|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Genel Bir Tanıtım Yüzölçümü: 15.355 km2 Nüfusu:: 1 milyon 364 bin 209 (2000 sayımına göre) Komşu olduğu iller: Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Batman, Mardin, Şanlıurfa, Adıyaman. İlçeleri: Bismil, Çermik, Çınar, Çüngüş, Dicle, Eğil, Ergani, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp, Lice, Silvan. Köy sayısı: 743 Mezopotamya’nın kuzeyinde yer almaktadır. Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Siirt, Mardin, Urfa, Batman ve Adıyaman illeriyle çevrelenmiş olan Diyarbakır ili, bölgenin tüm özelliklerini taşır. Bağlı 13 ilçe merkezi bulunmaktadır.Diyarbakır kent merkezi 7 bin 500 yıllık bir geçmişe sahiptir. Tarihin her döneminde büyük uygarlıkların, kültürel ve ekonomik hareketlerin merkezi olarak kabul edilen kent, birbirini izleyen 26 değişik uygarlığa beşiklik etmiştir.M.Ö.3000 yıllarında Hurriler’den başlayarak Osmanlılar’a kadar uzanan yoğun bir tarihi geçmişi olan Diyarbakır’da yaşayanlar, dönemlerine ait izlerle kenti ölümsüzleştirmişlerdir.Bu eserlerin başında, kuşbakışı bir kalkan balığını andıran biçimiyle kenti baştanbaşa kuşatan surlar gelir. Diyarbakır surları uzunluk bakımından Çin Seddinden sonra dünyada ikinci, ama eskilik bakımından birinci sırada kabul edilmektedir. YÜZEY ŞEKİLLERİ Diyarbakır ilinde yüzey şekilleri oldukça sadedir. Çevresi yüksekliklerle kuşatılmıştır. Ortası çukur bir havza durumundadır. Diyarbakır havzası denen bu çukur alanın eksenini batı-doğu doğrultulu geniş Dicle Vadisi oluşturur. Kuzeyden Güneydoğu Toroslar yayı ile kuşatılmıştır. Bu dağlar Doğu Anadolu Bölgesi'yle Güneydoğu Anadolu'ya birbirinden ayırır. Diyarbakır havzasının güneybatısında ise Karacadağ kütlesi yükselir. Urfa-Diyarbakır il sınırı üstündeki bu kütle, koyu renkli lavların yığılmasıyla oluşmuş eski bir volkan kütlesidir. Koni biçiminde olmadığından fazla heybetli görülmez. Yüksekliği, en yüksek noktası olan Kolubaba doruğunda 1.957 metreyi bulur. Karacadağ'ın lavları, doğu yönünde Dicle Vadisi'ne kadar uzanır. Bu lavların yapısı çok geçirimli olduğundan, Karacadağ kütlesi üstünde akarsu aşınımı hemen hiç rol oynamamakta, dağın içine süzülen sular ancak eteklerde ve uzaklarda kaynaklar halinde yeryüzüne çıkmaktadır. İKLİM Diyarbakır'da sert bir kara iklimi egemendir. Yazları çok sıcak geçer. Ama, kış soğukları Doğu Anadolu'nda olduğu kadar şiddetli değildir. Bunun başlıca nedeni, Güneydoğu Toroslar yayının kuzeyden gelen soğuk rüzgarları kesmesidir. İl merkezindeki meteoroloji istasyonunun gözlemlerine göre, en sıcak ay ortalaması 31 derece, en soğuk ay ortalaması ise 1,8 derecedir. Bugüne değin ölçülen en yüksek sıcaklık 46,2 derece ile 21 Temmuz 1937 gününde, en düşük sıcaklık ise -24,2 derece ile 11 Ocak 1933 günü olmuştur. 496 milimetre olan yıllık ortalama yağış tutarının ancak yaklaşık yüzde 2'si yaz aylarında düşer. Kuzeydeki dağların eteklerine doğru gidildikçe yağışlar da artar. Örneğin yıllık yağış tutarı Silvan'da 729, Ergani'de 767, Kulp'ta 1.156, Lice'de ise 1.293 milimetredir. Son yıllarda yapılan barajların oluşturduğu yapay göller (Karakaya, Atatürk, Batman, Silvan Barajları) geniş buharlaşma yüzeyleri oluşturmaktadır.Bu nedenle de Diyarbakır Havzası'nın kuru havasının nisbi neminde bir artış olmuştur. Ortalama nispi nem, en çok Aralık ve Ocak aylarında ölçülmüştür. Bu aylarda % 77'ye çıkar.Temmuz-Ağustos aylarında ise nispi nem değerleri % 20'ye düşmektedir. BİTKİ ÖRTÜSÜ Doğal bitki örtüsünü, genellikle otsu bitkilerin ağır bastığı bozkır bitkileri oluşturur. Bunlar ilkbaharda kısa bir süre içinde yeşerip çiçeklenir, ama yağışların kesilmesiyle yaz başında kururlar. Çevredeki dağlar, yer yer meşe ormanlarıyla kaplıdır. Orman bakımından çok yoksul olan Karacadağ'ın Diyarbakır ili içindeki kesimlerinde yer yer meşe topluluklarına rastlanır. Ama ormanlar, ilin toplam yüzeyinin onda birini bile bulmaz. AKARSULAR İlin en önemli akarsuyu Dicle'dir. Elazığ ili sınırları içinden çıkan bu akarsu, hemen sonra Diyarbakır ilinin topraklarına girer. Eğil'in doğusunda Dipni Çayı'nı alır. Sonra güneye yönelir. Diyarbakır'a ulaşımından az önce Devegeçidi Suyu kendisine kavuşur. Diyarbakır kenti önünde geniş bir yatak içinde akar. En büyük kollarını Diyarbakır il sınırlarını terkettikten sonra alır. GAP kapsamındaki alt projelerden bazıları Dicle Havzası'ndadır. Dicle Diyarbakır ilindeki akarsuların tümüne yakınını toplar. Yalnızca ilin kuzeybatı köşesindeki küçük bir alanın suları Fırat ırmağına gider (Çermik ilçesinin suları). Diyarbakır ili sınırları içinde önemli göl yoktur. İDARİ YAPI Diyarbakır, merkez ilçe dahil 14 ilçe, 15 belde, 826 köy ve 1100 mezra olmak üzere 2000'e yakın yerleşim biriminden oluşuyor. 1990 genel sayımına göre, kentin genel nüfusu 1 milyon 096 bin 447 iken; 1997 genel nüfus sayımı geçici sonuçlarına göre yüzde 17'lik bir artış göstererek 1 milyon 285 bin 382'ye ulaşmıştır. Türkiye ortalaması yıllık artış hızı Bin'de 14,74 iken; Diyarbakır'ın yıllık artış hızı Bin'de 22,13'tür. 1997 sayımı geçici sonuçlarına göre, ilçe merkezlerinden yüksek nüfusa sahip olanlar sırasıyla Bismil, Silvan ve Ergani gözükürken; en az nüfusa sahip olanlar Çüngüş, Eğil, Kocaköy ve Hazro ilçeleridir. TARIM Kentimizin sahip olduğu 15.355 km2.lik alanın 791.470 hektarını tarım alanı oluşturmakta ve bu toplam alanın % 51.5'ini oluşturur. Küçük ve çok parçalı olan tarım alanlarında yaklaşık 53.000 aile tarımsal faaliyette bulunmaktadır. Tarımsal üretim açısından ana ürünleri pamuk, buğday, arpa ve kırmızı mercimek oluşturmaktadır. Özellikle sulu tarım yapılan arazilerin büyük kısmında pamuk ekimi yapılmakta, tütün, ayçiçeği, susam gibi ürünler de yetiştirilmektedir.791.470 hektar tarım alanının 29.474 hektarı devlet, 16.751 hektarı halk sulaması olmak üzere toplam 46.175 hektarında sulu tarım yapılmakta, geriye kalan alanda ise kuru tarım olarak adlandırılan yağmura dayalı tarım gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. GAP Projesinin devreye girmesiyle Kralkızı-Dicle sulama projeleri, Batman Sağ Sahil Sulama Projesi ve Batman-Silvan Sulama projelerinin yanı sıra planlama aşamasındaki diğer projeler ile birlikte sulanan arazi 465.000 hektara çıkacak , halen % 6’sı sulanan tarım alanlarının % 60’ı sulanabilir hale gelecektir. HAYVANCILIK Diyarbakır, doga sartlarinin tarim ve hayvanciliga uygun ve hayvan varlığı bakimindan Türkiye’nin önde gelen illerinden biri olmasina karşılık hayvancilik özellikle son on yılda giderek önemini kaybetmiştir. Hayvancilik agirlikli olarak geleneksel yöntemlerle yapilıyor. Hayvan beslemesi, çogunlukla meraya bagli olarak yapilmaktadir. Diyarbakır’daki temel hayvan varlığı içerisinde düsük verimli yerli irklar, büyükbas mevcudunun % 93’ünü, küçükbas mevcudunun ise %98’ini olusturmaktadir. DİYARBAKIR KARPUZU Karpuz denildiğinde ilk akla gelen Diyarbakır ilidir.Diyarbakır karpuzu başta iriliği olmak üzere kendine özgü birçok niteliğe sahiptir.Yetiştirme tekniği alışıla gelmiş karpuz yetiştiriciliğinden farklıdır.Diyarbakır karpuzu Dicle nehrinin çekilmesinden sonra kalan kumlu-çakıllı nehir yatağında açılan ve adına kuyu denilen yerlerde güvercin gübresi ile yetiştirilmektedir. Halen uygulanmakta olan “Diyarbakır Karpuzu Yetiştiriciliğini Geliştirme Projesi” çerçevesinde,Diyarbakır karpuzu yarışmaları düzenlenmektedir.1998 yılında 45 kilo 160 gramlık karpuz birinciliği almıştır. ULAŞIM İl merkezi karayollarının kavşak noktasındadır. Diyarbakır’ı hem karayolu, hem hava ve demiryolu ile ulaşım sağlanabilmektedir. Her gün Ankara ile İstanbul’dan düzenli uçak seferleri yapılmaktadır. Diyarbakır’dan hemen hemen Türkiye’nin her yerine otobüs ile yolculuk etmek mümkündür. Ayrıca Ortadoğu ülkelerine taksi ile yolcu taşımacılığı da yapılmaktadır. D.Bakır'ın bazı illere olan karayolu uzaklıkları şöyledir: Diyarbakır -Adana 536 Km. Diyarbakır -Adıyaman 207 Km. Diyarbakır -Ankara 940 Km. Diyarbakır -Gaziantep 329 Km. Diyarbakır -İstanbul1381 Km. Diyarbakır -İzmir 1436 Km. Diyarbakır -Elazığ 162 Km. Diyarbakır -Malatya 263 Km. Diyarbakır -Mardin 86 Km. Diyarbakır -Mersin 610 Km. Diyarbakır -Siirt 216 Km. Diyarbakır -Şanlıurfa 184 Km. Diyarbakır - Konya 950 Km. Demiryolu bulunan tüm hatlarda Diyarbakır’dan tren seferleri yapılmaktadır. KONAKLAMA Başta Dedeman Oteli olmak üzere, aralarında Demir Otel , Turistik Otel ve Mardinkapı semtinde, tarihî Deliller Hanı’nın onarımıyla açılan Kervansaray Otel ve turistik tesislerinin de bulunduğu 10 kadar turizm belgeli ve çok sayıda da Belediye denetiminde otel bulunmaktadır. Otellerin çoğu kent merkezinde yer alıyor ve yerli ve yabancı konukların ihtiyaçlarına ve isteklerine cevap verebilecek niteliktedirler. Diyarbakır’da kamping alanı olmamasına karşılık; Diyarbakır-Mardin karayolunun başlangıcındaki Karayolları Bölge Müdürlüğü’ne ait alanda kamp yapma olanağı sağlanmaktadır. YEME-İÇME VE EĞLENCE YERLERİ Kentte Belediye belgeli lokantaların yanısıra, yöreye özgü yemeklerin yenebileceği turizm belgeli restoranlar da vardır. Diyarbakır’ın ünlü yerel yemeği Kaburga’dır. Son derece lezzetli olup, kaburga etlerinin içine baharatlı pilavın konup, fırında pişirilmesiyle hazırlanır. Yerel yemeklerin bulunabileceği lokantalar genellikle Dağkapı semtinde yer alır. Gece hayatı bakımından bölgenin en hareketli kenti olan Diyarbakır’da birçok içkili lokanta, birahane, gece kulübü ve lokaller bulunmaktadır. Ancak bu eğlence yerlerine yerli halk tarafından ilgi gösterildiği söylenemez. EL SANATLARI Geleneksel el sanatları içerisinde kuyumculuk, ipekçilik, bakırcılık önde gelmektedir. Diyarbakır el sanatları Birinci Dünya Savaşı’na kadar çok ileri bir düzeydeydi. Örneğin Konya’daki Mevlana Türbesi’nin ikinci kapısı, Bağdat’taki İmam-ı Azam Türbesi’nin nefis altın ve gümüş işlemeli kapısı ile avize, şamdan ve kandilleri Diyarbakır’da yapılmıştır. Eskisi kadar olmamakla beraber günümüzde de önemini koruyan bu el sanatlarında ‘hasır bilezik, ‘kişniş gerdanlık’ ‘gümüş işlemeli nalın’ ve ‘çekmece’ler, Diyarbakır kuyumcularının beğenilen ürünleri arasında yer alır. Eski Diyarbakır kuyumcularının önemli bir bölümü uzun yıllar önce İstanbul’a göç ederek yerleşti. Kuyumcular, Balıkçılarbaşı semtinde, Hasanpaşa Hanı’nın bitişiğinde, restore edilen Kuyumcular Çarşısı ile bu Kapalı Çarşıın bitişiğindeki eski Kuyumcular Çarşısı’nda hizmet veriyorlar. Köylerde el dokumacılığı ve halı, kilim üretimi de yapılmaktadır. DİCLE ÜNİVERSİTESİ 1966 yılında Ankara Üniversitesi bünyesinde açılan Diyarbakır Tıp Fakültesi 1968’de Diyarbakır’a taşındı. 1974’de Fen Bilimleri Fakültesi’nin de açılmasıyla Diyarbakır Üniversitesi kurulmuş oldu. 1982’de Dicle Üniversitesi adını aldı. Dicle’nin doğusunda 2 bin 700 dekarlık arazi üzerine kurulan kampusu ile bölgeye hizmet veren üniversitenin Tıp, Fen-Edebiyat, Diş Hekimliği, Eğitim, Mühendislik-Mimarlık, Hukuk, Siirt Eğitim, Ziraat, Veterinerlik ve İlahiyat olmak üzere 10 fakültesi bulunmaktadır. Ayrıca 11 yüksek okul, 3 enstitü, 6 uygulama ve araştırma merkezi ile 1400 yataklı Uygulama ve Araştırma Hastanesi ile bir bir Sağlık Lisesi de Dicle Üniversitesi’nin birimleri arasındadır. BARAJLAR GAP çerçevesi içinde inşa edilen ve edilmekte olan Karakaya, Devegeçidi, Kral Kızı, Dicle gibi barajların önemli bir bölümü Diyarbakır çevresindedir. Hidroelektrik enerji yanında baraj ve göletlerden elde edilen su, tarımsal alanlarda yeni olanaklar sağlamaktadır. Diyarbakır ve çevresi tarih öncesi dönemlerden itibaren her devirde nemini korumuş, Anadolu ile Mezopotamya, Avrupa ile Asya arasında doğal bir geçiş yolu, bir köprü görevi yapmış bu nedenle de çeşitli uygarlıkların tarihi ve kültürel mirasını günümüze kadar taşımıştır. Tarih boyunca Amida, Amid, Kara-Amid, Diyar-Bekr, Diyarbekir, Diyarbakır adlarını alan kent Güneydoğu Anadolu bölgesinin orta bölümünde, Elcezire denilen, Mezopotamya'nın kuzey kısmındadır. Yontmataş ve Mezolitik devirlerde, Diyarbakır ve çevresindeki mağaralarda yaşanmış olduğu, yapılan arkeolojik araştırmalar ile anlaşılmıştır. Eğil-Silvan yakınlarındaki Hassun, Dicle Nehri ve kolları üzerinde Ergani yakınlarında Hilar mağaralarında bu çağdan kalma kalıntılar tespit edilmiştir. Anadolu'nun en eski köy yerleşmelerinden biri olan tarımcı köy topluluklarının en güzel örneğini veren Ergani yakınlarındaki Çayönü Tepesi, günümüzden 10.000 yıl önceye tarihlenmesi ile sadece bölge tarihimize değil Dünya uygarlık tarihine de ışık tutmaktadır. M.Ö. 7.500-5.000 yılları arasında aralıksız olarak daha sonra da aralıklarla iskan edilmiş olan günümüzdeki kent uygarlığının ilk temellerinin atıldığı Çayönü, insanların göçebelikten yerleşik köy yaşantısına, avcılık ve toplayıcılıktan besin üretimine geçtikleri "Neolitik Devrim" olarak da bilinen teknoloöjik yaşam biçimi, beslenme ekonomisi ve insan doğal çevre ilişkilerinin tümü ile değiştiği kültür tarihi ile ilgili buluşlarda bir çok ilki de içeren canlı ve ilginç bir yerleşmedir. Yabani buğday, mercimekgiller gibi bitkilerin tarıma alınması, koyun ve keçinin evcilleştirilmesi ile Çayönü bilim dünyasında önem kazanmıştır. Yine Ergani yakınlarındaki Grikihaciyan Tepesi'nde M.Ö. 5.000 yılları başına tarihlenen "Gelişkin Köy Evresi" ya da Kalkolitik Çağ olarak adlandırılan Halaf Kültürünün sonlarına tarihlenen tek bir kültür evresi görülmüştür. Halaf Kültürü, Kuzey Irak, Suriye ve Güneydoğu Anadolu'da görülen yuvarlak planlı kubbeli evleri zengin boya bezeli çanak-çömleği ile ünlüdür. Diyarbakır'ın Bismil İlçesi yakınlarındaki Üçtepe Höyük'te yapılan ve henüz bitirilmemiş olan kazı çalışmalarında ise 2. Bin, Yeni Asur, Helenistik ve Roma İmparatorluk dönemine tarihlenen önemli bir merkez ortaya çıkarılmıştır. Öte yandan Lice yakınlarındaki Birkleyn mağaraları ve Eğil'deki Eğil Kalesi ve kayalardaki kitabeler Asurlardan kalan önemli eserler bulunmuştur. Diyarbakır'ın kent merkezinin tarihine baktığımızda ise; M.Ö. 3. Binde kente Hurri-Mitaniler'in egemen olduklarını görüyoruz. M.Ö. 1260'a dek egemenliklerini sürdüren Hurri-Mitaniler'den sonra sırasıyla Asurlular, Aramiler, Urartular, İskitler, Medler, Persler, Makedonyalılar, Selevkoslar, Partlar, Büyük Tigran İdaresi, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Şeyhoğulları, Hamdaniler, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları, Artuklular, Eyyübiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar Diyarbakır'a egemen olmuşlardır. Bu uygarlıklar arasında Diyarbakır'da en fazla tarihi eser yapan ve iz bırakanlar Romalılar, Abbasiler, Mervaniler, Selçuklular, Artuklular, Hıristiyan ve Osmanlılar olmuştur. Diyarbakır sadece Roma-Bizans değil aynı zamanda Müslüman, Pers, Arap ve Tür devletlerinin zengin tarihi ve kültürel değerlerini taşıyan ortak bir kültür mirası olarak günümüze kadar gelmiştir. Özellikler surlarda birçok medeniyetlerin izlerini kitabe, süsleme, figür, kapı veya görkemli burç şeklinde en canlı şekilde görebilmekteyiz. |
|||||||||||||||
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||||
|
![]() ![]() DİYARBAKIR SURLARI Diyarbakır surları burçların büyüklüğü ve yüksekliği itibariyle birinci, uzunluğu bakımından Çin Seddinden sonra dünyada ikinci olarak bilinmektedir. Surlarda dört ana kapı ( Dağkapı, Urfakapı, Mardinkapı ve Yenikapı) ve surların üzerinde 82 burç vardır. Duvarların yüksekliği 12 m. , genişliği 12 m. , uzunluğu ise 5 km. dir. Bugün dahi özelliğini kaybetmeyen önemli burçlar şunlardır: Keçi burcu, Yedi kardeş burcu, Evli beden (Ben-u sen) burcudur. ![]() Her tarafı çesitli devir ve medeniyetleri yansıtan kitabeler, asma ve kabartma motiflerle doludur http://www.diyarbekir.com/fotografla...#37;20copy.jpg Çesitli yazıtlar,meyve ve tahıl motifleri, silah şekilleri, güneş ve yıldız sembolleri, gamalı haç, kaplan, boğa, çift başlı kartal, akrep ve at kabartmaları bulunmaktadır. İlk yapılış tarihi bilinmemekte, ancak M.S. 349 yılında Roma imparatoru Konstantinos tarafından genişletilerek bazı kısımları onarılmıştır. Bugünkü şeklini Büyük imparator Justinianus tarafından yaptırılan onarımla almıştır. Yontma bazalt taştan yapılmıs olan Diyarbakır kalesi iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İlk surların M.Ö 3000 yıllarında şehrin hakimi olan Huriler tarafından yapıldığı sanılmaktadır.
__________________ |
|||||||||||
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||||
|
KARPUZ FESTİVALİ
Akkoyunlu Devleti'nin çöküşü üzerine Diyarbakır ve çevresi 1507'den itibaren Şah İsmail'in idaresine geçmişti. Halk bu idareden memnun değildi. Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında yapılan Çaldıran Savaşı'na Diyarbakır Valisi Ustaclu Muhammed Han da katılmıştı. Bu savaşta Şah kuvvetleri büyük bir hezimete uğramış, Ustaclu Muhammed Han da ölmüştü. Bunu fırsat bilen Diyarbakır halkı ayaklandı. Şah'a bağlı olanlar dışarı atıldı. Diyarbakır ve çevresinin Osmanlı Birliğine katılması ve bununda gerçekleştirilmesi için de büyük ilim ve devlet adamı Bitlisli İdris'in aracılığına başvurulması kararlaştırıldı. Bu ayaklanmayı haber alan Şah İsmail, Yavuz Sultan Selim'in orduları ile Çaldıran bölgesinden ayrılmasından sonra Diyarbakır şehrinin yeniden fethi için maktul Muhammed Han'ın kardeşi Karahan komutasında büyük bir ordu gönderdi. İran ordusu Diyarbakır'ı kuşattı. Kuşatma ve savaş bir yıldan fazla sürdü. Şehir halkı büyük bir cesaret ve kahramanlıkla kendini savunuyordu. Nihayet Bıyıklı Mehmet Paşa idaresindeki Osmanlı ordusu şehir halkının yardımına gönderildi. Bunu haber alan Karahan kuşatmayı bırakarak Sincar dağlarına çekilmek zorunda kaldı. 10 Eylül 1515'te Pazartesi günü Osmanlı ordusu şehre girdi. Kale burçları Osmanlı bayrakları ile süslenmiş , kale kapıları açılarak halk büyük bir sevinç ve törenle orduyu karşılamıştı. Böylece Diyarbakır ve çevresi Osmanlı Birliğine kendi arzu ve isteğiyle katılmış oldu. Bu katılış her yılın Eylül ayında düzenlenen ve günlerce süren büyük şenlik ve törenlerle kutlanıyordu. Bu kutlama şenlikleri XIX. yüzyıl sonlarına değin süre gelmiştir. Bu kutlamalar şehre eskiden yarım saat mesafede bulunan şimdi ise şehir merkezi sayılan Ali Pınarı'nda olurdu. Her yıl bir panayır kurulur, 15 gün kadar şehrin bütün dükkanları kapanır panayır yeri bir mahşer halini alırdı. Bu panayırda çeşitli şenlikler düzenlenirdi. Panayır tertip olunan yerlerde etraftan gelen 15-20 kadar saz şairlerinin baş tarafına Hacı Civa geçer. Büyük lüleli çubuğunu doldurup içerdi. Ekseriya irticalen inşad eylediği şiirlerini okur, bu arada Aşık Ömerleri ve Gevherileri de hatırdan çıkarmazdı. . Dünya Savaşı'nın bütün yurdu saran perişanlığı arasında bu güzel gelenekte unutuldu. Diyarbakır'ı tekrar tanıtmak için, şehrin ticaret ve ekonomik hayatına bir canlılık kazandırmak ve bilhassa iç turizm yönünden büyük faydalar muhakkak olan bu tarihi geleneği yeniden yaşatmak amacıyla her yılın 23 Eylül'ünde başlayıp bir hafta sürecek olan Karpuz Festivali düzenlemeye karar verilmiştir. Karpuz Festivali ilk olarak 1966 yılı 23 Eylül'ünde yapılmıştır ÇAYÖNÜ Diyarbakır ili, Ergani ilçesi, Sesverenpınar Köyü, Hilar Kayalıkları yakınlarnda bulunan Çayönü Tepesi, günümüzden 9500 yıl önce M.Ö. 7500 yıllarında kurulmuş, aralıksız olarak M.Ö. 5000 yılına kadar yerleşim görmüş, daha sonra da aralıklarla iskan edilmiştir. Yerleşme bilim dünyasındaki ününü "Esas Çayönü Evresi" olarak bilinen M.Ö. 7500-6500 yılları arasındaki bin yıllık döneme. ait olan kalıntı ve buluntuları ile sağlamıştır. Bu dönem uygarlık tarihinin en önemli araştırmalarından birini, belki de en önemlisini yansıtmaktadır. Günümüzdeki kent uygarlığının ilk temellerinin atıldığı bu dönem, insanların göçebelikten köy yaşantısına, avcı ve toplayıcılıktan besin üretimine geçtikleri "Neolitik Devrim" olarak da bilinen teknolojik yaşam biçimi, beslenme ekonomist ve insan-doğal çevre ilişkilerinin tümü ile değiştiği Kültür Tarihi ile ilgili buluşlarla birçok "ilki" de içeren canlı ve ilginç bir dönemdir. Çayönü tepesinde 1963 yılında İstanbul ve Chicago Üniversiteleri tarafından başlatılan çalışmalar günümüze kadar değişik uluslar ve bilim dallarından çok sayıda ummanın katılımıyla sürmüştür. Bu çalışmaların sonunda yakın doğunun bilinen en iyi korunmuş ve en eski büyük yerleşme yerlerinden biri ortaya çıkarılmıştır. ULU CAMİİ Anadolu 'nun en eski camisidir. 639 yılında Diyarbakır'a egemen olan müslüman Araplar tarafından şehrin merkezindeki en büyük mabedin (Martoma Kilisesi) camiye çevrilmesiyle oluşturulmuştur. Daha sonra 1091 yılında Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah'ın buyruğu ile büyük bir onarım gördüğünü, değişik dönemlerde birçok kez onarım ve eklentilerle bugünkü şeklini aldığını kitabelerinden öğrenmekteyiz. Erken islam döneminin ünlü Şam Emeviye Cami'nin (benzerliklerden dolayı) Anadolu'ya yansıması olarak yorumlanan Diyarbakır Ulu Camii, İslam aleminin 5. ı Harem-i Şerifi olarak kabul edilmektedir. Ortadaki büyük avlunun doğu ve batısında yer alan maksureleri, güneyinde Hanifiler Cami'i, kuzeyindeki Şafiiler Camii ve Mesudiye Medresesi ve Caminin batı girişinin hemen yakınındaki Zinciriye Medresesi ile dinsel ve kültürel yapıları biraraya getiren bir yapılar grubu niteliğindedir. Ulu Cami'nin avlu cephelerinde farklı dönemlere ait Mimari bezekler, kabartma ve yazıtlar büyük bir uyum içerisinde yerleştirilmişlerdir. Ki bu da bize sanatın birbiri üzerine eklenerek geliştiği bu yapıda inançların ve hoşgörününde uyum içerisinde geliştiğini ve gelişebileceğini kanıtlar gibidir. DİCLE KÖPRÜSÜ (SİLVAN KÖPRÜSÜ) On Gözlü Köprü olarak da bilinir. Diyarbakır'ın eski Silvan yolu üzerinde, Kırklar Dağının eteğindedir. Kentin kuruluşu ve gelişmesiyle ilgili olabilecek bir geçmişi bulunan köprü bugünde aynı hizmeti yapmaktadır. Köprü, yazıtından anlaşılacağı üzere Mervanoğlu devrinde Diyarbakır hükümdarı NiZamüddevle Nasr tarafından H.457 (M. 1065) tarihinde yaptırılmıştır. Dicle Nehri Diyarbakır'lılar için kutsal sayılır ve "Allah 'a giden yol" olduğuna inanılır. Bu inançtaki Diyarbakır'lı kadın ve genç kızlar her yıl Kurban Bayramı akşamı Dicle Köprüsü üzerinde toplanır daha önceden hazırladıkları yazılı dilekçelerini dualar okuyarak nehire atarlar. Böylece dileklerinin kabul olacağına inanırlar |
|||||||||||
|
|
|
|
#4 (permalink) | |||||||||||
|
Kapıları Kalbine Açılan Kent: Diyarbakır
Hangi kapıdan girerseniz girin kente; Dağ Kapısı, Yeni Kapı, Urfa Kapısı, Mardin Kapısı... Diyarbakır 5000 yıllık bir geçmişin izlerini size göstermeye hazırdır. ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Siz farkında değilsinizdir; ama sizi bekleyen kentler vardır. Bir gün ona geleceğinizden emindir. Üstünde çift başlı kartal kabartması olan dev bir burcunu görmüşsünüzdür bir yerlerde, takılmıştır bir kere aklınıza. Ya da nerede okuduğunuzu hatırlamadığınız bir cümle, “Surlarının Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun surları” olduğunu söylemiştir size... Yıllar önce TRT’nin radyosunda sık sık çalınan bir türkü, “Diyarbakır şad akar / Urfa Mardin’e bakar” dizeleriyle hiç nedensiz düşüvermiştir dilinize. Güzel anılar gibi içinizde birikir bu kent ve nihayet bir gün bir kapısından içeri girersiniz. Yola çıkmadan önce, “Nereye” diye soranlara verdiğiniz cevap şöyledir: “Surların, sırların, tunç bakışlı insanların kentine…” Hangi kapıdan girerseniz girin; Diyarbakır, 5000 yıllık bir geçmişin izlerini size göstermeye hazırdır. MÖ 3000 yılında Hurrilerle başlayan tarihi, Ergani ilçesindeki Çayönü höyüğü ile MÖ 7000 yılına dek uzanır. Çünkü Ergani, Diyarbakır’dan da yaşlıdır ve basit planlı, dal örgü barınaklardan taş temelli, kerpiç duvarlı yapılara doğru gösterdiği gelişme, insanlık tarihinin en gelişmiş köy örneklerinden biridir. Kentin kara bazalttan muntazam kesme taşlardan örülü duvarlarının çevresi beş kilometreyi aşar ve 78 burçla güçlendirmiş surlarda dört ana kapı bulunur. Harput, Urfa ve Mardin kapıları bu kentlere giden yolların da başlangıç noktasıdır. Diyarbakır’ın ünlü karpuzlarına ev sahipliği yapan Dicle’nin kıyısındaki kapı, Yeni Kapı’dır ve Yeni Kapı’dan bereketli Dicle Ovası’na bakarsınız; sur içi Diyarbakır’ın eskiliğine, sur dışı Diyarbakır’ın yeniliğine… EVLİ BEDEN VE YEDİ KARDEŞ BURCU Dört yönden, kalınlığı beş metreyi bulan surlarla ve yüksek burçlarla kuşatılmış kenti yönetenler nerede oturuyordu acaba? Tabii ki İçkale’de. İlk yerleşme ve savunma sistemi olduğu sanılan Diyarbakır’ın İçkalesi, Dışkale’nin kuzeydoğu ucunda Dicle kenarında yer alıyor. Hükümdar sarayları ise yalnızca gravürlerde kalmış. Surların güneybatı kesimindeki Evli Beden ve Yedi Kardeş adı verilen anıtsal boyutlardaki iki burç, dünya askeri mimarlığının da başyapıtları. Evli Beden Burcu, bir süre evsiz insanları barındırdığı için bu adı almış ve ortasında üç sıra halini alan bant yazı da hat sanatının doruğunu yansıtıyor. Kentin çalkantılı tarihi boyunca onarılan surlar, son şeklini Romalılar döneminde alır. Nisibis’in (Nusaybin) Hıristiyan halkı Diyarbakır’a göç edince, 367-375 yılları arasında şehrin batı surları yıktırılarak bugünkü Dağ Kapı’dan (Harput Kapısı) Urfa Kapısı’na, oradan Mardin Kapısı’na giden sur kısmı inşa edilir ve Nisibis halkı da kalenin içine alınır. AMİD’DEN DİYARBAKIR’A Dicle havzasının yukarı kesiminde, nehrin sağ kıyısında, denizden yüksekliği 650 metre olan yüksek bir platoda kurulu olan kentin adı, Asurlu döneminden kalma bir kılıç kabzasında ‘Amid’ olarak yazılmış. Süryani kaynaklarında ve Arapça eserlerde de hep bu ad geçer. Roma ve Bizans kaynaklarında ise şehir, ‘Amida’ diye yazılır. Artuklu ve Akkoyunlu Türkler, şehri baştan başa kuşatan surların esmer renginden dolayı ‘Kara Amid’ derler kente. Zafernameler’de ‘Kara Kale’dir. Dede Korkut kitabında ‘Hamid’, bazı Türk eserlerinde ise ‘Kara Hamid’ diye yazılır. Arapların 7. yüzyılda bölgeyi fethetmelerinden sonra Dicle kıyısına yerleşen ‘Bekr B. Vail’ kabilesinin yayıldığı bu topraklara verilen ad Diyar-ı Bekir’dir. 1937 yılında Diyarbakır halkevinde yaptığı konuşmada son noktayı koyar Atatürk. Kentin adı artık Diyarbakır’dır. SANAT, KÜLTÜR VE TİCARET MERKEZİ Tarih boyunca ana yolların merkezinde oluşu ilim, sanat, kültür ve ticaret merkezi haline getirmiştir Diyarbakır’ı. Batılı gezginlerin yazdıklarına göre Diyarbakır’dan Moskova’ya, hatta Moğolistan’a kadar, dokunmuş ipek ve işlenmiş bakır, demir ve altın ürünler ihraç edilirmiş. Sarraflar iri, kıymetli taşlarla kuyumcular çarşısına girer, altın takılarıyla ayrılırlarmış kentten. Diyarbakır, İpek Yolu’nun önemli noktalarından biri olması nedeniyle geçmişin ticaret merkezi olan hanlarıyla ve pazarlarıyla da ünlüydü. Keçeciler ve takunyacıların, bakır işleriyle uğraşan ustaların bulunduğu Sipahi Pazarı’nın dar sokaklarında gezerken; tekstilden kuyumculuğa, bakırcılıktan ipekçiliğe kadar her ürünle dolup taşan, Attaran, Kuyumcular, Çilengiren, Cevahircan, Zergeran ve Bezzezan pazarlarından geriye kalanlar Hasan Paşa Çarşısı ve hanı ile Diyarbakır Bedesteni (Kuyumcular Çarşısı). Mardin Kapısı’ndan girince sağ tarafta kalan ve 1527’de Kanuni Sultan Süleyman’ın Diyarbakır Valisi Hüsrev Paşa tarafından yaptırılan Deliller Hanı, bugün otel olarak hizmet veriyor. 17. yüzyıldaki ihtişamı, yeraltındaki 500 atı barındırabilecek ahırları, çok güzel havuzu, kuyumcuları, bıçakçıları, çizmecileriyle Batılı gezginleri hayli etkileyen Hasan Paşa Hanı, 1573’de inşa edilmiş. ÇOK SÜTUNLU ULU CAMİ Diyarbakır’a hangi yönden girerseniz girin, kendinizi Anadolu’nun en eski camisi olan Ulu Cami’de bulacaksınız ve Diyarbakır hakkındaki ilk dersi de burada alacaksınız. Bölgenin yapı malzemesi olan bazaltın dişi ve erkek taş olmak üzere ikiye ayrıldığını, dişi taşın avlu döşemelerinde, erkek taşın tüm sert yüzeylerde kullanıldığını öğreneceksiniz. 1115’teki deprem ve yangın sonrası çöken camiden çıkartılan malzeme, avlu cephelerinde yeniden kullanılmış. Avlunun batısında yer alan iki katlı yapı, caminin en ilginç mimari öğesi. Süslemeler, 12. yüzyıl İslam mimarlığı; devşirme sütun ve silmeleri ise, Helenistik ve Roma karakterli. Ulu Cami’yle birlikte, Zinciriye ve Mesudiye medreseleri, din, kültür ve bilimin merkeziydi. Ulu Cami’nin kuzeyinde ve yapıya bitişik olan Mesudiye Medresesi’ne caminin avlusundan da girilir. Medrese; astronomi, biyoloji, felsefe, edebiyat, tıp, fizik ve matematik öğretilen Anadolu’nun ilk üniversitelerindendi. DİCLE’YE ATILAN DİLEKÇELER Bir zamanlar hayli kalabalık cemaatleri bulunan, Surp Gregos, Mart Thoma, Saint George, Meryem Ana, Kırklar, Mart Pityon, Protestan ve Katolik kiliseleri; Ermenilerin, Yahudilerin, Yezidilerin, Rumların ve Keldanilerin sur içi kardeşliğinin de örneğiydi. Hâlâ Diyarbakır’ın geniş eyvanlı evlerini; daracık, eski sokaklarını ziyaret eden değişik dinlerden pek çok yolcu bu kiliselere uğruyor duaları için. Ama asıl görevi Dicle üstleniyor Diyarbakır’da: Çok yakında, Kurban Bayramı’nın akşamlarında, Kırklar Dağı eteğindeki, On Gözlü Köprü’den insanlar Dicle’ye yazılı kağıtlar atacak. Çocuğu olmayanlar çocuk, hastalar şifa, sevgililer kavuşmayı dileyecek. Ak kâğıtlar, ay aydını gecelerde, Dicle’nin daima coşkun akan sularına karışacak. Bölgenin hayat kaynağı olan ve bu yüzden halk tarafından kutsal sayılan Dicle, her şeyin başladığı ilk kaynağa, eski Mezopotamya’ya doğru umut olup akacak. |
|||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Tüm yönleriyle TUNCELİ | MÊVAN | Coğrafya | 10 | 09-02-2008 03:33 PM |
| Tüm yönleriyle Abidin Dino SSM’de | MÊVAN | Genel Kültür | 0 | 20-11-2007 02:59 PM |
| Tüm yönleriyle petrol şehri BATMAN | MÊVAN | Genel Kültür | 13 | 08-04-2007 03:10 PM |
| Tüm yönleriyle BİNGÖL | MÊVAN | Genel Kültür | 5 | 15-02-2007 04:23 PM |
| Tüm yönleriyle olmasada serhıldanların şehri AMED(DİYARBAKIR) | MÊVAN | Genel Kültür | 4 | 20-01-2007 10:33 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.