|
|
#1 (permalink) | |||||||||||||||
|
BİR YİĞİT İNSAN, ABBAS İZOL
1966, Kürt halk hareketi bakımından önemli bir yıldı. Türkiye’de ilk kez “Kürt Halkı”ndan, “Türkiye Halkları”ndan, “Türk ve Kürt Halklarının eşitliği”nden söz eden, Kürtçe yayını, Kürtçe eğitimi gündeme getiren YENİ AKIŞ dergisi yayımlanıyordu. Bu yayın, Türk basınında büyük tepkiyle karşılandı. Babıali gazetelerinde, bu “bölücü yayınların” Türkiye için oluşturduğu “tehlikeye” dikkat çekiliyor ve savcılar göreve çağrılıyordu. Derginin sahip ve mesul müdürü olarak benim tutuklanmam gün meselesiydi. Bu tehlikeli baskı döneminde Dergiye en büyük destek Kürt gençlerinden geldi. Dergi, onların fikirlerine ve duygularına tercüman oluyordu. Bunlardan Ruşen Aslan, yayın işlerinde en büyük yardımcımdı. Dergi’nin yazı işleri müdürlüğünü üstlenmek için adeta bir yarış başlamıştı. Mesul Müdürün de benimle birlikte tutuklanacağını iyi biliyorlardı. Ama bunu bilerek, bu önemli harekete fiilen katılmak ve katkı sağlamak istiyorlardı. Bu gençlerden, rahmetli Yusuf Ekinci ile Dengir Fırat’ı hatırlıyorum. Fakat o dönemde bunlar öğrenci oldukları için tahsillerinin yarıda kalmasını istemiyordum. Birgün büroma Abbas İzol geldi. Kalın bıyıklı bu esmer genç, yazı ışleri müdürlüğünü üstlenmek istiyordu. Benimle birlikte tutuklanabileceğini söyledim. O bunu göze almıştı. İsrar etti. Okuldan mezun olduğu için de diğerlerine tercih ettim. 5. sayıyı baskıya vereceğimiz sırada tutuklandık. Tutukluluk halimiz 6 aya yakın sürdü. İşte o zaman Abbas’ı daha iyi tanıma fırsatını buldum. O’nu hapishane içinde hapishane olan ve çoğu azılı katillerin bulunduğu 9.koğuşa vermişlerdi. Abbas, çevresindekilerin sorunlarıyla ilgilenen, onların yardımına koşan, eli açık, mert, paylaşmasını bilen, gerçek anlamda yiğit bir insandı. Halk kültürünü çok iyi özümsemişti. Usul erkan bilirdi. Bu nedenle de oradaki mahkum ve tutukluların sevgi ve saygısını kazandı. Artık O, koğuşun ağasıydı. O dönemde tutuklanıp 9. koğuşa gönderilen Türk sosyalistlerine de büyük yardımı oldu. Bunlardan biri de rahmetli şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’di. Ne zaman tahliye olacağımız belli değildi. Tutukluluk durumumuz uzayabilir, cezalandırılabilirdik. Bu ihtimallere rağmen, bir an olsun morali bozulmadı ve her zaman dik duruşunu muhafaza etti. Mütevaziydi. Bununla övünmedi. Bunu sıradan bir iş, normal bir görev olarak kabul etti. Erken yaşta aramızdan ayrılan bu değerli insanı, dava arkadaşımı rahmetle anıyorum. 03.01.2006 M Ali Aslan ![]() Güven veren cesur biriydi, Abbas İzol Cemal Saygılı, 18/01/2006 Yüreği Kürdistan inancı ve şevkiyle dolu olan Abbas İzol tarihini tam hatırlamadığım kanımca 42 yıl önce tanıdım. O yıllarda kürt yurtsever gençliği nicel olarak parmakla sayılacak kadar az idi. Bu nedenle herkesin birbiriyle yakın ve dostane ilişkileri vardı. Birlikte çok güzel ve sancılı, bazende hayallerle dolu günlerimiz oldu. Bu dostlarımızdan bir çoğu fiziksel olarak aramızdan ayrıldılar. Onların anıları bizlere kaldı. Fiziken yok olan ve manen yaşayan dostum Abbas, az konuşan, sakin yapılı, sevecen, mert ve insana daima güven veren cesur bir kişiliğe sahipti. Bu kişilik ve yurtseverlik inancı, 1966-1967 yıllarında, çok az kişinin yüklenebileceği, fedekarlık ve özveriyi Abbas göstererek (Yeni Akış) dergisinin sorumluluğunu yüklendi. Gerçekten o dönemde, kürt sorununu (ezop) diliyle de olsa hedefleyen bir derginin sorumluluğunu kabullenmek her babayiğidin karı değildi. Bizim görevimiz, geçmişte halkımızın onurlu mücadelesine hizmet etmiş kişilerimizi, unutmamak ve gelecek nesillerimize mücadele ve anılarıyla miras bırakmaktır. Aksi taktirde bu yaşamayan saygın değerlerimiz birer adsız kahramanlar olarak kalacaktır. Keyanın böylesi bir girişimini saygıyla karşılıyorum. Sevgili Abbas, senin uğruna mücadele ettiğin yüce idealin bugün Kürdistanımızın bir parçasında, düşmanlarımıza inat, hepimizin hayallerini gerçekleştirerek devletleşiyor. Sen yerinde rahat ol. Seni sevgi ve saygıyla anıyorum. 18/01/2006 Cemal Saygılı Ruşen Arslan ABBAS İZOL’UN 15. ÖLÜM YILDÖNÜMÜ Ölen Arkadaşlara Olan Görevlerimiz Bir süre önce, 1938’de Dersim’de anne, baba ve kendisinden iki yaş büyük abisi gözlerinin önünde katledilmiş, çalılık içinde saklandığı için tesadüfen kurtulmuş eski bir arkadaşımla, ölen müşterek dostlarımız üzerine sohbet ediyordum. Bir ara bana; “ - Yaşadığımız için kendimiz şanslı saymalıyız demişti. Bu söz doğru muydu? Bilemiyorum… İnsan soruşturmada veya cezaevinde işkence altında haysiyetiyle oynanırken, hele benim gibi dayanılmaz böbrek sancıları çekerken; ne kadar da ölmeyi arzular. İstenen ölüm kolay ele geçmez!... Aslında içimizdeki hayata yapışma isteği bazen küllenir, ama hiçbir koşul altında sönmez. Peki arkadaşımın söylediklerinde bir haklılık payı da yok muydu? Çocukluk arkadaşlarım; onlardan daha bu yaz kaybettiğimiz Ayhan Bingöl; mücadele arkadaşlarım Şakir Elçi, Yümnü Budak, Orhan Kotan, Necmettin Büyükkaya, Nazif Kaleli, Yaşar Gündoğan, Mustafa Budak, Yahya Bozkurt (Çerkez Yahya), Tahsin Avcı, Kürt Reşit, Feqî Husên; Diyarbakır Cezaevi’nde adlarını yazmaya kalksam, bir makalenin sayfalarına sığamayacak kadar işkencede ve işkenceleri protesto eylemlerinde ölen cezaevi arkadaşlarım, Kürdistan’ın tüm şehitleri, aramızdan ayrılırlarken yüreğimiz yanmamış mıydı? Hepsi bir yana, “Özel Harp” uygulamaları çerçevesinde ortadan kaldırılan Medet Serhat, M. Emin Bingöl, Şevket Epözdemir, Yusuf Ekinci gibi yakın dost ve arkadaşlarım ve daha binlerce faili meçhule giden Kürdün acısını unutmak mümkün mü? Ölümün her türü acı veriyor. Demek ki kalanlar, gidenlerin gidişini kabullenemiyor. Arkadaş, dost, akraba, sevgili acısı duyarak yaşıyor olmak mı, yoksa ölmüş olmak mı şans?.. Başkasını bilmem ama, bunca yakınını kaybetmenin acısını yüreğinde taşıyan bir olarak, kendimi yaşadığım için şanslı göremiyorum. İşte bunlardan birini, arkadaşım Abbas İzol’u da on beş önce kaybettim. Yıllar ne kadar çabuk geçiyor… Yeni açılan Ankara’daki Site Öğrenci Yurdu’ndaki dört kişilik odama gittiğimde, odanın ilk iki sakini yatakları üzerinde oturuyordu. Biz iki Muşlu onlarla tanıştık. Siverekliydiler… Eyüp Koyuncu benim gibi Hukuk Fakültesi, Abbas İzol ise Ankara İktisadı ve Ticari İlimler Akademisi öğrencisiydi. Yurttaki oda arkadaşlığıyla başlayan ve yaşam boyu süren dostluklarımızın temeli böyle atılmıştı. Dört arkadaştan ikimiz, ben ve Abbas; öğrencilik yanında siyasal mücadelede de yoğunlaştık. İkimiz de sosyalist düşünceleri benimsemiş, Kürt halkının ulusal demokratik mücadelesinde de birer nefer olmuştuk. Gittikçe genişleyen kuşağımızdaki arkadaşlarla omuz omuza mücadele ederken, Abbas hep önlerdeydi. Propagandada, kavgada, Kürdistan illeri derneklerini birleştirmede… Bu özelliği onu, Türkiye İşçi Partisi (TİP) içindeki “Doğulular Grubu”nun yayın organı diyebileceğimiz ve 1967 yılında yayına başlayan “Yeni Akış” dergisinin sorumlu yazı işleri müdürü yapmıştı. O zaman, Kürt sözcüğünün geçtiği bir yazının on sekiz ay hapis cezası vardı. Hem yazan, hem de sorumlu müdür aynı cezayı alırdı. Nitekim Abbas İzol, derginin sahibi ve yazarı M. Ali Aslan ve diğer yazarlardan Kemal Burkay ile birlikte tutuklandılar. Yeni Akış’ın büro ve teknik işleriyle de ben görevliydim. M. Ali Aslan ile soyadı benzerliğinden yararlanarak, onları Ankara Ulucanlar’daki cezaevinde düzenli ziyaret ederdim. Yanılmıyorsam yedi ay tutuklu kaldılar. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmada, aynı zamanda avukat olan M. Ali Aslan, üç buçuk saat süren enfes bir savunma yapmıştı. Mahkeme her üçünü de tahliye etti. Bu yaz Diyarbakır’da Eyüp Koyuncu ve iki hafta önce de İstanbul’da, diğer oda arkadaşımız Ertuğrul ile Abbas’ı yad ettik. Tekrar baştaki arkadaşımla sohbetimize dönüyorum. Benden daha yaşlı olan arkadaşım, kendi kuşağından ölen arkadaşlarını sayıyordu; - Sait Kırmızıtoprak, Sait Elçi, Hıdır Benzer, Medet Serhat gibi arkadaşlarım öldüler. Yaşıyor olmamız bir şans. Ama yaşamamızın bize yüklediği bir görev var: Arkadaşlarımızın ideallerini gerçekleştirmek… Evet, arkadaşım haklıydı. Abbas İzol’a ve yüreğinde özgür Kürdistan sevgisiyle aramızdan ayrılan arkadaşlara da olan görevimiz devam ediyordu. Onlar rahat uyusun. Bilsinler ki, onların ölüm acısı, Kürt halkının kalbinde özgürlük ateşi olarak yanmaktadır. 8 Ocak 2006 ![]() Dik, vakur ve ciddi arkadaşimı minnetle anıyorum Necdet İnal, Diyarbakir Yıl 1961, Abbas İZOL ile samimiyetin başladığı, birlikteliğin ayrılmazlığa dönüştüğü, ideolojilerin ortak paydada buluştuğu öğrencilik yılları: Dik, vakur, ciddi ama samimi olduğu kimselerle içten samimi bir dostıyla 1967 okulun bitttiği ve topluma yararlı olma özgürlüğü,demokrasiyi halka ve yeni nesile aşılamanın zamanı gelmişti. Abbas işte bu yıllarda Siverekte kendi halkına, özelliklede Siverek gençlerine yararlı olmak için kolları sıvamıştır. Beraberce başladığmız Siverek lisesindeki öğretmenliğmiz döneminde yeni bir jenerasyon yaratmanın heyecanı ile Abbasla yola koyulduk. Abbas hiç korkmadan bildiği yolda ödün vermeden bildiklerini gençlere aktardı. Amacı: Sosyal sınıfı yaratmak, Atatürkün Kurduğu Bürokratik Cumhuriyeti değil, "Demokratik Cumhuriyeti " yaratmaktı. Ta ki; bir gün beraberce okuldan polis gözetiminde okuldan uzaklaştırılıncaya kadar (gerekçe; insani değerleri, yani sosyalizmi savunmaktı. Onurlu insan olmayı öğretmekti günahmız) Daha sonra askerlik nedeni ve çeşitli görevler nedeni ile uzak düştük birbirimize, bu zaman dilimi içerisinde o halkına bilinç vermeye devam ediyordu.Yararlı olacak en olgun yaşlara gelmişti.Yurt dışında görevli olduğum bir zamanda (1991) Abbasın vefatını duydum. Sevdiklerinden birini kaybetmek, bir parça ölmektir. Ben bir parça öldüğümü hissetmiştim. Sezarın cenazesinde dostu Mark Antuvan "ölülerin iyiliği kemikleriyle gömülür, hataları arkalarında kalır. " diyor. Abbasın iyilikleri gömülürken, arkasında kötülük bırakmadan gitti bu alemden. Ölümünün 15.yılında Abbası minnetle ve de özlemle anıyorum. Ruhun şad olsun 17.01.2006 Necdet İnal, Diyarbakir Abbas İzol’a ilişkindir Necati Saatcioglu İnandığı fikre samimiyetle bağlı, aşırılığa kaçmadan, halkı için imkanları ölçüsünde bir şeyler yapmaya çalışan ve bunu içtenlikle arzulayan, söz ve eylemlerinde farklılık olmayan, sözüne sadık ve verdiği sözü mutlaka tutan, ikiyüzlülüğü olamayan, insana güven verdiği gibi, kendisine güven duyulan, hareket ve konuşmalarında ölçülü olup, her zaman dik durmasını bilen, açık konuşan ve başkalarını arkalarından çekiştirmeyen, arkadaşına ve dostuna samimiyetle bağlı, ne istediğini bilen, şiddet ve kaosu tasvip etmeyen kendisine güven ve sevgi duyduğum arkadaşımın genç sayılacak yaşta ve zamansız olarak aramızdan ayrılmış olmasından büyük acı hissettim. Kendisini her anışımda, aynı acıyı hissettiğimi itiraf etmek istiyorum. Necati Saatcioglu Dicle ve Fırat arası ABBAS IZOL için kutsaldı Keko Ankara Ticari İlimler Akademisinde, Abbas Izol ile birlikte okuduk. Site ögrenci yurdunda kalıyorduk. “Cebeci Ataturk Öğrenci Yurdu oldu”. 1963 yılında Siverek yuksek tahsil kültür derneğinin tertiplediği gece nedeniyle, bir dergi çikarma fikri Abbas’tan geldi ve benimsendi. Buyuk katkilariyla KEKO mecmuasini çikardik. “isim babasi da benim”. Içerik olarak yeterli değildi, ama isim yetti. Büyük sansasyon yarattı. Birçok arkadaş ve hemşehri dergi nedeniyle geceye gelmedi. Birçok kürt aydını gibi sosyalizmi biliyordu. Yurtseverliği devrimci bir çizgide ön görüyordu. Dicle ve Fırat arası onun için kutsaldı. Mezopotamya çocukları diyordu, bizler için.Kürtçe yazılan yapıtlar arar dururdu. Malesef yeterli kaynak yoktu. Zira 141-142 ceza yasaları bu tür gelişmelere engeldi. Kürt motiflerini açik bir dille ifade edemeyişine kahroluyordu. Ahmet Arif’in dediği gibi: Biz ki ustayiz vatan sevmenin Umut, saklımızda olumsuz bayrak Kırmızı, kırmızı Dalga dalgadır. Bütün güzellikleri hak eden ABBAS İZOL, ani ölümü hak etmemiştir. En azından bu günleri de görmeliydi.. Ulusal değerlerimiz arasında saygıyla anılacaktır. KEKO Abbas İzol’un KEKO dergisinde yazdığı bir fıkra FIKRALAR Bir Siverekli aya gitmiş. Kendisine nereli olduğunu sormuşlar. - Siverekliyim demiş. Aydakiler gülerek demişler ki; - Ulan Allah’ın oğlu önce de ki dünyalıyım, sonra Türkiyeliyim, Urfalıyım ve sonra da Siverekliyim. ----------------------------o------------------------ İki Siverekli çarşıda gezerken bir sebzeci dükkanı önünde durmuşlar. Çok büyük bir patlıcanı göstererek birbirlerine sormuşlar: - No çıçıyo? (bu nedir) Biri demiş! - La no fil o (bu fildir) Diğeri ise: - Ne lo gergedano (yok gergedanır) demiş. Fil o, gergedan o diye aralarında münakaşa çıkmış. Meseleyi halletmek için muhtara gitmişler. Muhtar gelmiş bakmış ve demiş ki: No ne filo, ne gergedano, gılgıl verdo bipey merdo. (bu ne fil dir ne gergedan, darı yemiş ve onunla ölmüş) ABBAS IZOL Iktisadi ve Ticari Ilimler Akademisi Abbas İzol’un anısına O yiğit ve cesur bir insandı Veysi Zeydanlıoğlu 1963 yılında Ankara’ya gittiğimde Abbas’la tanışmıştım. O benden önce gitmişti ve İktisadi Ticari İlimler’de okuyordu. Ben de Hukuk Fakültesinde kaydımı yapmıştım. O dönemde yurtsever Kürt gençliği çok az sayıdaydı. Ankara ve İstanbul’daki Kürt gençleri arasında sürekli bir ilişki ağı vardı. Ankara’daki Siverekli yurtsever Kürtlerden tanıdığım Abbas’la sık görüşürdük. O yıllarda siyasetle ilgilenen Kürtlerin sayısının az olması siyasetle ilgilenen insanların önemini artırıyordu. Birçok Kürt öğrencisi gibi ben de bir tarafta öğrenimimi sürdürürken aynı zamanda da çalışıyordum. Ankara’daki bizden önceki kuşaktan olan Kürt öğrencileri TİP içinde aktiftiler ve bu yüzden de sola eğilimliydiler. İstanbul’dakiler daha çok Süleymaniye Kahvesinde buluşurlardı. Medet Serhat ve arkadaşları olarak bilinirlerdi. Orada kurulan şehir dernekleri ve öğrenci yurtlarında Siverekliler Yurdu da buna dahildi, değişik toplantılar, yılda bir gece yapılıyor ve çeşitli dergiler çıkarılıyordu. Kürt öğrencilerinin eylem çalışmaları bunlardı. Seminer ve Konferanslar yapıldığında herkes haberdar edilip beraber gidilirdi. Daha önce DENG ve DİCLE FIRAT çıkmıştı ve daha sonra da YÖN (sol eğilimli) ve Barış DÜNYASI (liberal) isimli dergiler yayın hayatına başlamışlardı. 49 lardan bazı Kürt aydınları bu dergilerde yazılar yazıyorlardı.1965 seçimlerinde TİP’in meclise girmesiyle sol eğilim yoğunluk kazandı. O günlerde TİP Genel Başkanı M Ali Aybar’ın Siyasal Bilgiler’de bir Konferans verecekti. Ben çalıştığım için gidememiştim. O dönemde Adalet Partisi Gençlik Kolları isminde (bugünün MHP si gibi) bir kuruluş vardı ve hep Kürt gençlerinin çalışmalarına saldırıyorlardı. Onların içinde Karslı olan iri yapılı biri vardı ve herkes ondan çok çekinirdi. Bu kesim Aybar’ın Konferansına saldırı düzenliyorlar. Herkes bunlardan çekinirken Abbas o Karslı iri yapılının üzerine yürüyerek saldırıya yanıt vermişti. Bu haber kısa bir anda Bitlis’lilerin Kahve’sinde bulunan bir gurup Kürt gençliğine ulaştığında yardım için hemen Siyasala gitmiştik. Ama kavga dağılmıştı. Abbas’ın o günkü tavrı Kürtler içinde büyük ve etkin bir yankı yaratmıştı. İkinci olay, 1966 baharında M Ali Aslan Ağrı’dan bir dergi çalışması için Ankara’ya geldi. Oradaki çeşitli Kürt kesimleriyle ilişkiye geçti, özellikle İstanbul’daki Medet Serhat çevresiyle. M Ali Aslan’la aynı evde kalıyorduk. Yeni Akış dergisinin hazırlığı içindeyken o dönemde çok riskli olan Yazı İşleri Sorumluluğunun tespit edilemeyişi nedeniyle dergi biraz gecikmişti. Hatırlayabildiğim kadarıyla önce bana bu görevi önermişti. Ben öneriye önce olumlu yaklaştım ancak henüz o günlerde yeni memuriyete başlamıştım ve imtihanlardan sonra da memlekete gitmem gerekiyordu. Arkadaşların uyarısından dolayı bu görevi almaktan vazgeçtim. Daha sonra birkaç arkadaşa da aynı teklif götürüldü ancak görevin getirdiği risklerden dolayı kimse kabul etmiyordu. M Ali bir akşam Cebeci’deki kaldığımız eve geldiğinde, sorumlu müdür sorununun halledildiğini bana anlattı. Abbas’ı sinemada gördüm ve bana dergiyi sordu. Ben de sorumlu müdür bulunmadığından geciktiğini anlattım. Abbas böyle bir görevi üstlenebileceğini söyledi ve kabul etti. Ben memleketteyken ilk sayısı çıktı. Yeni Akış o dönemde Kürtlerin çıkardığı en iyi dergilerden biriydi. Dergide işlenen tema Kürtlerin ayrı bir etnik kimlik sahibi olduğunu vurguluyordu. Bunun üzerine Türk basını özellikle Adalet Partisi yanlısı Son Havadis savcıları göreve davet eden yazılarla derginin kapatılması için yoğun bir çalışma başlatmışlardı. Bunun üzerine dava açıldı ve dergi kapatılıp yöneticileri tutuklandılar. Yeni Akış büyük bir yankı uyandırmıştı. Avukat Ruşen Aslan da dergi bürosunda çalışmaya başlamıştı. Türk Solunda da FKF çevrelerince dergiye ilişkin olumsuz bazı suçlamalar yapılıyordu. Sanki sola karşıymış gibi gösteriliyordu. Yeni Akış böylece o dönemde İstanbul ve Ankara’daki Kürt gençliğini etrafında toplayabilmiş onların daha da kaynaşmasını sağlamıştı. Yeni Akış davasında mahkeme salonunda büyük bir izleyici kitlesi vardı. M Ali Aslan Kürtlerin varlığı ve haklarıyla ilgili uzun ve çok etkileyici bir savunma yapmıştı. Bu savunma Türk Solundaki çevreleri de etkilemişti. Yeni Akış’ın her sayısından 200 – 250 adet paketler halinde arşiv olarak saklanmak üzere bana veriliyordu. Ben de ablamların evindeki çatı katında bunları saklardım. 1971 yılına kadar orada kaldılar. 12 mart sonrası Tatvan’da avukatlık yaptığımda gözaltına alındım. O dönemin baskı şartları da eklenince Türkiye’deki genel panik havasının verdiği korkuyla ablamlar bu dergileri ve benim diğer arşivlerimi imha ediyorlar. Böylece Yeni Akış arşivi de yok olup gidiyordu. Abbas’ın genç yaşta vefatını duyduğumda çok üzülmüştüm. O yiğit ve cesur bir insandı. Onu rahmet ve saygıyla anıyorum. Bugün Kürt hareketi bir yere varabilmişse Abbas ve ismini unuttuğumuz birçok arkadaşımızın o günlerdeki fedakarlıklarıyla bugünkü hale gelmiştir. Onları anmak hepimizin görevidir. Veysi Zeydanlıoğlu, Stockholm Ocak 2006 Hazirlayan: Keya Îzol |
|||||||||||||||
|
|
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Yanıt | Son Mesaj |
| Sahabelerİmİz | rojekanu | İslami Sohbet | 41 | 26-05-2008 03:54 PM |
| Yeryüzünde Bir Insan | Ulas_Deniz | Felsefi Konular | 1 | 05-11-2007 02:47 PM |
| İnsan | hmpoo | İslami Sohbet | 2 | 04-10-2007 05:48 PM |
| İnsan Onuru Üzerine Felsefi Bakış | Roj73 | Felsefe | 4 | 26-09-2007 04:16 PM |
| Diyarbakır'a yasadışı talimat | zagros | Sınırsız Muhabbet Burada | 6 | 21-11-2006 03:53 PM |
Bir Forum sitesi
olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara
aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum
görürseniz; Lütfen,
bydigi@gmail.com'a yada
İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.