ![]() İklim ve ekolojik değişimdeki son evre, geri kalan buzulların çekilmesi, sıcaklığın tüm gücü ile geri dönüşü ve kuzeye doğru kayan sıcak hava akımlarının yağmur taşıyan bulutları harekete geçirmesiyle birlikte, yaklaşık olarak 8000 yıl önce başladı. Yaklaşık olarak 6000 yıl öncesine gelindiğinde, bu Asya muson rejimi Kurdistan’ın doğusuna ulaşarak bir çok iç gölü oluşmasına yol açtı. Bu durum buzulların daha da yükseklere çekilmesine, zaten kış ve ilkbahara mevsimlerinde bol yağış alan bu dağların yazında yeterli yağış almasına ve bunun sonucu olarak da bitki örtüsünün dağ eteklerine yayılmasına neden oldu. Soğuk tundralar ve seyrek otlaklar, balta girmemiş sedir, çam, ardıç, doğu çalısı, dışbudak, kavak, çınar ve en önemlisi de meşe ile kestane ormanlarının oluşmasına izin verdi. Daha korunaklı vadilerde ise meyve ve fındık ağaçlarından oluşan geniş alanlar görülmeye başlandı. Bu dönemde boz ve siyah ayı gibi yeni havyalar bu yeni ormanlarla birlikte çoğaldı. Bundan yaklaşık 4000 yıl kadar önce Gılgameş destanı ile başlayan ve Mezopotamya uygarlıklarının çivi yazısı arşivlerinden günümüze ulaşan belgelerin tümü Zagros’u “her yöne doğru binlerce kilometre” uzanan “sedir ormanları” ülkesi olarak betimler. ![]() Bir çok Kürt ormanı tarihteki daha ılıman iklimden miras kalan ormanlardır ve bir kez büyük ölçüde kesildi mi, bir daha kendini yenileme yeteneğine sahip değildir. Orman bir kez kökten kesildiğinde, korudukları mikro-iklim ve ekosistem bütünü ile buharlaşır(yok olur). Önce sedir gitti, çamda onu izledi. Asurlular, Medler ve Ahameniler zamanında çam en fazla resmedilen ağaç, çam kozalağı en gözde motif olarak, sarayları M.Ö.330 yılına kadar süslerken, bu dönemden sonra görülmemesi, çam ormanlarının yok olma zamanının yaklaşık olarak M.Ö.3. veya 4.yy.a denk düştüğünü göstermektedir. Bitki örtüsünde ki bu tahribat doğal olarak genel iklim ve ekosistemin hasarı tamir edebilme kabiliyetinde güçlü ve olumsuz bir etki yaratmıştır. 19. ve 20.yy.da yapılan tahribat ise antik çağlardan bu yana verilen bütün zararı cüce bırakacak kadar büyüktür. Bitki örtüsünden yoksun kalan verimli üst toprak tabakası şiddetli bahar yağmurları,kışın ve ilkbaharda toprak kayması ile yer değiştiren ve yerleşim yerlerine zarar vermektedir. Irmaklar ağına karışıp yok olan bu değerli üst toprak tabakası sadece ülkenin gelecekteki doğa verimliliğini değil fakat ayni zamanda mevcut barajları da tehlikeli bir oranda doldurarak, bölgenin geniş hidrolik potansiyelini de yok etmektedir. Şüphesiz bu tahribat Kurdistan ile sınırlı değil: komşu bölgelerin ekosistemleri, aslında dünya, benzer biçimde insan tahribatının izlerini taşımaktadır. Kurdistan da askeri operasyonlar sırasında ağır askeri ekipmanın aktarımı ve kimyasal ve biyolojik silah kullanımı, bombardıman ve askerlerin kasten orman yakmaları gibi uygulamaların tümü, zaten kırılgan olan çevrenin tamamen harap olmasına katkıda bulunmaktadır. FLORA ve FAUNA Antik dönemde kurdistan’da ormanların varlığına tanıklık eden yeteri miktarda meşe, kestane, cüce meşe, ardıç, çam, sedir ve yabani meyve ağacı günümüze kadar ulaşmıştır. Meşe ve cüce meşe Zagros ormanlarından geriye kalan en yaygın ağaçlardır. Meşe ormanları yabani kestane ile birlikte, bol miktarda bulunabilen yer mantarı gibi, fakirlerin yiyeceğini oluşturan, oldukça değerli pek çok mantar çeşidi için de ideal ekosistemlerdir. Ayrıca, ormanlarda üzüm, kiraz, armut, ayva, dut, böğürtlen, fındık, ceviz, ve badem gibi bir çok yabani meyve, kabuklu ve kabuksuz yemişte toplanabilir. Bölge antik zamanlardan bu yana zengin çiçek çeşitliliği ile tanınır. Kurdistan muhtemelen lale, sümbül, çiğdem, nergis, gibi bir çok soğanlı bitkinin, kediotu ve çuhaçiçeği gibi şifalı bitkilerin evcilleştirildiği yerdir. Bolca bulunan kokulu otlar ve çiçekler, ünlü Kürt süt ürünlerinin enfes kokularının da kaynağıdır. ![]() Fauna zenginliğini, hala bol bulunan siyah ve boz ayı, kurt, sırtlan, domuz, tilki, kunduz, geyik, çakal, çita, leopar, gibi bir çok yerli yada göçmen kuş, kınalı keklik, kartal, toy kuşu, leylek, çulluk, bıldırcın, üveyik, kaya güvercini, kara tavuk, turna, ala karga, arı kuşu, sığırcık, tepeli taygar : küçük ve büyük kaplumbağa, kertenkele ve yılan gibi sürüngenler ile korumuştur. Bunlar ek olarak, tatlı su ve nehir sistemindeki sazan, alabalık gibi balıklar ve kör balık da dahil olmak üzere, yer altı suları ve kaplıcalarda kırktan fazla balık türü bu bölgelerdeki sularda bulunmaktadır. ![]() Eski Kürt çömlekleri ve Asur kabartmalarında resmedilen bir çok hayvan türü bugün artık kurdistan’da mevcut değildir. Arkeolojik kanıtlara göre, fil M.Ö. 1000 yıllarının başlangıcına kadar Kürt yaylalarında avlanmışken, İran aslanının geçen yüzyılın başlangıcına kadar yaşadığı bilinmektedir. Büyük toy kuşu hala mevcuttur. ![]() Dicle nehri vadisi kaplanının sadece klasik çağın son dönemlerine kadar yaşadığı sanılmaktadır. Roma şehirlerinde sahnelenen kaplan avlama oyunlarında kullanılan hayvanların kaynağı bu bölgedir. ![]() Muhtemelen dinsel ayinlerde kullanılmış olan bazı büyük kuş kemikleri orta Kurdistan’ın Şanidar-Zâwi Çami mağaralarının üst-katmanından çıkarılmış ve bunların 10 800 yaşında oldukları saptanmıştır. Bunlar sakallı akbaba, kızıl akbaba, beyaz kuyruklu kartal, küçük kartal ve büyük toy kuşu kemiklerinden oluşmaktadır. Eyyubi Kürt krallığı ve kral selahaddin için arma modeli görevi gören, kaya kartalı ve Şawât yada büyük toy kuşu (otis tarda), bölgenin kolay ulaşılmaz yerlerinde az sayıda bulunmaktadır. Bu iki büyük ve kutsal kuş türü dışında kalan kuşlardan bir çoğu, bugün kurdistan’da ortadan kakmış durumdadır. Bu iki muhteşem kuşun kanat açıklığı 2,5 metrenin üstündedir; Bu kuşların niçin eski dini ayinlerde kullanıldığı anlaşılmaktadır. ![]() Kuzey, batı ve orta Kurdistan dünyaca ünlü botanikçilerin gözdesi halindedir çünkü burada bulunan bitki ve hayvan topluluğunun bir çoğu dünyada mevcut değildir. Son dönemlerde ünlü botanikçi Davis bu yörelerdeki bitki haritasını oluşturduğunda yöresel isimlendirme yaptığı gerekçesiyle Türk devletini kızdırmıştır. Burada bile Kürtler üzerinde yorun bir baskının olduğu gözler önündedir. ![]() Edip polat’ın bilim dilinde Kürtler adli eserinde güneydoğu ve çevre illerinin flora ve fauna’sını çok net şekilde çıkardığını görmekte ve isimlendir bakımından yörenin dili olan Kürtçe kullanması nedeniyle ve bilim dünyasına ışık olacak bu eser maalesef üniversiteler tarafından okunmamaktadır. Bu kitap ışığında Kürt coğrafyasının çok zengin çeşit içerdiğini görmekte ve dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan bitki ve hayvanların bu coğrafyada yaşadığını görmekteyiz. ![]() TARIM Kurdistan’da yüksek rakımlı otlakların bol miktarda bulunması, eskiden beri Kurdistan’ı hayvancılık için elverişli bir yer haline getirmiştir, ancak Kurdistan’ın pek çok alanı aynı zaman da yoğun tarıma da elverişlidir. Ormanlık araziler ve onların yarattığı ağır tahribattan farklı olarak, otlak bölgeler görece daha iyi durumda kalmıştır ve hayvan otları için bereketli bir kaynak oluşturmaya devam etmektedir. Zengin otlaklarda, tüm tarihsel dönemlerde, tarım sektörünün egemen olup olmamasından bağımsız olarak, bu ekonomik bölgenin faydalarından bir çok ülke faydalanmıştır. ![]() Pek çok otlak bölge tarım için elverişli olmasına rağmen, diğer pek çoğunda, özellikle de sarp yamaçlarda ve ulaşılması zor olan platolarda bulunan bölgelerde, hayvancılık, en sürdürülebilir kaynak kullanımı anlamına gelmektedir. Pek çok bölgede, yüksek rakım, uygun su kaynaklarının bulunmayışı, toprak özelliklerinin uygun olmayışı gibi kimi diğer faktörler belirli bir otlak arazisinin tarım arazisine dönüştürülmesini imkansız hale getirebilmektedir. Günümüzde bir çok Kürt değerli kaynakları kullanarak hayvancılık yapmaktadır. Böyle mevsimlik sürücülüğün hareket alanı doğal olarak oldukça sınırlıdır. Sürü ait olduğu asil yerleşim yerinden birkaç günlük yürüyüş mesafesi kadar uzaklaşabilir ve böylece daha uzak ve ulaşılması güç olan otlaklar yavaş yavaş üretim dışı bırakılmaktadır. Oysa modern-öncesi göçebelerin bunlar gibi sınırlamaları yoktur. Bölgenin sürekli askeri tahribata uğraması, ve arazilerin mayınlanarak kullanılmaz hale getirilmesi, bunu yanı sıra halkın büyük bir bölümünün, göçe zorlanması nedeniylen boşaltılan binlerce köye rağmen tarım halen büyük bir sektör olarak canlılığını sürdürmektedir. Öte yandan, büyük ve verimli dağ vadileri, tarım için fazlasıyla alan sağlamaktadır. Dağlık doğasına rağmen Kurdistan, oransal olarak Ortadoğu’daki çoğu ülkeden çok daha fazla sulanabilir araziye sahiptir. Genişleyen nehir vadileri, orta kesimlerdeki dağ kitlesini saymazsak, kurdistan’da kafes tipi verimli tarla alanları yaratmaktadır. Bu durum, tarımın neredeyse kesin bir şekilde kurdistan’da icat edildiği, bunun yanı sıra, inekler ve pirinç hariç olmak üzere, neredeyse temel tahılların ve çiftlik hayvanlarının da kurdistan’da evcilleştirildiği olgusu pekala da açıklayabilir. O gün den bu yana, farklı önem derecelerinde olsa bile, Kurdistan ekonomisi hep tarımsal bir temele dayanmıştır. Kurdistan’da geleneksel olarak geniş bir tahıl ve sebze çeşitliliği yetiştirilmiştir; buğday, mercimek, nohut, arpa bunların en yaygın olanlarıdır. Paraya çevrilebilen tütün, şeker pancarı ve pamuk gibi ürünler yerel ekonomide giderek daha belirleyici bir rol oynamaya başlamıştır. Tütünün kalitesi iyidir, bölgenin pipo tütünü ise Ortadoğu’nun her yerinde rağbet görmektedir(ayrıca nargile için de bu tütün tercih edilmektedir) ![]() ![]() Mevsimlerin uzun sürdüğü, bol miktarda güneş alan dağ eteklerindeki verimli topraklarda pamuk, tercih edilen bir peşin para kaynağı haline gelmiştir. Türkiye’deki batı kurdistan’da, GAP projesi kalkınma planı kapsamında, etrafı çevrelenen geniş topraklar pamuk üretimine tahsis edilecektir. Suriye ve ırak Kurdistanı’nda da pamuk üretim düzeyi arttığından, bu bitkinin önümüzdeki yıllarda Kurdistan ekonomisinde önemli derecede rol oynaması beklemektedir. Şeker pancarı geççiğimiz yüz yılın ortalarında geniş kapsamlı plantasyon çiftçiliği için ekilmeye başlanmıştı. Günümüzde kurdistan’da çeker pancarı işleyen, irili ufaklı pek çok fabrikaya rastlanmaktadır; bu fabrikalar yerel pazarlar ve devlet pazarı için şeker üretmektedir. Zeytin, yerel ölçekte paraya çevrilebilen bir mahsuldür ve ağırlıklı olarak batı kurdistan’da, Akdeniz’e yakın bölgelerde yetişmektedir. Yemek ve diğer kullanımlar için ihtiyaç duyulan yağlar geleneksel olarak mandıracılıkta elde edildiği için zeytinyağı bir ihtiyaç olmaktan çok, bir lezzet tercihi olarak kalmaktadır. ![]() Yörece yakın bir zamanda Kurdistan getirilen birkaç temel mahsulün kullanım alanı giderek genişlemektedir. Mısır, soya fasulyesi ve ayçiçeği genellikle satılmak üzere üretilen mahsullerdendir. Bunlar devlet pazarlarına bitkisel yağ sağlamakta, ancak bu mahsullerin giderek artan bir oranı günümüzde hızlı gelişen kümes hayvanları sektöründe yem olarak kullanılmaktadır. Genel anlamda kuzey kurdistanda yetiştirilen patates ise yerel olarak satılmaktadır. ![]() ![]() Zagros-Toros ormanlarında pek çok meyve ve ceviz ağacı doğal bir şekilde büyür. Doğal bir şekilde büyüyen bu ağaçlardan geleneksel olarak fıstık, badem, kestane ve meşe palamudu toplanmıştır. İşlenen koruluklardan ise giderek çok daha fazla mahsul toplanmaktadır. Kendiliğinden yetişen ağaçların doğal alanlarında yetiştirilen bu koruluklar giderek daha verimli hale gelmektedir. ![]() ![]() Yabani küçük ve yumuşak meyveler(çilek ve kiraz gibi), özellikle de siyah ve beyaz dut, neredeyse her köyde bulunmakta, ancak henüz pazara sunulacak kadar büyük miktarda üretilmemektedir. Dut ve daha az ölçüde diken üzümü şimdilik tercih edilen yemişler. Kurutuldukları için, yıl boyunca kullanılmaktadır. ![]() ![]() Ülkenin geniş arazilerinde, üzüm de dahil olmak üzere, çeşitli meyveler yetiştirilmektedir. Ayrıca çeşitli mıntıkalarda bir çok yabani meyve toplanmaktadır. Bunlar özellikle kurutulmuş halleriyle, Kürt beslenme rejiminde önemli bir yer tutmaktadır. Kuru meyve hızla, toplam parasal değerleri bakımından, pamuk ve tütünü bile geride bırakan paraya çevrilebilir mallar haline gelmektedir. Kuru meyve Pazarı acısından dünya pazarında yer almaktadır. Uluslar arası yaş ve kuru meyve pazarının büyümesi, bu malların dolaştığı yerel pazarların önüne geçerek söz konusu sektörü karlı bir sektör haline getirmiştir. ![]() ![]() Meşe ormanlarında yabani olarak bol miktarda yetişen ve batı’da işinin ehli olan herhangi bir ahçının gözdesi olan yer mantarları(çema) kurdistan’da yoksulların yiyeceğidir. Özel gıda ihtiyacının değerli bir kaynağı haline gelen Kürt yer mantarları en azından ABD ve Avrupa’daki gıda pazarlarında Japonların kazançlı shiitake mantarlarıyla rekabet edebilir. Çiftlik Hayvanları Tarımsal üretime hayvansal ürünlerde dahildir. En önemli hayvanlar geleneksel olarak koyun ve daha düşük oranda keçi olmuştur. Keçiler artık kolayca pazarlanabilen mallar olmaktan çıkmıştır; keçiler, özellikle de bir tiftik kaynağı olan ankara keçisi, tiftiklerinden ve tüylerinden dolayı özel ihtiyaçlara hitap etmektedir. Bir zaman sayıları milyonları bulan keçilerin sayısı, pazarın küçülmesinden dolayı ve ayrıca keçilerin otlaklara ve ormanlık alanlara verdiği zarardan dolayı hızla düşmektedir. ![]() Öte yandan koyunlar sayıca artmakla kalmayıp, aynı zamanda bir ihracat ürünü olarak giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Et artık soğutuculu taşımacılıkla yada dondurularak uzak iç ve diş pazarlara ulaşabilmekte ve böylece kürt üreticiler için büyük bir gelir kaynağı haline gelmektedir. Ortadoğu pazarında taze etin tercih edilmesi kürt taze kuzu eti için hazir bir pazarı garantilemektedir. Yerel dokumacılıkta kullanılan yün şimdilerde büyüyen bir mekanik tekstil endüstrisini beslemektedir. Koyunlar her zaman en önemli yün kaynağı olmuşlardır ve şu anda çok daha önemli bir yün kaynağı haline gelmişlerdir. Köylerde az sayıda bulunan inekler ve boğalar süt ve et sağlamakta, aynı zamanda daha öneceleri çekim hayvani olarak kullanılmaktaydılar. Fakat zamanla yerlerini mekanik motorlar aldığı için, koyunlar yerini inek sütü içme geleneği, inek sayısını arttırmasa bile ciddi bir düşüşün önüne geçecektir.. ![]() Bununla birlikte, ortaçağ anlatılarında Kürt mandıracılığına atfedilen geleneksel kusursuzluk yalnızca koyun ürünleriyle sınırlı kalmıştır. Yerel peynirler, yoğurt, lor peynirleri, ayran, tereyağı ve eritilmiş yağ, daha ziyade geçmişte Kürt mandıracılığı geleneksel göstergesi olan, kendine has, çiçeğimsi, hoş bir kokuya sahiptir. Giderek artan sayıdaki çiftlik hayvanı çiftlik yan ürünleriyle “saman, sap, şeker pancarı posası vb.” beslenmekte ve hayvanlar artık, mandıra ürünlerinin kendine has kokusunu yaratan çiçeklik alanlarda otlatılmamaktadır. Yaban domuzları ve damızlık erkek domuzlar çok yaygındır, ancak, İslami beslenme yasaları domuz etini yasakladıkları için ve Müslüman olmayan Kürtler Müslümanlarla zaten hassas olan ilişkilerine bir başka ihtilaf konusu eklememek için domuz eti et pazarında rağbet görmemektedir. Yakın mesafedeki Avrupa’ya yönelik domuz eti ürünleri ihracatı için ciddi bir potansiyel bulunmasına rağmen, kurdistan’da bu sektör için bir gelecek olup olmadığı kuşkuludur. Çayırlardan elde edilen ekonomik randımanın olasılığı sonuçta sınırlı iken, yerel beslenme ihtiyacının beslenme ihtiyacının karşılanması ve ihraç edilebilir mallar bakımından, çiftlik alanları ve meyve bahçeleri büyük bir potansiyel taşımaktadır. Nadasa bırakılmış geniş mera alanları, zengin yüzeyleri, yüzey altları ve yağış oluşan su kaynakları kullanılarak, yoğun bir tarımsal üretime açılabilir. |
|||||||||||
|
|
|
|
#4 (permalink) | |||||||||||
|
BITLIS TARIHI Bitlis Kürt coğrafyasının illerinden olup, Van gölü’nün batısında çok engebeli bir sahada yer almıştır.en yüksek noktası Ağrı ile ortak sınırında bulunan ve çok uzaklardan görülebilen 4058 m. Yükseklikteki Süphan dağı’dır. Bu dağın güneyinde 3700m’ye inen bir buzul vadisi yer alır.karasal iklimin hakim olduğu yörede küçük çaylar hızlı bir şekilde aşağı doğru akarlar.bunun dışında önemli akarsuyu yoktur.Bitlis, Van göl’ü havzasının kuzen Mezopotamya ve kuzey Suriye’ye bağlayan ve bugün önemi devam eden antik karayollarının geçtiği boğaz üzerinde kurulmuştur.yörede yetişen en önemli ürün kalitesiyle tanınan tütündür. Bunun dışında meyve bahçeleri ve tahıl ekimi yapılmaktadır. İklimin sertliği nedeniyle en uygun gezi ayları mayış, haziran, temmuz, ağustos,eylül ve ekim’dir. Kış sporları ve avcılık için kışında ziyaret edilebilir.. ![]() BİTLİS TARİHİ: Yörenin tarihi aryan t arihi içinde anonim özelliklere sahip olup M.Ö 5000 yıllarından beri iskan gördüğü yapılan araştırmalardan anlaşılmıştır. Özellikle Kafkasya’dan ve Van gölü havzasından kuzey Suriye ve kuzey Mezopotamya’ya giden yolların gectiği boğaz üzerinde bulunması buranın sıksık istila görmesine neden olmuştur. Halkının Arilerden oluştuğu yöreye gelen istilacılar gerekli tahribatı yaptıktan sonra her seferinde geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Bilinen yazılı kaynaklara göre en fazla Asurlular, tarafından yağmalanan yörede ilk siyasi yönetim mitanni krallığı zamanında olmuştur. Mitanniler yazışma dili olarak Hurrice’yi kullandıkları için bu yönetime Huri-Mitanni imparatorluğuna denilmektedir. M.Ö.13. yüzyılda Mittaniler’in, M.Ö12. yüzyılda da hatti(Hitit)lerin yıkılışı ile doğunun dağlık alanlarına Ari halk boylar halinde yerleşmişlerdir. “Biaini” veya “Nairi” boyları denilen bu arya M.Ö9. yüzyılda bir federasyon oluşturarak merkezi Tuşpa (Van) olan uriarti(Urartu) krallığını kurmuşlardır. Asur yağmalarına son vermek için yapılan savaşlar ile çok kan döküldüğü yine Asur belgeleri bildirmektedir. Asur yağma ve saldırıları ile iyice zayıflayan Urartu M.Ö.7. yüzyılda yine bu yağmalara son vermek için doğu aryan (bati İran) da örgütlenmiş Med(Ari)lere katılır. Med kral’ı Kyaksares ülkeyi tüm yağmacılardan temizleyerek Kızılırmak’a kadar Aryaları tek bayrak altında birleştirir. M.Ö.6. yüzyılında Pers’ler darbe ile Med ordularının başına geçmesiyle bütün aryan ile birlikte bati yöresinde bu yönetimin siyasi alanına girer ancak Persler burada herhangi bir denge sağlayamazlar. Ksenofun’un meşhur “onbinlerin dönüşü” adlı eserinde bu yöreden “karduka” olarak bahseder. Kardukların kendisine saldırdığını ancak bazı taktiklere baş vurarak az zararla kurtulduğundan bahseder. Pers ordularının İskenderun yakınlarında issos savaşıyla M.Ö.333. yılında Makedonya kral’ı büyük İskender’e yenilmesiyle bölgenin Gordyene krallığı’nın sınırlarında kaldığını görüyoruz. M.Ö.1. yüzyılından itibaren Romalıların Anadolu’da görülmesiyle roma orduları iki defa yörede geçerek araksat (Erivan) üzerine yürümüş ancak başaramayarak tekrar aynı yoldan geri dönmüşlerdir. . Bitlis’in tarihi ile ilgili ilk yazılı bilgiler Şerefname adlı tarih kitabında derlenerek bir araya getirilmiştir. Kitapta anlatılanların ışığında o dönemde bölgede birbirinden ayrı ve bağımsız olarak yaşayan 26 Kürt aşiretinin bugünkü Bitlis-Diyarbakır karayolu üzerinde bulunan Xwêt (………) dolaylarında bir çeşme başında birlik ve beraberlik kararı alarak birleşip o dönemde Bitlis ve çevresine hakim olan Gürcü Hükümdarı Tadit (David)’in ordularına saldırarak kaleyi ve şehri ele geçirirler. Bu 28 Kürt aşiretinin birleşmesi ile oluşan aşiretin tamamı bugünden sonra Rojkan Aşireti olarak adlandırılmıştır. Rojkan Aşiretini oluşturan 26 aşiretin adları ise şöyledir: Qeysan (Kaysan), Baykan, Modkan, Zoqeysi (Zokaysi), Zeydi, Keleçeran, Xırbelan (Hırbelan), Balkan, Xıyartan (Hıyartan), Goran, Bıreşan, Sekran, Garısî, Bêdoran, Belakurdan, Zerdusan, Endakiyan, Pırtayan, Qewalısî, Gırdikan, Suhreverdiyan, Kaşağiyan, Xaldan (Haldan), Istukan ve Azizan. Daha sonra Bizans, sasaniler, Arap istilacıları yöreye gelmiş ancak hiçbiri süreklilik gösterememiştir.11. yüzyılından itibaren yörede Türkmen istilası görülür. Selçuklular adı ile bilinen Türkmen boyları arasında boğuşmalar sürerken yöre Kürt mervani devletinin sınırları içinde kaldığı 13. yüzyılda da Moğol istilasına uğrar. Daha sonra yine Kürt eyyubiler imparatorluğu içinde yer alan Bitlis Timur istilasını da geçirdikten sonra yerli Kürt boylarından şerefhanların yönetiminde yüzlerce yıl kalır. XVI. yüzyıldan sonra tamamı ile Osmanlılara bağlanan Bitlis 1894 yılına kadar Şerefhan Sülalesince yönetilmiştir. Şerefhanların Bitlis’teki hükümranlıkları 1894 yılına dek sürmüş, 1894 yılından 1915 yılına kadar durum son şekli ile devam etmiş ve 1915 yılında Bitlis’in tarih boyunca yaşadığı en büyük yıkımı yaşatan Rus İşgali başlamıştır. Bu işgal 1916 yılına kadar devam etmiş, gerek Atatürk Komutasındaki Ordu, gerekse de ağalar, beyler, sivil halk ve aralarında Bediuzaman Said-i Nursi (o dönemlerde Said-i Kurdi olarak tanınır) bulunduğu din büyükleri ve şeyhlerin katıldığı Milis Kuvvetlerince Bitlis Rus işgalinden kurtulmuş ancak bir daha o eski müreffeh dönemlerine kavuşamamıştır. Çünkü Rus İşgalinden önce 60 Bin olan şehir merkezi nüfusu 1916 yılında ancak Binlerle ifade edilen rakamlara düşmüş ve bir daha eski parlak günlerine dönememiştir. Bitlis ismi; Bêtirs, Kürtçe de cesur, kahraman, korkusuz anlamına gelerek zamanlan değiştirilmesi sonucu Bitlis olmuştur.. İLÇELER: Adilcevaz, Ahlat, Güroymak, Hizan, Mutki ve Tatvan' dır. TARİHİ VE DOĞAL ÇEVRE Bitlis yöresinin ilk çağ’lardan beri yoğun olarak istila ve tahribatlara uğraması buradaki pagan dönemi Ari kültür öğelerinin önemli ölçülerde tahrip olmasına neden olmuştur. Maddi kültür öğelerini hedef alan bu savaşlar haklin benliğinde yaşayan folklorik değerleri ve sanat anlayışını yok edememiştir. Bu yüzden gerek Hıristiyan ve gerekse Müslüman patronların finans |