|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
![]() Geriye dönüp bakmıyorum. Çünkü geçmişimde pişmanlık duyacağım hiçbir şey yok Sorgunun beşinci günü "sarı uzun saçlarını keser askerler". Sonra bir araca bindirip götürürler. Nereye gittiğini anlamaz. Gittiği yerde "elektrikle" tanışır. Sonra temiz elbiseler getirirler. Gözlerini bağlamadan götürürler bu kez. BİA Haber Merkezi, Ethem DİNÇER, 22 Ekim 2007 "kim yendi yenilen kim ya o nur yüzlü çocuklar nereye gittiler bir ikindi vakti nasıl akşam oldular"(*) Serdar’a sarı uzun saçlarını neden kesmediğini sorar arkadaşları. "Ben kesmem" der, "asker kesecek…" 12 Eylül Darbesi olduğunda aranmaktadır Serdar. Hem Adana’da hem de Mersin’de karıştığı iddia edilen eylemlerden dolayı aranmaktadır. Sarı uzun saçlarından dolayı “Sarı Serdar” olarak anılmaktadır ama bunun ötesinde bir bilgi yoktur arayanların ellerinde. Aranırken bile Adana Eğitim Enstitüsü’nde öğrenimini sürdürür. Aynı zamanda Çukobirlik Fabrikası’nda çalışmaktadır, sendikal faaliyetlerde de aktiftir. Çukobirlik, sendikal faaliyette Adana’nın önemli fabrikalarından biridir. Sol hareketler buradaki sendikada etkili olmak için yoğun çaba harcarlar ve zaman zaman dönemin en kötü özelliklerinden birini yaşarlar: Sol içi çatışma! Serdar, siyasal yaşamına Acilciler’de başlar. Dönemin bir başka temel özelliği olan ayrışmalar sırasında Acilciler’den ayrılıp HDÖ (Halkın Devrimci Öncüleri)’ne geçer. Çukobirlik’de sendika çalışmaları sırasında HDÖ ile TKP karşı karşıya gelir. Tartışmalar zaman zaman şiddete kadar uzar. 12 Eylül Darbesi olduğunda bile bu iki örgüt sendika içinde etkili olmak için mücadele etmektedir. "Sol içi çatışma"ya son vermek için... Darbe sonrası bir araya gelen Serdar ve arkadaşları "darbenin devrimcileri sindirmeye çalışacağını ve bu nedenle de baştan itibaren karşı konulması gerektiği" tesbitini yaparlar. Bu nedenle de "sol içi çatışmalara son verilmesi gerektiğine" karar verirler. Zaten Serdar baştan itibaren sol grupların birbirine şiddet uygulamasını onaylamaz, bu durumun "faşizmin işine yaradığını" söyler. "TKP’lilerle çatışmayı sona erdirme kararını" bildirme görevi Serdar’a verilir. Serdar, Süleyman Aydemir ve Ayhan Uncu kararı TKP’li Erdoğan Pulat’a bildirmek için Erdoğan’ın evinin yakınındaki kahveye giderler. Durumdan haberdar olmayan Erdoğan, kendine saldırılacağını düşünerek elini beline atar ve silahlar patlar. Erdoğan yaralanıp düşerken, gruptan tanıdığı Ayhan’ın adını bağırır… Kahve karakola 150 metre uzaklıktadır. Kahveden çıkan üç arkadaş yolda yürürken kahvenin önü hareketlenmiştir. Serdar ve arkadaşları ara sokaklara gidip kaybolmak yerine karakolla kesişen sokağa girerler. Ve ekip arabası yanlarına gelip durur. Araçtan inen Yüzbaşı Bülent Angın "durun" derken silahlar patlar. Süleyman’ın silahından çıkan kurşunlarla vurulur yüzbaşı. Serdar da silahına mermi sürmeye çalışır. Ancak silahı "Çift alır". İki mermi üst üste biner ve ateş edemez Serdar! Yeni bir ekip olay yerine ulaşır. Bacağında çok sayıda kurşun yarası ile yakalanır Serdar, arkadaşları kaçar. Tarih 14 Eylül 1980’i göstermektedir. Ayhan birkaç saat sonra kıstırılır bir evde. Çatışarak yakalanır. Süleyman’ın izine ise İstanbul’da rastlanır 1981 Mart’ında. Dört arkadaşı ile birlikte Bahçelievler’de bir çatışmada "ölü ele geçirilir". Tek duruşmada idam Ayhan’ı yakalayanlar Serdar’la yüzleştirir. Yaralarına sokulan kalemlere rağmen "tanımaz" Ayhan’ı! Sonradan bulduğu defineden pay vermemek için üç köylüyü zehirleyerek öldüren ve bu nedenle 33 yıl ceza alan Yüzbaşı Agah Özalp Güner, "bana kalsa sizleri birer kuşunla öldürürdüm ama sizleri ipte sallandıracaklar, onun için elim kolum bağlı" der Serdar’a… İdam edilebilmesi için ölmemesi gerekir Serdar’ın, bu nedenle hastaneye götürülür saatler sonra. Yaraları sarılır ve tekrar getirilir Polis Kolejine. Sorgusu o haldeyken sürer! Yaralarına inadına basılır konuşturabilmek için! Sorgu haricinde de kelepçelidir! Serdar’ı mutlu eden tek şey ise nöbetçi birkaç askerin gizlice getirip yedirdiği ekmekler ve içirdikleri meyve sularıdır. Sorgunun beşinci günü "sarı uzun saçlarını keser askerler". Bir daha uzatma şansı olmaz Serdar’ın. Sonra bir araca bindirip götürürler. Nereye gittiğini anlamaz Serdar. Gittiği yerde "elektrikle" tanışır. Sonra temiz elbiseler getirirler. Gözlerini bağlamadan götürürler bu kez. Askerler mahkemeye getirildiklerini söyler. 6. Kolordu ve Adana 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi darbe sonrasının ilk duruşmasını yapar. Darbe sonrasının ilk silahlı direnişi olduğu için ulusal ve uluslararası basın büyük ilgi gösterir mahkemeye. Serdar, "mahkemenin yargılamasını tanımadığını" söyler, "günü geldiğinde tarih sizleri yargılayacaktır" der mahkeme heyetine! "Avukat istediğini söyler", mahkeme heyeti "daha önce böyle bir talepte bulunmadığı" gerekçesiyle kabul etmez bu istemi. Üç saat süren mahkemede tek duruşma da karar verilir! TCK 450/4 maddeden dolayı "taammüden adam öldürmekten" suçlu bulunur Serdar ve idam cezasına çarptırılır! Serdar’ın silahının ateş almadığı, çatışmada yüzbaşıyı öldüren kişinin Süleyman olduğu, bu duruma hem çatışma anındaki güvenlik görevlilerinin hem de Ayhan’ın tanık olduğu bilinirken üç saatlik tek celsede idam kararı verilir. Bir haftalık temyiz süresi olduğu hatırlatılır ve dosya onaylanırsa "karar derhal infaz edilecektir" notu eklenir. Kalemler kırılırken Serdar sloganlarını haykırır: "Mahir, Hüseyin, Ulaş… Kurtuluşa kadar savaş!" Mahkemeden sonra Serdar Adana Kapalı Cezaevi’ne gönderilir. Hücreye konulur ve boynuna 10-15 metre uzunluğunda bir zinciri olan "demir halka" takılır. Yemekleri kuru ekmektir. Hücreyi sık sık lağım suları basmaktadır. Birkaç gün sonra bir ziyaretçi gelir Serdar’ın hücresine: Adana Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Nevzat Bölügiray! Serdar’a "kime güveniyorsunuz?" sorusunu sorar. “Halkımıza” yanıtını alır! Serdar’ı aşağılamaya çalışır, sert yanıtlar alır. Ve asasıyla vurur Serdar’a! “Siz busunuz işte! Ancak savunmasız insanlar karşısında aslan kesilirsiniz! Bir fare kadar değeriniz yok” der Serdar! Komutan öfkeyle ayrılır hücreden. Kangren idamdan kurtarabilirdi, o reddetti Sonra dönemin bir başka özelliği daha gerçekleşir. İkinci kez 9 gün sürecek sorgu için şişmiş bacağına rağmen sorguya alınır Serdar. Sorgucular nasıl olsa idam edileceğini onun için birkaç çözülememiş olayı daha üstlenmesini isterler. “İdamım kesin biliyorum, birkaç olay üstlenmem bir şey değiştirmez. Ama size ifade vermeyi reddediyorum” der Serdar. Sorgu sırasında bacağının kangrene dönüştüğü netleşir. Revire çıkarırlar. Teğmen doktor mahalleden arkadaşıdır Serdar’ın. “Bacağının kesilmesi gerektiğini söyler”. Serdar kabul etmez, sorgucular ve Sıkıyönetim Komutanı da karşı çıkar bacağın kesilmesine. Sonradan anlaşılır ki ciddi özürü olan insanlar idam edilemez, doktor arkadaşı özellikle bu nedenle bacağı kesmek ister, Serdar’ın idamını önlemeye çalışır. Oysa karar daha Serdar’ın yakalandığı ilk anda verilmiştir! İdam kesindir, formaliteler işi uzatmaktadır! Darbeciler, darbe sonrası direniş gösterenlere ne yapılacağını kanıtlamak istemektedir. Ve en uygun aday Serdar’dır. Düğüne gider gibi... Ve o gün gelir. Karar kesinleşir, resmi gazetede yayınlanır. Birlikte yakalandığı Ayhan’la görüşmek ister son kez. Ayhan’a yanında kravat olup olmadığını sorar: "Bu kılıkta gitmek istemiyorum. Düğüne gider gibi gitmeliyim. Bize ölüm böyle yakışır!" Şunu insanlara anlat. Ben, güle oynaya gidiyorum. Geriye dönüp bakma gereği duymuyorum. Çünkü geçmişimde pişmanlık duyacağım hiçbir şeyim yok. Tekrar yaşama gelsem yine bu görevi, bu kişiliği seçerdim, bu ihtişamı tekrar yaşamak isterdim. Bunu arkadaşlarıma anlat! Böyle bilsinler! Arkadaşından ayrılırken onu teselli eder ve son isteğinin “Mahir’in yanına gömülmek” olduğunu söyler. “Şimdi imkansız olduğunu biliyorum ama yeri geldiğinde kemiklerimi Mahir’in yanına götürün” der. İdam edileceği yere götürüldüğünde ailesine ve arkadaşlarına mektup yazar Serdar. Bu mektuplar hala yerine ulaştırılmamıştır. Alıcılar hala mektupları beklemektedir. Bir kahve ister Serdar, içmez ama kahveyi. Kalkıp sehpaya yürümek istediğinde kangren olan ayağından dolayı sendeler. Görevli Albay “Ne o Serdar ayakların geriye mi gidiyor?” der. Serdar’ın yanıtı içmediği kahveyi Albayın yüzüne serpmek olur. Cellat bulabilmek için Adana’nın meşhur çingeneleri Conoları dolaşır görevliler. Conolar görevlileri geri çevirir, yanıtları ilginçtir: “Conolorda devrimcilerin ipini çekecek alçak yoktur!” Serdar sehpaya çıktığında Che’nin unutulmaz sözlerini haykırır: ”Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin… hoş geldi sefa geldi”. Sağlam ayağıyla sehpaya son dokunuşu gerçekleştirir… Kadınlar koğuşu penceresinden görünen infaza karşı ilk sloganlar da oradan yükselir. Avluya atılan yanmış yorganlar Serdar’ın ateşi olarak yükselir göklere… Serdar Soyergin’in yüzbaşıyı vurmadığı, idam kararının çok önceden verildiği, idamı veren hakimlerden birinin yakınlarına “mecburen verdik” dediği, Serdar’ın silahının bulunamadığı, dosyada balistik raporları olmadığı, yakalanma, yargılanma, idam sürecinin 42 gün olduğu, bu hızın trafik suçlarında bile işlemediği konuşuluyor bugün… Ailenin yaşadıklarını ise tek bir cümle özetliyor: “Keşke yaralı yakalandığında ölseydi de o işkenceli süreci yaşamasaydı”. Uzun sarı saçlarını hiç kesmeyen Serdar, zorunlu kesilen saçlarını tekrar uzatamadı… Serdar Soyergin’in yargılandığı dosya ise tozlu raflarda çoktan sarardı… Kim bilir, belki de hukuksuzlukları sorgulayan birileri çıkar bir gün. Sararmış sayfaları karıştırır… “Sarı saçlı çocuklar” unutulmasın diye… "Mavi sonsuz kez Mavi hüzün sonsuz kez hüzün lakin bir kez ve en başına buyruk renk hayat ne söylesem az ne sussam ağır gelir"(**) ![]() "Yüzbaşıyı Süleyman Öldürdü, Serdar'ı Astılar" Serdar Soyergin, 25 Ekim 1980'de idam edildi. 27 yıl sonra ailesi ve yakın dostu Alper Yalman Serdar'ın suçsuz yere idam edildiğini ileri sürüyor ve davanın yeniden açılmasını istiyor. Sabah, Müjgân HALİS, 22 Ekim 2007 Serdar Soyergin (22) bundan 27 yıl önce 14 Eylül 1980 günü bir çatışmada yaralı olarak gözaltına alındı ve bir yüzbaşıyı öldürmekle suçlandı. Beş gün içinde duruşması yapıldı, 40 gün içinde de 25 Ekim 1980'de de idam edildi. Ancak ölene kadar yüzbaşıyı öldürmediğini haykırdı. Onu kimse dinlemedi ve 22 yaşında Adana Kapalı Cezaevi'nde asıldı. O sırada yanında olan arkadaşı Süleyman Aydemir de 15 Mart 1981'de bir çatışmada ölene kadar, "O yüzbaşıyı ben öldürdüm, Serdar'ı benim yerime astılar," dedi durdu. Şimdi yıllar sonra bir tanık, Alper Yalman ortaya çıktı ve Soydemir'in işlemediği bir suçtan asıldığını, esas suçlunun yedi ay sonra ölen Süleyman Aydemir olduğunu söylüyor. Serdar Soyergin'i ne zaman tanıdınız? Serdar Soyergin 14-15 yaşlardan beri tanıdığım mahalle arkadaşımdı. Son derece barışçı, neşeli ve yurtsever biriydi. Solcu ve devrimciydi. 14 Eylül 1980'de tutuklanıncaya kadar hem Çukobirlik'te geçici işçi statüsünde çalışıyor hem de hızlandırılmış Eğitim Enstitüsü kurslarına gidiyordu. Başarılı bir öğrenciydi ve kurstan sonra öğretmen olarak atanmayı ümit ediyordu. Yüzbaşının öldürüldüğü eylemin nasıl geliştiğini anlatır mısınız? 12 Eylül 1980 hafızam beni yanıltmıyorsa bir cuma günüydü. Gece sokağa çıkma yasağı uygulanmaktaydı. 13 Eylül akşamı buluştuk ve tedbir olsun diye o gece evlerimizde kalmayalım dedik. Başka bir mahallede oturan yine Çukobirlik'te işçi olan bir ağabeyimiz de bizi davet etmişti. 13 Eylül'ü 14 Eylül'e bağlayan geceyi gayet neşeli ve aynı zamanda endişelerle geçirdik. Elbette ki temel konumuz cuntanın yapacakları ve acaba işten atılır mıyız endişesiydi. Serdar 14 Eylül sabahı, 'Ben Kuruköprü'deki kahveye gidip arkadaşlarla buluşacağım,' diyerek evden ayrıldı. Ben de kendi oturduğum semte gittim. Olayı nasıl duydunuz? Serdar'ın gittiği kahvehanede kavga çıktığı, yoldan geçmekte olan bir askeri birliğin kavgaya müdahale ettiği ve silahlı çatışma çıktığı haberi gecikmedi. Başka bir sol grupla aralarında tartışma çıkmış ve o sırada devriye gezen askerler olaya müdahale etmiş, silahlar patlamış. Tankçı Yüzbaşı Bülent Angın çatışmada ölmüş, Serdar Soyergin bacağından yaralı olarak yakalanmış. Yüzbaşıyı asıl öldüren Süleyman Aydemir ise kaçmış. Görenlerin daha sonra anlattıklarına göre Serdar'ı yaralı olarak yakalayan askeri birlik, onu bir cemsenin arkasına ayağından bağlayarak şehrin ortasında sürüklemiş. İddianamede neler yazıyordu? İddianamede, Serdar Soyergin'in olay esnasında bir güvenlik görevlisinin göğsüne silah dayayıp tetiğe bastığını, fakat silahın ateş almadığı, resmi görevliyi öldürmeye tam teşebbüsten yargılanması gerektiği ve yasadışı THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi- Cephesi) örgütü üyesi olduğu suçlamaları yer alıyordu. Daha sonra Serdar'ın elinde olduğu ileri sürülen ve patlamayan silahın ne olduğu konusunda hiçbir bilgiye rastlanmadı. Süleyman Aydemir''i tanıyor musunuz, olaydan sonra görüşebildiniz mi? Süleyman Aydemir aslen Denizliliydi. Siyasi ortamlardan tanışırdık. Adana İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde öğrenciydi. Devrimci ve solcuydu. 14 Eylül'deki olaydan sonra Adana'yı terk etmişti. Serdar'ın idamından sonra yakın arkadaşlarından onu nerede bulabileceğimi öğrendim. 1980 yılının son ya da 1981 yılının ilk günleriydi sanıyorum, İstanbul Merter'de salaş bir kahvehanede buluştuk. Yanında tanımadığım birkaç arkadaşı daha vardı. Çok samimi olarak bana aslında Serdar'ın cuntacılar tarafından kendisinin yerine idam edildiğini anlattı. "Beni yakalayamayınca Serdar'ı astılar, Serdar benim yerime idam edildi," diyerek üzüntüsünü dile getirdi. Bunları anlatırken gözlerinin buğulandığını ve çok üzgün olduğunu hatırlıyorum. Aydemir daha sonra, üç arkadaşıyla birlikte sanırım 1 Mart 1981'de, İstanbul Bahçelievler'de polisle giriştiği çatışmada öldürüldü. Serdar'ın idamı bana göre intikam duygularıyla işlenmiş siyasi bir cinayettir. Bu davanın yeniden görülmesi, Türkiye'nin geçmişiyle hesaplaşması bakımından hem gerekli hem de elzemdir. |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| AKP'nin sarı Kürtleri | zilan_80 | Sınırsız Muhabbet Burada | 1 | 19-11-2007 08:36 PM |
| Sarı Renk Esrarı ..!!! (İlginç) | Aksâleon | İlginç Konular | 1 | 12-11-2007 07:42 PM |
| Sarı Yıldız Mavi Yıldız | esas | Hikayeler, Denemeler | 1 | 03-11-2007 05:04 PM |
| Sarı Rengin Esrarı... | zîvûzêr | İlginç Konular | 3 | 08-06-2007 11:07 AM |
| Sarı Gelin | tubiranes | Türkçe Lyrics | 1 | 22-11-2006 10:17 AM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.