Bydigi Forum
Geri Git   Bydigi Forum > Kültür, Sanat, Edebiyat > Kültür Sanat Bölümü > Genel Kültür

Kayıt Ol SSS



 

 

LinkBack Konu Araçları
Eski 17-12-2007, 10:55 AM   #1 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Oct 2007
Konum: BURASI 4. KOĞUŞTUR BENİM ABİM...!!!!!!!
Mesaj: 1,181
Üye No: 174436
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 10434
Rep Puanı : 1043185
Rep Derecesi
JİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond repute
Exclamation 1925 Kürt Ulusal Hareketi Hangi Gözle Görülmeli


Mizgîn/Sayı 34 - 1925 Kürt Ulusal Hareketi, yakın Kürt tarihi içinde önemi kadar bilinmeyenleriyle de oldukça tartışmalı bir tarihsel olaydır. 1925 Kürt Hareketi hakkında çokça yazılıp-çizilmesine rağmen, esas vurgulanması gereken noktalar çoğu kez göz ardı edilmiştir.

1925 Hareketi eksenli tartışmalar zorunlu olarak tarihe nasıl yaklaşılmalı sorusunu da gündeme getirmiştir. Tarihe yaklaşım her dönem hem tarihçiler hem de tarihsel ve siyasal olaylara ilgi duyan her bireyi meşgul eden en önemli sorunlardan biri olagelmiştir. İster meslekten tarihçiler olsun, ister tarihi olayları yorumlamaya kalkışan herhangi bir araştırmacı olsun bazı sorulardan hareketle tarihsel olayları anlamlandırmaya ve tarihe bu çerçevede belirli bir konsept oturtmaya çalışırlar.

Her kesin üzerinde hem fikir olduğu ve genel kabul gören "doğru"lar oluşturmak özellikle siyasal ve toplumsal olaylarda çok zordur. Bu noktada tarih felsefesinde teorik olarak "doğru"lar da anlaşmak başlı başına bir sorun olarak durmaktadır.

Toplumsal ve siyasal yaşama ilişkin fenomenleri inceleye kalkışan ister akademik, ister meraklı her araştırmacı belirli toplumsal ve siyasal koşular içinde belirli bir değer sistemi, kişilik, siyasal duruş ve toplumsal rol sahibi öznelerdir aynı zamanda. Bu yüzden incelemeye çalıştığı nesne ile özneliği arasındaki dengeyi nasıl tutturacağı, incelediği olaya hangi düzeyde mesafe alıp objektif tutum alabileceği sorunu da tartışıla gelen bir sorundur. Yani araştırmacının kişisel kanaatlerini araştırma sonuçlarına hangi düzeyde yansıtacağı sorunu siyasal bilimcileri de meşgul eden önemli sorunlardan biridir. Aslında sorun felsefiktir ve araştırmacının temsil ettiği felsefi geleneğe bağlı olarak da soruya verilen cevaplar birbirinden değişiktir.

Toplumsal ve kişisel koşuların karşılıklı etkileşimlerinin bir sonucu olan kavramsal bir prizmadan toplumsal olaylara bakan araştırmacının kişisel tercihleriyle ile benimsediği teorik model araştırma konusunu ve sonuçlarını da büyük oranda belirler. Konunun anlaşılması birkaç örnek verelim, mesela açlık, terörizm yada normal cinsel davranış gibi konular nerden nasıl elle alındığın bağlı olarak farklı anlamlar kazanabilirler. Bu yüzden örneğin ceza hukukunda tecavüze getirilen hukuki tanım ile Feminist hareketin tecavüz tanımlaması birbirinden tamamen farklıdır.

Sonuç olarak, toplumsal ve siyasal olayları bakış açımıza göre farklı yorumlama bir realite olmasına rağmen, sorunları bireysel ve ailesel kaygılardan uzak, ideolojik perspektiflerin dışında, bilimsel tartışma zeminine oturtmak hayati önem taşımaktadır. 1925 , Ağrı, Dersim ve Koçgiri gibi hareketlerin milli direnmeler olduğu kabul edilene kadar, Kürt hareketi gerek Türk Devletine ve gerekse Türk Soluna çok bedel ödedi. Gelinen yerde bu perspektifi kıskançlıkla korumak, geçmişin gün ışığına çıkmamış yönlerini aydınlatmaya çalışmak hala omuzlarda duran bir görevdir.

Resmi ideoloji, 1925 Kürt Hareketini "Şeyh Sait" isminde somutlanarak, Hareketin "irticacı" ve "gerici" olduğu tezlerine dayanak oluşturmaya çabalamıştır. Kemalistler için "Kürt yoktur" ve "Kürt tarihi" de olmamalıdır. Bu nedenle; Kürt direnme hareketlerinin tümü "eşkıyalık", "şakilik", "gericilik" v.b sıfatlarla adlandırmışlardır. Resmi ideolojinin mimarlarından Yunus Nadi, 13.07. 1930 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde Ağrı Kürt Direnişi için, özetle;

"Bu ülkede yaşayan herkes Türk'tür. Türk'ten başka bir camia yoktur, dolaysıyla Kürt isyanı da yoktur. Cehalet ve şekavet vardır. Bu hadiseye böyle bir isim vermek siyaseten yanlıştır" der. Kemalistlerin tutumu son derce açıktır. Kürtlük adına ne varsa yok edilmelidir.

1925 Kürt Ulusal Hareketi, tarihe eşine az rastlanır bir örnekle adı ve niteliği Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenmiştir. Genel Kurmay Başkanlığının 30.04.1341(1925) tarih, 1835/2270 sayılı tezkere ile Bakanlar Kuruludan, isyanın iç ve dış basında bir Kürt milli hareketi olarak yansıtılmasının ulusal çıkara uygun olmadığı ve gerekli tedbirlerin alınması talimatı verilmiştir. Bunun üzerine Bakanlar Kurulunun 03.05 1925 tarihli Kararnamesi ile:

"Yüce Genel Kurmay Başkanlığında gelen 30 Nisan 1341 tarih ve 1835/2270 numaralı tezkerede, son isyan ve irtica olaylarının basınımızda ve özellikle İstanbul basının büyük bir kısmında genel bir Kürt ayaklanması şeklinde gösterilmesi, iç ve dış düşmanlarca propaganda zemini ittihaz edilmekte olduğundan ve esasen sınırlı bir sahada çeşitli emeller ve iğfalat(aldatmalar) neticesi oluşan olayın büyütülmesi uygun olmadığından, isyanın ayrımcılıktan ziyade irtica, cehalet ve aldatma neticesi olduğu zemininde yayın yapılması için gereğinin yerine getirilmesi teklif olunmuştur.

Keyfiyet, icra vekilleri heyetinin 3 Mayıs 1341 tarihli toplantısında tezekkür esnasında, genel ve tertip olunmuş bir irticanın görünümü olduğu tespit ve malum olan hadisenin, basında kürt sorunu şekline inhisar ettirilmesi gerçeğe mutabık olmadığı kadar siyaseten de sakıncalı olduğundan, keyfiyetin bu açıdan yayınlanması için Dışişleri Bakanlığının tevdii münasip görülmüştür."1

Bakanlar Kurulu kararnamesinden de anlaşılacağı üzere, 1925 Kürt Ulusal Hareketinin basında "Kürt Ayaklanması" olarak yer almasının, "siyaseten sakıncalı" olduğu tespiti yapılarak; hareketin "irtica" olarak lanse edilmesi için Dışişleri Bakanlığına gerekli talimatlar verilmiştir. Kemalistlerin tavrı uyguladıkları "red, inkar ve imha" siyasetiyle uyumludur. Şaşırtıcı olan Kürt yazarlarının bakış açısıdır.

Kürt yazın dünyası, uzun yıllar Kemalist perspektifin çizdiği ideolojik argümanları aşamamış, Kürt tarihinin önemli bir kesitini bilimsel araştırma temelinde tartışamamıştır. Bunun en önemli nedeni şüphesiz resmi ideolojinin etkisidir. Her şeyden önce resmi ideoloji ve onun etkilerini kırmadan, geçmiş toplumsal olayları farklı yorumlamak ve siyasal niteliklerini ortaya koymak olanaklı değildir. Bir başka neden ise toplumsal-siyasal bir olayın, ideolojik bakış açısıyla yorumlanmasıdır.

Osmanlı Devleti'nin Türkiye Cumhuriyeti Adıyla Yeniden Şekillenmesi

1915-25 dönemi Osmanlı Devleti'nin Türkiye Cumhuriyeti adıyla yeniden şekillendiği, Kürtlerin bugünkü statülerinin oluştuğu dönemdir. 1789 Fransız İhtilali ve Sanayi Devriminin yaratığı ortam dünyada ulusların kendi kendilerini yönetme fikrini ateşlemiştir. Şüphesiz oluşan bu ortamdan en çok etkilenecek olan, bünyesinde birden fazla ulusu barındıran Osmanlı Devleti olacaktır. Balkanlarda ki uluslaşma hareketleri İmparatorluğu sarsacak ve beraberinde kopmaları getirecektir. İttihat-ı Terakki bu koşular içinde siyasal sahneye çıkacaktır. İttihat-ı Terakki kadroları, Balkanlarda ki ulusal hareketlerin bastırılmasında rol alan, gayri-nizami harbin unsurları içinden çıkmıştır. Bu nedenle Jön-Türkler olarak başlayan ve İttihat-ı Terakki'de somutlaşan örgütlenme, modern ulus örgütlenmesi değildir. Daha çok İmparatorluğu eski "görkemli" günlerine duyulan özlemi ifade eden, Türkçü bir örgütlenmedir.

İttihat-ı Terakki, başlangıçta farklı uluslardan aydınları barındırıyorsa da iktidarı Türk milliyetçiliğinde somutlaşmıştır. İmparatorluk, Kuzey Afrika ve Balkanlar'daki toprak kayıplarını, Orta-Asya'da Turan hayalleriyle telafi etmeyi düşünmüştür. Bu düşünce, Almanların yayılmacı politikasıyla birleşince, Osmanlı İmparatorluğu kendisini Birinci Dünya Savaşı'nın içinde buldu. Sonuç İttihat-ı Terakkiciler için tam da bir yıkımı ifade eder. Turan hayalleri kursaklarında kaldığı gibi İmparatorluk dağılmayla yüz yüze gelir. İmparatorluk, savaştan yenilgi ile çıkmış ve Sevr anlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır.

Bütün bu gelişmeler olurken Kürtlerin durumu neydi? Kürtler açısından en önemli düzenleme şüphesiz Sevr Anlaşmasıdır. Sevr Anlaşmasının, Ermenistan'ın sınırlarıyla ilgili maddeleri Kürtlere içerisinde tedirginlik yaratırken, Kürt sorunun uluslararası anlaşmalara girmesi, Kürtler açısından yeni fırsatlar demektir. Ancak Kürtler ciddi bir dağınıklık yaşamaktalar. Kürdistan Teali Cemiyeti, farklı düşünceler nedeniyle ayrışmanın eşiğindedir. Metropol merkezli bir örgütlenme olması nedeniyle, Kürdistan'da ki etkinliği sınırlıdır.

Dağılmaya yüz tutan Osmanlı Devleti, çeşitli güç odaklarının iktidar hesaplarına sahne olmaktadır. Padişah Fermanı ile Samsun'a çıkan Mustafa Kemal, "tehlike altında olan din, hilafet ve saltanatı kurtarma","Ermeni tehlikesi" sloganlarıyla iktidarı ele geçirme çabası içindedir. Bu sloganlar Kürtlerin en zayıf yanlarıdır. "Hilafeti kurtarma" ve "Ermeni tehlikesi" Kürtleri elde tutmanın tek yolu gibi gözükmektedir. Gerek Damat Ferit Paşa Hükümetinin Seyit Abdulkadir ile imzaladığı "Kürdistan'a Özerklik Yasası" ve gerekse Mustafa Kemal'in Amasya Protokolüne sıkıştırdığı Kürt sözcüğü klasik oyalama taktikleri dışında bir anlam ifade etmeyecektir. Ne İstanbul Hükümetinin, ne Kemalistlerin nede bölgeyi yeniden düzenleyen İngiliz ve Fransızların, Kürt sorununu çözmek gibi ciddi bir istek ve önerileri yoktur. Taraflar pozisyonlarını belirlemek, birbirlerine karşı hamlelerini yapmak için, Kürt-Kürdistan dosyasını çantalarında hazır tutmaktadırlar.
Mustafa Kemal bu denklem içinde Erzurum Kongresini toplamaktadır. Mustafa Kemal'in Erzurum Kongresinin açış konuşması son derece dikkat çekicidir.

"…En son olarak yakarım şudur ki, istekleri gerçekleştiren yüce Tanrı, Sevgili Peygamberi adına bu kutsal yurdun sahibi ve savunucusu ve Yüce İslam dininin kıyamet gününde sadık koruyucusu olan ulusumuza ve saltanat katına ve yüce halifeliği korusun…Amin."2

Mustafa Kemal'in, iktidarı elle geçirmenin hesaplarını yaparken halifeliğe ve saltanata tavır alması söz konusu değildir. Zira Kürtleri örgütlenmesinin engellemenin tek yolu, "Ermeni tehlikesini" önplana çıkarmak, "dini, halifeliği ve saltanatı kurtarmayı" amaç olarak lanse etmektir. Tam da böyle yapılmıştır.


Kürdistan İstiklal Komitesi(Azadi) Kuruluyor

Kürdistan Bağımsızlık Komitesi(Azadi), kesin olmamakla beraber, 1920li yılların sonları veya 1921 yılının başlarında kurulduğu tahmin ediliyor. Azadi kadroları, çoğunlukla Kürdistan Teali Cemiyeti'nde yer aldılar. 1918'de öncelliklerini Sevr Anlaşmasının Kürtlerle ilgili maddelerinin uygulanması için yoğun diplomasi yürüttüler. Ancak Osmanlı Devleti içindeki güç dengelerinin değişmesi, Sarayın giderek devre dışı kalması, Sevr Anlaşmasının uygulanması olasılığını ortadan kaldırmıştır. Kürdistan Teali Cemiyeti, metropol merkezli olması ve içe dönük çekişmelerden dolayı dağılma sürecine girdi. Bunun üzerine Azadi kadroları, Kürdistan merkezli siyasi, askeri ve illegal bir örgütlenmeye yöneldiler. Bazı kaynaklara göre Azadi Erzurum'da 25 Kürt yurtseveri tarafından kuruldu. Örgüt, hücre sistemini esas alarak örgütlenmeye başladı. Kısa zamanda 24 il ve ilçede örgütlenmeyi gerçekleştirdi.

Örgütün en aktif üyelerinden İsmail Hakkı Şaweys, "Komiteya İstiklala Kurdistan" adlı makalesinde, örgütün kuruluş tarihini 1921 olarak verir. Şaweys, örgütün kuruluşunu şöyle aktarır:

"Aynı zamanda Muş ve Hınıs bölgesinde yerleşik olan Cıbran aşiretinin lideri alay komutanı Cıbranlı Miralay Halit Bey 1921 yılında Erzurum'da "Kürdistan İstiklal Komitesi" adında illegal bir örgüt kurmuştu."3

1925 Hareketi ile ilgili araştırmalarıyla tanınan Robert Olson'da Azadi Örgütünün 1921 yılında kurulduğuna dikkat çeker.

Olson'un iki önemli tespiti var. Birincisi; ilk milliyetçi Kürt cemiyetinin 1921 yılında Erzurum'da kurulduğu, ikincisi Kürtleri temsil eden kurum ve otoritelerin ortak hedef etrafında bir araya gelerek işbirliği yaptıklarıdır. Azadi, bir yandan Kürt örgütlerini bir araya getirmeye çalışırken, diğer yandan aşamalı olarak Kürt toplumunun bütün sosyal ve dinsel otoriteleri de sürece dahil etmeye çalışıyordu. Azadi'nin bu konuda önemli mesafe katlettiği söylemek abartı olmaz. Başlarında Prof. Hasretyan'ın bulunduğu bir grup Sovyet Kürdoloğun hazırladığı değerlendirmede aynı vurgular yer almaktadır.

"1923 Mayıs ayında tüm yer altı gruplarının harekete geçmesi ile Azadi Kürdistan, Kürdistan Özgürlük Komitesi'nin başkanlığında tek bir örgütte birleşme imkanı yaratıldı.

Örgüt konsprateryal karakter taşıyordu ve her birisi beş kişiden oluşuyordu. Komitenin başkanı Albay Cıbranlı Halit bey'dir. Cıbranlı Halit Bey, göreceli olarak kısa bir zamanda, Mutki aşiretinin reisi ve 1919'da Erzurum'da Heyet-i Temsiliye üyesi Hacı Musa'nın, Hasananlı aşireti reisi Hasananlı Halit Bey'in ve diğer Kürt aşiret reislerinin işbirliğini sağlamayı başardı. Komite ordu içinde de örgütlendi ve subayların bir bölümünü kendi yanına çekti.

İsyan şeyhler tarafından değil, esas olarak başında Türk ordusunda Albay Cıbranlı Halit Bey, gazeteci Kemal Fevzi, Doktor Fuat gibi tanınmış aydınların bulunduğu "Kürdistan Azadi Komitesi" tarafından hazırlandı."4

Azadi, Kürtlerin bağımsızlığını hedefleyen bir hareketi. Her ne kadar örgütün kuruluş yıllarında, Avusturya- Macaristan konfederasyonu tipi bir yapıyı tartışılmışsa da Türk devletinin tutumu ve yapılanması dikkate alınarak bundan vazgeçilmiştir. Örgüt, bu amaçla 20 Aralık 1922 yılında Sovyetler Birliği Erzurum Konsolosu Pavloski'ye istekleri içeren bir protokol sunmuştur. Protokol metni 10 maddeden ibarettir. Protokol ile Azadi; amacını, Bolşeviklerle yapacakları işbirliğinin koşularını ve desteklerini talep ettiler. Dr. Afrasyaw Hawrami'in, "Piranlı Şeyh Said Devrimi" isimli kitabında, söz konusu protokol ve Bolşeviklerle Azadi liderlerinin görüşmelerine dair Rus arşivindeki belgelerin bir kısmı yayınlanmıştır.5

Söz konusu belgelere göre Azadi, Bağımsız Kürdistan'ı hedeflemekte, Kürdistan'ın bütün parçaları bağımsızlığına kavuşana kadar çalışmalarını sürdürecektir. Azadi'nin çabaları devam ederken 24 Temmuz 1923 yılında Lozan Anlaşması imzalanmış ve Kürtler devre dışı bırakılmıştır. 1924 Anayasası ile Kürtlerin varlığı inkar edilmiş, Kürtçe'nin konuşulması ve yazılması yasaklanmıştır. "Teke ve zeviyelerin" kanunla kapatılması, Kürdistan'daki medreseleri hedeflemiştir. Çünkü medreseler yalnız dini eğitim yapıldığı kurumlar değildir, aynı zamanda Kürtçe'nin okunup-yazıldığı merkezler durumundaydı. Halifeliğin kaldırılması Türklerle Kürtler arasında zayıf olan bağların kopmasına neden olmuş, Kürtlerin her kesiminde hoşnutsuzlar doruk noktasına çıkmıştır.

Toplumun her kesimindeki hoşnutsuzlukların artması Azadi'nin faaliyetlerini yoğunlaştırmasının koşullarını yarattı. Azadi yöneticileri etkili din adamlarının ve şeyhlerin desteğini alma çabası içine girdiler. Bu şahsiyetlerin başında şüphesiz Şeyh Sait gelir. Yusuf Ziya Bey, örgütün aldığı karar doğrultusunda, milletvekili olma avantajını kullanarak temaslara başlar. 1923 yılının yaz aylarında Şeyh Sait'i ziyaret eder. Yusuf Ziya Bey, 1924 yılının ilk baharında başta Şeyh Sait olmak üzere, Göksu, Hacı Ömer, Tekman, Varto, Karlıova bölgelerindeki aşiret reislerini ve din adamlarını dolaşarak harekete destek vermeye çağırır.
Şeyh Sait, aynı yılın ilkbaharında Erzurum'a gelir ve Cıbranlı Halit Bey'e misafir olur. Beraber hareket etme kararı burada alınır. Azadi lideri Halit Bey, Erzurum saygın Kürt din adamlarıyla görüşmelerini sürdürür. Bunların başında Said-i Kürdi gelir. Said-i Kürdi, 1924 yılının sonbaharında Erzurum'a gelir ve Halit Bey'e misafir olur. Olayın tanıklarından Xelilé Sebri(Halil Kılıçoğlu), Said-i Kürdi'nin bir hafta süreyle Halit Bey'de misafir kaldığını söylemiştir. Ancak bu görüşmenin sonuçlarıyla ilgili net bir bilgi yoktur.

Kürt liderlerinin bu faaliyetlerinin, Kemalistlerin dikkatinden kaçması olanaksızdır. Çeşitli kaynaklardan Ankara'ya yoğun bilgi akışı başlamıştır. Artık aleni hale gelmiş olan faaliyetlerin bir ayaklama hazırlığı olduğunu Türk devlet yetkilileri bilmektedir. Bu arada Hakkari bölgesinde Nasturi Ayaklanması başlamıştır. Nasturi Ayaklanması, Kemalistler için tarihi bir fırsattır. Hem ayaklanma bahanesi ile bölgeye güç yığacak hem de Kürtler Nasturilere karşı kullanılacaktı. Azadi bu oyunun farkındaydı ve Kemalistlerin bu çabalarını boşa çıkarmanın çalışması içine girdi.

Genelkurmay Başkanlığının talimatları üzerine bölgeye askeri yığınak başlamıştı. Bu birlikler arasında Şırnak'ta konuşlandırılan 7. Kolordu, 2. Tümene bağlı 18. Piyade Alayı da bulunuyordu. 18. Piyade Alayı, Azadi için özel bir öneme sahiptir. Azadi'nin birçok merkez üyesi ve üyeleri, bu alayın bünyesindedir. Azadi Siirt Şube Başkanı İhsan Nuri, Teğmen Ali Rıza(Yusuf Ziya Bey'in kardeşi), Binbaşı Fuat Bey, Kaymakam İsmail Bey, Yüzbaşı Mustafa Efendi, Teğmen Rasim bunlardan bir kaçıdır.

18. Alayda örgütlü bulunan, Azadi'ye bağlı güçler 3/4 Eylül gecesi ayaklandılar. Planlamaya göre ayaklanan güçlere bölgedeki aşiretlerde katılacaktı. Ancak bu beklenti gerçekleşmedi. Bunun üzerine İhsan Nuri ve arkadaşları İngilizlerin egemenliği deki bölgeye geçtiler. Alay Yaveri Teğmen Ali Rıza Bey yakalandı. Ali Rıza Bey'in yakalanmasıyla Azadi yönelik operasyon başlatıldı. 10 Ekim 1924'te Yusuf Ziya Bey, Azadi Lider Cıbranlı Halit Bey, ev hapsine alınarak 20 Aralık 1924 tarihinde tutuklandılar. Şeyh Sait, ifadesine baş vurulması için Hınıs Savcılığına çağrıldı.

Olayların gelişimi içinde en kritik soru Azadi liderinin ev hapsinde tutulduğu iki aylık sürede neden Erzurum'u terk etmediğidir. Cıbranlı Halit Bey, ev hapsinde tutulduğu sürede başta Şeyh Sait olmak üzere bir çok kişiyle görüştü. Görüşenlerden birisi de kardeşi Ahmet Sever'dir.6 Ahmet Sever, görüşmeyi şöyle anlatıyor:

"Kendisini kışın başında(muhtemelen aralık ayı başıdır) ziyaret ettim. Hayatının tehlikede olduğunu ve Erzurum'u terk etmesini söyledim. Halit Bey, devletin böyle bir fırsat beklediğini, çıkmam halinde devlet güçlerinin üstüne geleceğini, devletin Kürtleri kış ortasında ve hazırlıksız yakalamak istediğini, mutlaka ilkbaharın beklenmesi gerektiğini söyledi. Ardından bana, hazırlıklarınızı yapın ve ilkbaharı bekleyin, dedi."
Ahmet Sever'in anlattıklarından Halit Bey'in tutumunu anlamak mümkündür. Halit Bey, devletin bir provakasyonla Kürtleri hazırlıksız yakalamak niyetinde olduğunun farkındadır. Bu nedenle 1925 kışının bu tür oyunlara gelmeden sessiz geçirilmesini, hazırlıkların tamamlanarak ilkbaharın beklenmesinin daha doğru olacağı düşüncesindedir. Halit Bey, tutuklanıp Bitlis cezaevine gönderildikten sonra da tek görüşebildiği kişi olan Hémide Mamaşi aracığı ile gönderdiği mesajlarda aynı düşüncesini tekrar eder.
Şeyh Sait, tutuklanama ihtimalini de dikkate alarak Hınıs'ı terk eder. Kırıkhan köyünde ki toplantıdan sonra, Kanireş(Karlıova)'da Cıbran beyleriyle durum değerlendirmesi yapılır. Yapılan değerlendirmede; çalışmaların hızlandırılmasının, Halit Bey'i kurtarmanın kış şartlarında zor olduğu ve baharla beraber Halit Bey'in kardeşleri Selim ve Ahmet beylerin katılımı ile bu konuda karar verilmesi üzerinde görüş birliğine varılmıştır.

Şeyh Sait, Karlıova'dan sonra Melekan(Şeyh Abdullah'ın köyü) ve Çan köyünde toplantılar yaptı. Çan toplantısını Azadi'nin kongresi olarak değerlendiren kaynaklar mevcuttur. Ancak, Çan toplantısının da Kanireş ve Melekan toplantıları gibi bölgenin ileri gelen din adamları ve aşiret reisleriyle yapılan toplantılar olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yapılan toplantılarda varılan sonuç; Şeyh Sait'in güney illerini de gezerek halkı haberdar etmesini, ayaklanmanın bahar aylarında kuzeyden başlanması yönündedir.


Kaynak:
1- Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü, 03.05.1341(1925) tarih ve 1845 sayılı Kararname
2- Atatürk, Mustafa Kemal, Gazi Mustafa Kemal'den Bize, Hürriyet Yayınları Vakfı, 1987-İstanbul
3- Şaweys İsmail Hakkı, Jiyan u Berkemkani İsmail Hakkı Şawys, Aktaran Bir Dergisi, 2. Sayı, 2005, S:35-36
4- Aktaran Küçük Yalçın, Kürtler Üzerinde Tezler, Dönem Yayınevi, Birinci Baskı, İstanbul-1990, S:101-102
5- Söz konusu kitapta yer alan belgelerin Türkçe çevirisi bölümler halinde Aris Arda tarafından newroz.com sitesinde yayınlanmıştır.
6- Ahmet Sever, Cıbranlı Halit Bey'in kardeşi, 1925 Ayaklanmasında Hınıs Cephesini yönetenlerden. 1925-1927 arası abisi Selim Bey'le beraber bölgedeki dağlarda kaldı. 1926'ın Mayıs ayında Selim Bey öldürüldü. Geriye kalanlar 1927'in sonbaharında Suriye'ye geçtiler.





















Mizgîn/Sayı 35 - Ayaklanma "Başlatılıyor" !
Çeşitli kaynaklardan(özellikle İngiliz ve Rus arşivlerinden) edinilen bilgiler, Azadi'nin silahlı bir ayaklanma hazırlığı içinde olduğudur. Azadi'ye göre ayaklanma için koşuların olgunlaşması gerekir. Dış desteğin sağlanması (Bolşevikler, İngiliz ve Fransızlardan), içerde yeterli hazırlığın yapılması ve mevsim şartlarının uygun olması, ayaklanma için gereklidir. Yusuf Ziya Bey, 25 Mayıs 1923 tarihinde Bolşeviklerin temsilcileriyle yaptığı görüşmede şunları söylemektedir:

"Güney Kürdistan hareketinin önderleriyle anlaşmaya ilişkin durum şudur: Bu meseleye ilişkin anlaşmaya vardık. Kuşkusuz ortak ayaklanma planı vardır. Bu, Yusuf Ziya'nın görüşüdür. "Biz tamamiyle hazırız. Hatta Türk ordusunun en küçük birliğine karşı dahi hazırlanmış güçlerimiz var. Eğer Sovyetler Birliği bize yardıma hazır ise 3 gün sonra işe girişiriz".(1)

Belgelerden anlaşıldığı kadarıyla Azadi, Güney Kürdistan'da ki Şeyh Mahmut, Simko ile ilişki içindedir ve koordineli bir ayaklanma başlatılacaktır. Ancak Azadi'nin siyasi ve askeri kadrolarının tutuklanması dengeleri değiştirmiştir. Tutuklanan kadroların yerini doldurmak zorunda kalan geleneksel kanadın temsilcilerinin silahlı bir ayaklanma konusunda deneyim ve birikimleri yoktur. Bu koşullar içerisinde kuzeyde toplantılar yapılır ve hazırlıkların sürdürülmesi kararları alınır. Bu karara göre hazırlıklar yapılacak ve hareket baharla beraber kuzeyden başlatılacaktır. Şeyh Said'in güney illerine gezisi bu amaca yöneliktir.

Şeyh Said'in Lice'ye gelmesinden sonra etrafındaki kalabalıklar artmaya başlamıştır. Kalabalıkların artması olağan bir durum değildir. Giderek gövde gösterisine dönüşen geziler, Azadi'nin Diyarbakır örgütünde dikkatini çekmiştir. Bu konuda Liceli Fehmi( Fırat)(2) Bey'in anlatımları son derece önemlidir. Ne yazık ki Fehmi Bey yazılı bir belge bırakmamıştır. Özellikle hastalığı döneminde yanında bulunan Liceli Mele Xalıt (Ayçiçek), Fehmi Bey'e dayanarak şunları anlatmaktadır:

"Bir davaya girmek için Diyarbakır'a geldiğimde, acilen Doktor Fuat tarafından çağrıldım. Bunun üzerine davaya girmeden Doktor Fuat'ın muayenesine gittim. Doktor Fuat'ın yazdığı bir mektubu Şeyh Said'e ulaştırmasını istediğini, kendisinin de mektubu alarak Lice'ye gittiğini ve mektubu Şeyh Said'e ulaştırdığı söylemiştir. Mektubun içeriğinde; kendisinin kalabalık kafileler halinde dolaşmasının dikkat çektiğini, böyle giderse durumun kontrolden çıkabileceğini, kalabalıkları dağıtmasını, mümkünse gözlerden uzak bir yerde baharın beklenmesi önerisinde bulunur.

Şeyh Said, Doktor Fuat'ın uyarısını ve önerisini dikkate alır; çevresindekileri dağıtarak, Salih Bey'in daveti üzerine Hani'ye geçer. Hani'de misafir iken Şeyh Abdurrahim'in ısrarlarıyla Piran'a geçmek zorunda kalır. Piran'da bilinen hadise meydana gelir."

Mele Xalıt'ın Fehmi Bey'e dayanarak anlattıklarından da anlaşılan; örgütün alınan karar doğrultusunda hareket ettiği, durumun kontrolden çıkmaması için çaba sarf ettiği, ancak durumun Dr. Fuat'ın bütün çabalarına rağmen Piran'da kontrolden çıktığı anlaşılmaktadır.

Bazı kaynaklara göre 5 Şubat, bazı kaynaklara göre de 8 Şubat günü Hani'den ayrılan Şeyh Said, Piran'a gelir, kardeşi Şeyh Abdurrahim'in evine yerleşir. 13 Şubat gününün akşamı, Üsteğmen Hasan Hüsnü Efendi, Teğmen Mustafa Asım Efendi ve beraberindeki askerler, Şeyh Said'in kaldığı evi kuşatırlar. Gerekçeleri 10 kişilik kanun kaçaklarının kendilerine teslim edilmeleridir. Şeyh Said, kaçakları teslim etmek istemez. Kendisinin gitmesinden sonra kanuni işlem yapılmasını ister. Ancak subaylar: "Cumhuriyetin yasaları dışından başka kimseye saygılarının olmadığını belirterek, suçluların kendilerine teslim edilmesini istediler."


Bunun üzerine çıkan çatışmada, askerlerin bir kısmı öldürülür, subaylar ve bazı askerler tutsak alınır. Bu haberin duyulması üzerine Şeyh Tahir, Lice yolunda posta arabasını elle geçirerek para ve belgelere el koyar. Anlatılan bu olaylar, hareketin kontrolden çıkmasına, ayaklanmanın zamansız ve plansız başlamasına sebep olur.

Ayaklanma başlamaz, "başlatılır." Asker kaçaklarının Şeyh Said'in bulunduğu bir zamanda istenmesi sadece bahaneden ibarettir. Aradıkları bahane Piran'da bulunmuş ve hareket başlatılmıştı. Devlet milisi Mehmet Halit Fırat'ın anlatımlarında, hareketin başlamasıyla ilgili şu ifadelere yer verilmiştir:

"Artık bundan sonra her şey su yüzüne çıkmış idi. İsyanı bir an evvel patlatmak için acil tedbirler alındı. Halit Bey'in Bitlis havalisinde ele geçirilen siyasi mahiyetteki mektuplarının tetkik ve tahkiki zımnında Sarıkamış üzerinden Bitlis'e gönderilince isyanın çıkması bir gün haline geldi. Varto, Hınıs, Kiğı ve Dersim'deki Aleviler de kendilerini müdafaa etmek üzere haberleştiler ve tetikte durdular."(3)

M. Halit Fırat'ın anlatımlarından, Azadi'nin askeri ve siyasi kadrolarının bertaraf edilmesinden sonra, ayaklanmanın başlatılmasının planlandığı anlaşılmaktadır. M. Halit Fırat'ın deyimi ile "İsyanı bir an evvel patlatmak için alınana tedbirler" sonuç vermişti. Ayaklanma, zamansız "patlatılmıştı." Şark İstiklal Mahkemesi Savcısı Ahmet Süreyya Örgeevren, ihtilalin vaktinden önce başladığını kabul etmekte ve şunları söylemektedir:

"İhtilalin uzun zaman çeşitli vasıtalar ve her türlü vesileyle hazırlığı görülmüş…

Böyle olmakla beraber, ihtilalin fiilen başlaması kararlaştırılan zamandan birkaç ay evvel olsun çıkmış olduğunu zan ve kabul ettirecek sebepler de vardı.

Şeyh Said, "Piran" Köyü'ne kadar elini, kolunu sallayarak silahlı düğün alayı halinde gitti. Daha yolda iken kafileye birçok katılışlar olmuştu. Ayaklanmada vaki olacak bir gecikmenin, bizzat Şeyh ve bazıları için Yusuf Ziya ve Miralay Halid'in akıbetlerini hazırlaması da, kendilerince kuvvetle ve kesin olarak mümkün görülebilirdi.

Bundan başka, acele harekete sevk edici bir başka sebep düşünülebilirdi."(4)
Ahmet Süreyya Örgeevren'in açıklamaları konuya yeterince açıklık getirmektedir. Örgeevren'e göre ihtilal vaktinden önce meydana gelmiş, hatta hükümet kuvvetleri geç bile kalmışlardır. '1925 Kürt Ulusal Hareketi' kitabının yazarı Osman Aydın'a göre de silahlar 13 Şubat'ta tesadüfen patlamadı.

Aydın, şunları söylemektedir:

"Bu nedenle 13 Şubat 1925 günü Piran'da silahlar tesadüfen patlamadı. Silahlar patlatıldı. Kürt ulusal hareketine vurulabilecek en büyük darbe daha işin başında vuruldu. Sonraki gelişmeler, sadece bu ilk darbenin zorunlu devamıydı. Hareketi, Kemalistler Piran'da o gün yendi. Kuşkusuz zamanında önce, bir provakasyonla başlayan hareket için yenilgi kaçınılmaz olacaktı. Pek çok Kürt ulusal hareketinin planlanan zamanından önce başlamış olması, sanki ortak kader olmuştur. Bu durum konusunda Kürtlerin yeterli hassasiyeti sonradan da göstermemiş olması dikkat çekicidir."(5)

Bundan sonra olaylar çok hızlı gelişir. Birçok il ve ilçe ele geçirilir. Genç vilayeti, geçici başkent ilan edilir. Genç valiliğine Faki Hasan atanır. Cephe komutanlıklarına atamalar yapılır.

Palu-Elazığ Cephe Komutanlığına Şeyh Şerif,
Varto Cephe Komutanlığına Şeyh Abdullah,
Hınıs Cephe Komutanlığına Hasenanlı Halit Bey ve Cıbranlı Halit Bey'in kardeşleri Selim ve Ahmet Beyler,
Çapakçur'un alınmasına Çan şeyhleri,
Kiği'nin alınmasına Kamil ve Baba Beyler tayin edilir.


Şeyh Said'in başında bulunduğu kuvvetlere Hanili Salih Bey ve Şeyh Şemsettin'in katılımı ile Diyarbakır'a yönelinir. 7 Mart tarihinde Diyarbakır ablukaya alınır. Kuvvetler doğu ve batı istikametlerinde konuşlandırılmıştır. Doğudaki kuvvetlerin başında Liceli Hakkı Bey, batıdaki kuvvetlerin başında ise Ömerê Faro bulunuyordu. Diyarbakır şehir merkezine Mardin Kapı'dan girilerek ilk saldırı girişimi, 11 Mart gecesi gerçekleştirilir. Mardin Kapı'dan şehre giren Kürt müfrezeler, sayı ve silah bakımından üstün olan devlet kuvvetleriyle giriştikleri çarpışmalardan sonra geri çekilmek zorunda kalırlar.

İlk saldırıların başarısız olmasından sonra; devlet kuvvetleri hızla takviye edilmeye başlanır. Fransızlardan izin alınarak Suriye topraklarından geçen demiryoluyla getirilen takviye kuvvetler, Mardin üzerinden Diyarbakır'a ulaştırılır. Şeyh Said, Diyarbakır'ı ele geçirme denemesinin başarısızlığa uğramasından sonra, geri çekilme emri verir.

Elazığ'ın alınmasından sonraki meydana gelen yağma olayları ve Diyarbakır'ın alınamayışı, ciddi bir moral bozukluğu yaratır. Kürtlerin, başlardaki başarılı ilerlemesi, örgütlü başarıya benzemiyordu. Ele geçirilen yerlerde yeni yönetimler kuruluyor, ancak yeni kurulan yönetimler; yerleşim yerlerinde düzeni sağlamakta zorlanıyorlardı. Dağılma süreci başlamıştır.

Elazığ ve diğer şehirlerde meydana gelen olumsuzluklar, Kürt kuvvetleri arasında yeterli koordinasyonun sağlanamaması, Kürt güçleri arasındaki görüş ayrılıkları, devlet kuvvetlerinin sayı ve silah yönünden aşırı üstünlüğü, havanın Türk kuvvetleri lehine dönmesine sebep oluyordu. Elazığ'ı ele geçiren Kürt kuvvetleri, 1 Nisan 1925 itibariyle Palu'nun doğusuna çekilmek zorunda kalırlar.

23 Mart günü; Hasenanlı Halit Bey, Cıbranlı Halit Bey'in kardeşleri Selim ve Ahmet Beylerin komutasındaki Kürt güçleri, Hınıs'ı almak için saldırı başlatırlar. Hınıs'ın alınması stratejik açıdan son derece önemliydi. Hınıs'ın alınmasıyla Erzurum'dan, Hınıs üzerinden bölgeye gönderilen kuvvetlerin önü kesilecek, bölgenin kontrolü sağlandıktan sonra, Kürt kuvvetleri Malazgirt-Patnos üzerinden Bitlis'e yürüyecekti. Ancak Hınıs'ın ele geçirilmesinin başarısızlığa uğraması üzerine, başlarında Selim ve Ahmet Beylerin bulunduğu Cıbran kuvvetleri Varto'ya doğru çekilirken*, Hasenalı Halit Bey, Şeyh Ali Rıza Bey, Zırıkanlı Kerem Bey ve birçok şahsiyet İran'a doğru çekilirler.**

Diyarbakır'ı ele geçiremeyen Şeyh Said ve beraberindekiler kuzeye yönelirler. Etrafındaki güçlerin çoğunluğu küçük gruplar halinde dağılmaya başlamışlardır. Şeyh Said ve beraberindekiler önce Şeyh Abdullah'ın köyü Melekan'a, ardından Solhan'ın İğdik Köyüne gelirler. Buraya çağrılan Cıbran beyleriyle durum değerlendirmesi yapılır. Burada ortaya çıkan eğilim, Hasenanlı Halit Beyin'in kuvvetleriyle birleşip, Bitlis üzerine yürümektir. İğdik'te bir araya gelen kuvvetler, oradan Solhan- Muş sınırındaki Gırvas Köyüne geçerler. Burada yapılan değerlendirmelerde; İran'a doğru çekilmek eğilimi güç kazanmaya başlar. Yeni bir rota belirlenir. Varto yakınlarındaki Abdurrahman Paşa Köprüsünden geçilerek, Bulanık üzerinden İran'a doğru gidilecektir. Şeyh Said ve beraberindekiler, Abdurrahman Paşa Köprüsünü geçerek, boşaltılmış olan Şeyh Ahmet'in Köyü olan Melhemli'ye kadar giderler. Ancak önlerini askerler tarafından kesildiğini öğrendiklerinde geri dönerler. 15 Nisan 1925 günü Varto yakınlarındaki Abdurrahman Paşa Köprüsü'nde yakalanırlar. Yakalananların bir kısmı Hınıs Harp Divanı'nda idama mahkûm edilerek, kurşuna dizilirler. Şeyh Said ve arkadaşları önce Varto ilçe merkezine, oradan Diyarbakır'a getirilirler. Diyarbakır'da kurulan Şark İstiklal Mahkemesi'nde Mayıs ayı sonunda başlayan ve bir ay süren yargılamadan sonra, 48 kişi idama mahkûm edilir. 46 kişi 29 Haziran 1925 günü Ulu Camii önünde asılarak idam edilirler.

Nisan ve Mayıs ayları boyunca göstermelik yargılamalar yapılmış, harekete katılan veya katılmayan bir çok Kürt şahsiyetleri, aşiret reisleri, dini önderler, aydınlar idama mahkûm edilerek, infaz edilmiştir. 14 Nisan; Azadi Örgütü liderleri Cıbranlı Halit Bey, Yusuf Ziya Bey, Ali Rıza Bey, Faik Bey ve Molla Abdurrahman Bitlis'te, Azadi liderlerinden Doktor Fuat 17 Nisan'da Diyarbakır'da, İstanbul'da tutuklanarak Diyarbakır'a getirilen Seyit Abdulkadir, oğlu Seyit Mehmet, Gazeteci Kemal Fevzi, Hacı Ahti, Kör Sadi ve Hoca Askeri 27 Mayıs 1925 günü Diyarbakır'da idam edilirler.

Baskı ve şiddet politikası, harekete katılmayan, hatta devletten yana tutum alanları da kapsayacak şekilde yaygınlaştırılır. Resmi rakamlara göre; 1855 kişi hakkında dava açılır. 21 gıyabında olmak üzere, 120 kişi idam cezasına çarptırılır. Hınıs ve Harput'ta idam cezasına çarptırılıp infaz edilen Kürtlerin sayısı hiçbir zaman bilinemedi.

1925 Kürt Ulusal Hareketi; kapsamı, alanı, niteliği ve hedefleriyle yüzyılın başlarında meydana gelen Kürt hareketlerinin en büyüğü olacaktır. 1925 Hareketi için söylenen "İngiliz destekli" olduğu tezi havada kalacak, resmi politikanın mimarlarından İsmet İnönü anılarında; "Ne yazık ki Şeyh Said hareketinde İngiliz parmağına rastlanmamıştır" diyecek, devamla; "Şeyh Said İsyanı'nın sebeplerini değerlendirirken dikkatli olmak gerektiği kanaatindeyim. Herhalde bunu bir milli hareket olarak kabul etmek gerekir"(6) itirafında bulunacaktır.

Dönemin Başbakanı İsmet İnönü, yıllar sonra itiraf etmek zorunda kalsa da Kemalist yazarlar, hareketin; "İngiliz destekli- irtica hareketi" olduğu konusunda, bütün enerjilerini kullanmaktan geri durmadılar. Resmi ideolojinin mimarları, ilkokuldan üniversiteye kadar bütün ders kitaplarına, hiç bir belgeye dayanmaksızın, bu söylemlerini yerleştirdiler. Kemalist tarihçiler, tarihi tahrif etmek konusunda hayli hünerlidirler. Ne de olsa bir halkı inkâr etmek gibi dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir meziyetin sahipleridirler. Bu meziyetlerine ilaveten, tarihi tahrif etmek fazla da yadırgayıcı olmayacaktır.

Resmi ideoloji, dünyaya 1925 Kürt Hareketi'ni "irtica ve gericilik" olarak lanse etmeye çalışırken, Mahkeme savcısı Ahmet Süreyya Örgeevren, hareketin açıkça bağımsız bir Kürdistan'ı hedeflediğini söylemekten geri durmadı.

"Türk ülkesinin şark vilayetlerinin belirli bir kısmında bütün dünyanın muhtelif şekillerde öğrendiği bir isyan hadisesi vardır. İsyan hiç şüphe yok ki senelerce içerde ve isyan sahası dışından vaki olmuş telkinler ve tasavvurlarla eşkıya hareketinin fiilen gözükmesiyle ortaya çıkmıştır. İsyan hadisesi, iddianamede anlatıldığı üzere, güya Peygamber dininin yükseltilmesi perdesi altında meydana gelmiştir. Hâlbuki asıl gaye Türk vatanının muayyen bir kısmını ana yurttan ayırmak, vatanın birlik ve beraberliğini bozup dağıtmaktan ibaretti.

Şarktaki o ayaklanma; dış görünüşü itibariyle güya sadece dinci ve şeriatçı idi. Sanki şeriat "Dini Ahmedi" namına harekete geçenlerin müsellah bir hareketi idi.


Fakat; asıl hüviyeti, iç bünyesi, ruhu ve tertipçilerinin maksat ve gayesi bakımından ise; tastamam bir Kürt milliyetçiliği, Kürt devleti ve hükümetçiliği olmaktan başka bir şey değildi!"(7)

Mahkeme savcısının iki tespiti son derece önemlidir. Birincisi; savcının vurguladığı "ister zamanında, ister vaktinden önce patlamış olsun" hareketin uzun yıllardır hazırlandığı, ikincisi; hareketin bağımsız bir Kürt devletini hedeflediğidir. Ancak vaktinden önce patlatılan silah, köprüdeki trajedi ile sonuçlanmıştır.


KAYNAKÇA:
1- Dr. Afrasyaw Hawramani, Aktaran Nerwoz.Com, Azadi Liderlerinden Yusuf Ziya'nın Sovyet Yetkilileriyle, Bölüm:7
2- Liceli Fehmi Bilal, sonradan Fırat soyadını aldı. Fehmi Bilal, Şeyh Said'in katipliğini yaptı. Hareketin yenilgiye uğramasından sonra Önce Suriye'ye sora Irak'a geçti.
3- M.Halit Fırat, 75 Senelik Derbeder Bir Hayat Hikayesi,Ankara- 1968, Kardeş Matbaası, S:21
4- Ahmet Süreyya Örgeevren, Şeyh Said İsyanı ve Şark İstiklal Mahkemesi, Temel Yayınları, 2002- İstanbul, S:36,37,38
5- Osman Aydın, Kürt Ulus Hareketi, Doz Yayınları, İkinci Baskı, 2006, S:70-71
6- İsmet İnönü, Hatıralar, 2. Kitap, S
7- Ahmet Süreyya Örgeevren, Şeyh Said İsyanı ve Şark İstiklal Mahkemesi, Temel Yayınları, 2002- İstanbul, S:40-41

* Varto-Karlıova ve Kiği üçgenine çekilen, Cıbranlı Halit Bey'in kardeşleri Selim ve Ahmet beylerin başında bulunduğu Cıbran kuvvetleri, Yadin Ağa(Yado), Hesené Began gibi şahsiyetlerle birleşerek 1927 yılına kadar bölgede kaldılar. Selim Bey, Mayıs 1926 Çan'ın Kızılçubuk Köyü yakınlarında çıkan çatışmada öldürüldü. Geriye kalanlar 1927 yılının Sonbaharında Suriye'ye geçtiler.

** İran'a doru çekilen Kürt kuvvetleriyle İran askerleri arasında çatışmalar çıktı. Bu çatışmalarda Hasenanlı Halit Bey'in oğlu Şemsettin, Şeyh Said'in oğlu Abasettin, Zırkan Aşiret reisi Kerem Bey öldüler. Hasenanlı Halit Bey, 1926 yılının ilkbaharında, yeni bir ayaklanma başlatmak üzere Malazgirt'e döndü. Hasenanlı Halit Bey ve iki arkadaşı Şervanşeyh Köyünde yakalandı. 31 Temmuz 1926 yılında, Diyarbakır'da asıldı.



tahsin sever

JİYAN ADAR is offline  
Eski 17-12-2007, 11:00 AM   #2 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Konum: Doğubayazıt
Mesaj: 243
Üye No: 58477
Cinsiyeti : Bayan
İtibar Gücü: 2224
Rep Puanı : 222211
Rep Derecesi
Kewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond repute
Varsayılan


dehşet bı paylaşım keşke okuyacak zamanım olsa hepsını...zahmetlerıne sağlık!!!

__________________
Kewa Gozel is offline  
Eski 17-12-2007, 11:05 AM   #3 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Oct 2007
Konum: BURASI 4. KOĞUŞTUR BENİM ABİM...!!!!!!!
Mesaj: 1,181
Üye No: 174436
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 10434
Rep Puanı : 1043185
Rep Derecesi
JİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond repute
Varsayılan


teşekkür ederim heval..
okumanı tavsiye ederim. senin coğrafyanada yakın

__________________
JİYAN ADAR is offline  
Eski 17-12-2007, 11:11 AM   #4 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Konum: Doğubayazıt
Mesaj: 243
Üye No: 58477
Cinsiyeti : Bayan
İtibar Gücü: 2224
Rep Puanı : 222211
Rep Derecesi
Kewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond reputeKewa Gozel has a reputation beyond repute
Varsayılan


Alıntı:
JİYAN ADAR tafarından gönderildi Mesajı Görüntüle
teşekkür ederim heval..
okumanı tavsiye ederim. senin coğrafyanada yakın
ne farkedecek hepsı benım coğrafyam........

__________________
Kewa Gozel is offline  
Eski 17-12-2007, 11:15 AM   #5 (permalink)
 
Giriş Tarihi: Oct 2007
Konum: BURASI 4. KOĞUŞTUR BENİM ABİM...!!!!!!!
Mesaj: 1,181
Üye No: 174436
Cinsiyeti : Bay
İtibar Gücü: 10434
Rep Puanı : 1043185
Rep Derecesi
JİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond reputeJİYAN ADAR has a reputation beyond repute
Varsayılan


Alıntı:
Kewa Gozel tafarından gönderildi Mesajı Görüntüle
ne farkedecek hepsı benım coğrafyam........

__________________
JİYAN ADAR is offline  
 


Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Popüler Konular:
Bydigi Forum'un En Popüler Konuları
Sizin İçin Seçtiklerimiz-1:

Norton AntiVirus 2008
Panda Antivirus & Firewall 2008
AVG Anti-Virus Free Edition 8.0.100
McAfee VirusScan Enterprise 8.5i
Avast! 4 Professional Edition 4.8.1169
Kaspersky Internet Security 7.0.1.325
Anti-Porn 10.4.11.15
BitDefender Internet Security 11.0.9 (2008)
Eset Smart Security 3.0.642
Ad-Aware 2008

Sizin İçin Seçtiklerimiz-2:

Şeftali Yetiştiriciliği
Ekolojik Tarım ve Hayvancılık
Süt Verimini Etkileyen Faktörler
Dört barajda su bitmek üzere
Karbondioksit salımı yüzde 50’den çok artacak
VAN (Wan) Tarihi
Amed (Diyarbakır) Tarihi
İç Anadolu Hakkında Genel Bilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettiş yardımcılığı
2008 yılı icra müdür ve yardımcılığı sınav ilanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz-3:

Siz Hangi Yemeksiniz ?
Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?
Doğum Tarihinize Göre Renginiz!
Bebeklerde Gaz Çıkarma
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Şiddetin genlerle ilişkisi olabilir
Karpuz Viagra Etkisi Yapıyor
Panasonic Sony'yi tahtından etti!
Mehmet Atlı - Wenda 2008
grup seyran - 2008


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Yanıt Son Mesaj
Orta anadolu Kürtleri hakkında !!! önemli bir makale rozarin Genel Kültür 42 10-09-2008 01:51 AM
Nilüfer Akbal: Ben Kürt Müziğinin Dünyaya Açılan Penceresiyim Bendewelat Müzik Sohbet 18 24-01-2008 03:30 PM
Kürt şiirinin, tarihi, coğrafi gelişim ve dönüşüm macerası bercem21 Makaleler 0 26-11-2007 08:23 PM
tarihte kürt isyanlari avci Tarih 0 13-10-2007 12:22 AM
Osman Aydın veya Kürtçe düşünen Kürt Aydını (II) /Ömer Tuku MÊVAN Kitap Özetleri 2 14-02-2007 03:24 PM


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 09:39 AM .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin Version 3.6.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Copyright ©2006 - 2008 Bydigi Forum ®, All Rights Reserved

Bir Forum sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir.
Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir.
Yinede sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, bydigi@gmail.com'a yada İletişim'e bildiriniz.
Mesajınız incelenip, kısa bir süre içerisinde gereken müdahale yapılacaktır.