|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Diyalog ve empatiye ihtiyacımız var Konferans çağrıcılarından DSP eski Milletvekili Prof. Dr. Cengiz Güleç, sadece hükümeti, muhalefeti ya da devleti tek muhatap ve hedef olarak seçen ve eylemliliğini buna göre planlayan bir barış girişiminin başarılı olamayacağını düşünüyor. Güleç, “Asıl olan toplumun duyarlılığını yaşamın her düzeyinde harekete geçirebilecek bir iradenin yaratılmasıdır” görüşünde. Türkiye Barışını Arıyor konferansında ifade edilen ve sonuç metnine de yansıyan taleplerin hayata geçmesi noktasında neler yapılması gerekiyor? Konferansın sonuç metni, özü itibariyle ‘Barışı Programlama Taslağı’ olarak anlaşılmalı. Toplumsal barışa katkıda bulunacak tüm demokrat güçlerin canlı, diri, sağlam ve yeni bir dille bu programı topluma benimsetmeleri için yapılacak çok iş var. Toplumsal sorunların çatışma ve şiddete başvurmadan karşılıklı diyalogla yani, müzakere yöntemi ile ama en önemlisi de ‘empati’ yaşantısı ile mümkün olabileceğini anlatabilme becerisini göstermesi gerekir. Bunun gerçekleşmesi, öncelikle barış güçlerinin kendi aralarında bu ‘değer’leri yaşama geçirmeleriyle mümkün. Konu sadece bir örgütlenme ve eylemlilik durumunun sürekliliği değil. Kısaca söylemek gerekirse; ezberlenmiş, klişe haline gelmiş siyasal anlayış ve tutumlarımızın kökten değişimini gerekli kılan bir zihniyet devrimi gereklidir. Bugüne kadar aydın inisiyatiflerinde eksik olan bu nokta, umarım bu tür bir sivil-demokratik barış hareketinde giderilmiş olur ve gerçek bir öncü hareketi ama hiç de marjinalize olmayan, toplumu kuşatan ve harekete geçiren bir eylemliliğe dönüşür. Meclis’teki partilerin barış arayışı karşısındaki tutumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Meclis’teki partilerin barışı gerçekten arzu ettiğine dair zaten ciddi bir hareket göremediğimiz için böylesi girişimler ortaya çıkıyor. Dinsel inanç ve duyarlılıkların ya da milliyetçi yaşam görüşlerinin üzerinden siyaset yaparak Meclis’e girebilmiş sözde kitle partilerinden, başka ne beklenebilir ki? Bu partilerin barış konusunda harekete geçmeleri için bir çabanız olacak mı? Bu partilerin barış konusuna daha duyarlı olmalarını sağlamak açısından elbette çaba gösterilmelidir ve bunu yapmayı planlıyoruz. Bu partiler, kendi siyasal tabanlarının bu konuda gerçekten istekli olduklarını ve bu kararlılığı oylarıyla göstereceklerini anladıkları zaman, yine bir siyasi yatırım olarak barış konusuna ilgi duyabilirler. Kalıcı bir etki olmasa da bu bile toplumun huzuru ve barışı için göz önünde tutulması gereken bir gerçektir. Ancak hükümeti, muhalefeti ya da devleti tek muhatap ve hedef olarak seçen ve eylemliliğini buna göre planlayan bir barış girişimi, hiçbir zaman başarılı olamaz. Asıl olan toplumun duyarlılığını yaşamın her düzeyinde harekete geçirebilecek bir iradenin yaratılmasıdır. Konferansı oluşturan yapının seçimler sırasında da ortak hareket edecek bir demokrasi cephesini oluşturabileceği yönünde yorumlar var. Bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz? Konferansı düzenleyen grubun, Türkiye’nin demokratik açılımına dolaylı bir katkısı olursa, bundan elbette memnun oluruz. Ancak bu inisiyatifin doğrudan böylesi bir siyasi hesabı olduğunu söylemek haksızlık olur. Konferans, olağanüstü bir umut ortaya çıkardı Metin Bakkalcı* Katılan ve izleyenlerin çok büyük kısmının tanık olduğu gibi konferansta, ülkemizdeki ortak vicdan ve aklın bugün ve geleceğimiz açısından ne denli umutlandırıcı olduğu hissedildi ve bu duygu ve düşünceler, barışın inşası için bir program taslağı olarak yansıdı. Bu taslakta, esas olarak üzerinde mutabakat sağlanan görüş ve öneriler dillendirilmiş; bundan sonra da yapılacak öncelikli işin, bu ortamın; gerek fikri boyutuyla gerek ruhsal sıcaklığıyla gerek örgütlenme anlayışı ile bütün ülkeye yaygınlaştırılması, ortaya çıkan taslağın olgunlaştırılması olduğu vurgulanmıştı. Söz konusu olan taslakta, bundan sonrası için son derece yol gösterici bölümler yer alıyor. Bu metinde yer verilmiş değerlendirmelerin aslında Türkiye ölçeğinde gerçek hayatta karşılık bulduğuna, konferans sonrası sürdürülen tartışmalarda da tanık olduğumu ifade etmek istiyorum. Konferans, yazılı ya da görsel basından, belli toplantılardan ya da benim en azından duyabildiğim dost sohbetlerinden anladığım kadarıyla, sonuç olarak olağanüstü düzeyde bir umut ortaya çıkarmıştır. Bu umudun merkezinde; konferansın çağrı metninde de yer alan, yaşanan bütün acıların ortak acımız olduğu hissi, bu acıların ortadan kaldırılması için her türlü şiddet ve ayrımcılığı reddeden ve bunu ülkenin iç dinamiklerini esas alarak her halükarda bir barış olgusunun; sosyal adalet diye nitelendirdiğimiz o çok boyutlu, ülkede gerçek anlamda adil bir ortamın yaratılmasıyla yakından ilişkili olduğu duygu ve düşünceleri yer almaktadır. Bunca yaşanan acılardan çıkartılması zaten zorunlu olan dersler, burada yol gösterici olmuştur. Ve yine bu tartışmalar, nüansları içinde barındırsa da bir ortak iradeyi, dönüşebilme imkanlarını da gösterebilmektedir. Hiç kuşkusuz bu değerlendirmelerin arasında kimi eleştirel yaklaşımlar da olmuştur. Bizler, bu eleştirel yaklaşımların da bu ortama bir katkı olduğu inancını taşıyoruz. Ama hiç kuşkusuz, yine bu konferans çağrısının temel ilkelerinin de gereği, her türlü şiddet ve ayrımcılığı redde hürmet etmeyen ve dahası, şiddet ve ayrımcılığı bir şekilde teşvik eden tutumları kategorik olarak ayrı tutuyorum. Barışı aradığımız böyle bir süreçte Hrant’ın öldürülmesi hepimizi derinden üzmüştür. Hrant’ın öldürülmesi ve izleyen tartışmalar esas alındığında, konferansı oluşturan unsurların gündelik hayata gerçekten her boyutu ile müdahil olması gerektiği ortadır. Aynı biçimde bu ülkede yaşayan vatandaşlar olarak hepimize ne denli sorumluluk düştüğü de ortadır. Eğer bu yolda yürürsek, insanca yaşanabilecek bir Türkiye özleminin aslında çok yakın bir gerçeklik biçimine dönüşebileceğine kesinlikle inanıyorum. Ama eğer bu sorumluluklarımızı yerine getiremezsek, son derece gayri insanı bir ortamın ortaya çıkma olasılığı var. Ve zaten bu gayri insani ortam için çaba gösterenler, bu son dönemde Türkiye Barışını Arıyor Konferansı sonucu ne denli ürktüklerini, korktuklarını da ortaya koymuşlardır. Bu ortamdan korkanlar, tedirgin olanlar, bu süreci engellemeye de çalışmaktadırlar. Ama inanıyorum ki bu süreç engellenemeyecektir. Çünkü Türkiye insanının ezici çoğunluğunun vicdanının, aklının kuvvetli olduğuna inanıyoruz. Biz de bu ortak vicdana sahip çıkmak için katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Bu konferans, bir kez daha gösterdi ki Kürt sorununun çözümünü, insanca yaşanabilecek bir Türkiye özleminden ayırmak hiç de kolay değildir. (*)TİHV Genel Sekreteri Barış fikrini bütün topluma yaymalıyız Barış Grubu üyelerinden ve konferans çağrıcılarından İmam Canpolat, barışın Türkiye’de çok yaygın bir kültür olmadığını düşünüyor. Bu nedenle barış dilinin yeniden oluşturulması ve bunun bütün topluma yayılması gerektiği fikrinde. Konferansı nasıl değerlendiriyorsunuz? Nasıl bir tablo çıktı? Birincisi; böyle bir konferansa Türkiye’nin ihtiyacı vardı. Ama bu konferans, sadece Kürt sorununu tartışan bazı düşüncelerin ifade edildiği bir konferans şeklinde planlanmadı ve öyle de geçmedi. Uzun süre yürütülen bir çalışmanın ürünü, öncesi olan bir toplantıdır. Bir yıl öncesinden, bölge toplantıları ile altyapısı ilmik ilmik örülen bir çalışma idi. Konferans da bu, bir-bir buçuk yıllık çalışmanın zirvesi olarak gerçekleşti. Kuşkusuz olması gereken bir çevre, hükümet ve devlet kesimi yoktu. Onun dışında toplumun diğer tüm katmanları aşağı yukarı vardı. Bu anlamıyla Türkiye’de bir ilk gerçekleşti. Sonrası için neler yapılacak? Konferans sonrası çeşitli çevrelerin karşı duruşları ya da desteklerini içeren yorumlar yapıldı. Hâlâ basında tartışılıyor. Önümüzdeki günlerde de tartışmaya açık düzeydedir. Barışı ifade etmek, dillendirmek Türkiye’de çok yaygın bir kültür değil. Bu kültürü geliştirmek, topluma yaymak gerekir. Barış fikrini yaymak, barışın dilini yeniden oluşturmak gerekir. Bu nasıl olacak? Konferansla birlikte ortaya konulan irade, bu ayağın, bu yönün güçlendirilmesi için alınan bir dizi kararlar var. Bazıları, Türkiye’nin batısından başlayarak farklı illerde bir dizi toplantılar örgütlemektir. Önümüzdeki süreçte bunun örgütlenmesine hız verilecektir. Konferans program taslağında, Barış Meclisi’ni büyütme, geliştirme ve örgütlü bir harekete dönüştürme kararı var. Bu, bölgelerde tartışılacak, halka taşınacak, daha da zenginleştirilerek sonuçlandırılacak. Konferansı oluşturan yapının, seçimler sırasında da ortak hareket edecek bir demokrasi cephesini oluşturması söz konusu olabilir mi? Bu görüşü nasıl değerlendiriyorsunuz? Konferansta ortaya çıkan irade, tüm barışseverlerin her konuda birlikte hareket etme iradesi var. Ama bu, seçimlere nasıl yansır; tartışmalıdır. Barış çalışmasını yürüten arkadaşların gündeminde bu yok. Bu biraz da organizeli şekilde dönüştükten sonra gündeme gelebilir veya siyasi partilerden talep gelebilir. YARIN: Kamil Ateşoğulları: Eski anlayış ve yaklaşım bırakılmalıdır Ayhan Bilgen: Konferans cesaret verdi Hazırlayan: Sultan Özer Şahin Bayar |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Bu adam Türkiye ile alay mı ediyor? | mik2087us | Sınırsız Muhabbet Burada | 3 | 31-01-2007 11:37 AM |
| Türkiye Barışını Arıyor Sonuç Bildirgesi | PCkopat | İlginç Konular | 13 | 20-01-2007 10:29 PM |
| Mehmet Uzun'un "Türkiye barışını arıyor" konferansına gönderdiği mektup.. | PromeT | İlginç Konular | 22 | 19-01-2007 05:23 PM |
| Türkiye Barışını Arıyor Konferansı Ve Yaşar Kemal... | Geronimo | Genel Kültür | 4 | 14-01-2007 02:39 PM |
| Türkiye Barışını Arıyor Konferansı..... | ArzeN | Sınırsız Muhabbet Burada | 12 | 12-01-2007 09:18 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.