|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Orta Anadolu Kürtleri Literatürüne Bir Katkı
Yüzyıllar boyunca Orta Anadolu’da yaşamakta olan Kürt kolonisi üzerine kaleme alınan bu incelemenin bazı ayrıntılarına geçmeden önce, Anadolu ve Orta Anadolu’dan neyi kastettiğimiz konusunda bazı açıklamalarda bulunmayı yararlı görüyorum. Sözcük olarak Natolıya, Yunancada "güneşin doğduğu ülke" anlamına gelmektedir, zamanla eski kaynaklarda Levant veya Orient denilen Doğu yerine kullanılmıştır.1 Anadolu yarımadasını Asya kıtasının bütününden ayrı göstermek için eskiden beri tarihi kaynaklarda Anadolu’ya hep Küçük Asya denilmiştir. Batılı kaynaklarda böyle adlandırılmış, örneğin milattan sonra 400 yılından itibaren bu bölgeye Latince Küçük Asya anlamında Asia Minor denilmiştir.2 Arab gezginleri bu toprakları Bilad al-Rum (Rum ülkesi) olarak adlandırmışlardır. Batıya doğru bir yarımada olarak uzanan Anadolu’nun Batı, Kuzey ve Güney sınırlarının denizlerle sınırlandığı ve belirlendiği zaten açık olarak haritalarda görülmektedir. Konumuz açısından Anadolu’nun veya Küçük Asya’nın Doğu sınırının nereden geçtiği? sorusunun yanıtı, hem Batıya yönelik Kürt göçünün sınırlarını bilmek açısından, hem de Orta Anadolu’nun sınırlarının kaba olarak bilinmesi açısından önem kazanıyor. Bilim adamları genellikle Kuzeyde Trabzon yöresi ve Güneyde bulunan Iskenderun körfezi arasında uzanan bir çizgiyle Anadolu’nun Asya kıtasından ayrıldığı görüşündedirler. Bu görüşe göre Karadeniz ve Akdeniz arasında kalan toprak parçasına Anadolu denilebilir. Bu bilgilere dayanarak, co&cu Bu tarihi bilgilere dayanarak diyebiliriz ki Anadolu Türkiye’dir ama Türkiye, Anadolu demek değildir. Türkiye, Anadolu dışında başka toprakları da kapsamaktadır, örneğin Kürdistan’ın bazı parçalarını kapsadığı gibi. Böyle olunca günümüzde kullanılan Doğu Anadolu Bölgesi ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi topraklarının Anadolu’nun birer parçasını oluşturup oluşturmadığı tartışma konusu olmaktadır. Bilindiği gibi günümüzde Türkiye’nin Asya topraklarının tümü bugün Anadolu olarak kabul edilmektedir. Kürdistan’dan batıya göç eden Kürtlerin Anadolu’nun değişik kesimlerine yerleştiğini görüyoruz. Bunlardan bir kesimi Orta Anadolu’ya yerleşmişlerdir. Zaman zaman değişik kaynaklarda kullanılan Iç Anadolu Kürtleri ifadesi yerine Orta Anadolu Kürtleri ifadesinin kullanılması daha doğrudur. Türkiye haritalarında olduğu gibi tüm Anadolu’yu değişik coğrafik bölgelere ayırmak yerine, bu toprakları üç dilim halinde inceliyebiliriz; a) Batı Anadolu b) Orta Anadolu c) Doğu Anadolu Anadolu’nun Kuzey yöresinin uç noktalarından Kastamonu ve Sinop’tan başlayarak, Güneye, Akdeniz Bölgesi’ne doğru gittikçe bir üçgen biçiminde genişleyen Orta Anadolu’nun değişik yörelerinde tarihte irili ufaklı adacıklar halinde birçok Kürdün yaşadığını görüyoruz. Bu geniş alanın Güneydeki bir ucu Burdur-Isparta, bir diğer ucu Adana-Kahramanmaraş’a kadar uzanmaktadır. Böylece Kürtlerin tarihsel bilgilere göre Kuzeyde Kastamonu-Sinop köşesi, Güneyde Burdur-Isparta ve Adana-Kahramanmaraş köşelerinden oluşan ve Türkiye’nin Orta kesimlerinde yer alan bir üçgen üzerinde dağıldıklarını görüyoruz. Karadeniz, Ege ve Akdeniz Bölgelerinin bazı noktalarına kadar uzanan bu alan üzerindeki Kürtler, iç göçler ve aksi göçler sonucunda sürekli hareket halinde olmuşla Hem kültürel etkileşim bakımdan, hem de coğrafik yakınlık bakımından Orta Anadolu Kürtlerini "Iç Anadolu Kürtleri" biçiminde adlandırmanın yanlış çağrışımlara yol açtığı kesindir. Iç Anadolu Kürtlerinin dışında kalan, ama kendileriyle komşu olan diğer Kürtlere bilimsel anlamda "mesafeli davranılması" doğru olamaz. Teorik ve kategorik olarak Iç Anadolu Bölgesi dışında kalan diğer Kürtleri, örneğin Kastamonu ve Sinop’taki Kürtleri nereye sıkıştıracağız? Bu nedenle Orta Anadolu Kürtleri ifadesi bilimsel açıdan daha anlamlıdır diye düşünüyorum. Bu incelememizin asıl konusunu daha ziyade Trabzon-Iskendurun hattının Batısında kalan ve tarihi kaynaklarda genellikle Küçük Asya denilen Anadolu topraklarının iç kesimlerinde yaşayan Kürtlerin tarihi geçmişi oluşturmaktadır. Batıda Ege ve - Bu inceleme, Batıya yönelik Kürt göçünün tarihi gelişimi konusunda ilerde yapılacak çalışmalara açısından sadece bir katkı olarak düşünülebilir. Çünkü şimdiye kadar Kürdistan’ın değişik yörelerinden Batıya yönelik Kürt göçünün tarihsel ve başka boyutları yeterince incelenmiş değildir. Ama yüzyıllar boyunca Anadolu’nun değişik yörelerinde Kürt kolonileri hep var olmuştur. Geçen yıl yayımlanan Eski Istanbul Kürtleri adlı çalışmamız, Batıya yönelik göç olgusu üzerine yapılan çalışmalar ve incelemeler konusunda sadece bir örnek oluşturmaktadır.4 Ege, Akdeniz ve Marmara bölgelerine göç etmiş Kürtlerin, özellikle Adana, Ankara ve Izmir gibi önemli kentlere yönelik Kürt göçünün tarihi öyküsü ilginç sonuçlar ortaya çıkaracaktır.5 |
|||||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
emegine yüregine saglık heval... cok yararlı bi paylasım olmus.. bizi aydınlattıgın için tesekkür ederiz...
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||||
|
ORTA ANADOLU KÜRTLERİ KONUSUNDAKI İNCELEMELER
19. ve 20. yüzyıllarda Orta Anadolu’nun değişik yörelerini dolaşarak bazı incelemelerde bulunan yabancı bilim adamları, bu yörelerde yaşayan göçer, yarı-göçer ve yerleşik Kürtlerle tanışma olanağına kavuşmuş ve daha sonra kaleme aldıkları çalışmalarda, kısaca Orta Anadolu Kürtlerine değinmişlerdir. Bu bilim adamları arasında Ingiliz, Alman, Fransız, Rus, Isveç ve Danimarkalı değişik ülkelerden birkaç araştırmacının adlarına rastlamaktayız. Nuh Ateş, 1992 yılında yayımladığı çalışmasında bu gezgin ve araştırmacılardan bazılarına değinmişti. Biz, burada bazı tekrarlamalara girmeden, daha ziyade Nuh Ateş’in değinmediği veya az değindiği bazı gezginler ve araştırmacılar üzerinde duracağız. Orta Anadolu Kürtleri konusunda bizi aydınlatan bazı araştırmacılar ve çalışmaları 1842 yılından başlayarak günümüze kadar aşa&c Batılı kaynaklarda Orta Anadolu Kürtleri konusuna dikkatlerimizi 1842 yılında kaleme aldıkları incelemeleriyle ilk kez çekenler, Ingiliz kökenli W.F. Ainsworth ve W.J. Hamilton’dur. Böylece Orta Anadolu Kürtleri konusundaki araştırmaların tarihi yaklaşık olarak 150 yıllık bir geçmişe sahiptir diyebiliriz. Orta Anadolu Kürtleri konusunda bize ilk bilgileri ulaştıran araştırmacılardan birisi, Ingiliz kökenli W.F. Ainsworth’dur (1807-1896). Doktor olan Ainsworth, önceleri Ingiltere ve Irlanda’da kolera salgını üzerine çalışmalar yapmış ve bu konuda kaleme aldığı bir kitapçığı büyük bir yankı uyandırmıştır. Ainsworth, 1835 yılında Fırat yöresine ve 1838 yılında Kürdistan’a yapılan inceleme gezilerine katılır. Doğuya yaptığı bu incelemeler sonucunda üç araştırma kaleme almıştır.6 1837 yılında Fırat gezisinden dönen araştırmacı, daha sonra Kürdistan’da bir inceleme gezisine çıkmıştır. Orta Anadolu Kürtleriyle karşılaşması bu ikinci gezi sırasında olmuştur. Istanbul’dan yola çıkarak Karadeniz üzerinden Ankara’ya gelen Ainsworth, bu yörede yaşayan Haymana ve Kulu Kürtleri ile karşılaşır ve 1842 yılında yazdığı bir kitabında kısaca onları bize tanıtır.7 Bu kez yine 1842 yılında W.J. Hamilton adında başka bir Ingiliz araştırmacısının seyahatnamesi yayımlanır. Hamilton, gezi notlarında kısaca Orta Anadolu Kürtlerini okuyucuya tanıtır.8 P. von Tschihatchef (1808-1890) adlı Rus doğa bilimcisi ve coğrafyacısı, eğitimini bitirdikten sonra 1845-1848 yılları arasında Istanbul’da Rus ateşesi olarak çalışır.9 Daha sonra zamanının çoğunu Anadolu’nun değişik yörelerini incelemeye verir. Istanbul ve Anadolu’nun değişik yörelerinde coğrafik incelemelerde bulunur ve birkaç önemli inceleme kaleme alır.10 Bilim adamlarının ilgisini ciddi olarak Orta Anadolu Kürtleri konusuna çeken ilk araştırmacı, Fransız arkeolog Georges Perrot’tur (1832-1914) diyebiliriz. Araştırmacının 1865 yılında kaleme aldığı Haymana Kürtleri (Les Kurdes de L’Haimaneh) de adlı incelemesi, şimdiye kadar yöre Kürtleri üzerine kaleme alınan ilk uzun incelemelerden birisi olarak bilinmektedir. Bu nedenle Georges Perrot’u "Orta Anadolu Kürtleri Incelemeleri’nin Babası" olarak tanımlayabiliriz.11 G. Perrot, 1877 yılından itibaren Sorbonne Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başlar. Değişik birkaç dil bilen Georges Perrot’un Fransızca kaleme alınmış birçok incelemesi bulunmaktadır.12 1914 yılında öldüğünde Reveu Archeologique adlı derginin redaksiyonunda bulunmaktaydı. Georges Perrot, 1861—1872 yılları arasında birkaç kez Anadolu’ya gitmiş, ülkenin değişik yörelerinde incelemelerde bulunmuştur. 1867 yılında yayımlanan Küçük Asya’dan Bir Geziden Anılar (Souvenirs d’un voyage en Asie Mineure) adlı kitabında zaman zaman Kürtlere göndermede bulunur ve daha Ankara’ya varmadan önce Bolu yöresinde karşılaştığı Kürtlere değinir. Perrot, özellikle Üsküp yöresinde, yarı göçebe bir yaşam sürdüren Kürtlerin yaşam kavgasını ele alır. Bolu yöresindeki Kürtleri bize Ankara’ya geldiğinde burada M. Şişmanyan adlı bir Ermeninin evinde kalır. Bir başka Fransız araştırmacısı olan Vital Cuinet 1890-1894 yılları arasında birkaç ciltten oluşan Asya Türkiyesi adlı dev bir araştırma kaleme aldı. Bu çalışmasının birinci cildinde bu arada Orta Anadolu Kürtlerine değinir ve Ankara yöresinde dokuz Kürt aşireti hakkında kısa bazı açıklamalarda bulunur: Rişwan, Şexbizini, Badilli, Terikıyani, Mikaili, Yambekli, Koyibanli, Seyfanli, Atinanli. Vital Cuniet bu yöredeki Kürtlerin yerleşik olduklarını, geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağladıklarını söyler.14 Oxfort Üniversitesi’nde arkeoloji dalında çalışan W.M. Ramsay (1851—1939), özellikle Orta Anadolu’daki antik kültürlerin ve yöre coğrafyasının tarihi konusunda kapsamlı araştırma ve projelere öncülük etti.15 Orta Anadolu’da çalışmalarını yürüttüğü sırada Haymana Kürtleriyle tanışır ve onlara misafir olur. 1883 yılının Ağustos ayında Prof. Sterrett ile birlikte, Batı Haymana’da tanınmış bir Kürt beyini ziyaret eder. Üç yıl sonra 1886 yılında Brown ile birlikte bu kez Doğu Haymana’dan geçerler. Anılarında Kürtler ile ilişkilerine değinen Ramsay, 1884 yılında Kayseri yöresinden Haci adında başka bir Kürt ile tanıştığını söyler. Diğer bazı Avrupallar gibi Ramsay da Kürtler üzerine anlatılan öykülerden etkilenerek anlatımlarında zaman zaman Kürtlerin çevreleriyle olan uyumsuzluğuna değinir. Ramsay, arkadaşı Hogarth ve yardımcısı ile birlikte 1890 yılında Kürtlerin ülkelerini ziyaret ettiğinde, bir Kürt beyinin söylediği bazı sözleri ilginç bulur; "Bizim bütün adamlarımız hırsızdırla Araştırmacı Friedrich Sarre, 1896 yılında yazıdığı bir incelemesinde, Cihanbeyli yöresinde bazı Kürtler ile karşılaştığını belirtir. Dondurma köyü yöresindeki Kürtlerin dokudukları güzel örtü ve halıları kendilerine gösterdiklerini ama yüklerinin ağır olması nedeniyle bunları satın alamadıklarını söyler. Günümüzde Gölyazı olarak bilinen Dondurma köyünde 19. yüzyılda genellikle develerin yardımıyla tuz ticareti yapılıyordu, bu işi erkekler yürütüyor ve kadınlar genellikle halı dokuyorlardı. Friedrich Sarre, daha önceleri 1830-1840’larda yörede bulunan Hamilton ve Ainsworth adlı Ingiliz gezginlerinin Türkmenlerle çatışma halinde bulunan Kürtlerden çekindiklerini ve bu yüzden Doğuya geçmek için Güney yolunu salık vermediklerine işaret etmektedir. Bu sözlerle Kürtler hakkındaki çekingenliğini Yabancılar ve gezginler, Kürtler hakkında bu yıllarda geliştirilen önyargıların doğru olmadığını, bizzat Kürtler arasına katılarak ve onların konukseverlliğini yaşadıktan sonra görebilmişlerdir. Yabancı bir gezgin Tournefort daha 1700’lerde yazdığı bir kitabında: "Kürt eşkiyası gece uyumakta, Türkmen eşkiyası gece dahi faaliyet halinde bulunduklarından etrafa büyük dehşet saçmakta idiler"18 biçiminde bir açıklamada bulunur ve böylece Kürt eşkiyasının amatörlüğüne! ve tembelliğine! değinir. Çağımızın başında Kürdistan’ın değişik yörelerini dolaşan Ingiliz araştırmacısı Mark Sykes, 1908 yılında kaleme aldığı bir incelemesinde Osmanlı Imparatorluğu’ndaki Kürt Aşiretlerini sınıflandırarak, bu aşiretler hakkında demografik ve etnografik birçok bilgi sunmaktadır. Mark Sykes, bu incelemesinde Kürt aşiretlerini A, B, C, D, E, F biçiminde altı temel seksiyona ayırmaktadır. Özellikle E ve F seksiyonlarında Orta Anadolu’da yaşayan Kürt aşiretlerini okuyucuya tanıtmaktadır. E seksiyonunda Toroslar ve Binboğalar, F seksiyonunda Ankara ve Yozgat civarındaki bazı Kürt aşiretlerini ele almaktadır.19 Kürt tarihçisi M. E. Zeki, Kürdistan Tarihi adlı çalışmasının sonunda Kürt aşiretlerini sınıflandırırken, Mark Sykes’in Kürt aşiretlerine ilişkin bu şematik sınıflandırılmasından yararlandığı görülmektedir. Diğer yandan Mark Sykes, Kürtlerin ilk kez Orta Anadolu’ya Yavuz Sultan Selim döneminde yapılan zorunlu göçler sonucunda geldiğini öne sürmektedir.20 Orta Anadolu Kürtleri konusunda bazı çalışmaları olan araştırmacılardan birisi de Alman kökenli Hermann Wenzel’dir. 1932 ve 1937 yıllarında yayımladığı araştırmalarında burada yaşayan Kürtlere değinir ve Ankara keçisinin asıl yetiştiricilerinin Kürtler olduğunu söyler.21 Alman kültür-coğrafyacılardan Wolf-Dieter Hütteroth, Kürtler konusunda yaklaşık olarak kırk yıldır değişik çalışmalar yapmaktadır. Ilk kez 1959 yılında Toroslarda yaşayan Kürtler arasında göçebelik konusunda kapsamlı bir inceleme hazırlar.22 Daha sonra yazdığı bir çalışmada bu yörelerdeki Kürt yerleşim alanları konusunda bilgi sunmaktadır.23 1968 yılında Orta Anadolu’nun Güney yöresindeki yerleşimin son dörtyüz yıllık tarihini inceleyen araştırmacı, bu çalışmasında Orta Anadolu Kürtlerine de değinir.24 Ingilizce kaleme aldığı başka bir incelemesinde yine Orta Anadolu’daki Kürtlere kısaca yer verir.25 Şu anda Almanya’da Erlangen Üniversitesi, Coğrafya Enstitüsi’nde çalışan Wolf-Dieter Hütteroth, son olarak 1996 yılında Paris’de düzenlenen Kürtler ve Şehir adlı uluslararası konferansa Diyarbakır tarihi konusunda bir bildiri sunmuştur. 1927 yılında Orta Anadolu’yu dolaşan Ingiliz araştırmacısı L. Loewe, eşiyle birlikte, Cihanbeyli yöresinde Kürdoğlu adlı köye uğramıştır.26 Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi öğretim üyelerinden W. Ruben, Kürtler tarafından 1891 yılında kurulan Kadıoğlu köyünü ziyaret etmiş ve yazdığı bir incelemede kısaca bu köyü tanıtmaktadır.27 Wolfram Eberhard, 1953 yılında yazdığı bir incelemesinde Maraş ve Adana yöresindeki bazı iskân sorunlarına değinmekte ve bu yöredeki Kürtler konusunda ilginç açıklamalarda bulunmaktadır. Wolfram Eberhard, incelemesinde Kozanoğullarının etnik bakımdan Kürt olduğunu ve Yavuz Sultan Selim döneminde buraya sürgün edildiklerini aktarır.28 P.H. Massy, Toros yöresindeki Kürtlerin üzerinde yaşadıkları coğrafyayı incelemiş ve burada yaşayan Kürtler hakkında kısa açıklamalarda bulunmaktadır.29 1960’lı yıllardan itibaren Orta Anadolu yöresinden özellikle Danimarka, Isveç gibi Iskandinavya ülkelerine göç eden Kürtlerin durumu bu ülke araştırmacılarının dikkatlerini çekmiş ve bu konuda bazı araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmacılardan birisi, Danimarkalı araştırmacı, Jan Hjarnø’dur. Özellikle Konya’ya bağlı Cihanbeyli ilçesi sınırları içinde bulunan Kuşça köyü konusunda 1969 yılından itibaren çalışmalar yürüten araştırmacı, tam otuz yıldır bu yöre insanları konusunda değişik araştırmalar yapmaktadır. Jan Hjarnø, sadece bu köy konusunda etnolojik çalışmalar yapmakla kalmamış, bu köyden insanların Danimarka’ya yaptıkları göçleri ve Danimarka’daki yaşamlarını da incelemiştir. Eskiden Heciler denilen bu köyün yarısından fazlası Danimarka’ya göç etmiştir. Yaklaşık olarak 500 aile Danimarka& Jan Hjarnø 1988 yılında kaleme aldığı başka bir incelemede, bu kez Danimarka ve Isveç’te bulunan Kürtler konusunda bazı karşılaştırmalarda bulunur. Bu incelemede Danimarka’da bulunan Cihanbeyli Kürtleri ve Isveç’te yaşayan Kulu Kürtleri konusu ele alınmaktadır. Danimarka’da Ishoj Belediyesi ve Isveç’te Botkyrka Belediyesi’ni örnek çalışma alanı olarak seçen araştırmacı, değişik açılardan bu iki farklı yöredeki Kürt göçmenlerinin yaşamını incelemektedir.31 Jan Hjarnø’nun 1991 yılında kaleme aldığı Kürt Göçmenleri (Kurdiske Invandrere) adlı kapsamlı çalışmasında, Cihanbeyli yöresinden gelen Kuşça Kürtlerinin göç serüvenini bir bütün olarak ele alınmaktadır.32 Cihanbeyli yöresindeki bu Kürtlerin büyük bir kesimi Danimarka’ya yerleşmiştir. Kulu yöresinden Kürtler ise; Isveç’i tercih etmişlerdir. Isveç’e yapılan bu zincirleme Kürt göçü, şu anda çalışmalarını Isveç Yabancılar Enstitüsü ve Müzesi Vakfı’nda yürüten Ingrid Lundberg’in ilgisini çekmiş ve çalışmalarında Kulu Kürtlerine değinmektedir. Ingrid Lundberg, Stockholm’deki Kululular adlı kitabında bu arada Isveç’te yaşayan Kulu Kürtleri konusunu ele almaktadır.33 Birkaç kez Kulu ve yöresine giderek bazı saha çalışmaları yapmış araştırmacı, daha sonraları Ingvar Svanberg ile birlikte hazırladığı kitabında Kulu yöresinde bulunan bazı Kürt köyleri konusunda ilginç karşılaştırmalar ve tespitlerde bulunmaktadır.34 Özellikle bu Kürt köyleri ve yerleşim birimlerinin ne zaman kuruldukları, hangi aşiretlerin buralarda bulundukları ve bu köylerin nüfusu konusunda tarihsel, etnografik ve demografik bazı veriler sunulmaktadır. |
|||||||||||
|
|
|
|
#4 (permalink) | |||||||||||
|
KÜRTLERİN ORTA ANADOLU’DAKİ AYAK İZLER
Son yıllarda yapılan bazı araştırma ve incelemeler sonucunda, Orta Anadolu Kürtleri konusunda yeni yeni tarihi bilgilere kavuşuyoruz. Orta Anadolu Kürtlerinin tarihinin yazımı konusunda asıl bilgilerin özellikle iskân, sürgün ve göçler konusunda yapılacak daha geniş ve ciddi çalışmalar sonucunda ortaya çıkağını söyleyebiliriz. Orta Anadolu Kürtleri konusunda öne sürülen tez ve görüşler genellikle sürgün konusu efrafında yoğunlaşmakta ve belli bir yığılma gösteriyor. Sadece Orta Anadolu Kürtleri açısından değil, sürgün olgusu diğer parçalarda yaşayan Kürtlerin tarihinin bilinmesi açısından da önem taşımaktadır.35 Kürtlerin sürgün, iskân ve göç tarihinde zaman zaman tahminlerimizi aşan çok eski ve ilginç bazı bilgilere rastlamaktayız. Kürtlerin değişik nedenlerle birçok yere sürgün edilmeleri uzun bir geçmişe dayanır. Istanbul’un fethi sonrasında yüzlerce Kürdün Istanbul’a sürgün edildikleri konusuna Eski Istanbul Kürtleri adlı kitabımızda kısaca değinmiştik.36 Bu sürgünler sonucunda Danişmendlü, Depeviran ve Işıklı adlı bazı Kürt köylerinin bundan yaklaşık olarak 500 yıl önce Istanbul’da kurulduğu kimin aklına gelirdi? Bu köylerden ilki olan Danişmendlü hakkında kaynaklarda şu açıklama yer almaktadır: "Kürtlerdir, öte yakada A’yân gölünden sürgünler imiş, zirâ’at etmeyüp ticâret edüp ellerinde mezâriden nesne yoğmuş".37 Daha eskilere gittiğimizde ilginç öykülerle karşılaşmaktayız. Timur’un saldırıları sonucunda Kürtlerin Istanbul’u aşarak Rumeli’nin değişik yerlerine dağıldığına ne demeli? Istanbul Üniversitesi Iktisat Fakültesi eski öğretim üyelerinden Prof. Ömer Lütfi Barkan’ın bundan yıllar önce kaleme aldığı Bir Iskan ve Kolonizasyon Medotu Olarak Sürgünler adlı nefis incelemeler dizisinin bir yerinde dipnotu olarak eski bir kaynaktan yapıldığı anlaşılan ilginç bir alıntı dikkatlerimizi çekmektedir ve böylece savaşlar yüzünden Kürtlerin Rumeli’ye kadar göç ettiklerini görüyoruz: "Ve hem Timür Han bu vilayete giriyecek şöyle heybey bıraktı kim önüne kimse karar edemezdi. Cümle uğrayacağı yerlerün halkı kaçub denizi geçüb Rümeli’ne döküldü Başka kaynaklarda "Absafi Kürtleri" ve "Karagulu Kürtleri"nin Rumeli’ye sürgüne gönderildiği belirtilmektedir: "Rum-ili’ne sürülüb perakende olmuşlardır".39 Kürd sözcüğüyle başlayan bazı mekan adlarının Macaristan ve Çekoslovakya gibi memleketlerde bulunması, Kürtlerin iskân, sürgün veya göç olayları sonucunda Doğu Avrupa’da bulunan değişik ülkelere kadar gittiklerini ve dağıldıklarını gösteriyor.4 Istanbul’un fethiyle birlikte değişik yöreden Istanbul’a zorunlu göçler yapılmış ve Istanbul’un müslüman nüfusunun çoğalmasına çalışılmıştır. Orta Anadolu yöresinden, örneğin Aksaray ve yöresinden yığınlar halinde halk Istanbul’a sürgün edilmiştir. Bu yöre insanlarının Istanbul’a yerleştiği mıntıka daha sonra Aksaray olarak tarihe geçmiştir. Orta Anadolu’da boşalan bu yerlere başka bölgelerden insanlar gelip yerleşmiştir. Özellikle 15. yüzyılda yani Istanbul’un fethinden sonra Orta Anadolu’da bulunan Aksaray yöresinde bazı Kürt köylerinin kurulduğu görülmüştür.41 Kürtlerin kesin olarak ne zaman Orta Anadolu’yu geldikleri ve buraya yerleştikleri sorusuna kesin bir yanıt vermenin güçlükleri ortadadır. Bu konudaki araştırma ve incelemelerin çok yeni olduğunu belirtmek gerekir. Ama elimizdeki kaynakları incelediğimizde Istanbul fethedilmeden daha önce, Kürtlerin en azından 13. ve 14. yüzyıllarda Orta Anadolu’yu tanıdıklarını, değişik güçler yanında savaştıklarını ve yöreden geçerek başka bölgelere gittiklerini görüyoruz. Bazı tarihi kaynaklar, Kürtlerin Türkmenlerle birlikte hareket ederek 13. yüzyılda Orta Anadolu’nun içlerine kadar gittiğini belirtirler.42 Daha önceleri Malatya yöresinde hakim olan bazı Kürtlerin, Orta Anadolu’dan geçerek 14. yüzyılda Anadolu’nun başka bir ucunda Eskişehir ve Afyon arasında bulunan Kütahya yöresinde Germiyanoğulları adındaki beyliğin kuruluş çalışmalarına katkıda bulunduğunu görüyoruz.43 Araştırmacılara göre Germiyanoğulları’nın bir kesimi Kürtlerden oluşmaktadır. Claude Cahen’ın Türk-Kürt karışımı olarak tanımladığı Germiyanoğullarının, Konya ve yöresinde hakim olan Karamanlılarla çatışma halinde olduklarını belirtmektedir.44 Savaşçı olarak bilinen Germiyanoğulları’nın gücünden yararlanmak isteyenler olmuştur. Tarihi bilgilere göre Germiyanoğullarının bu kez Konya yöresinde Türkmenlere karşı düzenlenen bir saldırıda yer aldıkları görülüyor.45 Bu yıllarda birçok savaş ve sefere katılmak zorunda olan bu Kürtlerin Orta Anadolu’daki akibeti konusunda bildiklerimiz çok sınırlıdır. Fransız araştırmacısı Claude Cahen, Türklerin Anadolu’ya gelip, buraya yerleştiği sırada ortaya çıkan yeni güçler ve büyüyen çatışmalar sonucunda Kürtlerin sürekli hareket halinde olduğunu belirtir: "...Bu arada pek çok Kürt grupları da yer değiştirmiştir. On dördüncü yüzyılda, Diyarbakır kavimlerinin dağılış biçimleri daha önceki dönemlerde olduğundan değişiktir, ama on altıncı yüzyıldaki durumlarının aynıdır. Ayrıca bu dönemde Kürtlerin önceleri hiç bir zaman görülmemiş oldukları Ermeni yörelerine de sızdıkları anlaşılmaktadır".46 Bazı tarihçiler Orta Anadolu’ya asıl Kürt göçlerinin ilk kez Yavuz Sultan Selim döneminde olduğunu belirtirler. Yavuz Sultan Selim’in saltanatı sırasında (1512-1520), Kürdistan’ın Osmanlı Imparatorluğu’na bağlandığı yıllarda, Kürtler kitleler halinde Batıya sürgün edilmişlerdir. Aksi göçler de olmuştur. Daha önceleri Orta Anadolu’da yaşayan bazı aşiretlerin, örneğin Cibranlı aşiretinin Batıdan, Doğuya sürgün edildiği öne sürülmektedir.47 Eğer bu görüş doğruysa, o zaman yukarıda belirtildiği gibi Kürtlerin Yavuz Sultan Selim döneminden daha önceleri Orta Anadolu’da geldikleri ortaya çıkmaktadır. Orta Anadolu’ya ilk Kürt sürgünlerinin Yavuz Sultan Selim döneminde olduğunu ileri sürenlerden birisi, çağımızın başında Kürt aşiretleri üzerine sistemli bazı çalışmalar yapmış olan Mark Sykes’tir. Araştırmacı Mark Sykes’in en azından Ankara ve Yozgat yöresindeki Kürt aşiretlerinin Orta Anadolu’ya yerleşim tarihi konusundaki görüşü böyledir.4 1958 yılında Osmanlı Imparatorluğu’nda Aşiretlerin Iskânı konulu bir doktora tezi hazırlayan Cengiz Orhonlu, 17. yüzyıl sonlarından itibaren, yani 1691 yılında çıkartılan yasal düzenlemelerle ülkede geniş kapsamlı iskân hareketlerinin yaşandığını gösteriyor. 1691 yılından itibaren iskân edilen aşiretler arasında, örneğin Ankara ve Çankırı yöresinde kışlayan Kürt aşiretlerinden söz edilmektedir.49 Bu durum da gösteriyor ki Kürtler daha 1691 yılından itibaren veya daha önceleri Orta Anadolu’yu kendilerine uygun bir mekan olarak seçmişlerdir. Başka bir ifadeyle, Orta Anadolu yöresinin Kürtler tarafından keşfi bu yıllarda da sürmüştür. Sonunda Kürtler burayı kendileri ve hayvanları için uygun bir yerleşim alanı olarak seçmişlerdir. Alman coğrafyacı Hütteroth, bir incelemesinde Kürtlerin Orta Anadolu’ya yerleştiklerini kanıtlayan en eski belgenin 1767 tarihli olduğunu söyler. Hütteroth’un sözünü ettiği belge daha önceleri Ahmed Refik’in yayımlamış olduğu bir belgedir ve Karaman Eyaleti’nde "Karaca Kürtleri" adlı bir aşiretin yaşadığını gösteriyor.50 Ama diğer kaynakları incelediğimizde, örneğin başka bir kaynak Karaca Kürtleri ile birlikte Kürt Mıhmatlı adlı bir Kürt aşiretinin, Orta Anadolu’da bulunan Nevşehir şehrinin kuruluş çalışmalarına daha erken bir dönemde yani 1727 yılında katıldığını gösteriyor.51 Böylece olunca Kürtlerin Orta Anadolu’ya yerleşmesi, Ahmed Refik ve onu kaynak gösteren Hütteroth’un öne sürdüğü gibi 1767 tarihinde değil, daha eski bir tarihte başlamıştır diyebiliriz. Mevcud kaynaklara dayanarak 17.yüzyılın sonlarına doğru yani 1690’lı yıllardan itibaren Kürtlerin Orta Anadolu’ya yönelik göçü devam etmiştir. Orta Anadolu’nun Kürtler tarafından ilk keşfi yukarıda söylediğimiz gibi daha eskilere dayanaır. Buraları daha önceleri değişik nedenlerle ziyaret eden Kürtler olmuştur. Diğer yandan yörede göçer ve yarı göçer olarak yaşayan Kürtlerin bölgeye tam olarak yerleşmesi bir anda olmamıştır. Kürtler ancak çok çetin uğraşlar ve mücadeleler sonucunda bölgenin yerlileri ve sahipleri arasına katılmışlardır. Kısacası, Orta Anadolu Kürtlerinin bu yaşam kavgası y&u Fransız araştırmacısı G. Perrot tarafından Orta Anadolu Kürtlerinin tarihine ilişkin olarak 1860’larda yapılan ilk ve en eski bir sözlü tarih çalışması, Orta Anadolu Kürtleri tarihinin çok eskilere gittiğini gösteriyor. Perrot, yöredeki yaşlı insanlara ne zaman buraya gelip yerleştikleri sorusunu, bu yaşlı insanlar yüz-ikiyüz yıldan beri burada yaşadıklarını ve baba ve atalarının buralarda doğduklarını söylemişlerdir.52 G. Perrot, bu yanıtı 70-80 yaşlarında olan yaşlı insanların ağzından 1860’lı yıllarda işittine göre, yöredeki insanların buralara en azından 1700’lerde hatta daha önceleri geldiği ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan Perrot’un Haymana’daki yaşlı bazı insanlara yönelttiği bu sorusu ve yazılı olarak günümüze kadar gelen yanıtı, Orta Anadolu Kürtleri tarihinin çok gerilere gittiğinin anlaşılması bakımından büyük bir önem kazanmaktadır. Isveçli iki araştırmacı Ingrid Lundberg ve Ingvar Svanberg, Kulu yöresinden Isveç’e gelen Türkler ve Kürtler konusunda ortaklaşa hazırladıkları bir araştırmada, Orta Aadolu Kürtlerinin buraya gelişlerine ilişkin olarak Perrot’un bu notlarını önemli bulmuşlardır: "18. yüzyılın sonlarına doğru Kürt aşiretlerinin Haymana yöresindeki dağlarda ortaya çıktıkları görülmektedir. R Böylece mevcud kaynakların yaklaşık olarak birbirini doğruladığı ve tamamladığı görülmektedir. Orta Anadolu’ya sürgün edilen, zorunlu iskâna tabii tutulan veya değişik nedenler yüzünden göç ederek buraları keşf eden Kürtler, 17.yüzyıldan itibaren yayla ve kışlalarda sürdürdükleri yarı-göçmen yaşamı terk ederek, buranın yerlileri arasına katılmışlardır, 18. yüzyılda iç göçler devam etmiştir ve 19. yüzyılın başlarından itibaren bugünkü birçok Kürt köyünün kurulduğu ve ilerde göreceğimiz gibi Kürtlerin tam yerleşik bir yaşama geçtikleri görülmüştür. Türk Boyları’nın Anadolu’ya açıldıkları yıllarda Kürt-Türkmen işbirliği ve yakınlaşmasının arttığı görülmüştür. Hareket halinde olan Kürt ve Türkmenlerden oluşan yörükler, iskân hareketleri nedeniyle zaman zaman Güneyi bırakarak daha Küzeylere doğru göç ederek Orta Anadolu’nun içlerine kadar gelmişlerdir. Maraş, Gaziantep ve Adana yöresinde sayıları giderek artan Kürtler, buralarda bir güç haline gelmişlerdir. Denetimin sağlanması için askeri ve polisiyle çözüm yollarına baş vurulmuştur. 1865 yılında kurulan Fırka-i Islahiye’nin temel amaçlarından birisi göçmen Kürt ve Türkmen boylarının iskânı konusudur. Güneydeki bu politikların bir sonucu olarak, buradaki Kürtlerden bir kesimi artan tehditler yüzünden bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Kozanoğulların Kürtlerin bir kesimi Torosları aşarak, Orta Anadolu’nun değişik yörelerine göç etmişlerdir. |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.