|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Anılar, şimdi gözümde canlandılar
“Total Recall”ı hatırlıyorsunuz değil mi, hani beyninize gerçeğinden ayırt edemediğiniz anılar yükleyebiliyorsunuz. Görünüşe göre yılların hatırasını cebinizde dolaştırabileceğiniz bir teknoloji, gelecekte o kadar da bilim kurgu olmayacak.Şimdilik daha fazla anınızı hatırlamak için yapabileceğiniz tek şey daha fazla kaydetmeye ve daha fazla hatırlamaya çalışmak. Ama bunları yaparken şimdilik size eski dostunuz beyninizden başka yardım eden bir şeyiniz yok. Eski dostunuz, saniyede iki anıyı hatırlayıp, gözünüzde canlandırıp tekrar hatırlamak üzere unutma gücüne sahip. Peki bir düşünün, fiber optik teknoloji sayesinde bir tel kalınlığında kameralar yapılabiliyorsa bir kontak lens şeklinde kamera da yapılabilir. Kulağınıza yüksek duyarlılıkta mikrofonlar yerleştirilebilir. Bütün bu veriler taşınabilir yüksek kapasiteli bir cihaza yüklenebilir ve gördüğünüz duyduğunuz her türlü görüntü, yani anılarınız kaydedilebilir. Çok güzel de madem saniyede iki anı hatırlayabiliyoruz, buna ne gerek var? Birincisi, bu anılarınızı başkalarıyla paylaşamıyorsunuz. İkincisi ilkokulda başınızdan geçen acayip komik bir olayın, “Seinfeld”in bir bölümü olduğunu fark edebiliyorsunuz, yani beyniniz her zaman anıları gayet güvenli ve olduğu gibi saklamıyor. Ya da belki de NBA istatistiklerine yer açmak için birtakım bilgileri silmesi gerekiyor. Bu konu, Microsoft’un en kıdemli araştırma görevlilerinden biri Gordon Bell’in kafasını kurcalıyormuş. Bell, ticari olarak satılan ilk kişisel bilgisayarın arkasındaki isimlerden biri ve 1998’de hayatını “ [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ]” adlı bir proje olarak kaydetmeye başlamış. Eski fotoğrafları scan etmekle başlayan bu projenin çapı yavaş yavaş telefon konuşmalarını kaydetmek, videolar çekmek, günlük hayatta kaydettiklerini birbirleriyle eşleştirmek şeklinde büyümüş. Burnuna taktığı SenseCam adlı mini kamera ile gün içinde sürekli fotoğraf çekmesiyle birlikte iş çığırından çıkmış. Şimdi günde 1 gigabayt veri topluyor. Ve bütün yaptıkları el emeği gerektiriyor. İşte bu kontak lens ve mikrofon fikri de Gordon Bell’in. Ona göre 15 yıl içinde, yani 2021’de görüp duyduğumuz her şeyi arşivleyen taşınabilir cihazlar yapılmış olacak. Belki tam bir “Johnny Mnemonic” deneyimi bekleyenler (oradaki bilgi de 110 MB idi hani) hayal kırıklığına uğrayacak ama bir daha asla adı dilinizin ucunda biriyle sanki onu hatırlamış gibi konuşmak zorunda kalmayacaksınız. Bell’in deyimiyle teknoloji henüz sanal zeka olacak kadar gelişmiş değil, daha çok mükemmel hafızaya sahip bir asistan gibi. Projenin 2006 bütçesi 3,6 milyon dolar.Bell’in projesinin önünde duran üç engel var, ilki lens gibi takılacak kameraların henüz olmayışı. Bu teknoloji için Microsoft’un medya araştırma grubu, Columbia Üniversitesi ile birlikte çalışıyor. Bell şu an gözlüğüne takılmış bir mikro kamera kullanıyor. İkinci engel bütün bu verileri düzenli olarak klasörleyebilecek yazılım ki “MyLifeBits” projesinin tüm amacı bu yazılımı geliştirmek. Üçüncü engel de uygun büyüklükte sabit disk bulunmayışı, ki terabayt kapasitesindeki disklerin 5 yıl içinde 300 dolardan ucuza satılacağı ön görülüyor. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] (1) :: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] :: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Ocak 5, 2007 - Fareler firarda - Süper bir animasyon daha! Kategori: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Fareler firarda “
[Linkleri Sadece Üyelerimiz
Görebilir...
]”, Aardman stüdyolarından çıkıp gelmiş gibi duruyor. Bilmesek, “
[Linkleri Sadece Üyelerimiz
Görebilir...
]” ya da “
[Linkleri Sadece Üyelerimiz
Görebilir...
]”te killeri yoğuran ellerin bu kez bilgisayar animasyonuna bulaştığına yemin edebiliriz.Tabii boşa yemin edeceğinize filmin künyesine bakmayı düşünecek kadar tecrübeliyseniz, gerçekten de Aardman stüdyosu ile DreamWorks ortak yapımı olduğunu görebilirsiniz. Ama inanın, bakmasanız bile anlamanız büyük ihtimal. Sadece bilgisayarda yoğrulmuş kilden yapılmış gibi duran animasyonundan değil, kolaya kaçmayıp zekice komik olmayı seçmesinden ve süper seslendirmesinden de. Afişte ise neden sadece “Shrek” ve “Madagascar”ın ismi geçtiği ise bizi aşıyor. Roddy (Hugh Jackman), Londra’nın zengin muhitinde yaşayan evcil ve şımarık bir faredir. Asilzade hayatı, artık bu rahatı kemirme sırası kendisine geldiğine inanıp, Roddy’nin ailesi tatildeyken mutfak lavabosundan çıkan lağım faresi Sid (Shane Richie) tarafından altüst edilir. Roddy’nin tek şansı vardır, Sid’in üzerine sifonu çekmek. Yok yok, mecaz değil, bildiğiniz klozete atmak. Ancak görmüş geçirmiş Sid’i alt etmek kolay olmadığından üzerine sifonu yiyen kendisi olur. Lağımda tanıştığı, peşine Fransız mafyası Le Frog’u (Jean Reno) takmış Rita’ya (Kate Winslet), kendisini eve döndürmesi halinde akıl edemeyeceği zenginlikler ve peynirler vaat eder. Aardman’ın kilden bilgisayara geçişi, odanızdaki 37 ekran televizyonunuzdan LCD televizyona geçmeniz kadar büyük bir lüks olmuş. Kil animasyonunda da şahaneydiler, ama parmak izlerinin başrolde olmadığı bir animasyon görmek harika. Üstelik o borularda geçen sahneleri bilgisayar olmadan yapmalarının mümkünatı da yok. Yalnız söylemek gerek, esprilerin bir kısmı kilin kabuğundaymış anlaşılan, önceki ikisi kadar “çok çok komik” olduğunu söyleyemeyeceğiz. Tabii önceki ikisinin acımasızca komik olduğunu hesaba katarsanız, yine de bir “Cars”dan, “The Wild”dan, “Open Season”dan kat kat daha eğlenceli. İlla bir şikayetimiz olacaksa, filmin çok hızlı akması, kurgunun çok hızlı geçmesi, bizim de karakterlerin ve arka mekânların binlerce minicik ayrıntısını yakalayamamamız uygun gelecektir. Ah, bir de sümüklü böcekler. Gerçi Tom Jones ile karıştırılan Roddy sayesinde Hugh Jackman’dan “She’s a Lady” dinleme gibi bir eğlence var ki hepsine değer doğrusu. Ruh hastası kötü adam kahkahasında bir devrim yaratan Sör Ian McKellen başta olmak üzere tüm seslendirme kadrosunun döktürdüğü filmin hiti ise Le Frog. Jean Reno ağzını açtığında gülmemeye çalışın isterseniz, bakalım ne kadar dayanabileceksiniz. Keşke replikleri de, her zaman seslendirme performansları kadar komik olsaymış, işte o zaman belki de en iyi Aardman filmini izlemiş olacaktık. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] (0) :: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] :: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Ocak 5, 2007 - 2006’nın en önemli 25 single’ı !!! Kategori: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] 2006’nın en önemli 25 single’ı Ekstrem müzikten anladığı Pink dinlemek olan bir tayfa, bir de Japonca elektro akustik hip hop filan dinlemeyi seven bir tayfa var. Biz kendi adımıza konuşursak, bu ikisinin ortasında bir yerde durmaya çalışıyoruz. 2006’nın en önemli single’larını seçme şımarıklığını yaparken de (evet, alenen şımarıklık bu!) popsever yanımızla indie âşığı yanımız flört ediyor. Sonuçta da ortaya işte böyle karışık CD olmaya gayet müsait bir liste çıkıyor...1 - Gnarls Barkley / Crazy: Danger Mouse ve uçan balon solumuş sesli adam Cee-Lo’dan, “psikotik bir Portishead nasıl [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] yapardı” sorusunu kendine soran müzikseverlere tokat gibi bir yanıt. 2005’in en büyük şoku Arctic Monkeys ise 2006’nın en büyük şoku da tartışmasız Gnarls Barkley. 2 – My Chemical Romance / Welcome to the Black Parade:Hayır, Queen değil, My Chemical Romance. Hayır, emo değil, My Chemical Romance. Hayır, vampirli şarkılar değil, My Chemical Romance. Pop punk taklidi yapan glam rock meğer ne şahane bir şeymiş. 3 – Nelly Furtado feat. Timbaland / Promiscuous Girl:Kız şarkılarının nakaratlarını söylemek erkekler için zor oluyor, erkek şarkılarıyla kızların böyle bir problemi yok. Yılın en şahane şarkılarından birinin nakaratını söylediği için Timbaland’a teşekkürlerimizle. Nelly Furtado’yu baştan yarattığı için özel teşekkürlerimizi zaten önceden sunmuş idik. 4 – Justin Timberlake feat. T.I. / My Love:Şu [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] – sessizlik – [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] – sessizlik formülünü Timbaland’dan iyi uygulayan varsa, bize de bir daha kulaklık ellemek nasip olmasın. Böyle endüstriyel bir şarkının bir yandan da nasıl kumsalda kumları mıncıklama hissiyatı yarattığını anlayabilmek bizi aşıyor. Fingirdeklik miktarı korkutucu. 5 – Evanescence / Lithium: eski sevgilisi, Seether solisti Shaun Morgan ile ilgili olması tartışıldı, videosunun Nightwish videolarına benzemesi tartışıldı, single olacak kadar iyi olup olmadığı tartışıldı. Tartışmaya açık olmayan şey ise bu kadar gotik bir şarkının Evanescence’e ne kadar yakıştığı. 6 – Rihanna / S.O.S: Sample konusunun nasıl kötüye kullanılacağını Jamelia’nın Depeche Mode katkılı “Beware of the Dog”unda mükemmel şekilde görüyoruz. Peki sample denen şeyin usta ellerde en mükemmel şekilde bir mucizeye dönüştüğünü nasil görebiliriz? “Tainted Love”, Rihanna’nın böğürtlen aromalı parlatıcıyla ışıl ışıl dudaklarından başka kimseye bu kadar yakışamazdı. Ne de olsa böğürtlenli dudak parlatıcı, Marc Almond’un da favorisi!7 – Beyonce / Ireplaceable: Suratımıza sallanan popolar, patlayan sirenler, müsrifçe kullanılmış bir düzenleme yok. Buna rağmen “B-Day”in dördüncü denemesi, neredeyse “Crazy in Love”ın başarısına yetişecek. Aynı anda hem kırılgan hem umursamaz hem de kızgın, Beyonce’nin şimdiye kadarki en duygu dolu vokali olabilir mi? 8 – PCD feat. Snoop Dogg / Buttons: Pussy Cat Dolls, sadece Nicole solo albüm yapmadan önce ismini duyursun diye kurulmuş olabilir. Olmayabilir de. Hatta Nicole solo albüm filan da çıkarmayabilir. Bu şarkıdan sona istediğini yapabilir, bizi hiç üzmez. Hiçbir kız grubunun ulaşamadığı güçte bir şarkı. 9 - Lily Allen / LDN:Dişi Mike Skinner’dan yaz şarkılarının en sevimlisi. Sadece videosunun başındaki diyalog sebebiyle bile listede yer ederdi. Karayip sevdalısı bir İngiliz kızı işte.10 - Panic! At the Disco – I Write Sins Not Tragedies:Konu emo’ya gelince ne yapsanız mübah olur. Panic!, 10 sene önce çıksa “soytarılara bak” der geçerdik, şimdi ise mp3 player’ımızın paşası oldular. Ksilofon ve barok etkiler komik durmuyor mu, duruyor, peki çok eğlenceli mi, eğlenceli. 11 - Ciara / Promise: Daha bir yeniyetme iken dünyanın en büyük prodüktörlerinden biriyle çalış, vasat ama kulağa yapışan şarkılar yap, itinayla seçilmiş çok ünlü şarkıcıların single’larına konuk ol, sonra da rüştünü ispat edince ikinci albümde “ben sıradan değilim” şarkıları söyle. Adımlarını, Aaliyah’ın kariyerinin karbon kopyası şeklinde atan Ciara’nın, hepsi birbirinin aynı R&B fıstıklarından biri olmadığını kanıtlama denemelerinden biri. 12 - Ellen Allien & Aparat – Way Out: IDM nedir, intelligence dance music. Ama sonuçta ortaya ne çıkar, dinlenmesi mümkün olmayan bir gürültü yumağı. Eğer dans müziğinin zekisi IDM ise, “Way Out” en hasından bir IDM. Gözünüzün yaşına bakmadan dans ettirir, öyle enerji dolu bir şarkı. 13 - The Killers / When You were Young: The Killers, gazete kâğıdındaki patates ve kızarmış balık kadar İngiliz ilk albümden sonra bol hardallı sosisli sandviç kadar Amerikan bir albümle geri döndü. Haydi hep birlikte bağıralım: Springsteen! (Bol hardallı sosisli sandviçin bir Kadıköy iskelesi klasiği olması konusunda polemik yaratmadığınız için teşekkür ederiz.) 14 – T.I. / What You Know: Dramatik etkinin tümünü Roberta Flack’in “Gone Away”ine borçluysa da bu kimin umurunda? Bu kıyamet günü şarkısının neredeyse kraliyet ailesi kadar asil bir havası var. Hip hopun tadı, bu kadar karanlık olunca çıkıyor. 15 – Kasabian / Shoot the Runner: İlk albümden sonra endişeli değildik desek yalan olur. Adamlar o kadar nefis bir sound yaratmışlardı ki... Peki ikinci albümle ne oldu, daha cool, daha gürültülü, daha bağımlılık yaratıcı bir sound geliştirdiler. Tek şikâyetimiz, şu sound kelimesini çok kullanmak, bir de o video ekranda göründü mü 3 dakika 24 saniye boyunca hayattan kopmak. 16 – The Fray / Over My Head (Cable Car): Burada çok bilinmiyorlar ama Fray Amerika’da fırtına gibi esiyor. “Grey’s Anatomy”ye
[Linkleri Sadece Üyelerimiz
Görebilir...
] olacak kadar gönül yıkıcı bir şarkı.17 – The Hold Steady / Chips Ahoy!:The Hold Steady de, uçan balonu ağzına dayamış vokal ekolünün bir diğer temsilcisi. Tamam, eski moda ama who-ho-ha nakaratına tav olmamak mümkün mü? 18 – CSS – Let’s Make Love and Listen to Death From Above:O kadar mükemmel bir şarkı ki aklımıza takılan tek şey, bahsedilen “Death from Above”un Kanadalı grup mu, yoksa isimlerine 1979 eklemek zorunda kalan New Yorklu grup mu olduğu. Vokalin bu kadar şeker bir aksanla şarkı söylemesi üzerine onu bile düşünmüyoruz ya aslında, maksat hani karalayacak bir şeyler olsun. 19 – TV On the Radio / Wolf Like Me: “Return to Cookie Mountain” yılın albümü olabilir mi? Olur mu olur. Sükunet ile karmaşa, karanlıkla aydınlık, umutla çaresizlik bu albümde her an kol kola. Yırtınan gitarla, gospel vokaller, bir ordu geçidi gürültüsünde davullar. En sakin dinleyiciyi bile kurt adama çevirecek güçte bir şarkı. Aman dolunayda dinlemeyin. 20 – Cassie/ Me & You: Synth pad kullanmak nasıl moda oldu? X-Files izliyormuş gibi hissettiren tek notalar ve gözünüzü alamadığınız [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] cabası. Hip hopun gittiği yer korkutucu ama o yer neresiyse, bu şarkı çok iyi bir örnek. 21 – Lupe Fiasco / Kick Push: Lupe, daha sadece misafir sanatçı iken bile kendi şarkılarının sevgilileri ve yaramazlıkları hakkında böyle haylaz işler olacağını tahmin ediyorduk. Enfes yaylıları da ekleyin, bu adam hip hopun geleceği olabilir. 22 – The Knife / We Share Our Mother’s Healt: Sesi kapatıp sadece [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] klibi izleyerek bile çok eğlenebilirsiniz. Ama bir de sesi açtığınız zaman tadına doyum olmuyor. Aklınızda yer eden o melankolik The Knife imajını biraz esnetmeniz lazım yalnız. İsveç’in kültür şoku The Knife yine yapacağını yapmış desek, çok mu klişe olacak? 23 – Ne-Yo /So Sick:Düzenlemesinin her saniyesi dantel gibi işlenmiş bu şarkı, açık konuşalım, bittiği an unutulup gidiliyor, ancak çalarken size de çok içten bir aşk şarkısı gibi gelmiyor mu? Bir taraftan da bu kadar aşk şarkısı dinledikten sonra hâlâ radyoya koşmamızla dalgasını geçiyor ya, sağ gösterip sol vurmak böyle bir şey işte.24 – Hot Chip / Boy from School: Hot Chip’in bir öncesine, bir sonrasına bakıyoruz, ağzımız açık kalıyor. Nerede “You Ride, We Ride, In My Ride” diyen Hot Chip, nerede “Boy from School”. Sahi, synthpop hiç bu kadar hisli olmuş muydu? 25 – The Pipettes / Pull Shapes: Siyah üzerine beyaz kocaman noktalı elbiseleri ile şahane bir şarkı yapan The Pipettes için en önemli soru, bundan sonra ne yapacakları? Farklı tonlardan son derece küstah üç vokal, sekizli el şaklatmaları ile mükemmel pop formülü uygulayan kızlar, bir de bu şarkıdan sonra hemen dağılsalardı, tam bir pop ütopyası haline gelebilirlerdi. [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] (0) :: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] :: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] Aralık 27, 2006 - “Robbie nereye koşuyor” konulu bu haberimizde, Robbie Williams’ın yeni albümünü ele alıyor ve birtakım ciddi şüphelerimizi dile getiriyoruz!! Kategori: [Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir... ] |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| acılar ve anılar | bahtiyar730 | Şiirler | 2 | 08-02-2007 11:37 PM |
| inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar... | *avşar* | Şiirler | 6 | 04-01-2007 09:21 PM |
| Anılar Islak | Firari | Şiirler | 6 | 16-11-2006 07:47 PM |
| Anılar ve yollar | QIRIX | Şiirler | 7 | 22-08-2006 11:18 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.