|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
Tarihin diyalektiği ve Saddam Hüseyin
Saddam Hüseyin, bayram arifesinde idam edildi. Arap Irak halkı bilmiyordu; fakat ABD’nin faşist Başkanı Bush, Saddam’ın hangi saatte, nerede asılacağından haberdardı. ABD ve İngiltere yönetimleri duydukları sevinci Bush ve İngiltere Dışişleri Bakanı’nın demeçleriyle hemen ortaya koydular. Bush, altı yüz elli bir Iraklı'nın kemiklerine ve Ebu Gureyb işkencehanesinde “bizi öldürün” diye haykıran kadın esirlerin çıplak bedenlerine basarak “demokrasi”den, Saddam Hüseyin’in “insanlığa karşı işlediği suçlar”dan söz ediyor ve idamı kutsuyordu! Yansıyan bilgiler, Saddam Hüseyin’in mahkemelerdeki tavrını idam sehpasında da sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Arap burjuva milliyetçiliğinin olduğu kadar, ezilen Arap kitlelerinin, öfkeli Arap gençliğinin de sempatisini kazanacak bir tutum ve sloganlarla ilmiğe yürümüş Saddam Hüseyin'in tutumunun, Iraklı direnişçiler arasında güçlü bir moral etki yaratacağı şüphesizdir. Saddam Hüseyin, ilki Mart 2003 öncesi, Irak ve Güney Kürdistan halkları, ulusal ve dinsel toplulukları karşısındaki düşünce ve pratiğiyle, ikincisi 2003 Mart’ından itibaren, başını ABD-İngiltere emperyalistlerinin çektiği işgalciler karşısındaki pratiğiyle geçti tarihe. O yüzden de idam, bu çelişik gerçeğin yarattığı duyguları uyandıracaktır ezilenlerde. Bir Arap ulusal burjuva milliyetçisi olarak politik sahneye çıkan Saddam Hüseyin, Irak Arap halkıyla ilişkilerini burjuvazinin temsilcisi; Kürt, Türkmen, Asuri, Keldani halkları ve ulusal topluluklarıyla ilişkisini ise sömürgeci devlet ve egemen ulus temsilcisi kimliğiyle kurmuştur. Şii mezhebinden Iraklı Araplar arasında da büyük bir kitle oluşturan işçi ve ezilenlere, keza komünistlere, ilericilere, ulusal topluluklara ve Kürt halkına karşı değişik süreçlerde zorba ve Halepçe’de olduğu gibi kimyasal silahlar kullanan bir soykırımcı oldu. Özgürlük, toplumsal adalet, ulusal eşitlik, demokratik azınlık hakları talep edenleri kimi uzlaşma dönemleri dışında devlet terörüyle susturma, ezme çizgisi izledi. Uluslararası ilişkilerde Irak’ın '50’ler sonrası özgün durumunun ve petrolün yarattığı avantajları dikkatle değerlendirdi. Sovyetler Birliği ile ilişkileri sürdürdüğü gibi, başta Fransa olmak üzere Avrupalı emperyalistler ve ABD ile Irak Arap burjuvazisinin ve devletinin yararına olduğunu düşündüğü anlaşmaları imzaladı ve işbirlikçilik siyasetini geliştirdi. İran’a savaş açması, kaderini ABD ve Batılı emperyalistlerle birleştirme sürecinin en keskin dönemiydi. Ne var ki, Saddam'ın, güçlü biçimde silahlandırılmış Arap burjuva milliyetçiliği politikası, bazı bakımlardan (Filistin’e verilen destek vb.) ABD emperyalizminin bölgesel planlarıyla uyuşmazlık gösteriyordu. Saddam Hüseyin, ABD’nin arzularıyla çatıştığı halde, himaye göreceği yanılsamasıyla Irak’tan koparılmış topraklarda yapay bir devlet olarak gördüğü Kuveyt’i işgale girişince yeni bir dönem başladı. ABD, bu durumu, efendisi olacağı emperyalist “yeni dünya düzeni” projesi için elverişli bir fırsat saydı ve BM bayrağı altında “Körfez Savaşı” saldırısını başlattı. Sonraki uluslararası ambargo, abluka dönemi biliniyor. Gerek “Körfez Savaşı” saldırısının yarattığı yıkım, gerekse de ambargo süreci, Saddam Hüseyin rejimini ABD’nin istediği yörüngeye oturtmaya yetmeyince, 2002’de alevleri büyüyen Filistin İntifadası’nın ve emperyalist savaş karşıtı kitle hareketinin geriye ittiği emperyalist işgal saldırısı 2003’te başlatıldı. İşgal sonrası ABD’nin başını çektiği ABD, İngiltere, İtalya, İspanya emperyalist koalisyonu ve eklentilerine karşı başlatılan direniş koşullarında Saddam Hüseyin olgusu (yine burjuva milliyetçiliğine dayansa da) yeni bir nitelik kazandı. O, artık emperyalist sömürgecilere karşı direnişin görünümlerinden ve temsilcilerinden biriydi. Irak devleti içindeki özel konumu, Saddam Hüseyin’e simgesel bir önem kazandırıyordu. ABD emperyalizminin Irak’taki egemenliği ya da yenilgisi yalnızca bölgeyi değil, maddi ve moral bakımdan tüm dünyayı etkileyecek sonuçlar yaratacağı için Saddam Hüseyin’in işgal koşullarında hayatını ortaya koyan pratiği, mahkemelerdeki ve nihayet idam sehpası karşısındaki duruşu, özgün bir politik ve tarihsel değer kazandı. İşçilerin ve ezilenlerin öncü, örgütlü kitlelerinin Irak Arap burjuvazisinin ve sömürgeciliğinin temsilcisi olarak Saddam Hüseyin için dökecekleri gözyaşı yok elbette. O, Irak işçi ve ezilenleriyle, Irak devlet sınırları içindeki Güney Kürdistan’la yine değişik ulusal ve mezhepsel topluluklarla ilişkisinde pek çok ağır suçlar işleyen bir sınıfın ve rejimin baş temsilcisiydi. Tarih, kayıtlarını bu gerçekleri asla atlamadan tutacaktır. Buna karşın, aynı Saddam Hüseyin, bu kez başka bireysel-toplumsal şartlarda; emperyalist küreselleşme koşullarındaki yeni ABD planlarının ön önemlisi olan “BOP” stratejisine karşı direnişin; Bush yönetiminin Suriye ve İran'ı işgal planını, Plan Kolombiya’sını, Filistin ve Lübnan konusundaki İsrail perspektifli heveslerini çekmecelere kaldırtmanın, 11 Eylül sonrası yaratılan ABD gaddarlığı korkuluğunun yıkılmasının ve en önemlisi de ABD emperyalizminin, dünya proletaryası ve ezilen halklar nezdinde politik teşhir ve tecridinin, Bush yönetiminin ABD halkının aforozuna uğramasının en öndeki dinamiği olan inatçı, baş eğmez Irak antisömürgeci direnişinin temsilcilerinden, simgelerinden biri haline gelmiştir. Tarihin künyesine bu gerçekliğiyle de kaydolmuştur. Bırakalım yok saymayı, bu olguyu gölgeleyen, kuvvetle vurgulamayan değerlendirmeler diyalektik materyalist olmamak kadar, politik bakımdan tümüyle yanlış ve nesnel olarak ABD emperyalizmine, Ebu Gureyb’cilere yedeklenen bir karakter taşıyacaktır. Faşist Bush yönetimi, Saddam Hüseyin’i darağacına çıkarma zamanı olarak Müslüman halkların “sevgi”, “kardeşlik”, “küslerin barışması” vb. temalarla tarif ettiği bir bayram arifesini seçti. Bunun her şeyden önce emperyalist-faşist yönü açısından Müslüman halkları aşağılama ve Arap halk gelenekleriyle alçakça alay etme tavrı olduğu gözler önündedir. İşgalden hemen sonra bizzat emperyalist işgalciler tarafından görevlendirilmiş-kiralanmış çapulcuların müzeleri, kütüphaneleri yağmalamasıyla ve Ebu Gureyb’le ne elde edilmek istenmişse, idamın dini bayramın arifesine getirilmesiyle elde edilmek istenen de odur. Faşist Bush yönetimi, Saddam Hüseyin’in idamıyla direnişçilerin iradesini kemirmek, Irak’taki memur ve işbirlikçilerinin meclis ve hükümetine sözümona yönetme gücü kazandırmak, Suriye, İran ve düşman ilan ettiği diğer devlet yönetimleri ile direnişçi güçlere korku salmak gibi amaçlar güdüyor. Olaylar, bu emperyalist, faşist güruhun hayal ettiğinin tam tersi biçimde gelişecektir. Arap gençliği ve halkları arasında yaratacağı etkiler bir yana, Saddam Hüseyin’in, sömürgecilere karşı mücadelede yüzbinlerce Iraklıyla birlikte ölümü paylaşması ve sehpaya giderken gösterdiği tavır, Irak direniş ateşine güçlü bir körük olacak ve direnişçilerin emperyalist işgalcilere karşı savaşma azmini bileyecektir. ABD, Saddam Hüseyin’i idam ederek son zehirli kurşununu da attı. 2007, kader belirleyici bir yıl olacaktır. |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Saddam idam edildi | Ossi | Sınırsız Muhabbet Burada | 20 | 11-01-2007 12:14 PM |
| Saddam Hüseyin (1937 - 2006) | Roj73 | Biyografi | 2 | 08-01-2007 03:41 PM |
| SADDAM HÜSEYİN Haberleri | lehenk | İlginç Konular | 0 | 30-12-2006 11:50 AM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.